Site icon Turkish Forum

KORONA GÜNLERİNDE KIBRIS

 

 

KORONA GÜNLERİNDE KIBRIS - 1170133511

 

KORONA GÜNLERİNDE KIBRIS

HÜSEYİN MÜMTAZ

 

Her yerde olduğu gibi Kuzey Kıbrıs’ta da her kafadan ses çıkıyor, herkes uzman kesiliyor, bilen bilmeyen her şeyi söylüyor.

Onun için biz “doğru”su ile başlayalım.

Girne Akçiçek Hastanesi’nde görevli Dahiliye Uzmanı Dr. Özlem Erdoğmuş, koronavirüs ile ilgili alınan önlemlere ve vaka sayılarına dikkat çekerek, “Günlük pozitif çıkan 3-4 vakaya tahammül edemeyip felaket söylemlerinde bulunuyorlar. Olayın tam merkezinde olmasam ben dahi inanacağım bu felaket söylemlerine” demiş.

Erdoğmuş sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları ifade etmiş:

“Dünyanın herhangi bir yerinde; COVID-19’ a karşı ülkesinde bu kadar erken önlemler alınıp ve insanların çoğunun bu önlemlere uyduğu, hastaların ve temaslılarının bu kadar yakın takip edilip tarandığı, vaka sayısının da bu kadar kontrollü olduğu başka bir ülke var mıdır acaba da, tüm bunlara rağmen insanları bu kadar marazi olsun?

Hem  toplumun % 60 ‘ ı zaman içinde enfekte olacak ve immünite gelişecek diyorlar, sonra da günlük pozitif çıkan 3-4 vakaya tahammül edemeyip felaket söylemlerinde bulunuyorlar. Olayın tam merkezinde olmasam ben dahi inanacağım bu felaket söylemlerine”.

Gerçekten Kuzey Kıbrıs’ta hemen bütün tedbirler her yerden önce ve doğru olarak alınmıştır ve uygulanmaktadır.

Öte yandan…

Öte yandan Korona, burada tam da “ertelenen” Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine denk geldi.

Ve bütün taraflar/adaylar bu virüsü kendilerince kullanma çabasına girdiler.

Tatar hükümeti kriz paketinde ana hatlarıyla maaşlardan %25 kesinti yapılacağını, özel sektörde ise KKTC ve TC uyruklu işçilere bir miktar yardım yapılacağını öngörüldüğünü açıkladı.

Malûm sendikalar hemen karşı çıktılar; nazist/falanjist/faşist komünistler bu tavrı “ırkçılık” olarak nitelendirdiler.

Eşi başbakan olduğunda kutlamak için “makama” gittiğinde, hediye olarak klâsik Kıbrıs hasır sandalyesi götürmesiyle TT olan Bayan Tatar da sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada hükümetin açıkladığı ekonomi paketini eleştirerek; “Bu konuyu daha önceden Ersin ile konuştuk, tüm devlet çalışanları asgari ücret almalı ve üçüncü ülke vatandaşlarına da 1500 TL katkı sağlanmalı” dedi.

Başbakan Ersin Tatar eşinin, “Daha önce Ersin’le konuştuk” dediğinin hemen ertesi günü, yabancı işgücü ile ilgili kullandığı ifadelerin yanlış anlaşıldığı belirterek, “Eğer yanlış anlaşıldıysam özür dilerim” dedi.

Tatar televizyonda zor günlerden geçildiğini belirterek, turizm emekçilerine yönelik bir yardım paketi üzerinde çalışıldığını söyledi. Kamu maliyesinin yaşadığı zorluklara dikkat çekerek şöyle devam etti:

“Benim başkanlığını yaptığım kurul, 50 binin üzerinde TC ve KKTC vatandaşına katkı sağlayacak bir karar aldık. Üçüncü ülke vatandaşlarına yönelik de çalışıyoruz. Bu konuda ırkçılık yapmamız söz konusu bile değil”.

Böylelikle hükümetçe kimden ne kesinti yapılacağının daha önce “evde” konuşulduğu ortaya çıkmıştı ama daha önce, kendi kurduğu televizyonda her sabah Türkiye’ye, devlete ve millete sövüldüğünün hatırlatılması üzerine “TV benim değil, eşimin” demişti.

“Türkiye karşıtı”, yabancıları “bayraksız” kabul eden öteki “aday” Akıncı mı ne yapıyor; a) Siliftar’da hükümete alternatif kurullar oluşturup farklı kararlar alıyor, b)“Korona virüs salgını nedeniyle Kıbrıs Türk halkının içinde bulunduğu zor durumu” Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Dünya Bankası Başkanı David Malpass ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası Başkanı Suma Chakrabarti’ye ileterek acil yardım talebinde bulunuyor.

Oysa daha önce, salgının ilk ortaya çıktığı günlerde sadece 4 kapıyı kapatan Anasatasiadis’e telefon edip, kapılarda yapılan protestolara katılmıştı.

Sahi bütün dünyaya karşı giriş/çıkışların durdurulduğu bu günlerde, o 4 kapıya gidip çığlık atanlar, Rum tarafına doğru “zeytin dalı” asanlar şimdi nerede?

Ve Denktaş’a geliyoruz…

Partisinin Genel Başkanlığından ayrılan, Cumhurbaşkanlığına aday olmayan, hatta siyaseti bırakmayı düşündüğünü açıklayan Serdar Denktaş yine kimsenin beklemediği bir tavırla pimi çekilmiş bombayı toplumun kucağına bıraktı.

Serdar Denktaş, sosyal medyadan da paylaştığı mesajında, “Bir kriz hükümetine şiddetle ihtiyaç vardır. Alınması gereken her tedbiri almaktan çekinmeyen, Devleti bilen ve oy kaygısı taşımadan hareket edebilecek, üç- dört bakandan oluşan bir kriz hükümeti” İfadesini kullandı. Serdar Denktaş, böylesi bir hükümeti oluşturarak, olağanüstü dönem bitinceye kadar görev yapmaya talip olduğunu da belirtti.

Denktaş şu açıklamada bulundu: “Kimse kendini beğenmişlik diye algılamasın. Çok açık ifade ediyorum. Hükümet hazırladığı pakete uygun olarak bugün başlattığı ödeme yöntemi ile sadece günü kurtarmış oluyor. Olağanüstü durum ilan etmeme inadı, alınması gereken kararları almaktan geri durmaları, farklı kesimlerle işbirliği kurmak yerine tartışma ortamı oluşturmayı tercih etmeleri ve daha saymakla bitmeyecek hatalar nedeniyle giderek daha büyük bir batağa doğru sürüklenmekteyiz.

Konu hem virüs, hem de Kıbrıs olunca, çorbada Beratlı’nın da tuzu olmazsa olmaz…

“İşin başından beri bu ‘Ölen hasta, altmış beş yaşından büyüktü ve kronik hastalıkları vardı’ lâfına gıcık oluyorum. Kendim de risk grubunda olduğumdan değil!

Bu söylendikçe özellikle genç ayvazlarımız, ‘bana bir şey olmaz’ sanıp, altı aylık gilli gibi sokak sokak dolandılar da onun için. Orta yaşlı ayvazlar ise saba sabah kalkıp, ‘sağlık için yürüyorlar’! Ayvaz evet ve hatta daha da beter… Çünkü sokakta enfeksiyon kaparsa, akciğerlerinin iflas edeceğini bilmiyor ve ‘kaslar mı yaşatır insanı, organlar mı?’ sorusunu da soramayacak kadar cahil de olduğundan, hangi durumun ‘sağlık’ ile izah edilebileceğini anlamak yeteneği de yok…

Bizde zamanla bir insan grubu türedi…

Kendi bilmiyorsa, bir şeyi yok sanıyor! Hayat ve evrenle ilgili gerçekler de kendinin bildiklerinden ibarettir! Her konuda ileri geri konuşanlar da bunlardır. Herhalde her toplumda da var ama bizdekilerin hem oranı yüksek, hem de cesaretleri. Kapıların kapatılması lâzım, dediğimiz günlerde (bkz. 6 Subat tarihli yazım) biri sorduydu: ‘Kıbrıs’ta barışı engelleyecen? Bu beytambal virüs check point’ten pasapotla geçer? Havadan, topraktan, sudan geçmez? Yasaklayacan rüzgâr da esmesin, Kanlıdere de akmasın?’

Gördünüz neyle geçer? Havadan topraktan sudan geçmez! İnsandan, insana ‘damlacık enfeksiyonu’ ile geçer… Yahut da bir başka insanın, damlacık yoluyla kontamine ettiği bir yüzeye temas ederek… Ayrıntılar başka konu… Kaynağı, insandır… Varsa enfekte olmak ihtimali bulunan bir afton, ister Türk olsun ister Rum, isterse de Jamaicalı, koynuna girme iki hafta, Allah müstehakını vermeye… Da başka türlü bulaşmaz… Bizim o Kıbrıslı Türk çocuğun te Londra’dan bağırdığı gibi, “g.cime”… Oturup uzman hekimle mikrobioloji tartışmaya girişmekten hicap duy…”

“Yaş icabı ve risk grubu” tanısıyla reçete edilen ev hapsinin ilk gününden itibaren, Karadeniz’in bu kıyısından Akdeniz’in o kıyısını, Kıbrıs’ı nedense daha çok özledim.

Lefkoşa’da Selimiye Meydanı, Suriçi, Büyük Han; Girne’de Türk mahallesi, Antik limanın arka sokakları ve Lefke sahili… 31 Mart 2020

 

 

 

Exit mobile version