ABD VE SOYKIRIM TASARISI


Öğr. Gör. M. Törehan SERDAR

“Mehmet Törehan SERDAR” <storehan@hotmail.com>

4 Mart gecesi ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde Ermeni iddialarını içeren soykırım tasarısı oylandı ve bir oy farkla kabul edildi. Benim için sürpriz olmayan, beklenen bir sonuçtu. Her yıl ABD kongresinde ısıtılarak önümüze getirilen bu tasarı, bir gün mutlaka kabul edilecekti. Sonunda kabul edildi. Biz de rahat, onlarda artık rahat bir nefes almıştır.

Komite Başkanı Howard Berman; oylama öncesinde ve oylama sırasında bütün kinini kusmuş, oylama öncesi yaptığı konuşmayla tavrını belirterek delegeleri etki altına almıştır. Oylamayı iki defa geciktirerek tasarının kabul edilmesini sağlamıştır.

Oylamayı TV’den seyrederken, ne kadar büyük bir millet olduğumuzu gördüm. O kadar büyük bir milletiz ki, bizden kuyruk acısı çeken birçok devlet, bizi kınamak için sıraya girmiştir. Sanırım kabul sırası Papua Yeni Gine’ye gelmiştir. Onlarda kınasınlar olsun bitsin.

Oylama öncesi ABD Başkanı Barak Obama’nın “tasarının kabul edilmemesi” yönündeki mesajı okundu. Tam bir komedi, timsahın gözyaşları. Barak Obama değil miydi seçilmeden önce Ermeni Soykırımını kabul edeceğini söyleyen. Oylamadan bir gün önce Obama’nın danışmanı; “Obama’nın görüşlerinde bir değişiklik olmadığı söylemedi mi?” O zaman niye bu kadar telaşa düşmüşsünüz? Adamlar vaatlerini yerine getiriyor.

Bir komedi de oylama sonunda Türkiye’de yaşadık. Aleyhimize çıkan karar tasarısından hemen sonra yetkililerden ilk mesajlar geldi. “Şiddetle kınıyoruz… Kabul edilemez… Ermenistan’la imzalanan dostluk anlaşmasına zarar verildi vs.” gibi demeçler verildi;  tepki olarak Dışişleri Bakanlığı, Washington Büyükelçisi Namık Tan’ı istişare için merkeze çağırdı. Aklıma rahmetli Necip Fazıl’ın;

“Bir idamlık Ali vardı asılsı,

Geçti gitti birkaç günlük fasıldı”

Mısraları geldi. Bu senaryoyu daha önceleri de görmüştük; Fransa, İsviçre, Almanya… kararlarında. Onlara ne yaptıksa, ne kadar tepki verdiysek, ABD’ye de o kadar tepki verilecek. Bir hafta sonra hiçbir şey olmamış gibi “Büyük müttefik… İyi dost ABD” gibi laflarla kaldığımız yerden devam ederiz. Fransa soykırımı kabul ettiğinde; Cezayir’de Fransızların yaptığı soykırımı kabul mu ettik? ABD’nin Irak ve Afganistan’da yaptığı katliamları kınadık mı? Hayır. O zaman ABD’yi protesto etmek, elçiyi geri çağırmak neyi değiştirecek. Bu halkımızın tepkisi azaltmak, halkı avutmaktan başka bir şey değildir. Büyük ve güçlü bir devlet olduğumuz iddia ediliyorsa bunun ispatlanması lazım. Aynı tepkinin o devletlere konulması lazım. Ancak o zaman büyüklüğü anlaşılır. Osmanlının dediği gibi “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe”

Yetkililerimizden yapılan bir açıklama çok dikkatimi çekti. “Bu tasarının kabulü Türk-Ermeni ilişkilerine ve imzalanan dostluk anlaşmasına zarar verir” denmesi. Diğer bir tabirle Ermeni açılımının zarar göreceği söylemi. Ne açılımı beyler, kendinize gelin. Ortada açılım maçılım diye bir şey yok. Ermenistan’la imzaladığımız protokolde: Ermenistan Kars Anlaşmasını, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırlarını kabul ediyor mu? Hayır. Asılsız Soykırım İddiasından vazgeçiyor mu? Hayır. Tazminat ve toprak taleplerinden vazgeçiyorlar mı? Hayır. İşgal ettikleri Azerbaycan topraklarından çekilecekler mi? Hayır. O zaman bu anlaşmanın bize faydası ne? Zoraki nikâh şeklinde yapılan bu anlaşma tamamen bizim menfaatlerimize ters düşmektedir. Bu anlaşma olsa olsa sadece Ermenistan’a yaramıştır. Bu anlaşma ekonomik ve siyasi yönden köşeye sıkışan Ermenistan’a bir derin nefes aldırmış, hava koridoru açılarak Ermenilerin kapandan kurtulması sağlanmıştır. Bu yetmiyormuş gibi 50 bin Ermeni gencine Türkiye’de iş verilmiştir, bizim insanlarımız işsizlikten kırılırken. En önemlisi sınır kapısının açılması gündeme taşınarak Azerbaycan küstürülmüş, Rusya’nın kucağına itilmiştir. Kardeşlerimiz terk edilerek Ermeniler kollanmıştır. Bu Ermeni açılımı bizim için tam bir fiyasko olmuştur.

Asılsız Ermeni iddialarının bir hayal ürünü olduğunu bu kararı alan ABD’deki yetkililer de gayet iyi bilmektedirler. Dost diye bildiğimiz ABD’nin tamamen önyargılı, siyasi olarak, oy kaygısıyla aldığı bu kararla Türkiye’mizin başına ikinci defa çuval geçirilmiş oldu. Böyle dost düşman başına.

Bırak artık dostuz, mostuz hayali,

Gördük işte en dost olan düveli,

Başımıza kim geçirdi çuvalı,

Bir de kıs kıs gülüyorlar kör müsün?

ABD’de bundan sonra ne yapar… Bu tasarıyı hemen Genel Kurula getirmeyecek, bir koz olarak elinde tutacaktır. Sürekli Türkiye’den tavizler isteyerek Türkiye’nin İran, Irak, Suriye ve Filistin meselesine bakışını ABD çıkarları doğrultusuna getirecektir. Afganistan’a muharip güç isterken, Türkiye’den Irak’taki mevcut durumu kabullenmesi istenecektir. Ermenistan’la imzalan protokolün en erken sürede meclise getirilip onaylanmasını talep edecektir. Kısacası bu saatten sonra top ABD’de, istediği an Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak.

Bugünden sonra bizim şapkamızı önümüze bırakıp iyi düşünmemiz lazım. Dostumuzu, düşmanımızı iyi seçmemiz gerekir. Kalleş dostla dost olacağına, düşman mertle dost olmak daha iyidir. Başta ABD ve AB’deki hasım devletlere karşı ülkemizin dişini göstermesi lazım. Kısasa kısas ilkesi benimsenmeli, ona göre tavır takınılmalıdır. Öncelikle elçiliklerimizdeki personellerin başta Ermeni meselesi olmak üzere milli politikalarda eğitilmeleri, bu konularda bilgili ve hassas olan kişilerin elçiliklerde görevlendirilmesi gerekir. En önemlisi de o ülkelerdeki vatandaşlarımızın bilgilendirilmesi, bir çatı altında toplanarak lobi faaliyeti yürütmeleri gerekir. Oy potansiyeli yüksek olan vatandaşlarımız birlikte hareket ettiğinde, ülkemiz aleyhine olan kararlar, ülkemiz lehine dönmeye başlayacaktır.

Bizim bizden başka dostumuz yoktur. Allah yardımcımız olsun.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.