Site icon Turkish Forum

SİSTEM, SİGORTA, KEFEN

İŞİD İslamcı terör örgütü ve İslamcı cihadın dayandığı siyasi ideolojiyi yok etmenin mücadelesi sürüyor. Bununla birlikte Suriye krizine siyasi çözüm sağlamak yolunda ilerleyecek görüşmelerinin bir sırasında; 
1-Rusya'nın, Türkiye'deki iktidarın İŞİD ile ilişkilerinin araştırılması için BM Güvenlik Konseyine teslim ettiği; 
İŞİD ile birlikte yürütülen yasadışı petrol ticareti:
Suriye'ye gönderilmek üzere yabancı teröristlerin sınırdan geçmelerinin kolaylaştırılması:
IŞİD ile birlikte yapılan tarihi eser kaçakçılığı: Türkiye'den Suriye'deki IŞİD'e yönelik silah ve cephane sevkiyatına ilişkin istihbarat raporları,
 
2-İstihbarat örgütlerinin ele geçirdiği ABD'de H.Clinton'ın kişisel elektronik posta hesapları ki;
ABD ve NATO'nun Libya müdahalesi: 
2011'de Esat'ı devirmek ve ardından Irak'a saldırmak için Suriye'ye geçen IŞİD teröristlerinin görevlendirilmeleri:
Pentagon'un, Batılı kimi ülkenin, Körfez'deki devletlerin ve Türkiye'nin Suriye'nin doğu bölgelerini denetimleri altına almaya çalışan bu güçleri nasıl desteklediğini gösteren kanıtlar üzerinden,
Savaş suçu ve insanlık suçları işleyenlerin yargılanması konusu bütün sıcaklığını koruyor ve tüm stratejiler bu noktadan geliştiriliyor.  *
Cenevre'de yapılan Suriye görüşmelerinin 4. ayağı sona ermiştir.
BM Özel Temsilcisi S.de Mistura, Suriye hükümeti ve muhalefet heyetleri arasında doğrudan görüşmelerin arabulucular üzerinden yapılmasının daha etkili olduğunu söylemiş ve Astana sürecinin yürütülmesinin önemine işaret etmiştir.
Görüşmelerin 5. ayağının 20 Mart'ta başlaması öngörülüyor... 
 
*
Astana toplantılarında;Türkiye, Rusya ve İran'ın öncülüğünde Suriye'de çatışan taraflar bir araya getirildi.
Suriye'de güvenlik tesis edilmeden reformların yapılamayacağı esasında bir ateşkes süreci ilan edildi.
Güvenliğin tesisinde anayasal, kanuni ve meşru sorumluluğu olan Esad hükümeti sorumlu tutuldu.
BM garantisiyle muhalif silahlı güçlere lojistikte bulunan devletlerden desteklerini kesmeleri, sınırlarda denetim mekanizmaları oluşturmaları istendi.
 
*
Türkiye, Bağımsız Suriye Devleti topraklarında denetimindeki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve bağlı Feylek el Şam, Sultan Murat Tugayları, Ahrar Şam, Şam Cephesi gibi bilumum terör örgütlerinin ateşkese uymasını yükümlendi.
Türkiye'nin reddettiği Kürt Halk Koruma Birlikleri (YPG) ise sürecin dışında yer aldı...
 
*
Şimdilerde, Kuzey Suriye'de IŞİD'in yenilmeye başlamasıyla birlikte sahada onların yerini;
ABD, İngiltere, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye'nin desteklediği  ve onların çıkarlarının takipçisi işbu ÖSO çatısı altında yer alan muzaffer gruplar doldurmaya başladı. 
Eski düşmanlıklar fişeklendi...
Artık bu gruplar birbirleriyle savaşıyor,Suriye'de yeni bir ölümcül sayfa daha açılmıştır...
Bugün Suriye'de ABD koalisyonunun desteklediği ÖSO' ya bağlı gruplar ve Rusya'nın hava desteği sağladığı B.Esad ordusu İŞİD'e karşı,
Ve Türkiye'nin fişeklediği  ÖSO'ya bağlı gruplar da El Bab şehir çevresinde yakınlaşılan cephe boylarında Kürt güçleriyle savaşıyor...
 
*
Bu kargaşa yeni bir durumdur. 
IŞİD'in ortadan kaldırılmasına dönük ortaklık, eskiye dayanan rekabetleri ortadan kaldırmaya yeterli olmamıştır.
BM, Cenevre'de Suriye barış görüşmeleri sürerken, beklenmeyen bu gelişmeyle ilgili bir uyarı da bulunuyor;
"İŞİD savaşı kaybettikçe, onu yenmek için kurulan diğer koalisyonlar açık çatışmalara dönüyor" deniliyor.
Çatışmalara Türkiye'nin İslamcılık ideolojisi ve harita çizim merakının neden olduğu iddia ediliyor...
 
*                                                  
ABD'nin desteklediği Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamındaki ÖSO grupları ile yine ABD'nin desteklediği Kürtlerin liderliğinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatışıyor.
İki tarafta İŞİD'le savaşıyor ancak Türkiye; SDG'deki  Kürt Halk Koruma Birimlerini (YPG) terörist grup olarak görüyor.
Türkiye hükümeti, Kürt güçlerinin koridor oluşturmasını engellemek üzere Cerablus ve El Bab bölgesinde güvenlikli bölge inşa etmek ve sınır bölgelerinden Kürtleri geri itme niyetini açıkça belirtmiştir.
Bu niyeti esasen çağdaş demokrasi ile hiç bir ilgisi olmayan İslamcı ideolojisine dayanan haklılık iddiasıdır ve Suriye'de Osmanlı döneminden kalan mirasını istiyor...
 
*
Bu yüzden bir güvenlikli alan oluşturmak üzere ABD'den Suriye topraklarından içeriye 20 km.lik bir giriş izni almıştır.
Bu çerçevede Suriye'de Cerablus'u," Sizi çıkarmak zorundayız; biz gelmezsek, zaten YPG gelecek "diyerek İŞİD'den koparmış,  
Ama 20 km.lik sınır aşılınca, ABD koalisyonu Türkiye'ye sağladığı yardımı kesmiştir.
 
*
Bunun üzerine Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı V.Putin ile "Al Halep'i ver El Bab'ı" özetinde;
Ya da açık haliyle, IŞİD'e karşı ortak operasyonlar gerçekleştirmek: El Bab'a müdahalede bulunmak:Suriye ve Irak'ın demokratik bir devlet olarak bağımsızlığı ve bölünmemesini gözetmek:Suriye'nin geleceğini Suriyelilerin belirleyeceğini kabul etmek esaslarında andlaşmıştır.
 
*
Nitekim Türkiye, El Bab'a yönelmiş, IŞİD'e karşı  askeri güç kullanmaktan çok politik görüşmelerle El Bab'a da girilmiştir.
Bu sırada Erdoğan'ın Rusya ile anlaşması, Türkiye'nin Doğu Halep kapılarında Özgür Suriye Ordusu ve bağlı örgüt güçlerine desteğini kesmesine yol açmış,
Halep Suriye hükümet güçlerinin eline geçerken, bu gruplar Türkiye'yi ihanetle suçlamaya başlamış, aralarındaki koordinasyon zayıflamış, her türlü fitneye açık hale gelmişlerdir.
 
*
Şimdi sık sık Minbıc ya da Rakka'ya dönük operasyon yapmaktan söz ediliyor.
Çünkü Türkiye hükümeti; İslamcı Cihad örgütleri ideolojilerinin egemenidir; bu karanlık güçle "Ya ben, Ya YPG" önerisi üzerinden misyonunu ABD'ye dayatmak, yeni yönetimi kendi lehinde bir tercihe zorlamak istemektedir.
Böylece İslamcı Türkiye'yi pazarlamak üzerinden uluslararası düzeyde Kürtlere karşı mevzi elde etme hedefi güdüyor.
İç siyasete gelince de "biz çok güçlüyüz, her tarafa el atabiliriz ama ABD ve uluslararası güçler yol açmadıkları için El Bab'la sınırlı kalmak zorunda kalıyoruz" demeye getiriliyor.
Rusya ile anlaşma gereği El Bab, Suriye rejim güçlerine devredilecektir ama  El Bab'da kalıcı olmanın zemini de yaratılmaya çalışılıyor...
 
*
Ama Türkiye'nin herhangi bir saldırısına karşı ABD Minbic'te üs kurmuştur.
SDG Münbic'teki kazanımlarını Suriye Ordusuna bırakıyor.
Suriye Ordusu Rakka yolunu da kesmiş bulunuyor.
Artık Minbic ve Rakka'ya yürümenin bedeli çok ağırdır.
 
*
Ama işte Türkiye'nin denetimindeki grupları  fitnelemesiyle Suriye'den yeniden bir karmaşa gelişiyor.
Hem CIA hem de Pentagon, iç savaşın başlatılması sırasında muhalif güçler üzerinde kontrollü destekleme programları yürütmüştür.
Ancak bu programa dayanan Suriye'yi yeniden inşa etmek girişimlerinin tamamı El-Kaide tarafından ele geçirildiği için başarısız olunmuştur...
Şimdi bu karmaşa, ABD'nin Suriye'de pek çok farklı gruba güvenmesi sürecinin sonuna geldiğini artık kime öncelik vereceğine dair karar vereceği bir durumda olduğunu gösteriyor.
Bu karar verilmedikçe Türkiye ve SDg arasındaki dövüş sürecek, en hafif tabiriyle bölge tam anlamıyla çökecektir. 
 
*
Bu bilinçte Erdoğan,"Sistemim tamam, sigorta mekanizmam hazır, kefenim yanımdadır" diyor.
Oooo, "Hayır,Hayır,Hayır!"  
 
6.3.2017 - ahmet kilicaslan aytar
İŞİD İslamcı terör örgütü ve İslamcı cihadın dayandığı siyasi ideolojiyi yok etmenin mücadelesi sürüyor.
Bununla birlikte Suriye krizine siyasi çözüm sağlamak yolunda ilerleyecek görüşmelerinin bir sırasında; 
1-Rusya’nın, Türkiye’deki iktidarın İŞİD ile ilişkilerinin araştırılması için BM Güvenlik Konseyine teslim ettiği; 
İŞİD ile birlikte yürütülen yasadışı petrol ticareti:
Suriye’ye gönderilmek üzere yabancı teröristlerin sınırdan geçmelerinin kolaylaştırılması:
IŞİD ile birlikte yapılan tarihi eser kaçakçılığı:
Türkiye’den Suriye’deki IŞİD’e yönelik silah ve cephane sevkiyatına ilişkin istihbarat raporları,
 
2-İstihbarat örgütlerinin ele geçirdiği ABD’de H.Clinton’ın kişisel elektronik posta hesapları ki;
ABD ve NATO’nun Libya müdahalesi: 
2011’de Esat’ı devirmek ve ardından Irak’a saldırmak için Suriye’ye geçen IŞİD teröristlerinin görevlendirilmeleri:
Pentagon’un, Batılı kimi ülkenin, Körfez’deki devletlerin ve Türkiye’nin Suriye’nin doğu bölgelerini denetimleri altına almaya çalışan bu güçleri nasıl desteklediğini gösteren kanıtlar üzerinden,
Savaş suçu ve insanlık suçları işleyenlerin yargılanması konusu bütün sıcaklığını koruyor ve tüm stratejiler bu noktadan geliştiriliyor. 
*
Cenevre’de yapılan Suriye görüşmelerinin 4. ayağı sona ermiştir.
BM Özel Temsilcisi S.de Mistura, Suriye hükümeti ve muhalefet heyetleri arasında doğrudan görüşmelerin arabulucular üzerinden yapılmasının daha etkili olduğunu söylemiş ve Astana sürecinin yürütülmesinin önemine işaret etmiştir.
Görüşmelerin 5. ayağının 20 Mart’ta başlaması öngörülüyor… 
 
*
Astana toplantılarında;Türkiye, Rusya ve İran’ın öncülüğünde Suriye’de çatışan taraflar bir araya getirildi.
Suriye’de güvenlik tesis edilmeden reformların yapılamayacağı esasında bir ateşkes süreci ilan edildi.
Güvenliğin tesisinde anayasal, kanuni ve meşru sorumluluğu olan Esad hükümeti sorumlu tutuldu.
BM garantisiyle muhalif silahlı güçlere lojistikte bulunan devletlerden desteklerini kesmeleri, sınırlarda denetim mekanizmaları oluşturmaları istendi.
 
*
Türkiye, Bağımsız Suriye Devleti topraklarında denetimindeki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve bağlı Feylek el Şam, Sultan Murat Tugayları, Ahrar Şam, Şam Cephesi gibi bilumum terör örgütlerinin ateşkese uymasını yükümlendi.
Türkiye’nin reddettiği Kürt Halk Koruma Birlikleri (YPG) ise sürecin dışında yer aldı…
 
*
Şimdilerde, Kuzey Suriye’de IŞİD’in yenilmeye başlamasıyla birlikte sahada onların yerini;
ABD, İngiltere, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’nin desteklediği  ve onların çıkarlarının takipçisi işbu ÖSO çatısı altında yer alan muzaffer gruplar doldurmaya başladı. 
Eski düşmanlıklar fişeklendi…
Artık bu gruplar birbirleriyle savaşıyor,Suriye’de yeni bir ölümcül sayfa daha açılmıştır…
Bugün Suriye’de ABD koalisyonunun desteklediği ÖSO’ ya bağlı gruplar ve Rusya’nın hava desteği sağladığı B.Esad ordusu İŞİD’e karşı,
Ve Türkiye’nin fişeklediği  ÖSO’ya bağlı gruplar da El Bab şehir çevresinde yakınlaşılan cephe boylarında Kürt güçleriyle savaşıyor…
 
*
Bu kargaşa yeni bir durumdur. 
IŞİD’in ortadan kaldırılmasına dönük ortaklık, eskiye dayanan rekabetleri ortadan kaldırmaya yeterli olmamıştır.
BM, Cenevre’de Suriye barış görüşmeleri sürerken, beklenmeyen bu gelişmeyle ilgili bir uyarı da bulunuyor;
“İŞİD savaşı kaybettikçe, onu yenmek için kurulan diğer koalisyonlar açık çatışmalara dönüyor” deniliyor.
Çatışmalara Türkiye’nin İslamcılık ideolojisi ve harita çizim merakının neden olduğu iddia ediliyor…
 
*                                                  
ABD’nin desteklediği Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamındaki ÖSO grupları ile yine ABD’nin desteklediği Kürtlerin liderliğinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatışıyor.
İki tarafta İŞİD’le savaşıyor ancak Türkiye; SDG’deki  Kürt Halk Koruma Birimlerini (YPG) terörist grup olarak görüyor.
Türkiye hükümeti, Kürt güçlerinin koridor oluşturmasını engellemek üzere Cerablus ve El Bab bölgesinde güvenlikli bölge inşa etmek ve sınır bölgelerinden Kürtleri geri itme niyetini açıkça belirtmiştir.
Bu niyeti esasen çağdaş demokrasi ile hiç bir ilgisi olmayan İslamcı ideolojisine dayanan haklılık iddiasıdır ve Suriye’de Osmanlı döneminden kalan mirasını istiyor…
 
*
Bu yüzden bir güvenlikli alan oluşturmak üzere ABD’den Suriye topraklarından içeriye 20 km.lik bir giriş izni almıştır.
Bu çerçevede Suriye’de Cerablus’u,” Sizi çıkarmak zorundayız; biz gelmezsek, zaten YPG gelecek “diyerek İŞİD’den koparmış,  
Ama 20 km.lik sınır aşılınca, ABD koalisyonu Türkiye’ye sağladığı yardımı kesmiştir.
 
*
Bunun üzerine Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı V.Putin ile “Al Halep’i ver El Bab’ı” özetinde;
Ya da açık haliyle, IŞİD’e karşı ortak operasyonlar gerçekleştirmek: El Bab’a müdahalede bulunmak:Suriye ve Irak’ın demokratik bir devlet olarak bağımsızlığı ve bölünmemesini gözetmek:Suriye’nin geleceğini Suriyelilerin belirleyeceğini kabul etmek esaslarında andlaşmıştır.
 
*
Nitekim Türkiye, El Bab’a yönelmiş, IŞİD’e karşı  askeri güç kullanmaktan çok politik görüşmelerle El Bab’a da girilmiştir.
Bu sırada Erdoğan’ın Rusya ile anlaşması, Türkiye’nin Doğu Halep kapılarında Özgür Suriye Ordusu ve bağlı örgüt güçlerine desteğini kesmesine yol açmış,
Halep Suriye hükümet güçlerinin eline geçerken, bu gruplar Türkiye’yi ihanetle suçlamaya başlamış, aralarındaki koordinasyon zayıflamış, her türlü fitneye açık hale gelmişlerdir.
 
*
Şimdi sık sık Minbıc ya da Rakka’ya dönük operasyon yapmaktan söz ediliyor.
Çünkü Türkiye hükümeti; İslamcı Cihad örgütleri ideolojilerinin egemenidir; bu karanlık güçle “Ya ben, Ya YPG” önerisi üzerinden misyonunu ABD’ye dayatmak, yeni yönetimi kendi lehinde bir tercihe zorlamak istemektedir.
Böylece İslamcı Türkiye’yi pazarlamak üzerinden uluslararası düzeyde Kürtlere karşı mevzi elde etme hedefi güdüyor.
İç siyasete gelince de “biz çok güçlüyüz, her tarafa el atabiliriz ama ABD ve uluslararası güçler yol açmadıkları için El Bab’la sınırlı kalmak zorunda kalıyoruz” demeye getiriliyor.
Rusya ile anlaşma gereği El Bab, Suriye rejim güçlerine devredilecektir ama  El Bab’da kalıcı olmanın zemini de yaratılmaya çalışılıyor…
 
*
Ama Türkiye’nin herhangi bir saldırısına karşı ABD Minbic’te üs kurmuştur.
SDG Münbic’teki kazanımlarını Suriye Ordusuna bırakıyor.
Suriye Ordusu Rakka yolunu da kesmiş bulunuyor.
Artık Minbic ve Rakka’ya yürümenin bedeli çok ağırdır.
 
*
Ama işte Türkiye’nin denetimindeki grupları  fitnelemesiyle Suriye’den yeniden bir karmaşa gelişiyor.
Hem CIA hem de Pentagon, iç savaşın başlatılması sırasında muhalif güçler üzerinde kontrollü destekleme programları yürütmüştür.
Ancak bu programa dayanan Suriye’yi yeniden inşa etmek girişimlerinin tamamı El-Kaide tarafından ele geçirildiği için başarısız olunmuştur…
Şimdi bu karmaşa, ABD’nin Suriye’de pek çok farklı gruba güvenmesi sürecinin sonuna geldiğini artık kime öncelik vereceğine dair karar vereceği bir durumda olduğunu gösteriyor.
Bu karar verilmedikçe Türkiye ve SDg arasındaki dövüş sürecek, en hafif tabiriyle bölge tam anlamıyla çökecektir. 
 
*
Bu bilinçte Erdoğan,”Sistemim tamam, sigorta mekanizmam hazır, kefenim yanımdadır” diyor.
Oooo, “Hayır,Hayır,Hayır!”  
 
6.3.2017
Exit mobile version