Kategoriler
Türkiye

Mitolojinin önemi

Mehmed NİYAZİ

 

İnsan beton kalıbı değildir; elbette ki değişecek; değişmek dinamikliğinin bir ürünüdür. Dünkü değerlerine veda ederken fikir dünyasını inşa etmek için yeni figürler, yeni kabuller bulacaktır. Buna kimsenin bir şey demeye hakkı yoktur. Fakat uzaklaşması ona tarihî değerleri anlamından saptırma, onları küçümseme, kıymet verenleri horlama hakkını vermez. Ayrıca ‘Ergenekon efsanesinin ve kurt figürünün uydurma’ olduğunu söylemek de bir insanın ilmi kişiliğini ispat etmez.

 

 Rahmetli İsmail Ünalmış, ‘Millet nedir?’ sorusuna şöyle cevap verirdi: ‘İç tutarlılığı mevcut, tarihî boyuta sahip yalan uydurabilen topluluğa millet denir.’ Gerçeklik payı bulunmakla beraber, bu espriye tamamen doğru da denemez. Hiçbir mitoloji baştan sona hakikat değildir; fakat tamamen yalan olduğu da söylenemez. Gerçekle bağdaştırılamayan olayları, figürleri incelersek, onların da varlık sebeplerini idrak ederiz.

Her milletin bir sembolü vardır; kiminin beyaz ayı, kiminin horoz, kiminin kartaldır. Neden bir millet beyaz ayıyı, diğeri horozu, bir diğeri kartalı sembol seçmiştir? İşte bu noktada sosyolojik, sosyal psikolojik tahliller devreye girer. Onlarda milletlerin serüvenlerini, yüce ideallerini; şahsiyetlerini buluruz.

Mitolojinin üslubu masala çok yakındır. Çocuk masalı zevkle dinler; hafızasının, karakterinin teşekkülünde önemli rol oynar. Mitolojiyle de çocuğa bunlar kazandırılır; ayrıca tarihî birikim aktarılır. Mesela Ergenekon Destanı’nda bunlarla ilgili dikkat çekici hususlarla karşılaşırız. Düşmanları öç almaya gelince, Göktürkler çadırlarını, sürülerini bir araya toplayarak, çevresinde hendek kazıp beklerler. Düşmanları hücum edince, on gün vuruşurlar Göktürkler üstün gelir. Yenilgiden sonra düşmanlar bir hileye başvururlar. Şafak sökerken baskına uğramış gibi ağırlıklarını bırakıp kaçarlar. Göktürkler, ‘Bunların vuruşmaya güçleri kalmadı’ düşüncesi ile peşlerine düşerler. Düşmanları, Göktürklerin gafil bir anından yararlanarak, birden geri dönüp onları avlarlar. Hepsini öldürürler; sadece Kayı ile Dokuz-Oğuz kalır; onları da tutsak etmişlerdir. On gün sonra bu iki tutsak gizlice anlaşır; kadınlarını alıp atlarına binerek kaçarlar. Dağların arasında, insan yolu düşmeyen bir yer bulup oturalım, derler. Patikalardan geçerek, arzu ettikleri gibi suyu bol bir düzlük bulurlar. Burada dört yüz yıl kalırlar. Oraya sığmayacak kadar çoğaldıktan sonra, dağları körükle eriterek tekrar geniş ovalara çıkarlar.

Bu destana analizci bir mantıkla yaklaşırsak, dikkat çekici derslerle karşılaşırız. Göktürkleri yenmek için düşmanları hileye başvurdular. Bu, millet hayatındaki gafletin ne kadar vahim sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Milletlerin mücadelesinde nüfus önemli unsurdur. Sayıları çok azalanların yapabilecekleri fazla bir şey yoktur; kalabalık düşmanla karşı karşıya gelmemeye dikkat etmelidirler. Bunun için kaçıp Ergenekon’a gizlenirler. Dini, ırkı ne olursa olsun, fertler birbirine merhamet gösterebilirler; ama milletlerin arasında kesinlikle merhamet yoktur. Bunun için, ümitsizliğe kapılmadan Ergenekon’da dört yüz yıl sabrederler. Ancak güçlenince çıkmak isterler. Fakat bir milletin hayatı ile ilgili olduğu için kolayca karar verilecek bir konu değildir. Kurultay toplarlar. Bu da bize devlet hayatında istişarenin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Dağları eritmeyi düşünmek korkunç bir azmin ifadesidir. Demiri işlemek teknik bilgi ile mümkündür. Millet hayatında tekniğin kıymetini bildiklerinden Türklerde demircilik kutsal bir meslek haline gelmiştir.

Kalavela Destanı Finlandiyalıları tarih sahnesine çıkardı. Komşularının ‘Bira içen hödükler’ diye aşağıladıkları Almanların kavuştukları dinamizmde Niebelungen Destanı’nın payını inkâr edebilir miyiz? Yunan medeniyeti genellikle mitolojiye dayanmaz mı? Avrupa da kökünü bu medeniyette bulduğunu iddia etmiyor mu? Hendek Savaşı’nı hatırlayalım; hendeğin kazılmasını Selman-ı Farisi’nin tavsiye ettiğini okuyoruz… Farisi’nin yabancı İranlı anlamında kullanıldığı, Selman’ın da Türk olduğu çeşitli kaynaklarda yer almaktadır. Bunlar doğruysa, Ergenekon Destanı’nın Hendek Savaşı’ndaki etkisini inkâr edebilir miyiz? Bu ne bereketli bir yalan ki ümmetin hatta insanlığın kaderinde etkili oluyor?

 http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1045

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.