Site icon Turkish Forum

FRANSA’NIN SOYKIRIM SUÇU !

FRANSA’NIN 1954-1962 YILLARI ARASINDA CEZAYİR’DE İŞLEDİĞİ SOYKIRIM SUÇU !

FRANSA’NIN 1954-1962 YILLARI ARASINDA CEZAYİR’DE İŞLEDİĞİ SOYKIRIM SUÇU ! - cezayir algeria

Bu tarihsel gerçeğin anlatımına geçmeden, çuvaldızı önce kendimize batırmak istiyorum. Ne yazık ki, bu insanlık suçu işlenirken, Bandung Konferansı’nda ve BM’de yapılan Cezayir’in bağımsızlığı ile ilgili oylamalarda, başlarda doğrudan Fransa desteklenmiş, daha sonra ABD’nin tavır değişikliği (1957 yılında Demokrat Senatör J.F.Kennedy’nin konuşması) nedeniyle, “çekimser” kalınmış ama bu da, zımni olarak Fransa’nın desteklenmesi anlamına gelmiştir. Dünyada emperyalizme karşı ilk bağımsızlık savaşını vererek mazlum ülkelere örnek olan Türkiye’nin alnına bu kara leke, iktidardaki DP eli ile sürülmüş, 1960’daki Darbeden sonra söylem değişikliğine gidilmişse de, iş işten geçmiştir. Savaş 1958’deki BM oylamasında bitebilecekken, tek oyla oylama Fransa’nın lehine sonuçlanmış ve savaş 4 yıl daha uzamıştır. Cezayir de bu yaptığımızı hiç unutmamış ve af etmemiş; bağımsızlığını kazandıktan sonra Türkiye’de Büyükelçilik açmayı red etmiştir. Ta ki, T.Özal’ın 1985 yılında T.C. Devleti Başbakanı olarak, Cezayir’i ziyaret edip, Savaş sırasındaki tutumumuz nedeniyle özür dilemesine kadar. Ancak , ondan sonra ilişkiler normalleşmeye başlamıştır.

Dönelim tarihsel öykümüze: Fransızlar Cezayir’e geldikleri 1830 yılından itibaren, bir Fransız-Cezayir’i yaratma sömürge projesi çerçevesinde, sistemli katı bir kültürel asimilasyon politikası uyguladılar. Bu politikanın amacı: Cezayir’de yaşayan herkesin hayatın her alanında, Fransızca konuşması, Fransızca düşünmesi, Fransızca okuması ve eğitim almasıydı. Kabul etmek gerekir ki, bu toplum mühendisliği çalışmasında oldukça başarılı oldular(!) ve bugün bile Cezayir’de dil birliği(Arapça) tam olarak sağlanabilmiş değil. Resmî dil Arapça ama 2016 yılında nüfusun çoğunluğunu oluşturan Berberilerin dili “Tamazight” da resmî dil kabul edildi. Halkın yüzde 90’ı hala Fransızca biliyor ve konuşuyor. İlk ve orta öğretim Arapça yapılmasına karşın yüksek öğrenimde Fransızca dili ağırlığını hala koruyor.

Fransızlar, Cezayir’i ebedi sömürgeleri olarak gördüklerinden, Alsace ve Lorraine bölgesinin Almanlara 1871’de bırakılması üzerine, burada yaşayan 750.000 Fransız’ı Cezayir’e yerleştirdiler. Fransa’dan Cezayir’e göç daha sonra da yıllarca devam etti. Bu göçmen Fransızların, ileri teknolojiye dayalı üretimleri ile rekabet edemeyen yerli halkın büyük bölümü üretim dışı(işsiz) kaldı ve bunlardan 300.000 kadarı Fransa’daki fabrikalarda çalıştırılarak, Fransa ekonomisi için ucuz işgücü deposu olarak işlev gördüler, karın tokluğuna çalışarak, kıyasıya sömürüldüler.

Modern anlamda ulusalcılık hareketleri ilk olarak, Şeyh Abdullah Ben Badis önderliğinde, 1931 yılında başladı ama hız kazanması 1949’dan sonra olmuştur. 2.D.S. sonrası bütün dünyada ivme kazanan sömürgecilik karşıtı bağımsızlık hareketleri, Cezayir’de “ulusalcılık” şeklinde yansıma bulmuş; 1949-1950 yılları arasında Cezayir’i tekrar Araplaştırmak ve Arap-İslam kültürünü ve dilini tekrar hakim kılmak için harekete geçilmiştir. Cezayir’de ve Fransa’daki Cezayirli işçiler arasında mitingler düzenlenmiş, konferanslar yapılmış ve bağımsızlık mücadelesi örgütlenmiştir.

Bağımsızlık hareketinin başına daha sonra Cezayir Kurtuluş Cephesinin(FLN) önder kadrosu içinde yer alan; Ahmed Ben Bella, Ali Mahas, Mostefa Ben Boulaid, Belkacem Krim, Omar Oumrane, Lakhdar Ben Tobbal, Mohammed Boudiaf, … çekiyordu. Bu ulusalcı liderler, Cezayir’in bağımsızlığını asla kabul etmeyeceğini bildiren Fransız Hükümetine karşı bağımsızlık hareketinin siyasi yanını askeri olarak da güçlendirerek hareketi fiilen savaş alanına taşıdılar.

Fransız Hükümetinin “sosyalist”, “uygar” ve “saygın” İçişleri Bakanı François Mitterand, 5 Kasım 1954’de şunları söylüyordu: “Fransız Hükümeti için Cezayir’in bağımsızlığını önlemenin tek yolu ulusalcılarla ‘ancak savaşta görüşmeyle’ olacaktır”. “Uygar” ve “çok saygın” bir diğer politikacı ve dönemin Başbakanı olan Pierre Mendes-France da, 12 Kasım 1954’de Meclis’te yaptığı, “Cezayir Fransa’nın ayrılmaz bir parçasıdır…Cezayir Fransa’dır” deklerasyonu ile Cezayir ulusalcılarına savaş ilan etti. Fransızlar bölgeye ilk aşamada 50.000 asker gönderdiler ve daha sonra bu rakam 500.000’e kadar çıktı. Fransızların savaşta en çok başvurdukları yöntem ise sistemli işkence uygulamasıydı !

Fransızlar, 1954 yılından başlayarak, sayılamayacak kadar çok insanı işkenceden geçirdiler. Bu, özel işkence uygulamaları sırasında işkence gören insanların bir çoğu ya öldü ya da sakat kaldı. 1957 yılında, Fransızların 10.paraşüt tümenine Kuman’da eden General Jacques Massu ve onun yardımcısı ve Cezayir’deki Fransız İstihbaratının başında bulunan General Paul Aussaresses, Le Monde’a verdikleri mülakatta, Cezayir’deki savaşta kayıp diye nitelenen 3000 kişinin esasında idam edildiklerini anlattılar ve 1957 yılında, işkence ve bu tip öldürme olaylarının, Fransa’nın savaştaki politikasının bir parçası olduğunu belirttiler. Ayrıca Aussaresses kendi elleriyle ve özellikle katlettiği 24 FLN üyesine ilişkin Le Monde’a verdiği cevapta “hiçbir pişmanlık duymuyorum” diyebildi. Ama haklarını teslim edelim bütün bu açıklamaları “çok uygarca” yaptılar(!). Daha sonra karşımıza ırkçı “Ulusal Cephe Partisi” lideri olarak çıkacak olan dönemin gizli servis subayı, Le Pen de, işkence uygulamalarına doğrudan katıldığını övünerek anlatacaktır.

Fransızların Cezayir’deki işkencelerine ve soykırımına karşı direnen Martinique’li aydın psikanalist Franz Fanon gibi Alistair Horne de “A Savage War of Peace, Algeria 1954-1962” adlı yapıtında; işkencenin Cezayir’de Fransızlar tarafından yaygınlaştırıldığını ve kurumsallaştırıldığını belirtiyordu. Savaş karşıtı grupta yer alan Simone de Beauvoir ve Jules Roy ise, Fransa’nın Cezayir’deki uygulamalarının, Nazilerin iktidarı sırasında başka milletlere yaptıklarından hiçbir farkı olmadığını vurguluyorlardı.

Şimdi gelelim katledilen Cezayirli sayısına; bu konuda görüş birliği yok. Verilen rakamlar, 1.000.000 ile 1.800.000 arasında değişiyor. En çok atıf yapılan sayı, 1.500.000’dir. O döneme ait rakamlar ne yazık ki, kesinlikten uzak. Örneğin, o dönem Cezayir’in nüfusunun, 8.000.000-10.000.000 kişi arasında olduğu söyleniyor. En yüksek rakamı ve en çok atıf yapılan ölüm sayısını baz alırsak, nüfusun yüzde 15 gibi minimum bir oranının katledildiğini görürüz. Rakamlar bununla da sınırlı değil: 2.5 milyon, yani nüfusun yüzde 25’i de tehcire tabi tutularak, Fransız askeri denetimindeki toplama kampı gibi yerlerde tecrit hayatı yaşamak zorunda bırakıldı(bizi tehcir uyguladığımız için soykırım yapmakla suçlayanların, kendilerinin olmayan topraklarda, o toprakların sahiplerine yaptıklarına bakın). Bu kayıplara karşılık öldürülen Fransız askeri sayısı 20.000’dir; bu, kesin rakam.

Fransızların Cezayir’de işlediği soykırım suçunun resmini kabaca çizdiğimi sanıyorum. Pek çok üzücü ve iğrenç detay var ama onlara girmek anlamsız. Bizi soykırım yapmış olmakla suçlayan ve siyaseten “Ermeni soykırımı iddiası emperyalist bir yalandır, böyle bir soykırım olmamıştır” demeyi yasaklayan Fransız Devleti’nin hal-i pür melali: İşte, emperyalizmin soysuzluğu, vahşiliği ve utanmazlığı. Onlara laf ile birşey anlatmak imkansızdır. Anlayacakları tek dil gücün dilidir ve tarihte bunu ifade eden ilk lider M.K.Atatürk olmuş ve eylemli olarak kanıtlamıştır. Onun yolundan giden Cezayir “ulusalcıları” da aynı başarıyı göstermiştir. Son söz: “Eşkiya dünyaya hükümdar olamayacaktır”.

Not: Yukarıdaki tarihsel gerçeğin anlatımında yararlandığımız temel eser, Sefa M. Yürükel tarafından yazılmış, “Batı Tarihinde İnsanlık Suçları”,Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Grubu Yayınları, tarihsiz” kitabıdır.

Exit mobile version