SINIRI DÜZELTEMİYORSAN..

Hüseyin MÜMTAZ

 

                Malûm tekerleme şöyledir;

                “Oğlun geldi mi? -Geldi -Ne getirdi? -İnci, boncuk. -Kime, kime? -Sana, bana. -Başka kime? -Kara kediye -Kara kedi nerede? -Ağaca çıktı -Ağaç nerede? -Balta kesti -Balta nerede? -Suya düştü. -Su nerede? -İnek içti. -İnek nerede? -Dağa kaçtı. -Dağ nerede? -Yandı, bitti kül oldu”.

                İsterseniz sondan, yani “yanan dağ”dan, yâni “AKTÜTÜN”den başlayalım.

                AKTÜTÜN nerede?

                Hakkâri’de..

                Hakkâri PKK’nın hedef tahtasında.

                PKK Kuzey Irak’ta.

                Kuzey Irak, Irak’ta..

                Irak Amerikan işgalinde..

                O halde “mesele”nin ancak Amerika ile, Amerika isterse halledilebileceğini Aktütün Köyü ilkokulundaki çocuklar bile bilir.

                Mevcut sınır(lar); Birinci Dünya Savaşı sonrası dünya galipler tarafından şekillendirilirken Balkanlar, Kafkaslar ve Mezopotamya’da “ileride, lüzumu halinde kullanılmak üzere” ve bilinçli bir şekilde dinler, diller, mezhepler ve ırklar birbirinin içine geçecek ve birden fazla ülkenin sınırları içinde bulunacak şekilde çizilmişti.

                “Lüzumu halinde kullanma”nın nasıl olduğunu 90 sonrası Balkanlar ve daha yeni Kafkaslar örneğinde gördük.

                “Enerji zengini” Mezopotamya’da sürecin daha zor ve sıkıntılı geçmesi tabiîdir.  

                En kolay çözüm yolu, ve madem ki “Dostumuz, müttefikimiz, stratejik ortağımız Amerika” uzun bir süredir Irak’ta komşumuz; onunla anlaşarak bize bir kıyak yapmasını ve sınırın “olağan” hâle getirilmesini sağlamaktır.

                Yâni Suriye-Türkiye sınırının birleştiği noktadan; Şemdinli’nin, Aktütün’ün de içinde bulunduğu en güney ucuna düz bir hat çizilmeli, bu hattın kuzeyi yâni DOHUK’un tamamı Türkiye olmalıdır.

                Kaldı ki DOHUK, aşağıda okuyacaksınız; Amerikan İşgal Kuvvetleri’nin de kontrol edemedeği bir bölgeymiş..

                Olamıyorsa da, Türk askerinin kontrolünde, “kuş uçmaz-kervan geçmez” bir “tampon bölge” haline getirilmelidir..

                Hâl böyleyken yorgunu yokuşa sürmenin âlemi var mıdır?

                Konu bu kadar açıkken yapılmaya çalışılan şey nedir?

                Türkiye’yi PKK ile, Kuzey Irak “President”i (Bush’un misafirine Beyaz Saray’daki hitabıdır) Barzani ile muhatap kılmaktır istenilen şey…

                Bir ay olmadı, Barzani Eylül’ün 21’inde şunları söyledi..

                Hem de Amerika’nın Sesi Kürtçe Servisi’ne konuşan Barzani, Irak’ta Kürtler’in rolünün azaltılması için sürdürülen çabalar bulunduğunu, bunların sonuç vermeyeceğini anlatarak “Bağdat’ta zayıf bir şekilde kalmayacağız. Biz kan verdik ve Yeni Irak’ın ortağıyız. Bu yüzden kararların alınmasında hakka sahibiz” diye konuştu.

                Şimdi “Barzani’nin muhatabı eskiden Şemdinli Kaymakamı yahut bölgedeki Üsteğmen idi” diyenler; 2008 Ekim’inde İstanbul’da Panortodoks toplantısı düzenleyen Barthalemeos’un da aslında Fatih Kaymakamı’na bağlı bir din görevlisi olduğunu hatırlamalıdırlar.

                2008 Ekimi’nde dünyanın içinde bulunduğu siyasi duruma bir göz atmaya ne dersiniz?

                Amerika âniden Japonya ve NATO müttefiklerine, ya Afganistan’a savaşması için asker ya da para göndermeleri çağrısında bulunmuştur..

                Pentagon basın sözcüsü Geoff Morrell, yaptığı açıklamada, Afgan ordusunu bir an önce gerekli büyüklüğe ve güce ulaştırmalarının, ülkede güvenliğin sağlanmasında “kendilerine” (Yâni Amerika’ya) daha az ihtiyaç duyulacağı anlamına geleceğini belirterek bu ülkedeki faaliyetlerinin Afgan güvenlik güçlerinin yaptıklarından daha pahalıya mal olduğunu, ordunun yeniden yapılanması için 17 milyar dolara ihtiyaç duyulduğunu söylemiştir.

                Pentagon sözcüsü, Afganistan’a muhabere birlikleri göndermek istemeyen ülkelerin mali yardımla katkıda da bulunabileceklerini ifade etmiştir.

                ABD’nin Afganistan’da 33 bin askeri bulunuyor. Bunlardan yaklaşık 22 bini, 48 bin askerden oluşan NATO bünyesinde hizmet veriyor. ABD’yi, 8 bin askerle İngiltere izliyor.

                Eş zamanlı olarak bir açıklama yapan Afganistan’daki İngiliz birliklerinin komutanı Tuğgeneral Mark Carleton-Smith de, bu ülkede kesin bir askeri zaferlerinin mümkün olmadığını, Taliban’ın uzun vadede çözümün bir parçası olabileceğini söylemiştir.

                The Sunday Times’a açıklama yapan Smith, “Bu savaşı kazanamayacağız” demiş, buna karşın Taliban ayaklanmasının “yönetilebilir bir düzeye düşürüldüğünü” kaydetmiş ve Taliban tehdidinin bu düzeyiyle Afgan ordusu tarafından üstlenilebileceğini ifade etmiştir.

                Taliban ile bir anlaşma yapılması konusunun da masaya getirilebileceğini ifade eden İngiliz komutan, “Eğer Taliban masanın öbür tarafına oturur ve bir siyasal çözümden söz ederse, bu durum tam da bu tür ayaklanmaları sonuçlandıran bir gelişme olur” diye konuşmuştur.

                İşin ilginç yanı, Irak’taki Amerikan “komutanı” da, yine eş zamanlı olarak “kuzeyden sorumlu olmadıklarını” ifade etmiştir.

                Kuzey Irak’taki ABD güçlerinin komutanı Tuğgeneral Mark Hertling, ABD Savunma Bakanlığı’nda Irak’tan video konferans yoluyla düzenlediği basın toplantısında Türkiye-Irak sınırında hafta sonunda yaşanan çatışmaların ardından ABD’nin bu bölgede çabalarını arttırmaya yönelik planı olup olmadığı yönündeki bir soruyu “Bu saldırıların çoğu Dohuk bölgesinde oluyor ve bu Kürt bölgesel hükümetinin kontrolündeki bir bölge. Bizim bu bölgede gücümüz yok” diye yanıtlamıştır.

                Yâni “önerilen çözüm”; Afgan Hükümeti’nin Taliban ile, Türk Hükümeti’nin de PKK ile masaya otur(tul)masıdır.

                Amerika’nın (ve müttefiklerinin) ateşe ellerini sokmayıp maşa kullanmalarıdır.

                “Terörle Mücadele Kurulu” toplantılarının ardından Barzani’ye heyet gönderilmesi kararını bir de bu açıdan değerlendirin.

                Önce Barzani, arkadan PKK..

                Peki; Aktütün’ün ardından Washington Times’deki bir yazıda terör örgütü PKK’nın, Irak’tan sızarak Türkiye’de gerçekleştirdiği saldırıların devam etmesinin, Türkiye’nin büyük bir sınır ötesi operasyonu düzenlemesi olasılığının gündeme getirdiğinin belirtilmesinden sonra şu değerlendirmenin yapılmasına ne diyorsunuz?

                “ABD, (Türkiye’ye) itidal çağrılarını yaparken aynı nedenle, yani Afganistan’ın içerisinde saldıralar gerçekleştiren teröristleri yakalamak amacıyla Pakistan’ın aşiret bölgesinde operasyonlar düzenliyor. Bu inanılmaz bir çifte standart. ABD için Irak topraklarında PKK teröristlerinin peşinden gitmek, akıllıca olurdu.”

                Birileri “tavşana kaç, tazıya tut” mu diyor?

                Ünlü meseldir, “El, el’in eşeğini türkü çağırarak arar”mış.

                Kendi eşeğini kendin arayacaksın.

                Ya sınırı düzelteceksin,

                Yapamıyorsan tampon bölge tesis edeceksin.

                Onu da yapamıyorsan;

                Sineye çekeceksin..

                Ama önce….

                Kuzey Irak’a “satılmakta olan” elektriği kesmeye ne dersiniz? 14 Ekim 2008

Yayım tarihi
Türkiye olarak sınıflandırılmış ile etiketlenmiş

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.