Türk-ABD ilişkisini zora sokacak talep / Montrö Sözleşmesi ve Türk Boğazlarının Tarihsel Durumu


Okuma Süresi: 10 Dakika

 
   
 
Hürriyet
 

ABD, şimdi de Karadeniz’e donanma gemilerini göndermek için Türkiye’den, Boğazlar’dan geçiş izin istiyor. Rusya, tetikte bekliyor. Türkiye’nin iki Amerikan hastane gemisine izin vermemesi ise 1 Mart teskeresine benzetildi. ABD’den bir de “Türkiye NATO müttefikimiz olarak daha destekleyici bir tutum almalı” eleştirisi geldi.

Amerikan CNN televizyonu, ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’dan bir yetkilinin, ABD’nin, insani yardım amaçlı donanma gemilerini Karadeniz’e gönderme amacıyla Türkiye’den izin almak üzere görüşmeler yaptığını duyurdu.

YENİ TALEBİN HABERİNİ CNN VERDİ

CNN televizyonunun haberine göre, Pentagon yetkilisi, “ABD, insani yardım amacıyla Karadeniz’e donanma gemilerini göndermede izin için şimdi Türkiye ile görüşüyor” dedi.

Habere göre, Türkiye’den izin çıktığı takdirde, iki donanma gemisinin Karadeniz’e gönderilmesine ilişkin duyuru resmen yapılacak. Bu duyurunun hemen yarın çıkabileceği de haberde belirtildi. CNN Pentagon muhabiri, bu gemilerin insani yardım amacı taşıdığı ancak bir bakıma, “askeri mesaj” vereceği yorumunu da yaptı.

DÜŞÜNCE KURULUŞUNDAN  TÜRKİYE’YE ELEŞTİRİ

ABD’deki düşünce kuruluşu Heritage Vakfı’nın Rusya Ve Avrasya Çalışmaları uzmanı Ariel Cohen, Türkiye’nin, iki Amerikan hastahane gemisinin insani yardım amacıyla Karadeniz’e girmesine izin vermediğini savunarak, bu tutumu, 1 Mart tezkeresine benzetti.
Düşünce kuruluşları Amerikan Dış İlişkiler Konseyi ve Londra’daki Stratejik Çalışmalar Uluslararası Enstitüsü üyesi de olan Cohen, Heritage Vakfı’nda, Kafkasya’daki krizle ilgili bir oturumu yönetti. Cohen, “Türkiye NATO müttefikimiz ve Gürcistan’ın dostu olarak, komşusu Gürcistan ve Amerikalı müttefiklerine karşı daha destekleyici bir tutum almalıydı” dedi.

ABD’de McClatchy gazeteler grubu ABD’nin iki donanma gemisinin Boğazlardan geçişi için izin istediğini ve Türkiye’nin izin vermediğini iddia etmişti.

PENTAGON: GEÇİŞ İÇİN GEREKLİ ANLAŞMA ÜZERİNDE ÇALIŞIYOR

 

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un sözcüsü Bryan Whitman, Amerikan Dışişleri Bakanlığının, Gürcistan’a insani yardım gönderilmesinde Amerikan donanma gemilerinin Boğazlar’dan geçişi için gereken bir anlaşma üzerinde Türkiye ile çalıştığını söyledi.

Whitman, Pentagon’da gazetecilere açıklamasında, şu ana kadar 14 adet Amerikan askeri kargo uçağının Gürcistan’a insani yardım taşıdığını ve Washington’ın, bu insani yardımların deniz yoluyla da taşınması olasılığını değerlendirdiğini kaydetti.

Whitman, “ABD Dışişleri Bakanlığı, insani yardım operasyonlarının devamını sağlamak için diğer olasılıklara da bakıyor. Bunlar arasında donanma gemilerinin kullanımı da bulunuyor” dedi. Whitman, “ABD Dışişleri Bakanlığı, Türk Boğazları’ndan geçiş için gerekli anlaşmanın sağlanması ve buna benzer şeyler üzerinde çalışıyor” diye konuştu.

ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı James Cartwright, Washington‘ın, Gürcistan’a iki adet insani yardım amaçlı hastahane gemisi gönderme üzerinde çalıştığını söylemişti. McClatchy gazeteler grubu tarafından yayınlanan bazı haberlerde ise, Türkiye’nin, Boğazlar’dan geçiş konusunda yardımcı olmadığı iddia edilmişti.

Boğazlar’dan uluslararası geçiş, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde düzenleniyor.

Montrö Sözleşmesi ve Türk Boğazlarının Tarihsel Durumu
Hasan KANBOLAT
19 Agustos 2008
 
 
 Güney Osetya savaşından hemen sonra ABD’nin Gürcistan’a göndermek istediği yardım gemilerinin Montrö Sözleşmesi’ni ihlal ettiği haberleri basında yer almaya başlamıştır.

Amerikan CNN televizyonu, ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) bir yetkilinin, ABD’nin, insani yardım amaçlı donanma gemilerini Karadeniz’e gönderme amacıyla Türkiye’den izin almak üzere görüşmeler yaptığını bildirmiştir. Habere göre, Türkiye’den izin çıktığı takdirde, ABD donanmasına ait iki geminin Karadeniz’e gönderilmesine ilişkin duyuru resmen yapılacak.

Karadeniz ve Gürcistan’ın jeopolitik konumundaki değişimlerin süreceği göz önünde bulundurulursa, Türk Boğazlarının tarihsel durumunu değerlendirmekte fayda vardır.

Türk Boğazları (veya Türk Boğazlar Bölgesi); İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’nda bütünleşen, uluslararası deniz trafiğine açık bir geçittir. Karadeniz’i Ege Denizi’ne ve Akdeniz’e; Süveyş Kanalı ve Cebelitarık Boğazı yoluyla da okyanuslara bağlar. Türk Boğazlarının konumu, Marmara Denizi’nin yapısı itibarıyla hiçbir uluslararası boğaza benzememektedir. Kıyılarının tamamı Türk toprakları ile çevrili ve tarihî olarak iç sular rejimine tâbi Marmara Denizi’nden geçen ve tamamen milli boğaz özelliğine sahip İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Montrö Sözleşmesi doğrultusunda milletlerarası ulaşımda kullanılmaktadır.

Lozan’da 24 Temmuz 1923’te imzalanan ve Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini kısıtlayan Boğazlar Rejimine İlişkin Sözleşme’nin yerini on üç yıl sonra,  20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Sözleşmesi almıştır. İmzalanma aşamasından itibaren yürürlükte kalma süresinin bile uzun tartışmalara neden olmasına rağmen, Montrö Sözleşmesi; II. Dünya Savaşı, Varşova Paktı ile Sovyetler Birliği’nin dağılması gibi büyük sarsıntıları atlatabilmiştir. Temmuz 2008’de de 72. doğum gününü kutlamıştır. Montrö Sözleşmesi, yürürlükteki en eski uluslararası sözleşmelerden biridir.

Türk Boğazlar rejiminin gelişim süreci, Osmanlı Devleti dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi olmak üzere ikiye ayrılabilir. Montrö Sözleşmesi’nin imzalanmasına kadar Türk Boğazları ile ilgili yapılan uluslararası antlaşmalar da Türk Egemenliği Dönemi (1453-1809), İkili Anlaşmalarla Düzenleme Dönemi (1809-1841) ve Çok Taraflı Antlaşmalar Dönemi (1841-1936) olarak üç dönemde toplanabilir.

Türk Boğazları, 1453’te İstanbul’un fethiyle tamamen Osmanlı Devleti’nin kontrolü altına girmiştir. Hukuken bunun anlamı, hangi gemilere Türk Boğazlarında seyir hakkı verileceğine Osmanlı Devleti’nin karar vermesi, dolayısıyla Türk Boğazlarının yabancı bayraklı gemilere yasaklanmasıdır. Nitekim İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının Osmanlı egemenliğine geçmesinden sonra Boğazlar yabancı devletlerin gemilerinin geçişine kapatılmış ve bu kapalılık sürekli bir kural haline getirilmiştir. Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu dönemlerde uygulanan “kapalılık” ilkesi, devletin zayıflamaya başladığı 18. yüzyılın başlarından itibaren giderek aşındırılmıştır.

Çarlık Rusyası’nın 1699’ta “Karlofça Antlaşması” ile Azak Kalesi’ni ele geçirip Azak Denizi’nde bir filo kurması, Karadeniz’deki statüyü değiştirmek için attığı ilk ciddi adım olmuş, Boğazların statüsünde de yeni bir dönemi başlatmıştır. Böylece, Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusyası arasında ortaya çıkan Boğazlar sorununa, zaman içinde Avrupa devletleri de müdahil olmuş ve söz konusu sorun daha da genişleyerek Boğazlar üzerindeki egemenlik, birden fazla devletin oluruna bağlanmıştır.

Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusyası arasında 1774’te imzalanan “Küçük Kaynarca Antlaşması” ile Çarlık Rusyası Karadeniz’de ticaret gemileri bulundurma, ticaret yapma ve ticaret gemilerini Boğazlardan geçirme hakkını elde etmiştir.

1798 ve 1805 Osmanlı-Rus İttifak Anlaşmaları ile Boğazlar üçüncü devletlerin savaş gemilerine kapatılırken, Rus savaş gemilerine serbest geçiş hakkı tanınmıştır. Ancak, 1807’de iki ülke arasında çıkan savaş sonucunda bu Anlaşma yürürlükten kalkmıştır. Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında imzalanan 5 Ocak 1809 tarihli “Kale-i Sultaniye Anlaşması” ile, padişahın fermanı olmadıkça yabancı savaş gemilerinin geçişini yasaklayan kural yürürlüğe konulmuştur.

Osmanlı Devleti ve Çarlık Rusyası arasında 1829’da imzalanan “Edirne Anlaşması” ile, Rus ticaret gemilerine hem Karadeniz’de, hem de Boğazlarda serbest seyir hakkı tekrar tanınmış ve geniş ticari haklar sağlanmıştır. 8 Temmuz 1833 tarihinde imzalanan “Hünkar İskelesi Anlaşması”nda “Rusya bir saldırıya uğrarsa İngiltere ve Fransa’ya karşı Osmanlı, Boğazları kapatacak” hükmü yer almıştır. Böylece Rusya, Boğazlar üzerinde büyük avantaj sağlamış, Karadeniz’deki güvenliğini arttırmış ve bu durum Osmanlı Devleti’nin Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını tek başına kullandığı son anlaşma olmuştur.

13 Temmuz 1841’de imzalanan “Londra Boğazlar Sözleşmesi” ile Türk Boğazları için yeni bir dönem başlamıştır. İlk kez Karadeniz ve Türk Boğazlarının statüsü çok taraflı bir antlaşma ile düzenlenmiş ve ikili sözleşmeler devri kapanmıştır. Sözleşme’nin tarafları Avusturya, İngiltere, Fransa, Prusya, Rusya ve Osmanlı Devleti olmuştur. “Londra Boğazlar Sözleşmesi”nin önemi, Boğazların uluslararası bir statü kazanmasının yanında, Osmanlı’nın Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarına kısıtlama getirilmesi, Rusya’nın Boğazlar üzerindeki üstünlüğünü kaybetmesi ve Fransa ile İngiltere’nin Akdeniz’deki güvenliklerini arttırmasıdır. Hukuki önemi ise, Osmanlı Devleti’nin yabancı savaş gemilerine barış zamanında geçiş yasağı getirmesidir. “Londra Boğazlar Sözleşmesi” ile Boğazların barış zamanında savaş gemilerine kapalılığı uluslararası bir yükümlülük haline dönüşmüştür.

Rusya’nın yenilgisiyle sonuçlanan Kırım Savaşı sonrasında, Karadeniz’i tamamen askersizleştiren hükmün yer aldığı “Paris Sözleşmesi” ise; Osmanlı Devleti, Rusya, İngiltere, Fransa, Piemento, Sardunya, Avusturya ve Prusya arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmıştır. Bu sözleşme ile Osmanlı ve Rusya’nın Karadeniz’deki varlıkları belli hükümlere bağlanmıştır. Bahsi geçen hükümle Rus donanmasının Boğazlardan geçmesini engellemek için, Osmanlı Devleti de dâhil olmak üzere, tüm devletlerin askerî gemilerinin geçişi yasaklanmıştır. Ayrıca bu sözleşme ile 1841 Boğazlar Sözleşmesi geçerli olacak, Rusya ve Osmanlı Devleti Karadeniz’de savaş gemisi ve tersane bulundurmayacaktır.

13 Mart 1871’de ise dokuz maddelik “Karadeniz Hakkında Londra Boğazlar Sözleşmesi” imzalanmıştır. Bu sözleşmeyle Karadeniz’in tarafsızlığı kaldırılmış ve Babıâli’nin müttefiklerinin barış zamanında da Sultan’ın izni ile Boğazlardan savaş gemisi geçirebilecekleri kabul edilmiştir. Böylece, Osmanlı Devleti 1841 ve 1856 anlaşmalarıyla egemenlik haklarına konan kısıtlamalardan büyük ölçüde kurtulmuştur. Osmanlı Devleti ile İngiltere, Fransa, Avusturya, Macaristan İmparatorluğu, Almanya, İtalya ve Rusya arasında 1878’de imzalanan “Berlin Antlaşması”nda ise barış zamanında Boğazların -önceki antlaşmalara uygun olarak- serbest geçişe açık olması ve savaş zamanında Osmanlı Devleti’nin kontrolünde olması kararlaştırılmıştır. 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması taslağının 37. maddesine göre de, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’nda,  bütün devletlerin ticaret ve savaş gemilerine ve uçaklarına, geçiş serbestîsi tanınacaktır. Bu bölge abluka edilmeyecek ve bu bölgede, savaş hukukunun muhariplere tanıdığı haklar kullanılmayacaktır. Boğazlardan geçişi düzenleme ve bu düzeni uygulama yetkisi de -Osmanlı Devleti’nin temsil edilmediği- bir uluslararası komisyona bırakılmıştır.

Lozan Antlaşması’nın 23. maddesi gereğince Antlaşmaya ek olarak imzalanan 24 Temmuz 1923 tarihli “Lozan Boğazlar Sözleşmesi”ne kadar Türk Boğazlarından geçiş rejimi 1871 “Londra Sözleşmesi” ile düzenlenmiştir. “Lozan Boğazlar Sözleşmesi” ile, Boğazların ticaret gemilerine açık olduğu ilkesi getirilmiş, Boğazların askerden arındırılmasına karar verilmiş ve barış zamanında Karadeniz’e girecek yabancı bayraklı savaş gemilerinin tonajına sınır konmuştur. Ancak,  İngiltere’nin ısrarlı tutumu nedeniyle, savaş zamanında da tonaja bakılmaksızın savaş gemilerine geçiş hakkı sağlanmıştır.

“Lozan Boğazlar Sözleşmesi”nin temel ilkeleri, Boğazlar Bölgesi’nin askersizleştirilmesi ve Boğazlar Komisyonu’nun kurulmasıdır. Çünkü Osmanlı Devleti, “Londra Sözleşmesi” ile kendi güvenliği açısından gerektiğinde “dost veya müttefik” güçlerin savaş gemilerine Boğazları açabilmekteydi.

Türk Boğazlarının halen uygulanmakta olan uluslararası hukuki statüsü ise Montrö Sözleşmesi ile belirlenmiş olup, bu anlaşma ile kendi toprakları ve Boğazlar üzerinde Türkiye’nin egemenliğini önemli derecede sınırlandıran “Uluslararası Boğazlar Komisyonu” ve “askerden arındırılmış bölge”  kaldırılmıştır. 20 Temmuz 1936’da Bulgaristan, Büyük Britanya, Avustralya, Fransa, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan tarafından imzalanan “Montrö Boğazlar Sözleşmesi”, 31 Temmuz 1936 tarih ve 3056 sayılı yasa ile TBMM tarafından onaylanmış ve 9 Kasım 1936’da yürürlüğe girmiştir. Montrö Sözleşmesi, Türk Boğazlarından ticaret ve savaş gemilerinin geçiş rejimlerini düzenleyen temel belge niteliğindedir. Montrö Sözleşmesi, imzalandığı tarihten bu yana önemini ve geçerliliğini koruyan az sayıdaki çok taraflı sözleşmelerden biridir.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Editöre mesaj gönder ya da yazıya yorum yap.
Bugün Gündem

Son Gelen Mesajlar

  1. adim selma yavuzoglu almanya lubecktayim tane cocucgum var vatikan turkiyeyi kitliyor kolnerdom turkiyeyi kitliyor inter pol turkiyeyi kitliyor burda soykirim…

Son Yazılar

  • FEYM Grubu Bülteni (09 Ağustos 2022)
    Okuma Süresi: 4 Dakika 1.. Jeopolitik oyunlar… Analistler, son Rus-Türk görüşmesini Ermenistan-Azerbaycan ve Ermenistan-Rusya temaslarıyla karşılaştırıyor. Ermenistan ve Karabağ’ da […]
  • KALIN İFADE
    Okuma Süresi: 4 Dakika Kanımca bir çok Türk vatandaşı ilk okulda ve lise de tarih dersindeki Osmanlı Devletinin yükselme devrini […]
  • Türkiye İran’ı tanımıyor.
    Okuma Süresi: 3 Dakika 1. Türkiye İran’ı tanımıyor. Osmanlı İran’a (Türkiye’ye) Osmanlı’nın gözünden, din acısından bakıyor. Osmanlı da Safevi de […]
  • Hızlanan değişimi kavramak
    Okuma Süresi: 3 Dakika Bülent ESİNOĞLU Tarihin bazı dönemlerinde değişim hızlanır. Ya da biz hızlanmış gibi görürüz. Aslında sabit hızda […]
  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dışlanması kabul edilemez
    Okuma Süresi: 3 Dakika Yokuş: “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dışlanması kabul edilemez.” Konya’da 9-18 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek olan İslami […]

Message Turkish Forum on WhatsApp

https://wa.me/message/2RSZA7ULJ4EXD1

Turkish Forum, içeriklerin arşivlenmesi, yazarların yazılarının sizlere ulaştırılması için bilgisayar altyapısına yatırım yapmaktadır. Bu hizmetlerimizden memnun iseniz QR kodunu kullanarak bağış yapabilirsiniz.