Ana sayfa Haberler Türkiye

TÜRK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

İÇİNDEKİLER:

-‘AVRUPA’NIN YENİ YAHUDİLERİ TÜRKLER’ DEDİ İŞİNDEN OLUYOR
ALMANYA TAM VAKFI DİREKTÖRÜ ŞEN’İN GÖREVDEN ALINMASI İSTENİYOR
ŞEN: ”BU TÜMÜYLE ÖN YARGILI VE POLİTİK BİR KARARDIR”

-FDP HESSEN EYALETİ MECLİS ÜYESİ
TÜRKÇENİN SEÇMELİ DERS OLMASINI İSTEDİ

-DEVLET BAKANI ÇUBUKÇU, ALMAN BAKAN BÖHMER İLE GÖRÜŞTÜ
ÇUBUKÇU: ”ALMANYA’DA YAŞAYAN TÜRK KADINLARININ DİL ÖĞRENMELERİ GEREKTİĞİNE GÖNÜLDEN İNANIYORUM”

***

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9288611.asp?gid=229&sz=47915

‘AVRUPA’NIN YENİ YAHUDİLERİ TÜRKLER’ DEDİ İŞİNDEN OLUYOR

27 Haziran 2008

Merkezi Almanya Essen’de bulunan Türkiye Araştırmalar Merkezi (TAM) Vakfı’nın 23 yıllık direktörü ve Referans yazarı Faruk Şen, Musevi Türk işadamı İshak Alaton’a destek amacıyla yazdığı yazı nedeniyle Almanya’daki işine son verilmesi tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

“Avrupa’nın Yeni Yahudileri” başlığıyla kaleme aldığı makalesi 19 Mayıs tarihinde Referans’ta yayınlandıktan bir süre sonra Alman gazetelere yansıyınca, vakfın 3 kişiden oluşan Alman yönetim kurulu, Şen’in görevine son vermek için girişimlere başladı.

Alarko Holding’in kurucusu İshak Alaton’un bir televizyona verdiği röportajda Türkiye’deki anti-semitik eğilimlere yönelik dile getirdiği eleştirilere desteklemek için yazdığı yazısında, Almanya başta olmak üzere Avrupa’da yaşayan 5 milyon 200 bin Türk’ün 45 milyar euro ciro yapan 125 bin girişimci çıkardığı halde ayrıcalık ve dışlamalara maruz kaldığı örneğini vermişti.

Yahudiler destekledi

Şen, yazısında “Avrupalı Türkler olarak bizler, sizin bu ülke için ne kadar önemli olduğunuzu biliyoruz. Avrupa’nın yeni Yahudileri olarak, sizi en iyi Avrupa’da yaşayan 5 milyon 200 bin kaderdaşınız anlar. Türkiye’de belirli çevrelerin antisemitik yaklaşımları sizi üzmesin. Türk halkı ve Avrupa’nın yeni Yahudileri olarak bizler sizin arkanızdayız” ifadelerini kullanmıştı.

Ancak Şen’in bu yazısı 1.5 ay sonra Alman basınında yer alınca geçmişleri nedeniyle hassas olan Almanlar tarafından tepkiyle karşılandı. Şen’in yanlış anlaşıldığına ilişkin açıklama ve özrünün ardından ülkedeki Yahudi lobisi temsilcileri başta olmak üzere yazının Türkiye’deki azınlıklara destek amacıyla yazılmış olduğu anlaşıldı. Ancak mali destekçileri arasında Kuzey Ren Vestfalya Hükümeti’nin de bulunduğu vakfın Almanlardan oluşan 3 kişilik yönetim kurulu Şen’in görevine son verilmesi için girişimlere başladı.

Gelişme üzerine Alman kamuoyuna olayın iç yüzünü anlatmak isteyen İshak Alaton ise, Şen’e destek amacıyla Almanya’nın önde gelen 3 gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung, Süddeutsche Zeitung ve Tagespiegel’in Türkiye temsilcilerine dün tek tek giderek olayın yanlış anlaşıldığını anlattı. Alaton, makalenin “Musevilere karşı önyargı değil, tam tersine destek amaçlı olarak yazıldığı” mesajını verdi. Alaton’un ilettiği mesaj gazetelerin bugünkü sayısında yeralacak.

Makalenin 24 Haziran’da Frankfurter Allgemeine Zeitung’da yayınlanmasının ardından tüm Alman basınında gündeme oturduğunu söyleyen Faruk Şen, “Makale, birkaç gündür Almanya’da en çok tartışılan konu oldu. Alman basını ‘Museviler hakir görülüyor’ şeklinde yorumlar yapılmaya başlandı” dedi.

Amaç politik

Alaton’un bir açıklamasında “anti-semitizm beni çok etkiliyor” deyince, Türkiye gibi bir ülkede bunun olmaması gerektiği yönünde bir yazı kaleme aldığını ifade eden Şen, “Türkler olarak biz de Avrupa’da dışlandığımız için daha fazla duyarlı olduğumuz ve ‘aklı başında insanlar sizinle’ mesajı vermeyi amaçladım” diye konuştu.

Almanya’daki Yahudi lobisi temsilcilerinin bile yazının bir art niyet taşımadığı yönünde görüş bildirdiğini belirten Şen, buna karşın direktörü bulunduğu vakfın gelişmeler üzerine görevine son vermek amacıyla kendisini Almanya’ya davet ettiğini söyledi. Faruk Şen, “Her fırsatta demokrasiden bahsedilen bir ülkede, o ülke dışında yazdığım ve hiçbir art niyet taşımayan bir yazıdan dolayı, üstelik direktörlük sıfatımı kullanmadan yazdığım bir yazı nedeniyle işime son verilmek istiniyor. Bunun ardında tamamen politik bir yaklaşım yatıyor. Özellikle hristiyan demokrat kökenli üyeler göreve kendi yakınlarından birini getirmek istiyor” diye konuştu.

Şen’in 23 yıldır direktörlüğünü yürüttüğü TAM Almanya’da yaşayan Türkler üzerine araştırmalar yapan kuruluşlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. 2 milyon euro bütçeli vakfın 500 bin euroluk kısmı Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Hükümeti tarafından karşılanıyor. Geri kalan 1.5 milyon euroluk kısmı ise araştırma kuruluşları ve AB fonları gibi üçüncü kuruluşlardan karşılanıyor.

***

-ALMANYA TAM VAKFI DİREKTÖRÜ ŞEN’İN GÖREVDEN ALINMASI İSTENİYOR
ŞEN: ”BU TÜMÜYLE ÖN YARGILI VE POLİTİK BİR KARARDIR”  

BERLİN (A.A) – 26.06.2008 – Merkezi Almanya’nın Essen kentinde bulunan Türkiye Araştırmalar Merkezi (TAM) Vakfının Direktörü Faruk Şen’in, Türklerin Avrupa’da dışlanmalarını nasyonal sosyalizm dönemindeki Yahudi zulmüyle kıyaslaması nedeniyle görevinden alınması istendi.

TAM Vakfı Yönetim Kurulu toplantısında Şen hakkında bu yönde alınan kararın, başkanlığını Kuzey-Ren Vestfalya eyaletinin Uyum Bakanı Armin Laschet’in yaptığı, çeşitli vakıfların bağlı bulunduğu kuratoryuma sunulacağı bildirildi.

Alınan kararda, Şen’in söz konusu açıklamalarının sadece yönetim ile kendisi arasındaki güveni sarsmakla kalmadığı, aynı zamanda Türk medyasında Türklerle Almanların birlikte yaşamı konusunda yer alan haberleri çarpıttığı, böylelikle uyum yerine halklar arasında bir kutuplaşmaya neden olduğu savunuldu.

Kararda, Şen’in bu nedenle birçok kez, yükümlülüklerini yerine getirmediği konusunda yönetim kurulu tarafından uyarıldığı kaydedildi.

Şen ise AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”Bu tümüyle ön yargılı ve politik bir karardır. Benim İstanbul’da yazdığım yazılar sadece şahsi görüşümü yansıttığım yazılardır. TAM Vakfı ile bir ilgisi yoktur” diye konuştu.

Essen’de 23 yıl önce kurduğu, başarılı çalışmalara imza attığı TAM Vakfının Yönetim Kurulunun bu yönde aldığı karara karşı siyasi ve hukuki alanda, ayrıca kamuoyunda mücadele edeceğini kaydeden Şen, ”Eğer bu karar çekilmezse mahkemede haklı çıkacağıma da eminim. Benimle dayanışma gösteren Musevi, Türk ve diğer göçmen kuruluşlara da şimdiden teşekkür ediyorum” dedi.

Şen, ”Tageszeitung” adlı Alman gazetesine yaptığı açıklamada da, yönetimin aşırı yere gereksiz tepki gösterdiğini ve bu konuda hukuki işlem başlatacağını söyledi.

Faruk Şen, bir Türk gazetesine yaptığı açıklamada, Türklerin Avrupa’da dışlandıklarını savunarak, bunu 1933-1945 yılları arasındaki nasyonal sosyalizm döneminde yaşanan Yahudilere yönelik zulme benzetmişti.

Şen, bu benzetmeden dolayı daha sonra özür dilemesine rağmen, ”Frankfurter Allgemeine Zeitung” gazetesi tarafından bu konunun gündeme getirilmesinden sonra Laschet ve TAM Vakfı Yönetim Kurulu tarafından yoğun bir şekilde eleştirilmişti.

(HA-MCT)

***

SEN GÖREVİNDEN ALİNMAK İSTENİYOR

Merkezi Almanya’nin Essen kentinde bulunan Türkiye Arastirmalar Merkezi (TAM) Vakfinin Direktörü Faruk Sen’in, Türklerin Avrupa’da dislanmalarini nasyonal sosyalizm dönemindeki Yahudi zulmüyle kiyaslamasi nedeniyle görevinden alinmasi istendi.
http://www.hurriyet.de/?navi=manset&grp=SoloManset&an=2047&banner=0

 

***

ALMANYA FDP HESSEN EYALETİ MECLİS ÜYESİ
TÜRKÇENİN SEÇMELİ DERS OLMASINI İSTEDİ

 

BERLİN (A.A) – 26.06.2008 – Almanya’da, Hür Demokrat Parti’nin (FDP) Hessen Eyalet Meclisi üyesi Dorothea Henzler, eyaletteki okullarda Türkçenin ikinci ya da üçüncü yabancı dil dersi olarak verilmesini istedi.

Henzler, Almanya’da, özellikle de Hessen eyaletinde Türkçe dersinin önem kazandığını, Türkiye ile Almanya arasındaki ekonomik işbirliği dikkate alındığında okullarda Türkçenin seçmeli ders olarak verilmesinin iki ülkenin yararına olduğunu ifade etti.

Hessen eyaletinde Türkçenin en önemli göçmen dili olduğunu belirten Henzler, böylelikle Türkçeye kültürel olarak layık olduğu yerin verileceğini, ayırca Türkçe dersinin uyumu destekleme konusunda da etkisi olacağını söyledi.

Yeterli derecede talebin olduğu okullarda Türkçenin arz edilmesi gerektiğini ifade eden Henzler, FDP Eyalet Meclisi Grubunun bu konuyla ilgili bir soru önergesi vereceğini kaydetti.

Yeşiller Partisi’nin desteklediği FDP’nin görüşüne Hristiyan Demokrat Parti’nin (CDU) kuşkuyla baktığı belirtildi. Yeşiller Partisi’nden Mürvet Öztürk, bu teklifi olumlu bulduğunu, ancak Türkçenin düzenli bir ders müfredatına alınmasının daha iyi olacağını kaydetti.

Hessen eyaleti CDU eğitim politikaları sözcüsü Hans Jürgen İrmer ise İngilizce veya Fransızcanın birinci, İspanyolca veya Latincenin ikinci yabancı dil olduğunu, ancak bazı özel durumlarda bu teklifin incelenebileceğini ifade etti.

Eyalet Kültür Bakanlığından yapılan açıklamada da Hessen eyaletinde Offenbach ve Frankfurt’ta olmak üzere iki okulda Türkçenin ikinci yabancı dil olarak okutulduğu ve toplam 40 öğrencinin derslere katıldığı belirtildi.

(ERB-HA-MCT)

***

-DEVLET BAKANI ÇUBUKÇU, ALMAN BAKAN BÖHMER İLE GÖRÜŞTÜ
-ÇUBUKÇU: ”ALMANYA’DA YAŞAYAN TÜRK KADINLARININ DİL ÖĞRENMELERİ GEREKTİĞİNE GÖNÜLDEN İNANIYORUM”

 

BERLİN (A.A) – 26.06.2008 – Almanya’nın başkenti Berlin’de bulunan Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Almanya’da yaşayan Türk kadınlarına dil öğrenmeleri ve meslek sahibi olmaları çağrısında bulundu.

Çubukçu, Alman hükümetinin göç ve uyumdan sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer ile görüştükten sonra Türkiye Büyükelçiliğinde Türk gazetecileri için düzenlediği basın toplantısında, Almanya’da yaşayan Türk kadınlarına dil öğrenmeleri çağrısında bulunarak, ”Kadınların dil öğrenmelerinin şart olduğuna gönülden inanıyorum. Bununla, aile birleşimi kapsamında Almanya’ya gelecek ailelere Almanca öğrenmelerinin zorunlu kılınmasına karşı çıkmam arasında da bir çelişki görmüyorum” dedi.

Böhmer ile yaptığı görüşmede göç yasasının da gündeme geldiğini ifade eden Çubukçu, bu yasanın Türk toplumu tarafından kendilerine yönelik ayrımcılık olarak algılandığına işaret etti. Söz konusu yasanın BM Evrensel İnsan Hakları Bildirgesine ve Alman Anayasası’na aykırı olduğu görüşünü dile getiren Çubukçu, bununla birlikte bu ülkede yaşayan tüm Türk kadınlarının Almanca öğrenmeleri gerektiğini kaydetti.

Çubukçu, ”Bir doktora gittiğinde, doktorun kendisine yardımcı olamaması ya da çocuğunun konuştuğu dili anlayamaması büyük bir sorun. Kadınlarımız burada eğitimli olmalı, meslek sahibi olmalı, istihdama katılmalı. Yani toplumsal hayata tam ve eşit katılacak önlemlerin alınması ve engellerin kaldırılması lazım. Eşit haklara sahip olabilmenin yegane şartı da o ülkenin dilini bilmektir” dedi.

Böhmer’in geçen yılın kasım ayında Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında da bu konuları derinlemesine ele aldıklarını hatırlatan Çubukçu, ”Böhmer, uyum konusunda uygulamakta olduğu birçok proje olduğunu ve bu projelerin son zamanlarda doğru olarak aktarılamadığını ya da doğru olarak algılanmadığını düşünüyor. Uyum konusundaki çabalarına teşekkür ettikten sonra ben de vatandaşlık ve göç yasası gibi uygulamaların Türk toplumu arasında ayrımcılık gibi algılandığını, Almanya’da yaşayan Türkler arasında yaptığımız bir aile araştırması anketinde halkın yaklaşık yüzde 10’unun bu konuda en büyük sorun olarak ön yargıdan şikayetçi olduğunu, yüzde 8 civarında da ayrımcılığa uğradıklarını düşündüklerini ifade ettiklerini söyledim” dedi.

-”EĞİTİM İÇİN YAPILAN KAMPANYALARIN DESTEKLENMESİ GEREKİYOR”-

Türklerin Alman toplumuna uyum sağlamaları ve daha eğitimli olmaları ve başarılı modellerle ön plana çıkmalarının herkes için gurur verici olduğunu ifade eden Çubukçu, ”Bunun için hep birlikte çaba harcamamız gerekiyor. Yazılı ve görsel basınımız burada çok güçlü. Kendi ülke vatandaşlarımızın özellikle eğitimleri açısından yapılan tüm kampanyaların desteklenmesi gerekiyor” dedi.

Çubukçu, Türkiye’deki ”Haydi kızlar okula” ve ”Ana-kız okulda” gibi kampanyaların da medyanın desteğiyle sürdürüldüğüne işaret ederek, ”İnsanlarımızın daha iyi eğitim görmeleri, eşit eğitim olanaklarından yararlanmaları için bu yürüttüğümüz kampanyaların da faydası olacağına inanıyorum. Basınımız da uyumdan sorumlu Devlet Bakanlığıyla yakın ilişkiler içinde olursa, daha faydalı çalışmalar yapılabileceğine inanıyorum” diye konuştu.

İki toplum arasındaki farklılıklara değindiklerini de kaydeden Çubukçu, ”Sonuçta farklılıklarımız bir çatışma noktası oluşturmamalı, farklılıklarımızla bir arada yaşama kültürünü geliştirmemiz lazım. Uyumdan kastedilen, o toplumun aynısı olmak olmamalı zaten. Hiçbir devlet uyum sözcüğünü aynılaştırma anlamında kullanmamalı. Biz tüm farklılıklarımızla bir arada yaşayabiliriz, çünkü farklı kültürlerle bir arada yaşamak konusunda büyük deneyimleri olan bir toplumuz, bir devletiz. Burada yaşayan Türklerin sorunların çözümü konusunda da asgari değil, azami düzeyde çaba harcıyoruz. Karşı tarafta da uyum konusunda bir bakanlık oluşturulmuş olması bizim açımızdan sevindirici” dedi.

-”ZİHNİYET DEĞİŞİMİ SÖZ KONUSU”-

Bir soru üzerine, Böhmer ile töre cinayetlerini konuşmadıklarını belirten Çubukçu, ”Böhmer ile görüşmemizde ebeveynlerin çocuklarına karşı olan sorumluluklarına değindik. Türkiye’de bu konuda çok kapsamlı bir mücadele yürüttük. Töre cinayetlerinin önlenmesi konusunda hem yasal değişiklikler, hem kampanyalarla çok ciddi anlamda bir mücadele başlattık. Bu mücadelenin bugünden yarına sonuç vermesini bekleyemezsiniz, çünkü burada önemli bir zihniyet değişimi söz konusu ve zihniyet değişimi konusunda inanılmaz bir mücadele yürütüyoruz” dedi.

Bu tür cinayetlerin Avrupa’nın başka birçok ülkesinde de tutku cinayetleri olarak nitelendirildiğini ve birçok Avrupa ülkesinde bu tür cinayetlerin Türkiye’den daha fazla olduğunu kaydeden Çubukçu, ”Bu nedenle bir toplumu genelleştirme yoluna gitmek yanlış. Evet, Türkiye’de kadınların sorunları var ve bu sorunların giderilmesi için ciddi bir mücadele içindeyiz” diye konuştu.

Böhmer’in Türkiye’deki projeleri incelemek gibi bir teklif getirdiğine işaret eden Çubukçu, ”Türkiye’de başarılı olan kampanya ve projelerde elde edilen tecrübelerle buradaki topluma da faydalı olabileceklerini düşünüyorlar. Gerçekten de başarılı olabileceklerini düşünüyorum. Bizim uyguladığımız, bunun dışında Milli Eğitim Bakanlığının uyguladığı projeler var. Aile konusunda, sağlık konusunda uyguladığımız projeler var. Bizim özürlülere ve kadınlara yönelik kampanyalarımız var. Sayın Bakanın kendi sorumluluk alanına giren projelerden faydalanabileceğini düşünüyorum. İnceleme gezisi planlıyorlar” dedi.

Bir uygulama ya da bir kampanya yaparken, bir proje geliştirirken, her şeyden önce elde bulunan verilere bakılması gerektiğine dikkati çeken Çubukçu, ”Eğer kız çocukları erkek çocuklara göre aynı sayıda okullaşamıyorsa ve eşit derecede eğitim göremiyorsa, okuma yazma bilmeyenlerin çoğunluğu kadınlardan oluşuyorsa, elbette ki özel bir çaba, özel bir destek gerekiyor. Bu nedenle tüm kampanyalar bir gereklilik üzerine yapılıyor. Temel eğitim ülkemizde yaklaşık 100 yıldan bu yana zorunlu. Cinsiyet eşitliğinin de yasal olarak mevcut olmasına rağmen bir eşitsizlik varsa bu alanda bir şeyler yapılması gerekiyor demektir. Bu konuda Türkiye’de gerçekten başarılı kampanyalar yapılıyor” dedi.

Kızlara sağlanan maddi destekle üniversitede okuyan kızların sayısının da arttığına işaret eden Çubukçu, ”Bunların hepsi yapılması gereken uygulamalardı. Bu çabalarımızın olumlu sonuç verdiğini düşünüyorum. Milli Eğitim Bakanlığının 2010 yılında erkek ve kız çocukların okullaşma oranlarının yüzde yüze ulaşılması hedefinin bu anlamda gerçekleşeceğini ümit ediyorum” diye konuştu.

Çubukçu, tüm tartışmaların temelinde bir medeniyet çatışmasının, kültürel tartışmanın olduğu bir dönemden geçildiğini kaydederek, ”Kültürel tartışmaların yüzde 60’ının temelinde de kadın konusunun ve kadın kimliğinin olduğunu görüyoruz. Yaklaşık 3 milyon vatandaşımızın yaşadığı Almanya’da yaşanan tartışmaların büyük kısmının da kadın tartışmaları üzerinden yürütüldüğünü biliyoruz. Özellikle zorla evlendirmeler, töre cinayetleri ve diğer meseleler. Kültür çatışmaları gündeme getirildiğinde çoğunlukla kadınlar üzerinden bazı tanımlamaların yapıldığını biliyoruz. Dolayısıyla kadınların sorunlarının çözümü, bir açıdan kültürel çatışmaların ortadan kaldırılmasında faydalı olurken, diğer yandan da bazı olumlu kültürel aktarımların kadınlar üzerinden yapılabileceği konusunda bize somut öneriler getiriyor. Dolayısıyla kadınların, kültür alanındaki sorunların çözümünde, uyum konusunda daha etkili ve olumlu rol oynayabileceklerine inanıyorum” dedi.

Türkiye-Almanya maçıyla ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine ise Çubukçu, ”Üzgünüm, çok samimi olarak çok üzgünüm. Ancak çok başarılı oynadılar, takımımız çok başarılı bir performans sergiledi. Bence yarı finalde oynamak da büyük başarı, ancak finali oynamayı hak eden takım da bizdik. Bu nedenle sonuç üzücü. Biz kazanmış olsaydık daha iyi olacaktı” dedi.

Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, bugün Türkiye’ye dönecek.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here