Kategoriler
Hüseyin Mümtaz Türkiye

KUZEYDEKİ OLUŞTURUCU DEVLET VE ONUN SON BAŞKANI


Bayram da geçti… Sırada yılbaşı var.. Şimdiden işyerleri ve devlet dairelerinde çalışanlar birbirlerine ufak hediyeler alıyorlar.. Yılın son günü yapılacak olan “partide” verecekler.

Ekim’in son günü Lefkoşa’daki “Cadılar Bayramı” çılgınlığını yaşamış bir dünyalı olarak bu hediye faslı beni hiç şaşırtmıyor.

Ama Rum tarafından gelen haberlere göre, “hediyenin asıl büyüğü” meğer daha torbadaymış..

Demek oluyor ki, “Ey kuzeydeki embedilmiş sendikalar, bayram geçti.. Artık kumda oynayın..”

Güney’de yayınlanan “Cyprus Mail” bile çatlayan alın damarlarını görmezden gelemiyor; “Türk sendikalar inanılmaz nankör” başlığını atıyor.

Cyprus Mail (1 Aralık 2009): “Türkiye Kuzeye yılda 500 milyon Dolar veriyor ve maaşları ödüyor. Peki, olası bir çözümden sonra Ankara ile Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğinin bağları kalmadığı zaman ne olacak? Kıbrıs Türk memurlarının yükünü kim çekecek? Rum halkı, olası bir çözümden sonra KKTCdeki kamu görevlilerinin maaşlarının ödenmesine katkı yapmak istemiyor” diyor..

Yazıda özetle şöyle dendi;

“Merkez Bankası eski başkanı Hristodulos Hristodulu çok önemli bir hususu gündeme getirerek Rum halkının, öngörülen federal düzeni finanse edebilmek adına yaşam standartlarında gerçekleşecek olan düşüşe razı olmayacağını açıkladı. Oluşturucu devletçiklerden herhangi biri karşılayabileceğinden fazlasını harcamaya başlarsa merkezi hükümet tarafından mı kurtarılacak? Şayet Türk oluşturucu devletçiği Kıbrıslı Türk memurların maaşlarını ödeyemez duruma gelirse, bu yükü kim karşılayacak? Bu konu, herhangi bir anlaşmaya varılmadan önce müzakere masasında görüşülmeli, çünkü bu, dönüşümlü başkanlıktan bile daha büyük bir engel teşkil edebilir.”

“Sekiz gün önce Kıbrıslı Türk eylemciler Kuzeyde Meclise yürüdüler ve kamu çalışanlarının gelirlerini düzenleyecek olan yasanın onaylanması için o esnada yapılmakta olan Meclis Genel kurulunu alt üst etmek istediler. Söz konusu yasa mevcut kamu çalışanlarının yaşam standartlarını etkilemeyecek olmasına karşın, protesto gösterisi tasarıya karşı çıkan sendikalar tarafından organize edildi. Devlet memurlarının gelirleri aşırı düzeyde yüksek olduğu ve kamu dengesi gereği düşürülmesi gerektiği için, yasa kamu sektöründe yeni işe girecek olan çalışanların gelirlerini düzenlemeyi öngörüyor. Kuzeye yılda yaklaşık 500 milyon Dolarlık yardımda bulunan Türkiye hükümeti, maddi desteğin devamını maaşların düşürülmesi şartına bağlamıştı. Kıbrıs Türk sendikalarının tepkileri siyasi içerikli olsa bile, oldukça şaşırtıcı ve inanılmaz derecede nankörlük boyutlarına ulaşıyor. Güneyde olduğu gibi Kuzeyde de devlet memurları özel sektör çalışanlarına oranla oldukça yüksek olan gelirlerinin vazgeçilemez kazanılmış hakları olduğunu düşünüyor. Kuzeyin kamu maliyesi Kıbrıslı Türk memurların giderlerini karşılayamayacak kadar zayıf duruma düştüğünde ise söz konusu ayrıcalıklarının Ankara tarafından karşılanmasını talep ediyorlar. Peki, olası bir çözümden sonra Ankara ile Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğinin bağları kalmadığı zaman ne olacak? KKTC ekonomisinin daha zayıf kalacağı da düşünüldüğünde, Rum vergi mükellefleri, her iki taraftaki devlet memurlarının parazitleşen maddi yükünü karşılamak zorunda mı kalacak?”

Zurnanın zart dediği yer işte tam da burasıdır kıymetli okuyucu ve gözlerin artık açılmazsa hiç açılamayacağı noktadayızdır..

Altı çizili satırları bir daha okuyun lütfen:

1.Oluşturucu devletçiklerden herhangi biri karşılayabileceğinden fazlasını harcamaya başlarsa merkezi hükümet tarafından mı kurtarılacak?

2. KKTC ekonomisinin daha zayıf kalacağı da düşünüldüğünde, Rum vergi mükellefleri, her iki taraftaki devlet memurlarının parazitleşen maddi yükünü karşılamak zorunda mı kalacak?”

Güldürmeyin adamı… Kuzeyde “karşılayabileceğinden de fazlasını harcamaya programlanmış” değil, “ekmek elden-su gölden” ekonomisi mevcuttur.

Suyumuz  tuzlandı ama ekmek anavatandan…

Kabul… Ana, yavrusuna  yemez yedirir, içmez içirir.. Giymez, giydirir…Aç-açıkta bırakmaz..

Ama, “haçana bir?”..

“Yavru”, (öncesini saymayıp, doğumu 1974 kabul edersek) maşallah 35 yaşını ikmal etmiş durumdadır..

Ama beyimiz (kızımız) halâ anasından süt emmektedir..

Emmekten öte bu yaşta, “Tabii emzirecek” anlayışındadır..

Hâttâ hem emip hem söven durumundadırlar; ana muhalefet CTP ve güdümündeki embedilmiş sendikalar “Ne paranı, ne askerini… Barra!” anlayışındadırlar.. Cehenneme düşseler, “Odunumuz yaş” diye şikâyet eden anlayıştadırlar..

İşte tam da burada “üvey ana” faktörü devreye giriyor..

Üvey ana diyor ki; KKTC ekonomisinin daha zayıf kalacağı da düşünüldüğünde, Rum vergi mükellefleri, her iki taraftaki devlet memurlarının parazitleşen maddi yükünü karşılamak zorunda mı kalacak?”

Üvey ana, “birleşildiğinde”; “KKTC ekonomisinin daha da zayıf düşeceğini” biliyor, öngörüyor..

Çünkü “üvey analık” yapacak.. Önce kendi yiyecek, içecek, giyecek, gezecek, tozacak..

Ama üvey ana bile asıl anneye karşı yapılan bu kadirbilmezliğe isyan ediyor; “Kuzeye yılda yaklaşık 500 milyon Dolarlık yardımda bulunan Türkiye hükümeti, maddi desteğin devamını maaşların düşürülmesi şartına bağlamıştı. Kıbrıs Türk sendikalarının tepkileri siyasi içerikli olsa bile, oldukça şaşırtıcı ve inanılmaz derecede nankörlük boyutlarına ulaşıyor” diyor.

Sonuçta nereden bakılırsa bakılsın türküdeki gibi “Yolun sonu görünmüştür”..

Cyprus Mail’in bu uyarısından sonra, tarihi her gün biraz daha ötelenen muhtemel bir referandumda “o” sendikalar bile halâ “yes be annem” diyebilecekler midir?

Bu; uykudaki aymazları uyandırması gereken “ikinci tokat”dır..

Bilindiği gibi, büyük bir gayret ve telaşla referandumla özdeşleştirilmeye çalışılan “KKTC Cumhurbaşkanlığı” seçim sürecindeki “ufak” bir ayrıntı “ilk tokat”tı ve hem başkaları tarafından, hem de tarafımızdan defalarca irdelenmişti..

Geçmişte kalan “önemsiz” bir ayrıntı.. Ufak ama mide bulandıran..

Şu anda Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturmakta olan zat; “1983’te KKTC ilân edildiğinde (muhalif çaresizliğimden. HM) ağlamıştım” demişti..

Bu itiraf, her şeyi bir yana bıraksanız bile; “Ben kuruluşuna inanmadığım devleti pazarlamak için görevdeyim. Görevim, bu devleti Rum’a teslim etmektir” demek değil midir?

Bu iki okkalı “tokat”tan sonra 1. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Talât’a ve 2. Referandum’da Rum’la “oluşturulmaya” “EVET” diyecek insan var mıdır, kalmış mıdır acaba Kıbrıs’ın kuzeyinde?

KKTC’den vaz geçip “Oluşturucu devlet” seviyesine indirgenmeye ve Talât’ı “Son Cumhurbaşkanı” olarak seçmeye hazır mısın ey Kıbrıs Türkü?

Meğer ne bahtsız devlet-millet mişsin?

26 yıllık kısacık ömründe bir “Kurucu Cumhurbaşkanı”, bir de “Oluşturucu-Son Cumhurbaşkanı” mı seçeceksin?

Cevabın 2004’den farklı olarak bu sefer dosta düşmana ders ve cümle âlemin kulağına küpe olacak kocaman bir “HAYIR” ise…

DEVLET’ten yana olan, Anavatan’dan ve onun askerinden vaz geçmeyen Eroğlu’nu… önce Cumhurbaşkanlığı’na ikna et…

Sonra da SEÇ.. 4 Aralık 2009

57’İNCİ ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERLERİYİZ

Hüseyin MÜMTAZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.