Geç Kalan Sermaye: Eric Hobsbawm’ın Sermaye Çağı Kuramı Çerçevesinde Türkiye’de Kapitalist Gelişmenin Tarihsel ve Kurumsal Analizi

Okuma Süresi:

5–7 dakika
❤️

Eric Hobsbawm’ın The Age of Capital 1848–1875 adlı çalışması, kapitalizmin uluslararası hâle geldiği dönemi, sanayileşme, kentleşme, liberalizm, demokrasi ve milliyetçilik olgularının yükselişini detaylı biçimde ele alır. Bu dönemi “Büyük Patlama”, “Kazananlar ve Kaybedenler”, endüstri, kent ve işçi sınıfının yükselişi gibi temalar çerçevesinde açıklar[^1]. Türkiye özelinde, yani Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde bu analizler nasıl okunabilir?

Uluslararası Ekonomiye Entegrasyon ve Yabancı Sermaye

Hobsbawm’a göre 19. yüzyılın ikinci yarısı, küresel sermaye akışlarının etkisiyle entegre bir dünya ekonomisinin kurulmaya başlandığı bir dönemdir. Avrupa merkezli kapitalist sistem, pek çok ülkeyi “kaybeden” veya “yararlanan” konumlara sürüklemiştir[^2]. Osmanlı İmparatorluğu bu süreçte kapitülasyonlar ve yabancı sermaye ekseninde dış borçlarla örülmüş bir ekonomik yapıya sahipti. Yerli sermayenin gelişememesi, Hobsbawm’ın “kaybedenler” kategorisine Türkiye’yi dahil eder; zira dünya sistemi içinde aktif sermaye üreticisi olamamıştır.

Sanayileşme, Kentleşme ve Sınıf Yapısı

Hobsbawm, endüstri kentlerinin doğuşu, işçi sınıfının şekillenmesi ve kentleşmenin kapitalist toplum üzerindeki etkisini vurgular[^3]. Osmanlı’da 19. yüzyılın geç dönemlerine kadar sınırlı sanayileşme ve kentleşme söz konusudur. Cumhuriyet’in ilk yıllarında devletçilik politikalarıyla yerli sermaye sınıfı oluşturma çabaları ortaya çıkmışsa da, bu dönem hâlâ Hobsbawm’ın öngördüğü sanayi kaynaklı modernleşme hızına erişememiştir.

Devlet Müdahalesi ve Kapitalist Kurumsallaşma

Hobsbawm, 1870 sonrası dönemde devlet müdahalesi, kartelleşme ve büyük şirketlerin yükselişini tarif eder; serbest piyasa anlayışından devletle bütünleşmiş modele geçişi anlatır[^4]. Türkiye’de 1920‑30 döneminde KİT’ler, İş Bankası gibi kurumlarla yürütülen devletçilik politikaları, Hobsbawm’ın tanıdığı “kartelleşme ve devlet kapitalizmi” eğilimine benzer bir yapı arz eder. Ancak Türkiye örneğinde bu yapı daha siyasal ve kurumsal devlet gücüyle iç içe geçmiştir.

Dış Şoklar, Küreselleşme Baskısı ve Politik Tepkiler

Hobsbawm, dünya ekonomisindeki krizler, rekabet baskısı ve dış şoklarla şekillenen sermaye dinamiklerine dikkat çeker; özellikle 1873 Büyük Bunalımı sonrası yaşanan korumacılık ve devlet müdahale eğilimleri vurgulanır[^5]. Türkiye’de 1929 sonrası millî iktisat politikaları, dış ticaret rejimleri ve ithalat kontrolleri bu eğilimin benzerini yansıtır. Ancak dünya sistemiyle entegrasyonda Türkiye, hâlâ “kaybedenler” kategorisindeki pozisyonunu sürdürmüş görünmektedir.

Hobsbawm’ın kapitalizmin uluslararası dönemi tanımlamasını Türkiye özelinde uygulamak, bazı güçlü paralellikleri açığa çıkarırken, Türkiye’nin özgün tarihsel ve kurumsal yapısı nedeniyle sapmalar da içerir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte yerli sermaye sınıfının zayıflığı, yabancı sermaye bağımlılığı, sınırlı sanayileşme ve yaygın devlet müdahalesi gibi etmenler, Hobsbawm’ın “kazananlar” kategorisinden ziyade “kaybedenler” arasında yer almayı işaret eder. Bununla birlikte, Türkiye’de devlet kapitalizmi anlayışı, Hobsbawm’ın 19. yüzyılın son dönemi öngörüsüyle bazı örtüşmeler barındırmaktadır. Daha ileri çalışmalarda, Hobsbawm’ın ampirik veriler üzerinden kurduğu dönem tanımını, Türkiye’deki nicel veriyle desteklenmiş analizlerle vahimleştirmek; özel sektör‑devlet ilişkileri, sermaye birikimi ve sınıf yapısını detaylı biçimde incelemek faydalı olacaktır.

Türkiye’de Sermaye Birikimi ve Sınıf Oluşumu Sorunu

Hobsbawm, 1848–1875 döneminde Avrupa’da sanayileşmenin ve kapitalizmin gelişiminin temel taşı olarak sermaye birikimini öne çıkarır. Bu süreç, yalnızca üretim araçlarının teknik gelişimiyle değil, aynı zamanda sınıf yapılarının yeniden biçimlenmesiyle gerçekleşmiştir. Burjuvazinin yükselişi ve işçi sınıfının genişlemesi bu dönüşümün temel dinamiklerindendir[^1].

Osmanlı İmparatorluğu’nda ise bu dönemde belirgin bir sermaye birikim süreci yaşanmamıştır. Tarımsal üretimin ağırlıklı olması, sanayileşmenin sınırlı kalması ve mali bağımlılığın artması, yerli burjuvazinin gelişimini sekteye uğratmıştır. Gayrimüslim sermaye sınıfı ticarî hayatta önemli yer tutarken, Müslüman unsurlar genellikle üretim ilişkilerinde pasif kalmıştır[^2].

Cumhuriyet dönemine geçişte, özellikle 1920’lerden itibaren, yerli bir burjuvazi oluşturulması için devlet müdahaleleri artmıştır. Türkiye İş Bankası’nın kurulması (1924), sanayi planlamaları (1930’lar) ve devlet teşebbüsleri bu bağlamda değerlendirilebilir. Ancak bu müdahaleler, kendi içlerinde sınıfsal bir kapitalist yapı inşa etmekten çok, merkeziyetçi kalkınma hedeflerine yönelmişti. Hobsbawm’ın betimlediği gibi sınıf çatışmasının biçimlendirdiği bir kapitalizm yerine, devlet denetiminde ve yukarıdan inşa edilen bir ekonomik sistem ön plana çıkmıştır[^3].

Bu bağlamda Türkiye’nin Hobsbawm’ın “klasik kapitalist dönüşüm” şablonuna tam anlamıyla oturmadığı, daha çok geç dönem kapitalizminin bir alt modeli olarak değerlendirilebileceği söylenebilir. Yani Türkiye, kapitalizmin ‘ilk patlama’ evresine katılamamış, daha sonra ithal etmeye çalıştığı bu modele devlet eliyle entegre olmaya çalışmıştır.

Milliyetçilik, Merkezileşme ve Modernleşme Süreçleri

Hobsbawm’ın Sermaye Çağı eseri, aynı zamanda milliyetçilik ideolojisinin güç kazandığı bir dönemi anlatır. 1848 devrimleriyle başlayan milliyetçi kalkışmalar, birçok Avrupa ülkesinde ulusal kimliğin ve merkezî devlet yapısının inşasında itici güç olmuştur. Ulus-devletleşme süreci, sermaye birikimiyle birlikte ilerlemiş ve kapitalist yapının kurumsallaşmasını desteklemiştir[^6].

Osmanlı’da ise bu süreç hem gecikmeli hem de çelişkili biçimde yaşanmıştır. Tanzimat (1839) ve Islahat Fermanı (1856) gibi reformlar, merkezî otoritenin güçlendirilmesi ve Batı tipi devletleşme için önemli adımlar olmuştur; ancak aynı zamanda gayrimüslim tebaa ile Müslüman tebaa arasındaki sosyal dengesizlikleri derinleştirmiştir. Bu durum, Hobsbawm’ın analiz ettiği sınıfsal konsolidasyonun Türkiye bağlamında etnik ve mezhepsel ayrışmalarla şekillendiğini gösterir[^7].

Cumhuriyet döneminde bu sorunlara ulus-devlet temelli bir çözüm arayışı öne çıkmıştır. “Türk ulusu” kimliği etrafında homojen bir yapı kurulmaya çalışılmış, bu da ekonomik milliyetçilikle birleşmiştir. Hobsbawm’ın incelediği şekilde kapitalist modernleşmenin milliyetçilikle kol kola ilerlediği göz önüne alındığında, Türkiye’nin bu yönüyle geç de olsa benzer bir rotaya girdiği söylenebilir. Ancak burada da kurucu sınıfın eksikliği ve devletin ana aktör olması nedeniyle süreç daha tepeden inme olmuştur.

Türkiye’nin Sermaye Çağı ile Gecikmeli Buluşması: 1980 Sonrası Dönem

Hobsbawm’ın tanımladığı Sermaye Çağı, Batı Avrupa merkezli ve erken kapitalistleşmiş toplumları kapsar. Ancak bu modele sonradan eklemlenen ülkeler için farklı evreler ve formasyonlar söz konusudur. Türkiye’de 1980 sonrası dönemde yaşanan yapısal dönüşüm, neoliberal politikaların uygulanması ve sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, Hobsbawm’ın analiz ettiği dönemden yaklaşık bir yüzyıl sonra benzer bir sermaye yayılımına işaret eder[^8].

24 Ocak Kararları ve ardından gelen IMF–Dünya Bankası güdümlü reformlar, Türkiye ekonomisinin dışa açılmasını sağlamış, özelleştirmelerle birlikte devletin ekonomi içindeki rolü yeniden tanımlanmıştır. Bu süreç, Hobsbawm’ın tanımladığı geç kapitalistleşme evresine daha yakın bir yapıyı beraberinde getirmiştir. Ancak burada da sermaye birikimi önceki eksiklikler nedeniyle dış kaynak bağımlı kalmış ve Türkiye sermaye birikimi açısından hâlâ “geç kalmış” bir konumda kalmıştır. Bu durum, hem sermayenin uluslararası dolaşımı hem de yerli sermayenin güçlenmesi açısından önemli bir zorluk yaratmıştır.

Özetle, Hobsbawm’ın sermaye çağı analizleri Türkiye için tarihsel bir rehber işlevi görmekle birlikte, Türkiye’nin özgün tarihsel koşulları ve kurumsal yapıları nedeniyle doğrudan uygulanan bir şablon olmaktan uzaktır. Türkiye’de kapitalist gelişme, daha çok dışa bağımlı, devlet müdahalesiyle şekillenen, sınıf yapıları ve sermaye birikim süreçleri bakımından “geç kalmış” bir model olarak ortaya çıkmıştır.

Dipnotlar

[^1]: Eric Hobsbawm, The Age of Capital: 1848–1875, Weidenfeld & Nicolson, 1975.

[^2]: Hobsbawm, a.g.e., s. 45-67.

[^3]: Hobsbawm, a.g.e., s. 89-102.

[^4]: Hobsbawm, a.g.e., s. 120-135.

[^5]: Hobsbawm, a.g.e., s. 150-165.

[^6]: Hobsbawm, a.g.e., s. 210-230.

[^7]: İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nun Sosyal ve Ekonomik Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2010.

[^8]: Şevket Pamuk, Türkiye’nin 20. Yüzyıl Ekonomik Tarihi, İletişim Yayınları, 2008.

Kaynakça:

[^1]: Eric Hobsbawm, The Age of Capital: 1848–1875, Weidenfeld & Nicolson, 1975.

[^2]: Eric Hobsbawm, The Age of Empire: 1875–1914, Weidenfeld & Nicolson, 1987.

[^3]: İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nun Sosyal ve Ekonomik Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2010.

[^4]: Şevket Pamuk, Türkiye’nin 20. Yüzyıl Ekonomik Tarihi, İletişim Yayınları, 2008.

[^5]: Şevket Pamuk, A Monetary History of the Ottoman Empire, Cambridge University Press, 2000.

[^6]: Feroz Ahmad, The Making of Modern Turkey, Routledge, 1993.

[^7]: Çağlar Keyder, State and Class in Turkey: A Study in Capitalist Development, Verso, 1987.

[^8]: Niyazi Berkes, The Development of Secularism in Turkey, McGill-Queen’s University Press, 1964.

[^9]: Halil İnalcık, An Economic and Social History of the Ottoman Empire, Cambridge University Press, 1994.

[^10]: Donald Quataert, The Ottoman Empire, 1700–1922, Cambridge University Press, 2000.

[^11]: Metin Heper, The State Tradition in Turkey, Brill, 1985.

[^12]: Robert Owen Freedman, The Middle East from the Cold War to 9/11, Westview Press, 2004.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar