Bir kültürün, bir inancın, bir yolun onurunu taşıyan kurumlar vardır. Bu kurumlar yalnızca geçmişin hatırasını değil, bugün halkın dertlerine, acılarına, adaletsizliklerine karşı da bir ses, bir duruş olmalıdır. Özellikle bu yolun, yani Alevi-Bektaşi yolunun temelinde zalim karşısında mazlumdan yana olmak, mazlumların matemini taşıyıp haksızlık karşısında susmamak varken, bugün Hacı Bektaş Dergahı postnişinliğinin içine düştüğü sessizlik bir utançtır.
Suriye’de yıllardır süren kirli vekâlet savaşlarında, başta Arap Alevileri olmak üzere Türkmen Alevi topluluklar sistematik bir şekilde hedef alındı. Gerek BOP üretimi radikal cihatçı örgütlerin saldırılarıyla gerekse emperyalist ve bölgesel güçlerin desteklediği mezhepçi politikalarla, kaın, çocuk, yaşlı, genç binlerce Alevi öldürüldü, yüzbinlercesi yerinden edildi. Bu yaşananlar birer politik gelişme değil, bir soykırımdır. Kültürel, demografik ve fiziki imhanın bir bütünüdür.
Bu soykırım karşısında Türkiye’deki Alevi kurumlarının, özellikle de tarihi sorumluluğu olan Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın postnişini ve etrafındaki çevrenin sessizliği affedilir değildir. Her fırsatta geçmişin büyüklerini, yol ulularını, nefesleri ve öğretileri referans gösteren bu kurumların, mazlumun çığlığı karşısında lal kesilmesi, bu yolun ruhuna ihanettir.
Bugün, Hacı Bektaş adını kekeleyerek ağızlarına alanlar; mazlumun davasını unutan, bu kutsal yolu kişisel çıkarları için kullananlar olarak tarihe geçecektir. Hacı Bektaş Veli bugün yaşasaydı, bu suskunlara diz çöktürüp dara çeker, asasıyla dergahtan kovardı. Çünkü o, zalime lal olanı, mazlumun feryadına sağır olanı “düşkün” sayardı.
Balım Sultan Dergahı’nın Vaktiyle Yaptığını Bugün Kim Yapacak?
Tarih bize yalnızca kutsal değil, aynı zamanda sorumluluk da yükler. Balım Sultan Dergahı, Kurtuluş Savaşı yıllarında işgale karşı net bir tutum almış, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal beye sahip çıkmış, halkın ve Türklüğün yanında durmuş ve işbirlikçi hain halifelik makamındaki padişahın ve emperyalistlerin karşısına dimdik çıkmıştır . O dönemin zorlukları ve baskıları altında bile ölümü göze alan inanç önderleri bu halkın yanında durmayı bilmişti. Bugün ise her şey göz önündeyken, iletişim çağında, tüm katliamlar, linçler, sürgünler belgelenmişken; Hacı Bektaş Dergahı’nın postnişini neden susar?
Bu sessizliğin sebebi nedir? ABD’ye mi diyet borcunuz var? İsrail’in gölgesinden mi korkuyorsunuz? Yoksa Saray’ın nimetlerinden mahrum kalma korkusu mu sizi böyle sessizleştirdi?
Bu yol, bu kadar mı silikleşti-ticarileşti? Bu kadar mı kişisel ikballere kurban edildi?
Düşkünlük, Yalnızca Yolun Erkanını Bozmaktan İbaret Değildir
Düşkünlük; sadece bir yola uymamak, bir erkanı yerine getirmemek değildir. Asıl düşkünlük, zalim karşısında susmaktır. Mazluma sırt dönmektir. Hakikatin karşısında egemenin safında hizaya geçmektir. Ve ne yazık ki bugün, Hacı Bektaş Dergahı’na oturanlar bu anlamda düşkünlüğün tam ortasındadır.
Suriye’deki Aleviler; yalnız bırakıldı, şeytanlaştırıldı, katledildi. Kadınları, çocukları, yaşlılarıyla birlikte yok edilmeye çalışıldı. İşkencelerden geçirilidi. Hala çalışılıyor. Binlerce Alevi kadının ve kızın ırzına geçildi ve kaçırılıp seks kölesi yapıldı. Onlara sahip çıkması gerekenler, bu yolun adını taşıyanlar; şimdi neyle meşgul? Kültürel etkinlik takvimleriyle, siyasi şovlarla, içi boş demeçlerle halkı avutmakla mı? Peki ya vicdanınız? Peki ya pirlerinizin huzuruna çıktığınızda ne diyeceksiniz?
Ben, Bu Kültürde Yetişmiş Bir Fert Olarak Sizi Tanımıyorum
Ben bu kültürde yetişmiş, Seyyid Selahaddin -Melik Gazi Sultan ailesinden gelen bir evladım. Bu yolun ne demek olduğunu, neyi yaşatıp neye karşı durduğunu bilenlerdenim. Bu yüzden sizin sessizliğinizi, bu çürümeninizi, bu korkaklığınızı reddediyorum.
O post size ait değildir.
Yolun ve yol ehlinin olmadığı hiçbir makamın hükmü yoktur.
Bugün Hacı Bektaş’ın asası susmaz, gözleri görmez, kalbi kör olmuş bu post işgalcilerini tanımaz.
Suriye’de ki Mazlumların davasına sırt dönenleri tarih de tanımaz. Biz tanımıyoruz. Ve bu halk, bu yol sizi affetmeyecek.




Bir yanıt yazın