Kategoriler
Türkiye

Ekran Ahlakı ve Müge Anlı Hoyratlığı

Tarafsız, cesur, dobra, yürekli…Bu sıfatlar kime ait? ATV’deki “Tatlı Sert” isimli programın yapımcısı Müge Anlı’ya. Peki, bu sıfatları ona kim layık görmüş? Kendisi layık görmüş. Yani kerameti kendinden menkul şeyhler gibi, Müge Anlı da kendisinde bu sıfatların var olduğunu söylüyor. Çünkü programının fragmanında ekrana bu yazılar yansıyor! Peki, Müge Anlı gerçekten de bu sıfatlara sahip midir? İsterseniz bunu bir örnekle anlatalım:

25 Ocak 2010 günü Ankara’da bir cinayet işleniyor ve S.A. adında bir kadın bıçaklanarak öldürülüyor. Olay henüz polis sorgusu aşamasında iken ve henüz deliller toplanıp incelenmeden ve muhakeme aşamasına geçilmeden ölenin yakınları cümbür cemaat soluğu TV ekranlarında alıyor. Tarih 8 Şubat 2010. Yalanın, iftiranın ve çelişkinin bini bir para. En çok suçlanan ve mağdur edilen de ölen bayanın yan komşusu olan bir kadıncağız.

Efendim “Neden yan dairede işlenen cinayetin seslerini duymamışmış? Neden bildiklerini ve gördüklerini anlatmıyormuş? Neden sürekli ifade değiştiriyormuş?” Aslında yok böyle bir şey. Yani kadının ses duyduğu filan yok! Sadece bir “ıııh” sesi duymuş, ancak onun da kime ait olduğunu bilmiyor.

Ancak ekranlara çıkan maktule yakınları, “Kırılan vazo sesi duymuşsun! Oynaşma sesleri duymuşsun! Emniyetteki ifadende bunları söylemişsin!..” diyerek kadıncağızı suçluyorlar. Program yapımcısı Müge Anlı da onlara uyup, kadıncağızın çelişkili ifadeler verdiğini söylüyor. Aslında maktulenin yakınları, kendi öz anneleri, kardeşleri ve eşleri olan maktuleye iftira attıklarının farkında bile değiller. Çünkü maktulenin yakınlarının hedefindeki komşu, asla böyle bir şey demiyor. Ne Emniyet’te, ne de bir başka yerde…

Ekrandaki maktule yakınları, programın ilk bölümlerinde, “Evin bütün bölümlerini aradıktan sonra maktulü evin banyosunda bulduklarını ve kadının banyoda öldürülerek kanının banyo deliğinden akıtıldığını” söylerlerken, daha sonra ifade değiştirip, “Evin bütün odalarında kan izleri bulunduğunu ve kadının bir boğuşma neticesinde öldürüldüğünü…” söylemeye başlıyorlar. Yani programın ilk bölümlerindeki beyanlarında odalardaki kandan eser yok! Sonraki beyanlarında ise evin her tarafı kan revan içinde! Her taraf karıştırılmış ama ne gariptir ki; ortada çalınan bir şey yok! Nakit paralara bile dokunulmamış!

Boğuşma ve kovalamaca senaryosu uydurulunca, bu sefer boğuşma esnasında çıkması muhtemel gürültüler gündeme geliyor. E tabi gürültü olunca birilerinin de bu gürültüyü duyması gerekiyor! İşte bu noktada “vurun abalıya” misali yan komşu koro halinde suçlanmaya başlıyor; “Vay sen gürültüleri ve çığlıkları nasıl ve neden duymazsın?”

Hiç kimse de ortaya çıkıp bu koroya sormuyor: “Madem yan komşu bir şekilde bilgi saklıyor, o zaman diğer yan komşu ve üst komşular neden hiçbir ses duymuyorlar? Yan apartmanlarda oturanlar neden hiçbir gürültü duymuyorlar?” Yani, hiç kimsenin aklına, bu cinayetin muhtemelen sessiz bir ortamda, yani maktulün öncelikle sesi kesilerek öldürülmüş olabileceği gelmiyor! Koskoca Prof. Dr. Arif Verimli ve 40 yıllık avukat Rahmi Özkan da düşünmüyor bu ihtimali. Sayın Verimli, “Bu şekilde işlenen cinayetlerin sayısının az olduğunu” söylüyor ama söz konusu cinayetin de o azlardan birisi olabileceğini nedense görmezden geliyor. Muhtemelen programda konu sıkıntısı çekmeme düşüncesiyle işi sündürdükçe sündürüyorlar ekip olarak. Ta ki kendilerine yeni bir cinayet konusu bulana kadar…

Maktulenin yakınları, ilk bölümlerde “Katilin kendilerini yakından tanıyan, hatta içlerinden birisi de olabileceğini” söylerken, daha sonraki bölümlerdeki konuşma ve tavırlarıyla ısrarla suçu yakın çevrelerinden uzaklaştırma çabasına girişmiş bulunuyorlar. Söz ve tavırlarıyla, sanki suçun aydınlanmasını ve suçlunun ortaya çıkmasını istemiyor gibiler. Aslında Müge Anlı ve ekibi de bal gibi bunun farkında ve aile fertlerini stüdyodan kovmak için can atıyorlar! Ancak kör olası reyting kaygısı ve reklam geliri hırsı, şimdilik onları frenliyor.

Aslına bakarsanız bilgi saklamakla suçlanan yan komşu kesinlikle doğru söylüyor ve ifadeleri kesinlikle tutarlı. Televizyona bağlanıp söyledikleri ile Emniyet’te söyledikleri birebir aynı. Ekranlarda “Emniyet’te şöyle demişsin” denilerek söylenenlerin hepsi uydurma ve tuzak cinsinden şeyler. Bunların tamamı, seyirciyi meraklandırıp programın izlenme oranını yükseltmeye ve belki de uzmanları yanıltıp adaletin gerçekleşmesini engellemeye yönelik manevralar. Ekrandan söylenenlerin çoğu, uydurulan senaryonun acemice söylenen replikleridir. Emniyet güçlerimizin, bu tuzağa ve bu türlü savuşturucu manevralara aldanmayacağına yürekten inanıyorum.

Bütün bunları nereden mi biliyorum? Biliyorum; çünkü bilgi saklamakla suçlanan yan komşu, benim biricik kız kardeşimdir. Bu konuda kendimden şüphe ederim, kardeşimden asla!
***
Sayın Müge Anlı, hazırlamış olduğu programla hangi amaca hizmet ediyor, ayrıca bu konudaki yetkiyi kimden ve hangi güç odağından alıyor bilmiyorum! Ancak Müge Anlı’nın hazırlamış olduğu programla bir sürü uydurma senaryoların ekranlarda ustalıkla oynanmasına fırsat veren bir televizyoncu olduğu kesindir. Çünkü daha önce programına inkârcı katilleri bile çıkarmıştır hanımefendi. Günlerce programına konuk ettiği bazı insanlar, daha sonra olayların asıl faili çıktığında apışıp kalacağına ve tövbekâr olacağına, o, aynı şekilde programlar yapmaya ısrarla devam etmiştir. Reyting ve reklam gelirinin nelere mal olduğunu bizzat yaşayarak ve ibretle seyrediyoruz aslında.

Müge Anlı, 10 Şubat 2010 günü yayınlanan bölümde telefonla bağlanan kardeşimin “Sözlerimi keserseniz bir daha kesinlikle konuşmam” şeklindeki sözleri karşısında “Ben tehditlere gelemem, hiçbir tehdide pabuç bırakmam!” anlamında laflar ederek bir nev’i efelik yaptı ve kestirip attı. Ancak aynı Müge Anlı (nın sekreteri), 0212 639 55 83 nolu telefonundan sadece 16.02.2010 günü kardeşimi tam 9 kere aramış bir televizyoncudur. Saatleri mi? Söyleyelim: 09.42.03, 09.42.26, 09.44.35, 09.44.58, 09.45.07, 09.45.41, 09.49.11, 10.36.00, 10.36.35

Peki, bunun adı taciz değil de nedir? Siz polis misiniz, hâkim misiniz, savcı mısınız, jandarma mısınız be kardeşim? Siz bu yetkiyi ve bu gücü nereden alıyorsunuz? Ekranlara çıkardığınız acılı insanları, üzüntü içinde ne dediklerini bilmez bir şekilde konuşturmak suretiyle, aynı anda birden çok suç işlettiğinizin farkında mısınız? İnsanlar lüzumu halinde gider bu ülkenin polisine ve mahkemesine bilgi verir. Size konuşmak zorunda olmadıklarına göre, neden insanları konuşmak zorunda bırakmak için cevap hakkı doğuracak şekilde davranıyorsunuz? Siz ne hakla zırt pırt arayarak ya da muhabir ve kameramanları insanların kapılarında nöbetçi dikerek insanların yaşama özgürlüklerini ellerinden alıyorsunuz?

Bakın sizin hoyratça davranışlarınız yüzünden bir aile kışın tam da ortasında büsbütün mağdur olmuş bulunmaktadır. Yan komşu olarak ekranlardan demediğinizi bırakmadığınız kardeşim, maktulenin yakınlarından yönelen açık ve gizli tehditler (bu tehditler bazen program sırasında ekranlardan alenen yapılmaktadır) sebebiyle tam 20 gün evine giremedi, arkasından bedava oturmuş olduğu evini (ev başka bir kardeşimize aittir) terk ederek 375 TL. kira ödemek suretiyle kiralık eve çıktı. Çocukları okula gidemedi ve çocuklarını başka okullara nakletmek zorunda kaldı. Nakliye ücreti ödedi. Uzun süre oturacağını düşünerek sizin tacizleriniz sonucu tahliye ettiği ev için bir sürü sabit yatırım yaptı ve ancak 6 ay oturabildi. Şimdi bu insanların mağduriyetlerini kim nasıl giderecek? Ruhlarında açılan yarayı kimler nasıl kapatacak? Sizin TV ekranlarında yapmış olduğunuz hedef göstermelerle bu aile fertlerinden birisi herhangi bir zarar görürse bunun vebalini kim nasıl ödeyecektir? Kazara kardeşimin ailesinden birisinin başına istenmeyen herhangi bir şey gelirse, öncelikle ekranlardaki aile fertleri gözaltına alınmayacaklar mı? Müge Anlı ve konuğu olan aile, bütün bunları acaba hiç düşünmezler mi?

Şimdi buradan bütün akıl ve iz’an sahiplerine soruyorum: Bütün bunlardan sonra, Sayın Müge Anlı’ya, tarafsız, cesur, dobra ve yürekli diyebilir misiniz? Sahi bu televizyoncular arasında “Ekran Ahlakı” diye bir şey yok mudur? Müge Anlı, hemen her gün “Emniyetteki ifadenizde şöyle demişsiniz” gibisinden laflar ediyor. Peki, Emniyet neden ortaya çıkıp da “Hayır, öyle bir şey demedi” demiyor. Ya da eğer dediyse, Emniyet, neden Müge Anlı’yı “Sayın Müge Anlı, delilleri ve ifadeleri ekranlardan ifşa etmeyiniz!” diye ikaz etmiyor? Bu konuda başvuruda bulunduğumuz Emniyet, RTÜK ve ATV Genel Müdürlüğü neden olaya müdahale etmiyor? Bu ülkede, masum ve mağdur insanları Müge Anlı’nın pençelerinden kurtaracak bir makam ve mevki yok mudur? Ne olur söyleyin, biz derdimizi kimlere anlatalım?

Bu ülkenin bütün akıl ve iz’an sahiplerine tekrar soruyorum: Sizler, siyasi ve askeri suçların ve suçluların bir gazete vasıtasıyla, en ağır cinayet suçlarının ve suçlularının ise “GENEL İZLEYİCİ” ye hitap ettiği söylenen bir TV programınca araştırılıp sonuçlandırılmaya çalışıldığı bir ülkede yaşamak ister misiniz? Açık söylüyorum; ben asla istemiyorum! Ancak bu ülkede yaşamaya mecburum. Çünkü ülkemi ve milletimi çok seviyorum. Kendimi Türkoğlu Türk ve bu ülkenin 72 milyon nüfusuyla eşit haklara sahip gerçek sahibi olarak hissediyorum. Çünkü benim ailem bu ülke için şehit vermiş bir ailedir ve damarlarımdaki kanda şehit dedemin genlerini taşıyorum.

16 Şubat 2010
Ömer Sağlam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.