Blog

  • Turkiyede Ekonomik Kriz Basladi

    Turkiyede Ekonomik Kriz Basladi

     

     

     

    From: mehmet nacar [[email protected]]

     

    Turkiyede Ekonomik Kriz Basladi

     

    Gaziantep27 gazetemizde manşetten verilen bir haber. ‘’Kömür fiyatları asgari ücreti geçti.’’

     

    İlk bakışta sıradan bir haber gibi görünmesine rağmen, derinine daldıkça konunun boyutları değişmekte. Korkunç bir hal almakta.

     

    İki yıl önce kömürün tonu yaklaşık 190 dolar civarındaydı. Geçen yıl 320 dolara fırladı. Bu yıl ise 425 dolar. Bu gidişe göre iki veya üç yıl sonra kömürün tonu bin dolar olacaktır. Dünyada görülmüş, bundan daha büyük bir saçmalık var mı?

     

    Kömürdeki bu yükselişin sebebi nedir? Durmadan artan petrol fiyatları mı? Yani gemiler taşıdıkları kömürün değerinin yüzde otuzbeşi kadar mazot mu yakmaktalar?..

     

    Geçen yıl da aynı konuyu yazmıştım ve dikkate alan olmadı.

     

    Bu fahiş fiyat artışlarının ana nedeni, kontrolden aciz bir hükümetin yarattığı boşluktan cesaret alan ithalatçı firmalardır.

     

    Dünyada dolar üzerinden yaşanan bir enflasyon örneği yok. Bir ürünün fiyatının dolar üzerinden % 40 lara varan artışını izah edebilecek bir ekonomik gösterge de yok.

    Halk arasında çok kullanılan bir deyim var. ‘’Saldım çayıra, mevlam kayıra.’’

    *

    Türkiye’de ihtiyaca yetecek kömür yatakları yok mu? Fazlasıyla var. Ancak, kalori değerinin düşüklüğü ve havayı kirletmesi bahane edilerek bizim yataklar yatmaya devam etmekte. İşin kolayı ithalat ve bazı işini bilenlerin köşe dönmesini sağlamak.

     

    Türkiye’de üretilen kömürler bacalara filtre takılarak pekala yakılabilir. Paramız dışarı gitmez. Üretim bolluğunda fiyatlar da çıldırmaz.

     

    Oyun içinde oyun oynanmakta. Sıvı yakıta gücü yetmeyen vatandaş kömüre dönünce talep patlaması oldu. Nasılsa satış kaygısı yok. Öyleyse fiyatları her gün yükseltmek sorun yaratmaz.

     

    Kömür fiyatlarına paralel olarak elektriğe de % 22 zam yapıldı. Yani elektrikle ısınmak da mümkün değil.

     

    Vatandaşın eli kolu zincirlenmiş durumda. Ya bu fiyattan alacaksın, ya da donacaksın. Başka seçenek yok.

     

    Anlaşılan şu ki, bu kış asgari ücretli, emekli, dul, yetim, esnaf ve hatta memur sınıfında nüfus azalması yaşanacaktır. Tabi ki, hepsi de donarak ölmeyecek. Gıdaya ayırdığı parayı ısınmaya vererek aç kalanları da hesaba katmakta yarar var. Taksitli satışlar gırla. Kredi kartı ödemeleri nasıl olacak..?

    *

    Çalışanlarına % 4 maaş zammı yapan hükümet acaba hangi ülkenin hükümeti? Türkiye’nin hükümeti ise yakıtta, ısınmada, gıda maddelerinde, ekmekteki artışları biliyor mu? Vergi artışlarını, trafik cezalarını filan hesaba katmıyoruz.

     

    Bana öyle geliyor ki, kapalı mekânlarda sigara yasağının arkasında yatan düşünce tiryaki olmayanları korumak değil. Sigara, akaryakıt, kömür, ve diğer ihtiyaçlara yapılan zamlar hazinenin açığını kapatmaya yetmiyor. Sigara içenlerden de havayı kirletme cezası alarak hazineyi rahatlatmayı düşünmekteler.

     

    Dünyada kendine yeterli altı ülkeden biri olan Türkiye, artık kendine en yetersiz ülkelere sınıfına girmiştir. Üretimin durduğu, her türlü enerjide, hububatta, borç ödemekte, sanayi ürünlerinde, vs. ithalatla yaşayan bir ülke konumundayız. Bu hükümetin yönetimindeki devlet halka hizmeti durdurdu.

     

    Devleti ve hükümeti yaşatmak için halkı altın yumurtlayan tavuk olarak görmeye başladı.

     

    Tavuk çiftliklerinde daha fazla yumurta almak için bir günü sahte gece ve gündüzlere bölen uyanık üreticiler gibi bir hükümet.

     

    Sahte enflasyon rakamları. Başını alıp giden fiyatlar. Cumhuriyet tarihi boyunca alınan dış borç kadar dış borçlanma. Çalışanların maaşlarını hileli rakamlarla eritme.

     

    Yani yoksul ve hükümetin eline bakan, üretimi durdurulmuş, devletten dilenmeyi bekleyen bir halk.

     

    Nereye kadar sürecek.

     

    Yolun sonu göründü. Bu yaşananlar bir günde bomba gibi patlayan bir ekonomik kriz değil, zamana yayılmış, halkı uyutarak yaşanan gerçek bir ekonomik krizdir.

     

    Mehmet Nacar

     

     

    M.Nacar



  • PKK kasası Nedim Seven, Fransa’da tutuklandı

    PKK kasası Nedim Seven, Fransa’da tutuklandı

    A.A

    Fransa’nın, terör örgütü PKK’nın Avrupa’daki ele başlarından Nedim Seven’i tutukladığı bildirildi.

    Fransız Haber Ajansı (AFP), Fransa’da daha önce hakkında terör örgütüne mali destek sağlamak suçundan dava açılan ve adli denetim altında tutulmak kaydıyla serbest bırakılan Seven’in, “adli denetim şartını ihlal ettiği” gerekçesiyle tutuklandığını duyurdu.

    Hakkında uluslararası tutuklama kararı çıkarılan Seven, Mart ayında sahte diplomatik pasaportla Roma’da gözaltına alınarak sorgulanmıştı. İtalyan basını, terör örgütünün Avrupa’daki “gizli kasası” olarak bilinen Seven’in, Roma’dan Ermenistan’a gitme hazırlığı içinde olduğunu yazmıştı.

    Aralarında Rıza Altun ve Nedim Seven gibi bölücü örgütün Avrupa’daki elebaşılarının da bulunduğu 8 PKK mensubunun, 23 Şubat 2007 tarihinde Paris’te çıkarıldıkları istinaf mahkemesi tarafından tutuksuz yargılanmaları kararlaştırılmıştı.

    Paris’te 5 Şubat 2007 tarihinde düzenlenen operasyonlar çerçevesinde terör örgütünün kullandığı bir “kültür merkezine” baskın düzenlenmiş, çeşitli evraka ve bilgisayarlara el konmuştu. Buraya düzenlenen baskının, terör örgütüne maddi destek sağlayan ve örgütün Avrupa’daki üst düzey sorumluları olduğu tahmin edilen kişilere karşı Paris’in çeşitli banliyölerinde düzenlenen operasyonlar çerçevesinde yapıldığı bildirilmişti.

    Tutuksuz yargılanmalarına karar verilenler hakkında, teröre mali kaynak sağlama dışında, “organize suç” ve “kara para aklama” suçlarından dava açılmıştı. Fransız basını, tutuksuz yargılanmalarına karar verilenlerin uyuşturucu kaçakçılığı yapmaları olasılığının ciddi düzeyde gündemde olduğunu yazmıştı.

    Paris’teki operasyon, 2 PKK’lı teröristin döviz bürosunda kaynağını açıklayamadıkları 200 bin avroyu dolara çevirmek isterken gözaltına alınmaları sonucu başlatılan soruşturma çerçevesinde düzenlenmişti. Fransa tarafından hakkında adli denetim kararı çıkarılan Rıza Altun’un daha sonra Avusturya üzerinden kuzey Irak’a gittiği belirlenmişti.

    Fransa’da terör örgütü PKK’nın faaliyetleri, 1993 yılında yasaklanmıştı.

    Kaynak: , 4 Temmuz 2008

  • Talat, çizmeyi de haddini de aşmıştır, “cumhurbaşkanı” olarak meşruiyetini yitirmiştir

    Talat, çizmeyi de haddini de aşmıştır, “cumhurbaşkanı” olarak meşruiyetini yitirmiştir

    Sabahattin İsmail

    Yeni Volkan Gazetesi Başyazarı

     

    Egemenlik, bağımsızlıktır, özgürlüktür, kendi kendimizi, kendi devletimizde, kendi irademizle yönetmektir, boyunduruk altında olmamaktır, dilediğimiz kararları serbestçe alabilmek ve uygulayabilmektir…

    Kıbrıs adasında iki Halk arasındaki EGEMENLİK mücadelesi, Kıbrıs sorununun özüdür…

    Kıbrıs sorununun nedeni, Rum-Yunan ikilisinin, tüm Kıbrıs’a ve Türk Halkına egemen olma hedefidir…

    Rumlar için Kıbrıs sorunu, ancak egemenliklerini tüm adaya yaydıkları ve Türk Halkını da egemenlikleri altına aldıkları gün çözülecektir…

    Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye açısından Milli bir dava olan Kıbrıs mücadelesinin  özü, Rumlarla birleşmek değil, egemenliğimizi korumaktır, Rum idaresi altına girmemektir, kendi kendimizi, kendi devletimizin çatısı altında özgürce yönetmektir…

    Kıbrıs Türk Halkı egemenliğin ne anlama geldiğini çok iyi bildiği içindir ki, hiçbir şart altında ve hiçbir vaat karşısında Rum egemenliği altına girmeyi kabul etmedi…Rumların egemenliklerini silah zoru ile dikte ettirmeyi amaçlayan saldırıları karşısında egemenliğini korumak için silaha sarıldı, direndi, öldü, öldürdü, tarifsiz özverilere katlandı…

    1963’den 1974’e kadar geçen en karanlık 11 yılda, adanın sadece %3’üne sıkıştırılmasına karşın, direnmeye devam etti,  Rum-Yunan kuşatmasına karşın egemenliğinden asla taviz vermedi…Rum-Yunan boyunduruğu altında köle olarak yönetilmektense, ölmeyi tercih etti…

    Egemenliği için ölmesini bilen egemen bir Halk olarak, bu soylu mücadelesini 15 Kasım 1983’de bağımsız-egemen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurarak taçlandırdı…

    25 yaşına giren KKTC, Kıbrıs Türk Halkının egemenliğinin simgesi ve güvencesidir…

    Halk, 1985’de ezici çoğunlukla kabul ettiği KKTC Anayasası ile, egemenliğini kullanma yetkisini vekaleten KKTC Meclisi’ne devretti…

    Bunu yaparken,  onayladığı Anayasada yer alan bazı maddelerle, egemenliğini  güvence altına aldı ve ileride emanetine ihanet edebilecek olanlara meşru yolları kapadı…

     

    KKTC ANAYASASI NE DİYOR?

    KKTC Anayasasının ilgili maddeleri şöyledir:

    BİRİNCİ KISIM

    Genel İlkeler

                Devletin Şekli ve Nitelikleri

                Madde 1

                Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti, demokrasi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik bir Cumhuriyettir.”

     

                Devletin Bütünlüğü, Resmi Dili, Bayrağı, Ulusal Marşı ve Başkenti

    Madde 2

    (1)   Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti, ülkesi ve halkı ile bölünmez bir bütündür.

     

                Egemenlik

                Madde 3

                (1)   Egemenlik, kayıtsız şartsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yurttaşlarından oluşan halkındır.

                (2)   Halk, egemenliğini, Anayasanın koyduğu ilkeler çerçevesinde, yetkili organları eliyle kullanır.

                (3)   Halkın hiçbir zümresi, kesimi ve kişisi, egemenliği kendine mal edemez.

                (4)   Hiçbir organ, makam veya merci, kaynağını bu Anayasa’dan almayan bir yetki kullanamaz.

               

    Anayasanın Üstünlüğü  ve Bağlayıcılığı

                Madde 7

                (1)   Yasalar Anayasaya aykırı olamaz.

                (2)   Anayasa kuralları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, Devlet yönetimi makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

     

    Değiştirilemeyecek Kurallar

                Madde 9

                Bu Anayasanın 1. maddesi ile 2. maddesinin (1). ve (2). fıkrasında ve 3. maddesinde yer alan kurallar değiştirilemez ve değiştirilmesi önerilemez.

     

     MADDELERİN ANLAMI

    Görüldüğü gibi, Anayasanın 2. madedesi “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletinin, ülkesi ve halkı ile  bölünmez bir bütün” olduğunu belirtmektedir…

    Bunun anlamı, Talat’ın KKTC Devletini tasfiye edecek, bir başka devletin egemenliği olmayan bir eyaletine dönüştürecek hiçbir görüşme yapamayacağıdır, hiçbir anlaşmayı kabul edemeyeceğidir…

    Görüldüğü gibi Anayasanın 3. Maddesinin 1. Fıkrası, “egemenliğin kayıtsız şartsız KKTC yurttaşlarından oluşan Halka ait olduğunu” belirtirken, 3. Fıkrası “Halkın hiçbir zümresinin, kesiminin ve kişinin, egemenliği kendine mal edemeyeceğini” ve 4. fıkra da          “Hiçbir organ, makam veya mercinin, kaynağını bu Anayasa’dan almayan bir yetkiyi kullanamayacağını” vurgulamaktadır…

    Bunun anlamı Talat’ın hiçbir şekilde Halkın egemenliğini müzakere konusu yapamayacağıdır, egemenliği tek başına kullanma hak ve yetkisinin bulunmadığıdır…

    Ve Anayasanın 7. Maddesinin 2. Fıkrası “ Anayasanın bu kurallarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, Devlet yönetimi makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları” olduğunu vurgularken 9 madde iseAnayasanın aktardığım bu maddelerinin, yani “1. maddesi ile 2. maddesinin (1). ve (2). fıkrasında ve 3. maddesinde yer alan kuralların değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin önerilemeyeceğini” belirtmektedir…

     

    TALAT MEŞRUİYETİNİ YİTİRMİŞTİR

    Anayasal durum bu iken, Mehmetali Talat’ın, adının önündeki “cumhurbaşkanı” sıfatını istismar ederek Halkın egemenliğini pazarlık masasına yatırması, Halkın egemenliğini yok etmek anlamına gelen TEK EGEMENLİĞİ kabul etmesi, “çözüm” adı altında KKTC’yi tasfiye edip  “Kıbrıs Cumhuriyeti” adlı Rum devletinin egemenliği altına  sokacak düzenlemeleri kabul etmesi meşru değildir…

    Bu nedenledir ki Talat, Rum milli hedefi olan, TEK DEVLETE,  TEK EGEMENLİĞE,  TEK VATANDAŞLIĞA, TEK KİMLİĞE, TEK ULUSLAR ARASI TEMSİLİYETE DAYANAN İKİ TOPLUMLU-İKİ BÖLGELİ BİRLEŞİK FEDERAL KIBRIS hedefini kabul etmekle, Anayasayı çiğnemiştir….Anayasanın kendisine vermediği bir yetkiyi gasbederek kullanmıştır…Üstelik bunu, Halk egemenliğini vekaleten kullanan KKTC Meclisi’nden yetki almadan yapmıştır…

    Ve, bu nedenle de oturduğu makamda tüm meşruiyetini yitirmiştir…

    Kıbrıs Türk Halkını temsil etmemektedir, yaptığı anlaşma da Kıbrıs Türk Halkını bağlamamaktadır…

    Bu durum karşısında Kıbrıs Türk Halkının, kendi egemenliğini korumak için vereceği mücadele,  Rum-Yunan saldırganlığına karşı aynı amaçla verdiği mücadele gibi meşrudur…Göstereceği direniş yasaldır.

     Çünkü KKTC Anayasası,  girişinde yer alan “Asıl güvencenin  yurttaşların gönül ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, özgürlüğe, adalete ve erdeme tutkun evlatlarının uyanık bekçiliğine emanet eder….” ifadesi ile devleti, egemenliği ve Anayasayı koruma görevini bu Halkın evlatlarına vermiştir…

    Kıbrıs Türk Halkı, kendini egemenliğin tek sahibi olan bir padişah sanan ve bu hayal içinde çizmeyi de haddini de aşan Mehmetali Talat’ın Anayasaya,  Anayasal yeminine ve koruması için kendisine bırakılan kutsal emanete ihanetine karşı direnecektir…

    Talat, işi bu noktaya getirmeden derhal istifa etmelidir…

     

  • Milli Takım Galip -TEKEL SATILDI

    Milli Takım Galip -TEKEL SATILDI


    26 HAZİRAN 2008 PERŞEMBE
     – BASIN AÇIKLAMASI –

    MİLLİ TAKIMIN BAŞARILARINA SEVİNİRKEN, TEKEL’İMİZ İNGİLİZ ve AMERİKALILARIN OLDU, FARKINDA MISINIZ ?

     

    Dr. Gökhan GÜNAYDIN, Başkan
     (Yönetim Kurulu adına)
     TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI

     


     26 Haziran 2008
     
     TEKEL’in sigara üretim bölümü, fabrikaları, tesisleri, arsa ve arazileri yanında markalarıyla birlikte, 24 Haziran 2008 tarihinden itibaren British American Tobacco şirketine devredildi.

     


     Avrupa Şampiyonası’nda Milli Takım’ın başarısı nedeniyle yaşanan sevinç dalgası, ülkemizin can damarlarından birinin daha kesilmesini gizliyor… TEKEL, 2.5 yıllık karına karşılık gelen bir bedelle, 1.720 milyar dolara yabancılara satıldı…

     


     Bu satış sonrası tamamlanan devir işlemi ile yabancılaşan TEKEL artık üretici / köylü, işçi, mühendis lehine değil, yabancıların karları artsın diye çalışacak. Saldırgan satış politikaları ve gizli reklamlar ile çocuklar sigara içmeye özendirilmeye devam edilecek. Böylece halkın geliri ve sağlığı da yabancılara devredilmiş olacak…

     


     Kamuoyu bir film izler gibi İhaleyi izledi, ancak İhale Şartnamesi halktan gizlendi. Ziraat Mühendisleri Odası’nın İhale Şartnamesi’ni edinme talepleri önce Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından uygun görülmedi, buna yönelik itirazımız da Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu tarafından oyçokluğuyla reddedildi. Bu örnek olay, ‘kamu yönetiminde şeffaflık’ ilkesinin sermayeye karşı çalışmadığını bir kez daha göstermiştir.

     


     Halkın fabrikaları yok pahasına yabancılara satılıyor, fabrikaların sahipleri İhale Şartnamesi’ni bile göremiyorlar… Oysa demokratik hukuk devletinin en belirgin özelliklerinden biri, idarenin etkinliklerinin kamuoyunun bilgisine açık olarak sürdürülmesidir. Bu husus, idarenin eylem ve işlemlerinin kamuoyunca izlenerek yargı denetimine bağlı tutulabilmesinin önkoşuludur.

     


     İşte bu ortamda, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası ve Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi (KİGEM), Tekel Sigara’nın özelleştirilmesi ihalesinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay’a başvurmuştur. Çünkü söz konusu işlem Anayasaya, yasalara ve kamu yararına aykırıdır…

     


     Taşınmazların BAT’a devri sonrasında ne şekilde kullanılacağına ilişkin bir bilgi ve karar bulunmamaktadır. Kısa dönemde bütçe açıklarını kapatmak için özelleştirme yapılmasının, ekonomiye yarardan çok zarar getireceği Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu raporlarında ve özelleştirmenin finansörlerinden olan Dünya Bankası uzmanlarınca hazırlanan ülke raporlarında dahi dile getirilmiştir.

     


     TEKEL, 1980’lerin ortasından bu yana yatırım yapılmayan bir KİT olmasına rağmen kar etmektedir. Yatırım yapılarak özelleştirme gelirinden çok daha fazla ve sürekli gelir elde etmek mümkün iken, satılarak yabancılaştırılması, işlemde kamu yararı bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

     


     Futbol ile sevinirken, ülke kaynaklarımız teker teker yabancıların egemenliğine geçiyor. Üretici, tüketici, halk kaybederken, çokuluslu şirketler kazanıyor.

     


     Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz…
     Dr. Gökhan GÜNAYDIN
     Başkan
     (Yönetim Kurulu adına)
     TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI <[email protected]>

  • ABD, TÜRKİYE ÜZERİNDEN ÇEKİLMEYE KARŞI

    ABD, TÜRKİYE ÜZERİNDEN ÇEKİLMEYE KARŞI

    Pentagon, Türkiye üzerinden Irak’tan çekilme planına, ‘Tezkere işi zorlaştırdı’ diye karşı çıkıyor..ABD kuvvetlerinin Irak’tan çekilirken Türkiye’deki üsleri kullanabileceği fikri bile Washington’da tartışma yarattı. Beyaz Saray’daki şahinlere yakınlığıyla bilinen Washington Times gazetesi, çekilme için harcanacak on milyonlarca dolardan Türklerin yararlanacağını yazdı.

    ‘TÜRKİYE DIŞLANMALI’

    Gazete, tezkereyi reddeden Türkiye’nin çekilme sırasında harcanacak paradan yararlanması olasılığının, Pentagon ve Kongre’deki muhafazakârlar arasında “kızgınlık” yarattığını kaydetti. Şahinlerin Irak işgalini zorlaştıran ve ABD güçlerinin zor durumda kalmasına neden olan bir ülkenin “ödüllendirilmemesi” gerektiğini belirtti. Gazete şu yoruma yer verdi: “Kongre’deki üst düzey ulusal güvenlik yetkilileri, ABD’ye Irak’a kendi üzerinden girme izni vermeyen Türkiye’nin geri çekilme sırasında kullanılmasına karşı. Kuzey işgal rotasını engelleyerek Amerika’nın daha çok kayıp vermesine neden olan Türkiye kuvvet çekilmelerinden dışlanmalıdır…”

  • Genelkurmay’dan sert açıklama

    Genelkurmay’dan sert açıklama

    Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, ”Türk Silahlı Kuvvetleri; belli çevrelerin organize bir yapı içerisinde yürüttükleri, menfur bir saldırıyla karşı karşıya olduğunun farkındadır. Başarısız kalmaya mahkum olan bu saldırılara karşı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisini koruyacak tedbirleri alacağı şüphesizdir. Bu tür saldırılara karşı Türk Silahlı Kuvvetlerinin en önemli güvencesi, yasal organlar ve Türk yargısının yanılmaz adaletidir” denildi.

    Genelkurmay’dan yapılan açıklamanın tam metni

    1. Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı bazı çevreler tarafından uzun bir süredir yürütülmekte olan yıpratma kampanyası, son zamanlarda İnternet dahil, basın ve yayın organları vasıtası ile yapılan saldırılarla şiddetini artırmış bulunmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhindeki bu çok boyutlu ve sistematik faaliyetlerin gelecekte de devam edeceği değerlendirilmekte ve gelişmeler yakından takip edilmektedir.
    2. Bu kapsamda, bir günlük gazetenin 20 Haziran 2008 tarihli baskısında, Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan Bilgi Destek Planı olduğu iddia edilen bir belge ile ilgili haber yayımlanmıştır.
    3. Söz konusu haber Genelkurmay Başkanlığınca aynı gün yapılan basın açıklamasında kesin bir dille yalanlanmasına rağmen, bazı basın ve yayın organlarının “Kayıtlarda Komuta Katı tarafından onaylanmış böyle bir resmi evrak veya plan bulunmadığı” ifadesini, “Komuta Katı bilgisi dışında böyle bir plan var” şeklinde yorumlamaları ilginçtir. Bu şekilde bir yorum yapabilmek, ancak Türk Silahlı Kuvvetlerini hiç tanımamakla mümkündür. Köklü bir disiplin geleneği ve karargah çalışma kültürüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetlerinde, kurum adına planların nasıl hazırlanacağının usül ve yöntemleri bellidir.
    4. TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNDE BÖYLE BİR PLAN KESİNLİKLE MEVCUT DEĞİLDİR. Bu sözde planı üreten, Genelkurmay Başkanlığına mal eden veya kendilerine ulaşan her belgeyi doğru k abul ederek yayımlayan anlayışın; ne kadar etik, demokratik ve yasal olduğu ortadadır.
    5. Diğer taraftan, başka bir gazetenin 25 Haziran 2008 tarihli haberinde yer alan; “Yoksa bu plan Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi dışında Kara Kuvvetleri tarafından mı hazırlandı?” şeklindeki soru, tam bir sorumsuzluk örneğidir ve TSK’ne ve onun komutanlarına karşı mesnetsiz bir saldırı özelliği taşımaktadır. Konunun dayanakları ile açıklığa kavuşturulmadan yayına konulmasının, basın etiği ile ne kadar uyuştuğu kamuoyunun takdirine bırakılmaktadır.
    6. Sözde Bilgi Destek Planını gündeme getiren gazete, ayrıca 25 Haziran 2008 tarihli nüshasında, bir komutanlığın PKK-KONGRA-GEL terör örgütünün olası eylemlerine ilişkin “GİZLİ” gizlilik dereceli mesajını yayımlamış ve Dağlıca’ya yapılacak saldırının bu mesaj ile bildirilmesine rağmen tedbir alınmadığı yönünde bir iddiada bulunmuştur.
    Yayımlanan mesaj gerçek bir belge olup, tehdide maruz tüm birimleri uyarma amacı taşımaktadır. Alınan duyumların değerlendirilerek istihbarat haline getirilmesi ve eylem ikazı olarak yayımlanması, Türk Silahlı Kuvvetlerinde kullanılan standart bir uygulamadır. Nitekim, söz konusu ikazla birlikte, bölgedeki birliklerde emniyet tedbirleri artırılmış ve Dağlıca’da konuşlu unsurlarımız gerekli tepkiyi göstererek, hain saldırının asıl amacına ulaşmasını engellemişlerdir. Konu ile ilgili yargı süreci devam ederken, bu tür kışkırtıcı yaklaşımlar sergilenmesi kaygı verici bir durumdur.
    “GİZLİ” gizlilik dereceli askeri evrakın sızdırılması ve basın yoluyla yayımlanması tamamen yasa dışı bir eylem olup, konu yargıya intikal ettirilmiştir. Kurum içinde yapılan araştırmada, mesajın nereden ve kimler tarafından dışarıya sızdırıldığı tespit edilmiş ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlem başlatılmıştır.
    7. Türk Silahlı Kuvvetleri; belli çevrelerin organize bir yapı içerisinde yürüttükleri, menfur bir saldırıyla karşı karşıya olduğunun farkındadır. Başarısız kalmaya mahkum olan bu saldırılara karşı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisini koruyacak tedbirleri alacağı şüphesizdir. Bu tür saldırılara karşı Türk Silahlı Kuvvetlerinin en önemli güvencesi, yasal organlar ve Türk yargısının yanılmaz adaletidir. Her zaman olduğu gibi, aziz milletimizin Türk Silahlı Kuvvetlerine duyduğu sonsuz sevgi ve güven ise, en büyük desteğimizdir.
    Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

  • İran’a saldırıda geri adım

    İran’a saldırıda geri adım

    3 Temmuz 2008

    ABD Genelkurmay Başkanı: “Yeni cephe açmayalım.”

    Amerikan Genelkurmay Başkanı Oramiral Mike Mullen, Amerika ve bazı Batılı ülkelerin şüpheli bulduğu nükleer programı nedeniyle İran’a saldırı düzenlenmesinin ordularını zora sokacağı uyarısında bulundu.

    Amerikan Genelkurmay Başkanı Oramiral Mike Mullen
    Mike Mullen, İsrail’in İran’a saldırmasına da karşı çıktı

    Mike Mullen, Afganistan ve Irak’tan sonra yeni bir cephe açılmaması gerektiğini vurguladı.

    Mullen, Amerikan Savunma Bakanlığı’nda düzenlenen basın toplantısında, “Bence diplomatik, mali ve uluslararası baskılarla, İran tavrını değiştirmeye zorlanmalı” dedi.

    İran’la ABD arasında diyalog başlatılması gerektiğini belirten Mike Mullen, açıklamasında İsrail’in İran’a saldırı düzenlemesinin de doğru olmayacağını söyledi.

    Son günlerde İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini hedef alan bir saldırı gerçekleştirebileceği yolundaki haberler artımış durumda.

    İran nükleer silah peşinde olduğu iddialarını reddediyor ve nükleer programının elektrik enerjisi üretme amaçlı olduğunu söylüyor.

    Gözlemcilere göre Amerikan Genelkurmay Başkanı bir süredir İran’a saldırı düzenlenmesine karşı olduğunu açıkça ifade ediyor.

    Ama aynı gözlemcilere göre amiralin son açıklamaları, olası bir saldırıdan önce iyi düşünmeleri için Amerikan Yönetimi ve İsrail’in ikna edilmesi konusunda perde gerisinde çaba harcamak zorunda kaldığına işaret ediyor.

    İran Dışişleri Bakanı Manuçer Muttaki ise bu aşamada ne israil’in ne de Amerika’nın kendilerine saldırabilecek durumda olduğunu söyledi.

    İranlı bakan, İsrail’de hükümetin dağılma aşamasında olduğunu, Amerika’nın da bölgede yeni bir risk alacak durumda olmadığını savundu.

    BBC

  • Kanlı dehşet planı!

    Kanlı dehşet planı!

    KANLI DEHŞET PLANI!

    Ergenekon terör örgütü operasyonunun son gözaltı dalgası ürkütücü bir gerçeği de ortaya çıkarttı. Orgenerallerin evinde ele geçirilen belgelerin arasında, 4 gün sonra devreye girmesi öngörülen ‘aşamalı darbe planları’nın yer aldığı iddia edildi. Sabah, Radikal , Yeni Şafak ve Star gazetelerinde yer alan haberlere göre, Planda, Ergenekon örgütünün 7 Temmuz’da başlatmayı hedeflediği 4 aşamada yaratılacak kalkışmanın ayrıntıları yer alıyor. Ürperten ayrıntılar haberin detayında…

    Buna göre, 7 Temmuz pazartesi sabahı eşzamanlı olarak 40 kentte, izinsiz mitingler düzenlenecek. Böylece gerilim tırmandırılacaktı

    30 tetikçi önemli isimlere suikastlar düzenleyecek, kaosu derinleştirmek için “Ekonomi batıyor” havası yaratılıp hükümet düşürülecekti

    ADIM ADIM UYGULANACAK DARBE PLANI

    Bir yıldan fazla süredir yürütülen Ergenekon operasyonu kapsamında önceki gün 5 ilde düzenlenen ve 5’i emekli asker 21 kişinin gözaltına alındığı “4 yıldızlı” operasyonla ilgili ortaya atılan bir iddia, gözleri yeniden darbe girişimlerine çevirdi. İddiaya göre aramalarda ele geçirilen belgelerde, “yaz döneminde” darbe için kaos ortamı yaratma hazırlığını ortaya çıkarıldı. Gizli yapılanma, 7 Temmuz’da verecekleri startla, 40 ilde ADD aracılığıyla izinsiz mitingler düzenleyecek, buralarda polis ve halk karşı karşıya getirilerek, silahlı çatışma ortamları yaratılacaktı. Örgütteki gazeteciler yapacakları yayınlarla toplum üzerinde “buhran” ortamı yaratacak, sabıkalı “sahte Yeşil” Osman Gürbüz liderliğinde Jİ- TEM ve itirafçılardan kurulacak 30 kişilik özel ekip ise cinayetler işleyecekti. ATO Başkanı Sinan Aygün ülke ekonomisinin kötüye gittiği yönünde açıklamalar yapacak, hatta AKP’ye alternatif bir parti oluşumu sağlayacaktı. START 7 TEMMUZ

    Yaratılan bu kaos ortamında da “yaz darbesi” için düğmeye basılacaktı. 7 Temmuz günü 40 ayrı ilde Atatürkçü Düşünce Derneği’nin şubeleri aracılığıyla “Yargıya Sahip Çık” adıyla izinsiz mitingler düzenlenecekti. Böylelikle polis ve halk karşı karşıya getirilerek, arbede ile silahlı çatışma ortamları yaratılacak. Bu olaylar halk isyanına dönüştürülecekti. 2- 30 kişilik ekip provokasyon için topluluğa ateş edecekti

    Emekli tuğgeneral Küçük’ün tutuklanmasının ardından polis, emekli orgeneral Şener Eruygur’u teknik takibe aldı. Eruygur’un halen görevde olan bir komutana söylediği, “Ya yenilgiyi kabul edeceğiz. Ya da gereğini kabul edip sonuna gideceğiz” sözleri takıldı. Takip genişletilince, yeni bir darbeye zemin için “kaos planı”yla karşılaşıldı. Cinayet ve gasp gibi çok sayıda suçtan sabıkası bulunan “sahte Yeşil” Osman Gürbüz liderliğinde, JİTEM ve itirafçılardan oluşan 30 kişilik özel bir ekip oluşturulacak. Silahlı grup, 7 Temmuz’da başlayacak gösterilerde topluluk üzerine ateş ederek provokasyon yapacak. Bu ekip, ünlü isimlere faili meçhul suikastlar da düzenleyecek. 3- ‘Ekonomi kötüye gidiyor’ anketleri

    Orduevi’nde ele geçirilen planlara göre; Tercüman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi ile Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın liderliğindeki medya oluşumu, yapacakları yayınlarla toplum üzerinde buhran ortamı yaratacak. Halen aranan yönetmen Halis Yavuz Işıklar ise örgütün politikasına uygun film, dizi ve klipler çekecek ve yine kendilerine yakın televizyon kanallarında yayınlayacak. Darbe hazırlığı yapanların bir başka planı da olayın ekonomik boyutuyla ilgiliydi. Buna göre, ATO Başkanı Sinan Aygün de darbe senaryosunda “aktif rol” aldı. Aygün, sık sık anketler düzenleyip, daha sonra “ülke ekonomisinin bittiği” yönünde açıklamalar yapacak. Ayrıca AKP’ye alternatif bir parti oluşumuna gidecek. 4- YAŞ’ı da ertelemek gündemde

    7 Temmuz’da kanlı bir kaos için yapılan planların bir boyutu da askeri kanattaydı. Ağustos ayında yapılacak Yüksek Askeri Şura’nın tarihini de ertelemeyi amaçladılar. Ergenekon örgütü içerisinde “Ergun” olarak isimlendirilen gruba dahil olan darbe yanlısı emekli generaller, böylelikle TSK içerisinde “NATO’cular” olarak isimlendirilen grupta yer alan askerlerin YAŞ’ta rütbe almasını engellemeyi planladılar. SON ADIM DARBE

    7 Temmuz’da düğmesine basılacak “senaryo” ile kaos ortamı yaratılıp darbe için gerekli zemin oluşturulacaktı. Ardından da darbe için düğmeye basılacak ve bundan sonraki adım olarak AKP hükümeti iktidardan düşürülecekti.


    MEH mercek altında

    Bu arada soruşturma kapsamında ‘Milli Egemenlik Hareketi’ (MEH) isimli oluşumun da mercek altına alındığı öne sürüldü. Hareketin temelleri geçen ocak ayında Ankara’da yapılan toplantıda atıldı. Daha sonra yapılan açıklamada, alınan kararlar ‘Vatanın bölünmez bütünlüğü üzerindeki tartışmalara son vermek, toplumun ‘bizden olanlar olmayanlar’ şeklinde cephelere ayrılmasına karşı çıkmak, dinimiz ve inançlarımızın ülkemiz ve insanımız aleyhine kullanılmasına mani olmak, milli servetin yabancılara peşkeş çekilmesine izin vermemek, Cumhuriyetin temel niteliklerini Büyük Atatürk’ün kucaklayıcı milliyetçiliği temelinde kararlılıkla korumaktır’ diye sıralanmıştı. Söz konusu toplantıda yeni parti kurulması ihtimallerinin konuşulduğu ve ‘artık harekete geçelim’ sözlerinin yükseldiği de iddia edilmişti. Perinçek’e soruldu

    Bu toplantının Ergenekon soruşturması kapsamına alındığı Perinçek’in ifadelerine de yansımıştı. Gazeteci Güler Kömürcü’nün bir konuşmasına atfen Perinçek’e soru yöneltilmiş, o da şu cevabı vermişti:

    “Bu toplantılar eski bakanlarımızdan Kamran İnan, eski ekonomiden sorumlu devlet bakanı Ufuk Söylemez, Başkent Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Mehmet Haberal ve Prof. Dr. Hasan Eren’in inisiyatifiyle başlayan ve basına açık yapılan Milli Egemenlik Hareketi (MEH) toplantılarıdır.

    Çeşitli partilerden şahsiyetler, üniversite öğretim üyeleri, orgeneraller, kitle örgütleri yöneticileri katılmaktadır. Bir eşgüdüm kurulu oluşmuştur. Çalışmalar yasaldır ve kamuoyu önündedir. Ayrıca basına yansımıştır. Milli güçlerin birleşmesi, Türkiye’yi bölmek isteyen ABD ve haçlı irtica tarafından kaygıyla karşılanmaktadır.”

    Perinçek, başka bir telefon konuşmasının sorulması üzerine de toplantıya Hurşit Tolon’un da katıldığını söylemişti.

    Bağlantı her yere uzanıyor

    Şener Eruygur

    Emekli orgeneral. Jandarma Genel Komutanlığı yaptı. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı. Cumhuriyet mitinglerini düzenleyen isim. Pazartesi sabahı Orduevi’nde gözaltına alındı.

    Levent Ersöz

    Emekli Tuğgeneral. Eruygur’un ekibinden. Eski Jandarma İstihbarat Başkanı. Adı Şırnak İl Jandarma Komutanlığı yaptığı dönemde 2 HADEP’linin kaybolması olayına karıştı.

    Taşkın Akgün

    İstihbaratçı astsubay. Adı, Levent Ersöz’ün görev yaptığı dönemde Şırnak’ta iki HADEP’linin kaybolmasına karıştı. Başka bir olayda çete suçundan tutuklandı.

    Ergenekon tetikçisi estetik bile yaptırdı

    Osman Gürbüz, Antalya Kuva-i Milliye’nin kurucusu ve finansörüydü. Gürbüz, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’a benzemek için 3 yıl önce burun estetiği yaptırdı..

    Ergenekon operasyonu kapsamında önceki gün Antalya’da gözaltına alınan Osman Gürbüz’ün, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’a benzemek için 3 yıl önce burun estetiği yaptırdığı ortaya çıktı. “Sahte Yeşil” olarak tanınan Gürbüz’ün suç dosyası da kabarık. Karısını sarmaş dolaş gördüğü kardeşini öldürmek, eşini ayağından vurmak, adam kaçırmak, adam yaralamak ve çete suçlarına adı karışan Gürbüz’ün, silah üzerine yemin ederek gündeme gelen Kuva-i Milliye örgütünün de kurucularından ve finansörü olduğu da iddia edildi.

    KOD ADI: KÜÇÜK HACI

    Ergenekon operasyonu kapsamında önceki gün Antalya’da gözaltına alınan ve ‘Sahte Yeşil’ olarak bilinen Osman Gürbüz’ün, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’a benzemek için 2005’te Antalya’da burun estetiği yaptırdığı öğrenildi. Kendini “JİTEM’ci” ve “gazeteci” olarak tanıttığı belirtilen Gürbüz’ün “Küçük Hacı” kod adını kullandığı öne sürüldü. Silah üzerine yemin ederek gündeme gelen Kuva-i Milliye örgütünün kurucularından olan Gürbüz’ün, bu örgütün finansmanını sağladığı da iddia edildi. Birçok olaya adı karışan Gürbüz’ün, 2005’te Antalya’nın Kemer’de çıkan bir yerel gazetenin sahibini dağa çıkararak 4 gün boyunca domuz bağı yöntemiyle işkence yaptığı öğrenildi. Gürbüz’ün, iki adamına eski ortağı olan gazete sahibini öldürmek için talimat verdiği, ancak gazete sahibinin son anda “Bankada 250 bin YTL param var. Beni öldürürseniz bu para kime kalacak? Beni çarşıya indirin, internet üzerinden bu parayı sizin hesabınıza geçireyim” diyerek msn’den polise haber verip öldürülmekten son anda kurtulduğu belirlendi. Bu olaydan sonra Gürbüz’ün, tutuklandığı belirtildi.

    ALBAYLA BAĞLANTI

    Erzincan’da 1962’de 9 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelen Gürbüz’ün ayrıldığı ilk eşinden, birlikte yaşadığı kadından ve 2003’te Bayrampaşa Cezaevi’nde kocasını öldürmekten tutuklu olan Rabia Figen’den olmak üzere toplam 3 çocuğu bulunuyor. Gürbüz’ün Antalya’da Bambus adlı bir kafeterya işlettiği ve Zorbey İnşaat Tarım Gıda İnşaat firmasını kurduğu da ortaya çıktı. Gürbüz’ün önceki gün gözaltına alınan emekli Albay Hasan Atilla Uğur ile de yakın ilişkileri olduğu belirlendi.

    30 kişilik suikast timi

    ‘Dehşet senaryosu’na göre, ‘Sahte Yeşil’ olarak bilinen tetikçi Osman Gürbüz’ün yönettiği, ordudan ayrılma 30 kişilik suikast timi, geçen hafta yargı mensuplarına suikast düzenleyecekti.

    Başbakan Sinan Aygün!

    Planda suikastlerin ardından 6 Temmuz’da, 40 ilde, ‘Yargıya sahip çık’ mitingleri yapılarak kaos çıkarılacak ve Ordu’ya darbe yaptırılacaktı. Plana göre, Sinan Aygün de başbakan olacaktı.

    ŞENER CUMHURBAŞKANI

    Eruygur ve Hurşit Tolon yöneti-mindeki yapılanmanın, ATO Başkanı Sinan Aygün’e de ‘dehşet planı’nda aktif rol verdiği tespit edildi. Belgelere göre Aygün, sürekli olarak anketler düzenleyip, yandaş medya kuruluşlarında ülke ekonomisinin çöktüğü yönünde demeçler vererek karamsar bir tablo çizecekti. Suikastlerin ardından düzenlenecek provokatif gösterilerle ordunun darbesiyle hükümet düşürülecek ve Aygün’ün kurduğu parti iktidara getirilecekti. Planda Abdüllatif Şener’in de yeni dönemin Cumhurbaşkanı olması öngörüldü.

    İŞTE DARBE EKİBİ

    Provokasyon uzmanı, tetikçi

    Osman Gürbüz:

    Yeşil ve Abdullah Çatlı gibi, Türkiye’de provokasyon konusunda en ‘uzman’ kişilerden. 12 Eylül darbesini hazırlayan provokasyonların bazılarında parmağı var. Gürbüz’e, ‘İkinci Yeşil’ deniyor. 16 yaşında bıçakla adam yaraladı, 1990’da ağabeyini, 1991’de kardeşini öldürdü. Adı çok sayıda cinayet, yaralama, gasp ve çatışma olayına karıştı.

    Eruygur’un ‘kilit’ adamı

    E. Albay Hasan Atilla Uğur:

    2003’te Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı Teknik Takip Daire Başkanı olarak görev yapıyordu. Eruygur döneminde Jandarma’da kilit görevlerde yeraldı. Abdullah Öcalan yakalandıktan sonra İmralı’da Öcalan’ı sorgulayan ekibin başında bulunuyordu.

    İstihbarat ağı ‘Sarı Levent’e

    E. Tuğgeneral Levent Ersöz:

    Emekli Orgeneral Şener Eruygur’un sağ kolu. Ergenekon’un istihbarat ağından sorumlu. ‘Sarı Levent’ olarak da biliniyor. Eruygur döneminde Jandarma İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yaptı. Albay Erdal Sarızeybek’in iddiasına göre, Ersöz, Tansu Çiller ve Hilmi Özkök’ün de aralarında olduğu çok sayıda kişinin dinlenmesi talimatını verdi. Ersöz, Ergenekon kapsamında aranıyor.

    MEH mercek altında

    Bu arada soruşturma kapsamında ‘Milli Egemenlik Hareketi’ (MEH) isimli oluşumun da mercek altına alındığı öne sürüldü. Hareketin temelleri geçen ocak ayında Ankara’da yapılan toplantıda atıldı. Daha sonra yapılan açıklamada, alınan kararlar ‘Vatanın bölünmez bütünlüğü üzerindeki tartışmalara son vermek, toplumun ‘bizden olanlar olmayanlar’ şeklinde cephelere ayrılmasına karşı çıkmak, dinimiz ve inançlarımızın ülkemiz ve insanımız aleyhine kullanılmasına mani olmak, milli servetin yabancılara peşkeş çekilmesine izin vermemek, Cumhuriyetin temel niteliklerini Büyük Atatürk’ün kucaklayıcı milliyetçiliği temelinde kararlılıkla korumaktır’ diye sıralanmıştı. Söz konusu toplantıda yeni parti kurulması ihtimallerinin konuşulduğu ve ‘artık harekete geçelim’ sözlerinin yükseldiği de iddia edilmişti.

    SABAH – ZAMAN – YENİ ŞAFAK – RADİKAL

  • Vaşington Turk Buyukelciligi Onunde Rumlarin gosterisi, bolgede yasayan Turklere duyrulur

    Vaşington Turk Buyukelciligi Onunde Rumlarin gosterisi, bolgede yasayan Turklere duyrulur

    Vaşington Turk Buyukelciligi Onunde Rumlarin gosterisi, bolgede yasayan Turklere duyrulur

    Merkezi New York’ta bulunan `Cyprus Action Network of America` (CANA) adli kurulus Kibris Baris Harekati’nin 34. Yildonumu vesilesiyle Buyukelciliginin onunde 20 Temmuz 2008, Pazar gunu, ogleden sonra 2-5 saatleri arasinda ulkemizi ve KKTC aleyhinde bir gosteri duzenlemeyi planlamaktadir. CANA adli kurulusun bu cercevede hazirladigi basin aciklamasinin ve gosteri duyurusunun ornekleri bilginiz icin ekte sunulmustur.

    Vasington DC ve cevresinde ikamet eden Kibrisli ve diger Turk soydasimizin Turk Buyukelciligin onunde karsi gosteri tertip edecekleri  duyrulur.

    Bilgilerine saygıyla sunulur.

    T.C. Vaşington Büyükelçiliği <[email protected]>

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    WE CANNOT FORGET! WE WILL NOT FORGET

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    WHERE:

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    WHEN:

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    The Cyprus Action Network of America (CANA)

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    WE CANNOT FORGET! WE WILL NOT FORGET!

     

     

     

     

    Our action is open to any

     

    and all who believe the time has come to draw public attention to the evil of the

    continuing Turkish crimes. Get involved! Get on the bus to Protest the Turkish

    Embassy, please visit our homepage (www.cyprusactionnetwork.org) to purchase

    tickets, to download our color Protest Turkish Embassy protest poster, and to

    contribute.

    ========================

    Cyprus Action Network of America (CANA)

    2578 Broadway #132

    New York, NY 10025

    New York: Tel. 917-699-9935

    Email: [email protected]

    www.cyprusactionnetwork.org

    will be demonstrating outside the

     

    Turkish Embassy in Washington DC to demand an end to the ongoing criminal

    Turkish military-occupation or land grab of Cyprus initiated by the Turkish

    government by sheer, brute military-invasion on July 20, 1974. Hundreds of

    thousands of Cypriots remain refugees following Turkey’s systematic campaign of

    rapes, terror, bombings, burnings and forced displacement. Over one thousand

    missing Cypriots, reportedly used for barbaric scientific experiments by the Turks,

    remain unaccounted. Turkey is an unrepentant human-rights-abuser and perpetrator

    of Genocide Against Pontians and Armenians, and today continues its genocidal

    policies by targeting Cypriot land in a methodical program of ‘Turkification’ by

    illegal Turkish settlers. Join us on July 20th outside the Turkish Embassy to remind

    them that even one foreign soldier of occupation in Cyprus is tens of thousands of

    times too many. Come to Washington DC to reaffirm a commitment for full justice

    and recognition for Turkey’s Crimes.

    July 20, 2008, Sunday, 2PM-5PMTurkish Embassy 2525 Massachusetts Ave., NW, Washington, DC

    !

     

     

     

     

     

    URGENT: Protest Turkish Embassy: Hands Off Cyprus 2008!

    Contact: Nikolaos Taneris, New York, Tel. 1-917-699-9935

     

     

     

  • Türkiye nereye gidiyor?

    Türkiye nereye gidiyor?

    Türkiye nereye gidiyor?

    TSK’ya kimler, neden saldırıyor?

    03.07.2008 | Yiğit Bulut | Referans Gazetesi
    Bugün kim Türkiye’yi kökünden değiştirmek istiyorsa karşılarında tek ciddi bir engel var; TSK. Ayrıca, Sinan Aygün’ün gözaltına alınması da tüccarın güvenilirliği ile oynamıştır. Buna kimsenin hakkı yoktur. Mülkiyetin korunması gibi kavramlar zarar görürse, bu ülkede önüne asla geçemeyeceğimiz büyük ekonomik bir çöküşe maruz kalırız.
     
    Değerli dostlar, bu yazıyı gözaltına alınmaların yapıldığı gün başka bir gazetede tesadüf olarak yazmıştım. Bugün yazının özellikle İlker Başbuğ’un “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) yönelik yıpratma” açıklaması ve yaşananlar ile daha da önemli hale geldiğini düşünüyor ve aynen sizlere de aktarmak istiyorum. Bence yazının başına bir de soru eklemem de yarar var; Türkiye nereye gidiyor?
     
    İşte o yazı…
     
    Birkaç gün önce Genelkurmay bir açıklama yaptı ve TSK’ya bilinçli ve planlı saldırı düzeni içinde olan çevrelerden bahsederek, bağımsız yargı mekanizmalarını göreve çağırdı.
    Bazı yazar arkadaşlarımız da Genelkurmay’ın kendi kendine kuruntuya kapıldığını iddia eder nitelikte yazılar kaleme alarak, yaşananların daha demokratik bir toplumun gereği olduğunu belirttiler.
    Bu tespitler sonrası soralım; TSK’ya kimler, neden saldırıyorlar ve bilinçli bir şekilde yıpratma kampanyası yürütüyorlar?
     
    Temeli 1997’de atıldı
     
    Adım adım gidelim.
     
    1- Bill Clinton Mayıs 1997’de “Yeni bir Yüzyıl için Ulusal Güvenlik Stratejisi” adı verilen belgeyi imzaladı. Belgenin özü, ABD çıkarlarına dayanan ekonomik milliyetçiliğin, gerekirse silah gücüyle dünyaya egemen kılınması üzerine bina edilmişti. Aynı belgede Türkiye ve bulunduğumuz bölge ile ilgili şu cümleler yer aldı: iki yüz milyon varillik petrol rezerviyle Hazar Denizi bölgesi (Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kafkasya, İran, Kuzey Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu) dünyanın artan enerji talebini karşılamada önemli bir rol oynamaya adaydır. Kendi petrol kaynaklarımız tükeneceğinden bu bölgedeki kaynaklara ulaşmak, ABD’nin yaşamsal çıkarlarından biridir.
     
    2- Bölgedeki dinamiklerin ve ABD’nin tavrının değiştiğini düşünen Türk Genelkurmay’ı, 1997 yılında Milli Askeri Strateji Konsepti’ni (MASK) değiştirdi ve aktif güvenlik politikası, bölgenin bağımsızlığı, TSK’nın modernize edilerek bağımlı olduğu noktaların süratle tespit ve iyileştirilmesi gibi dinamiklere farklı bakmaya başladı. Bu değişim aslında Orta Doğu’da yerleşme derdini yavaş yavaş ortaya döken ABD’nin ne yapmak istediğini ilk algılayan yapı olma özelliğinden kaynaklanıyordu.
     
    3- MASK’ın değişmesi ABD’yi herkesten fazla rahatsız etti. 1997-2000 arasında yaşananlar ve daha da ortaya dökülen ABD amaçları, 2000 yılında ABD Hava Harp akademisi Türkiye masası şefi Albay Hitckok’un hazırladığı raporla iyice gün yüzüne çıktı. ABD, kendi yapmak istediklerine karşılık, TSK’nın bölgede barışçıl merkezli bir yapıya sıcak bakmasından ve kararların Brüksel veya Washington yerine Ankara’dan alınmasından ciddi anlamda rahatsız olmuştu. Ayrıca MASK’ın ABD’ye danışmadan değiştirilmesi eleştiriliyor ve aynen şu ifade kullanılıyordu: Türkiye’nin bölgede bağımsız bir güvenlik faktörü olarak güçlenmesi ve artan askeri gücü, bölgedeki istikrarsızlığı artırmaktadır.
     
    Türkiye’nin BOP’taki rolü
     
    4- Aynı dönemde yazılan sorgulamaya yönelik ABD makamlarının raporlarında Türkiye’nin 2015 yılına kadar alacağı tavrın ve ülke içindeki gelişmelerin ABD’nin ana çıkarlarının bulunduğu Büyük Orta Doğu bölgesinde belirleyici olacağı belirtiliyordu.
     
    5- Bütün bunlar olurken Türkiye 1999-2001 arasında tarihinin en büyük finansal manipülasyonu ile karşı karşıya kaldı. Bu manipülasyon ile bir taşla birkaç kuş vuruldu. 57. Hükümet pasifize edilip Kemal Derviş’e teslim edilirken, koalisyon ortağı partiler ortaya çıkan siyasi dinamik içinde eriyip gittiler. Halkın ekonomik kriz ile kabullenme katsayısı artarken, bugün gördüğümüz Türkiye’ni değerlerinin tasfiye edilmesi süreci başladı. 3 Kasım seçimleri ile yeni bir siyasi yapı ortaya çıktı.
     
    6- TBMM’den geçmeyen tezkere ve TSK’nın ABD’nin istekleri doğrultusunda Büyük Orta Doğu Projesi’ne (BOP) dahil edilememiş olması Okyanus ötesindekileri daha da kızdırdı. 2004 yılının Nisan ayında BOP’u anlatan ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel Türkiye’yi İslam Cumhuriyeti olarak tanımladı ve aynen şu cümleyi kullandı: Irak; Türkiye, Pakistan ve diğer İslam Cumhuriyetleri gibi bir İslam Cumhuriyeti olacak.
     
    AB’den de girişim oldu
     
    7- Orta Doğu ve Orta Asya’da kendi amaçları doğrultusunda TSK’yı tasarrufu altına almak isteyen sadece ABD değildi. Avrupa Birliği (AB) de aynı amaçta birçok giriş yaptı ve maalesef kağıt üstünde bazı kazanımlar elde etti. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül (bu arada hatırlatalım; bazı çevrelerin Cumhurbaşkanı adayı) 2005 yılında AB Savunma Bakanları Konseyi toplantısına katıldı ve Türkiye’nin AB muharebe guruplarında yer almasını öngören anlaşmayı imzaladı. Bu anlaşmaya göre; Türkiye, karar mekanizmalarında yer almayacak ama AB’nin herhangi bir bölgedeki olaylara müdahale etmesini sağlamak amacıyla oluşturulacak yapıya güç verecekti. Lütfen dikkat buyurun: Karar mekanizmalarında yokuz ama kaynak sağlamada tam bağımlıyız, aynen Gümrük Birliği ve diğer AB ilişkilerimiz gibi.
     
    8- Türkiye’de ılımlı din devleti kurmak isteyenler, Sorosçular, rejimle düellosu olanlar ve devlet düşmanı eski bazı fraksiyon mensupları yukarıdaki dinamiklerle eşzamanlı harekete geçtiler ve TSK’ya saldırı içinde yerlerini aldılar.
     
    Ekonomik çöküşe dikkat
     
    Son söz:
     
    Bugün kim Türkiye’yi kökünden değiştirmek-bölmek-kendine uydurmak istiyorsa karşılarında tek ciddi bir engel var; TSK. Saldırmasınlar da ne yapsınlar!
     
    Not:
     
    TSK’ya en ağır saldırıyı yapan yayın organlarında ABD’deki işini gücünü bırakıp apar topar Türkye’ye gönderilen bir bayan çalışıyor. Bu ablanın derdi neydi sizce Washington’dan koşarak Türkiye’ye geldi ve en önemlisi bu ablanın Amerikalı eşi ne iş yapıyor?
     
    Not:
     
    Rıfat Hisarcıklıoğlu, Sinan Aygün’ün gözaltına alınması ile ilgili olarak çok önemli bir detayın net olarak altını çizdi; tüccarın güvenilir olma dinamiği ile kimsenin oynamaya hakkı yoktur. Bu çok önemli bir kavram. Tüccarın güvenilirliği-mülkiyetin korunması gibi kavramlar zarar görürse, bu ülkede önüne asla geçemeyeceğimiz büyük ekonomik bir çöküşe maruz kalırız.
  • E. Albay Erdal Sarızeybek: “Savcı beni muhbir yapmak istedi / Ergenekon çuval geçirmedir”

    E. Albay Erdal Sarızeybek: “Savcı beni muhbir yapmak istedi / Ergenekon çuval geçirmedir”

    Savcı beni muhbir yapmak istedi

    ‘9 esrarengiz telefonu’ kitabında yazarak TSK içindeki telekulak skandalını ortaya çıkaran emekli albay Sarızeybek, soruşturmayı yürüten Savcı Zekeriya Öz’ü suçladı: TSK’yı yıpratmak için beni muhbirliğe çağırdı

    HABER MERKEZİ – Vatan Gazetesi – 4 Temmuz 2008


    Ya Gazi Paşa Duyarsa kitabında Ergenekon kapsamında aranan Jandarma İstihbarat Daire Başkanı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün görev yaptığı dönemde kendisinden 9 telefon numarasına ait döküm istediğini anlatan emekli albay Erdal Sarızeybek, dün Savcı Zekeriya Öz’ü suçladı. Şanlıurfa’da Alay komutanlığı görevinde bulunurken, Tuğgeneral Levent Ersöz’ün kendisinden 3 kozmik nitelikteki 9 telefon numarasının konuşma dökümünü istediğini 2 Nisan 2007 tarihli Aksiyon dergisine verdiği röportajda da anlatan Sarızeybek, Savcı Zekeriya Öz’ün soruşturmadan el çektirilmesini istedi.

    Röportajında Ersöz’ün istediği dökümlerin daha sonra İstanbul Telekom’dan bir uzman çavuş tarafından elden alındığını anlatan Sarızeybek, bu açıklamadan üç hafta sonra Ergenekon Operasyonu’nu yürüten Savcı Zekeriya Öz tarafından 25 Nisan’da telefonla arandı.

    İlk soru: Veli Küçük’ü tanıyor musunuz?

    Öz’ün kendisini İstanbul’a davet etmesi üzerine 31 Nisan’da Levent’teki Adliye binasının üst katında Savcı Öz’e bilgi veren Sarızeybek, dün TV’de emekli paşalar Şener Eruygur ve Levent Ersöz hakkında verdiği olumlu ifadelerin soruşturma kapsamında kayda alınmadığını söyledi.

    Zekeriya Öz’le buluşan Sarızeybek, savcının kendisine ilk olarak “Veli Küçük’ü tanıyor musunuz?” diye sorduğunu, bu soruya “30 yıl birlikte çalıştık iyi bir generaldir” diye yanıt verdiğini söyledi. Savcı Öz’ün ardından odaya giren badem bıyıklı bir savcının ise kendisine “Sizi general yapmamışlar, harcadılar” dediğine dikkat çeken Sarızeybek kendisine “Sizi general yapmamışlar” cümlesiyle “Eğer biliyorsanız Şener Eruygur, Levent Ersöz hakkında bir şey biz gerekeni yapalım” diye mesaj verildiğini dile getirdi.

    “Orada anlattıklarımı kayda bile sokmadı”

    Savcı Öz’e “Sen bana savcı olarak soruyorsan Şener Eruygur iyi midir Levent Ersöz nasıldır, ben her ikisi de iyidir diyorum” dediğini vurgulayan Sarızeybek, Öz’ün yaptığının zabıta dilinde muhbirlik anlamına geldiğini söyledi.

    Cumhuriyet Savcıları’nın böylesine önemli bir soruşturmada çağırdığı tanığın bilgisini kayda alması gerektiğini söyleyen Sarızeybek “Katip yok, geç oldu denildi ve tutanak tutulmadı. Bu savcılar Ergenekon soruşturmasını yapamaz çünkü soruşturmaya fesat karıştırılmıştır, gölge düşürülmüştür. Beni ihbarcı durumuna düşüreceklerdi. Zekeriya Öz tarafsızlığını yitirmiştir. Hedef olarak kendisine TSK’yı seçmiştir. Bu soruşturma üçüncü çuval olayıdır. İkincisi Dağlıca’dır. İki orgeneral polisler arasında götürülmüş ve böylece Türk ordusuna duyulan güven ayaklar altına alınmıştır” dedi.

  • Enterprise Enstitusu uzmanlarindan Rubin, Ergenekon sorusturmasini ‘komplo’ olarak tanimladi

    Enterprise Enstitusu uzmanlarindan Rubin, Ergenekon sorusturmasini ‘komplo’ olarak tanimladi

    ‘Erdogan’in hayal urunu’

    © Michael Rubin, Erdogan’in Ergenekon sorusturmasini kendisini elestiren, yolsuzluklarini ve iktidari kotuye kullanmasini sorgulayan kisilerden intikam almak uzere bir ‘bahane’ olarak kullandigini soyledi.

    ELCIN POYRAZLAR

    WASHINGTON – Washingtondaki dusunce kurulusu American Enterprise Enstitusu (AEI) uzmanlarindan Michael Rubin, “Ergenekon sorusturmasini bir komplo olarak tanimlayarak bunun Basbakan Tayyip Erdogana ait bir hayal urunu” oldugunu soyledi. Erdoganin bu sorusturmayi kendisini elestiren, yolsuzluklarini ve iktidari kotuye kullanmasini sorgulayan kisilerden intikam almak uzere bir bahane olarak kullandigini soyleyen Rubin, Erdoganin Rusya BasbakaniVladimir Putinedonustugunu ifade etti.

    Rubin, 1 Temmuzda Ergenekon sorusturmasi cercevesinde gerceklestirilen gozaltilara yonelik Cumhuriyete aciklamada bulundu. Gazetecilerin ve siyasi muhaliflerin gozaltina alinmasinin Turk demokrasisine zarar verdigini soyleyen Rubin, bu durumun Rusyada Putinin demokrasiyi ortadan kaldirmasina benzedigini soyledi.

    Rubin, Ergenekon komplosu kendisini elestiren, yolsuzlugunu ve iktidari kotuye kullanmasini sorgulayan kisilerden intikam almak icin Erdoganin bahane olarak kullandigi kendi hayal urunu olarak ortaya cikiyor” seklinde konustu.

    ‘Gozaltilar ironik’

    Rubin sorusturmanin Vakit, Yeni Safak, Zaman gazetelerinin yani sira Turkish Daily News gazetesindeki bazi kose yazarlari tarafindan Erdoganin hukukun ustunlugu ve yargiyi kucumsemesini ortmek ve bahaneler bulmak amaciyla kullanildigini da vurguladiRubin, AKPnin hukukun ustunlugunu kucuk gormesine karsin devletin kurumlarini kotuye kullanma egilimi icinde oldugunu ifade ederek son gozaltilarin bu acidan ironik oldugunu ifade etti.

    Pek cok Batili diplomatin ve Turk yetkilinin AKPnin kapatma davasi konusunda bir uzlasisaglanmasini umdugunu ve Turk uzmanlarin Erdoganin pisman oldugunu dusundugunu ifade eden Michael Rubin, 1 Temmuz baskini uzlasinin mumkun olmadigini gosterdi dedi. Rubin, Ya AKP kapanacak ya da Kemalizm ve hukukun ustunlugunun yerine dinin siyasi amaclar icin firsatci bir bicimde kullanildigi ve ozgur medya ve ozgur sivil toplumun hor goruldugu Putin tarzi bir yaklasim gelecekseklinde konustu.

    1 Temmuzdaki gozaltilarin Erdoganin AB uyelik surecine yonelik samimiyetsizligini de ortaya koydugunu belirten Rubin, Erdogan Turkiyeye somurge valisi gibi emreden AB yetkililerini kucakladi. Ancak barisil siyasi muhalefeti ezmenin Turkiyenin refahi ve demokrasisinden daha onemli oldugunu gosterdi” dedi.

    Rubin, Bagimsiz medyanin, Turk isadamlarinin, Turkiyenin cok uzun suredir ihmal edilmis ciftcilerinin, aydinlarinin ve hukukun ustunlugunu destekleyen herkesin Erdoganin Putinin yolunu izledigi bir donemde demokrasiyi savunma gorevi bulundugunu” ifade etti. Rubin, Batili diplomatlarin da Turk yargisinin ardinda durarak hicbir siyasetcinin hukuktan ustun olmadigi kavramini desteklemesi gerektigini dile getirdi.__._,_.___

  • Uzlaşmanın şartları … Rauf Denktaş

    Uzlaşmanın şartları … Rauf Denktaş

    En basit bir ihtilafta bile uzlaşma kavgalı tarafların uzlaşmayı ciddi şekilde istemesine ve buna muhtaç olmasına yani uzlaşmanın kendisine yarar sağlayacağına inanmasına bağlıdır. Bu da tarafların birbirlerine saygılı olmalarını, birbirlerine güvenmelerini ve birbirlerinin eşitliğini kabul etmelerini gerektirir.

    Kıbrısta Rum tarafının uzlaşmaya ihtiyacı yoktur. Akritas planı ile öngördüğü hedef  1960 Andlaşmalarının işine gelmeyen taraflarını etkisiz hale getirmek ve Kıbrıs’a sahip çıkmaktı. Enosis bunun doğal bir sonucu olarak kendiliğinden gerçekleşebilecekti.  Makarios’un vasiyetini unutmayalım. “Yaptıklarımla Kıbrıs’ı Enosis’e en yakın noktaya getirdim; bundan ancak Enosis için gerileyebilirsiniz” demişti. Yaptıklarını da Klerides şu sözlerle özetlemişti: “İçimizde bir Türk Cumhurbaşkan muavini ve üç Türk Bakan yok, buna rağmen dünya bizi meşru hükümet olarak tanımış; Türklere niye taviz verecekmişiz? Ya istediklerimize razı olacaklar ya da adadan çekip gidecekler”!

    Genel Sekreterin raporları iki tarafın birbirine güvendiğini vurgulamaktadır. Biz Rum’a bizi azınlık yapmak, Kıbrıs’a hakim olmak siyaseti nedeniyle güvenmiyoruz. Rum da kendisine boyun eğmediğimiz, eşitlikten ve Türkiye’nin Garantörlüğünden vazgeçmediğimiz için güvenmiyor.

    Biz Garantileri içeren iki ayrı coğrafyaya dayalı, iki halkın oluşturduğu kalıcı bir ortaklık diyoruz; Rum tarafı ise üniter bir devleti (1963 darbesi ile) yaratmış olduğu inancında, bizden bunu kabul etmemizi bekliyor.

    Biz iki eşit halk vardır diyerek self determinasyon hakkımıza sarılıyoruz , onlar tek bir halk vardır ve bu halk %82 Rum’dan %18 de Türkten oluşmaktadır diyerek eşit ortaklık temelini ortadan kaldırmaktadırlar.

    Biz eşit egemenlik diyoruz; onlar egemenlik tektir diyerek üniter bir Rum devletinde bize azınlık statüsü öngörmektedirler.

    Biz Garanti Anlaşması devam edecektir, müdahale hakkı baki kalmalıdır diyoruz; onlar bunu temelden reddediyorlar.

    Biz 1963-74 olaylarında başımıza gelenlerin tazminatı diyoruz; onlar 1974’e kadar Kıbrıs’ta hayat normaldi , 1974’de Türkiye gelmeseydi hayat  normal olmaya devam edecekti, geldi ve Kıbrıs’ı ikiye böldü diyerek mazlum rolünde dünyayı kandırmakla meşguller. Papadopullos 1974’e kadar tek bir Türk öldürülmedi diyecek kadar ileri gidebiliyor.

    Kısacası Rum Kıbrıs’ı istiyor. Sahte bir ünvan arkasına saklanmış 42 yıllık yalanını sürdürüyor. Büyük devletler de buna destek veriyor. Yasa dışı Rum idaresini meşru Kıbrıs hükümeti olarak bağrına basıyor; yirmi yıl devletinden dışlanmış, her türlü saldırıya uğramış, soykırımından ancak Türkiyenin müdahalesi ile zor kurtulmuş, devletsiz kalmamak için devletini kurmuş olan Kıbrıs Türklerine “siz yasal değilsiniz” diyebiliyorlar.

    Uzlaşma için taraflar arasında eşitlik gerekir, eşitler arasındaki dengenin korunması gerekir. Kıbrıs’ta Uluslararası Anlaşmaların oluşturduğu dengeleri hiçe sayan ABD, Garantör İngiltere, Sovyetler (şimdiki Rusya) ve diğerleri Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs’ı alıp kaçmaları için her desteği vermişlerdir.  Rum’un becerisi ise 1960 Anlaşmalarının kurmuş olduğu tüm dengeleri ayaklar altına almak oldu. Anlaşmaların yasağına rağmen Türkiye henüz AB üyesi olmadan Rumların “Kıbrıs” sahte adı altında AB üyeliğine alınması en büyük yüz karası; uzlaşmayı önleyen en büyük engel olmuştur, fakat aldıran yok !

    O kadar aldıran yok ki,  BM Barış Gücünün Kıbrıs’ta konumu ve faaliyetlerini sürdürmesi “Kıbrıs Hükümetinin iznine, evet’ine” bağlı. Toplu mezar yapımcıları Kıbıs’ta barış olsun diye BM askerlerinin maaşlarına katkıda bulunmakta. Türklere yapılan zulmün , saldırının çoğu da BM Barış Gücünün gözleri önünde ceryan etti.

    Biz halâ bu dengesizlik devam ederken kendini “meşru hükümet, AB üyesi Kıbrıs” olarak gören ve bizi azınlık olarak takdim eden bu insanlarla “dengeli, eşitliğe dayalı, iki kesimli, iki halkın oluşturacağı  kalıcı bir ortaklık kurabileceğimizi varsayarak çıkmaz yola devam ediyoruz. Ve bunu yapmakla da dünyaya yanlış mesaj veriyoruz, bu dengesizliğe rağmen uzlaşma olabilir imajını yaratıyoruz. Rum tarafı da bizim bu iyi niyetli davranışımızdan yararlanarak görüşmelere –geçmişte- taktik olarak katılıp, bizi uzlaşmaz göstermek oyununu oynadı. Çift referandumlardan sonra Rum-Yunan ikilisine ayni oyunu oynamak fırsatı verilmemeliydi.

     O halde “uzlaşmazlığın” bizden kaynaklandığını, Rum uzlaşma isterken bizim bozgunluk yaptığımızı yıllarca savunarak Rum’un propağandasına destek olanlar ve hala “şu veya bu yapılsaydı mesele halledilecekti” diyenler öngördükleri uzlaşmanın parametrelerini de halka duyurmak zorundadırlar.  Rum tarafı Akritas Planı’nın öngördüğü hedeften ayrılmış değildir. ABD ile diğerlerinin sayesinde “meşru hükümet” sahte ünvanı altında AB üyeliğine kadar gelmiş ve böylelikle Akritas Planında öngörülen “1960 Andlaşmalarının bertaraf edilerek “tam bağımsızlık” adı altında hedefe varmayı planlamaktadır.  AB “Kıbrıs’ı”  1960 Andlaşmalarından arınmış tam bağımsız bir ülke olarak algılamamış olsaydı tarihin en komik ve en trajik sayfalarına yazılacak olan hatayı yapmaz; eli kanlı, soykırımı heveslilerini, toplu mezarlar yapımcılarını “meşru Kıbrıs” olarak “en iyi aday” addedip üye yapmazdı.

    Pekala! AB bu hatayı yaptı, ABD kendi çıkarı için 42 yıldır bir ortaklık devletini kan akıtarak yıkan Rum idaresini benimsedi, Garantör İngiltere kendi çıkarı için attığı Garantörlük imzasını unuttu diye biz, yıllarca hak ve hürriyetini korumak için her zahmete katlanmış, her fedakarlığı yapmış olan Kıbrıs Türkleri olarak buna boyun mu eğeceğiz ? Bu dünyada “hak ve adalet” diyen insan mı kalmadı?  Bize güvenerek, güvendiğimiz Anavatanımızın fedakarlıkları da boşuna mıydı? Ortada milli bir dava yok muydu?  Kıbrıs’a sahip çıkarak bizi kulu kölesi yapmak peşinde koşmakta olan Rum idaresinin koşullarını kabul edebilir miyiz ? İşte “uzlaşma, derhal barış” diyenlerin yanıtlamaları gereken sorular bunlardır.

    O halde ne yapmalıyız sorusunu sormak herkesin hakkıdır. Bunun da cevabı gayet basittir: Devlet kurmuş olan şerefli insanların devletleri tehdit edildiğinde yaptıklarını yapmak zorundayız. Bunun adına da bilinçli şekilde direnişe devam derler; boyun eğmemek, yılmamak, davasının haklılığına inanarak direnmek ve yine direnmek derler! Tarih bunu böyle yazmıştır, böyle yazmaya devam edecektir.

    Bugün KKTC’ni ortadan kaldıracak bir kuvvet mevcut değildir meğer ki Anavatanımız Türkiye pes desin ve bizi terkederek “denizlere açık bir ülke” olmaktan vazgeçsin; Ege’de Yunan’a boyun eğsin; Ermeni katliamı yalanını kabullensin ve AB’ne girecek ümidi ile başkalarının emrindeymiş gibi davranmayı benimsesin, Atatürk’ün Türkiyesi olmaktan çıksın, başkalarının idare edebileceği bir Türkiye durumuna gelsin. Anavatan bunu yapmaz. O halde sağlam duralım ki Rum’a hak verenler Türk’e ve insanlığa yaptıkları hatayı görüp anlasınlar.

    Rum-Yunan ikilisinin bugünkü çizgisinde “uzlaşmayı hayal edenler” hayal aleminde yaşamağa mahkumdurlar.

  • ARAYIŞ…-  Sorularınız 8 Temmuz  Salı 22.05’te TRT INT’te…

    ARAYIŞ…- Sorularınız 8 Temmuz Salı 22.05’te TRT INT’te…

    ARAYIŞ…

    Yurt dışında yaşayan Türkler niçin farklı cemaatler altında toplanıyor ve  bölünmüş bir görüntü çiziyorlar?

    Avrupa’da, Aleviliğin İslam’dan ayrı bir inanç şekli olarak kabul edilmesi  girişimleri ne anlama geliyor? 

    Yurt dışındaki Türk çocukarının  Türkçe ve İslam din bilgisi eğitimi alanında karşılaştıkları sorunlar nasıl çözülebilir?

    Avrupa ülkeleri,  ABD, Kanada, Avustralya ve benzeri  ülklerde daha güçlü bir Türk varlığı nasıl oluşabilir?

    Sedat AĞAOĞLU soruyor; Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU yanıtlıyor. Arayış,  8 Temmuz  Salı 22.05’te TRT INT’te…

    İzleyicilerimiz, soru ve görüşlerini [email protected] <mailto:[email protected]>  adresine gönderebilirler

    Yapım-Yönetim : Vahap CANDAN [mailto:[email protected]]
    Yapım-Yönetim Yardımcıları: Ferhat Yaşarsavcı, Aysun AKKOYUN

  • EROL MUTERCIMLERIN MAKALESI – Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı.

    EROL MUTERCIMLERIN MAKALESI – Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı.

    Erol Mütercimler gözaltında

    YENİ ŞAFAK İNTERNET
    Strateji uzmanı Erol Mütercimler, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı.

    Erol Mütercimler Özgeçmiş

    1954 yılında Kars’ta doğdu, tüm öğrenim yaşamı İstanbul’da geçti. İ.Ü. Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nden mezun oldu.
    Deniz Kuvvetleri’nde bir süre Fizik öğretim üyeliği, Beşiktaş Deniz Müzesi Müdürlüğü yaptı ve bunun ardından Avustralya’ya gitti. SBS devlet radyosunda programcılık yaptı, “Çok kültürlülük” konusundaki doktora alan çalışmasını İ. Ü. Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı.
    Deniz tarihi çalışmalarıyla tanınan Mütercimler, Türkiye’ye dönüşünde çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yaptı. TRT Radyosu ve çeşitli TV kanallarında programcı ve yönetici olarak çalıştı. Belgeseller hazırladı. Halen üç ayrı üniversitede Yeditepe Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi Strateji ve Devrim Tarihi dersleri vermektedir.
    Şu anda Habertürk kanalında Aynanın Arkası adlı haber programı yapmaktadır.
    Bugüne kadar kısa radyo oyunları, çeşitli dergilerde yazıları ve belgesel senaryoları yanı sıra on dört kitaba imza atmıştır.

    iste onu gozaltina aldiran yazisi:

    Dengir Mir Mehmet Fırat’ı üç gündür izliyor ve dinliyoruz.
    ‘Atatürk devrimleri toplumda travma yarattı’ sözlerine gelen tepkilere karşılık vermeyi sürdürdü. Fırat, gazetecilerin soruları üzerine şöyle dedi:
    ‘ Devrimler kötü demedim, ama bir gecede tekke ve zaviyeler kapanmadı mı? Şeyhülislamlık sona ermedi mi? Dünyanın her yerinde devrimler böyle yapılıyor. Türkiye’de de bir travmaydı. Bu konuda konuşanlar eğer bunların tamamını okuduysa ben Meclis’in ortasında eşek gibi anıracağım… Okumadan konuşuyoruz’ (Taraf, 25.06.08,s.10)

    Özellikle, AKP’ye taraf Kemalist cumhuriyete muhalif olanların kendisine taraf seçtiği Taraf gazetesinden alıntı yaptım.

    Haklısınız Dengir Bey, okumadan konuşuyorsunuz. Bilgi olmadan fikir üretenlerle ne yazık ki aynı safta yer aldınız.

    Eğer Türk devrim tarihini okumuş olsaydınız, şimdi ‘eşek gibi anırırım’ demek zorunda kalmayacaktınız.

    Müsaadenizle yanlışlarınızı ben düzelteyim.

    Ben kim miyim?

    Laik Kemalist cumhuriyetin 30 yıllık öğretmeniyim ve 10 yıldan fazladır da üniversitelerde ‘ Türk Devrim Tarihi’ dersi de okutmaktayım! Yani söz söyleme hakkım var!

    İçinize sindiremediğiniz Kemalist devrimler bir gecede olmadı. Hepsinin planı projesi vardı ve uzun yıllara dayanan düşüncenin ürünüydü.

    Bu nedenle sizin sandığınız gibi, halkın üzerinde travma yaratmadı.

    Ancak, doğrusu bazılarında yarattı.

    Kimlerde mi?

    Halife padişahta ve onun çevresindeki İngiliz işbirlikçisi hainlerde.

    Başka kimlerde?

    Dini kazanç kapısı yapanlarda.

    Başka kimlerde?

    Laikliği içine sindiremeyenlerde.

    Daha Erzurum Kongresi günlerinde (Temmuz 1919). Mazhar Müfit Kansu’ya ‘yaz çocuk’ der. Ve not defterine savaştan sonra, cumhuriyeti kuracağız diye başlar, sırasıyla tüm devrimleri alt alta dizer.

    Mazhar Müfit de ona inanmaz! Ama yıllar sonra ‘ kaçıncı maddedeyiz çocuk!’ dendiğinde ayıkır. Mahcubiyetten kıpkırmızı olur.

    Çünkü onda utanma duygusu vardır.

  • PKKNIN SON KOZU : DIN GOREVLILERI

    PKKNIN SON KOZU : DIN GOREVLILERI

    Sinir otesi harekatla buyuk darbe yiyen PKK, simdi de Diyarbakirdaki cocuk katliaminin ardindan yukselen tepkiyi kirmak icin emrindeki “emekli imamlari” devreye sokuyor. Son secimlerde “himayesindeki” DTP Dogu ve Guneydogu Anadoluda “ikinci parti” durumuna dusen ve TSKnin operasyonlariyla buyuk darbe yiyen PKKnin, bolgede etkin bir guc olabilmek icin imamlari devreye soktugu belirlendi.

    DTPnin Diyarbakir gosterisinde ortaya cikan emekli muezzin Muhittin Eryilmazin da, bir grup imamla bu faaliyette bulundugu kaydedildi. PKKnin yandasi imamlarin etkinligini artirabilmek icin Diyanet İsleri Baskanliginin atadigi imamlari olum tehdidiyle baski altina almaya calistigi ogrenildi.

    Diyanet İsleri Baskanliginin atama yapmadigi mescitlerde devreye soktugu “yandas imamlar” araciligiyla, hutbelerde orgut propangandasi yapan PKK, Kurdistan İmamlar Birligi, Kurdistan İslam Partisi, Kurdistan Yurtsever Din Alimleri Birligi gibi olusumlara onculuk etmisti.

    6’si cocuk 9 kisinin oldugu Diyarbakir saldirisinin (3 Ocak 2008) ardindan bolge halkinin tepkisini ceken PKKnin, “kan kaybini” onlemeye calistigi ogrenildi. Oldurulen PKKlilarin taziyelerine giden imamlarin “Bunlar sehittir” sozleri, yore halkinin hem dikkatini hem de tepkisini cekiyor.

    Oysa, APO tarafindan 1992 yilinda yazilan bir kitapta, İslama ve Hz. Muhammede hakaretler yagdiriliyor. APOnun PKK kamplarinda verdigi egitimden derlenerek hazirlanan kitapta, “Muhammed size sanal cenneti vaat ediyor. Oysa ben size Ortadogu cennetini vaat ediyorum” diyor. PKKnin Zerdustlugu yaymaya calistigi da bilinen gercekler arasinda. Hatirlanacagi uzere PKK, Guneydogu Anadolu Bolgesinde 1990 yilindan gunumuze kadar kendileriyle isbirligi yapmayan 32 imami katletmisti.

    Son olarak operasyonlar neticesinde, yakalanan terorist ifadeleri dogrultusunda Agrinin Dogubayazit İlcesinde eski imam Bahattin Yalpa hakkinda, Erzurum 2. Agir Ceza Mahkemesi tarafindan tutuklama karari cikarildi. Daha sonra yapilan operasyonel calismalar neticesinde, İstanbulda yakalanarak Erzuruma getirilen Bahattin Yalpa, tutuklanarak Erzurum Kapali Cezaevine gonderildi. PKK uyesi oldugu iddiasiyla savcilik tarafindan acilan sorusturma nedeniyle Dogubayazit İlce Kaymakamliginin, Bahattin Yalpa hakkinda idari sorusturma baslattigi ve Diyanet İsleri Baskanliginin da yaklasik 1,5 ay once Yalpayi gorevinden aldigi ogrenildi.
     
    Oktay Yurtbay
    [email protected]

  • Tam bir cadı kazanı kaynatılıyor ülkemizde

    Tam bir cadı kazanı kaynatılıyor ülkemizde

    Yüz metre koşucularını dahi kıskandıracak süratte değişen bir ülke gündemimiz var. Gündem oluşturma konusunda adeta bir müshil kullanıyormuşuz gibi bir izlenim var. Bekler olduk. Gündemi bir anda değiştirecek nasıl bir bomba patlayacak diye. “Gerilimin tarafı olmayacağız” diye bağıranların ağızlarından çıkan her söz başlı başına gündem kaynağı oluyor.

    Yer demir, gök bakır derler ya işte öyle bir durum sözkonusu… Hava kurşun gibi ağır… Konu deseniz binlerce… Haber deseniz ohoooooooo… Komplolar, planlar, korkular, acılar iç içe… Umut mu dediniz? Gerçi bu milletin umudu hiçbir zaman tükenmez. Ama onun da tükenmesine az kaldı… Ve bu konuda yazılacak çok ama çook şey var “ama…” Bir ülkede “Biz asılız. Bu ülkede ‘bizim’ istemediğimiz hiçbir şey olmaz.” zihniyetine sahip bir kesim varsa ve bu kesim, sayı bakımından azınlık teşkil etmesine rağmen, devlet içindeki etkinliği bakımından belirleyici bir rol oynamaya başlıyorsa işte o zaman iş ‘ama’lara kalıyor ne yazık ki. Birileri çıkıp istediği kadar samimi çözümler üretiyor olsun. Kendi çıkarlarını hiçe sayıp vatanı milleti için çalışsın. Alacakları tepki çok açık: “Kimsiniz ki kalkıp koskoca hükümete çözüm önerisi getiriyorsunuz? Bir de utanmadan fedakarlıktan bahsediyorsunuz?” denir önce. Sonra da ilgili yargı organlarında kesilir cezanız. Bir de yalaka basın size yerinizi gösterir tarzda bir kaç makale, yorum yazısı yazıp sizi bir de toplum önünde yerin dibine sokar.  

    Bilinmeyen, nedense açıklanmayan gerekçelerle bir sürü insan gözaltına alınıyor, cezaevlerine atılıyor.
    Ortada bir iddianame bile yok. Bu gözaltıların, “Ergenekon” adı verilen ve bir yıldan daha fazla süredir yürütülen, sürekli genişletilen
    ama bir türlü sonucuna varılamayan bir soruşturma kapsamında olduğu biliniyor. Ancak savcının gözaltına alınmasını istediği isimlerin hepsinin AKP karşıtları olması, ortada bir başka iş olduğunun ipuçlarını veriyor bizlere.

    Yazıktır ki yaklaşık bir yıldır yaşadığımız gelişmeler Amerika Birleşik Devletleri’nde 1950’de Senatör McCarty’nin başlattığı insan avına dönüşmüş durumda. O dönemde hukuk arka plana itilmiş, McCarty önüne geleni sorgulamaya almış, ABD toplumuna büyük bir korku salmıştı. O dönemde arkadaşlarını ihbar etmeyenler işlerinden güçlerinden edilmiş, aileler dağılmış, insanlar perişan olmuştu. 1954 yılında iş o kadar çığırından çıkmıştı ki siyasetçiler, askerler, bürokratlar, gazeteciler ve sanatçılar McCarty’nin hedefi oldu.Sonunda çizmeyi aşan McCarty suçlu bulunarak görevden alındı ve kapkara utanç dönemi sona erdi.
    İşte yazıktır ki bu olaylar şimdi de ülkemizde yaşanıyor.Sanki gözaltına alınanlar bu ülkede yaşamıyor yada kaçma ihtimalleri yüksek insanlarmış gibi, sürekli gündemde olan insanlar sabahın köründe gözaltına alınıyorlar. Bu durumda soruşturmayı yürüten savcının McCarty dönemini bile geride bırakmaya başlamış olduğu da gözlerden kaçmayan bir gerçektir. Gözaltına alınanların evleri didik didik aranıyor önce. Sonra işyerlerinde başlıyor aramalar. 20 den fazla insan gözaltına alınıyor. Tabii daha öncesinde gözaltına alınanlar hariç. Daha önce gözaltına alınanlarla birlikte yüz kişiden fazla insan kaynatılmaya çalışılan cadı kazanının içerisine atılmış durumda. Hiçbiri tam anlamıyla neden suçlandığını bilmiyor. Bir hukuk devletinde olmaması gereken bir durumla karşı karşıyayız. Zira bir hukuk devletinde devletin savcısı ucu açık bir soruşturma yapma yetkisine asla sahip değildir, sahip de olamaz.

    Aralarında çok önemli kişilerin de olduğu bir sürü insanı gözaltına almaya cesaret edemez. Bir savcı kendisine verilen yetkiyi bu şekilde kullanma hakkına sahip değildir. Zira bir hukuk devletinde insanlar suçlarını dahi bilmeden aylarca cezaevlerine kapatılamazlar. Durum ciddi anlamda çığırından çıkmıştır. 

     

    Şimdi herkes aynı soruyu soruyor.Nereye gidiyoruz?Bundan sonra neler yaşanacak ?Kimselerin doğru dürüst bir tahmini yok.Ancak, tutuklamalar arasında bulunan emekli Orgenerallerin sayılarının artışı, acaba bir şeylerin işareti mi sayılmalı? Acaba “Bu iş TSK’ya kadar uzanacaktır” demek mi isteniyor?Sanki “Siz AKP’yi kapatın, bizim de ne yapacağımızı görün” deniyormuş gibi bir hava estiriliyor.Açıkçası tüm Türk ulusu korku içinde.

     

    Zira gelişmeler tırmanıyor ve kontrolden çıkmış gibi bir görüntü veriyor. Ancak böyle filmleri biz eskiden de gördük. İktidar kendince başlatır birşeyleri. Ama olaylar öyle bir gelişmeye başlar ki olayın kontrolünü kaçırıverir elinden İş içinden çıkılmaz noktalara gelir…Aynı şekilde, muhalefet ayaklanır ve öylesine bir fırtına estirir ki, olayın kontrolü kaçıverir. Nerde duracağı belli olmayan bir ortam oluşur…Yazıktır ki bugünlerde işte böyle bir ortamdayız. birileri çıkıp da oyunu tatil etmeye kalkarsa kimse şaşırmasın. işte o zaman nasıl ayıklayacaklar acaba pirincin taşını? Çok ince bir ipin üzerinde yürüyoruz şimdilik. Kimseler yerinden kıpırdamıyor. Herkes sessiz. Her birimiz, film seyreder gibi olayların seyrine dalmışız. Ancak Şu da bilinmelidir ki, bir süre sonra duvara çarptığımız zaman, iş işten geçmiş olacak…

    Demokrat(!) AKP iktidarının son altı yılda ülkeyi getirdiği nokta bu … Ancak şu da bir gerçektir ki yapılan hiçbir şey karşılıksız kalmaz…

     

  • Hazreti Fethullah mı?

    Hazreti Fethullah mı?

    TOREHAN METE
    Turkish Forum Advisory Board Uyesi

    1963-1965 yılları arasında Vatikan’da 2. Konsil toplantısı yapıldı. 910 yıldan sonra ilk defa Katolik ve Ortodokslar bir amaç için bir araya gelmiş, aralarında bir sulh imzalamışlardır. bu toplantıya katılanlar arasında Protestanlar, özellikle Evanjelistler de bulunuyorlardı. düşünebiliyormusunuz; 910 yıl sonra bütün Hıristiyan mezhepleri bir araya geliyor, aralarında bir ittifak sağlanıyor.

    Aralarında varılan anlaşmaya göre; 2000 yılında Hıristiyanlığın dünyanın her yerine yayılması, İslam ülkelerinin Hıristiyanlaştırılması kararlaştırılıyor. Nitekim Papa II. Jan poul; “Bütün hedefimiz ve gayemiz, milenyum yılında Vatikan’dan Hindistan’a uzanan koridurunb Hıristiyan dünyasına bağlanması ve Hıristiyanlaştırılmasıdır” demiştir. bu iş içinde öncelikle Merkezi ABD’de bulunan Protestan misyonerlerinin kullanılmasına karar verilmiştir.

    ülkemizde bu tarihten sonra Hıristiyanlık faaliyeti hızla artmış, başta İstanbul olmak üzere bütin şehirlerde ev kiliselerinin ve genel kiliselerin açılmasına başlanılmıştır. İstanbul’da birçok apartmanda kilise evleri açılmıştır. Türkiyenin her ilinde bedava İncil dağıtılmasına başlanılmıştır.

    Hıristiyanlığın yayılması için ülkemizde bilinen ve sözü geçen kişiler seçildi. bu kişiler aracılığıyla Hıristiyanlığın yayılması daha kolay olacaktı. Seçilen bu kişilerden biriside Fetullah Gülen’dir. özellikle Papa II. Jan Poul’un Fetullah Hocayı Vatikanda kabul etmesi ve bütün dünya medyası önünde fotoğraf çektirmesinden sonra Fetullah Hoca bir anda Hıristiyan dünyasının gündemine gelmiş, dünya Hıristiyan liderleri tarafından övücü yazılarla büyütülmüştür.

    1963-1965 2. Konsil toplantısında alınan karar göre Hıristiyanlığın İslam ülkelerinde, özellikle Türkiye’de yayılması için DİNLER ARASI DİYALOG VE HOŞGÖRÜ” sloganıyla ortaya çıkacak, böylece Hıristiyanlığın yayılması için zemin hazırlanmış olacaktır. son on yıldan beri ülkemizde sözde dinler arası hoşgörü ve diyalog toplantıları Fetullah Gülen cemaati tarafından Abant’ta, Antalya’da, Hatay’da, Adıyaman’da, Urfa’da toplantılar yapılmakta, sözüm ona dinlerin hoşgörüsü sergilenmektedir. Oysa yapılan hoşgörü değil, Hıristiyanlığın alenen propogandasıdır. bu cemaat aracılığıyla Hıristiyanlık, kendi elimizle ülkemizde yayılmakta, yayılmasına zemin hazırlanmaktadır. Halkımız uyanık olsun. Saygılarımla

    > _____
    >
    > From: malcolm X
    > Subject: Hazreti Fethullah mı?

    > Basında Fethullah Gülen hoca efendi hazretleri ile ilgili haberlerden geçilmiyor.

    > 1. İngiliz Prospect ve Amerikan Foreign Policy dergilerinin düzenledikleri internet araştırmasında hazret çağımızın 100 düşünürü arasında 1. oldu. Helal olsun hazrete…

    > 2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu alt mahkemenin “aklama” kararını onadı. Gözü aydın olsun hazretin…

    > 3. 1999’dan beri ABD’de yan gelip yatan hazretin “özel akademik ve bilimsel başarı sahiplerine verilen süresiz oturma ve çalışma izni” istemini FBI ve İçişleri Bakanlığı reddetti. Hazretin bir ay içinde ABD’yi terk etmesi olasılığı belirdi.

    > Fotoğrafçı arkadaşların deyimiyle bu üç olaya “zoom” yapıp içeriklerine göz atalım.

    > 1. Prospect’in Yazıişleri Müdürü David Goohart bakın Guardian gazetesine ne
    > diyor: “Adını sanını duymadığımız bir insanı 1 numaralı düşünür yaparken, ne
    > kadar gülünç duruma düştüğümüzü anladık. Meğerse Gülen’in gazetesi Zaman,
    > yandaşlarına oylamayı tıklatıp bu sonucu yaratmış!” Orhan Pamuk, hazretin
    > destekçilerince 4. yapılmasına üzülmüştür. 2. olması gerekmez miydi?

    > 2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu hocayı “laikliğe aykırılık” suçlamasından
    > dolayı değil, “terör bağlantılı suçlu oluşuna ilişkin kanıt bulunamadığı
    > için” akladı. Dolayısıyla laikliğe aykırı davranışları her an yargıda
    > gündeme gelebilir.

    > 3. CIA’nın Türkiye’deki olayları parmaklayan adamı olarak bilinen Graham
    > Fuller’in, Yunan kökenli CIA’dan George (Yorgo) Fidas’ın, Ortodoks rahip
    > Aleksander Karluços’un, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton
    > Abrahamovich’in FBI ve İçişleri Bakanlığı’na “hamili kart sahibi
    > adamımızdır” dedikleri hazretin başvurusu reddedildi. Gerekçede, hazretin
    > akademisyen olmayıp parayla satın aldığı bazı akademisyenlere “hakkında ve
    > hareketi ile ilgili” yazılar yazdırdığı, dinsel kişiliğinin “laiklik ve
    > dinsel hoşgörüyü harmanladığı savının inandırıcı olmadığı” vurgulandı.
    > Hazretin “takıyyeciliği” ABD’de de tescil edildi. Avukatları yeni bir
    > başvuru yaptılar. Hazretin ABD’de, ağzından ABD’nin Müslüman Afganistan ve
    > Irak işgali hakkında tek bir kınamasını duydunuz mu? Bu nasıl bir
    > Müslümanlık dayanışması?

    > ABD’de kalmak için başvuran hazret, “gösterişsiz biçimde Türkiye’ye dönme
    > hazırlığı” yapıyormuş. Kendisi “Humeyni gibi değil kendim gibi dönerim”
    > diyormuş. Anayasa Mahkemesi’nin AKP ve ABD federal mahkemesinin de hakkında
    > vereceği kararlara göre Türkiye’ye “Fethullah Gülen hoca efendi hazretleri”
    > olarak değil de bir peygamber gibi “Hazreti Fethullah” olarak dönecek
    > demektir. Hepimizin gözü aydın…