Site icon Turkish Forum

Sırrı Sakık’ın Adamı, 1924’te de İsyan Çıkarmıştı!

Aynı yolun yolcuları... - ermeni isyanlari

Aynı yolun yolcuları…

14 Mart 2016

Pazartesi 21:16

Sırrı Sakık, Ağrı’da  Mareşal Fevzi Çakmak İsmini Sildi, Yerine İhsan Nuri’yi Astı!

 
Gizli Kalmış bir İhsan Nuri İsyanı
 
Bilinen Şeyh Said isyanını Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü’nün 13 Şubat 1925 günü Şeyh Abdurrahim’in köyünü sarması, evin sarıldığını gören Şeyh Sait ve Şeyh Abdurrrahim’in askerlerin üzerine ateş açmasıyla başlatır ve de 15 Nisan’da Şeyh Said’in ele geçirilmesiyle bitirir isek, bu isyan 13 Şubat’ta başlamış, 15 Nisan’da bastırılmıştır.

Ancak bundan önce çıkarılmış bir isyan daha vardı ve zaten Şeyh Said isyanını tetikleyen de bu isyan olmuştu.
Neydi bu isyan?
Bu isyan, Şeyh Said’ten bir yıl önce 3/4 Eylül 1924’te çıkarılmıştı…

Bu isyana dikkatimizi çeken Uğur Mumcu’dur.

Mumcu, Nesturi isyanı(1924) sırasında İhsan Nuri’nin firarını bildiriyor ve her iki olay arasındaki ilişkiye şöyle dikkatimizi çekiyor;
‘16 Eylül 1924 günü, Trabzon’da bir yurt gezisinde bulunan Gazi Paşa’ya, Başbakan İsmet İnönü’den gizli bir yazı geldi. Konu, Nasturi ayaklanmasıydı. Nasturi ayaklanmasını bastırmak için görevlendirilen alaydan subay(İhsan Nuri) ve erlerin kaçmaları Ankara’yı kuşkulandırmıştı. Bitlis milletvekili Yusuf Ziya ve kardeşi teğmen Ali Rıza arasında ele geçen şifreli telgraflar kuşkuları büsbütün artırmıştı…’
Gerçekten de İhsan Nuri, Ali Rıza ve beraberlerindeki erlerle, 3/4 Eylül 1924’te firar etmiş ve Van-Bitlis-Siirt bölgesinde bir ayaklanma başlatmıştı.
Şeyh Sait isyanını planlayanların ve tertipleyenlerin asıl isyan öncesi böyle bir ayaklanmaya geçtikleri, İsmet Paşa’nın Gazi Paşa’ya gönderdiği şu gizli yazıdan anlaşılıyor;
‘Beytüşşebap Grubu’na dahil olan Ziya’nın kardeşi Rıza’nın yanında bulunduğu 18’nci Alay’dan dört subay ve 400 er de Eylül’ün 3/4 gecesi firar etmişlerdir. Telgraf muhaberatı ve Yusuf Ziya’nın olay önce firar edeceğinden söz edişi, kıtalarının firari ile içerde Van, Bitlis, Siirt yörelerinde ayaklanma düzenlenmiş olduğunu ve bu ayaklanma sırasında bizzat Erzurum’da bulunarak ya bizzat düzenlemiş olduğunu gizlemek veya Erzurum yöresinde bir yolda dayanak ve katılım sağlamak istendiğini düşündürmüştür. Kaçak subaylardan birinin(İhsan Nuri) Zaho’da İngilizlere katılmış olması, ayaklanmanın İngilizlerce düzenlendiği olasılığını akla getirmektedir.’

Uğur Mumcu siyasi Kürt hareketi ile isyanlar arasındaki odak noktasının Halidi Nakşi Tarikatı olduğu gerçeğine zaten ulaşmıştı;
 ‘Kürt miralayı Cibranlı Halit bey, Varto, Bulanık, Malazgirt, Hınıs, Karlıova, Solhan ve Çapakçur yörelerindeki muhtarlardan aldığı mühürlü başvuru dilekçesini Kürt Teali Cemiyeti’ne gönderdi. Bu dilekçeler, Cemiyet aracılığıyla Kürt Nemrut Paşa ve Paris’teki Kürt Şerif Paşa’ya ulaştırıldı.
Cumhuriyet’in ilanı, arkasından halifeliğin kaldırılması, Kürt aşiretleri arasında tepkiyle karşılanmıştı. 1924 yılı yazında Erzurum’da bir araya gelen Şeyh Said, Cibranlı Halid ve Muşlu Musa bey kararlarını vermişlerdi. Bu dinsiz düzene boyun eğmeyecekler, karşı koyacaklar, direnecekler ve yakalanmayacaklardı.
 Ayaklanmanın odak noktası Nakşibendi tarikatıydı. Hem şeyh Said hem Seyit Abdulkadir aynı Nakşibendi kolundan geliyorlardı. Her ikisinin dedesi de Mevlana Halid’in öğrencileriydi”.
Uğur Mumcu, öte yanda, bu isyanı hem Halid-i Nakşi şeyhlerine bağlamış, hem de isyanı tertipleyen ve yönlendiren yönetici kadrolarla Seyit Abdulkadir ve ardındaki siyasi Kürtçü örgütlerin ilişkilerini de açığa çıkarmıştı.

Gerçekten de bu ayaklanma ile Nesturi ayaklanması aynı süreçte çıkarılmış olduğundan, birbirini destekliyordu. Nitekim Nesturi isyanı sırasında Irak/Zaho’daki İngiliz birliklerine katılan İhsan Nuri, Barzanilerle birleşerek Şemdinli/Bembo’daki Yüzbaşı Hilmi Bey’in jandarma karakoluna saldırmıştı.

Hepsi aynı sürecin ayrılmaz bir parçasıydı. Bu isyanda Seyit Abdulkadir’in başı çektiği siyasi hareket Patrik Ağa Petros’un Nesturilerini doğrudan desteklemişti üstelik Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı…

Bu noktada açıktır ki bu isyanın işbirlikçileri Bedirhanlar ve Seyit Abdulkadir’dir.
Yakında karşılaşacağımız 1927 Ermeni Taşnaksutyun-HOYBUN  ittifakında Celadet Bedirhan ve Şeyh Sait isyanında yer alan Bozan(Berazi, Barazin) aşireti reisi Şahin Bey’in ortaya çıkacak varlıkları da bu tespitlerimizin doğruluğunu kanıtlayacaktır.
Bu kişiliklere, 1930 Ağrı Ermeni isyanında İhsan Nuri yeniden eklenecektir.
Şimdi hepimizin asıl sorması gereken soru şudur;
Peygamber sülalesinden geldiği iddia eden bir seyit, Seyit Abdulkadir, Müslümanlık içinde kendine önemli bir mevki bulmuş ve halkın güvenini kazanmış olan bir şeyh, Şeyh Said, neden devlete başkaldırır?
Neden Müslüman olduğu halde Hıristiyanlarla işbirliği yapar ve kutsal dinimizi siyasi ve şahsi çıkarlarına alet eder ve masum halkı devletine karşı kışkırtır?

Bugün oynanan oyunlar işte hep bu eksen üzerinde gitmektedir…
Ağrı Belediye Başkanı Sırrı Sakık’ın, kurutuluş savaşı kahramanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın ismini silip yerine İhsan Nuri yazması ve mevcut siyasetin buna ses çıkarmayışı…

Yine mevcut siyasetin isyancı Şeyh Said’e sözde itibar iadesi adı altında toplum üzerinde dini etkinlik kazandırmak çalışmalarına ses çıkarmayışı…
Mevcut siyasetin, aynı tarikat üyesi Barzani ile ilişkiler geliştirip Türk askerine kurşun atan Molla Mustafa Barzani’yi neredeyse kahraman ilan edişi, “Türkiye seninle gurur duyuyor” şeklinde Barzani çığlıklarının atılmasına zemin hazırlayışı…
Tüm bunlar, tüm bunların aynı yolun yolcusu olduğunu düşündürüyor…

BİLGETÜRK

Exit mobile version