Site icon Turkish Forum

“Atatürk İngilizlere vali olmak istedi”.. Utanmaz bir yalana bilmem kaçıncı cevap.

“Atatürk İngilizlere vali olmak istedi”.. Utanmaz bir yalana bilmem kaçıncı cevap. (show original) 1:37 AM (9 hours ago)

ZIRVANIN ZİRVESİNE...! - ing1

ZIRVANIN ZİRVESİNE…!

Bu zırvalara ilk kez cevap vereli tam 10 yıl olmuş; değişen bir şey yok; verilen cevaplar “altın semer” gibi; bir şey değiştirmiyor bunlarda..

Sadece ben mi, içlerinde Sn.Sinan MEYDAN da olmak üzere daha onlarca cevap veren var ama bunlar yılışık,

biraz susar, biraz beklerler aynı teraneyi yeniden piyasaya sürerler.

Senin, başkalarının, tarihi belgelerin, aklın, mantığın ne dediği önemli değildir bunlar için. Önemli olan insanların kafalarını karıştırarak “kazanılacak” yeni kendileri gibi yandaşlardır .

Ama iş Yunan’a teslim edilen Eğe Denizindeki 18 adaya gelince tık çıkmaz bu köftehorlardan.

* * *

Bir de dikkat edilirse bu “kalpazanlar”  “Türk Tarih Kurumu: M. Kemal Ingiliz Valisi olmak istedi…” diye kaynak adres veriyorlar; oysa TTK sadece Atatürkle ilgili bir kitabı Türkçeye çevirmekten yayınlamaktan sorumlu, kitabın içeriğinden değil ama sahtekarlar “Türk Tarih Kurumu”nun kendi kurum görüşü veya tesbiti imiş gibi “Türk Tarih Kurumu: Mustafa. Kemal Ingiliz Valisi olmak istedi…” şeklinde vererek kafa karıştırıyorlar..

…..

10  yıl önceki yazımı aşağıya alıyorum.

Aydoğan 15.8.2017

* * * *

Aydoğan KEKEVİ  02.12.2007

“Anti-Kemalist Cephe’nin “hula hula dansı” 

veya

 “Atatürk İngilizlere vali olmak istedikuyruklu yalanı.

 

Zaman ZAMAN, zaman ve zemine uygun olarak Atatürk’e saldırılar iftiralar saptırmalar yoğunlaşır: İşte bu zamanlar da öylesi zamanlardan ; hem ZAMAN hem zemin uygun olduğundan zaman geçirmeden 84 yıldır çiğnene çiğnene artık pelteye dönüşmüş, her çiğneyenin ağız kokusu sinmiş sakızlar yeniden ağızlarda…
Şimdi bu zamane fırsatçılarının en son ve en “yeni” “ŞOK (!)”ları da “14 Kasım 1918 tarihinde Atatürk’ün İngilizlere Vali olmak teklifi” imiş.
Yani sömürge valisi.
Kim istemiş? : “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen; “geldikleri gibi giderler” diyen o büyük insan
* * *
Oysa “Sömürge valiliğine 14 Kasım’da talip olan(!)” YILDIRIM ORDULARI KOMUTANI Mustafa Kemal Paşa 5 Kasım’da yani sadece 9 gün önce “İskenderun’a çıkacak olan İngilizlere ateş emri” veriyor askerlerine: Hem de Saray’ın “Mütareke hükümlerine sonuna kadar riayetkâr davranılacak” buyruğuna ve de Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın işgalciler için; “…Toros tünellerinin İtilaf Devletlerince işgali yalnız bir koruma niteliğindedir..” demesine rağmen.
Ve Atatürk’ün 6 Kasımda “Ateş Emri”ni İstanbula bildirmesinden bir gün sonra, yani 7 Kasım’da Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı ile VII. Ordu Karargahı’ı Padişah iradesiyle kaldırılarak Mustafa Kemal Paşa Harbiye Nezareti emrine veriliyor…
Ve Mustafa Kemal Paşa 13 Kasım’da İstanbula döndüğünde Boğaz’da demirli İngiliz Donanmasına bakıp “Geldikleri gibi giderler” diyor.
Ve yine aynı Paşa sadece bir gün sonra da bir İngiliz gazeteciye “Ben İngilizlere Vali olmak istiyorum(!)” diyor… “Belge”si de İngiliz gazetecinin yıllar sonra yazdığı anıları.
İngiliz gazetecinin bunu haber olarak gazetesine gönderip göndermediği, o tarihlerde haber veya makale olarak yayınlanıp yayınlanmadığı da meçhul.
Mustafa ARMAĞAN’ın  “Kim Kahraman Kim Hain” başlıklı yazısından söz konusu bölümü buraya alıyorum

“Bir başka belge ise gerçekten şaşırtıcı. 14 Kasım 1918 günü, bir gün önce İstanbul’a gelip Pera Palas’ta ikamete başlamış olan Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin Daily Mail Gazetesi’nin muhabiri G. Ward Price’ı aracı yaparak General Harrington’la görüşmek ister. Price, Pera Palas’ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarıyor: “Mustafa Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini” bildirmemi rica etti. “Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik… Biliyoruz, partiyi kaybettik… Anadolu’nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum… Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir.”

Peki sonra ne olmuş ?
Madem Atatürk o gün iki yıl önce tozunu attırdığı İngiliz Ordusu’nun bir Generali olan Harrington’la nasıl irtibat kuracağını bilmiyordu; hadi İngiliz resmi makamlarının adreslerinden de bihaberdi, sana sordu, senden yardım istedi; peki sen ne yaptın?
* Generalle bağlantı kurup buluşturdun mu? Yok !
* Yetkili sorumlu makamların adresini verdin mi? O da yok
* Bu “
Muhabbeti” haber veya makale yapıp gazetene (veya Resmi İngiliz Makamlarına) gönderdin mi yayınlandı mı? Yok!
* “Evet” diyorsan belgeler nerede


Artık Mr.Price anılarını o yıllarda yazmış da bizimkilerin eline geçmesi mi bu kadar sürmüş (nerdeyse 90 yıl); yoksa adam 1918’den 1957’ye kadar 39 yıl bekledikten sonra mı eli değmiş anılarını yazmaya onu da bilmiyoruz.
Ehh öyle olsa bile 1957’den 2007’ye 50 yıl, yine de uzun bir süre.
Aslında hayatta olsa Mr.Price’ye;
* Anılarını Atatürk sağken mi o öldükten sonra mı yazdığını ?
* Eğer 5o’li yıllarda yazdıysa niye bu kadar beklediğini ?
* Atatürk hayattayken neden yazmadığını ?
sormak isterdim..

Neyse sonuç olarak ben İngiliz gazeteciyi anlıyorum; İngiliz Ordusunun Çanakkale’de yediği kazığın acısını yıllar sonra “hatıra” yazarak çıkaracak aklı sıra.
Ama bizim “Zaman Gazetesi köşe yazarı”  tarihçi(!)nin buna “belge” diye sarılmasını anlamakta zorlanıyorum.
Aslında ortada “şok”luk bir durum varsa o da kendisine tarihçi diyen birisinin Mustafa Kemal’e dokunduran bir “varak”a “vesika” diye sarılmasıdır…

* * * *
Bu “camia”nın duayenlerinden Mehmet Şevket EYGİ’nin geçenlerde “Bu Ülke Bu Kadar Yalanla Nasıl Ayakta Duruyor” başlıklı bir yazısı vardı. Öteki yazıları gibi onu da okudum: Artık yarım yüzyila yakın “batı”da yaşamamamızdan mı nedir, her ne kadar kızsam da, “hemfikir” olmasam da “ehh o kadar da olacak, o da onun fikri” diyenlerden olduğum için yazılarını elime geçtiğinde “delete” etmez okur(d)um.Yalnız bu yazı okuduğum okuyacağım son yazısı oldu: Sıraladığı yalanların arasında “Şeyh Sait İsyanı” ile “Menemen”i de sayınca bende ki tolerans sigortası atıverdi.
Dosyaladığım yazısının üstüne şöyle bir not ekledim:
“Bu zatın görüşlerinin karşıtı olmama rağmen yine de “bozuk saatın bile günde 2 kere doğruyu göstermesi” olgusundan çıkarak özelime gönderilenleri okuyor, “göndermeyin” falan demiyordum.
Ta ki “Şeyh Said” ve “Menemen” olaylarını da yalanlayan, “Kurtuluş yalanı” diye bir yalan da kendisi yumurtlayan söz konusu yazısını okuyuncaya kadar..
Hem ilgimi, hem herşeye rağmen bir insan olarak duyduğum saygımı yitirdim.
O zaman anladımki bunların en doğrucu geçineninin bile derdi hiç bir zaman “doğrular, gerçekler” olmadı; tek hedefleri vardı “herşeyi kullanarak kendi hedeflerine ulaşmak” yani “Laik Cumhuriyeti ve Kemalizm’i ortadan kaldırmak”.


Bunlar 84 yıllık dinmeyen bir kinin bitmeyen dışavurumuydular..
Hem de o kinlendikleri sistem bunlara ve torunlarına iktidarı teslim edecek kadar hoşgörülü ve lakayt davranmış olsa da ..
Neyse aşağıdaki ATATÜRK GÜNLÜĞÜ’nden yaptığım alıntıları okuyup değerlendirmenizi kendiniz yapınız. Bir yandaresmi yazışmalara telgraflara dayanan bilgiler ve “bir İngiliz gazetecisinin kişisel algılamalarının tahminlerinin 39 yıl sonra (1957) kağıda dökülmüşüne dayanak olarak sarılan zihniyet” öbür yanda.
** * *

11 Ekim 1918 -13 Kasım 1918 arası Atatürk Günlüğü…

11.Ekim 1918 : Atatürk’ün Halep’ten Padişah Vahdettin’e iletilmek üzere Başyaver Naci (Eldeniz) bey’e telgrafı: “…Vatanımın selametinin temini bakımından Tevfik Paşa Hazretleri gerçekten müşkülata tesadüf etmişlerse sadaretin derhal İzzet Paşa Hazretlerine ve onun da esası Fethi (Okyar), Tahsin (Uzer), Rauf (Orbay), Canbulat, Azmi, Şeyhülislam Hayri ve âcizlerinden oluşan bir kabine teşkil etmesi zaruridir. Adı geçen kişilerin oluşturacağı kabinenin vaziyete hakim olabileceği görüşündeyim.” (Atatürk İzzet Paşa’ya da aynı şekilde bir telgraf çekmiş, kabinede Harbiye Nazırlığının kendisine verilmesini istemiştir.) .

14 Ekim 1918: Ahmet İzzet Paşa’nın kabine kuruşu, Harbiye Nazırlığı ve Başkomutanlık Genelkurmay Başkanlığı’nı kendi üzerine alışı.

15 Ekim 1918: Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın kabineyi kuruşunu takiben Mustafa Kemal Paşa’ya telgrafı: “…Barıştan sonra Allah’ın lütfu ile işbirliği yaparız”

16 Ekim 1918: Atatürk’ün Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın 15 Ekim 1918 tarihli telgrafına cevabı: “Barış geçikecektir, barışa kadar çok buhranlı anlar geçireceğiz. Bu devrede vatana faydalı olabilirsem düşüncesiyle Harbiye nezaretini istemiştim. Yoksa barışa kavuştuktan sonra onun huzur ve sükûnu içinde harbiye nazırlığını benden çok mükemmel yapacak kişiler bulunabilir. Buna nazaran barıştan sonra işbirliğimizi hiç de zorunlu, hatta gerekli görmüyorum”
….
31 Ekim 1918 tarihinde General Liman Von Sanders Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın 30 Ekim 1918 tarihli telgrafı üzerine YILDIRIM ORDULARI KOMUTANLIĞI’nı Mustafa Kemal Paşa’ya devreder ve bunu bir emirle duyurur: Yıldırım Orduları Grubu’nun emir ve komutasını bugünden itibaren iftiharlarla dolu birçok muharebede kendisini göstermiş bulunan Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine bırakıyorum”

3 Kasım 1918 de Atatürk Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya “Mondros Ateşkes Antlaşması’nın bazı maddelerinin açıklanmasını” isteyen telgrafını gönderir.
Aynı gün İngilizler İskenderun’a bir heyet gönderek limandaki mayınların temizlenmesini ve bunu takiben karaya asker çıkaracaklarını bildirirler.

4 Kasım 1918: Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın Atatürk’ün 3 Kasım 1918 tarihli telgrafına cevabı: “…Toros tünellerinin İtilaf Devletlerince işgali yalnız bir koruma niteliğindedir….
İşgal kuvvetlerinin nereden geleceği ve miktarı İngiliz Komutanlığı tarafından bildirilir”

5 Kasım 1918: Atatürk’ün Katma’dan çağırdığı Ali Fuat Paşa ile Adana’da görüşmesi: “…Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve koruması, bizlerin de mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır”..:
Atatürk’ün Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya telgrafı: “…Pek ciddi ve samimi olarak arz ederim ki, mütareke şartları arasında yanlış yorum ve anlamayı ortadan kaldıracak önlemler alınmadıkça, orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak İngilizlerin ihtiraslarının önüne geçmeye imkan kalmayacaktır”

Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın Atatürk’e “İngilizlerin İskenderun limanından –liman ve şehrin kendilerine terk edilmesi sözkonusu olmadığından- faydalanmalarında bir mahzur görmediğini ve bu görüşün Suriye’deki İngiliz Ordu Komutanına tebliğini” bildiren telgrafı.

Atatürk’ün komutası altındaki kuvvetlere “iskenderun’a asker çıkarılması halinde, gerekirse silah kullanılarak bu durumun menedileceğini bildiren emri..

6 Kasım 1918: Atatürk’ün Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya “İskenderun’a çıkacak İngilizlere ateş emri verdiğini” bildiren telgrafı.

6/7 Kasım 1918: Ahmet İzzet Paşa’nın, Atatürk’ün 6 Kasım 1918 tarihli telgrafına cevabı: “İskenderun’a çıkacaklara karşı tarafınızdan silah kullanılmasının emir verilmiş olması, devletin siyasetine ve memleketin menfaatlerine kesinlikle aykırı olduğundan bu yanlış emrin derhal düzeltilmesi tavsiye olunur. …Ateşkes Antlaşması’nda bize bu uygunsuz hükümleri kabul ettiren, gaflet değil kesin mağlubiyetimizdir.”

7 Kasım 1918: Atatürk’ün Ahmet İzzet Paşa’ya, İskenderun’a çıkacak İngilizlere karşı silah kullanılması hakkında verdiği 5 Kasım 1918 tarihli gizli emrin gerekçesini açıklayan telgrafı.

Aynı gün; Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı ile VII. Ordu Karargahı’nın Padişah iradesiyle kaldırılması ve Atatürk’ün Harbiye Nezareti emrine verilmesi.

8 Kasım 1918: Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın , İskenderun’un teslimiyle ilgili olarak Amiral Calthorpe’dan aldığı yazı üzerine Atatürk’e telgrafı: “…Müracaat vukuunda şehrin tahliye ve teslim olunması hususunda gerekenlere acele bildirimi lâzımdır… Gevşeklik göstermemek şartıyla bu aczimizin gözönünde bulundurulması ve söz ve hareketlerimizin buna uydurulması melmelek (memleket?) selâmeti için gereklidir.”

Atatürk’ün Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya cevabı: “…Acz ve zafımız derecesini pekâlâ bilirim. Bununla beraber devletin yapmaya mecbur olduğu fedakârlığın derecesini de belirleme ve sınırlama gerekeceği kanaatini de muhafaza ederim. Yoksa Almanya ile beraber sonuna kadar harbe devam etmek halinde büsbütün hezimete uğranılacağından, İngilizlerin elde edebilecekleri neticeyi onlara kendi yardımımızla bahşetmek tarihte Osmanlılık için, bilhassa bugünkü hükümetimiz için kara bir sahife vücuda getirir.. …Bilhassa yüksek şahsiyetinizce yakinen malûm bulunmuştur ki âcizleri her ne hal ve vaziyette bulunursam bulunayım doğru olduğuna kani bulunduğum ve gerekenlere söylemeyi ve ulaştırmayı memleketin selâmeti gereği kabul ettiğim görüşlerime tâbi olmaktan nefsimi menetmeğe kadir değilim”
Ve aynı gün öğleden sonra Sadrazam Ahmet İzzet Paşa sadaretten istifa eder. Yeni kabine 11 Kasım 1918 tarihinde Tevfik Paşa tarafından kurulur.

10/11 Kasım 1918: Ahmet İzzet Paşa’nın, Atatürk’e Sadaretten çekildiğini ve onun da İstanbul’a gelmesinin iyi olacağını bildiren telgrafı: “Zat-ı devletleri bir an evvel İstanbul’a gelmelisiniz. Sizinle görüşmeye ihtiyacım var!”

13 Kasım 1918: Atatürk’ün İstanbul’a gelişi ve deniz ortasında demirlemiş düşman donanmasını gördüğü zaman yaveri Cevat Abbas (Gürer) Bey’e söylediği söz: “GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER”
C* C* C*
Kaynakçalı Atatürk Günlüğü Prof. Dr. Utkan KOCATÜRK Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları..

Exit mobile version