Türkiye’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile İlişkilerinin Evrimi: Laik Temellerden Dini Yönelimlere

Okuma Süresi:

5–8 dakika
❤️

Türkiye’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile ilişkileri, Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve bağımsızlıklarını kazanmasının ardından dönüm noktası yaşamıştır. Başlangıçta Atatürkçü modernleşme modeli ve laiklik temelli bir yaklaşım benimsenmişken, 2000’li yıllarla birlikte iktidar değişimiyle birlikte Türkiye’nin dış politikası daha çok şahsileşmiş ve dini öğelerle şekillenmeye başlamıştır. Bu dönüşüm, Türkiye’nin Orta Asya’daki imajını etkilemiş ve kurumsal diplomasi yerine şahsi ilişkilerin ön plana çıkmasına neden olmuştur. Ayrıca, Türkiye’nin desteklediği dini gruplar ve radikal unsurlar, bu ilişkilerin güvenlik boyutunu da karmaşıklaştırmıştır.

  1. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye’nin İlk Dönem İlişkileri: Laik Temeller ve Modernleşme

Türkiye’nin Orta Asya’daki ilk dış politik açılımı, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte şekillenmiştir. Türkiye, bağımsızlıklarını kazanan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ne, Türk dünyasının bir parçası olarak modernleşme ve kalkınma yolunda rehberlik etmeyi amaçlamıştır. TİKA ve Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar aracılığıyla bu dönemde eğitim, kültür ve ekonomik işbirlikleri kurulmuştur (Aras, 2001; Hale, 2013). Ayrıca, Atatürk’ün laiklik anlayışı, Türkiye’nin Orta Asya’daki dış politik modelinin temelini oluşturmuştur.

Bunun yanı sıra, Orta Asya ülkeleri de Türkiye’yi modernleşme sürecinde bir örnek olarak görmekte ve Atatürkçü laik bir modelin uygulanabilirliğine ilgi göstermekteydiler. Türkiye, bu dönemde bölge ülkeleriyle ilişkilerini güven temelli ve kurumsal yapılar üzerinden geliştirmeyi hedeflemiş, özellikle eğitim ve kültürel işbirlikleri alanlarında önemli adımlar atmıştır (Özkan, 2014). Ancak bu model, zamanla değişen Türkiye dış politikasına ayak uydurmakta zorlanmış, Orta Asya’daki siyasal ve toplumsal dinamikler bu ilişkileri dönüştürmüştür.

  1. Türkiye’nin Orta Asya’ya Açılımı: Laik Temellerden Dini Yönelime

Türkiye’nin Orta Asya’ya yönelik ilk dış politika açılımı, 1990’lı yıllarda laiklik temelli ve Atatürkçü modernleşme modelini esas alan bir anlayışla yürütülmüştür. TİKA gibi kurumlar aracılığıyla eğitim, kültür ve kalkınma alanlarında işbirlikleri kurulmuş, bu süreçte Türkiye modern, laik ve demokratik bir örnek olarak sunulmuştur (Aras, 2001; Hale, 2013). Bu yaklaşım, bölge ülkelerinde Türkiye’ye karşı güçlü bir sempati ve güven ortamı yaratmıştır.

Ancak 2000’li yılların ortalarından itibaren AK Parti iktidarıyla birlikte dış politikada dini motiflerin giderek ön plana çıkması, bu olumlu algıyı zamanla zedelemiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yurtdışında daha aktif rol üstlenmesi ve tarikat-cemaat bağlantılı yapıların eğitim, kültür ve yardım faaliyetleri çerçevesinde Orta Asya’da faaliyet göstermesi bu dönüşümün bir göstergesi olarak değerlendirilebilir (Toktaş & Doğanay, 2017; Yavuz, 2009).

Türkiye’nin bu yeni yaklaşımı, özellikle Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi ülkelerde laiklik anlayışının hâlâ güçlü olması nedeniyle eleştirilmiş ve temkinli karşılanmıştır. Orta Asya’daki rejimler, dini grupların toplumsal alanda etkili olmasından kaygı duymakta ve bu grupları siyasal tehdit olarak görmektedir (Cornell, 2006; Laruelle, 2018). Dolayısıyla, Türkiye’nin dini yönelimi, kültürel yakınlığa rağmen siyasi mesafenin artmasına neden olmuştur.

  1. Şahsileşmiş Diplomasi: Erdoğan’ın Kişisel Ağları ve Yeşil Sermaye

AK Parti döneminde dış politikanın şahsileşmesi, Türkiye’nin Orta Asya ile ilişkilerinde önemli bir kırılma noktası oluşturmuştur. Özellikle Erdoğan’ın kişisel bağlantılarına ve ideolojik yakınlığına dayanan diplomasi tarzı, kurumsal yapıların ve geleneksel dış politika kurumlarının etkisini azaltmıştır (Öniş, 2012; Walker, 2014). Bu süreçte Dışişleri Bakanlığı’nın klasik rolü geri plana itilmiş, yerini Cumhurbaşkanlığı etrafında şekillenen karar alma mekanizmaları almıştır.

Bu dönüşümde, Erdoğan’a yakın iş çevreleri ve yeşil sermaye olarak adlandırılan dini referanslı sermaye grupları da aktif bir dış politika aktörü haline gelmiştir. Bu gruplar, Orta Asya’da ticaret, inşaat ve eğitim alanında faaliyet göstererek hem ekonomik nüfuz kurmuş hem de dini referanslarla kültürel etki sağlamaya çalışmıştır (Kuru, 2009; Taşpınar, 2007). Ancak bu yaklaşım, bölge yönetimlerinde Türkiye’ye karşı pragmatik bir güveni değil, ideolojik bir temkinliliği artırmıştır.

Özellikle Gülen hareketinin uzun yıllar boyunca Orta Asya’daki etkinliği ve bu yapının Türkiye’deki 2016 darbe girişimindeki rolü, Türkiye’nin bölgedeki tüm dini bağlantılarının sorgulanmasına neden olmuştur (Şener, 2020; Balcı, 2018). Erdoğan yönetimi, bu sürecin ardından Gülen yapılanmasına karşı yürüttüğü uluslararası kampanyayı, benzer dini yapılarla ikame ederek sürdürmeye çalışmıştır. Ancak bu strateji, Türkiye’nin dış politikasını daha da şahsileştirmiştir.

Orta Asya ülkeleri, Türkiye’nin bu tür yapılar üzerinden diplomasi yürütmesine kurumsal düzeyde itiraz etmiş, bu nedenle ilişkilerini doğrudan Avrupa Birliği, ABD veya Çin gibi daha öngörülebilir aktörlerle kurmayı tercih etmiştir (Cornell, 2006; Laruelle, 2018). Bu tercihler, Türkiye’nin Orta Asya’daki dış politika hedeflerine ulaşmasını engellemiş ve bölgedeki yumuşak güç kapasitesini zayıflatmıştır.

  1. Güvenlik Paradoksu: Radikal Örgütlerle İlişkiler ve Bölgesel Güvensizlik

Türkiye’nin Orta Asya ile ilişkilerinde yaşanan en kritik kırılmalardan biri, Ankara’nın radikal dini gruplarla ilişkilendirilen yapılarla doğrudan veya dolaylı olarak temasta olduğuna dair algıların güçlenmesidir. Suriye iç savaşı sürecinde Türkiye üzerinden geçen radikal savaşçıların bir kısmının Orta Asya kökenli olması, bu ülkelerde Türkiye’ye yönelik güvenlik kaygılarını artırmıştır (Cornell, 2006; Laruelle, 2018). IŞİD ve El-Nusra gibi yapılarla mücadelede yeterli işbirliği gösterilmediği yönündeki düşünceler, Türkiye’nin bölgedeki imajını zedelemiştir.

Orta Asya ülkeleri, radikalizm tehdidine karşı oldukça hassas bir tutum sergilemekte; sınır güvenliği, dini cemaatlerin denetlenmesi ve yabancı etkilerin sınırlandırılması gibi önlemleri önceliklendirmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin bölgede faaliyet gösteren İslami STK’lar, yardım kuruluşları ve bazı tarikat yapıları üzerinden yürüttüğü faaliyetler, zamanla şüpheyle karşılanmıştır (Toktaş & Doğanay, 2017; Yavuz, 2009). Bu kuruluşların şeffaf olmayan yapıları, yerel otoritelerce potansiyel tehdit olarak algılanmıştır.

Erdoğan hükümetinin bu yapıların faaliyetlerini destekler nitelikte açıklamalar yapması, radikal unsurlar ile doğrudan ilişki içinde olunduğu yönündeki algıyı pekiştirmiştir. Özellikle 2013 sonrası dış politikadaki yalnızlaşma süreci, Türkiye’yi farklı müttefik arayışlarına yöneltmiş ve bu bağlamda bazı marjinal aktörlerle kurulan ilişkiler güvenlik açısından olumsuz sonuçlar doğurmuştur (Taşpınar, 2007; Walker, 2014).

  1. Yeni Yönelimler: Türk Cumhuriyetlerinin Türkiye’yi Aşan Arayışları

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, 1990’lı yılların başında Türkiye’yi modernleşme, kalkınma ve laiklik modeli olarak benimsemiş; TİKA, Diyanet ve üniversiteler gibi kurumlar aracılığıyla önemli işbirlikleri geliştirmiştir (Aras, 2001; Hale, 2013). Ancak zamanla Türkiye’nin dış politika yönelimi değişmiş, kurumsal ilişkiler şahsileşmiş ve dini yapılarla iç içe geçmiştir. Bu durum, bölge ülkelerinde Türkiye’ye duyulan güvenin zayıflamasına yol açmıştır.

Bunun sonucunda, Orta Asya devletleri dış ilişkilerini çeşitlendirme yoluna gitmiş ve Türkiye üzerinden yürüttükleri uluslararası diplomasi yerine doğrudan Avrupa Birliği, ABD ve Çin gibi küresel aktörlerle ilişkiler geliştirmeyi tercih etmişlerdir (Walker, 2014; Özkan, 2014). Bu eğilim, Türkiye’nin bölgedeki etkisini azaltmakla kalmamış; aynı zamanda Türk Konseyi gibi çok taraflı platformlardaki işbirliğini de sınırlamıştır.

Bu yeni yönelimlerin ardında sadece Türkiye’nin politikaları değil, bölge ülkelerinin iç dinamikleri de etkili olmuştur. Özellikle Kazakistan ve Özbekistan gibi ülkelerde laik devlet yapısının korunmasına yönelik güçlü bir irade vardır. Bu çerçevede Türkiye’nin İslami gruplarla ilişkileri, bu ülkelerde toplumsal istikrarsızlık yaratabilecek bir tehdit olarak algılanmıştır (Laruelle, 2018; Toktaş & Doğanay, 2017).

Ayrıca, Erdoğan yönetiminin dış politikada “lider kültü” üzerinden yürüttüğü kişiselleştirilmiş ilişki modeli, bölge liderleri tarafından riskli ve öngörülemez bulunmuştur (Öniş, 2012; Yavuz, 2009). Türkiye’nin bölgeye dönük ilişkilerinde şahsi karizma ve dini referanslar öne çıktıkça, kurumsal ve stratejik işbirliği imkânları daralmıştır.

Kaynakça;

1.  Balcı, Bayram. Islam in Central Asia and the Caucasus Since the Fall of the Soviet Union. Oxford University Press, 2018.
2.  Hasanov, Aziz. “Post-Soviet Space and the Role of Turkey.” Journal of Central Asian Studies, 2021.
3.  Aras, Bülent. Turkey and the Turkic Republics: Foreign Policy in Post-Soviet Eurasia. Routledge, 2001.
4.  Dursun, Selim. “AK Parti Dönemi Türk Dış Politikası.” Uluslararası İlişkiler Dergisi, Cilt 12, Sayı 46, 2015.
5.  Kuru, Ahmet T. Secularism and State Policies toward Religion: The United States, France, and Turkey. Cambridge University Press, 2009.
6.  Öniş, Ziya. “Turkey and the Arab Revolutions: Boundaries of Regional Power Influence in a Turbulent Middle East.” Mediterranean Politics, Vol. 17, No. 2, 2012.
7.  Yavuz, M. Hakan. Secularism and Muslim Democracy in Turkey. Cambridge University Press, 2009.
8.  Şener, Nedim. FETÖ’nün Siyasi Ayağı. Kırmızı Kedi Yayınevi, 2020.
9.  Cornell, Svante E. The Politicization of Islam in Azerbaijan and Central Asia. Silk Road Paper, Central Asia-Caucasus Institute, 2006.
10. Toktaş, Şule; Kurt, Ülkü Doğanay. “Diyanet’in Dış Politika Aktörü Olarak Rolü.” Turkish Studies, Cilt 18, Sayı 3, 2017.
11. Gürsoy, Yaprak. “The Turkish Military: A Transformed Actor in Politics?” South European Society and Politics, Vol. 16, No. 2, 2011.
12. Hunter, Shireen. Islam in Russia: The Politics of Identity and Security. M.E. Sharpe, 2004.
13. Özkan, Behlül. “Turkey, Davutoğlu and the Idea of Pan-Islamism.” Survival, Vol. 56, No. 4, 2014.
14. Hale, William. Turkish Foreign Policy since 1774. Routledge, 2013.
15. Taşpınar, Ömer. Islamic Leviathan: Islam and the Making of State Power. Brookings Institution Press, 2007.
16. Eren, Esra Çuhadar. “Track Two Diplomacy from a Gender Perspective.” Uluslararası İlişkiler Dergisi, 2016.
17. Walker, Joshua. “Turkey’s Imperial Fantasy.” The Washington Quarterly, Vol. 37, No. 1, 2014.
18. Gökay, Bülent. “Turkey’s Geopolitical Role and the Turkic Identity in Central Asia.” Third World Quarterly, Vol. 14, No. 1, 1993.
19. Laruelle, Marlene. Being Muslim in Central Asia: Practices, Politics, and Identities. Brill, 2018.
20. Kubicek, Paul. Political Islam and Democracy in the Muslim World. Lynne Rienner Publishers, 2010.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar