Site icon Turkish Forum

17 AĞUSTOS DEPREMİ

Bugün 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin 23. yıl dönümü. Her yıl 17 Ağustos tarihinde hayatını kaybeden vatandaşlarımız rahmetle anılıyor,nutuklar atılıyor,üzüntülerini bildiyor böyük başlar.Giden gittiğiyle kaldı. - umran unlu

Bugün 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 23. yıl dönümü. Her yıl 17 Ağustos tarihinde hayatını kaybeden vatandaşlarımız rahmetle anılıyor,nutuklar atılıyor,üzüntülerini bildiyor böyük başlar.Giden gittiğiyle kaldı.

Siyasiler her zamanki gibi,depreme hazırız,kentsel dönüşümle dayanıklı evler yapıyoruz masalıyla halkı uyutmaya devam ediyor.Büyük şehirlerdeki depremde toplanma alanlarını bile imara açıp rant kurbanı ettiklerini söylemiyorlar hiç.

1999 Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi ya da 17 Ağustos 1999 depremi, Kocaeli, Sakarya, İstanbul, Düzce ve Yalova,Çınarcık’da büyük yıkımlara neden olmuştu. Türkiye bir yandan depremde kaybettiğimiz insanlar için tarihinin en büyük acılarından birini  yaşarken,bir yandan da  365 bin konut depremde ya yıkıldı ya da hasar gördü.

17 Ağustos 1999’da yerel saatle 03:02’de merkez üssü Gölcük olan 7.6 büyüklüğündeki 45 saniye süren Gölcük depremi sadece Kocaeli’nde değil,geniş bir bölgede ve Marmara’da hissedildi.

Resmi bilgilere göre 17.480 kişi öldü, 23.781 kişi yaralandı, 505 kişi sakat kaldı, 285.211 ev, 42.902 işyeri hasar gördü. 2010 yılında yayınlanan Meclis Araştırması Raporu’nda ölen kişi sayısı 18.373 tür.

Depremle ilk tanışmam 18 yaşında oldu.Meslekte ilk yılım.Sabaha karşı köpekler uluyor, inekler ve tavuklar bağrışıyor.Ev beşik gibi sallanmaya başladı.”Fatoş ne geziniyorsun kızım gece yarısı evi sallıyorsun maşallah,hem bu hayvanlar niye bağrışıyorlar böyle?”diye ben söylenmeye devam ederken Fatoş’un sesi çıkmıyordu.”Ümran ben gezinmiyorum, deprem oluyor, bismillah de kız!”dedi.

Korku ve telaşla ayağa kalktık ama ayakta duramıyoruz.Bir iki adım atıyoruz yere kapaklanıyoruz.Ev ahşap sadece tahta var ayaklarımızın altında ve beşik gibi sallanıyoruz.Korkudan bildiğimiz ne kadar dua varsa okuyoruz.

Duvarlar köşelerden ayrıldı ama yıkılmıyor öyle büyük çiviler çakmışlarki kirişlere gökyüzünü görüyoruz aralıktan.Bir de biz yıkılmadan merdivenlerden inebilsek aşağıya.

Karşıdaki evden müdür bey bağırıyor!”Ümran çabuk çıkın dışarıya ev çökecek şimdi”

Sonunda düşe kalka aşağıya inmeyi başardık.Yalın ayak,başı kabak kar üstünde titreşiyoruz. Bütün öğretmenler önce düz ayak diye ortaokul müdürünün evine doluştuk sabahın 4 ünde…Gündüz olunca çadır kuruldu ve hepimiz çadıra geçtik.

Depremin merkez üssü Gediz di.28 mart 1970.Bin 86 kişi hayatını kaybetmişti.

Sonra ilçeye tayinim çıktığında Gönül Hanım’la arkadaş olmuştum ve konu açıldığında 4 erkek kardeşini  27 Aralık 1939 depreminde kaybettiğini anlatmıştı.Bu depremde de 32.962 kişi hayatını kaybetmişti.

8 Ağustos 1999 da yıllık iznimi kullanmak üzere bir aylığına ABD ye gidiyordum. Havaalanına  gelirken o güzelim bakırköy sıkışık sıkışık binalarla kaplanmış ve bir tek dikili ağaç kalmamıştı gördüğüm yerlerde.”Ümit yazıktır,inan bana doğa bir gün intikamını alacaktır”derken içim cız etmişti.

Ümit mail yazdı”sen ne zaman böyle şom ağızlı oldun,aldı doğa intikamını,taş taş üstünde kalmadı!”demiş.

Doktor arkadaşım anlatmıştı,sadece çıkan cesetler sayılmıştı…Ya göçük altında kalanlar…

Çok değerli doktorumu,en yakın arkadaşlarımı kaybetmiştim.Çocuklarım beni geri göndermediler artık,anlayacağınız depremzede olarak kaldım okyanus ötesinde…

5  Yıl sonra Çınarcık da vapurdan indiğimde Fatoş’un penceresini açık görünce oraya çöküp kaldım.Zaten doktor arkadaşımın muayenehanesi hemen onun yanındaydı.Gözlerim görmüyordu.Meğer tansiyonum fırlamış ve göz damarlarım çatlamış ve kan akmaya başlamış,ben ağlıyorum sanıyordum.Doktor arkadaş hemen vapura geri bindirip,”uzun bir süre gelmiyorsun buraya” demişti.

Müteahhitlerin malzemeden çaldıkları evler insanların başına yıkılıyor can kaybı yaşanıyor, geride kalanların hayatları alt üst oluyor,psikolojileri bozuluyor,iş hayatları bozuluyor, dolayısıyla ekonomi de bozuluyor.

Deprem bölgelerindeki evler değerini yitiriyor.Kimse o bölgeden ev almak istemiyor,evini satmak zorunda kalan da satamıyor. İnsanlar deprem korkusuyla yaşadıkları için verimli çalışamıyorlar,üretim düşüyor.

O bölgelere gelen turistler gelmez oluyor.Ailesini turizm geliriyle geçindiren insanların işleri ve aile yapıları bozuluyor,bu genel ekonomiye yansımıyor mu sanıyorsunuz.

2011 de Japonya da meydana gelen 9.0 şiddetindeki deprem ve depremden sonra 38 metre yüksekliğe yaklaşan tsunami dalgaları sonuncunda 15.828 kişi hayatını kaybetti,4000 e yakın kişi ise halen kayıp.

Bu deprem eğer Türkiye’de meydana gelseydi,sonuçlarını hayal bile etmesi insanın kanını donduruyor.

Deprem vergisi diye bir vergi başlamıştı bir zamanlar.Herkes evini depreme karşı sigorta ettirecekti.Hala kesiliyor mu bilmiyorum ama üç kuruşluk emekli maaşımızdan,sahi o paralar nerede?

Deniz Feneri hikayesi vardı hani bir zamanlar, benim de karınca kararınca yardım ettiğim,onun parası unutturuldu,bu da onun gibi seçim yatırımı olarak kullanıldı deniyor ne kadar doğrudur bilemem dünyanın öbür ucundan,ancak duyduklarım ve okuduklarımın yalancısıyım.

Gerçekten öyleyse hiç mi Allah’tan korkmaz,hiç mi kuldan utanmazlar aklım almıyor.

Depremde ölenlere Allah’tan rahmet,yakınlarına da dayanma gücü ve sabır diliyorum.Dilerim bu acıları unutturacak acılar yaşamayız bir daha gelecek yıllarda…

Exit mobile version