Site icon Turkish Forum

ADIM ADIM İSTİKLAL SAVAŞI – II

(39)  Türk Ordusunun İstanbul'a Girişi: - korkma insancik kurtulus savasi

(39)  Türk Ordusunun İstanbul’a Girişi:

Anadolu’yu kurtaran büyük zaferden sonra 1 nci Ordu birlikleri İstanbul’a barış veya savaş yolu ile girmek için İzmit’ten Bostancı’ya kadar olan sahaya yayılmıştı. Yunan savaş gemileri 27 Eylül 1922 günü İstanbul’dan ayrıldı.

Lozan’da bir barış anlaşmasına varılamadığı takdirde, İstanbul’a zorla girilecekti. 1 nci Tümen Ordunun en ilerisinde idi. Bu Tümen “Demir Tümen” diye de anılıyordu. Gebze dolaylarında olduğu için İstanbul’a ilk ayak atış da Demir Tümene nasip olmuştu.

4 Ekim 1922 günü tümen Gebze’den hareketle biri sahil yolundan diğeri kuzeyden iki koldan İstanbul’a doğru ilerliyordu. Şimdi durumu, Demir Tümen Komutanı General H. Hüsnü’den (ERKİLET) dinleyelim:

“Sahil yolunu takip eden birlikler akşama doğru Bostancı’ya ulaştı. O akşam halk tümeni evlerinde misafir etti. Kuzeydeki kol da civar köylerde geceledi. Ertesi günü salah Göztepe’ye gelindi. Göztepe’de yalnız çevreden değil Kadıköy ve İstanbul’dan gelen büyük bir halk topluluğu ile karşılaşıldı. Tümen topluluk önünden bir geçit resmi yaparak, Kadıköy-Haydarpaşa’ya doğru ilerledi. İstanbullular askere çiçekler, buketler atıyorlardı.

5 Ekim 1922 gecesini, Haydarpaşa’daki İngilizlerden kalan barakalı ordugahta geçirdik.

6 Ekim 1922 sabahı Tümen Üsküdar’dan araba vapuru ile İstanbul’a geçirildi ve Gülhane parkında toplanıldı. Oradan Soğukçeşme – Köprü – Bankalar caddesi yolu ile Taksim Meydanına gidildi.

Beyoğlu’nda iki, üç gün evveline kadar bir çok dükkan ve pencerelere asılı olan Yunan ve diğer yabancı bayrakların hiç birisi kalmamış, mav ve beyaz renklar gitmiş yerlerine konan Türk bayrakları ile çevreyi al ve beyaz renklar kaplamıştı.

O gün Tümen Taksim’de bir geçit resmi yaptı. Seyredenlerin hafızasından hiç bir zaman silinmeyecek bir görüntü idi. Daha sonra Tümenin 5 nci Alayını Fransızların nisbeten temiz ve kullanılabilir bir halde bıraktıkları Taşkışla’yı işgale yolladım. Diğer Alaylar Üsküdür’a barakalı Ordugaha döndüler.

Üsküdar ve Kadıköy halkı Tümenin o yakadaki pek çok personelini evlerinde misafir ettiler. Böylece İngilizlerin yıkıp, tahrip edip berbat bir hale getirdikleri Selimiye kışlası temizlenip onarılıncaya kadar asker halkın misafiri oldu. İşte İstanbul’un ikinci fethi böyle gerçekleşti.”

4 Ekim 1922’de İstanbul resmen Milli Hükümet emrine geçti.

11 Ekim 1922’de Mudanya ateşkes anlaşmasının imzalanması ile Yunanistan’a karşı olan harekata son verilmişti. Bu sebepten hava harekatına da son verildi.

(40)  1922 Yılında Türk Hava Birliklerinin Durumu:

1 nci Uçak Bölüğü

Bölük Komutanı

Binbaşı Yahya

Pilotlar

Sivil Pilot Cemal

Sivil Pilot Sabri

Sivil Pilot Basri (ALEV)

Sivil Pilot Fehmi (MALTEPE)

Sivil Pilot İsmail Zeki

Rasıt

Üsteğmen İhsan (ORGUN)

Bölük Uçakları

Breguet-14 A2 / 174 ncü Alay

Breguet-14 A2 / Nafiz-4

Albatros / 1 nci Albatros

Spad-XIII / Şehit Fehmi

Spad-XIII / Şehit Behçet

Spad-XIII / Şehit Sırrı

2 nci Uçak Bölüğü (Ocak – Haziran 1922)

Bölük Komutanı

Yüzbaşı Fazıl

Pilotlar

Sivil Pilot Vecihi (HÜRKUŞ)

Sivil Pilot Hayrettin

Sivil Pilot Mükerrem / Stajyer pilot – Adana’da

Sivil Pilot Remzi / Stajyer pilot – Adana’da

Rasıtlar

Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü (BİLGE) / Batı Cephesi İrtibat Subayı

Yüzbaşı Bahattin

Üsteğmen Ömer Avni (OKAR) / Batı Cephesi İrtibat Subayı

Üsteğmen Sıtkı (TANMAN)

Üsteğmen Osman Nuri (BAYKAL)

Üsteğmen Tevfik (BEŞGÜL)

Üsteğmen Hasan Basri

Üsteğmen Hamdi (ÇAYPINAR)

Bölük Uçakları

Albatros-D III av uçağı / 1 adet

Breguet-14 A2 silahlı keşif uçağı / 1 adet / İsmi: Sakarya

De Havilland-9 keşif bombardıman uçağı / 1 adet / İsmi: İsmet

Fiat (Aviatik) eğitim uçağı / 1 adet / 7 Şubat’ta Mersin’den getirildi.

1 Haziran 1911’den sonra her iki bölük birleştirilerek Cephe Uçak Bölük Komutanlığı kurulmuştu.

Cephe Uçak Bölüğü

Bölük Komutanı

Binbaşı Fazıl

Pilotlar

Yüzbaşı Yahya

Astsubay Fehmi (MALTEPE) / 27 Haziran’da Yunanlılara esir oldu.

Astsubay Cemal (TURGUTLU)

Astsubay İhya

Astsubay Mükerrem

Astsubay Basri (ALEV)

Astsubay Abdülhalim (CANKO)

Rasıtlar

Yüzbaşı Bahattin

Teğmen İhsan (ORGUN) / 27 Haziran’da Yunanlılara esir oldu.

Teğmen Hamdi (ÇAYPINAR)

Üsteğmen Yusuf Kenan

Teğmen Osman Nuri (BAYKAL)

Teğmen Sıtkı (TANMAN)

Üsteğmen Hasan Basri

Bölük Uçakları

Breguet-14 A2 / 174 ncü Alay

Breguet-14 A2 / Nafiz-4

Breguet-14 A2 / No:10

Breguet-14 A2 / Ganimet-2

De Havilland-9 / Ganimet-1

De Havilland-9 / İsmet

Spad-XIII / Şehit Behçet

Spad-XIII / Şehit Sırrı

Spad-XIII / Şehit Fehmi

Spad-XIII / Şehit Bahattin

Spad-XIII / Şehit Cemal

Nieuport / Ganimet-3

Nieuport / Ganimet-4

Nieuport / Ganimet-5

Albatros-D III / 1 nci Albatros

Albatros-D III / 2 nci Albatros

Adana Uçuş Okulu (1922)

Okul Komutanı

Pilot Yüzbaşı Salim (İLKUÇAN)

Öğretmen Pilotlar

Teğmen İysmer (Fransız)

Sivil Remzi

Sivil Mükerrem

Sivil Vecihi (GÖYNÜMER)

Uçaklar

Breguet-14 B2 / 1 adet

Fiat Aviatik / Eğitim uçağı / 1 adet

Albatros-D III Av uçağı / 1 adet

Uçuş Okulu, Mersin limanını Yunan gemilerinin hücumundan korumak amacıyla Adana Havalisi Komutanlığı emrine verilmek üzere 2 Temmuz 1922 günü Adana’ya gelmişti.

İzmir kurtulduktan sonra, uçuş okulu malzemeleri ile birlikte trenle Konya, Afyon ve Uşak üzerinden 17 Eylül 1922 günü İzmir’e taşındı.

İzmir Uçak İstasyonu (Eylül-Aralık 1922)

17 Eylül 1922’de 1 nci ve 2 nci Uçak Bölükleri yeniden ayrılarak Binbaşı Fazıl komutasında grup olarak teşkilatlandırıldı. Grup Komutanına bir av uçağı tahsis edilmişti.

1 nci Bölük dört keşif, dört av uçağı, Komutanlığına Binbaşı Yahya; 2 nci Bölük dört keşif, dört av uçağı, Komutanlığına Rasıt Binbaşı Kenan atandılar.

3 nci Bölük (Elcezire); üç keşif, bir av uçağı ile Afyon’da bulnuyordu. Adana’daki Uçuş Okulu da iki keşif uçağı ile İzmir’e intikal ettirildiler. Pilot Binbaşı Salim (İLKUÇAN) Hava Okulu Müdürlüğüne atandı.

Uçuş Okulu (17 Eylül 1922 durumu)

17 Eylül 1922 tarihinde İzmir’e intikalini tamamlayan Hava Uçuşu Okulu’na ordu subaylarından pilot yetiştirmek üzere Batı Cephesi Komutanlığı ve Milli Savunma Bakanlığından subay istenmişti. Okulda mesainin boş geçmemesi için uçak bölüklerinden istekli olan 18 kişiye kurs açılmıştı. 20 öğretmenle kursa devam edilmekteydi. 15 Aralık 1922’de kursun bitirilmesi ve yeni personel yetiştirilmesi planlanmıştı.

1923 yılı ortalarında başlangıç eğitimi için Fransa’dan G-27 ve tekamül eğitimi için G-59 uçakları alındı. Okul Komutanlığına Kurmay Binbaşı Hasan İskender Bey atandı ve bir yıl komutanlık yaptı.

Uçak Durumu

Faal uçaklar: Afyon’da 5 av, İzmir’de 5 keşif, ve Samsun’da 5 keşif uçağı İzmir’e nakil için hazır durumdaydı. Arızalı uçaklar: İzmir’de 15 ve Samsun’da 7 keşif uçağı bulunuyordu. Samsun’daki arızalı uçaklar tamir edilmek üzere deniz yolu ile İzmir’e gönderilecekti.

(41)  Uçak Grup Komutanlığı:

17 Eylül 1922’de Binbaşı Fazıl emrinde teşkili kabul edilmiş olan 1 nci ve 2 nci Uçak Bölüklerinden oluşan uçak grubu İzmir / Seydiköy’de eğitim uçuşlarına devam etmekteydi.

(a) Hava Kuvvetlerinin Durumu:

Bu sırada Hava Kuvvetlerinin durumu şöyleydi.

Uçuş Grup Komutanlığı ( 1 av uçağı) / İzmir’de

1 nci Uçak Bölük Komutanlığı (4 keşif, 4 av uçağı) / İzmir’de

2 nci Uçak Bölük Komutanlığı (4 keşif, 4 av uçağı) / İzmir’de

Uçak istasyonu (5 av uçağı) / Afyon’da (Daha sonra İzmir’e nakledildi.)

3 ncü Uçak Bölük Komutanlığı (3 keşif, 1 av uçağı) / Afyon’da konuşlanmıştı.

(b) Hava Kuvvetleri Müfettişliğinin Emri:

26 Eylül 1922 günü Konya’da bulunan Hava Kuvvetleri Müfettişliğinden aşağıdaki emir alınmıştı.

1.  Seydiköy’de teşkil olunan 1 nci Uçak Bölüğünün Bursa’ya naklini temin için Afyon Uçak İstasyonu Komutanlığı kendi stoklarından ayıracağı 5 ton benzin, yeterli nisbette vakum ve Hint yağını subay komutasında 1 makinist öğrenci, 3 er ve T işareti ile Bursa’ya gönderecektir.

2.  Bu malzemenin Bursa’ya götürüldüğü Müfettişliğe bildirilecek, daha sonra 1 nci Bölüğe intikal emri verilecektir. Bursa’ya giden subay meydanda devamlı nöbetçi ve T işaretini hazır bulunduracaktır.

Hava Kuvvetleri Müfettişi  Muzaffer

Dağtım: Afyon Uçak İstasyonu Komutanlığı

Batı Cephesi Uçak Grup Komutanlığı

(c)  Genelkurmay Emri:

27 Eylül 1922’de Genelkurmay Başkanlığı, Hava Kuvvetleri Müfettişliğine verdiği 4620 sayılı emirde, Elcezire Cephesi için keşif ve av uçaklarından bir uçak bölüğünün kurulmasını ve bir ay içinde teşkili ve Elcezire Cephesine gönderilmesini istemişti. 3 ncü Uçak Bölüğünün kurulması için Afyon’da hazırlıklara başlandı.

2 Kasım 1922 günü saltanatın kaldırılışı münasebeti ile İzmir’de yapılan merasime Uçak Grup Komutanlıağı uçakları havadan iştirak etmişti.

25 Aralık 1922 tarihli bir emirle bölüğün Elcezire Cephesine gönderilmesinden vazgeçildi. Karadeniz ve İstanbul bölgesinde kullanılmak üzere İzmit’te 1 nci Ordu emrine verildi. Uçuşa hazır, fakat pilot bulunamaması yüzünden malzeme halinde muhafaza edilen uçaklar şunlardı.

5 av uçağı Afyon’da, İzmir’e intikale hazır.

5 keşif uçağı Samsun’da, İzmir’e intikale hazır.

Tamir edilmekte olan uçakların durumu ise şöyleydi. İzmir Uçak İstasyonunda 15 adet keşif uçağının 10 adedi bir ay içinde hazırlanacak, bunlardan çift kumand olan ikisi hava okulunda uçuşa verilecek, ayrıca Samsun’dan 7 keşif uçağının yapımına yeterli malzeme ve yedek parçaların demiryolu ile İzmir’e nakli için Milli Savunma Bakanlığına teklif yapılmıştı.

Devamı için tıklayınız

Editör :     Ercan ÇETİNERLER

KAYNAKLAR

Copyr

4. Kurtuluş Savaşının Son Safhası “Lozan Andlaşması”:

a. Kurtuluş Savaşı ve Lozan Konferansının Anlamı:

Türk Kurtuluş Savaşı, Türk Milleti bakımından, Birinci Dünya Savaşının ikinci ve son safhasıdır. Birinci safhada (Birinci Dünya Savaşı) Osmanlı Devleti, ortaklarıyla birlikte ağır bir yenilgiye uğramış ve Sevr Antlaşmasıyla ölüme mahkum edilmişti. Bu ölüm antlaşmasıyla; dünyada yeni çağı açan ve üç büyük kıtada kurduğu imparatorlukla milletlerin kaderlerine yön veren bir devlet tarihten tasfiye ediliyordu. İkinci safhada (Kurtuluş Savaşı) Türk Milleti, milli yeteneklerinin gelişmesini önleyen ve haysiyetini hiçe indiren saltanat rejim ve idaresine isyan etmiş, Birinci Dünya Savaşı galiplerini temsil eden bir orduyu Anadolu topraklarına gömmüş, ölüm belgesi olan Sevr Antlaşmasının yargılarını kanı ile silmişti. Bu sebeplerle Lozan Konferansı, bir savaşı sonuçlandıran normal bir konferans olmayacaktı. Bu konferans Kurtuluş Savaşını sona erdirecek, Birinci Dünya Savaşının pürüzlerini temizleyecek ve daha önemli olarak, yıkılan Osmanlı İmparatorluğunun yüzlerce yıllık korkunç sorun ve hesaplarını tasfiye edecekti. Bu konferansın bir cephesinde yalnız Türkiye, diğer cephesinde Birinci Dünya Savaşının büyük küçük bütün galipleri ve Kurtuluş Savaşının mağlubu Yunanistan bulunacaktı. Bu konferans; yükseliş, duraklayış ve çöküş devirlerini, dolayısıyle tarihi ömrünü tamamlamış bir imparatorluğun yıkıntıları arasından doğan genç bir devletin gelecekteki kaderini tayin edecekti. Konferansta çözümlenmesi gereken sorunlar çeşitli, çapraşık ve ağırdı. Buna göre, böyle bir konferansın başarıya ulaştırılması ve yeni Türk Devletinin tam bağımsızlığını sağlayan bir antlaşmayla sonuçlandırılması, pek çetin geçmesi tabii olan siyasi mücadelenin de kazanılmasını gerektiriyordu. Bu mücadelenin taraflarından Türk temsilcileri henüz sonuçlanmamış bir savaşın genç bir Komutanı (İsmet Paşa) ile siyasi alanda pişmemiş iki genç devlet adamından (Hasan Saka ve Rıza Nur) oluşmuştu. Karşı tarafın temsilcileri ise dünyanın belli başlı devletlerinin siyasi faaliyetler içinde yoğurulmuş, pişmiş ve siyasi alandaki üstün nitelikleriyle ün salmış kişilerdi. Ancak, bu dengesizliği ortadan kaldıran bir gerçek vardı, o da Türkiye’nin davasını Lozan’a götürecek olan Türk Delege Heyetinin, elde etmesi gerekli hedefi açık ve kesin olarak bilmesi idi. Bu hedef, Türkiye’nin, her özgür ve bağımsız devlet gibi, tam istiklaline sahip olmasından ibaretti. Türk heyeti Lozan’da Türk Milletinin sekiz yıldan beri döktüğü kanlarla elde ettiği bir hakkı savunacaktı. İşte, Lozan Konferansında ya bu hakkı sağlayacak şartlar elde edilecek veya savaşa devam olunacaktı.

Devamı için tıklayınız

Editör :     Ercan ÇETİNERLER

KAYNAKLAR

Copyright © 2000-2003 Tayyareci

Bilgi Port

b. Konferans Konuları Hakkında Direktif:

Lozan’da ele alınması gereken konular üzerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin temel görüşlerini tespit eden Türk tezi savunma ilkeleri, 14 maddelik bir direktif halinde özetlenmiş ve delege heyetine verilmişti. Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ile birlikte altı bakanın da imzasını taşıdığı için bir talimatname niteliğinde bulunan bu direktif söyleydi:

“1. Doğu sınırı: (Ermeni yurdu) bahis konusu olamaz. Olur ise müzakerelerin kesilmesini gerektirir.

2. Irak sınırı: Süleymaniye, Kerkük ve Musul sancakları istenecektir. Konferansta bundan farklı olmak üzere ortaya çıkacak güçlükler için Bakanlar Kurulundan talimat alınacaktır. Petrol vesaire imtiyazları sorununda İngilizlere bazı ekonomik çıkarlar sağlanması görüşülebilir.

3. Suriye sınırı: Bu sınırın düzeltilmesine imkan oranında son derecede çalışılacak ve bu sınır söyle olacaktır: Resi İbni-Hayn’dan başlayarak Harm, Müslimiye, Meskene, Meskene ve sonra Fırat yolu Dirizor, çöl ve nihayet Musul Vilayeti güney sınırına ulaşır.

4. Adalar: Duruma göre hareket edilecek ve kıyılarımıza pek yakın meskun olan ve olmayan adalar behemehal ilhak edilecek, başarı elde edilemediği takdirde Ankara’dan sorulacak.

5. Trakya batı sınırı: 1914 sınırının elde edilmesine çalışılacaktır.

6. Batı Trakya: Misakı Milli maddesi uygulanacaktır.

7. Boğazlarda ve Gelibolu yarımadasında yabancı askeri kuvvet kabul edilemez. Eğer bu konudaki müzakere ertelemeyi gerektirirse ertelemeden önce Ankara’ya bilgi verilecektir.

8. Kapitülasyonlar kabul edilemez. Müzakerenin ertelenmesini gerektirir ise yapılır.

9. Azınlık: Esas, mübadeledir.

10. Düyunu Umumiye (Genel Borç): Türkiye’den ayrılan memleketlere dağıtımı, Yunanlılara devri, yani tamirata karşılık tutulması, olmadığı takdirde yirmi sene ertelenmesi. Düyunu Umumiye İdaresi kalmıyacaktır. Güçlükler çıktığı takdirde sorulacaktır.

11. Ordu ve donanmayı sınırlandıran konu olmayacaktır.

12. Yabancı kurumlar: Türk kanunlarına tabi olacaktır.

13. Türkiye’den ayrılan memleketler için Misakı Millinin özel maddesi yürürlüktedir.

14. Cemaatler ve İslam Vakıflar Hukuku eski antlaşmalara göre sağlanacaktır.”

Devamı için tıklayınız

Editör :     Ercan ÇETİNERLER

c. Türk Delege Heyeti Başkanının Genel Bildirisi:

Lozan Konferansına katılacak Türk Delege Heyeti 8 Kasım 1922 günü doğu ekspresiyle İstanbul’dan hareket etmiş ve 11 Kasım 1922 akşamı Lozan’a varmıştı. Delege Heyeti şöyleydi.

Lozan Türk Delege Heyetinin İsim Listesi

Baş Murahhas : İsmet Paşa (İNÖNÜ)

Murahhaslar   : Rıza Nur Bey

Hasan Bey (SAKA)

Müşavirler      : Münir Bey (ERTEGÜN)

Muhtar Bey (ÇİLLİ)

Veli Bey (SALTIK)

Zülfü Bey (TİGREL)

Zekai Bey (AYAYDIN)

Celal Bey (BAYAR)

Şefik Bey (BAŞMAN)

Şeniyettin Bey (BAŞAK)

Şevket Bey (DOĞRUKER)

Tevfik Bey (BIYIKLIOĞLU)

Tahir Bey (TANER)

Nusret Bey (METYA)

Hikmet Bey (BAYUR)

Zühtü Bey (iNHAN)

Fuat Bey (AĞRALI)

Mustafa Şeref Bey (ÖZKAN)

Şükrü Bey (KAYA)

Hamit Bey (HASANCAN)

Cavit Bey

Hayım Naum Bey

Baha Bey

Matbuat Müşavirleri     : Ruşen Eşref Bey (ÜNAYDIN)

Yahya Kemal Bey (BAYATLI)

Umumi Katip ve Müşavir Tercüman

Katipler          : Reşit Saffet Bey (ATABİNEN)

Hüseyin Bey (PEKTAŞ)

Ali Bey (TÜRKGELDİ)

Mehmet Ali Bey (BALİN)

Cevat Bey (AÇIKALIN)

Celal Hazım Bey (ARAR)

Saffer Bey (ŞAV)

Süleyman Saip Bey (KIRAN)

Rıfat Bey

Doktor Nihat Reşat (BELGER)

Türk Delege Heyeti Başkanı, Lozan yolculuğu sırasında heyet mensuplarına ilk Başkanlık Genel Bildirisini 11 Kasım 1922’de tebliğ etmişti. Bir askeri karargah titizlik ve disiplini telkin eden bu bildiri, konferansın devam ettiği sürece heyet mensuplarının çalışma ve davranışlarını düzenleyen bir devamlı talimat niteliğindedir. Bu talimattaki öğüt, tavsiye ve direktifler bu gibi önemli konferanslara katılacak heyetler için yapılaması gereken aydınlatma ve uyarmalara güzel bir örnektir:

“Başkanlık Genel Bildirisi”

“1. Başkanlığı ile şeref duyduğum heyetimiz sayın mensuplarına yabancı memlekette samimi bir elbirliğiyle, fakat sıkı bir düzen içinde çalışmaların başarı dayanağı olduğunu ifade ederek, çalışma tarzı hakkındaki görüşlerimi aşağıda sunuyorum:

En genç katip arkadaştan en yaşlımıza kadar herkesin, delege heyetinin başarısı yalnız kendi yetenek ve çabasına bağlıymış kanısı ile ilgisiyle çalışması başlıca önem taşır.

2. Memleketin, en büyük davasını emanet eylediği arkadaşlarımın, yabancı memleketteki davranışlarıyla da seçkinlik göstereceklerinden şüphem yoktur. Bu noktayı söyleyişim, özel hayata hiç bir suretle karışmak zihnimizden geçtiği için değil, delege heyeti içinde bulunanların özel hayatlarının dahi resmi çalışmaları yararlı veya zararlı olarak etkiliyebileceğinden ve bu sebeple resmi görevi ilgilendirebileceğinden dolayıdır.

3. Gizlilik kesin olarak gerekir. Hizmetimizde bulunan uşaktan başlayarak bütün çevremizin casuslarla çevrili olabileceğini bir an unutmamalıyız. İçimizde, görevini ilgilendiren maddelerin, yayılması önem taşımayan tek kimse yoktur. Delege heyetinin en gizli tutmak istediği bir esas, genç bir katip arkadaşınr, elinden düşüreceği bir kayıtla veya yemek yerken arkadaştan esirgenmeyecek birkaç kelime ile yayılabilir. Kesin kural olarak, çalışma daireleri dışında görevden konuşmak yasaktır ve herkes diğeriyle zorunlu olarak görevle ilgili konuşma yaparken çevresinin emniyette olduğuna dikkat etmeye alışmalıdır.

4. Delege heyetinin hayatı, genel olarak toplu ve tahmin olunduğuna göre iki üç otelde geçecektir. Çalışma saatleri vakit vakit tarafımdan tayin olunacaktır. Ancak amirler maiyetlerinin çalışma saatlerini çoğaltabilirler. İstenilen işin sonuçlandırılması için gece ve gündüz aralıksız çalışmak genel olarak esastır. Ve tereddütsüz istenecektir.

5. Şehir dışında seyahat ve ikamet izni, bütün heyet mensupları için, yalnız Delege Heyeti Başkanı tarafından verilebilir.

6. Delege Genel Heyeti görev bölümü bakımından dairelere ayrılmıştır. Üç delege, Delege Heyetini teşkil ederler. Diğer teşkilat, Delege Heyeti Başkanına bağlı olmak üzere, aşağıda yazılmıştır.

I nci Daire – Yazı İşleri Heyeti: Genel katibin emri altındadır. Genel olarak konferansın yazı işlemlerini idare eder. Bu işlemler; evrak, yazı işleri, tercüme, zabıt ve haberleşmelerin konferans çevresinde ulaştırılması işleridir. Genel katibin her daire ile irtibatta bulunmaya hakkı vardır. Gerek delege heyeti içinden ve gerek dışardan Delege Heyeti Başkanlığına gelecek bütün evrak birinci daireye verilir. Gece ve gündüz Yazı İşleri Heyetine gelen evrakın geliş zamanı tarih ve saatiyle tespit olunacaktır.

II nci Daire – Dışişleri: Dışişleri Hukuk Müşaviriyle Siyasi İşler Müdüründen kurulmuştur. Şifre ve memleketle haberleşme, kurye işlemleri de bu daireye aittir.

III ncü Daire – Müşavere heyeti: Mali, iktisadi ve bayındırlık müşavirleri,

IV ncü Daire – Müşavere heyeti: Hukuki ve siyasi müşavirler,

V nci Daire – Müşavere heyeti: Savunma – kara ve deniz- müşavirleri,

Sayın müşavirlerin uzmanlıkları, devletin genel sorunları ile bağlantılı olduğundan, kendilerinin yalnız bir uzmanlık dalında gösterilmeleri ancak teknik sorunların hazırlanmasını kolaylaştırmak içindir.

Delege Heyetinin, Müşavere heyetleriyle beraber devamlı olarak ve duruma göre kısmi veya genel toplantılar yapması tabiidir. Her Müşavere heyetinden bir üyenin delege heyeti ile temasta bulunmaya arkadaşları tarafından memur edilmesini rica ederim. Bu irtibat üyelerinin görevi Müşavere Heyetlerine, Delege Heyetinin istek ve tebliğlerini ivedilikle duyurabilmektir.

VI ncı Daire – Basın: Müderris Yahya Kemal Beyle Ruşen Eşref Beyden kurulmuştur. Bu Daire Delege Heyetinin görüşlerini basında yaymak ve basının müracaatlarını karşılamakla görevlidir. Altıncı Dairenin diğer bir görevi, Delege Heyetine her gün haber alma özetleri hazırlamaktır. Genel heyeti teşkil eden arkadaşlardan her biri her gün belli bir iki gazete okuyarak kısa bir özetini basın idaresine verecektir. Kime hangi gazete verileceğini ayrıca tayin edeceğim. Bu konuda altıncı daireden teklif beklerim. Gazete küpürlerinin bir deftere yapıştırılması pratik bir usuldür. Altıncı Dairenin önemli bir görevi de Delege Heyeti konferans salonuna gitmeden önce, bir gün önceki özetlerden ve son olaylardan bilgi vermektir. Haberalma bakımından bütün heyet mensupları gayret ve himmet göstermekle ödevlidirler.

VII nci Daire- Koruma: Bu dairenin amiri Atıf Beydir. Baş Delege Dairesiyle bütün büroların koruma ve emniyetine nezaret ederler. Aslında her kağıdın ve her işin sorumlu olan birinci muhafızı, o kağıdın ve o işin sahibidir. Yedinci Dairenin koruma görevleri genel tedbirlerle ilgilidir. Hiç bir dairenin masa üzerinde yazılı veya yazısız kağıt bırakmaması esastır. Masa başında çalışan kimse ayrıldıktan sonra meydanda kağıt görülmemelidir. Bu konuda önemle ısrar ederim. Lüzumsuz yazılı kağıtlar yakılarak yok edilir. Çalışma odalarına delege heyetinden başka kimse kabul olunamaz.

VIII nci Daire – Mutemet: Doğrudan doğruya Başkana bağlı olarak mali durum ve harcamalarla ilgili sorunlar için her gün Başkanla direkt olarak irtibatta bulunur. Genel olarak avans üzerine ödeme yoktur.

Heyetin tertip edildiği kuruluş yukarıdadır. Daireleri, numaralarıyla söylemeye alışmalıdır.

7. Konferansın damgalı kağıtları üzerine özel haberleşmeler yapılamaz.

8. Delege Heyetimiz adına basına ve diğer makamlara beyanat yalnız Baş Delege tarafından yapılır. Heyetimizin bütün mensupları beyanatta bulunmaktan dikkatle sakınacaklardır. Basın idaresinin talimatımıza dayanan yayınlarının, başlıca genel katip ve dışişleri dairesi tarafından izlenmesi gerekir, bundan başka sayın müşavirler de sakıncalı yayınlar ve yaymalar farkederlerse hemen duyurmalıdırlar. Duruma göre heyet mensuplarından bazıları belli sorunlar üzerine açıklamada ve beyanlarda bulunmaya ancak, Delege Heyeti Başkanı tarafından görevlendirilebilirler. Bir görev için, Delege Heyetinin bir yerde bulunması üç delege ile genel katip ve dışişleri dairesinden bir müşavirin ve yedinci daireden bir veya iki memurun beraber bulunması demektir. Delege heyetinin beraberinde sayın müşavirlerin dahi bulunması gerektiği zaman onların sayı ve adları önceden bildirilir.

9. Delege Heyetinin ikamet edeceği yerde çalışma daireleriyle birinci, ikinci, yedinci, sekizinci ve mümkün oldukça altıncı dairelerin bulunması zorunludur.”

Başkanlığın bu talimatiyle heyet mensuplarına gizlilik, dikkat, emniyet, görev bölük ve düzeni konularında direktifler verilmekle ve özellikle günlük çalışma süresi bakımından kendilerinden feragat ve fadekarlık istenmekteydi.

Devamı için tıklayınız

Editör :     Ercan ÇETİNERLER

d. Lozan antlaşmasının imzalanması:

21 Kasım 1922’de başlayan Lozan Konferansı, zaman zaman kesintiye uğraması nedeniyle sekiz ay sürmüş ve antlaşma 24 Temmuz 1923’de imzalanmıştı.

Tören, Rumini sarayının büyük salonunda yapıldı. İlk imza şerefi İsmet Paşa’ya verildi. İsmet Paşa 24 Temmuz 1923 saat 15.09’de antlaşmayı ve antlaşma ile ilgili ek, sözleşme, protokol ve beyannameleri imzalatı. İsmet Paşa’dan sonra Rıza (NUR) ve Hasan (SAKA) Beyler de imza ettiler. Daha sonra sıra ile İngiliz, Fransız, İtalyan, Japon ve Yunan delegeleri imzalarını koydular. Diğer delegeler yalnız kendi devletlerini ilgilendiren sözleşme ve protokolları imzaladılar. Tören 45 dakika sürdü ve İsviçre Konfederasyon Başkanı Monsieur Scheurer’in güzel bir söyleviyle sona erdi. Konfederasyon Başkanı söylevinin bir yerinde, Türkler için: “Bugün, uzun yıllarca süren kahramanca mücadelelerden sonra silahlarını bırakıyorlar. Dileriz ki, yaralarını sardıktan ve barış yolunda çalışmalarına başladıktan sonra, vaktiyle insanlık üzerine bol bol dağıttıkları iyiliklerden tekrar yararlanırız” demiş ve sonunda da: “İsterim ki, bugün, milletler için devamlı bir kurtuluş ve mutluluk kaynağı olsun” sözleriyle söylevini bitirmişti.

İngiliz heyeti barış şerefine 24 Temmuz 1922 akşamı Beau Rivage otolinde bir çay ziyafeti vermişti. İsmet Paşa bu ziyafetten geç vakit oteline döndüğü zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın şu tarihi telgrafı ile karşılaşmıştı.

“Millet ve Hükümetin yüksek şahıslarına verdiği yeni görevi başarı ile tamamladınız. Memlekete bir silsile yararlı hizmetten ibaret olan ömrünüzü bu kez de tarihi bir başarı ile süslediniz. Uzun mücadelelerden sonra vatanımızın barış ve bağımsızlığa kavuştuğu bugünde parlak hizmetiniz dolayısıyla yüksek şahsınızı, sayın arkadaşlarımız Rıza (NUR) ve Hasan (SAKA) Beyleri ve çalışmalarınızda size yardım eden bütün delege heyetini teşekkürle tebrik ederim.”

Lozan barış antlaşması 24 Temmuz 1923 günü saat 17.00’de birçok büyük şehirlerimizde 101’er atım top atışıyle kutlanmıştı.

e. Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Lozan Antlaşması’nı değerlendirmesi:

“Efendiler, Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan sonra, düşman devletler tarafından Türkiye’ye dört defa barış şartları teklif edilmiştir. Bunların birincisi, Sevres taslağıdır. Bu taslak hiçbir görüşmenin ürünü olmayıp İtilâf Devletleri tarafından Yunan Başvekili M ö s y ö  V e n i z e l o s ‘un da katılmasıyla düzenlenmiş ve V a h d e t t i n ‘in hükûmeti tarafından 10 Ağustos 1920’de imza edilmiştir.

Bu taslak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce tartışılmaya değer bile sayılmamıştır.

İkinici barış teklifleri, Birinci İnönü Muharebesi’nden sonra toplanan Londa Konferansı’nın sonunda 12 Mart 1921 tarihinde yapılmıştır. Bu teklifler Kevres Antlaşması’na bazı değişiklikler getiriyor ise de, üzerinde durulmamış olan meselelerde Sevres taslağındaki maddelerin olduğu gibi bırakıldığını kabul etmek gerekir.

Bu teklifler, bizce tartışmaya yol açmadan İkinci İnönü Muharebesi’nin başlamasıyla sonuçsuz kalmıştır.

Üçüncü barış teklifleri, 22 Mart 1922’de, yani Sakarya zaferinden ve Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşması’ndan sonra ve yakında yeni bir taarruzumuzun beklendiği sıralarda, Paris’te toplanan İtilâf Devletleri Dışişleri Bakanları tarafından yapılmıştır. Bu tekliflerde, artık işe Sevres taslağını temel olarak ele alma usulünden vazgeçilmiş ise de, ana çizgileri ile millî gayemizi gerçekleştirmekten uzaktı. Dördüncü teklif Lozan Antlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlanan görüşmelerdir.

İtilâf Devletleri’nce Türkiye’ye kabul ettirilmesi düşünülen esaslar ile, Millî Mücadele sayesinde ulaşılan sonucu açıkça gözler önüne serebilmek için, bu dört türlü teklif arasında en önemli noktaları içine alacak şekilde kısa bir karşılaştırma yapmayı yararlı sayarım.

1. SINIRLAR

a) Trakya sınırı:

Sevres’de: Çatalca hattından biraz ileride bulunan Podima – Kalikya hattı.

Mart 1921 teklifinde: Söz konusu edilmemiştir.

Mart 1922 teklifinde: Tekirdağ bize, Babaeski Kırkkilise (Kırklareli) ve Edirne Yunanlılara kalacak şekilde bir hat.

Lozan’da: Karaağaç da bizde olmak üzere Meriç hattı.

b) İzmir bölgesi:

Sevres taslağında: Bu bölgenin sınırları Kuşadası, Ödemiş, Salihli, Akhisar ve Kemer iskelesine azçok yakın yerlerden geçmektedir.

Bu bölge, Türk hâkimiyetinde kalacak, fakat Türkiye, bu hâkimiyetini kullanma hakkını Yunanistan’a devredecek. Türk hâkimeyitinin belirtisi olarak, İzmir şehrinin dış istihkâmlarından birinde Türk bayrağı bulunacak. Bir bölge meclisi toplanacak ve beş yıl sonra bu meclis, bu bölgenin sürekli olarak Yunanistan’a katılmasına karar verebilecekti.

Mart 1921 teklifinde: İzmir şehri Türk hâkimeyetinde kalacak, İzmir şehrinde bir Yunan kuvveti bulunacak ve İzmir bölgesinin geri kalan yerlerinde, çeşitli unsurların nüfus oranlarına göre oluşturulacak bir jandarma birliği görev alacak ve buna İtilâf Devletleri’nin subayları komuta edecek.

Yönetim işlerinde de yine aynı nüfus oranı göz önünde bulundurulacak, bölgenin Milletler Cemiyeti’nce tayin edilecek bir Hristiyan valisi olacak, bunun yanında seçim yoluyla kurulmuş bir meclis ile bir danışma kurulu bulunacak. Valilikçe, Türkiye’ye gelir artışına göre ayarlanacak bir vergi konacak; bu anlaşma beş yıl süre ile geçerli olup iki taraftan birinin isteği üzerine Milletler Cemiyeti’nce değişikliğe uğratılabilecek.

Mart 1922 teklifinde: Bütün Anadolu ve dolayısıyle İzmir de bize geri verilecek yolunda aldatıcı bir vaat. İzmir Rumları’nın yönetime adaletli bir şekilde katılmasını sağlamak için ve aynı hakkın Yunanistan’da kalacak Edirne Türklerine de verilmesi şartıyla bir usul tespiti konusunda İtilâf Devletleri, Türkiye ve Yunanistan ile anlaşacaklardır.

Lozan’da: Elbette bu gibi meseleler söz konusu bile edilmemiştir.

c) Suriye sınırı:

Sevres’de: Akdeniz kıyısında aşağı yukarı Karataş burnundan başlayarak Osmaniye, Bahçe, Gaziantep, Birecik, Urfa, Mardin ve Nusaybin’i epey güneyde ve Suriye topraklarında bırakan bir sınır.

Mart 1921’de: Aşağı yukarı şimdiki sınır olmak üzere Fransızlarla ayrıca bir anlaşma imzalanmıştır.

Lozan’da: 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması’ndaki sınır olduğu gibi bırakılmıştır.

d) Irak sınırı:

Sevres’de: İmadiye bizde kalmak şartıyla, Musul ilinin kuzey sınırı.

Mart 1921 teklifinde: Söz konusu edilmemiştir.

Mart 1922 teklifinde: Söz konusu edilmemiştir.

Lozan’da: Çözümü daha sonraya bırakılmıştır.

e) Kafkas sınırı:

Sevres’de: Türk – Ermeni sınırının tayini Amerika Cumhurbaşkanı W i l s o n ‘a bırakılmıştır. W i l s o n, sınır olarak Karadeniz kıyısında Giresun doğusundan başlayan, Erzincan’ın batı ve güneyinden, Elmalı, Bitlis ve Van Gölü’nün güneyinden geçen ve birçok noktada Birinci Dünya Savaşı’ndaki Türk – Rus Cephesini izleyen bir hattı göstermiştir.

Mart 1921 teklifinde: Milletler Cemiyeti bir Ermeni yurdu kurulması için doğu illerinden Ermenistan’a bırakılacak toprakların tespiti için bir komisyon kuracak, Türkiye bu komisyonun kararını kabul edecek.

Lozan’da: Bu konu ortadan kaldırılmıştır.

f) Boğazlar bölgesi:

Sevres’de: Rumeli’nin Türkiye’de kalan bütün parçaları.

Anadolu’nun Adalar Denizi üzerinde aşağı yukarı İzmir bölgesinin sınırından başlayarak Manyas Gölü’nün güneyine, Bursa’nın ve İznik’in biraz kuzeyinden ve Sapanca Gölü’nün batı ucundan Ahabadr (Ağva) deresinin göle döküldüğü yere kadar uzanan bir hatla sınırlandırılmış bölge. Bu bölgelerde asker bulundurmak ve askerî harekatta bulunmak hakkı yalnız İtilâf Devletleri’ne aittir. Bu bölgedeki Türk jandarması da İtilâf Devletleri’nin komutası altında olacaktır.

İtilâf Devletleri, bu bölge içinde, askerî maksatlarla kullanılabilecek yol ve demiryolu yapımını yasaklayabileceği gibi, yapılmış olan yollardan bu gayeyle kullanılacak olanları da tahrip ettirebilecektir.

Mart 1921 teklifinde: Çanakkale güneyinde Bozcaada karşısından Karabiga’ya çekilen hattın kuzeyi ile Boğaziçi’nin her iki yakasında 25 kilometrelik bir bölge.

Çanakkale boğazına hâkim olan her iki tarafındaki adalar.

İtilâf Devletleri yalnız Yunanistan’a kalacak olan Gelibolu ve bize kalacak olan Çanakkale’de asker bulunduracak böylece, İstanbul’u ve İzmit yarımadasını boşaltacak, Türkiye’nin İstanbul’da asker bulundurmasına ve Anadolu’dan Rumeli’ye ve Rumeli’den Anadolu’ya asker geçirmesine izin verecektir.

Mart 1922 teklifinde: Çanakkale’nin güneyinde Erdek yarımadası dışarıda kalmak üzere Çanakkale sancağı. Boğaziçinin güneyinde o zaman tarafsız sayılan bölge, yani aşağı yukarı İzmit yarımadası askersiz bölge olacaktır.

Bizde İtilâf Devletleri’nin işgal kuvvetleri kalmayacaktır.

Lozan’da: Gelibolu yarımadası ile Kumbağı, Baklaburnu hattının güney-doğusu, Çanakkale bölgesinde kıyıdan yirmi kilometrelik bir yer ve Boğaziçi’nin iki yakasında kıyıdan on beş kilometrelik birer bölge ve Marmara’da da İmralı dışındaki adalarla İmroz ve Bozcaada askerden arınmış bir duruma getirilecektir.

Hiç bir yerde İtilâf Devletleri’nin işgal kuvvetleri kalmayacaktır.

2. KÜRDİSTAN

Sevres’de: Fırat’ın doğusunda ve Ermenistan, Irak ve Suriye arasında kalan bölge için İtilâf Devletleri temsilcilerinden kurulacak bir komisyon özerk bir yönetim şekli hazırlayacaktır.

Antlaşmanın imzalanmasından bir yıl sonra bu bölgenin Kürt halkı Milletler Cemiyeti Meclisi’ne

başvurarak Kürtlerin çoğunluğunun Türkiye’den ayrı bağımsız bir devlet kurmak istediklerini ispat ederse ve Meclis de bunu kabul ederse, Türkiye bu bölgedeki her türlü haklarından vazgeçecektir.

Mart 1921 teklifinde: İtilâf Devletleri, şimdiki durumu gözönünde tutarak, bu konuda Sevres taslağında değişiklik yapılmasını dikkate alma eğilimindedir. Şu şartla ki, özerk yönetilen bölgelerle Kürt ve Asuri – Geldani çıkarlarının yeterince korunması için tarafımızdan kolaylıklar gösterilsin.

Mart 1922 teklifinde: Söz konusu edilmemiştir.

Lozan’da: Elbette söz konusu ettirilmemiştir.

3. İKTİSADÎ NÜFUZ BÖLGELERİ

Sevres Antlaşması’ndan sonra İtilâf Devletleri’nin aralarında imza ettikleri üçlü anlaşmaya (Accord tripartite) göre:

a) Fransız nüfuz bölgesi:

Suriye sınırıyla aşağı yukarı Adana ilinin batı ve kuzey sınırı, Kayseri ile Sıvas’ın kuzeyinden geçen ve Muş’u dışarıda bırakarak bu kasabaya yaklaştıktan sonra Cizre’ye giden bir hattın içinde kalan bölge.

b) İtalyan nüfuz bölgesi:

İzmit yarımadasından çıktıktan sonra Afyonkarahisar’a kadar Anadolu demiryolu hattı ve oradan Kayseri yakınlarında Erciyas dağı yöresine kadar giden hatla İzmir bölgesi, Adalar Denizi, Akdteniz ve Fransız bölgesi arasında kalan bölge.

Mart 1921’de: B e k i r  S a m i  B e y  ile Fransız ve İtalyan Dışişleri Bakanları arasında imza olunup hükümetçe reddedilen anlaşmalara göre:

a) Fransız nüfuz bölgesi:

O sırada Fransız işgali altında bulunan yerlerle Sıvas, Elazığ ve Diyarbakır illeri.

b) İtalyan nüfuz bölgesi:

Antalya, Burdur, Muğla, Isparta sancaklarıyla Afyonkarahisar, Kütahya, Aydın ve Konya sancaklarının daha sonra tayin edilecek kısımları.

Mart 1922 teklifinde: Söz konusu edilmemiştir.

Lozan’da: Söz konusu edilmemiştir.

4. İSTANBUL

Sevres’de: Antlaşma samimiyetle uygulanmadığı takdirde İstanbul da bizden alınacaktır.

Mart 1921 teklifinde: Bu tehdidin kalkacağı, Türkiye’nin İstanbul’da asker bulundurabileceği ve Boğaziçi’nin çevresindeki askerden arınmış bölgeden askerî  kuvvet geçirilmesine izin verileceği belirtilmiştir.

Mart 1922 teklifinde: İstanbul’dan çıkarılacağımız tehdidinin kaldırılacağı ve İstanbul’da bulundurulabilecek Türk kuvvetinin arttırılacağı vaad edilmektedir.

Lozan’da: Söz konusu olmamıştır.

5.VATANDAŞLIK

Sevres’de: Gerek Yunanistan da dahil olmak üzere İtilâf Devletleri’nden gerek yeni kurulan devletlerden birinin (Ermenistan v.b.) vatandaşlığına girmek isteyen Türk uyruklulardan hiç kimseye Türk Hükûmeti’nce engel olunmayacak ve bunların yeni vatandaşlığı kabul edilecektir.

Mart 1921 teklifinde: Söz konusu edilmemiştir.

Mart 1922 teklifinde: Söz konusu edilmemiştir.

Lozan Antlaşmasında: Söz konusu edilmemiştir.

Ancak, görüşmeler sırasında, İtilâf Devletleri, bir kimsenin vatandaşlığını tayin hususunda, Türkiye’deki yabancı elçilik ve konsoloslukların verecekleri belgelerin yeterli sayılmasını istemişlerdi. Bu teklif, Sevres taslağının yukarıda söz konusu olan 128’nci maddesinin yeni bir şekliydi. Hiç şüphe yok ki tarafımızdan reddedilmiştir.

6. ADLÎ KAPİTÜLASYONLAR

Sevres’de: İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya’nın temsil edildikleri dört üyeden kurulu bir komisyonu, kapitülasyonlardan yararlanan diğer devletlerin uzmanlarıyla birlikte yeni bir usul düzenleyecek ve Osmanla Hükûmeti’ne danıştıktan sonra bu usulü tavsiye edebilecek.

Osmanlı Hükûmeti bu usulü kabul edeceğini şimdiden taahhüt edecek.

Mart 1921 teklifinde: Bu komisyonda Türkiye’nin de temsil edilmesine İtilâf Devletleri razı olmaktadır.

Mart 1922 teklifinde: Aynı teklif.

Lozan’da: Kapitülasyonlarla ilgili hiçbir kayıt yoktur.

Danışma niteliğinde olmak üzere birkaç yabancı uzmanı beş yıl için hizmetimize almayı kabul ettik.

7. AZINLIKLARIN KORUNMASI

Sevres’de: 1918 Ateşkes Antlaşmalarından sonra yapılan bütün antlaşmalarda yer alan hükümlerden başka, Türkiye’ye, özellikle aşağıdaki hususlar kabul ettirilmek istenmiştir:

a) Yerlerinden ayrılmış olan ve Türk olmayan bütün halkın eski yerlerine gönderilmesi.

Başkanları Milletler Cemiyeti’nce tayin edilecek olan hakem komisyonları vasıtasıyla bunların haklarının geri verilmesi; bu komisyonlar istedikleri takdirde, Türk olmayan halkın zarar görmüş mal ve mülklerinin onarımı için de ücretleri hükûmetçe ödenecek işçilerin sağlanması, zorla göç ettirme ve buna benzer işlerde parmağı bulunduğu, söz konusu komisyonlar tarafından iddia edilen bütün şahısların sürgün edilmesi v.b.

b) Türk Hükûmeti, azınlıkların parlamentoda kendi nüfusları oranında temsil edilmelerini sağlayan bir seçim kanunu tasarısını, iki yıl içinde İtilâf Devletleri’ne sunacaktır.

c) Patrikhaneler ile bunlara benzer kuruluşlara tanınmış olan bütün imtiyazlar arttırılarak daha da sağlamlaştırılmakta ve bunların idare ettikleri okul, yetimhane v.b. konusunda ogüne kadar hükûmetin sahip olduğu sınırlı denetleme hakkı da elinden alınmaktadır.

d) İtilâf Devletleri, Milletler Cemiyeti Meclisi’nin görüşünü aldıktan sonra, bu kararların uygulanmasını sağlayacak gerekli tedbirleri tespit edecektir. Türkiye, bu konuda sonradan alınacak her tedbiri kabul edeceğini şimdiden taahhüt edecektir.

Mart 1921 teklifinde: Azınlıklar söz konusu edilmemiştir. Bu teklifte Sevres’de yapılacak değişiklikler yeraldığı için, bundan, adı geçen antlaşmanın azınlıklarla ilgili bölümünün değiştirilmeyeceği sonucu çıkarılabilir.

Mart 1922 teklifinde: Türkiye ve Yunanistan’daki azınlıklarla ilgili bir sıra tedbirin teklif edileceği ve bunların gereğince uygulanmasını kontrol için Milletler Cemiyeti’nce komiserler tayin edileceği yazılıdır.

Bu bir sıra tedbirin neler olduğu açıklanmamıştır.

Lozan’da: Misak-ı Millî’mizde kabul etmiş olduğumuz üzere ve yalnız Müslüman olmayanlar için Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan bütün milletlerarası antlaşmalarda yer alan hükümler.

8. ASKERLİKLE İLGİLİ HÜKÜMLER

Sevre

Sevres’de:

a) Türkiye’nin silahlı kuvvetleri şu sayıları aşmayacaktır.

Saray Muhafız Birliği                                                          700 Kişi

Jandarma                                                                       35.000 Kişi

Jandarmayı desteklemek üzere özel birlikler                  15.000 Kişi

Toplam                                       50.700 Kişi

Bu sayıya Harp Akademisi ve askerî okullar öğrencileri ile, depo birliklerinde ve çeşitli görevlerde çalışan er ve subaylar da dahildir.

Özel birliklerin 15 batarya dağ topu bulunabilecek, sahra veya ağır top olmayacaktır.

Memleket, çeşitli bölgelere ayrılacak ve her bölgede bir jandarma birliği (legion) bulunacaktır.

Jandarmanan topu ve teknik araçları bulunmayacaktır.

Özel birlikler, kendi bölgelerinin dışında kullanılamayacaktır.

Jandarma subayları arasında, sayıları 1.500’ü geçmemek üzere yabancı subaylarda bulunacaktır. Her bölgedeki yabancı subaylar aynı milletten olacaktır.

Daha sonra tespit edilecek olan bu bölgelerin sayısı belirtilmemiş olmakla birlikte, bunun İtilâf Devletleri’nin düşüncesine göre, en az dört olacağı, antlaşmanın bazı hükümlerinden ve özellikle bir birilğin kuvvetinin bütün birlikler kuvvetinin dörtte birini aşmayacağı yolundaki hükümden çıkarılabilir. Böylece, İngiliz, Fransız ve İtalyan subaylarının birer bölgesi bulunacağı gibi, belki Yunanistan’a ve belki de ileride Ermenistan’a birer bölge verilmesi düşünülmüştür.

Özel birliklerin erleriyle, jandarmalar her paralı olup bunlar en az iki yıl askerlik yapacak ve mecburî askerlik hizmeti kalkacaktır.

Her bölgedeki birliğe alınacak er ve çeşitli unsurların birlikte temsil edilmesine mümkün olduğu kadar dikkat edilecektir.

Deniz kuvvetlerimiz, yedi gambot ve altı torpidoyu geçmeyecek, hiç bir uçağımız ve güdümlü balonumuz olmayacaktır.

İtilâf Devletleri’nin kara, deniz ve hava denetleme komisyonlarının memleketimiz içinde her türlü denetleme hakları olacaktır. Özellikle Kara Denetleme Komisyonu:

Türkiye’nin kullanabileceği polis, gümrükçü, orman korucusu v.b. görevlilerin sayısını tayin etme, artacak silâh ve cephanemizi teslim alma, memleketimizi bölgelere ayırma, her bölgede bulunacak jandarma ve özel birlik sayısını tespit etme, bunların hangi işlerde ve ne şekilde çalıştırıldıklarını denetleme, yabancı subayların sayılarını ve oranlarını tayin etme ve hükûmetle işbirliği yaparak yeni silahlı kuvvetlerimizi düzenleme gibi işlerle görevli olacaktır.

Mart 1921 teklifinde:

Jandarma sayısı 45.000’e, özel birliklerin sayısı 30.000’e çıkarılmıştır.

Jandarmanın memleket içindeki dağıtım şekli, yukarıda sözü edilen İtilâf Devletleri temsilcilerinden kurulu Denetleme Komisyonu ile hükûmet arasında anlaşmaya varılarak tespit edilecektir.

Jandarma subay ve astsubay oranı attırılacaktır. Yabancı subayların sayısı azaltılacak ve bunların birliklere dağıtılması Denetleme Komisyonu ile Hükûmet arasındaki anlaşmaya göre kararlaştırılacaktır. (Bununla, belki de her bölgede aynı milletten yabancı subayların bulunmayacağı kastedilmiştir).

Mart 1922 teklifinde:

Paralı asker usulünün devam ettirilmesi, Jandarmanın 45.000’e, özel birliklerin 40.000’e çıkarılması.

Jandarmada, yabancı subaylara görev verilmesi Türkiye’ye tavsiye edilmekle birlikte, bu nokta şart olarak ileri sürülmemektedir.

Lozan’da: Trakya ve Boğazlar’da askerden arınmış duruma getirilen bölgelerle ilgili sınırlandırmalar dışında hiçbir kayıt yoktur. Üstelik, Boğaziçi’nin iki yakasındaki askerden arınmış bölgede, 12.000 asker bulundurabilme hakkını elde etmişizdir.

9. CEZA

Sevres projesinde: Türkiye harp sırasında harp kurallarına aykırı şekilde hareket etmiş veya Türkiye içinde zulüm yapmış, zorla sürgün etme v.b. işlere karışmış olan kimseleri, istedikleri takdirde, İtilâf Devletleri’ni (Yunanistan dahil) ve Türkiye’den toprak almış devletlere (Ermenistan v.b.) teslim edecektir. Bu gibi kimseler, kendilerini isteyen devletin Divan-ı Harb’i tarafından yargılanıp cezalındırılacaktır.

Mart 1921 teklifinde: İtilâf Devletleri’nin teklifinde bundan söz edilmemiştir. Ancak, B e k i r  S a m i  B e y ‘in, İngilizlerle imza etmiş olduğu esirlerin geri verilmesi ile ilgili sözleşmede, elimizdeki bütün İngilizleri serbest bırakarak bir kısım Türkleri suçlu sayıp İngilizlerin elinde bırakmaya razı olması, Sevres taslağında yer alan önceki hükümlerin daha hafifletilmiş şeklinden başka bir şey değildir.

Mart 1922’de: Bu konu üzerinde durulmamıştır.

Lozan’da: Bundan söz edilmemiştir.

10. MALÎ HÜKÜMLER

Sevres’de: İtilâf Devletleri, Türkiye’ye yardım olsun diye, İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden kurulu bir Maliye Komisyonu oluşturacaklar; bu komisyonda danışman olarak bir Türk komiseri bulunacaktır.

Bu komisyonun görev ve yetkileri aşağıdaki şekilde olacaktır:

a) Türkiye’nin gelirlerini korumak ve artırmak için her türlü tedbiri alacaktır.

b) Türk Meclis-i Mebusanı’na sunulacak olan bütçe, daha önce Maliye Komisyonu’na verilecek ve onun kabul ettiği şekilde Meclis’e gönderilecektir. Meclis’in yapacağı değişiklikler, ancak komisyonca uygun görülürse yürürlüğe konabilecektir.

c) Komisyon, malî kanun ve tüzüklerin uygulanmasını, doğrudan doğruya kendisine bağlı bulunan ve üyeleri kendisinin uygun bulacağı kimselerden seçilip tayin edilecek olan Türk Maliye Teftiş Hey’eti vasıtasıyla denetleyecektir.

d) Düyûn-ı Umumiye (Genel Borçlar) idaresi ve Osmanlı Bankası ile anlaşarak Türkiye’nin para işlerini düzenleyecek ve düzeltecektir.

e) Türkiye’nin, Düyûn-ı Umumiye’ye ayrılan gelirleri dışındaki bütün gelirleri bu Maliye Komisiyonu’nun emrine verilecektir. Komisyon bunlarla:

Önce, kendisine ve Türkiye’de kalacak olan İtilâf Devletleri işgal kuvvetlerine ait giderleri karşılandıktan sonra, 30 Ekim 1918 tarihinden beri İtilâf Devletleri ordularının gerek bugünkü Türkiye’de gerek Osmanlı İmparatorluğu’nun başka yerlerindeki giderlerini ödeyecektir.

İkinci olarak, Türkiye yüzünden zarar görmüş olan İtilâf Devletleri uyruklularının zarar ve ziyanını ödeyecektir.

Türkiye’nin ihtiyaçları bundan sonra dikkate alınacaktır.

f) Hükûmetçe verilecek her bir imtiyaz için Maliye Komisyonu’nun uygun bulması şarttır.

g) Bugün yürürlükte olan bazı gelirlerin doğrudan doğruya Düyun-ı Umumiye tarafından toplanması usulü, Komisyon’un onayı ile mümkün olduğu kadar genişlemisen yaygınlaştırılacak ve bütün Türkiye’ye uygulanacaktır.

Gümrükler, Maliye Komisyonu tarafından tayin veya işten çıkarılabilecek ve kendisine karşı sorumlu olacak bir genel müdürün yönetiminde bulunacaktır.

Mart 1921 teklifinde: Yukarıda sözü edilen Maliye Komisyonu Türk Maliye Nâzırı’nın fahrî başkanlığı altında bulunacaktır. Komisyonda bir Türk temsilci bulunacak ve bunun, Türk maliyesi ile ilgili konularda oyu olacaktır. İtilâf Devleteri’nin malî çıkarları ile ilgili konularda ise, Türk temsilcinin yetkisi, ancak danışma niteliğinde olacaktır.

Türk parlamentosu, Türk Maliye Nâzırı ile Maliye Komisyonu tarafından ortaklaşa hazırlanacak olan bütçede değişiklik yapma yetkisini taşıyacaktır. Fakat bu değişiklik bütçenin denkliğini bozacak şekilde ise, bütçe onaylanmak üzere yeniden Maliye Komisyonu’na gönderilecektir.

Türk hükûmeti, imtiyazlar verme hakkını yine elde edecektir. Ancak, Türk Maliye Nâzırı bu konudaki sözleşmelerin, Türk hazinesinin çıkarlarına uygun olup olmadığını, Maliye Komisyonu ile birlikte inceleyecektir ve bu konuda ortaklaşa bir karar alınacaktır.

Mart 1922 teklifinde: Maliye Komisyonu kurulmasından vazgeçilmektedir. Fakat, İtilâf Devletleri’ne olan savaştan önceki borçların ve aşırı olmayan bir tazminatın ödenmesi konusundaki gerekli denetlemenin Türk hâkimiyeti ilkesi ile bağdaştarılmasına çalışılacaktır.

Savaştan önceki Düyûn-ı Umumiye komisyonu olduğu gibi bırakılacak, yukarıda belirtilen iş için İtilâf Devletleri’nce bir tasfiye komisyonu kurulacaktır.

Lozan’da: Bu gibi bağlayıcı hükümlerin hepsi kaldırılmıştır.

11. İKTİSADÎ HÜKÜMLER

Sevres’de: Kapitülasyonlardan yararlanma hakkı savaştan önce bunlardan yararlanan İtilâf Devletleri uyruklularına geri verilecek; bu hak, bunlardan daha önce yararlanmamış olan Yunanistan, Ermenistan  v.b. devletler uyruklarına da tanınacaktır.

(Bu haklar arasında, birçok vergiden muaf olma hakkının bulunduğu ve vatandaşlık bölümünde görüldüğü üzere, her Türk vatandaşının, İtilâf Devletleri’nden birinin vatandaşlığına girmesine engel olma hakkının bizden alındığı hesaba katılırsa, bu hükmün genişliği daha iyi anlaşılır).

Gümrük tarifeleri için 1907 tarifesi (% 8) yeniden yürürlüğe konulmaktadır.

Türkiye, İtilâf Devletleri gemilerine en azından Türk gemilerine verdiği hakkı tanıyacaktır.

Yabancı postalar yeniden kurulacaktır.

Mart 1921 teklifinde: Bazı şartlara bağlı olarak yalnız yabancı postaların kaldırılmasının düşünüleceği söylendiğine göre, diğer hükümler olduğu gibi bırakılmaktadır.

Mart 1922 teklifinde: İngiliz, Fransız, İtalyan, Japon ve Türk temsilcilerinden ve kapitülasyonlardan yararlanan öteki devletlerin uzmanlarından oluşan bir komisyon, barışın yürürlüğe girmesinden sonra geçecek üç ay içinde, İstanbul’da toplanıp kapitülasyon sisteminin değiştirilmesiyle ilgili teklifler hazırlayacaktır.

Bu teklifler, malî konularda, yabancı uyrukluların Türklerle eşit vergi vermesini sağlayacaktır. Bu tekliflerde, gümrük vergisinde gerekli görülecek değişikliklerin yapılmasına da yer verilecektir.

Lozan’da: Kapitülasyonların her türlüsü kökünden ve ebadî olarak kaldırılmıştır.

12. BOĞAZLAR KOMİSYONU

Sevres’de: Kendine has bayrağı, bütçesi ve polis kuvveti bulunacak olan bu komisyon, gemilerin boğazlardan geçmesi, fenerler, kılavuzluk v.b. işlerle uğraşacak ve daha önce Yüksek Sağlık Kurulu’nun yaptığı görevlerle, kurtarma işleri artık bir komisyonun gözetimi altında ve onun vereceği talimat çerçevesinde yerine getirilecek ve komisyon, Boğazlar’ın serbestliğini tehlikede sayınca İtilâf Devletleri’ne başvurabilecektir.

Komisyonda Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Rusya’nın temsilcileri ikişer oya sahip olacaklardır.

Amerika istediği zaman, Rusya da Milletler Cemiyeti’ne girdiği andan başlayarak bu komisyonu katılabileceklerdir.

Komisyon üyeleri, diplomatik dokunulmazlıktan yararlanacaklardır. Komisiyona sırayla ve ikişer yıl süreyle, ikişer oya sahip devletlerin temsilcileri başkanlık edecektir.

Mart 1921 teklifinde: Türk temsilcisi de iki oya sahip olacak ve Boğazlar Komisyonu’na başkanlık edecektir.

Mart 1922 teklifinde: Aynı şekilde, Türk temsilcisi komisyona başkanlık edecektir. Boğazlarla ilgili bütün devletler komisyonda temsil edilecektir.

Lozan’da: Komisyonun başkanlığı bize verilmiştir. Komisyonun görevi, gemilerin Boğazlar’dan geçişinin Boğazlar Sözleşmesi hükümlerine uygunluğunu sağlamaktan ibarettir. Komisyon her yıl Milletler Cemiyeti’ne rapor verecektir.

Yine bu anlaşmayla, İstanbul’daki Milletlerarası Sağlık Kurulu kaldırılarak, sağlık işleri Türk hükümetine bırakılmıştır.

Saygıdeğer Efendiler, Lozan Barış Antlaşması’ndaki hükümleri öteki barış teklifleriyle daha fazla karşılaştırmanın yersiz olduğu düşüncesindeyim. Bu antlaşma, Türk milletine karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevres Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasî zafer eseridir.”

Kurtuluş Savaşı Hava Harekatı Konu Başına Dönüş İçin Tıklayınız

Editör :     Ercan ÇETİNERLER

KAYNAKLAR

Copyright © 2000-2003 Tayyareci

İtalya’nın Antalya’yı İşgali

Göksel Mahir Yılmaz tarafından yazıldı.

Salı, 01 Kasım 2011 14:27

Kırmızı kanatlarında küçük birer siyah benek bulunan Adalya kadar güzel olan Antalya ise “pazarlanmayı” değil, yaşanılır bir kent olmayı bekliyor.

İtalya’nın Antalya’yı İşgali

28 Mart 1919 tarihi Antalya için önemli bir tarihti. Bu tarihte İtalyan birlikleri Antalya’yı ( O zamanki adıyla Adalya’yı) işgal ettiler. Adalya adı Attolos’un Attalia kentinden geliyor derler. Ama Aynı Adalya iki kırmızı kanadında da birer siyah benek bulunan küçücük uğur böceğinin de adıdır. Benim güzel şehrim, bir uğur böceği kadar nazik ve korumasız şehrimin adıdır Adalya.

Daha Balkan Savaşı döneminde (1913)  İtalya’nın Antalya konsolosu Marki Agostini Ferrante, İtalya’nın Antalya üzerine olan ilgisini gösteriyordu. Örneğin, Antalya kalesinden taş sökerek ev temellerinde kullananları tespit eder etmez derhal olay yerine gidiyor ve “bu eserler Romalıların, yâni İtalyanların eserleridir. Bunları hiç kimse tahrip edemez” diyerek müdahale ediyordu. Şu anda dünya uygarlığının önemli bir parçası olan surların korunmuş olmasında Marki A. Ferrante’nin önemli bir payı vardır.

1919 Şubat ayının son günlerinde Antalya cezaevinden bazı mahkûmların firar etmesi üzerine 22 Mart 1919 tarihinde Antalya’ya gelerek iskeleye demirleyen Regena Elena adlı savaş gemisinden ayrılan birkaç asker günümüzde yanık hastane adıyla tanınan İtalyan Hastanesindeki İtalyan hemşireleri ve İtalyan rahibelerin bulunduğu İtalyan Okulunu korumak üzere karaya çıktı. Kaymakamlık bu askerlerin hastane ve okul binalarının dışına çıkmamaları kaydıyla 10 kişilik bu askeri birliğin karaya çıkışına izin vermişti. İtalyan komutanlığının az sayıda askerle karaya çıkma gerekçesi daha sonra İtalyan işgalinin gerekçesi olmuştur.

O zamana kadar İtalyan askeri komutanlığı ve İtalyan askerleri şimdi Kaleiçi yat Limanı dediğimiz bölgeye demirlemiş Regena Elene adlı askeri gemide bulunuyordu. İtalya Deniz Kuvvetleri için Kuzey İtalya’da La Spezia bölgesinde, bugün de İtalyan deniz Kuvvetlerinin merkez üssü olarak kullanılan limanda 1901 yılında kızağa konulan ve 1907 yılında servise alınan, Regena Elene adlı savaş gemisi Antalya’ya gelmeden önce Kuzey Afrika’da Osmanlı-İtalya savaşında da kullanılmıştı.  Karaya çıkan askeri birlik İtalyan Hastanesi ve İtalyan okuluna konuşlandı. Ayrıca, Antalya’nın İtalyan Kontrol Memuruna Hükümet binasında bir oda verildi.

ŞEHRİN İLERİ GELENLERİNİN İMZALADIĞI “ DAVETİYE”,

İşgalden önce de Antalya’da sivil İtalyan vatandaşları vardı. Bunların bir kısmı Arkeolojik araştırmalar yapıyorlardı.  Burada bulunan vatandaşlarına hizmet verileceği gerekçesiyle şehirde bir de telsiz-telgraf merkezi kurmuşlardı. Bunun dışında bölgede bir İtalyan Okulu kurmak için İtalya’dan öğretmenler ve rahibeler getirmişlerdi. İşgalden önce de Antalya’da hatırı sayılır sayıda sivil İtalyan vardı. Şehrin ileri gelenleri Regena Elene’ye davet edilerek gemi gezdirildi. Daha sonra da onlara bir belge imzalatıldı. Bu belge, şehre İtalyan askerlerinin çıkarılmasını talep ettiklerini gösteren bir belgeydi.  Bir söylentiye göre İtalyanlar bu belge karşılığı rüşvet vermişlerdi. Daha sonra Burdur’un işgalinde de aynı yöntemin kullanıldığı düşünülürse bunun gerçek olma payı vardır. (Burdur işgalinde İtalyan ordusu kendileriyle işbirliği yapan kentin ileri gelenlerine otomobil ve para vermişlerdi.)

Bir başka söylentiye göre ise gemiye çıkan şehrin ileri gelenleri imzaladıkları belgenin kentte bulunan İtalyan askerlerinin kendilerine kötü davranmadıklarını gösteren bir belge olduğunu sanarak belgeyi imzalamışlardı. Antalya esnafından ileri gelenler tarafından imzalanan bu belge İtalyanlar tarafından “şehre davet edildik” şeklinde kullanılarak Antalya’nın işgalinin hukuki gerekçesi olarak kullanılmıştır.

İŞGALE HAZIRLIK “PROVOKASYONLAR”

27 Mart 1919’da Antalya’dan Burdur’a giden bir posta arabası soyuldu. Soyguncular yakalanamadı. Aynı gece Kaleiçi’nde Rum nüfusun yaşadığı Yenikapı mahallesinde bir kutu barut patladı. Bu eylemin de sorumluları yakalanamadı. Bu eylemlerin İtalyanlardan para alan kişilerce düzenlendiği iddia edildi. Antalya’daki gelişmelere devam etmeden önce İtalyanların Antalya’nın işgalinde kullandıkları iddialara değinmek istiyoruz. Bomba patlama olayından sonra yapılan incelemeler, patlamanın İtalyanların bir “düzeni” olduğunu gösterdi. Asayişsizlik iddiası da gerçeği yansıtmamaktadır. İzmir’deki İngiliz temsilciliği, bir yüzbaşıyı bu iddiayı incelemek üzere Antalya’ya gönderdi. Bu İngiliz Yüzbaşı Antalya’nın işgaline sebep olarak gösterilen asayişsizlik iddiasını “İtalyanlar tarafından tertip edilen hile” olarak belirtmişti.  Antalya halkı şehirlerinin işgalini İtilâf Devletleri hükümetlerine telgraflar göndererek protesto etmiştir.

İŞGAL

28 Mart 1919 Cuma sabahı şehrin idari amirine başvuran İtalyan komutanlığı, şehirde İtalyan okulunda bulunan rahibelerin korktuğu gerekçesiyle 10 kişilik bir askeri birliği şehre çıkartmak için izin istedi. Askerlerin İtalyan okulundan çıkmamaları şartıyla izin verildi. Bunun üzerine saat 15.00 den itibaren İtalyan askerleri karaya çıkmaya başladı. 300’den fazla İtalyan askeri ile Antalya kısa sürede işgal edildi.

İşgal güçlerinin komutanı Amiral Gino Alessandro, işgal duyuran bir bildiri hazırladı ve Antalya halkına duyurdu. Bildiride özetle, bir posta arabasının soyulduğu, bir bomba patladığı ve bu olaylardan ötürü bir grup İtalyan askerinin güvenliği sağlamak amacıyla şehre gireceği bildiriliyor ve halktan İtalyan askerlerinin talimatlarına uymaları isteniyordu. Hükümet konağının kapısında ki, icra ilanları panosuna Amiral G. Alessandro’nun işgal bildirisinin bir kopyası, yarım bir kâğıda ve oldukça çirkin ve eski bir Türkçe ile asılmıştı.

İTALYA’NIN ANTALYA İŞGALİNDE YAYINLADIĞI BİLDİRİ METNİ

28 Mart 1919 tarihinde İtalyan işgal kuvvetleri komutanı Denizci Albay Giano Alessandro imzasıyla bir bildiri yayınlandı. Bu bildiri işgal gerekçesini açıklıyor ve halktan ve askeri birliklerin talimatlarına uymalarını istiyordu.

“Antalya ahalisinin can ve mallarının emniyeti taht-ı tehlikededir. Bu son günlerde vahim asayişsizlik ile ölü ve mecruh vukua gelmiştir. Hapishaneden firar ile etraftan gelen muzır eşhas tarafından fenalıklar ika edilmektedir. Dünkü gün İzmir ile İstanbul’a giden posta soyuldu. Bugün sabahleyin memleketin merkezinde büyük bir bomba infilâk ettirildi. Antalya ahalisi tarafından vâki olan istida üzerine İtalya devlet-i fehimesi asakir-i bahriyesinin bir kısmı düvel-i müttefıka namına memurin ve zabıta-yı mahalliyenin muavenetiyle âsayiş-i umumiyeyi temin etmek için bugün Antalya’yı işgal ediyorlar. Herhangi bir millete mensup olursa olsun, menafı-i umumiye namına hülus-u niyet sahiplerini emirlerimizin tamamıyla muhafaza olunması için davet ediyoruz ve teda-bir-i şedide-i harbiyeyi ittihaz etmeğe mecbur olmayacağımızı ümid ile tatbik edileceği beyan olunur.”

İŞGALE KARŞI SAVAŞ BAKANLIĞININ TALİMATLARI

Antalya’nın İtalyanlar tarafından işgali ve karaya çıkan askerlerin keyfi davranışlarda bulunmaları üzerine Antalya kaymakam vekili gemi komutanı G. Alessandro’yu ziyaret etti. İtalyan komutan, askerlerin keyfi davranışlarını ancak yukarıdaki bildirinin halka ilân edilmesi halinde önleyeceğini söyledi. Bunun üzerine 57. Tümen komutanlığı Antalya’daki 176. Alay’a, “İtalyanların işgaline rağmen Türk memur ve görevlilerin göreve devam etmelerini ve İtalyanların yapacakları her kanunsuz hareketin protesto edilmesini” emretti. İzmir’deki 17. Kolordu komutanlığı işgali, İzmir’deki İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcileri nezdinde protesto etti ve durumu Harbiye Nezareti’ne yazdı. Harbiye Nezareti, Antalya kaymakamlığına 29 Mart’ta, “Antalya’nın işgali hususunda endişelenecek bir durum olmadığını, Bakanlığın, meselenin çözümlenmesi için girişimde bulunduğunu ve İtalyanlarla iyi ilişkiler kurarak güvenliğin korunması gerektiğini” bildirdi. Bakanlığın 31 Mart tarihli ikinci yazısında, “Antalya’ya asker çıkarılmasının bir işgal olmadığı, güvenliği sağlayan mahalli güçlere yardım amacıyla yapıldığı ve hükümet otoritesini sarsacak hareketten kaçınılması konusunda, İstanbul’daki İtalya yüksek komiserliği tarafından Rodos’taki başkumandanlıklarına direktif verildiği” bildirildi.

İŞGAL GÜNLERİ

İşgalden kısa bir süre sonra İtalyanların Antalya’da kendilerine göre bir düzen kurdukları görülüyor. İşgali 300 civarındaki bir asker sayısıyla gerçekleştiren İtalyanlar bu mevcudu 30 Mart 1919’da 6oo’e çıkardılar. Bu askerler şehrin içine ve çevresine çadırlı ordugâhlar kurarak yerleşmişler, postalar ve nöbetçiler görevlendirmişlerdir. Silâh ve mühimmat ambarlarını kontrol altına almışlar, Antalya’daki silâh ve mühimmatın başka yerlere nakline izin vermemişler, yollara yerleştirdikleri posta noktalarında yolcuların kontrolünü yapmaya başlamışlardır. 1922 yılında Antalya’nın nüfusu 24.000 civarında idi ve bu nüfusun 16.000’i Müslüman 8.000’i ise Hıristiyan, Yahudi ve Ermeni vatandaşlardan oluşmaktaydı.

Antalya’nın işgalinden sonra İtalyanlar çevrede denetimi sağladıkları gibi şehrin 45 km. kuzeyindeki Bademağacı mühimmat deposunu da işgal ettiler. Burada bulunan piyade ve topçu cephanesinin deposu, o sırada Antalya’da bulunan 57. Tümen komutanı Albay M. Şefik Bey’in gayretiyle Burdur’un Çeltikçi köyüne nakledilebildi.  Antalya çevresinde sık sık keşif gezisi yapan İtalyan subay ve memurları yeni işgal bölgeleri hazırlamak için çaba göstermişlerdir. 8 Nisan 1919’da Burdur’a giden G. Alessandro ve Marchese A. Ferrante, Burdur Kaymakamına Fransızca bir kâğıt imzalatmak istemişlerse de Kaymakam kabul etmemişti. Antalya’daki İtalyan temsilci Marchese A. Ferrante, “Alanya’dan Marmaris’e kadar sahilleri tamamen işgal edeceklerini” söylüyordu.

İşgal günlerinde İtalyan işgal güçleri adeta Türkiye’nin bağımsızlık savaşına destek vermişlerdir. Şehirdeki yoksullara yiyecek ve çeşitli eşya vermişler, savaş sonrasının yoksulluğunu yaşayan ve açlıkla boğuşan Antalya için bu yardımlar önemli bir etki yapmıştı. İtalyanlar yeni okullar açtılar, İtalyan hastanesinde salgın hastalıklarla boğuşan Antalya halkına da hizmet sundular. Savaş günlerinde Antalya’da 6, Antalya’nın ilçelerinden ise sadece Elmalı’da 1 adet doktor bulunuyordu. Frengi salgını vardı. Bölgedeki bazı eski okulların yenilenmesi de bu dönemde yapıldı Antalya içinde ve Burdur yolunda bazı yol çalışmaları yapıldı. O dönemde Yunanistan’ın değişik bölgelerinden ve adalardan Türkiye^ye göçen nüfusa da yardım ettiler. Banco Di Roma Antalya’da bir şube açtı. İtalyanlar Türkiye ile savaşmamak için ellerinden geleni yaptılar. Bağımsızlık savaşında Yunanistan’a karşı Türkiye tarafında yer aldılar. Bunun yanında İtalyanlar Antalya’yı işgal ettikten sonra, burada telsiz-telgraf hane, okul, hastane ve İtalyan malı satmak için dört mağaza açmışlardı. İtalyanların açtığı bu okula İslam ve Rum fakir çocukları devama başlamışlardı.Buraya devam eden çocuklara ufak-tefek kırtasiye malzemesi ve sabahları ara sıra çikolata verilmekte idi. İtalyanların açmış olduğu okulda eğitim, hastanede de muayene parasızdı. Ayrıca İtalyan Hastanesi’ne İslamlar ve fakir memurlar müracaat ediyorlardı. Bunun yanında İtalyanların açmış oldukları mağazalarda, rayiç üzerinden mal satılıyordu.

Ancak bütün bunlar İtalyan işgalini haklı göstermedi. Antalya’da işgale karşı direnişler de oldu.

Mehmet Emin Adıson o zamanlar yayınladığı “Antalya” gazetesinde işgale karşı yazılar yazdı. Kaleiçi’nde eski bir evin mahzeninde mum ışığında bağımsızlık yazıları yazan bu gazeteci İtalyan işgal kuvvetleri tarafından tutuklanarak Rodos adasına sürüldü.

YUNANİSTAN’IN ANADOLU İŞGALİ VE İTALYA

15 Mayıs 1919 tarihinde ise Yunanistan Aydın, Manisa, Turgutlu, Ayvalık ve İzmir’i işgal etti.  Yunanistan ve İtalya arasında bir kriz oluştu. İtalya Rodos dışında 12 adalar diye bilinen ve 1912’de işgal ettiği adalar zincirinde işgal güçlerini takviye etti. Türkiye’nin Yunanistan işgaline karşı savaşı sırasında, Yunanistan’ın zayıflaması ile vazgeçmiş görüldüğü bölgelere de gireceğini varsayan İtalya, zaman zaman bölgedeki direnişçi gruplara barınma ve lojistik destek de sağladı.

ANTALYA’DA İTALYAN BİRLİKLERİNİN KOMUTANLARI

İtalya, 16 Mart 1919’dan itibaren geçerli olmak üzere bir bildiri yayınlamıştır. Bildiri özetle şöyledir. ” Oniki Ada bölgesinden, bu adalarla Kuşadası körfezinden… Antalya ve ötesine kadar olan Anadolu kıyılarında kaza hakkına sahip olmak üzere bir “Deniz İstasyon Komandosu” kurulduğu, bu sularda faaliyette bulunan bütün gemilerle işbu yerler ve sahillerde bulunan İtalyan deniz hizmetindeki askerlerin bu komutanlığın emrine verildiği tâyin ve tespit edilmiştir.” Bu bildiri gereği de Antalya bölgesine komutanlar atanmıştır.

Antalya’da İtalyan birliklerinin komutanlığı değişik subaylar tarafından yapılmıştır.

29 Nisan 1919-24 Temmuz 1919 Giuseppe Battistoni.

24 Temmuz 1919-17 Ağustos 1919 Louis Bongiovanni

17 Ağustos 1919-18 Aralık 1919 Victor Elias

18 Aralık 1919-7 Ağustos 1920 Achille Porta

7 Ağustos 1920-29 Nisan 1922 Georgio Fusoni

ANTALYA’DA İTALYAN İŞGAL BİRLİKLERİ

Anadolu Yurtdışı Birlikleri:

1-      34. Piyade Alayı

2-      4. Bersaglieri Taburu (Keskin Nişancı Taburu)

3-      Roma Hafif Atlı Alayı’na ait 2 Süvari Bölüğü

4-      186.  Dağ Topçu Taburu

5-      Destek birimleri

6-      Ağustos 1922 tarihinde bilinmeyen sayıda uçak Antalya’ya getirilmiştir.

ROMA’NIN MİRASÇISI İTALYA

Anadolu’da egemen olmak isteyen İtalyanların Antalya’da arkeoloji çalışmalarına 19. yüzyılda başladıkları kabul edilmektedir. Ancak, Anadolu topraklarının İtalyan arkeoloji heyetlerinin geniş çaplı faaliyetlerine sahne olması Birinci Dünya Savaşının hemen öncesindeki yıllara rastlamaktadır. Trablusgarp Savaşından sonra güneybatı Anadolu’ya egemen olmak isteyen İtalya, 1913’te Antalya’da bir konsolosluk açtı. Konsolos olarak atanan Agostini Ferrante, bölgedeki eski eserlere sahip çıkar şekilde davranmaya başladı. İtalya, Antalya ve civarında hak iddia ederken kendisini Roma İmparatorluğu’nun mirasçısı olarak görmüştür. Böyle olunca da, eski eserleri incelemek ve ortaya çıkarmak için girişimlerde bulunmuştur. Ne var ki, bu heyetler yalnızca arkeolojik incelemeler yapmamış; aynı zamanda bölgeyi İtalyan nüfuzuna hazırlayacak çalışmalar da yapmışlardır. İtalyan yayılmacılığının öncüleri olan arkeoloji heyetlerine mensup bilim adamları, ülkelerine dönüşlerinde verdikleri konferans ve yazdıkları kitap/makalelerle İtalyan kamuoyunu Anadolu konusunda bilgilendirirken hükümetlerinin politikalarını oluşmasına da katkıda bulunmuşlardır.

Nitekim İtalya’nın Birinci Dünya Savaşına girerken İngiltere ve Fransa ile imzaladığı 26 Nisan 1915 tarihli Londra  ve 8 Ağustos 1917 tarihli  St. Jean de Maurienne gizli antlaşmalarında, arkeoloji heyetlerinin çalışma sahasını nüfuz bölgesi olarak seçmesi rastlantı değildir.

ANTALYA’DA İTALYAN ARKEOLOGLAR

Araya savaşın girmesi yüzünden İtalya’nın bu niyet ve girişimleri sonuçsuz kalmıştır. Fakat savaşın son ermesiyle birlikte İtalyanlar, Anadolu’da işe bıraktıkları yerden başlamışlardır. Gizli antlaşmalarla kendilerine vaat edilen yerleri işgal eden İtalyanlar, buralarda arkeolojik incelemeler yaptılar; antik dönemden kalan eserleri onardılar. Biagio Pace, Roberto Paribeni gibi arkeologlar, halkı kendi yanlarına çekmek için ülkeleri lehinde propaganda yaptılar. İtalyan arkeologlar, çalışmalarını bazen Osmanlı Hükümeti’nin bilgisi dâhilinde yapmışlar; kimi zaman kendi başlarına hareket etmişlerdir. Ortaya çıkarılan eski eserlerin hükümete bilgi verilmeden koruma altına alınması Osmanlı Devleti’nin tepkisine yol açmıştır. Belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, İtalyan araştırmacılar, buldukları bir takım eski eserleri hükümete haber verme ihtiyacı duymadan ülkelerine götürmüşlerdir. Bu durumda olan eserlerin tam bir listesini çıkarmak mümkün değilse de, Osmanlı makamları arasında, İtalyanların çıkardıkları eserleri memleketlerine götürdüklerine dair yazışmalar vardır. Hükümetin tepkisine rağmen İtalyan arkeologların incelemeleri işgal dönemi boyunca devam etmiştir. Türkiye’nin bağımsızlık savaşında kazandığı zafer, Anadolu’daki İtalyan arkeoloji heyetlerinin faaliyetlerine son vermelerine yol açmıştır. Bu dönemdeki kadar yoğun olmasa da, Cumhuriyetin ilk yıllarında da bazı İtalyan arkeologları, Ankara Hükümetinin izniyle Anadolu’da çalışmışlardır.

Anadolu; geçmişte Roma İmparatorluğu egemenliğinde kaldığı için İtalyan arkeologlarının ilgisini çekmiştir. Bu ilgi günümüzde de devam etmektedir. Fakat bu çalışmalar, geçmişte İtalyanların hedeflerinden farklı olarak, dost iki ülkenin bilimsel işbirliği şeklinde yürütülmektedir. Bu çalışmaların sonuçları da kitap, makale ve sergi şeklinde Türk ve İtalyan kamuoylarıyla paylaşılmaktadır.

İTALYAN İŞGALİNİN SONU

Antalya’yı işgal eden İtalyan birlikleri, şehirde yerleşen İtalyan nüfusun büyük bir kısmını da gemilere alarak 5 Temmuz 1921 tarihinde Antalya’dan ayrılmışlardır. İtalyan işgalinin sona ermesiyle özellikle Müslüman olmayan kesimlere Rum, Ermeni ve Yahudi nüfusa baskılar başlamış ve çok miktarda ev ve arazi sahip değiştirmiştir. Bu “mülkiyet değişiklikleri”, Müslüman olmayan nüfusa yapılan saldırılar ayrı bir yazı konusudur.

SONUÇ OLARAK

28 Mart 1919 – 5 Temm

uz 1921 tarihleri arasında Antalya halkı değişik bir deneyim yaşamıştır. Açlığın, salgın hastalıkların ve savaş sonrası olabilecek bütün olumsuz koşulların etkisi altındaki Rum’u, Türk’ü, Ermeni’si, Yahudi’siyle bütün Antalya halkı İtalyan işgalini yaşamıştır. Savaş halkta yoksulluğun, acının katmerleşmesine, gençlerin ölümüne, salgın hastalıklara yol açmıştır. Ama aynı zamanda bir avuç insan zenginleşmiş, servetlerine servet katmıştır. Tıpkı günümüzde olduğu gibi “savaştan nemalanan” insanlar, işbirlikçiler, karaborsacılar ortaya çıkmıştır. İşgal sırasında işgalcilerle işbirliği yapanların, işgalin sona ermesi ile Rum, Ermeni ve Yahudilerin varlıklarına el koyanların ve bugün adına caddeler yapılan kentin ileri gelen ailelerinin o zamanki durumları ayrı bir çalışma konusudur.  Regena Elene gemisinde bir bildiri imzalayarak, İtalya’yı Antalya’ya işgale davet edenlerin isimleri ve bu davet öncesi ve sonrası mal varlıkları kaynaklarda vardır. Mehmet Emin Adıson gibi adı basın tarihine altın harflerle yazılan kahramanlar da araştırılmayı beklemektedirler.  Kırmızı kanatlarında küçük birer siyah benek bulunan Adalya kadar güzel olan Antalya ise “pazarlanmayı” değil, yaşanılır bir kent olmayı bekliyor.

14.MÜHİMMAT BÖLÜK KOMUTANLIĞI

176 piy7ade alyı

176 piyade alay 2 tab karargah destek bolugu

176 piyade alayı

176 piyade alayi 2 tabur karargah destek bolugu

176 pyade alay 2 tab karargah destek bolugu

176 PYD ALY MUH DES BÖL

176,piyade alayı

176.piyade alayı

176.piyade alayı muharebe destek bölüğü

Ana Sayfa  |  TSK-Posta  |  Site Haritası

Ana Sayfa » Tarihten Kesitler » 9 Eylül 1922 İzmir’in Kurtuluşu

Birinci Dünya Savaşı sonunda, İtilâf Devletleri, Osmanlı Devleti ile 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzaladılar ve bu anlaşmaya dayanarak Anadolu’yu işgale başladılar. Türk milleti işgal hareketleri karşısında vatanını kurtarmak için 1919 yılında yer yer direniş hareketlerini başlattı. Bu hareketler, 19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ayak basmasıyla kısa sürede merkezi bir nitelik kazandı.

Bu süreçte arka arkaya kazanılan Birinci İnönü, İkinci İnönü, Aslıhanlar-Dumlupınar ve Sakarya Meydan Muharebeleri ile yurdun kurtarılması yolunda önemli adımlar atıldı. 26 Ağustos 1922 sabahı dikkat ve titizlikle hazırlanan taarruz planı uygulamaya konuldu. 26-30 Ağustos 1922’de yapılan Büyük Taarruz, Türk İstiklâl Harbi’nin son safhasıdır. 30 Ağustos “Başkomutan Meydan Muharebesi” nde bir gün içinde Yunan ordusunun en önemli bölümü etkisiz hale getirildi. Böylece kesin sonuç beş gün içinde elde edilmiş ve hazırlanan plan tam bir başarıyla uygulanmış oldu.

Büyük Taarruz Panoraması

31 Ağustos günü Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi (ÇAKMAK), Batı Cephesi Komutanı İsmet (İNÖNÜ) ordu komutanları Yakup Şevki (SUBAŞI) ve Nurettin Paşa’ları karargahını kurduğu Çalköy’ünde toplayarak, kaçabilen Yunan kuvvetlerinin hızla takip edilmesini ve İzmir ile dolaylarındaki kuvvetleriyle birleşmemesi için üç koldan Ege’ye doğru ilerlenmesini doğru bulduğunu belirtti.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa “Sakarya” İsimli Atıyla

1 Eylül’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ordulara bir bildiri yayımlayarak şu tarihi emrini verdi: “Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü, yiğitlik ve yurtseverlik kaynaklarını yarışırcasına esirgemeden vermeye devam eylemesini isterim. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”. Böylece düşmanın akıbeti de belirlenmiş oldu. Çalköy’de verilen bu tarihi emir üzerine İzmir’de “Akdeniz”i, Mudanya’da “Marmara” yı görmek için 8-9 günlük bir zaman kâfi gelecekti.

31 Ağustos’ta başlayan amansız takip sonunda Türk kuvvetleri 2 Eylül’de yıkıntılar haline gelmiş Uşak’a girdi. Burada Yunan Ordusu Başkomutanı General Trikopis tutsak edildi.

Takip Harekâtı insan üstü bir hızla ilerledi. Türk askeri dinlenmek ve uyumak istemiyordu. Çünkü kurtardığı her kasabanın, köyün, şehrin Yunanlılar tarafından yakıldığını, bölgedeki Türklerin de acımasızca katledildiğini görmekteydi.

9 Eylül günü 1 nci Kolordu Kemalpaşa’ya, 2 nci Kolordu Manisa’ya, 4 ncü Kolordu Turgutlu’ya ulaştı. Kuzeyde Kazancıbayırı’nda Yunan mevzilerine taarruz eden 3 ncü Kolordumuz düşmanı atarak Bursa’ya ilerledi. Türk süvarileri üç yılı aşkın süredir yas çeken İzmir halkının sevinç göz yaşları arasında İzmir’e girdi.

Türk Süvari Birliklerinin İzmir’e Girişi

Süvarilerimiz, İzmir’e girerken birkaç yerde hafif ateşle karşılaşmaktan başka bir olay olmadı, Kordonboyu’ndan geçerken bir İngiliz müfrezesi tarafından selamlandı. Türk bayrağı Hükümet Konağına ve Kadifekale’ye çekildi.

9 Eylül 1922 Günü İzmir Vilayet Konağı Balkonundaki Direğe Türk Bayrağı’nın Çekilişi

Birinci Süvari Tümeni Komutanı Mürsel Paşa bir Fransız harp gemisi telsizi vasıtasıyla, İzmir’e girildiğini Ankara’ya bildirdi. İzmir’de Türk halkının sevinci o denli büyüktü ki askerlerimiz çiçek yağmuru altında kaldı.

Başkomutan İzmir’in alınışı dolayısıyla ordulara şu tarihi mesajını yayınladı:

“İlk verdiğim Akdeniz hedefine varmakta orduların gösterdiği gayret ve fedakarlığı hürmet ve takdirle anarım. Elde edilen büyük muzafferiyetin yapıcısı olan kıymetli arkadaşlarıma en içten teşekkür ve tebriklerimi bildiririm. Orduların bundan sonra verilecek hedeflerin alınmasında da aynı fedakârlık yarışmasını göstereceklerine inancım tamdır”.

9 Eylül günü 3 ncü Kolordumuz Bursa’yı savunan Yunan birliklerini geri atarak şehri kurtardı. Türk Ordusu’nun İzmir ve Bursa’yı alması üzerine Mustafa Kemal Paşa, millete bir beyanname yayınladı. Torbalı ve Menderes Vadisi’nden çekilen Yunan birlikleri, Seydiköy civarında kısa bir çarpışmadan sonra süvarilerimiz tarafından esir alındı. 9 Eylül günü; Menemen yakılmadan kurtarıldı, Seydiköy Türk kuvvetlerinin eline geçti. Akıl almaz bir hızla ilerleyen piyade birlikleri de bir gün sonra Başkomutan ile birlikte İzmir’e gelmişti.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Yaveri Salih Bozok ile birlikte İzmir’e geliyor. (10 Eylül 1922)

18 Eylül 1922 tarihine kadar yapılan Takip Harekâtı ile bütün Batı Anadolu’daki Yunan askerleri sınırlarımız dışına çıkarıldı.

15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkıp, Anadolu’nun hemen yarısını istila ederek, burada Yunan Asya İmparatorluğu’nu kurmak rüyasıyla üç seneyi aşkın bir süre içinde anayurdumuza saldıran düşman orduları, nihayet 18 Eylül 1922 gününde tek bir er kalmamak suretiyle vatanımızın bu bölgesinden tamamen temizlenmiş oldu.

Mağlup Yunan kuvvetlerinden İzmir’e dönebilen 12.000 kişilik grup,
savaş gemilerine bindirilerek Yunanistan’a gönderilmiştir.

Takip harekâtının başarı ile sonuçlanması yalnız Batı Anadolu’yu Yunanlılardan temizlemekten ibaret değildir. Türk ordusunun yaptığı bu harekât ile, İzmit bölgesinden İstanbul Boğazı’na, Balıkesir bölgesinden Çanakkale Boğazı’na kadar hayati önem taşıyan diğer stratejik hedefler de büyük bir ustalıkla İtilaf Devletleri’nin işgalinden, olaysız olarak ve barış yoluyla kurtarıldı.

9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’in kurtuluşu sırasında şehit düşenlerin anısına
İzmir-Konak’ta yaptırılan İstiklâl Şehitliği

Takip Harekâtı; Türk ordusunun kahramanlığı yanında askeri ve siyasi alanda gösterdiği yüksek sevk ve idare ile birlikte kudret ve kabiliyetini de ispat eden büyük bir eserdir.

Türk Ordusunun kazandığı bu zafer, Mudanya Ateşkes Antlaşması’na giden süreci başlattı. Türkiye, Mudanya Ateşkes Antlaşması’ndan sonra 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nı imzaladı. Böylece Türk milleti, varlığını bütün dünyaya kabul ettirmiş, Türk devleti de tam bağımsızlığını kazanmış oldu.

·  BÜYÜK TAARRUZ’UN ŞANLI KOMUTANLARI

www.defenceturk.com/index.php?topic=2345.0;wap2

Alay Komutanı 123-Yrb.Mazhar-176.Alay Komutanı 124-Yrb.İrfan-190.Alay Komutanı 125-Yrb.Mustafa Kazım-61.Tümen Topçu Alay Komutanı 126-Alb.Cemil-1.

Bu sayfayı 3 kez ziyaret ettiniz. Son ziyaret tarihi: 02.04.2012

·  KOCATEPE BÜYÜK TAARUZ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA …

www.aku.edu.tr/web/IcSayfa.aspx?ID…

Büyük Taarruz’da Albay olarak Kolordu dereceli Kocaeli Grup Komutanlığı görevinde idi. General … Büyük Taarruz’da Kurmay Yarbay rütbesi ile 7’inci Alay Komutanlığı yapmıştır. General ….. Albay Mazhar. 1877 yılında İstanbul’da doğdu. 1920-1923 yıllarında katıldığı türk Kurtuluş Savaşı’nda Yarbay rütbesi ile 176. Alay …

TÜRK ĐSTĐKLÂL HARBĐNDE TERFĐ VEYA TAKDĐRNAME ĐLE …

www.atam.gov.tr/templates/resimler/File/Belgeler/…/s25baycan.pdf

Dosya türü: PDF/Adobe Acrobat – Hızlı Görünüm
2. Ocak 1937’de öldü. 176 Kur. Yarbay Mehmet Hulusi 24 ncü Tümen Komutanı, 18 nci Tümen …. 38 Yarbay Mazhar (Alb.) Đstanbul (1308-P. 74) …. 298 Binbaşı Nazım (Yb. ALPAY) 41 nci Tümen 16 nci Alay Komutan Ve-. Uhri (1313-P. 73) kili.

Bu sayfayı 02.04.2012 tarihinde ziyaret ettiniz.


Dr. Kayaalp Buyukataman

Exit mobile version