Blog

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 16 Nisan 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 16 Nisan 2018 )

    1.Erivan’ın merkezi protestolar sonucu bloke edildi. (İ)

    2. Ermenistan’ın üçüncü cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Ermenistan Cumhuriyetçi Partiisi (RPA) ve Ermenistan Devrimci Federasyonu-Daşnaktsutyun (ARF-D) parlamenter gruplarının bugünkü ortak oturumu sırasında başbakanlığa aday gösterildi. (İ)

    3. Serj Sarkisyan: Daha Hızlı Ekonomik Kalkınma İçin Parlamento Sistemi dedi. (İ)

    4. Eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, parlamenter demokrasiye geçiş Ermenistan’ ın dış dünyayla ilişkilerini etkilemez. (İ)

    5. Cenevre’de Ermeni <sözde> Soykırımı Anıtı Cenevre’de Resmen Açıldı. (İ)

    6. Erivan’da polis ve protestocular arasında çatışmalar oluyor. Kalabalık parlamentoya çıkmaya çalışıyor. (İ)

    7. Ermeni Gençlik Federasyonu (AYF-YOARF) Büyük Boston “Nejdeh” bölümü, 21 Nisan’da Türkiye’nin Ermeni <sözde> Soykırımı’nın inkârını protesto eden bir gösteri düzenleniyor. (İ)

    8. Ermenistan’la İşbirliği Yapmak: Repat Armenia, 9 ve 12 Mayıs’ta, DEPOP Enstitüsü ve Ermeni Genel Hayırsever Derneği (AGBU) ile işbirliği içinde, Toronto ve Montreal’ de Ermenistan ile ilişki kurmak için nedenleri ve en iyi yolları paylaşmak üzere “Imagine Armenia” forumuna ev sahipliği yapacak. (İ)

    9. Armen Sarkissian’ın cumhurbaşkanlığı görevine olan itibarı, Ermenistan’ın, özellikle de ahlaki ve politik kültür alanlarında Sovyet sonrası geçişi gerçekleştirme yolunda olduğunu gösteriyor – Turgut Kerem Tuncel. (İ)

    10. Ermenistan’da Cumhurbaşkanlığı görevini Armen Sarkisyan’a devreden Serj Sarkisyan, Başbakanlık görevini üstlenmeye hazırlanırken Sarkisyan karşıtları da üç gündür Erivan sokaklarında protesto gösterileri düzenliyor. (T)

  • YEREL TOHUMLAR TOPRAKLA BULUŞTU

    YEREL TOHUMLAR TOPRAKLA BULUŞTU

    Ebru Oğuzhan Yeter
    Ebru Oğuzhan Yeter

    Altı yıldır devam eden  ‘’Yerel Tohumları  Yaşatma’’   mücadelemizde,  bir üst basamağa adım atmış bulunuyoruz.

    Zorlu bir süreçten geçtik.

    En önemli konu, üreticilerle iletişim kurmak, karşılıklı güven sağlamak ve  sadece  ‘’Yerel  Tohum’’ kullanmanın yetmediğini,  üretim aşamasında doğal gübre ve doğal ilaç kullanılması gerektiği konusunda da, onların duyarlı olmalarını sağlamaktı.  Bunu başardığımıza inanıyoruz.

    Çeşitli sunumlarla, uygulamalı eğitimlerle, örnek çalışmaları yapanları da,  üreticilerimizle birlikte ziyaret ederek  bu farkındalığı yarattığımızı gördük.

    Bize bu çalışmalarımız sırasında destek veren;   Fethiye Belediyesi,  Fethiye  Ziraat Mühendisleri Odası  ve Fethiye  Ziraat Odası ile görüşmelerimiz  sürüyor.   Temmuz 2018 tarihinden itibaren ‘’YEREL TOHUM ÜRÜNLERİNİN SATIŞ GÜNLERİ’’ ni başlatmak için çalışmalara devam ediyoruz.

    Haftalar önce üreticilerimizi evlerinde ziyaret ederek, bu yıl  dikmek için ayırdıkları ‘’Yerel Tohumlar’’ın çeşitlerinin ve miktarlarının tespitini yapmıştık.

    Her üretici için ayrı ayrı oluşturulan dosyalarda, üreticinin tüm bilgileri yer alırken,  tohum bankamız için de yeteri kadar tohum ayırdık.

    Bugün başladığımız ziyaretlerde ise üreticilerin toprakla buluşturdukları  ‘’ Yerel  Tohum’’ fidelerini yerinde görerek  yine;  ürün  çeşitleri ve üretim miktarı konusunda  bilgiler aldık.

    Hacıosmanlar  Köyü,  Seydikemer’e bağlı bir Köy,  ancak 2012 yılından sonra Muğla’nın büyük şehir olmasından dolayı ne yazık ki  bir çok Köy gibi mahalle oldu. Muhteşem bir doğal güzelliğe sahip, Köyün her yerinden sular akıyor. Dağların eteklerinde, ormanla iç içe,  verimli topraklarıyla, ekilmeyi, biçilmeyi, üretilmeyi  bekliyor.

    Üreticilerimiz, her Cuma bu uzun yolu aşarak, Fethiye’de köylü pazarında ürettikleri  ‘’Yerel Tohum’’ ürünlerini satmak için büyük emek harcıyorlar.  Sabriye; emekçi bir kadın, eşinin ciddi bir ameliyatından sonra, evde ve tarlada bütün işler onun omuzlarına yüklenmiş.  Tek başına, hem hayvanlarına, hem tarlasına ve bahçesine emek verirken, hafta da bir kere de ürettiklerini pazara getirmek,  evini geçindirmek için çaba harcıyor.

    Özenle sakladığı tohumlarını getiriyor, neler  ektiğini, tavuklarını, ineklerini nasıl beslediğini tek tek gösterip anlatıyor.

    Bahçede yaptıkları ambar içinde dört küçük odacık var. Her birinde   ayrı ayrı tahıllar, buğdaylar mevcut.  Hepsi yerel tohumdan, hepsi kendi emekleriyle üretilmiş.

    Sarı buğdaydan yaptığı  hedik’den   ikram ediyor bizlere.  Kabuklu, doğal  bir buğday  özlediğimiz bir lezzetle, geçmişe dönük bir tat kalıyor damağımızda.

    Bağlıağaç Köyü de, mahalle  olma kaderini yaşayan Köylerimizden  biri.  Ama buralar bizim için hala en doğal, en güzel, en yaşanılası Köyler. Bu Köyde  Ali, Nevzat ve Mehmet adlı üreticilerimizin, ektikleri ‘’Yerel  Tohum’’  fidelerini  görmeye gidiyoruz.

    Nevzat’ın eşi çoktan ocağı yakmış ve börekleri pişirmeye başlamış.  Tünelleri geziyoruz tek tek,  zamanı gelince  binlerce ton ‘’Yerel Tohum’’   domates alınacak.  Bunun yanında çeşitli biberlerin fideleri de büyümek için sıraya dizilmiş.

    Tohumlar bereketli, toprak daha da bereketli, emek verenlerin toprağına, tohumuna sahip çıkanların emeğine sağlık.

    Köylü çalışıyor, köylü fırsat verilirse, destek olunursa bilinçli tarım  yapmaya, hem kendi sağlığını hem de toplum sağlığını tehlikeye sokmayacak üretim yapmaya hazır.

    Yeter ki karşılıklı güveni sağlayalım, yeter ki köylünün emeğine saygı duyalım, emeğinin karşılığını pazarlıksız verelim.

    Bugün toprakla buluşan ‘’Yerel Tohum’’  ürünleri  çok yakında,  pazarda tüketiciye ulaşacak.

    Temiz topraklar, sağlam tohumlar, sağlıklı nesiller  ve tam  bağımsızlığımız için,   yerel tohumlarımıza sahip çıkalım, yerel tohum üretimi yapanlara, yerel tohumları yaşatmak için çaba harcayanlara destek olalım…

    ”Milli ekonominin temeli tarımdır. Bunun içindir ki tarımda kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar bu amaca yayılmayı kolaylaştıracaktır.” Mustafa Kemal ATATÜRK 

  • İyiki Doğdun Hocam

    İyiki Doğdun Hocam

    “Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok; ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır! Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacağı aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım. ” ileri görüşlülüğü ile dünya liderlerinden farkı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözlerini her hatırladığımda gözlerimin karşısında o durur.

    Aslında onu her görüşümde, konuşmam da çok şey hatırlıyorum.

    Hayata karşı dimdik duran, hiçbir zorluklardan yılmadan azimle mücadele eden, bir engelle karşılaştığı zaman pes etmeyen kadın zeki ve bilgili bir kadındır diyenler asla yanılmadığını bir daha emin olurum.

    Çünkü böyle kadınlardan biri de Aygün Attar’dır. O Aygün Attar ki bugün Türkiye’de Azerbaycan’ı, dünyada Türk Dünyası’nı liyakatiyle bilgisi ile duruşuyla her şeyi ile mükemmel temsil eder. Her adımında karşısında neler çıkmamış bu kadının.

    Hani derler ya başarılı kadınların dostları az, dışarıdan izleyicileri ve düşmanları çok olur. Işte Aygün hoca da böyle kadınlardandır. Her çıktığı yolda dostları az, düşmanları çok oldu. Vatan’dan uzaklarda anne baba kaygısı olmadan, yılmadan, usanmadan hem temsilcisi olduğu Türkiye’ye hem Türk dünyasına aynı zamanda doğduğu boya başa geldiği Azerbaycan’a hizmet vermekten bir gün bile vazgeçmedi. Bu yolda Fetö’’cülerın iftirasına maruz kaldı, işinden oldu, savcı karşısına çıktı. Avrupa’da katıldığı konferanstan sonra Ermeniler tarafından suikaste maruz kaldı ama bir gün bile duruşundan taviz vermedi

    Bugün aydın, örnek, sözün hakiki anlamında Anne, güçlü kadın Aygün Attar’ın doğum günüdür.

    Ralph Emerson uygarlığın gerçek ölçüsü; “ne nüfus çokluğu, ne kentlerin büyüklüğü, ne de üretim bolluğudur. Gerçek ölçü, ülkenin yetiştirdiği insanların nitelikleridir.” Sözünden yola çıkarak milletimin bu değerli aydın kızının doğum günü münasebetiyle Türk milletini tebrik ederim. Emerson’unda dediği gibi; “uygarlığın gerçek ölçüsü onun aydınlarından geçer.”

    Bugün doğum gününü kutladığımız Prof. Dr Aygün hocamız da o aydınlarımızdandır. Bir daha tebrik ederim.

    Aygün hocam ve onun gibi mücadele veren bütün kadınlarımıza yardım etmeyen ve köstek olanlara Janet Austenin

    “Kadınlardan yalnızca birer hanımefendi gibi bahsetmenizden, onların aslında rasyonel varlıklar olduğunu anlamamanızdan nefret ediyorum. Hiçbirimiz hayatlarımız boyunca sakin sularda yüzmek istemeyiz.” fikirlerini hatırlatmak istedim.

  • CAN ÇIKMADAN HUY ÇIKMAZ

    CAN ÇIKMADAN HUY ÇIKMAZ

    Suriye’nin dış politikası bağımsızlık, işgal durumunda Arap direnişlerinin desteklenmesi ve Filistin’in temel mesele olarak kabul edilmesi ilkesine dayanıyordu.
    Bu politika ABD, İsrail ile  Batılı müttefikleri, bazı Arap ülkeleri ve Türkiye’nin de Suriye’de kirli planlar ve komplolar düzenlemesine yol açtı.
    ABD liderliğinde bu güçler jeopolitiği nedeniyle mezhepleri ve etnik kimlikleri kışkırttılar, türlü destek ve vekil güçlerle Suriye’yi ele geçirmek üzere çok kanlı bir savaşı yürüttüler. 
     
    *

    O gün ve bugün; Rusya ve müttefikleri  ABD hegemonyası ve güç siyasetinin etkisinde olan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu gibi çok taraflı kurumları eleştiriyorlar.
    Bu kurumları gelişmekte olan ülkeleri ulus ötesi şirketlerin boyunduruğuna sokmakla, ekonomilerini baltalayarak ülkeleri krize sürüklemekle, emeği ve çevreyi koruyan yasaları ihlal etmekle suçluyorlar.
    ABD’ nin hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı  sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı teklif ediyorlar..
     
    *
    Nitekim Rusya, Suriye’de B. Esad’ın yerine bir alternatifin olmayışından hareketle,
    Krizin çözülmesi için hırsların değil ortak amaçların esas alınmasını, Esad’ın savaş alanında hakim olmasıyla birlikte iç savaşa siyasal bir çözüm getirilmesi düşüncesini uygulamıştır.
     
    *
    Daha önce ideoloji farklılıklarına rağmen II. Dünya Savaşı sırasında faşizme karşı başarılı oldukları bir örnekten hareketle;
    Bir Savaş Mahkemesinin İç Savaş’ta  “insanlık suçu, savaş suçları, dünya barışına karşı işlenen suçlar ve savaşa sebep olmak” suçu işleyenleri yargılamasını, 
    Sonra bu mahkemenin kararlarının kategorize edilerek  yeni bir savaş hukuku ve Uluslararası Hukuk’un üstünlüğünde yeni statüsüyle Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın oluşturulmasını öngörmüştür…  
     
    *

    Rusya uygulamalarının son adımı ise; işte İran ve Türkiye ile birlikte 2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı doğrultusunda Suriye’yi savaş sonrasına taşımak üzere;
    Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı : Suriye hükümetinin yalnızca Suriye halkı tarafından belirlenmesi :Suriye’nin kurtuluşu için tüm tarafların temel prensiplerde anlaşması: Ülkenin  seçimler yoluyla demokratik  yola girmesi : Hangi ırk ve mezhepten olursa olsun tüm Suriyelilerin eşit haklara sahip olduğu esaslarına  bağlı kalınarak anayasal reform taslağı​nın hazırlanacağı bir sürece taşımak olmuştur…      
     
    *
    Ancak bu gelişmeye karşı ABD ile  Fransa ve İngiltere; II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan ve Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte daha da geliştirdikleri kurallara dayalı küresel düzeni kendi lehlerine  korumak üzere,   
    Rusya’nın amacına ulaşmasını engellemek üzere iki farklı strateji geliştirmişlerdir.
     

    Birincisi ABD senaryosudur; Orta Doğu ve Orta Asya’daki siyasi ve ekonomik entegrasyon süreçlerinin engellenmesi: Rusya ve Çin gibi bölgedeki kilit aktörlerin çevrelenmesi:
    Bölge halklarının çöken ekonomiler, düşük sosyal standartlar ve terörle karşı karşıya kalmaları : Böylece ilgili ülkelerin istikrarsızlaştırılması üzerine kuruludur.
    Bunun için ABD; Kuzey Suriye’de Esad’ın kontrolü dışındaki topraklarda,  NATO’nun artık Sovyet karşıtlığı değil “Batı’nın temsil ettiği medeniyetin güvenlik ittifakı” olduğu göstermek: Kuzey Suriye’de SDF çatısı altında toplanan isyancılarla işbirliği yaparken onları istikrara kavuşturmak ve rejim güçleri karşısında güçlenmelerini sağlamak: Vekili İŞİD terör örgütünün geleceği hakkında hukuki  süreç yürütmek:Esad sonrası siyasi uzlaşmanın koşullarını oluşturmak için bulunuyor.    
     
    *

    İkincisi; Fransa  liderliğinde Avrupa senaryosudur.
    Fransa, Suriye’de Esad ve hükümetine muhalif ılımlı güçlerin, ortak düşman İŞİD’e karşı taktik bir ittifak kurmalarını öngörmüştür.
    İŞİD’in telafi edilemez zararlarına karşı herkes daha önceki pozisyonlarını bir kenara bırakmış, bu konuda işbirliği yapmıştır…
    Yaklaşık 50 bin Kürt ve Arap savaşçıdan oluşan ılımlı muhalifler “Suriye Demokrat Ordusu” adında birleşmiş,  hızlı askeri ve siyasi bir değişim talep eder olmuşlardır.
    Kürtler, Araplar, Süryaniler  Suriye halkının birliği için tüm kesimleri içeren ulusal bir askeri birlik olduklarını, hedefin demokratik bir Suriye’ye ulaşmak olduğunu ifade ediyorlar…
     
    *
    Nitekim 14 Nisan’da ABD, İngiltere ve Fransa bir askeri operasyonla  Suriye’de Beşar Esad’ın sözde bir çok mahaldeki  kimyasal silah potansiyelinin altyapısını vurmak için düzenledikleri bir askeri operasyonla,
    Bugün ABD, Fransa ve İngiltere; Suriye Demokrat Ordusu sırtından Suriye’nin kuzeyindeki zengin petrol alanlarına ve yeraltı kaynaklarına, su ve tarım topraklarına yerleşmiş bulunuyor.
    İslam’ın hiç bir toplumsal ve siyasi yapı için kullanılamaz olduğu anlaşılmıştır ama sistemin bu zorlaması karşısında AKP etrafında toplanan İslamcılar, Ergenekoncular ve Gülencilerin oluşturduğu  “Milli İttifak ” ise isyancı Özgür Suriye Ordusu ile birlikte Kuzey Suriye batısının kontrolünü elinde tutuyor…
     
    *

    Şimdi iki taraf da sonuçlara dikkat çekiyor;
     
    *
    14 Nisan gecesi ABD, Fransız ve İngiliz seyir füzeleri Suriye kimyasal sahalarına düşerken,
    Rusya’nın vekil güçleri liderliğinde bir Suriye- Hizbullah gücü Fırat Nehri’ni geçmeye ve ABD’nin kontrolündeki El-Umar petrol ve Konok gaz sahalarını ele geçirmenin savaşındaydı. 
    ABD destekli Suriye Demokratik Ordusu saldırıyı püskürttü… 
    Ama saldırı Rusya, İran ve Suriye rejiminin  Fırat’ın doğusundaki bu çok önemli alanı olmazsa olmaz özgürleştirmek ısrarını gösteriyordu…
     
    *
    Çünkü ABD, Fransa ve İngiltere Suriye’deki çok taraflı saldırıyı kimyasal hedeflerde tutmaya özen göstermiş,
    Ama Ruslar ise hiçbir zaman tepkilerini sınırlamaya söz vermemişti… 
     
    *

    Rusya Güvenlik Konseyine sunduğu “14 Nisan’da bağımsız ve egemen Suriye devletine karşı düzenlenen saldırı kınanmalı” bildirisiyle krizi BM taşıdı.
    Ancak Batılı ülkeler tarafından bloke edildi.
    Ardından  ABD, Fransa ve İngiltere yeni bir Suriye karar tasarısı hazırladılar;
    Yeni tasarı Şubat’ta BMGK tarafından kabul edilen 2401 sayılı kararın Rusya, İran ve Şam rejiminin tavrı nedeniyle hayata geçirilemediği vurgusuyla “Barış için son şans ” takdimi taşıyor.
    Suriye’nin tüm cephelerinde ateşkes ilan edilmesini ve hemen uygulanmasını : İnsani yardım konvoylarına koşulsuz şartsız geçiş sağlanmasını :  Şam rejiminin BM kontrolünde siyasi çözüm masasına yapıcı ve iyi niyetli oturmasını : Yeni siyasi çözüm görüşmelerinde hiçbir tarafın ön şart koymamasını öngörüyor. 
    Böylece ABD, Fransa ve İngiltere BMGK kararının güvencesinde  Kuzey Suriye doğusuna yerleşmeyi hedefliyor.
    Ama Rusya ve müttefiklerinin stratejisi daralıyor… 
     
    *
    Kuzey Suriye’nin Batısını tutan Özgür Suriye Ordusu militanmları ve Türkiye en zayıf halkayı oluşturuyor.
    Bu yüzden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ” Suriye’ye yönelik operasyonun ‘yasal’ olduğunu ve uluslararası topluluk çerçevesinde gerçekleştirildiğini savunurken,
    Türkiye’nin “Tercih Köşesinde” sıkıştığını ima ediyor.
    “Putin’e Suriye’nin kimyasal silah kullanmasında Rusya’nın suç ortağı olduğunu söyledim. Ankara operasyona onay verdiği için operasyon Rusya ve Türkiye’nin arasını açtı” diyor…
     
    *
    İsrail ise sahadaki işlerin tehlikeli bir noktaya doğru gittiğini hissediyor.
    Ama Suriye, Lübnan ve İran’ı içeren Kuzey cephesine karşı kapsamlı bir savaşa girme kararı veremiyor… 
     
    *

    Görüldüğü üzere kimse kapsamlı bir çatışmaya girmek istemiyor.
    Ancak Kuzey Suriye’de ABD, Fransa ve İngiltere lehinde gerçekleşmeye yazan kapütilasyonlar,
    Türkiye’nin kendi lehinde kapütilasyon mücadelesi,
    İsrail’in Kuzey cephesindeki yalnızlığı,
    Ve Rusya ve müttefiklerinin yeni bir dünya talebi; 
    Ortadoğu’yu oldukça hassas günlere sürüklüyor…
     
     
    17.4. 2018

  • Haydarpaşa Garında Yangın

    Haydarpaşa Garında Yangın

    Tarihi Haydarpaşa Garı’ndaki boş vagonlarda yangın çıktı. İstanbul/Kadıköy’de bulunan tarihi Haydarpaşa Gar’ında boş vagonlarda meydana gelen yangında itfaiye ekiplerince söndürme çalışmaları devam ediyor.
  • Ege’de ki Gerilimle İlgili Açıklama

    Ege’de ki Gerilimle İlgili Açıklama

    Başbakan Yıldırım, Ege denizinde Yunanistan ile ilgili yaşanan gelişmeler hakkında şunları söyledi. “Didim açıklarında ki kayalığa dikilen Yunan bayrağı Kaldırıldı. Ege’ oldu- bittilere ve fiili durumlara gereken karşılık verilecektir.” Diye konuştu.

    “Kardak Kayalıklarında da benzer girişimler oluyor
    “Ege Denizi’nde zaman zaman gerginliği artırmaya yönelik kışkırtmaya yönelik komşumuz Yunanistan’ın bir takım faaliyetlerinin olduğu malumunuz. Son zamanlarda bu ihlallerde artışlar göze çarpıyor. Özellikle aidiyeti, sahipliği belli olmayan kaya parçaları var. Bunlara yönelik Kardak kayalıklarına benzer girişimlerin olduğunu görüyoruz.

    “Bayrağı kaldırdılar
    Yine Didim açıklarında, yerleşim yeri olmayan kayalıklara bir Yunan bayrağı dikme girişimi oldu. Bunun üzerine de Sahil Güvenlik ekiplerimiz gerekli müdahaleyi yaptılar. Ve oradan o bayrağı kaldırdılar.

    “Gereken karşılığı vermeye hazırız
    Bizim tavsiyemiz Yunanistan’a iyi komşuluk ilişkileri içerisinde, gerginliği artıracak provokasyonlardan, kışkırtmalardan uzak durması. Komşuluk hukukuna uygun olarak hareket etmesidir. Oldu bittilere, fiili durumlara gereken karşılığını vermeye hazırız. Bunun bilinmesini isteriz.”

    Turkishnews

  • “Suriye’de silah denemeleri yapıyorlar…”

    “Suriye’de silah denemeleri yapıyorlar…”

    Önce şunu vurgulayalım:

    Trump ve müttefikleri Suriye’ye operasyon yapacaklarını söylemelerinden sonra bunun sadece bilgisayar oyunu olduğunu ve güç gösterisine döneceğini söylemiştik. Daha doğrusu, yeni silahların Suriye’de deneneceğini görmüştük.

    Amerika, yeni geliştirdiği akıllı füzeleri denedi. Fransa ve İngiltere de yeni uçaklarını devreye soktu.

    Bu saldırılar aynı zamanda İsrail için büyük tehdit ve tehlike olarak gösterilen İran için de bir gözdağı niteliği taşıyor. Aynı zamanda Rusya’ya da “Bölgede ve Akdeniz’de biz da varız” mesajıdır.

    Nitekim böyle de oldu.

    MHP Genel Başkan Yardımcısı Sefer Aycan, “Dünyanın iki yaramaz çocuğu gelmişler başkasının evini talan ediyor, güç gösterisi ve kabadayılık yapıyorlar. Suriye’de silah denemeleri yapıyorlar” dedi.

    CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da konu ile ilgili açıklamasında “En güçlü silahlar Ortadoğu’da deneniyor” diyerek konunun önemine vurgu yaptı.

    Önce MHP Genel Başkanı Aycan’ı dinleyelim:

    “Dünyanın iki yaramaz çocuğu gelmişler başkasının evini talan ediyor, güç gösterisi ve kabadayılık yapıyorlar. Suriye’de silah denemeleri yapıyorlar. 10 bin kilometre uzaklıktan gelen Amerika’nın Suriye’de ne işi var? Amerika ve Suriye’nin yanlış politikaları öldü denilen Rusya’nın da dirilmesine sebep olmuştur. Rusya’nın 500 yıllık hayali gerçekleşmiş ve Akdeniz’e inmiştir. Artık kabul etmek zorundayız. İstesek de istemesek de bir Rusya gerçeği var.Şimdi iki ülke güç yarışı içerisindeler.” Aycan, Suriye’nin kendi halkı üzerinde kimyasal silah kullanması nedeniyle üç ülke tarafından bombardımana tutulmasını doğru bulduklarını belirterek, “Her ne kadar Amerika’nın politikalarını desteklemesek de Suriye’nin bugün ki halinden sorumlu olan Esed’in oradaki insanlara zulüm etmesini, katletmesine göz yumulmaması gerekiyor. Kimyasal silah kullanan Esed’e karşı bu cevabın verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”

    İster kabul edin, ister etmeyin Suriye üzerinde oynanmakta olan oyun dün olduğu gibi bugün de devam ediyor. Gelecekte de devam edeceğini görmekteyiz. Nitekim, füze saldırılarından sonra ABD Başkanı Trump “Suriye’de kalıcı olacağız” mesajlarını vermiştir.

    Ana muhalefet Partisi Genel Başkanı da bu oyunu gördüğünü söyleyenlerin başında yer alıyor. Söylediklerini dinleyelim:

    “Ben demeyi değil biz demeyi kadınlarımızdan öğreneceğiz. Sadece bu ülkenin kadınları değil bütün dünyanın kadınları dünyayı yeniden inşa edeceklerdir. Burnumuzun dibinde bir savaş var. En güçlü silahlar Ortadoğu’da deneniyor. En modern silahlar Ortadoğu’da deneniyor. Ne üzerinde deneniyor, kobaylar üzerinde mi? Hayır. Arap halkları üzerinde deneniyor. İnsanlar üzerinde deneniyor bu silahlar. Kendi ülkelerinde yapmıyorlar bunu, başka bir ülkede ve insanlar üzerinde deniyorlar. Suriyeli kadınlar, 100 binlerce kadın var bugün Türkiye’de Suriyeli. Dünyanın dört bir tarafına dağılmak isteyebilirler. Büyük acı ve dramları yaşayan Suriyeli kadınlar. Eğer onların acılarını yüreklerimizde hissetmiyorsak kendimizi insan sınıfına koyamayız. Onların acıları değildir. Bulundukları coğrafyadan acıyla, kanla, gözyaşıyla koparılıp başka yerlere gönderildiler. Bombalar yağıyor o kadınların, ailelerin, çocukların üzerine. Ama sesleri dünyada bizim istediğimiz yankıyı oluşturmuyor. Yeni bombalar denenirken, bu ülkeyi yöneten Ankara’daki beyler, ‘Çok iyi oldu, iyi ki bomba attı’diyorlar. Bunu söyleyen insanların yüreğinde insan sevgisi yoktur. İnsanlık yoktur bunu söyleyenlerde. Meydan meydan çıkıp ‘demokrasi’ diye konuşuyorlar, ‘insan hakları’diye konuşuyorlar. İnsanın öldürülmesinden zevk alan insan olamaz. İnsanın öldürülmesinden zevk alınmaz, böyle bir şey yok. Bugün gelinen süreçte birlikte oturup düşünmemiz lazım.”

    Konuyu toparlayalım:

    Füze saldırısından sonra “Esad ile devam “ kararı, bu işin tamamen şovdan başka bir şey olmadığını göstermiyor mu?

    Saldırılarda Esad’a dokunulmadı. Maliyeti 240 milyon dolar olan saldırıların tamamen silahların bu ülkede denendiği gerçeğini de ortaya koyması açısından önemsenmelidir.

    Daha önce Amerika ile Rusya arasında yapılan görüşmelerde ve anlaşmalarda iki süper gücün savaşmayacağı kayıtlar altına alınmıştı. Rusya’nın saldırlar karşısındaki tutumu da bunu gösteriyor. Kaldı ki, Trump da açıklamalarında saldırılarını bu kadarla sınırlı kalacağının altını çizmişti.

    Bundan sonrası daha da önemlidir.

    Konunun Türkiye’yi de yakından ilgilendiren kısımları var. Ülkenin güvenlik çemberinin tamamlanması için Menbiç ve Fırat’ın Doğusuna yapılması planlanan operasyonların gerçekleşmesi gerekiyor.

    Her ne kadar Cumhurbaşkanı” Devam edeceğiz, bizi kimse durduramaz” diyorsa da bunun eskisi kadar kolay olamayacağını da gelişen olaylardan anlayabilmekteyiz.

  • Bu benim cumhurbaşkanım olamaz…

    Bu benim cumhurbaşkanım olamaz…

    Saat
    Halı
    Kilim
    Kalem seti
    Gümüş tepsi
    Takı.
    Şifoniyer
    Kaftan
    Vazo
    Madalyon
    Heykel
    Biblo
    Tablo
    Hepsini bırakmış Ahmet Necdet Sezer…
    Kendisine verilen 1243 parça hediyenin, 1243’ünü de bırakmış… Götürmemiş.
    Bu benim cumhurbaşkanım olamaz…

    Zaten, kırmızı ışıkta durmasından belliydi…
    Kimse durmuyor ki, o niye duruyor?İsveç mi burası?

    Bakıyorum gazetelere…
    94 parça gümüş,
    22 vazo,
    9 takı,
    27 hatıra para,
    4 tabanca,
    83 parça değerli süs eşyası,
    55 tablo,
    86 porselen,
    7 madalyon,
    4 saat…
    İnsanın içi gidiyor!
    Al, götür di mi… Bırakmış, gidiyor.

    Üstelik, liste eksik…
    Kendisine tahsis edilen “kafana göre harca” denilen ödeneği de harcamadı.
    Hediyeleri bıraktığı gibi… Papelleri de bıraktı.
    46 trilyon liracık! Ye, yemedi… Gez, gezmedi.
    O zaman bırak biz yiyelim…
    Ona da izin vermedi. “Yetim hakkıdır” dedi, görevi boyunca tasarruf ettiği 46 trilyonu, Maliye’ye iade etti…
    Kemal Abi’ye.

    Çocukları hálá memur…
    First Lady desen… Bi Atıl Kutoğlu’nu bile tanımıyor…
    Belediyeler, bizim paramızla simitçilere Cemil İpekçi’den köstüm hazırlattı; o hálá kendi cebinden giyiniyor.

    Aşçıyı, garsonu azalttı.
    “Suyla çalışmıyor bunlar” dedi, 14 makam aracını geri verdi.
    Okluk’taki yazlık köşke hiç gitmedi.
    Oğlunu evlendirdi, elektrik parasına kadar cebinden ödedi.
    Eşi düştü, bileğini kırdı; hastaneye sivil araçla götürdü, röntgen için kuyruğa girdi, sıra bekledi.
    Annesi vefat etti, gene sivil plakayla gitti; flap flap flap, fors yapmadı…
    Resmi yemekler hariç, kimseye davet vermedi.
    Mutfakta yerli ürün kullandırttı.
    Şatafattan uzak durdu.

    Yeminini tuttu…
    Hukuku üstün kıldı.
    E haliyle… Sevilmedi.
    Sevilmez.

    YAZIYI OKUDUYSANIZ PAYLAŞALIM HERKES OKUSUN….

  • Diyanet’den dinsizlere hakaret

    Diyanet’den dinsizlere hakaret

    Ali Erbaş diyanet işleri başkanlığı cübbesini giyerken
    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş

    İmam hatip öğrencilerinin dini bilgilerdeki tutarsızlıklar nedeniyle deizme kayması ile ilgili TRT’de açıklama yapan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş dinsizlere hakaret sayılabilecek aşağıdaki cümleyi sarf etti:

    “Bizim milletimizin hiçbir ferdi böyle sapık, batıl bir anlayışa asla prim vermez.Milletimize, gençlerimize kimse iftira atmasın!”

    Hakaretamiz yaklaşımın sergilendiği TRT ve hakaret eden diyanet işleri kurumu çalışanlarının dinsiz Türk vatandaşlarından da aldığı vergilerle maaşlarının ödendiği gerçeği bir yana Anyasamızın ikinci maddesinde belirtilen Türkiye’nin laiklik ilkesine göre yapılan açıklama anayasal bir suçtur.

    Ayrıca anayasanın ve tabi olduğumuz İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddelerinde açıkça yazdığı şekliyle, herkes düşünce, vicdan, din özgürlüğüne ve aynı zamanda din veya inanç değiştirme özgürlüğüne sahiptir.

    Hadi artık bir kanunu daha hatırlatmamıza gerek var mı savcılarımıza :

    Diyanet İşleri Başkanlığı görevine atanan, Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Erbaş ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 21 yıl önce çekilmiş bir fotoğrafı
    Recep Tayyip Erdoğan ve diyanet işleri başkanı Ali Erbaş, Fotoğrafı paylaşan Mustafa Kamacı fotoğrafın 1995 veya 1996 yılında Sakarya’da çekildiğini belirtti.

    TCK/216: Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama

    (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

  • Mustafa Kemal Atatürk: “Uyuyan Milletler Ya Ölür  Ya Da Köle Olarak Uyanır”

    Mustafa Kemal Atatürk: “Uyuyan Milletler Ya Ölür Ya Da Köle Olarak Uyanır”

    İki hafta önce Küba ve  Doğu Karayipler’de idim. Başkent Havana’da büyük önder Mustafa Kemal  Atatürk’ün büstünü ziyaret ettiğimde büyük bir sürpriz ile karşılaştım ve  Ata’mızın büstünün olduğu parktaki temizlik görevlisinin tişörtündeki Atatürk’ün tarihe geçen sözlerini görünce  çok duygulandım. Tişörtte  “Uyuyan Milletler Ya Ölür  Ya Da Köle Olarak Uyanır” ifadesi yer alıyordu. Soldaki fotoğraf kıymetli dostum Dr. Armağan Başlı tarafından  çekilmiştir.

    Atatürk’ün 1994 yılında eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan’ın katkılarıyla dikilen Linea caddesindeki büstü, 2007 yılında PKK sempatizanlarınca  saldırıya uğrayınca Türk Büyükelçiliği’ne taşınmıştır. Bir yıl sonra heykeltraş Metin Yurdanur’a yeni büst yaptırılarak Del Puerto caddesindeki   parka yerleştirilmiştir. Parkta Atatürk’ün büstünün yanında başka devlet adamlarının da büstü bulunmaktadır.

    “Küba’da Castro’nun heykelini dikmek yasaktır ve heykeli dikilmiş tek devlet adamı da Mustafa Kemal Atatürk’tür” ifadesi yanlış bir tespittir. Küba’da  Fidel Castro’nun heykelini yapmak  yasa ile yasaklanmıştır.  Fakat Havana’daki parklarda ve meydanlarda  devrim öncesi sonrası başta Jose Marti olmak üzere onlarca fikir insanı, devlet adamı, devrimci,  sanatçı ve  edebiyatçının heykelleri vardır.

    Diğer bir deyişle Havana’da heykeli bulunan tek devlet adamı Atatürk değildir.  50 metre arayla sıralanan ünlü devlet adamlarının büstlerinden sadece birisi Atatürk’ündür.  Bu yanlış tespit, Prof. Dr. Ergun Aybars’ın galat-ı meşhur haline getirilmiş bir yanılgısından kaynaklanmaktadır.

    Küba’nın ulusal kahramanı Jose Marti’nin  Metin Yurdanur tarafından yapılan heykelinin  Ankara’da Çankaya parkına dikilmesinin ardından Temmuz 2008’de Havana’da Del  Puerto Caddesi’ne Atatürk’ün büstü  konulmuştur.  Kent tarihçisi Dr. Eusebio Leal  açılışta yaptığı konuşmada  “Yeni bir geleceği zorlamayı bilen, hümanist, yenilmez asi ve bir büyük öğretmeni getirdiği için Türkiye’ye teşekkür ederiz”  demiştir.

    Üç yıl önce Şili’nin başkenti  Santiago’nun en güzel ve işlek caddesindeki parkın girişinde  Atatürk’ün büstünü görünce  çok memnun olmuştum. Büstün altındaki yazı beni çok etkilemişti: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, vatanının fedakar ve sadık hizmetkarı, benzeri olmayan kahraman, insanlık idealinin canlı emsali. Bütün hayatını Türk ulusuna vakfetmiş, ulusuna kendi ruhunu, ateşini vermiştir. Hatırası ulusunun ruhunu ateşli tutan sönmez bir meşale olarak yaşamaktadır.”

    Küba’ya gitmeden önce ülke hakkında olumlu duyumlarım vardı. Belki son izlediğim video ve  şu cümle beni etkilemiş olabilir: “Küba gerçekten de ilginç bir ülke…Doğa ve insan bir bütün halinde, mutlu ve sevgi dolu.”  Özellikle aşağıdaki videoda bu yönde bir öngörü var.  Para Kullanılmayan Ülke: Küba videosu 1,5 milyon defa izlenmiştir ama gerçeği ne kadar yansıtıyor gidince anladım. (https://www.youtube.com/watch?v=DU3EeKxI0g8)

    Gördüklerim ve yaşadıklarımla önceden okuduklarım arasında oldukça fazla fark oluşmuştur. Küba’ya gidenlerin izlenimlerine abartılı olsa da katılmamak mümkün değil: “Gittik gezdik… Fotoğraf çektirmeye bile para istiyorlar aç hepsi. Sefalet diz boyu inanmayın süslü sözcüklere.”

    “Davulun sesi uzaktan güzel gelirmiş. Markette çalışan da aynı maaşı alıyor hastanede çalışan beyin cerrahı doktorda aynı maaşı alıyor. Beyin göçü çok fazla ülkede. Anayasaları çok ağır özgürlük fazla yok Devletin sağladığı yiyecek haricinde (karneyle alınıyor) yiyecek bulmak çok zor.

    “Küba da halkın çoğu sefalet içinde. Çoğu şey eski özel sektörün yaptığı şeyler olmadığı için ürün imkanı kısıtlı. Bana sorarsanız tek övünecekleri şey sağlık .

    Küba için  para kullanılmayan ülke  deniyor ama yabancıların kullandıkları para olan CUC bir ABD dolarına denk geliyor. Kübalılar bu parayı kullanmıyor.  Küba’da iki para birimi var.  Biri turistler tarafından kullanılan CUC, (Çevrilebilir Küba Pesosu)  diğeri de Peso. 1 CUC ortalama 25 Peso. Ayrımın sebebi,  Kübalıların  birçok ihtiyacının devlet tarafından sübvanse edilmesidir. Turistler için  pazarda su fiyatı 2 CUC iken, Kübalılar için  0.5 CUC. Ortalama bir  memurun  maaşı 25, doktorun  ise 30 dolar civarında.

    Kübalı Havana’da lokantada ancak bir aylığı ile bir tavuk budu ve bir tatlı yiyebilir, üzerine de bir şişe soğuk su içebilir.

    Havana merkezinde  lokantada  iki porsiyon tavuk budu, iki tatlı ve bir şişe   su için  55 CUC (55 ABD  doları) verdiğimiz   ortamda  nasıl yaşanır? Cevap basit.  Devlet her ay her Kübalıya gıda ihtiyaçlarının  yüzde 45’ni karşılayan  karne  veriyor, eğitim ve sağlık hizmeti ücretsiz, yakacak ihtiyacı yok, pirinç, şeker, yumurta gibi temel ihtiyaç maddelerinde sübvansiyon var.

    Kişilerin beslenme ihtiyacına göre karneleri değişiyor. Mahalle bakkallarındaki ürünlerin fiyatları çok ucuz ama  turistlere alışveriş yasak.   Çünkü devlet gıda  maddelerini vatandaşları için sübvanse ediyor. Buna rağmen  Havana’da çok sayıda  dilenciyle karşılaştım. Kendileri kibarca turistlere yanaşıyor ve para talep ediyorlar.

    Gecekondu yok, fakat  konut sıkıntısı var.  Birçok ev  yıkılacak kadar bakımsız. Genelde 3 nesil bir evde yaşıyor. Evlerin  bazıları avlulu  bazıları da  kutu gibi. Rejim hangi  kritere göre dağıtmış evleri, belli değil. Havana’daki konutların fotoğrafları aşağıdadır. Soldaki ev tarafımdan ziyaret edilmiştir.  Havana’nın eski kent merkezindedir. Konut sahibi evin görüntülenmesi karşılığında benden para talep etmiştir.

    Kapitalist ülkelerdeki  kriterlere göre  Kübalılara yoksul denemez  ama  hayat pahalıdır.  Sistem gereği devlet her şeyinize ortaktır. Çiftçinin  5 -10 koyunu var ama yiyecek bir şeyi yok. Koyunlarından  birini kesmek isterse devletten izin alması gerekir. Çünkü devlet  sahip olduğunuz koyunlar üzerinde  hak sahibidir.

    Evlerinin odalarını sadece bir gece pansiyon olarak işletenler bir aylık maaşları kadar kazandıklarını  farkedince, herkes turizmci olmuş. Gündüz doktor olan bir Kübalıyı  akşam  taksi şoförü olarak görürseniz sakın şaşırmayın. İnternete erişim çok sınırlı, evlerde yok, ücretleri  çok pahalı, Saatine 1,5 Euro vererek  topluma açık, otel ve park gibi belirli alanlarda kullanılabiliyor. Telefonunuza GSM şirketi internet veriyor, ama Kübalılara yok.

    Küba, Hıristiyan bir ülke. İspanyollar’ın Afrika’dan getirdikleri köleleri Katolik yaptıkları için  ülkenin  yüzde 60’ı Katolik,   yüzde 5 de Protestan, yüzde 24’ü ateist, geri kalanı da bir kabile dini ve Hristiyanlığın karışımı olan Santeria inancına sahip.

    Sovyetler Birliği’nin 1991’de  yıkılışı ile Küba’da büyük bir ekonomik kriz başlamış. Kriz dönemi  şimdilerde atlatılmış. Havana caddeleri  bakımsız. Kaldırımlarda  çukurlar var, kurumuş ağaçlar kesilmemiş, olduğu gibi duruyor. Gerçek Küba’yı otellerde kalarak görmek  mümkün değil. Öteki Küba’yı görmek için  Kübalıların evlerinde  yaşamak  gerekir.

    Küba’daki komünist rejimin en  başarılı olduğu iki alan  eğitim ve  tıp. Küba, bütçesinin   yüzde 10’unu eğitime ayırıyor. Okur-yazarlık oranı  %99.9. Sağlık hizmetleri  bedava. Küba’da 100 bin kişiye 627 doktor, 94 diş hekimi düşerken ABD’de bu sayılar 225 doktor, 54 dişçi şeklinde. Ama alt yapı ve ilaç eksikliği var. Puro dışında  üretim yok. Sınai mal  üretimi yok denecek kadar az. Tek döviz kaynağı turizm. Eski ABD otomobillerinin  boyanarak turizme destek olması olumlu bir yaklaşım.

    Tüm olumsuzluklara rağmen Küba İnsani Gelişme Endeksi’nde  oldukça iyi durumdadır. Küba Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle ciddi bir ekonomik bunalım yaşamış olmasına rağmen sonraki yıllarda  ekonomisini toparlayarak birçok gelişmekte olan  ülkeyi geride bırakmayı başarmıştır.

    Türkiye 2016 İnsani Gelişme Endeksi’nde  (İGE)  0.767 değeri ile  188 ülke arasında 71’nci olurken  Küba’nın  (http://hdr.undp.org/en/countries/profiles/CUB) 0.775 değerle 68’nci sırada yer aldığını  bilmekte yarar var.

    İnsani Gelişme Endeksi (Human Development Index), ülkeler için yaşam uzunluğu, okur yazar oranı, eğitim ve yaşam düzeyi doğrultusunda hazırlanan bir ölçümdür. Bir ülkenin gelişmiş, gelişmekte olan ya da gelişmemiş bir ülke olduğunu, bunun yanı sıra ekonomisindeki etkinin yaşam niteliğini ne düzeyde etkilediğini gösterir.

    Küba’da Fidel’e ve silah arkadaşları Raul Castro, Che Guevara ve Camillo Cienfuegos’a karşı  büyük sevgi var.  Rejime  karşı olan  Kübalılar bile  Batista’nın ülkeyi götürdüğü bataklıktan kurtarmalarından ötürü liderlerine  büyük saygı duyuyorlar. Küba’yı görmeden Küba hakkında yazılanlar kişilere doğru bilgi vermiyor. Çünkü kişiler kendi pencerelerinden ve  dünya görüşlerinden Küba’yı değerlendiriyorlar.

    Küba dönüşünü deniz yoluyla (MSC, Opera gemisi) Atlas okyanusunu geçerek  6 günde gerçekleştirdim. Gemideki porselen yemek takımlarının Kütahya Porselen olduğunu görünce çok memnun oldum. MSC, ucuz Çin porselenleri yerine Kütahya Porseleni seçmiş. Bir Türk olarak gurur duydum.

  • Tutarsızlığı tarafsızlık sanmak…

    Tutarsızlığı tarafsızlık sanmak…

    Tutarsızlığı tarafsızlık sanmak…

    Yazımın başlığını “Bugün Suriye Yarın Türkiye” şeklinde ifade edecektim.

    Lakin, siyasi iktidarın Suriye’nin vurulması konusunda, kendi Amerikancılığını Türk halkına, tarafsızlık gibi sunması tavrı, işin esasını teşkil ediyor.

    Bir önceki yazımda, siyasi iktidarın Abdülhamit hayranlığının ve onun siyasetlerine düşkünlüğünü açıklamaya çalışmıştım.

    Abdülhamit’in güttüğü denge siyasetin, Batılı emperyalistlerce nasıl da Osmanlının bölüşülmesine sebep olduğunu yazmıştım.

    Tarihimizde Osmanlı yönetimlerinin “Şark Kurnazlığı” yöntemleriyle Batı saldırganlığını durduracaklarını sanması; Osmanlının sonunu getirmişti.

    Amerika ve İngiltere’ye, Suriye konusunda, Osmanlının Şark kurnazlığı ile davranarak, “Ben sizin yanınızdayım” siyaseti kaderinizi Abdülhamit’in kaderinden farklı kılmaz.

    Bir hafta önce, Rusya ve İran ile Suriye’nin toprak bütünlüğü ve birliği konusunda ortak bildiriye imza atacaksın, bir hafta sonra “Şark Kurnazlığı” ile keskin dönüş yapacaksın. Senin bu “oynak siyasetini” Rusya ve İran memnuniyetle karşılayacak!

    Ben buna Siyasal İslam’ın Amerikancı Ayarlarına Geri Döşünü diyorum. Fabrika Ayarlarına geri dönüş diyebilirsiniz.

    Zaten “iktidar olma histerileri” de, sıcak para ile devlet yönetme alışkanlıkları da, eninde sonunda Amerikancılığa mecbur kalacaklarını anlatıyordu.

    Lakin bölgemize ve ülkemize saldıranın Haçlılar olduğunu bildiğimizden, Siyasal İslam’ın da Astana Sürecine mecbur olduğunu da görmezden gelemezdik.

    Siyasi iktidarın mezhepçi iradesinin ağır basması; bölgeye saldıran güçlerin yanında yer almasını gerektiriyor.

    Muhalefetin de iyi bir sınav verdiğini söyleyemeyiz. Vatan Partisi dışında tüm muhalefet kimyasal masalına inanmış görünüyordu.

    Son saldırıda, çıkarlarımız ve Türkiye’nin bekası açısından büyük bir kırılmadan geçtiğimizi görmek gerek.

    Siyasal İslam’a güvenilemeyeceğini, tarafsızlık adına hemen cephe değiştireceğini bilmemiz gerekir.

    Oysa bölgeyi silah deposuna döndüren, PKK’yı eğitip örgütleyenin ABD olduğunu söyleyen de Siyasal İslam’ın kendisidir.

    ABD ve Rusya’yı, Suriye’deki işlevleri bakımından, aynı kefeye koyarak akıl yürütmenin; aslında Amerika’dan yana akıl yürütmek olduğu, son ABD’nin Suriye saldırısıyla net bir şekilde ortaya çıkmıştır.

    Ve biz, ABD saldırganlığına alkış tutarak, siyasal İslam’ın, Türkiye için bir güvenlik sorunu olduğunu, bir kez daha görmüş olduk.

    NATO gelsin diye çağrılar yapıyorduk. Şimdi hepsi geldiler. Suriye’yi bombaladılar. Astana Sürecinin bileşenlerinden Türkiye’yi kopardılar.

    Şimdi bize kimse, ABD’nin yanında kalarak, güvende olduğumuzu söyleyemez. İran ve Rusya’nın güvenini de kaybetmiş olmamız da cabası…

    15.4.2018

  • Kumarhaneler yine gündemde…

    Kumarhaneler yine gündemde…

    Bazı turizmciler, Türkiye’de belli bölgelerde, belli otellerde kumarhanelerin yeniden açılması gerektiğini söylüyor. Bunun Türk turizmine büyük katkı sağlayabileceğine vurgu yapıyor.

    kumarhanede Rulet masası. Casino

    Neden olarak da şu görüş öne sürülüyor:
    “Zaten kumarı sevenler cüzdanlarına paraları koyup yurt dışındaki kumarhanelere gidiyor. Üstelik yurt dışından kumar oynamak isteyen turistler de Türkiye’de kumarhane olmadığı için gelmiyor. Bu iki kesimin buluşturulacağı mekânlarla turizmimize ve gelirimize katkı ağlayabiliriz. Kaldı ki, merdiven altı kumarhaneler de böylece ortadan kalkar, konu yasal hale getirilebilir.”

    Geçenlerde konu hakkında Yeni mesaj Gazetesi’nde detaylı bir yazı yayınlandı. Bu yazıdan bazı alıntıları sizlerle paylaşmak istedik. Böylece, konunun önemini daha iyi anlayabilmenize katkı sağlayabileceğimize inanmaktayız.

    22 yıldır Türkiye’de kumarhaneler kapalı durumda. Ancak Türkiye’ye birkaç saat uzaklıktaki komşu ülkelerdeki bazı kentlerde kurulan kumarhaneler, her yıl Türkiye’den gelen milyonlarca kumar oyuncusunu ağırlıyor. Batum “Laz Vegas” oldu Türkiye’den giden kumarbazların adresi, komşu ülkeler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Gürcistan ve Bulgaristan olarak gösteriliyor.

    Uçakla ve feribot seferleri ile seyahat edilen Kıbrıs’ın başkenti Lefkoşa ile Artvin’den araç ve yaya geçilerek ulaşılan Türkiye sınırına 17 kilometre mesafedeki Gürcistan’ın Batum kenti ve Edirne’deki Kapıkule Sınır Kapısı’na 10 kilometre uzaklıktaki Bulgaristan’ın Svilengrad kentinin kumar oynayan binlerce Türk vatandaşlarının akınına uğradığı açıklandı.

    Milyonlarca doların bu ülkelerde kumara harcandığı öne sürülüyor. Bazı tur organizasyon firmaları ise Karadeniz ülkeleri başta olmak üzere Balkanlar ve bazı Avrupa ülkelerine kumar turları düzenliyor. Bazıları, Schengen vize işlemlerinin kumarhaneler tarafından ücretsiz olarak yapıldığını belirtirken, bazı operatörler de konaklamaları ücretsiz olarak sunuyor. 600 bin kişi kumar için Kıbrıs’a gitti Türkiye’ye komşu Gürcistan’ın Batum kenti, Karadeniz Bölgesinde kumarın merkezi haline geldi. Gürcistan’a açılan Sarp Sınır Kapısı’nda yıllık karşılıklı geçiş rakamı birkaç milyonken, bu rakam yakın zamanda 8 milyonu aştı.

    Karadeniz’den her ay milyonlarca doların, artık ‘Laz Vegas’ olarak da adlandırılan Batum’da kumara harcanması sosyal hayatta bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Kumar yüzünden aile düzenleri bozuluyor, kimileri eşlerinden boşanma noktasına geliyor.
    Kumar turizminde akla ilk gelen yerlerden biri de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Türkiye’den yıllık 600 bin dolayında turist, kumar oynamak için Kıbrıs’a gidiyor. 29 kumarhanenin bulunduğu Ada’da, sektörde 7 bin 500 dolayında kişi çalışıyor.
    Girne ve Gazimağusa bölgelerine yayılan kumarhaneler özel jet kaldırılarak müşterilerini Ada’ya getiriliyor.

    Türkiye’nin batısında yer alan Bulgaristan, Türk vatandaşlarının kumar için tercih ettiği yerler arasında bulunuyor. Kentteki ünlü kumarhanelerin müşterileri Türk ağırlıklı olunca, tanınmış Türk sanatçılar da bu mekânlarda konserler veriyor. Hiçbir önlem yok! Göz önünde gerçekleşen bu duruma yetkili mercilerce bugüne kadar neden önlem alınmadığı merak ediliyor.

    Türkiye’de yasak olan kumarhanelerin neden KKTC’de de yasaklanmadığı da ayrı bir merak konusu. Zira Türkiye’den kumarhanelerin kapatılması yönünde gelecek bir talebi KKTC yönetiminin reddetmesi mümkün değil. Ancak bugüne kadar Türkiye’den böyle bir talep KKTC’ye iletilmiş değil.

    Laz Vegas olarak adlandırılan Batum’a ise Türkiye’den girişim kolay olması çoğunlukla kumar müptelası vatandaşların işine yarıyor. Bu konuda da gerekli önlemler alınmış olsaydı, kumar yüzünden yıkılan yüzlerce yuva kurtarılmış olabilirdi. Bulgaristan’a kumar amaçlı geçişlerin de bir an önce kontrol altına alınması gerekiyor.

    Hiç kuşkusuz bu konunun kontrol altına alınması o kadar kolay değildir. İşi kumar olan bu işi nerede olursa yapar. Kumarhanelerin kapanmasından sonra yasa dışı kumar oynatılan yerlerin ne kadar çoğaldığını hepimiz yakından bilmekteyiz.
    Kamu hizmeti vermek amacı ile kurulan derneklerin bile çoğunun yasal olmayan kumarhaneler haline dönüştüğünü bilemeyen mi var?

  • ABD Kongresi’nde Dolaylı Sözde Ermeni Soykırımı Tasarısı

    ABD Kongresi’nde Dolaylı Sözde Ermeni Soykırımı Tasarısı

    Sayın Turkish Forum mensupları:

    2017-2018 dönemi ABD Temsilciler Meclisi’nde sözde Ermeni soykırımını dolaylı olarak tanımayı hedefleyen H.Res.220 adlı bir karar tasarısı var. 22 Mart 2017’de gündeme getirilen tasarı işlem için Dış İlişkiler Komitesi’ne havale edildi. Komite Başkanı ve 2. Başkan dahil tasarı önce 15 Kongre üyesi tarafından desteklendi; destek veren Kongre üyelerinin sayısı daha sonra 115’e çıktı. 24 Nisan’ın yaklaşması ve ABD-Türkiye ikili ilişkilerin gergin olması nedeniyle tasarının Komite’de onaylanarak Genel Meclis’e taşınma olasılığı küçüksenemez. Başkan Donald Trump 1915 olayları için geçen yıl “soykırım” sözünü kullanmadı; bu yıl tutumu ne olur, kesin değil. Ancak 2 gün önce Ermeni yanlısı ABD Kongre üyeleri 24 Nisan’da sözde Ermeni soykırımını anması için Trump’a çağrıda bulundu.

    Dış İlişkiler Komitesi’nin tüm 47 üyesine ve tasarıyı ilk destekleyen 15 Kongre üyesine tasarı aleyhine gönderdiğim 30 Mart 2018 tarihli mektup aşağıdaki PDF doyasında görülebilir. Kongre üyelerine mektup veya telefonla ulaşmak, ya da “Ermeni soykırımı” yalanına başka durumlarda karşı gelmek isteyen Turkish Forum mensupları bu kapsamlı mektuptan yararlanabilir. Ancak bu yaklaşık 8 sayfalık PDF dosyasının bir mektup olarak aynen gönderilmesi tavsiye olunmaz. İlgi çekme bakımından gönderilecek mektupların değişik olması ve “kişisel” nitelikte olması önem taşımaktadır.

    Kayda değer bir not: İsrail Parlamentosu 14 Şubat’ta ve İspanya Parlamentosu da 12 Nisan’da “Ermeni soykırımı” tasarısını reddetti.

    Ferruh Demirmen

    Demirmen H.R.220

  • AB gitsin Katar mı gelsin

    AB gitsin Katar mı gelsin

    “AB gitsin Katar mı gelsin”

    Bir zamanlar ülkemizde,”Amerika gitsin Rusya mı gelsin” sloganları atılıyordu. Durum,“AB gitsin Katar mı gelsin”e dönüştü. Katar’ın yatırımlarının AB-Avrupa Birliği yatırımları ile bir tutmak uzun vadede kalıcı olmasını bırakın, olası da değildir.

    a-Birkaç mal hariç tutulduğunda hemen hemen bütün İslam ülkeleri diğer İslam ülkelerinin ihtiyaç duyduğu malları karşılayacak bir üretim fazlasından yoksundur.

    b-Kuran’da kış, sis ve yağmurdan bahis yoktur. Kitap çöl  iklimine göre yazılmıştır. İncil, Tevrat ve Kuran bu bölgelerden doğduğundan Tanrı buraya petrolü gazı ihsan etmesini normal karşılamak gerekir. Ancak,7 Arap ülkesi tarafından dışlanan Katar’ın Türkiye ile uzun vadede bir dayanışma içerisinde olacağı şüphelidir.

    c- İİT üyesi ülkeler arasındaki ticaret hacminin toplam dış ticaret hacmine oranı 2011 yılında % 17,3’e ulaşmıştır.  Hiç şüphesiz bu rakam, İslam ülkelerinin sahip olduğu ticari potansiyelini yansıtmaktan çok uzaktır.7 petrol zengini Arap ülkesi  aralarında birlik beklerken durup dururken Katar’ı boykot etmeleri anlaşmamakta anlaşmaya devam ettiklerinin göstergesidir.

    ABD Küdus’e B.elçiliğini taşırken aralarında birlik olacağına ayrımcılığı tırmandırmaları gelecek için güvence taşımamaktadır.

    d- Avrupa birliği ‘dayanışma ilkesi’ gereğince, ortak bütçe ve yatırım bankası vasıtasıyla üye ülkelere proje karşılığı hibe ve uzun vadeli, ama son derece ekonomik krediler vermektedir. Kredi alıcı ülkeler ise kişi başına milli geliri AB ortalamasının altında olan ülkelerdir.

    Katar ın böyle tercihi yoktur derhal firma ve bankayı satın alır. Tv de reklamlara başlar. Sabahleyin işe giderken bakarsınız QNB- katar milli bankası yazılı kocaman bir levha görürsünüz. Avrupalı yatırımı öyle tabela  satın alması  bugüne kadar görülmüş değildir.

    Türkiye Arap mı AB mi bocalamasına karşın, AB’nin çeşitli mali yardımlarından faydalanmıştır. 1964’te ortak üye olmasından itibaren 1999 yılındaki aday ülke statüsüne kadar Türkiye’ye yapılan mali yardımlar toplamda bir milyar Euro bile değildir. Bir başka deyişle AB ile herhangi bir organik ilişkisi olmayan bazı ülkelerden daha az yardım Türkiye’ye yapılmıştır. Avrupa da bir açmaz içerisindedir. İslamifobi tehlikesi altında yaşlı Avrupa 2042 yılına kadar doğum oranı yüksek mülteciler ile Arap nüfusu etkisi altına girerek azınlığa düşeceği belirtilmektedir.

    Reform ve Rönesans’tan uzaklaşmış 400 yıldır ortaya bir gelişme koyamamış, bankaları, futbol kulüpleri  Katar’laşmıştır. Yine de, Avrupa her ne kadar Bretix, Yunan ve İspanya sorunları olsa da her zaman bilgisi birliği ve eğitim düzeyi ile sarsılmaz bir kaledir. Sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da şirket, spor kulübü, banka, arsalar aldığı gibi, dünyada 335 milyar dolarlık yatırıma ulaşan Katar’ın Türkiye’deki yatırımlarının büyüklüğü yaklaşık 18 milyar doları buldu.

    Avrupa büyük durgunluk içerisinde, siyasi çalkantıları ekonomilerini atıl kılmış durumda. Uluslararası Yatırımcılar Derneği’nin (YASED) raporuna göre Türkiye’de en çok yatırım yapan ülkeler arasında Katar 7. sırada yer alıyor. İslam coğrafyasının nüfusu, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 23’ü. Dünya petrol rezervlerinin yüzde 69’u, dünya doğalgaz rezervlerinin yüzde 57’si İslam ülkelerinde. Coğrafi olarak da muazzam bir avantajımız var. Dünyanın ticaret ve enerji koridorlarını biz tutuyoruz ya ” nın güvenilemeyeceği bir coğrafyadayız. Dünya ticaretinin en yoğun olduğu Asya ile Avrupa arasında kalan coğrafyanın tamamının İslam ülkelerinde olduğuna işaret eden TOBB başkanı Hisarcıklıoğlu, “Hint Okyanusu’nu Akdeniz’e bağlayan Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı, kuzey coğrafyayı güneye bağlayan İstanbul Boğazı da bizde. 57 İslam ülkesi olarak bu zenginliğe ulaşamamışız bütün bu zenginlikten alınana pay sadece yüzde 11. Tek başına ABD dünya zenginliğinin yüzde 19’una, Çin ise yüzde 13’üne sahip.” ifadelerini kullandı.

    Arap sermayesi kendine fayda sağlama yolunda,Avrupa ve Türkiye’de yatırımları ile dünya siyasetini mali açıdan kontrol ederek dünya ekonomisini etkisi altına alacağını planlamakta.Ancak, şimdilik Körfez Ülkeleri yatırımlarına ses çıkarmadan Arap petrol gelirini kullanan batı,nasıl Irak’a nükleer silahı var.Kaddafi bizi dinlemedi. Esad Kimyasal silah kullandı. Arap sermayesi bankacılık ilkelerini ihlal ediyor diyerek .Arap’lara da “hadi yallah habibti” demeleri şaşırtıcı olmayacaktır.

    Erdil Ünsal

  • KÖYLERDE KÖY ENSTİTÜLERİ

    KÖYLERDE KÖY ENSTİTÜLERİ

    Onlar, 

    Köy çocuklarıydı.
    Kurumuş çalılar gibiydiler bozkırda.
    Kavrulmuş ekinler gibiydiler.
    Geldiler,
    Yalın ayakları

    Ve
    Yırtık mintanlarıyla geldiler, 

    Gönen’e, Aksu’ya, Kepirtepe’ye.
    Ezilmiş, sömürülmüş, horlanmış

    Ve
    Unutulmuştular bin yıldır.
    Ferhat oldular,
    Yardılar İdris Dağını.
    Gürül gürül akıttılar suyunu,
    Hasanoğlan’a.

    Evet onlar, Köy Enstitülü öğrenciler, onlar Anadolu’nun bağrından kopan toprağın çocuklarıydı, onlar köy çocuklarıydı, onların her biri Anadolu’nun bir parçasıydı…

    Tarıma, üretime en çok da bağımsızlıklarına düşkündüler..

    Şöyle diyorlardı, hep bir ağızdan;

    Sürer, eker, biçeriz güvenip ötesine,
    Milletin her kazancı, milletin kesesine,
    Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine,
    Toprakla savaş için ziraat cephesine.

    Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
    Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

    17 Nisan 1940 yılında kurulan,  Köy Enstitüleri’nin 78. kuruluş yıl dönümündeyiz.

    Fethiye’de bu yıl yapılan etkinliğin  adı ve anlamı ‘’KADIN’’

    Ne yazık ki Kadın dendiğinde, son zamanlarda aklımıza şiddet, taciz, ölüm ve yoksulluk geliyor.

    Oysa,  KADIN hayatın ta kendisidir.

    Türk kadını, insan olma değerini Cumhuriyet’le birlikte kazandı.
    Ve kadın vatandaş oldu, seçmen oldu, söz sahibi oldu, birey oldu.
    Kadın; anadır, bacıdır, yardır.
    Kadın; topraktır, emektir, çiledir.
    Kadın; Vatan’a evlat veren, düşmana göğüs geren, haksızlığa baş kaldırandır..

    Köy Enstitülerinde, cinsiyet ayrımcılığı yoktu.

    Hep birlikte, omuz omuza mücadele ederken, tek ses oluyorlardı;

    İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak

    En yeni aletlerle, en içten çalışarak

    Türk için, yine yakın dünyaya örnek olmak,

    Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak

    Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
    Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

    Köy Enstitülerinde görüyoruz ki, kadının güçlü olmasının, özgür olmasının, kadının kimliğine saygı göstermenin tek yolu Laik eğitim ve Cumhuriyet devrimleridir.

    Kadınlarımıza, Emperyal güçlerin destekleriyle değil, Köy enstitüleri kültürüyle, geleneklerimizle, öğrendiğimiz   değeri  ve eğitimi vermek zorundayız.

    Türk kadını egemenliğini, bağımsızlığını Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’e borçludur.
    Köy Enstitüleri, Milli kalkınmanın  ve eğitimin yanında, Cumhuriyet Devrimleri’nin,

    Atatürk ilkelerinin,  Anadolu’nun en ücra  köylerine kadar yayılmasında büyük rol oynamıştır.

    Toplumda,  cinsiyet eşitliğinin  sağlanmasında da  çok önemli görev üstlenmiştir.

    Köy Enstitüleri  uyguladığı eğitimle,  daha çok  kadınlar aracılığıyla, toplumu  eğitirken, kadını toplumsal yaşamın bir parçası haline getirmenin önünü açmıştır.

    Köylerde, ilkokulu bitiren yoksul çocukların beş yıllık yatılı okullarda okumalarının imkanı yaratılmış, okulda uygulamalı eğitim  almalarına öncülük edilmiştir.

    Köy Enstitüleri, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmeyi, bağımsızlığına düşkün, sorgulayan toplum olmayı, akla ve bilime dayanmayı öğretmiştir.

    Şöyle haykırıyorlardı;

    Kuracağız öz yurtta dirliği, düzenliği,
    Yıkıyor engelleri ulus egemenliği,
    Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği,
    Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği.

    Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
    Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

    “Cumhuriyetimizin ilk ve en önemli eğitim modeli olan,  Köy Enstitüleri’ni  İlkokul öğretmeni yetiştirmek için hayata geçiren,  dönemin Milli Eğitim Bakanı;  Hasan Ali Yücel, İlk öğretim Müdürü;  İsmail Hakkı Tonguç ve tüm Köy Enstitülü eğitimcilerimizi saygıyla anıyoruz.

    Kaynak//-ZİRAAT MARŞI ; (köy enstitülerinin ortak marşı) A.Adnan Saygun-ŞİİR ; Özbek İncebayraktar

  • The New Yok Times: ABD Savaşa Sürüklenebilir

    The New Yok Times: ABD Savaşa Sürüklenebilir

    ABD’nin en tirajlı gazetelerinden birisi olan The New York Times gazetesi, ABD Başkanı Trump’un Suriye’ye karşı dün düzenlediği hava saldırısını Rusya ve İran ile karşı karşıya getirme plânı olarak Abd’yi savaşın içine sokma eylemi olarak değerlendirdi.

    Gazete dün geceki saldırının Başkan Trump’ın talimatıyla geçen yıl Suriye’deki bir askeri hava meydanına yönelik olarak yapılan saldırıdan iki kat daha büyük olduğunu bildiriyor. Bunun nedeni, son saldırının, Şam ve Humus’ta kimyasal silah üretilen tesisleri de hedef alması. Geçen yıl Nisan ayında 59 Tomahawk füzesiyle Suriye’nin Şayrat hava üssüne düzenlenen saldırı, gazeteye göre daha dar kapsamlıydı ve hava üssü, saldırıdan bir gün sonra yeniden kullanıma açılmıştı. Gazete, dünkü saldırının etkili ancak sınırlı olmasının nedeninin Rusya ve İran’ın karşılık verme olasılığını mümkün olabildiğince kontrol altında tutmak olduğu yorumu yapıyor. Son saldırının geçen yılkinden farklı olmasının bir başka nedeni de Fransa ve İngiltere’nin de Esat rejiminin kimyasal silah saldırısı düzenlediği iddialarına verilen yanıtta Amerika’nın yanında yer almaları.

    “Kongre bölünmüş durumda”

    New York Times ayrıca Amerikan Kongresi’nin saldırıya verdiği tepkinin Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti hatlarında bölünmüş olduğu yorumunda bulunuyor. Cumhuriyetçi Kongre üyeleri Başkan Trump’a destek verirken Demokratlar, askeri saldırı sonrasında Trump’ın üzerinde iyice kafa yorulmuş, tüm ayrıntılar dikkate alınarak hazırlanmış bir planı olup olmadığını sorguluyor. Virginia eyaletinden Demokrat Partili Senatör Tim Kaine, başkanların askeri harekat kararı almadan önce Kongre’nin onayına başvurması gerektiğini savundu ve ”Başkan Trump’ın Kongre’nin olurunu almadan Suriye Hükümeti’ne hava saldırısı düzenleme kararı alması yasadışıdır. Daha geniş kapsamlı bir stratejiden yoksun olan bu hamle aynı zamanda sorumsuzca alınmış bir kararın yansımasıdır” dedi. Temsilciler Meclisi üyesi Nancy Pelosi ise ”Tek gecelik hava saldırıları, açık, net ve kapsamlı bir Suriye stratejisinin yerini alamaz” şeklinde tepki verdi. Öte yandan Louisiana eyaletinden Cumhuriyetçi Parti Temsilciler Meclisi üyesi Steve Scalise ise ”Esat rejiminin attığı adımların yanıtsız kalmayacağını vurgulayan Başkan Trump haklıdır” dedi.

    “İngiltere ve Fransa Güven Veriyor”

    New York Times ”Suriye’ye Koordineli Saldırı” başlıklı başyazısındaysa Başkan Trump’ın askeri müdahaleyi bazen bir ”oyun,” dış politikayı ise internet üzerinden tehdit savunmak olarak gördüğünü, bu nedenle Suriye’deki kimyasal saldırıya verilen yanıtın Fransa ve İngiltere’yle koordinasyon içinde yürütülmesinin güven verici olduğunu yazıyor.

    Başyazı ayrıca Amerika’nın savaşa girme kararını kimin vereceği konusunu da masaya yatırıyor. Gazete Amerikan Anayasası uyarınca savaş güçlerinin Kongre ve Başkan arasında bölüştürüldüğünü, Amerikan toprakları doğrudan saldırı altında olmadığı sürece savaşa girme kararının Kongre’ye bırakıldığını hatırlatıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana gerek Demokrat gerekse Cumhuriyetçi başkanların Anayasa’nın sınırlamalarını birçok kez zorladığını, örneğin Trump’ın geçen yıl 59 cruise füzesiyle Suriye’deki askeri hedefleri vurduğu gibi Kongre onayı olmaksızın birçok kez askeri müdahale kararı aldığını hatırlatıyor.

    Başyazı şöyle devam ediyor: ”1973 yılında kabul edilen Savaş Güçleri Yasası, sadece Kongre’nin savaş kararı alma yetkisini ve bu konudaki nüfuzunu yeniden oluşturmayı hedefliyordu. Ancak Beyaz Saray avukatları son yıllarda ulusal çıkarlar çerçevesine düştüğü ve Amerikan askerlerinin karadaki varlığını gerektirmediği sürece başkanın tek taraflı askeri harekat kararı almasında sakınca olmadığını savundu, Kongre de buna çoğunlukla sessiz kaldı. 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra 2001’de Afganistan, 2002’deyse Irak’a müdahale için çıkarılan Askeri Güç Kullanma Yetkisi Yasaları, Barack Obama ve Donald Trump tarafından da IŞİD ve diğer militan gruplara karşı, Yemen, Filipinler, Kenya, Eritre ve Nijer’in de aralarında bulunduğu 14 ülkeye yapılan müdahalelerde kullanıldı. Ancak yasaların kapsamının bu şekilde yorumlanarak genişletilmesi, fevri tavırlar sergileyen Trump’ın elinde, hele de Kuzey Kore ya da İran’a saldırı kararı alması durumunda kontrolden çıkabilir. Virginia Senatörü Tim Kaine ve Tennessee Senatörü Bob Corker’ın çabaları sonucu Kongre’nin IŞİD gibi örgütlere yönelik askeri operasyon düzenleme kararıyla ilgili yeni bir yasa çıkarması bekleniyor. Bu yasa, Başkan’ın Suriye gibi ülkelere karşı savaş ilan etme yetkisini de sınırlamalı. Bir kısıtlama getirilmezse Kongre, sorumluluklarını, dürtüleriyle hareket eden, sağduyusuna güvenilmez bir başkanın eline teslim etmiş olur.”

    “Şam tutumundan ödün vermiyor”

    Washington Post, Louisa Loveluck ve Liz Sly imzalı haberde, saldırının Suriye’deki yankılarına yer veriyor. Habere göre Amerika’nın füze saldırıları korkulandan daha sınırlı kalırken Şam’ın, cüretkar ve meydan okuyucu tutumundan ödün vermediği gözleniyor.

    Suriye, Rusya ve İran, Amerika ve müttefiklerinin müdahalesini sert sözlerle kınamalarına rağmen bu üç ülkenin karşılık vereceklerine dair herhangi bir işaret yok.

    Gazeteye göre dünya liderleri, Amerika’nın müdahalesinden sonra gerginliğin tırmanmasını engelleyici nitelikte açıklamalar yapıyor. İngiltere Başbakanı Theresa May’in ”Bu müdahale iç savaşa karışmak ya da rejim değişikliği getirmek amacı taşımıyor. Gerginliği tırmanmaktan hassasiyetle kaçınmaya ve sivil ölümleri engellemeye çalıştık” şeklindeki açıklaması, buna bir örnek.

    Haberde ayrıca Şam’daki durumla ilgili ayrıntılara da yer veriliyor. Şam yerel saatiyle sabaha karşı 4 sularında füze saldırısıyla uykularından uyanan başkent halkı, kısa süre içinde saldırıların kapsamının kısıtlı olduğunu anladı.

    Habere göre Suriye’ye yönelik saldırı olacağının haberlerinin uzun süredir etrafta dolaşıyor olması, Suriye ve müttefiklerinin hedef alınabilecek kritik noktaları önceden boşaltmasına imkan tanımış olabilir. Bu da gazeteye göre saldırının ne kadar etkili olacağı meselesini tartışmaya açıyor.

    Suriye devlet televizyonu, ellerinde Suriye, Rusya ve İran bayraklarıyla sokağa çıkan ve Esat’a destek veren sloganlar atan Suriyeliler’in görüntülerini ekrana getirdi.

    Saldırıdan kısa süre sonra Esat’ın makamından paylaşılan Twitter mesajında ”Onurlular küçük düşürülemez” şeklinde bir ifade yer aldı. Hatta bundan birkaç saat sonra aynı Twitter hesabında Esat’ın Suriye Devlet Başkanlığı Sarayı’nda sanki hiçbir şey olmamış gibi sakin bir şekilde elinde çantasıyla yürürken görüntüleri paylaşıldı.

    Gazetede ayrıca Rusya’nın tepkilerinin ayrıntılarına yer yerilen Anton Troyanovski imzalı bir başka haber yer alıyor. Rusya Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Şam yakınlarındaki bir bilimsel araştırma merkezini, Humus’un batısındaki bir kimyasal silah deposunu ve yine Humus yakınlarında kimyasal silah ekipmanlarının depolandığı bir komuta merkezi ve tesisi hedef alan füze saldırılarının az hasara yol açtığı bildirildi.

    Rusya’nın açıklamasına göre Amerika’nın attığı 103 cruise füzesinin 71’i, Suriye’deki Sovyet yapımı hava savunma sistemi tarafından etkisiz hale getirildi. Rusya ayrıca kendi hava savunma sistemlerinin devreye girmek zorunda kalmadığını, çünkü atılan füzelerin kendi etki alanına girmediğini kaydetti.

    Açıklamada ayrıca askeri ya da sivil ölüm olmadığı ayrıntısı yer aldı. Suriye Ordusu ise Humus’taki saldırıda üç sivilin yaralandığını bildirdi. Haberde, Rusya’dan gelen bu açıklamaların, gerginliğin en azından şimdilik tırmanmayacağının işareti olarak algılandığı yazılı. Oysa Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, daha önce yaptığı açıklamalarda, Amerika’nın Ruslar’ın hayatını riske atması durumunda Rus Ordusu’nun Amerikan füzelerini ve hatta füzeleri atan askeri uçak ve gemileri vurarak karşılık vereceğini belirtmişti.

    Bu açıklamanın üzerine birçok uzman, Amerika’nın Suriye’deki olası bir müdahalesinin 1962’de Amerika ve Rusya’yı on üç gün boyunca savaşın eşiğine taşıyan Küba Füze Krizi’ndeki kadar tehlikeli bir durumun ortaya çıkabileceği uyarısında bulunmuştu. Bu sabah Kremlin’den gelen itidalli ve ince ayarı yapılmış, hesaplı açıklamalarsa Rusya’nın bir yandan Suriye’deki nüfuz alanını genişletmeye çalışırken diğer yandan tansiyonu sıkı kontrol altında tuttuğunu gösteriyor.

    (Amerikanın Sesi)

  • Son Dakika:Deyr el Zor’da Şiddetli Patlama Meydana Geldi

    Son Dakika:Deyr el Zor’da Şiddetli Patlama Meydana Geldi

    Deyr El Zor’da şiddetli bir patlama meydana geldi. Patlama doğu kırsalındaki Esad milislerinin kontrolü altında Meathin ve Taybeh kasabalarını etkiledi.

    Turkishnews

  • ABD’nin Suriye Oyunu

    ABD’nin Suriye Oyunu

    ABD Başkanı Trump’tan ‘görev tamamlandı!” Trump, Suriye’ye yönelik saldırının ardından Twitter hesabından bir mesaj paylaştı; “dün geceki vuruş mükemmel şekilde icra edildi. Fransa ve Birleşik Krallığa birliktelikteki askeri güçleri için teşekkürler. Daha iyi bir sonuç olamazdı.

    Amaç bölgede Türkiye’nin artan nüfusunu düşürmekti.

    Başından demiştik ki bu ABD’nin ve batının bölgede kaybettiği itibarını geri almaktır. Aynı zamanda İran’ın Rusya’nın ve Suriye’nin de bu operasyon işine gelir. Bana göre Türkiye geç kalmadan Suriye’deki ve Kuzey Irak’taki operasyonlarını hızlandırmalıdır. ABD’ ye verdiyi son destekle Türkiye olan ümitleri kaybetme kapısındadır. Ortadoğu’da ikinci bir yanlışlık Türkiye’yi tamamen bölgede saf dışı bırakacak.

    Afrin operasyonundan sonra neyin ki Ortadoğu’da aynı zamanda dünyada Türkiye’nin hızla artan itibarı bölgede ahkâm kesen bütün devletler için arzu olunmazdır. Geçen yazımda ABD’nin Rusya’nın vurmayacağını sadece siviller ve bazı yerleri vuracağını yazmıştık. Netice göz önündedir. Bunu biz görebiliyorken, dış politika ile meşgul olan danışmanların görmemesi mümkün müdür?

    Bu hem de aynı zamanda ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, İran ve Suriye arasında anlaşmalı bir hamlede. Bir taraftan İsrail korumaya alıp birilerine mesaj verdiler. Bir taraftan bölgede Amerika’nın itibarını geri getirdiler. Başka bir taraftan ise Rusya ve İran himayesinde olan Şam rejiminin kolay lokma olmadığını göstermeye çalıştılar.

    İsrail Today: ”Saldırılar yetersiz ve Esad’ın pozisyonunu güçlendirdi. Bu beklenenden daha düşük yoğunluklu bir saldırıydı.” Tel Aviv kaynakları diğer gazeteleri: ”saldırı herhangi bir hedefi gerçekleştirebilmiş değil. Esad kazanmaya devam edecek” İsrail Amerika’nın İngiltere ve diğer batı devletlerinin hangi gazetesine baksan aynı yorumları görmüş olursunuz. Bir sözle bu operasyon bir taşla iki kuş vurmak oldu. Tamamen Türkiye’nin bölgedeki artan itibarını yok etme operasyonuydu. Tüm yazılarımızda Türkiye’nin yanlış yapma şansı yoktur çok güzel ilerler diye yazardık. İşte korktuklarımızdan biri budur. Zeytin dalı operasyonundan sonra Türkiye’de bu iktidardan kolay kurtuluş olmadığını derk eden ABD ve batılı ideologlar Erdoğan’dan kurtulma yolları aradılar ve dolayısıyla buldular. Çok dikkatli olmamız lazım bundan sonra Ortadoğu’da işlerimiz zor.

    Hatırlatayım ki kimyasal soruşturma için Şam’a gönderilen heyet, Duma kentine yarın giriş yapacaktı. Soruşturma ve raporlama başlamadan Şam’a operasyon başladı. Ve yukarıda yazdığım danışıklı oyun boşuna değil. Aynı zamanda Pentagon, Suriye açıklamasında “Ruslarla iletişimimiz vardır’ diye açıklama verdi. İlginç olan bir şey de Esad taraftarları da, Şam’da meydanlara inip halaylar çekiyor ve konvoylar eşliğinde zafer naraları atıyorlar.

    Saldırıların yetersiz olduğuna dair iki açıklama da Suriye Muhalif Koalisyonundan ve İslam Ordusundan geldi. Bir daha bütün dünyanın gözü karşısında büyük bir oyun oynadılar.

    Oyuna ABD ve Rusya liderlik etti. İngiltere ve Fransa ABD takımında yer alsa da çoğunlukla ABD vurdu. İngiltere ve Fransa sembolik bir katılımla müttefiklerini yalnız bırakmadı ama etkisizlerdi. 118-150 arasındaki füzeden 30-50’si düşürüldü. Suriyeliler karadan havaya fırlattıkları bu füze ile ‘Diz çökmeyeceğiz’ dediler.

    Yani bütün dünyaya hele 50 sene Ortadoğu’da savaş devam edecek mesaj verdiler. Ortadoğu ya Türk’ün girmesi savaşın yakın tarihte bitmesi demektir. Bu da acımasız silah tüccarlarının işine yaramıyor. Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. Tüm bu oyunlardan ders alarak Türk birliği için düşünmek ve adım atmak zamanı geldi. Aksi takdirde düşmanımız akıllı ve çok kurnazdır. Bizi çok kandırabilir…

    Turkishnews