Site icon Turkish Forum

Yeni Dünya Düzeninde Nasıl Bir Türkiye?

Yeni Dünya Düzeninde Nasıl Bir Türkiye?

Haluk Dural

Milli Merkez Genel Sekreteri

14.02.2022

– Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, Giriş

– E. Tümg. Beyazıt Karataş+Mak. Müh. Fazıl Altay

Hava Harp Sanayi, S-400, F-35, MMU Projesi ve Gerçekleri

– E. Korg. Nazım Altıntaş, Kara Harp Sanayi

– Yük. Müh. Haluk Dural, Jeopolitik ve Dünyanın Yeniden Paylaşımı 

– E. Tuğg. Nejat Eslen, Küresel Güç Mücadelesi: Yeni Bir Dünya Düzeni mi?

– E. Tüma. Cem Gürdeniz, 21. Yüzyılda Mavi Vatan ve Türkiye

– Prof. Dr. Celalettin Sencer İmer, ABD-AB-Rusya-Çin Dörtgeninde Türkiye’nin Durumu

– Gazeteci Hüsnü Mahalli, Arap Baharı’ndan Afgan Baharı’na

– E. Tüma. Mustafa Özbey, Türkiye’nin Denizlere Egemenliği ile Türk Boğazları

– E. Kora. Kadir Sağdıç, Deniz Silah Sanayi

– Rıfat Serdaroğlu, Stratejik Gerçeklik

– E. Tuğg. Haldun Solmaztürk, Sivil-Asker İlişkileri ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Yeniden Yapılandırılması

– Prof. Dr. Tolga Yarman, Bölgedeki Enerji Savaşlarına Odun Taşınırken

– Dr. Faruk A. Yarman, Milli Değer Olarak 100. Yıla Girerken Havacılık, Uzay ve Savunma Sanayi

Yeni Dünya Düzeninde Nasıl Bir Türkiye? - Kitap Kapagi

Değerli Dostlarımız,

Yukarıda listelediğim, Türkiye’nin konusunda uzman, önde gelen isimlerinin el ve güç birliği ile   bilgi ve birikimlerimizi en geniş şekilde yaymak üzere Sözcü Kitabevi’nin katkılarıyla Yeni Dünya Düzeninde Nasıl Bir Türkiye? isimli bir başvuru kitabı hazırladık.

Herbiri önemli araştırma ve emekle hazırlanmış bir giriş ve 13 makaleden oluşan bu kitabımızı sizlerin bilgilerine sunmaktan kıvanç duymaktayız. Bu kitapta ayrıntılı bilgiler bulacağınız makalelerin ana amacı, küresel jeopolitikte yaşanmakta olan ve giderek hızlanıp, keskinleşen güç mücadelesinin şekillendireceği yeni dünya düzenini olabildiğince açıklamak ve Türkiye’nin bu yeni düzende nasıl konumlanması gerektiği üzerine fikirler üretmektir.

Bilindiği üzere 19. Yüzyılda dünya denizlerine hâkim olan İngilizler emperyalizmin lideriydi. Ancak 20. Yüzyıldaki iki dünya savaşı sonrasında, özellikle II. Dünya Savaşı sonunda Amerika’nın Japonya’ya iki adet atom bombası atmalarıyla başlayan nükleer çağ ile birlikte emperyalizm liderliği ABD’ye geçti ve savaş sonrası ABD önderliğinde Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, IMF ve 1949’da NATO’nun kurulmasıyla 20. Yüzyılda ABD yeni Dünya Düzenini oluşturdu. Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı tarafından dengelenen iki kutuplu soğuk savaş döneminde, özellikle Afrika’da bağımsızlık mücadeleleri yükseldi ve pekçok sömürge bağımsızlıklarını kazanmalarına rağmen, ekonomik açıdan batı hegemonyasından kurtulma becerisini gösteremedi.

Ancak, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında tek hegemon güç olduğu vehmine kapılan ABD, yayılmacı emellerini gerçekleştirmek için hedefine aldığı ülkeleri ya iç etnik veya dinsel farklılıklara dayanan sosyal çelişkileri körükleyerek yahut komşularıyla olan anlaşmazlıkları tahrik ederek, 1980-88 İran-Irak savaşıyla başlayan bölgesel çatışmalarla zayıflayan ülkelere “demokrasi, insan hakları, özgürlük” götürmek bahanesiyle askeri müdahale ve işgallere başladı.

ABD farklı coğrafyalarda güç dağıtırken; Rusya, Çin ve Hindistan’da ekonomik toparlanma ve gelişme, askeri güçlerini yenileme ve modernleştirme çalışmalarının hız kazanması ile 20. Yüzyılda Avrupa’da olan dünyanın kuvvet ekseni 21. Yüzyılda Avrasya’ya kaydı. Özellikle Çin’in dünyanın üretim merkezi haline gelmesi ile dünyanın Gayrı Safi Yurt Hasılası ve ticaretinde ABD gerilerken Avrasya’nın payı arttı. Askeri kanadını Rusya’nın, ekonomik kanadını Çin’in oluşturduğu stratejik ortaklıkla birlikte, dünyada ikibuçuk kutuplu yeni bir güç dengesi kurulmaya başladı. 

Irak, Afganistan ve Suriye’de yenilen ve bölgedeki askerlerini boşaltmaya başlayan, günümüzde dünya ticaretinin %89’nun yapıldığı denizlerdeki kontrol üstünlüğünü devam ettirmek isteyen Amerika  Baltık’tan başlayıp, Karadeniz’e kadar batıdan Rusya’yı kuşatmaya devam ederken, doğuda ise 2050 yılından önce küresel liderliğe yükselmek isteyen Çin’i Hint Okyanusu ve Güney Çin Denizi’nden kuşatmak için Hint-Pasifik bölgesine İngiltere, Fransa, Avustralya, Japonya gibi müttefikleriyle birlikte kuvvet kaydırmaya/yığmaya devam ederek, güç mücadelesinde cepheyi denizlere ve okyanuslara genişletmektedir.

ABD, Avrupa Savunması 21 (Defender Europe 21) tatbikatı ile Yunanistan’ın Türkiye sınırındaki Dedeağaç üssüne 20 bin asker, zırhlı birlikler ve saldırı helikopterleri yerleştirerek, Avrupa’yı savunma bahanesiyle Türkiye’yi Avrupa sınırlarının dışına çıkarmıştır. ABD, Türkiye’ye vermediği Patriot hava savunma sistemlerini Yunanistan’a vermiş ve bütün sistemler Ege adalarında Türkiye’ye karşı konuşlanmıştır.

2007 yılında ABD’nin girişimiyle kurulup 2017’de yenilenen QUAD (Avustralya, Hindistan, Japonya ve ABD arasındaki Dörtlü Güvenlik Diyaloğu) ve 2021’de kurulan ve Avustralya’ya nükleer denizaltı teknolojisi aktarmayı içeren AUKUS (Avustralya, İngiltere ve ABD Güvenlik Paktı) Çin’e karşı atılan askeri işbirlikleridir. Ancak, son tahlilde ABD’nin okyanus ve denizlerdeki üstünlüğünün sadece 11 nükleer uçak gemisi ile sağlanamayacağı, mevcut 296 savaş gemisinin; Rusya’nın 220 ve Çin’in 2’si uçak gemisi olmak üzere 412 savaş gemisinden oluşan deniz güçleri karşısında yeterli olamayacağı açıktır.

Kızışan Asya-Pasifik cephesinin yanında ikinci güç mücadele alanı olan Ortadoğu’da ağırlık, denizde tespit edilen enerji kaynakları nedeniyle Doğu Akdeniz’e kaymış bulunmaktadır. Bölgedeki gerilim, Türkiye’nin Mavi Vatan ve Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanları Anlaşması sonrasında, Kıbrıs sorununa ek olarak, ABD ve AB ülkelerinin açık desteğini alan Yunanistan’ı kışkırtmaları ile Türk-Yunan ilişkileri giderek daha da tırmanma eğilimi göstermektedir.

Öneriler

Türkiye’nin ulusal savunma mimarisinin kurulması, soğuk savaş döneminde NATO şemsiyesi ile oluşturulmuştur. Ancak, 21. yüzyılda dünyada yaşanan küresel jeopolitik gelişmeler bağlamında, dünyanın bölüşümü yeniden şekillenirken ülkemizin savunma refleksini etkileyen tehdit algılamasında, geçmiş döneme kıyasla önemli değişiklikler olmuştur. Türkiye’nin bu durumu doğru okuması ve yeni dünya düzeninde kendi ulusal çıkarlarına en uygun konumda yeralması gerekmektedir. Bunun için ise ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden etkenlerin analizi ve gerçekçi bir tehdit değerlendirmesi yapılmalıdır. 

ABD’nin 21. Yüzyıl hayalleri içinde bizi yakından ilgilendiren en önemli hedeflerinden biri Ortadoğu ülkelerinin sınırlarının yeniden çizilmesi olarak belirlenir. Büyük Ortadoğu Projesi-BOP olarak anılan bu proje en açık şekilde Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisi’nin Haziran 2006 sayısında yayınlanmıştır, ABD Askerî Haberalma Dairesi’ndeki Başkan Yardımcılığı görevinden 1998 yılında emekli olan Yarbay Ralph Peters tarafından kaleme alınan “Kanlı Sınırlar-Blood borders, How a better Middle East would look” isimli bir makaledeki yeni Ortadoğu haritasında Türkiye’nin güneydoğusundan toprak kopartılıp, “Hür Kürdistan” kurulmasını öngörmektedir. Zaten PKK terör örgütünün arkasında da başta ABD ve müttefiklerinin olduğunda artık hiçbir kuşku kalmamıştır. 

Kürdistan kurmak için Türkiye’den toprak talep eden “düşman” ABD ve müttefikleri İngiltere, İsrail, Fransa ve Yunanistan’dır.

Bu tehdide karşı vatan topraklarını, ulusun bağımsızlığını korumak için neler yapılmalıdır?

Alınacak bütün tedbirlerin başarıya ulaşması için ise;

Exit mobile version