Prof. Dr. Mümtaz Soysal

Başbakan’in son Lübnan ziyaretinde ne kadar keyiflendiğini fark etmişsinizdir. Aynı keyiflenme o ziyaretin çeşitli aşamalarını televizyonlarda izleyenlerimizde de vardı. Sanki bütün toplum olarak uzun zamandır arayıp da bulamadığımız bir kimliği bulmuş gibiydik.

Pek rahat geldi Lübnanlılık çoğumuza: Arapla Avrupalı arası karma bir kimlik. Ayrıca, karma ölçüde din de var, çağdaşlık da.

Galiba, biz zaten buyduk; Başbakan da öyle düşünüyordu. Ortadoğu havası pek rahat geldi bizlere. Ne iyi, kendimizi zorlayıp Batılı ve çağdaşmışız gibi görünme çabasına gerek yoktu artık. Bir çırpıda bırakabilecektik sanki bütün yapay zorlamalarımızı.

Başkaları daha önce de “eksen kayması” geçirdiğimizi söylemişlerdi; ama pek aldırmamıştık. Çünkü, bizim eksen kaymamız yaklaşık bir yüzyıl önce, Balkanlar’ı büsbütün kaybettiğimiz zaman olmuştu. Osmanlı, vaktiyle Anadolu’da birçok yeri henüz fethetmemişken Rumeli’yi fethetmişti; dolayısıyla oraları Osmanlı için daha eski vatan toprağıydı. O toprağı bırakıp Meriç’in berisine, hatta Anadolu’ya çekilme zorunda kalmak Türk tarihinin en ağır travması olmuştur.

O acıyı aşmak, yaşanan eksen kaymasını ancak daha rahat bir kültür zeminine oturtmakla başarılabilirdi. Ama olmadı; tam tersine, geçen yüzyılın başlarındaki Ermeni ve Kürt isyanlarıyla bunların hemen ardından gelen Mondros işgalleri Rumeli’den çıkarılmış ecdadın yaralarını büsbütün depreştirdi. Dıştan bakanlar, Milli Mücadele’yle hiç değilse Anadolu’yu elde tutabilmiş olmanın yaralı Türk benliğine nasıl iyi geldiğini tam anlayamayacakları gibi, şimdiki Kürt bölücülüğünün Anadolu’ya sıkışmış Türk benliği için ne ölçüde yaralayıcı olduğunu da tam anlayamazlar.

Bütün bunları düşününce, Davos “one minute”iyle başlayıp Filistin muhabbetiyle pekişen ve geçen hafta Lübnan sıcaklığıyla taçlanan gelişmelerin genellikle bu ülkeyi yönetenlerin ve bu ülke halkının psikolojisine niçin bunca iyi geldiğini anlamak zor değildir. AB’nin eski dışlayıcılığı ve ABD’nin yeni soğukluğu yanında Ortadoğu’nun bu kucaklayıcılığı elbet böyle bir rahatlama getirecekti. Kim bilir, belki artık doğal olan bu Ortadoğululuktur bizim için.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.