ABD Başkanı Trump’ın birliklerini Suriye’den çekeceği açıklaması ardından, 
Kürtler,  Türkiye’nin Suriye Kürt bölgelerine büyük bir saldırı yapmasından,  
IŞİD’in çoğunluğunu kaybetmiş olsa da, ABD’den çekilmesiyle bir nefes alması durumunda Suriye’de yeniden canlanabilme potansiyelinden endişelendiler. 
Kürt liderliğindeki Suriye Demokratik Güçlerinin temsilcileri Paris’i ziyaret ettiler. 
Fransa İngiltere ile birlikte Suriye’deki askeri varlığını koruyacağını bildirdi.
Ve Suriyeli Kürtlere çok ihtiyaç duydukları acil güvenceyi verdi…
 
*
Kürtler bununla yetinmediler.
Erdoğan Türkiye’sinin Suriye’nin kuzeyine yönelttiği tehditlere karşı Suriye hükümetine çağrı yaptılar.
Suriye Demokratik Güçleri Cerablus, Azez, El Bab ve Afrin’in geri alınması, Menbiç’in de korunması için Şam’ın asker göndermesini istedi.
Ve bugün Suriye ordusu Menbiç’e girdiğini ve bayrak diktiğini açıkladı. 
Suriye ordusu sözcüsünden gelen açıklamada,
“Askerlerimiz Menbiç’e girdi ve bayrağı göndere çekti. Menbiç’teki tüm Suriye vatandaşları ve diğer tüm kişilerin tam güvenliğini garanti ediyoruz” denildi.
Rusya, Suriye ordusunun Menbiç’e girmesini memnuniyetle karşıladığını açıkladı…
 
*
Bakınız neler oldu?
Batı’nın İsrail aracılığı ile kurduğu Rusya koalisyonu ile Suriye’de hangi hedeflere ilerleniyor? 
 
*
27 Mart 2018’de ABD Başkanı D. Trump, Fransa Cumhurbaşkanı E.Macron’la bir telefon görüşmesi yaptı.  
Suriye’deki ortak stratejik sorunlara değindiler.
Türkiye ile işbirliğini artırma gereğinden konuştular!
 
*
Bu tarihten birkaç gün sonra Trump, Ohio’da ABD’nin Orta Doğu’da trilyonlarca dolar harcadığından fakat karşılığında hiçbir şey almadığından şikayet etti.
Suriye’den çok yakında çıkılacağını, böylece diğer bölge ülkelerinin daha büyük roller üstleneceğini,
Ancak İran’ın Suriye’de askeri varlığını tesis etmemesi için birkaç yıl boyunca az sayıda ABD kuvvetinin bölgede kalacağını açıkladı. 
 
*
Aynı gün, Fransa Cumhurbaşkanı E.Macron, aralarında YPG’lilerin de bulunduğu bir heyetle Elysée Sarayı’nda bir araya geldi.
Fransa’nın ABD ile anlaştığı:
IŞİD’in yeniden güçlenmesinin önüne geçmek:
YPG dahil Kürt yetkililerle Suriye’nin kuzeyinde istikrar sağlamak:
Demokratik Suriye Güçleri ile Türkiye arasında arabuluculuk yapmak :
Menbiç’e asker göndermek  konularıyla ilgili açıklama yapıldı.
Fransa’nın Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’le savaş koalisyonunu faaliyetlerinden başka yeni operasyon düzenlemeyi öngörmediği,
Ancak var olan rolünü güçlendirebileceği ifade edildi…    
 
*
Erdoğan Elysée Sarayı’ndan yapılan bu açıklamadan beri Fransa’nın Suriye’ye tamamen yanlış yaklaştığını savunuyor.
“Dost ve müttefik kabul ettiğimiz ülkeler, terörün her türüne karşı açık ve net bir tavır sergilemelidir.
Türkiye ile bu tür terör yapılanmaları arasında “diyalog, temas, arabuluculuk” gibi ciddiyetten uzak yaklaşımları reddediyoruz” itirazındadır. 
Bu itiraz Türkiye’nin, Fransa’dan hareketle  Batı ve  NATO müttefikleriyle yaşadığı bir diğer krizdir.
 
*
Halbuki Erdoğan’ın Suriye Kuzeyinde ve Türkiye’deki Kürtlerle ilgili olarak Fransa ile kurduğu diyalog daha eskiye dayanıyor…
31 Ekim 2014’te Fransa’da yine Elysée  Sarayı’nda Cumhurbaşkanları Hollande ve Erdoğan, PYD Eşbaşkanı Salih Müslüm ile bir toplantı yaptılar.
Ardından dönemin Dışişleri Bakanları Alain Juppe ve Ahmut Davutoğlu arasında bir mutabakat imzalandı.
Mutabakat, Fransa’nın gelecekteki çıkarlarını sağlayacaktı ve Türkiye’deki PKK’lı Kürtleri sürmek üzere Suriye’de yeni bir devletin kurulmasıyla ilgiliydi…
 
*
Nitekim Erdoğan, hemen kollarını sıvadı.
Suriye’de bir Kürdistan kurup buraya Türkiye’deki Kürtleri sürmek stratejisini yürütmeye başladı.
Erdoğan’ın talimatıyla Türk Ordusu ve polisi, PKK’lı Kürtlere karşı yoğun operasyonlar yürüttü.
Birçok köy yok edildi, diğer birçok köyde yaşayan insanlar bulundukları yerleri terk etmeye zorlandı.
Erdoğan’ın stratejisi doğrultusunda Türkiye’deki Kürtler kıskaca alındı ve Suriye sınırındaki halklarla takas edildiler.
Suriye sınırındaki birçok Türk köyüne Kürtler yerleştirildi
Türkiye’deki yerleşimler ise Suriyeli cihatçılardan yana olduğunu düşünülen Suriyeli Sünni Arap sığınmacılara verildi.
Erdoğan, Arap göçmen politikasıyla Güneydoğu Anadolu’nun demografisini kırmaya çalışıyordu.
 
*
Bir süre sonra, 2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararının tanımladığı üzere Suriye halkının öncülüğünde ve sahipliğinde yürütülecek,
Kapsayıcı, özgür, adil ve şeffaf bir siyasi sürecin hayata geçirilmesine yardımcı olmak hususunda;
Rusya, Türkiye ve İran öncülüğünde Astana toplantıları yapılmaya başlandı. 
 
*
Suriye’de güvenlik tesis edilmeden reformların yapılamayacağı esasında bir ateşkes süreci sağlandı.
Güvenliğin tesis edilmesinden anayasal, kanuni ve meşru sorumluluğu olan Esad hükümeti sorumlu tutuldu.
Suriye’nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü başlığında BM garantisiyle savaşan muhalif silahlı güçlere lojistik kesildi ve sınırlarda denetim kuruldu. 
 
*
Bu paralelde Soçi Zirvesinde Rusya, Türkiye ve İran;
Suriye İç Savaş’ına siyasi çözüm noktasında Kürtlerin katılımının sağlanması,
Şam’ın meşru izni olmadan uluslararası güçlerin Suriye’de bulunmasının hiçbir nedeninin olmadığı,
Yabancı askerlerin varlığının yalnızca Suriye hükümeti onları davet ettiyse kabul edilebilir bir durum olduğu,
Suriye krizinin çözümüne yönelik hiçbir siyasi inisiyatifin  ülkenin egemenliğini, birliğini ve bütünlüğünü hiçbir halükarda bozmaması konularında  anlaştılar…
 
*
Arka planda ise BM teşkilatı; Suriye İç Savaşı siyasi çözümün hukuki yapısını oluşturmaya yönelik “muhalif-terörist” ayrımını keskin bir şekilde yapma mesaisinde sona gelmişti. 
BM Savaş Suçlarını Araştırma Komisyonu, tüm taraflarca Suriye’de  işlenen Savaş Suçları’yla ilgili ilk raporunu  yayınladı.
Her tür zulüm, teröristleri gönderen ve finanse eden ülkeler, Suriye’de insani durumu ahlaksız ticarete dönüştürenler belgelenmişti… 
 
*
Eski Fransız yargıç Catherine Marchi-Uhel liderliğindeki ekibin dava dosyalarını hazırladığı,
Bu suretle mahkemelerin yargılamak için evrensel yargı yetkisini kullanabileceği, 
Ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mevcut bir organa ya da  Suriye için yeni bir mahkemeye yetki verilebileceği açıklandı.
 
*
Süreç bu perspektifte ilerlerken, Avrupa’nın gelecek vizyonunda çok önemli olan Suriye’de Türkiye’nin genişlemeye açık askeri tırmanışı,
Avrupa egemen sınıfının güçlü hizipleri arasında “savaş politikası” üzerinde tartışmalara yol açtı.
Fransa Cumhurbaşkanı E Macron ilgili planlarını  Alman hükümeti yetkilileri ile görüşmeye açtı ve onay aldı.
 
*
Bu plan, başta Fransa olmak üzere Batılı ülkelerin Suriye’ye karşı oynadığı askeri role ilişkin tanıklıkların silinmesine yöneliktir.
Bunun için Kosova örneğinde olduğu gibi bu kez Fransa, Kürtlerin Paris’te  bir temsilciliği olan Rojava’yı ;
Suriye Arap Cumhuriyetinin yargı kararlarını Suriye topraklarındaki tek meşru karar olarak kabul eden Fransız-Suriye Anlaşması’nı,
Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’yi,  
Fransız Anayasa’sını ihlal etmek pahasına geleceğin Suriye Federasyonunda özerk bir devlet olarak tanıyacaktır. 
 
*
Rojava’nın özerk bir devlet olarak tanınmasından sonra kurulacak ve evrensel yargı yetkisini kullanacak bir mahkemede Avrupalı İŞİD cihadçileri yargılanacak,
Onların temsil ettiği ülkelerin Suriye’ye karşı oynadığı askeri role ilişkin tanıklıkları silinirken,
İlgili Rojava Mahkemesi BM Savaş Suçlarını Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı dava dosyalarını,
Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mevcut bir organa ya da  Suriye’de başka bir mahkemeye aktararak yetki verecektir.
 
*
Nitekim 14 Nisan’da ABD, İngiltere ve Fransa bir askeri operasyonla  Suriye’de Beşar Esad’ın sözde kimyasal silah potansiyelinin altyapısını vurarak, 
Kuzey Suriye’ de bir koridor oluşturdu ve bölgeye NATO’yu getirdiler.
Bu koridorda bulunan hidrokarbon kaynaklarını dev şirketleri ve Kürtler üzerinden uluslararası hukuka taşımanın sözünü verdiler.
 
*
Zaten Fransız ordusu Suriye’nin kuzeyinde YPG’ nın bulunduğu bölgede 5 askeri üste varlık gösteriyordu. 
Ayrıca kayıtlarda Irak’ta konuşlu görünen fakat  Simelka  üzerinden Irak’ın kuzeyinden Suriye’nin kuzeyine giren Fransa Özel Kuvvetlerinin dışında,
1.Deniz Piyade Paraşütçü Piyade Alayı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı 10. Paraşüt Komando birlikleri de faaliyetteydi.
Şimdi bu bölgede Birleşik Krallık askerleri de bulunuyor…
 
*
Demokratik Suriye Güçleri ise Ayn İssa kasabasında yedi farklı hapishanede bin 100 IŞİD mensubunu tutsak tutuyor.
İkibin 80 militan yakını ise kasabanın yakınındaki toplama kampında yaşıyor.
41 farklı ülkeden gelen bu tutsakları ülkeleri geri kabul etmiyor!
 
*
İşte bu noktada, ABD Başkanı D.Trump’ın İŞİD’i sona erdirmek için potansiyel bir Türk askeri kampanyası konusundaki iyimserliği çok acımasız görünüyor.
Erdoğan’ın eski İslamcı müttefiki olan “İŞİD’den ne kaldıysa yok etme” taahhüdünün;
Yalnızca İdlib’te El Kaide üyelerinin yönettiği El Nusra Cephesi [ Hayat Tahrir el-Şam (HTS)]  ile sınırlı olacağı, 
O sırada Türkiye’nin  Suriye’de işgalci bir güç olup olmadığının tartışılacağı anlaşılıyor…   
 
29. 12. 2018

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.