Site icon Turkish Forum

HER TAŞIN ALTINDA/ÜSTÜNDE BU PAPAZ

HER TAŞIN ALTINDA/ÜSTÜNDE BU PAPAZ - resized bfc78 fd61122ckonica1

 

HER TAŞIN ALTINDA/ÜSTÜNDE BU PAPAZ

Hüseyin MÜMTAZ

 

Kör karanlık bir gecenin tam ortasında ansızın yahut güneşin ilk ışıkları ile veya gün ortasında veya gün batımında veya ne bileyim ben günün anlamsız herhangi bir saatinde…

Üst katında oturmakta olduğunuz apartmanın alt girişinden, alışık olmadığınız yabancı bir ton/nağme/üslûp ve makamda bir ses duyarsanız sakın şaşırmayın.

Apartmanınızın yapılışını belki biliyorsunuzdur, on-yirmi-otuz yıl önce yahut geçen yıl.

Ama arsasının yerinde elli, yüz, iki yüz, beş yüz yıl önce ne olduğunu hiç düşündünüz mü?

Tarla mıydı, bahçe miydi, ne bahçesiydi? Fındık, çay, marul, domates, biber, fasulye?

Bir saray, kervansaray, han, hamam, kulübe, ağıl ne vardı orada?

Cami, kilise, manastır?

Sesler kesildi, kapı çaldı, açtınız karşınızda bir papaz… Bir elinde haçı, öbüründe ileri geri salladığı tütsüsüyle resmen bir papaz…

Sakın şaşırmayın.

Muğla’nın Yatağan ilçesindeki 3 bin yıllık Stratonikeia Antik Kenti’nin içinde bulunan kilise kalıntısı için resmi olarak papaz atanmış.

Fener Rum Patriği Bartholomeos tarafından Yatağan Stratonikeia Antik Kenti piskoposluğuna atanan 1. Stefanos, Leros Adası’nda yaşayanlardan oluşan bir heyetle antik kente gitmiş ve 1600 yıllık kilise kalıntısında dua etmiş.

Kazı Başkanı Prof. Dr. Bilal Söğüt, “Orada ibadet edilebilecek bir kilise yok” derken Emekli Albay Başbuğ da, “Yapılan tamamen politik, atamanın amacı Avrupa’ya karşı, ‘Buralar bizimdi. İşte eserlerimiz, gasp edilen topraklarımız’ mesajı vermek olduğunu” söylemiş.

Araştırın bakalım, sizin evin yerinde 1600 yıl önce ne vardı?

Hadi, ülkesi ve milleti ile devletine gönülden bağlı farklı dinden vatandaşlarımızın zaman zaman dedelerinin yaşadıklarına inandıkları yerleri gezerek ederek dua etmelerini anlayışla karşılayalım ama dışarıdan gelen yabancı kafilelerin her taşın altında kilise arayıp, üstünde “atanmış” yabancı papazların yönetiminde âyin yapmalarına ne demeli?

Türkiye’nin taşı/toprağı haç çıkarılacak hac yeri mi?

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ Mecliste düzenlediği basın toplantısında, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un, Muğla’nın Yatağan ilçesindeki tarihi bir kalıntıya papaz atamasını eleştirerek, “Fener Rum Patriği, bir süreden beri Türkiye’de çeşitli il ve ilçelere metropolitler atıyor. Patriğin atama yaptığı yerlerde bir tane bile Rum yok. Cemaati olmayan yerlere papaz atanıyor ve buralarda düzenli ayinler yapılıyor. Ayine katılımı Yunanistan’dan gelen kişiler sağlıyor.” değerlendirmesinde bulunmuş.

Türkiye’nin, kendi içindeki Rum azınlığının ibadetlerini huzur içinde yapmasının garantörü olduğunu kaydeden Özdağ, “Ancak ayin yapmak için Yunanistan’dan Türkiye’ye insan getirilmesini nasıl açıklayacağız? Sit alanı içinde olan antik kentlerdeki kalıntılara metropolit atamanın anlamı nedir?” sorusunu sormuş.

Ümit Özdağ, 12 kişiden oluşan Fener Rum Patriği Dini Meclisine 6 yabancı uyruklu metropolit atandığını ve bunun yasalara aykırı olduğunu da dile getirmiş.

Atanan 6 kişinin Yunan vatandaşı olduğunu ve bunlara Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının verilmesinin düşünüldüğünü öne süren Özdağ, “Yatağan’daki papaz da Yunan vatandaşı. Nasıl olur da Türkiye Cumhuriyeti topraklarındaki bir kiliseye bir başka ülkenin vatandaşı atanır ve burada görev yapar? “ diye konuşmuş.

“Manevi Bizans haritası çiziliyor” diyen Özdağ, atanan papazların gittiği yerlerde ayin yaparken, yerel yöneticilerin de din turizmi kisvesi altında bu faaliyetleri desteklediğini öne sürmüş.

Sadi Somuncuoğlu da Emekli Albay Ümit Yalım’a atfen; “Tüzel kişiliği olmayan Ruhban Okulunun sözde müdürü Elpidoforos, Yunan in.gr haber sitesine yaptığı açıklamada, ‘Heybeliada Ruhban Okulu’nda icra edilen Erasmus programına, 2012’den beri, değişik Yunan Üniversitelerinden gelen 40’tan fazla üniversite öğrencisi katıldı’ğını” aktarıyor.

Daha neyin kavgasını yaptığımızı söyler misiniz lütfen?

“BBC Türkçe’nin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Avrasya analisti Eşref Yalınkılıçlı, Türkiye’nin ‘yumuşak güç’ açılımı kapsamında sadece cami yapımıyla yetinmediğini, özellikle Balkanlar’da Osmanlı dönemine ait hanları, hamamları, kervansarayları yenilediğini de vurguluyor.

‘Türkiye, içeride inşa etmek istediği kimlik unsurunu dışarıda da yaymak istiyor’ diyen Yalınkılıçlı, hükümetin ‘İslam dünyasının liderliğine oynama düsturuyla’ da hareket ettiğini aktarıyor.

Yalınkılıçlı, Balkanlar’da daha çok ‘Davutoğlu’nun dışişleri bakanı ve başbakan olduğu dönemde atfedilen ‘yeni Osmanlıcı vizyon’ ile hareket edildiğini’ belirtirken, Orta Asya’da 1990’larda ortaya çıkan ‘yeni Türkçü motivasyonunun’ daha etkili olduğunu vurguluyor”.

Yine aynı habere göre Türkiye Diyanet Vakfı; Haiti, Filipinler, Cibuti dahil dünyanın dört bir yanında 103 cami yaptırmış.

Öte yandan…

“Atina’nın merkezinde bulunan tarihi Mustafa Voyvoda Camii el sanatları müzesine çevrilmiştir. İbadete açılmasına izin verilmemektedir.

Girit Adası’ndaki Hanya şehrinde bulunan Hünkâr Camii kiliseye çevrilmiş, adına da Aziz Nikola Kilisesi denilmiştir. Yunanistan’ın eline geçmeden evvel 76 cami ve mescit, 9 medrese, 35 okul, 11 tekke, 5 imaret, 27 han, 28 hamam ve diğer sanat eserleri dâhil 89 abideye sahip Girit’te bugün sadece bir iki tanesi ayakta kalmıştır. Rodos’taki tarihi Osmanlı Camisi pastane olarak hizmet vermektedir!

Rodos’ta 33 cami ve mescit harap haldedir. Enderun Camii konser salonuna çevrilmiş, Kadı Mescidi kilise olarak kullanılmaktadır. İstanköy Adası’nda 11 cami harabe durumdadır. Türbelerimiz çeşmelerimiz tamamen yıkılmıştır. Selanik’te 1468’e yapılan tarihi Hamzabey Camii meyhaneye çevrilmiştir.

Alaca İmaret Camii, izciler kulübünün lokali olarak kullanılmaktadır. Yeni Cami, depoya çevrilmiştir. Yenice’deki Vezir Muhasip Paşa Camii’nin minareleri yerle bir edilmiştir. Tırhala’daki Osmanşah Camii savaş enkazına dönüştürülmüştür. Dimetoka ve çevresindeki 133 cami ve mescit, 8 medrese, 18 mektep, 11 tekke olmak üzere toplam 187 eserden sadece yıkık halde bir cami ayakta kalabilmiştir. Gümülcine’de 76’sı cami, 35’i mektep, 27 han olmak üzere olmak üzere toplam 295 eserden bugün 2 harap cami ayakta kalabilmiştir.

İskeçe ve çevresindeki 175 camiden tek bir tanesi bile bugün mevcut değildir. Rodos’ta Osmanlının bıraktığı yüzlerce camiden de bir teki ayakta tutulmamıştır. Gümülcine’deki Tabakhane Camii’nin tam yanına bir diskotek yaptırılarak ayakta kalan birkaç caminin içki kokuları arasında açık tutulmasına izin verilmiştir” diyor Muharrem Bayraktar.

Eş zamanlı olarak memleketin çeşitli köşelerinde, çeşitli kılıklar altında “19 Mayıs”ın Pontus Soykırımı günü olarak anılma çabalarını;

Giresun’da silah deposu olarak kullanıldığı için 1919’da Topal Osman’ın yıktırdığı kilisesin çan kulesinin geçen yıl şehrin en merkezi yerine tekrar dikilmesini…

Çipras’ın boyuna bosuna bakmadan; “Doğu Akdeniz’de doğal gaz aramaya devam etmesi halinde Türkiye’ye ekonomik yaptırımların uygulanacağını” söylemesini ve hemen ardından Mogherini’nin de; “Türkiye, Avrupa Birliği’nin gereğine uygun bir şekilde yanıt vereceği ve Kıbrıs’la tam bir dayanışma içinde olacağı her türlü yasa dışı uygulamadan kaçınmalı” diyerek onu desteklemesini alt alta yazın.

Peki…

Hâl böyleyken…

Yâni Cibuti dâhil dünyanın dört bir yanında 103 cami yaptırabilen Türkiye burnunun dibindeki Ege Adaları ve Batı Trakya dahil “komşusu” Yunanistan’ın her bir tarafında yıkık, harabe halindeki camileri neden onarıp yenilerini inşa ettiremiyor.

Atina’ya, Selânik’e cami?

“Anlaşmalar” mı öyle?

Hadi canım siz de… O halde neden, o anlaşmalara rağmen Türkiye’deki bütün kiliseler onarılıyor, Patrikhane’nin yıkık kapısı tamir ediliyor (Özal), Heybeli Ruhban Okulu Erasmus kılığında öğrenime açılıyor, dağa-taşa “yabancı” piskopos atanıyor?

Diyanet İşleri Başkanımız Ege Adaları ve Batı Trakya’ya Müftü, camilere imam atasın bakalım.

Aydın, Muğla, İzmir, Çanakkale Müftüleriyle “karşıya” geçip cami harabelerimizde iki rekât namaz kılsın; Edirne ve Kırklareli Müftüleriyle sınırı aşıp köy camilerimizde namaz kılıp, hazır Ramazan ayındayız ya, cemaatle iftar-sahur yapsın.

Göreve geldiğinden beri her iki ayda bir öğrenim koşullarını, şeklini, “müfredatı/tedrisatı” herşeyini değiştiren Eğitim Bakanımız bir zahmet Heybeli’ye gidip Ruhban Okulu’nun haftalık ders saatlerini incelesin, “düzeltsin”.

Fener’deki kara cüppeli, kara sakallı papaz hangi ülkenin kanunlarına tâbidir? Kanunlar, yasalar, ülkeler üstü müdür? Hangi ülkenin kimliğini, pasaportunu kullanmaktadır? Yoksa kendisini Papa/lık/Vatikan gibi devletlerüstü ayrı bir devlet olarak mı görmektedir?

İlber Ortaylı diyor ki;

“Rusya’nın siyasi bir kimlik edinmeye başladığı Altın Orda döneminde Ortodoks Kilisesi de âdeta otosefal bir arşipiskoposluk konumuna gelmiş ve Bizans’tan adamakıllı bağımsız olmuştu. Rusya Kilisesi’nin Moskova Patrikliği olarak otosefal olması 15’inci asırda III’üncü İvan devrinde İstanbul’un fethinden sonra gerçekleşti”.

(“TÜRKLERİN ALTIN ÇAĞI”. Kronik Kitap. İstanbul 2017. Sayfa 109)

Türk Kırım’ın, Ruslar tarafından yasa dışı ilhakını tanımamış olması Türkiye için doğru bir karardır.

Ama Türkiye’nin bu doğru tavrını yanlış değerlendirdiği için mi Ukrayna Kilisesi’nin Rus Ortodoks Kilisesi’nden ayrılması sürecinin tamamlanması anlamına gelen “Ukrayna Kilisesi’ne Ortodoks Kilisesi kurallarına uygun bir biçimde otosefal (bağımsızlık) verilmesi sürecini” onaylamıştır Fener Papazı?

Hangi yetkiyle?

Eyüp Kaymakamı’ndan izin almış mıdır?

Proşenko ile yaptığı görüşmeyi ânında Kaymakam’a bildirmiş midir?

Özdağ’ın dediği gibi bu tavırlarla eğer bir “manevi Bizans haritası” çiziliyor ise ve atılan bu son imza ile de Ukrayna Kilisesi Moskova Patrikliğinden koparılıyor (Fener’e bağlanıyor) ise…

1453’den geriye mi gidiyoruz?

İstanbul daha fethedilmedi mi?

Ne demişti Ortaylı; “Rusya Kilisesi’nin Moskova Patrikliği olarak otosefal olması 15’inci asırda III’üncü İvan devrinde İstanbul’un fethinden sonra gerçekleşti”.

Bir sonraki adım Rusya Kilisesi’nin de mi Fener’e bağlanması olacak? 26 Mayıs 2019

 

 

 

Exit mobile version