Site icon Turkish Forum

EVRENSEL DEĞİL DİNSEL !

Türkiye’de uygulanmakta olan ‘’Türk Tipi İdeolojik Cumhurbaşkanlığı Sistemi’’ maalesef yerli yerine oturtulamadı, oturmadı, pekte kısa zamanda oturacağa benzemiyor, belki de kendisini yenileyerek ‘’Demokratik, Çağdaş Başkanlık Sistemi’’ olarak da karşımıza çıkabilir. Veya tam tersi tam bir despotizm olarak da. Mevcut sisteme SULTANİZM diyenlerde var. Türkiye’nin sorunları kar topu gibi her gün büyüyor. Büyüdükçe de daha da kötü tablolar ortaya çıkıyor. Sürünen halk ve kaymak tabaka arasındaki uçurum her geçen gün açıldıkça açılıyor. Zenginin az ve mutlu, fakiri çok ve sürünen bir ülke sonunda nereye toslar? Biraz tarih karıştırılırsa örnekleri görülebilir. Fransız ihtilalinin nedenleri okunsa bile yeterli ders çıkarılabilir. - bahattin bayrak

Türkiye’de uygulanmakta olan ‘’Türk Tipi İdeolojik Cumhurbaşkanlığı Sistemi’’ maalesef yerli yerine oturtulamadı, oturmadı, pekte kısa zamanda oturacağa benzemiyor, belki de kendisini yenileyerek ‘’Demokratik, Çağdaş Başkanlık Sistemi’’ olarak da karşımıza çıkabilir. Veya tam tersi tam bir despotizm olarak da. Mevcut sisteme SULTANİZM diyenlerde var. Türkiye’nin sorunları kar topu gibi her gün büyüyor. Büyüdükçe de daha da kötü tablolar ortaya çıkıyor. Sürünen halk ve kaymak tabaka arasındaki uçurum her geçen gün açıldıkça açılıyor. Zenginin az ve mutlu, fakiri çok ve sürünen bir ülke sonunda nereye toslar? Biraz tarih karıştırılırsa örnekleri görülebilir. Fransız ihtilalinin nedenleri okunsa bile yeterli ders çıkarılabilir.

Cumhur Başkanlığı sistemini devam ettirebilmek için her geçen gün yeni bir uygulama ortaya konsada araba yürümüyor, yasalarla değil günübirlik söylemlerle arayışlar sürüyor. Seferberlik ilan ediliyor. Kimle savaşıyoruz ki? Başta demokrasi olmak üzere, hukuk, ekonomi, iç ve dış barışta seferberlik ilan etmek demek mevcut işgalden kurtulup yeni bir ortam yaratma anlamına gelmiyor mu sizce? Zaten ilan edilen seferberlikte olumsuzluğun ortadan kaldırılması için yapılacak bir girişim olabilecek, olabilirse…

Gündemden düşmeyen konu ve söylemler ise tamamen evrensellik dışı söylemler. Dünya bizi kıskanıyor diyoruz. Bu söylem iki binli yılların başında olsa gerçekçi bir yaklaşım olurdu. Çünkü o yıllarda Türkiye kendine yeterli Dünyanın yedi ülkesinden birisi idi. Tarımı ve sanayisi gelişmekte, turizm için gelecek vaade etmekte, zengin yeraltı zenginlikleri rezervi gerçekten başka ülkeler tarafından dikkatle izleniyordu. Ne yaptık ülkeyi beton yığınına çevirdik, doğanın canına okuduk. Dere tepe demedik maden aramak için kabak gibi soyduk doğayı. Çevreyi, denizlerimizi kirlettik, iç su kaynaklarımızı tükettik.

Uçak yapıyoruz, kendi silahımızı kendimiz yapıyoruz, otomobil yapıyoruz diyerek nutuklar attık. Sonuç maalesef ‘’fos’’ çıktı. Her şeyi fos çıkan bir ülke neden, niçin kıskanılsın ki? Üstelik sorunları ile baş edemeyen bir ülke ise asla kıskanılmaz, bize bulaşmasın diye uzak durulur. Tıpkı günümüzde olduğu gibi. Bu bağlamda yalelli söyleyen ülkelere ne yaklaşılır ne uzaklaşılır sadece uzaktan bakılır. Türkiye bu durumda. Tek hedef, ümmet yaratmak, demokrasi yerine İslami kuralları geçici kılmak ve siyasal İslam ideolojisini gerçekleştirmek, gerisi faso fiso…

Şu gerçekleri göz ardı etmeyelim: Sayın Başkan Dünyada İslami bir liderin olmadığı boşluğu ne pahasına olursa olsun doldurmak istiyor. Bu yola kefenimizle çıktık diyor. Ölesiye bu uğurda çalışacağını ilan ediyor. Fanatik ve fantastik İslami uygulamalara var gücüyle sarılıyor. Bundan cesaret alan fanatik İslami gruplar ve tarikatlarında tam desteğini alabilmek için onlara her türlü desteği ve kolaylığı sağlıyor. Bu durum dünyanın gözünden kaçmıyor ve Türkiye yalnızlaştırılıyor. Öyle ki günlük ekonomik çarkı döndürecek kaynak bile sağlayamıyor, tefecilerin kucağında daha da çıkmaza giriyor.

Sağlıklı bir başkanlık için öncelikle parlamenter demokrasiye dönüşü kaçınılmaz yapıyor. Çünkü mevcut sistem tıkanmış, çalışmıyor. Demokrasiye geçebilmek için yasama ve  yargının evrensel değeler içinde gerçekleşmesi gerekiyor. Fanatik İslami örgütlere destek verilmemesi, İslami liderliğin Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmayacağını, Kuzey Kore gibi tamamen izole bir devlet haline gelmememiz için tez elden parlamenter demokrasinin başatlığında, başkanlık sisteminin yeniden değerlendirilmesine büyük ihtiyaç duyuluyor. Barış için, halkın refah ve huzuru için bunlar olmazsa olmaz koşullardır. Hangi Müslüman ülke Kıbrıs’ı tanıdı, Hangi Müslüman ülke Azerbaycan’a son savaşta destek verdi? Şapkamızı önümüze koyup bir düşünelim? Neredeyiz? Nereye gidiyoruz? Uygulanan politikalarla Türkiye’nin düzlüğe çıkması hayalden öteye geçemez. Nitekim sayın Sayın Cumhur başkanı da bunun farkında ve arayış içinde. İnşallah bundan sonra Türkiye’nin ve halkımızın geleceği için güzel kararlar alır. Yok ideolojimden vaz geçmem derse ki , der. Çünkü şimdiye kadar ideolojisinden geri adım atmamıştır.

TÜRKİYE İDEOLOJİK ÇİZGİSİNDEN VAZGEÇER Mİ?

Özetle: Ya Türkiye var olan ideolojik çizgisinden, Müslüman Kardeşlere, Ortadoğu ve Arap-İslam coğrafyasındaki İslamcılara sahip çıkmaktan vazgeçecek, ya da pragmatik olarak dönüp “ya kardeşim benim şurada çıkarım var, şunla barışmam gerekiyor” gibi bildiğimiz hikayelere dönecek. Ama Türkiye bence ideolojik çizgisinden vazgeçmeyecek, iç politikada olduğu gibi İslami ideolojiye dayalı dış politika yöntemlerinden de vazgeçeceğini sanmıyorum.

Exit mobile version