Kategoriler
Türkiye

ÇATIRDAYAN KÜRESEL STRATEJİ

ergun ozgen [ergunozgen@superonline.com]

TURKISH FORUM DANISMA KURULU UYESI

Tek Kutuplu dünya oluşumu konusunda özellikle Bush  yönetimi döneminde ivme  kazanmış olan süreç, yeni bir boyuta taşınmaya  başlamıştır.  Konu  daha ziyade, tek para birimi üzerinden  küresel kontrolun  politik hedeflerine  yönelik bir stratejinin safhalarına  oturtulmak istenilmişse de  gelişmelerin  arzu edilen hedefe ulaşamadığını göstermiştir….

Tek  kutuplu dünya stratejisinin küresel hedeflerini elde etmeye yönelik  uygulama özellikle

* Tek  para  birimi ekseninde dolarize bir  kontrolun küresel etkinliğini,

* Tek lisan üzerinden İngilizce’nin küresel etki alanlarının genişletilmesini,

*  Evangelist inanç sisteminin  kontrolunda  Moon tarikatı üzerinden  Konfüçyan alanda etkinin  sağlanması, ayrıca,  islam dünyasında da Fetullah hareketi üzerinden  ılımlı islam  modeli ile,  belli inanç alanlarında    Tek Kutuplu stratejinin  küreselliğine destek sağlanması….

Bu küresel stratejinin  etkinlik kazanmasında  öncelikli çıkış  noktasının  gene küresel finans kapitalin siyasi coğrafyada mutlak etkinliğinin  sağlanmasından geçtiği görülmektedir . Ancak  ön  görülen hedeflerin  bu süreçte finansal yönden  hedefinden saptığı da izlenmektedir..

Önce  Maastrich Anlaşmasıyla devreye giren  Euro (Avro) amaçlanan  finansal stratejinin  küresel yapısındaki ilk  çatlağı oluşturmuştur.

ABD.   sanal ekonominin ortaya çıkardığı  finansal kriz  dolar ekseninde ön görülen  bir küresel  etkinliği de tartışılır duruma getirmiştir…

Bu krizin getirdiği sorunların , küresel boyut kazanması sonucunda, siyasal yapıda ki arayışları da ortaya çıkarmıştır. Bunlardan;

*Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Umman ve Bahreyn’in 1 Ocak 2010 itibaren  El Halici  adı verilen bir ortak para birimini   hedefledikkleri  görülmektedir…,

* Latin Amerika ‘nın kendi  ekonomik alanı içinde yeni bir yapılanmayı amaçladıkları izlenmiştir…

* Bu bağlamda, Arjantin’in Çin’den  10 milyar dolar karşılığı  70 milyar yuan aldığını ve aralarındaki ticaretin bu para birimlerine göre yürütüleceği ifade edilmiştir…

* Rusya Federasyonu, Kazakistan, Beyaz Rusya, Kırgızistan, Tacikistan aralarında Avrasya ortak para birimine geçiş konularına  çalışmalar yapıldığı basına yansımıştır…

*Çin’in, ayrıca Asya Pasifik  bölgesinde  yeni bir para birimi konusunda  ön görülerinden bahis edilildiğne ilişkin görüşler de medyada yer almıştır…

* Ayrıca Çin’in  Brezilya ile ticaretinin  Yuan üzerinden yapılacağı belirtilmiştir…

* Türkiye ile Rusya Federasyonu  aralarındaki  ticaretin Ruble, TL. üzerinden yapılması konusunda  anlaştığı da  gündemde yer almıştır…

*Aynı şekilde, Çin Büyükelçiliği  müsteşarı  tarafından Türkiye ile  Çin arasındaki ticaretin ,Yuan ve TL üzerinden yapılabileceği konusundaki  bir önerisi de   söz konusu olmuştur…

* Son gelişmeler içinde, Haziran 2009 ayı ortalarında “BRHÇ” Brezilya, RF. Hindistan ve Çin’in  iştiraki ile yapılması düşünülen ekonomik zirvede, dolar yerine  yeni bir para biriminin  yer almasının ön görüleceği anlaşılmaktadır…( Bu yakınlaşma ile eş zamanlı  olarak Hindistan ve Çin hudut bölgesinde  bazı ihtilafların çıkmış olması da anlamlıdır!!!)

* Bir diğer   yönden Beyaz Rusya, RF ve kazakistan’ın  aralarında bir gümrük birliğne gidecekleri, Putin’in  Dünya Ticaret Örgütüne  bir şekilde rest çektiği de  ortaya atılan haberler içindedir… Bu bağlamda,  gene Rf, Kazakistan ve Ukrayna’nın aralarında   buğday birliği  oluşturacakları  da aynı haberlerde yer almıştır!!!

İzlendiği kadar  doların  dünya rezerv para birimi olarak Bretton  Woods’tan  bu  yana süre gelen  etkinliği,  Avro’nun devreye girmesi ile sorunlarla  karşılaşmıştır . Daha sonra da küresel finansal krizin  ortaya çıkardığı ekonomik sarsıntılar  nedeniyle bu süreç   dünya ülkelerini  yeni arayışlara  yönlendirmiştir….Ortaya çıkmakta olan görüntü, finansal yapılı  küresel  stratejinin  ilk çatırdılarını da oluşturmuştur!!!  Irak’ın  haksız işgali,  dünya ülkeleri yönünden  büyük bir  rahatsızlığa neden olduğu kadar yeni  güvenlik arayışlarını da  zorunlu kılmıştır….

Bu süreç bir taraftan yeni güç dengeleri arayışlarına neden olurken diğer yönden de,  küresel finans üzerinden etkinlik sağlamayı  amaçlayan  politikalar  ve  stratejilerine  karşı çeşitli ülkelerin  mukabil  stratejiler oluşturmalarına neden olmuştur…..

Finansal yönden geliştirilmeye çalışılan  ortak görüşler içinde yeni bir para birimine geçilmesine ilişkin görüşler  Mart 2009 ortalarında Obama tarafından  red edilmiştir!! Ancak  gene de çeşitli ülkelerin  farklı para birimleri üzerinden  ticaretlerini geliştirmelerine  bu yaklaşımın  şimdilik etkili olamadığı  da izlenmektedir….

2 Nisan 2009   G.20 ler toplantısından önce George Soros  zirvede  mevcut görüş aykırılıklarının  giderilmemesi durumunda  ekonomide bir çöküşün yaşanacağına ilişkin beyanı  dikkatlere çapmıştır. Belirtilen tarihte  Londra da  yapılan  G 20 zirvesinde alınan  kararlar  hatırlandığında,

* Ortaya çıkan güvensizliği  kaldırma, istihdam  yaratarak büyümeyi  yeniden sağlamak

* Finansal  sistemde ki  yapısal bozukluğu gidermek, borçlanmayı   yeniden düzenlemek,

* Finansal yapıdan kaynaklanan  sorunları, giderek kaybolan güveni, yeniden sağlamak,

* Gelecekteki  krizleri de karşılayacak şekilde  gereken fonları sağlamak, uluslar arası finansal kurumları reforme etmek,

* Korumacılığı    red ederek, küresel ticareti ve  yatırımları teşvik etmek,

* Bütün ülkeleri kapsayacak şekilde çevre dostu ve sürdürülebilir  bir iyileştirmeyi sağlamak!!

G- 20 toplantısında alınan kararların  uygulama alanı gene de tartışmalı kalmaktadır. Bu  bağlamda,  BM. Genel Kurul Başkanı Miguel D’ escoto Brockmann’ın   zirvenin başarısız olduğu, dünya için yeni bir mali ,ekonomik ve ticari yapının  ortaya çıkmasının önemli olduğunu, bunun için de G-20 ayrı olarak   BM. Genel Kurulunda  G-192  ler olarak  yeni bir zirveyi  önerdiği izlenmiştir!!!

Gene, G- 20  zirvesinden sonra Mayıs 2009 içinde  “ Bill Gates, Warren Buffett, David Rocfeller vb.”  zenginlerin  bir araya gelerek  konuyu kendi aralarında  ele aldıkları da dış basında dikkate çarpmıştır…

Ortaya çıkmış bulunan küresel finans kapital  çöküşünün  sorumlusu olarak   görülen  Wall Street’in  yetkilileri hakkında 1933 krizinden bu yana en  kapsamlı soruşturmaya muhatap olacakları , Bloomberg’deki bir haberde  görülmüştür!

Bu bağlamda, küresel  kizden sorumlu olanlar kapsamında,  Mortgage yöneticilerinden Angele Mnonzilo, Bankacılık Komitesi Başkanı Phil  Gramm, Federal Rezerv Başkanı Alan Greenspan,  Lihman  Brothers, Merrill Lynch denetleme yetkisine sahip olmasına rağmen bu denetlemeleri yapmamış olan Chris Cox ‘un , sorumlu olarak adlarının  yer aldıkları   ve bu listenin de oldukça kabarık olduğuna ilişkin haberler gene  dış basında ayrıca yer almıştır!!!

Küresel finans kapitalin tek kutuplu dünya satratejisinin giderek çok kutuplu bir yapıya kaymasında, finansal merkeziyetin dolar alanlarında diğer para birimlerinin yer almaları ile  çatırdamaya başladığnın işaretlerini  görmek mümkündür..

Güç parametreleri   içinde  ağırlığın ekonomik güçde olduğu bilinmektedir. ABD. bunu  giderek sanal ekonominin  olmayan değerleri üzerine inşa etmiş olduğu içindir ki,  bu krizin merkezini  oluşturmuştur. Zira, finansal yapıdaki çatırdı  başta ekonomik güç olmak üzere diğer güç parametreleri üzerinde de  olumsuz etkileri meydana getirmektedir

.

Stratejik hedefler içinde,TEK KUTUPLU DÜNYA ancak, tek para  biriminden, tek lisana  ve oradan da tek inanca yönelik merkezi bir küresel kontrol sisteminin  başlangıç noktası olan finansal gücün zaafa uğramaması durumunda söz konusu olabilecektir! Ancak gelinen nokta statejik hedefden  giderek uzaklaşıldığını  işaret etmektedir… Ortaya çıkan siyasal ve  finansal ayrışma çok kutuplu dünyaya dönüşün sinyallerini vermekte olup, tek kutuplu  küresel stratejideki  çatlak giderek büyüyecek gibidir…

İnanç birliği bağlamında  II. Vatikan Konsili’in  hedefleri  istikametinde bir diyalog amaçlanmış olmakla beraber, özellikle 2001 den itibaren Avronun  rezerv para alanlarında yer almasından sonra  dolar merkezli Evangelist ve Wall Street   anlayış ile  Vatikan’ın da merkezinde bulunduğu  Avro merkezli  finansal anlayış arasında önemli bir kırılma olmuştur….. Samuel   Huntıngton’un siparişe dayalı  medeniyetler çatışiması  tezi, Vatikan’ı  daha da Evangelist cizgiden uzaklaştırmış, aksine  İran ve Vatikan arasında bile yakınlaşma oluşmuştur…Bir diğer ifade ile,   Evangelist, Siyonist  politkalarına karşı,    dolar, avro çatışmasından doğan bir menfaat  karşıtlığı hasıl olmuştur!!! Genel anlamda, küresel strateji de inanç birliği konusunda ayrı bir   çatlak oluşmuştur…

Konu bir diğer yönü ile özetlendiğnde;

* Teolojik  amaçlı evrensellik EKÜMENİK  hedefler doğrultusunda önce  ele alınmıştır.

* Finansal etkinlik  ise, küresel ekonominin tek para birimi hedefline göre ön görülmüştür.

* Tek para birimi üzerinden amaçlanan da  TEK KUTUPLU DÜNYA  olmuştur…

* Evangelik anlayış içinde  Vatikan Avro alanlarında yer alırken, bu stratejinin Evangelist kanadı  dolar alanlarında kalmıştır

* Avro/ dolar ayrışması,  küresel finansın kullanmak istediği  teolojik bütünlüğünü diğer yönden bozmuştur.

* Küresel finansın giderek  küresel düzeyde  etkinliğinin  zaafa uğraması,  küresel stratejiyi de  geriletirken ve ekonomik krizleri yaygınlaştırırken, güvenlik arayışına giren  ülkeleri bu süreç  tekrar   ulus devlet anlayışına  yöneltmiştir…

* Özetle, bu diyalektik  küresel sermaye ile ulus devletlerin  çatışmasını yaşamaktadır!!!

Bir diğer yönden, ABD’in Irak’ta geçirdiği  işgal süresi  ise,  bu ülkenin güvenirliği konusundaki şüpheleri  dünya genelinde çoğaltmıştır. Ayrıca, Afganistan üzerinden Pakistan’ın Belücistan bölgesine bakış ve yaklaşımı,  Pakistan’daki kaygıları giderek arttırmaktadır. Belüç bölgesinin Pakistan’ın  topraklarından ayırarak, bu coğrafyayı  ABD kontroluna almasına yönelik muhtemel yaklaşım, Pakistan yönünden kabul edilemiyecek bir husus olmaktadır. Halen Şanghay İşbirliği’nde gözlemci statüsünde  bulunan Pakistan’ın , üzerine gelecek baskıları azaltması için tam üyelik  yollarına kayması da ihtimaller içindedir… Bu da ABD karşıtı  bir durumu bölgede daha da  etkin kılabilecektir!!!

ABD’nin Irak cephesindeki yükü  hesaplandığında, Afganistan’daki  diğer cephenin genişliği ile birlikte etki ve kontrol alanlarındaki maliyetin de artacağı gözden kaçmamaktadır..

Finansal açıdan yaşanan küresel kriz paralelinde, ülkelerin rezerv para konumundaki  yaklaşımları da dikkate alındığında, çeşitli  ülkelerin değişik para birimleri üzerinden ticaretlerini geliştirmelerinin yaygınlaşması  durumunda ,  FED’in eskiden olduğu gibi  para basarak  finansal çözümler üretmesi de  imkan  dışında kalabileceği  gibi, İMF ve Dünya Bankası  da uluslar arası zeminde diğer yönden  önemli bir insiyatif kaybına  uğrayabilecektir…

Bu  küresel dönüşüm nedeniyledir ki, K.Kore Lideri, ABD’in  içinde bulunduğu koşulları dikkate alarak  nükleer  ve uzun menzilli füze denemelerine peş peşe  cesaret edebilmekte ve BM yaptırımlarının artması durumunda ise, askeri çözüm yollarına yöneleceğine ilişkin  beyanlarda bulunabilmektedir …

Küresel stratejinin çatırdılarının  hissedildiği bu süreçte, ABD Irak’taki kuvvetlerini 17 ay sonra geri çekmeyi amaçlamakta iken, 2009 Haziranının sonuna kadar şehirlerdeki kuvvetlerinin ani olarak şehir dışlarına  geri çekme  konusunda karar değişikliğine gitmesi  ilginçtir… Her ne kadar  ABD kuvvetlerinin 31 Aralık 2011 kadar  bölgede kalması konusu ön görülmekte ise de,  Afganistan ve Pakistan bögesindeki gelişmeler ile   K. Kore bölgesinde ki  muhtemel  oluşumlar,  konuya ilişkin görüşler  üzerinde  değişikliklere neden olabilecektir!!!

Ayrıca , önümüzdeki dönemde, ABD. Irakta tesis ettiği üslerde bırakacağı askerlerden ayrı olarak,  Irak’tan çekeceği  kuvvetlerin bir bölümünü Afganistan’a intikal ettiriken diğer kuvvetlerini de, Kuzey  Korenin muhtemel  oldu bittilerine karşı  ihtiyatta  bekletebileceği de akla gelmektedir !!!

Hatırda tutulması gereken hususlardan biri de, ABD’in halen silah altında tuttuğu  askeri gücün 1.400.000  civarında olduğudur.  Dünyanın muhtelif bölgelerine yayılmış bulunan  askeri üslerindeki  birlikleri de dikkate alındığında  fiilien cephe görevi üslenecek olan vurucu kara gücün   mevcudu %15 olarak kabul edilmektedir… Bu durumda, ABD mevcut gücünü fazla dağıtmak gibi bir yanlıştan kendini  muhtemelen koruyacaktır…

Kısaca, küresel oyundaki ortaya çıkmakta olan  bu denge kaymaları nedeniyledir ki,bölgemizdeki  PKK yapılanmasındaki acelecilikde  de , ABD’in  siklet merkezini doğuya kaydırmasından önce Türkiye üzerinde ön gördükleri  hesaplarıdır….Güncelleştirilen  baskı yoğunlaştırarak  DTP  üzerinden  isteklerinin siyasallaştırılmasının sağlanmaya çalışılması bu sürecin sonucudur !!! Zira, birkaç sene sonra kuzey  Irak  oluşumu kadar, PKK ve onun  siyasal bağlantılarının stratejik derinliklerinin  oldukça azalacağı sürpriz olmayacaktır!!!!

Adım adım çok kutuplu dünya yapılanmasına kayan  tek kutuplu dünya stratejisi,  ABD’in  siyasal ve askeri gücü üzerinden  bölgesel etkinlik sağlamayı amaçlayan diğer  siyasal örgütler ve  İsrail gibi ülkeler için  önemli bir insiyatif kaybına da neden olabilecektir.

ABD’in Asya üzerinden geliştirmeyi amaçladığı  strateji ise, yeni bir boyutun ortaya çıkmasına neden olmaya başlamıştır…. Bu süreçte, ( RF ), başını çektiği  yeni bir Asya güvenlik  yapılanmasını  gündeme getirmiştir… “ Kollektif Güvenlik Anlaşması Örgütü”     (KGAÖ)      olarak tanımlanan bu yapılanmanın, RF, Ermenistan, Belarus, Kazakistan, Kırgızıstan, Özbekistan, Tacikistan’ın üye olacakları  bir “Hızlı  Müdahale Gücü”   olarak  bahsedilmektedir…

Bir taraftan Kırgızista’daki ABD  Manas askeri üssünün kapatılması  gündeme gelirken, diğer yönden de RF gene bu ülkede   belirli bir süre için bir diğer askeri üs kirlaması  bölgedeki   ABD kaynaklı  rahatsızlığın bir diğer örneğini oluşturmuştur…

Diğer yönden Obama , Evangelistlerin küresel potikadaki    tahribatını  güven sağlayıcı politikalar ile  düzelme gayreti  içine girmiştir… Bu bağlamda, İsrail üzerindeki  izlenen yaklaşımları dikkate alındığında,  Filistin topraklarında yeni yerleşim alanlarının açılmasına karşı  duruşu bu ülke tarafından  hoş karşılanmamıştır…. Bir diğer  yönü ile,  İsrail özellikle Evangelisrler döneminde İran’a karşı ABD güçlerini kullanarak hesapladığı yaptırımlarda da başarılı olamamıştır… Bu dönemde ABD Silahlı  Kuvvetlerinden dört  orgeneralin değişik zamanlardaki istifaları  Pentagon ile  Bush yönetimi arasındaki görüş aykırılıklarına karine teşkil etmişltir… Ayrıca, Obama yönetimini de  İran’a karşı İsrail’in bir oldu bitti yapmasına karşı tavırı açık olduğu kadar, İran’ın da İsrail’e karşı  tehditkar  durumlarına Atom  bombası yapmaları konusunda  ki ılımlı bakışa rağmen, tehdit sürdüğü takdirde müsamaha edilmeyeceği mesajı verilmiştir…

Belirtilen nedenlerle, tek kutuplu dünya üzerinden ABD’nin gücünü arkalarına alarak  bögesel etkinliklerini kabul ettirmeyi amaçlayan  odakların, çatırdayan küresel stratejinin giderek çok kutuplu bir yapı içinde yeniden  düzenlenmesi durumunda, yaslandıkları  bu gücün stratejik derinliğinden ,  geçmişte olduğu gibi  fazla yararlanamıyacaklardır!!

Son günlerde,  İsrail’in  geniş kapsamlı bir Sivil  Savunma  Tatbikatı  planlamasında bölgedeki   gelişmelerin  de  etkili olduğunu  kabul etmek gerekecektir….

Obama’nın, güven arttırıcı  yaklaşımları içinde, islam coğrafyasını  hedef alarak geliştirdiği   politik tavırları dikkate alındığında, Kahire’den vermiş olduğu mesajın  içeriği  önemlidir..

* İsrail’in karşıt tavırlarına  rağmen  Filistin’in bağımsız  devlet yapısına  destek verileceği

* Buna karşılık,  Hamas’ın da  İsrail ile olan ilişkilerini düzelterek şiddetten vaz geçmesinin gerektiği

* Kudüs’ün  kutsal  değerleri dikkate alındığında bütün semavi din mensupları için  ortak payda oluşturmasını

* İsrail’in işgal ettiği  topraklarda yeni yerleşim alanlarını oluşturmamasını

* Gazze’de yaşayan  Filistinli’lerin  yaşam  koşulları konusunda İsrail’in  insani koşullara uymasını

* Nükler   silah konusunda ise, küresel düzeyde bir  nükleer silahsızlandırmanın  ortak potikaları  gerekli kıldığını  ifade etmiştir…

ABD tarihinde, Abraham  Lincoln   parçalanan  birliği yeniden kurarak  ABD’in  ulusal birliğinin temellerini sağlamlaştırmıştır. Bush yönetimi ise,  Evangelist Siyonist politikalarla, dünya genelinde  ABD karşıtlığını oluşturmuştur…Şimdi ise  Obama,  ABD nin kaybolan  imajını düzeltmek ve tekrar  ülkesinin güvenilir lider devlet  konumuna getirmek uğraşısı içindedir… Ancak kopan ip düğümlemeye başlanmış olsa da bu düğüm her zaman ele gelecektir… Bundan böyle   ülkeler, tek kutuplu dolarize bir küresellik yapısına  evet diyerek  Wall Street mantığına göre,  gelecek kuşakların yaşamları üzerinde yeniden   ipotek tesis edillmesine  kolay kolay izin vermeyeceklerdir!!!

Bu bağlamda ,Obama’nın  son dönemde açıklamış olduğu finansal denetleme reform planı  kapsamında   tartışmalara konu olmakla birlikte  FED’in yetkilerinin arttırılmasına ilişkin  düzenlemelerin  de   ayrıca takip  edilmesi  gerekecektir!!!

Diğer yönden, Obama’nın Ortadoğu bölgesi konusunda Arap İsrail denkleminin,  Filistin sorunu üzerinden ele alınması yanında, özellikle nükleer silahlanma  konusunda ileri sürdüğü  hususlar son derece önemlidir. Bu konu İsrail açısından  olumlu kabul görülmese de dünyanın içine girdiği süreç  çok kutuplu dengenin  eskiden olduğu gibi  artık ABD  salt gücü üzerinden  istenildiği zaman dengelenemeyeceği sinyallerini de  içermektedir…

Dünya genelinde nüklere güce sahip olan ülkeler  hatırlanacak olursa;

* RF ‘nun 16.000

* ABD’nin  10.300

* Çin’in  410

* Fransa’nın  350

* İngiltere’nin  200  atom bombasına sahip oldukları görülmektedir. Bu ülkeler bir diğer yönü ile de nükleer silahların dünyada yayılmasına karşı  olan anlaşmaya taraf ülkeler olarak ifade ediliyor!!!

Ancak anlaşmaya taraf olmayan ülkele içinde  İSRAİL, PAKİSTAN, HİNDİSTAN yer alıyor….Son gelişmeler içinde ise  KUZEY KORE’NİN   yapmış olduğu nükleer denemeler ile  bu ülke de   ikinci gruba dahil edilmiş oluyor!!

Son gelişmeler içinde şekillenmekte olan BRHC  dikkate alındığında,  nükleer güce  mensup ülkelerden dördünün  bu siyasal yapı içinde yer aldıkları da görülüyor!!

Bu görüntü, gene  yapılan tahminler dikkate alındığına,yakın gelecekte İran’ın   ve  giderek Güney Afrika, Brezilya ve Venezüela’nın da  nükleer  kulübe dahil olacakları sinyalini taşıyor… Türkiye’nin ise,  böylebir imkana sahip olduğuna da ayrıca  işaret ediliyor!!!

Nükler caydırıcılık  önemli  bir denge unsuru oluştururken ülkelerin diğer yönden konvansiyonel silah sistemlerindeki  artış da ayrıca dikkate çarpmaktadır. Bu konuda, Stockholm Uluslar arası Barış Araştırrmaları Enstitüsünün   (SIPRI)  son  verilerine göre  önde gelen ülkelerin savunma harcamaları önemli rakkamlara ulaşmaktadır…Rapora göre ilk sıralarda yer alan ülkelerden;

* ABD’ nin 607 milyar dolar

* Çin 84,9 milyar dolar

* Fransa 65.74 milyar dolar

* İngiltere 65,35 milyar dolar

* RF. 58,6 milyar dolar

* Almanya 46,87 milyar dolar

* Japonya 46, 38 milyar dolar

* İtalya 40,69 milyar dolar

* Suudi Arabistan 38,2 milyar dolar

*Hindistan’ın  30 milyar dolar  olduğuna  değerlendirmeler yer almakta oldukları da görülüyor….

İzlendiği üzere, mevcut silahlanma yapılanmasında,  özellikle, Fransa, İngiltere, Almanya , japonya ve  italya’nın   savunma harcamalarının oldukça  yüksek oldukları da dikkate çarpıyor!

Özetle,  gerek finansal yönden bölünen bir küresel oluşum kadar inanç birliği yönünden de ortaya çıkan faklılaşma önemli bir  ayrışmayı göstermektedir….Diğer yönden  ABD dışında giderek şekillenen  Latin Amerika  güç birliği, AB yapısında biçimlenen  bir diğer  Ekonomik alan,  Ayrıca, Avrasya denklemi  içinde RF ve Türkiye’nin de yer aldığı Avrasya  oluşumu,  Şanghay  İşbirliği ve “ BRHC “ yapılanmalarında  şekillenen bir diğer  caydırıcı güç unsurları , bu kapsamda  Hindistan’ın  yükseken ekonomik yapısı, ülkelerin  rezerv para olarak dolardan giderek uzaklaşma  arayışları vb. şekillenmekte olan farklı  değişkenler, küresel  finansın tek kutuplu dünya stratejisini  bölmüştür. Ayrıca, Latin dünyasının açık şekilde  Çin’e yaklaşması kadar, Çin’in bir diğer yönden  Afrika’daki  çıkar alanlarını genişletmesi de  tek kutuplu dünyanın kontrol alanlarına olan olan müdahaleye etkili olmuştur!!!

Böyle bir dünyada  nükleer  silahların yaygınlaşmasının ileride insanlığa getireceği bir şey yoktur!!!….Önemli bir caydırıcı unsur olmakla birlikte,  Obama’nın  küresel düzeyde nükleer silahlanmanın  sona erdirilmesi ve mevcutların da   zaman içinde imha edilmelerinin sağlanması   temenni edilir… Zira, artık tek kutuplu dünya anlayışı üzerinden  mutlak kontrol insiyatifi mevcur konum itibariyle  kalmamıştır…

Kısaca, Bush yönetimi ile aktif hale getirilen   Evangelist Siyonist yayılmacı   anlayışın tek kutuplu  dünya stratejisi  her yönü  ile çatırdamaktadır… Irak  işgali bu sürecin tarihi dönüm noktası olmuştur. Bir milyondan fazla masum insanın hayatına mal olan bu haksız saldırı, yanlış kullanılan  gücün , gerçekte bir güç olmadığını da   kanıtlamıştır. Bu gün, bütün dünya ülkeleri  doğrudan veya dolaylı yollardan  bir dayanışma içine girmişlerse, bu, tek kutuplu dünya hayaline karşı her şeye rağmen ulus devletlerin bir baş kaldırısının sonucudur…

Tekrar Irak cephesinden konuya bakıldığında, Haziran  2009 sonuna kadar  ABD’nin Irak şehirlerindeki kuvvetlerini  çekmesi,  ülke güvenliğini  Irak  milli ordusuna devri  ön görülmektedir.   Ayrıca, bu süreçte  Irak ve Türkiye arasında  Askeri  işbirliği  anlaşmasının yapılması da ön görülmektedir..

Türkiye ile Irak arasında şekillenecek  yeni oluşum , ABD’in  bölgedeki ağırlığının  doğuya kayması ile  önemli  etki tepki faktörlerini de ortaya çıkarabilecektir… ABD gücü üzerinden politika üreten çevrelerin, bu süreçte  bu güne kadar  hasıl ettikleri güvensizliği   ortadan kaldırmaları  da  kendi çıkarlarına olacaktır…

Zira, çatırdamakta olan bu küresel strateji yapısında, on onbeş sene sonra değişmekte olan  dünya dengeleri dikkate alındığında, ne ABD bu günkü  ABD, Ne Latin  Dünyası bu günkü  Latin Dünyası, Ne AB ve  Avrasya bölgesi  ile  Çin ve Hindistan,   ne de Türkiye bu günkü  durumunda olmayacaklardır….

ERGUN ÖZGEN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.