Site icon Turkish Forum

Bir de “Dürrizade” buldunuz mu; tamamdır!..

0-0990-0

 

selcantasciSelcan Taşçı

 

Cmt Kas 21, 2015 9:58

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Mehmet Ali Akben’in “Müslümanların faiz konusundaki zafiyetini” gidermek üzere “fetva kurulları” oluşturmak niyetinde olduğunu okuduğumda önce güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.

Sonra, “İslam finansı ve bu bağlamdaki katılım bankacılığı Türkiye’de en sağlam nasıl hayata geçirilir? Fetva Kurulları BDDK bünyesinde mi olmalı? Katılım Bankaları Birliği bünyesinde mi olmalı?..” gibi “Türkiye’yi ekonomide dünya ölçeğinde çok önemli yerlere getirecek” bu soru/sorunlarla boğuşan Akben’in “bu konuda herkesin sunacağı görüş ve katkıya açık olduğunu” öğrenince “bırak şimdi gülmeyi-ağlamayı” dedim kendi kendime ve “katkı” niyetine, nacizane bir hatırlatma yapmak istedim.

* * *

“Dünya nizamının sebebi olan İslam Halifesi Hazretlerinin idaresi altında bulunan İslam beldelerinde bazı şerir şahıslar aralarında birleşip ve kendilerine reisler seçerek, Padişah’ın sadık tebaasını hileler ve tezvirler ile kandırmaya, Padişah’ın yüksek emirleri olmadan asker toplamaya kalkışıp, görünüşte askeri iaşe ve teçhiz bahanesiyle ve gerçekte mal toplama sevdasıyla kutsal şeriata ve Padişah’ın emirlerine aykırı olarak birtakım salma ve vergiler kesip, çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mallarını ve eşyalarını yağmalamak ve bu yoldan Allah’ın kullarına zulmede gelmeye ve suçlar işlemeye, memleketin bazı köyleri ve bölgelerine hücum ile tahrip, yerle bir etmek, Padişah’ın sadık tebaalarından nice masum kişileri katl ve masum kanları döktükleri, müminlerin emiri olan Padişah emrinde bulunan bazı dini, askeri ve mülki memurları kendi başlarına azil ve kendi hempalarını tayin, hilafet merkeziyle memleketin ulaştırma ve haberleşme yollarını kesmek, devletçe gönderilen emirlerin yapılmasını yasaklamak, hükümet merkezini diğer bölgelerden ayırmak suretiyle halifelik otoritesini kırmak ve zayıflatmak maksadıyla yüksek halifelik makamına ihanet etmek suretiyle imama itaatten dışarı düşmekle, Devlet-i Aliye’nin nizam ve düzenlerini, memleketin asayişini bozmak için yalanlar yaymakta, halkı fitneye sevk ve fesada gayret etmekte oldukları açıklanmış ve gerçekleşmiş olan, adı geçen reisler ile aveneleri ve onlara bağlı olan kimseler mertebesinde bulunup, dağılmaları hakkında gönderilmiş bulunan yüksek emirlerden sonra, hâlâ inat ve fesatlarında direnirler ise, adı geçen kimselerin kötülüklerinden memleketi temizlemek ve zararlarından halkı kurtarmak vacip olup ‘Fekatilu elleti tebga hatta tefaa il emerillah’a âyeti kerimesi gereğince katlleri ve gerekirse kitle halinde öldürülmeleri meşru ve farz olunur mu?

Beyan buyrula.

Gerçeği Allah bilir ki, olur…

Böylece Padişah’ın ülkesinde savaş kudretleri bulunan Müslümanların, adil halifemiz ve imamımız Sultan Mehmet Vahdettin Han hazretlerinin çevresi etrafında toplanıp bunlarla çarpışmak için yapılan davet ve emirlerine koşup adı geçen eşkıyalar ile savaşmaları vacip olur mu? Beyan buyrula.

Gerçeği Allah bilir ki, olurlar…

Bu suretle Halife Hazretleri tarafından adı geçen eşkıya ile çarpışmak için tayin olunan askerler çarpışmaktan kaçınır ve firar eylerse büyük günaha girip ve asi olup, dünyada şiddetle cezaya ve ahrette acılı azaplara hak kazanmış olurlar mı?

Beyan buyrula.

Gerçeği Allah bilir ki, olurlar…

Bu suretle Halife’nin askerlerinden olup da eşkıyaları katledenler gazi ve eşkıyalar tarafından katledilenler şehit ve şefaate nail olurlar mı?

Beyan buyrula.

Gerçeği Allah bilir ki, olurlar…

Bu suretle eşkıyalar ile muharebe hakkında çıkarılmış bulunan Padişah emirlerine itaat etmeyen Müslümanlar, asi ve şer’an cezalandırılmaya hak kazanmış olurlar mı?

Beyan buyrula.

Gerçeği Allah bilir ki, olurlar…”

* * *

Yukarıda okuduğunuz bir “fetva”;

Ünlü “Dürrizade Abdullah Fetvası”.

Dönemin Şeyhülislam’ı tarafından 11 Nisan 1920’de yazıldı.

‘Fetva’da katlinin vacip olduğu ve bu uğurda ölenlerin şehit olacağı bildirilen “eşkıyalar”, Türk Kurtuluş Savaşı’nın başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere isimli isimsiz bütün kahramanları;

Devletimizi, bağımsızlığımızı, ninelerimizin dedelerimizin namusunu, bayrak ve ezanın hürriyetini borçlu olduklarımız yani!

BDDK Başkanı’na asıl hatırlatmak istediğim “fetva”nın içeriği değil “veriliş şekli”…

* * *

İstanbul “Haçlı” işgali altındayken Millî Mücadeleye azmedenler aleyhinde fetva vermeyi reddeden Haydarizade İbrahim Efendi, İngiliz Sömürge Valilerinin kuklasına dönen Damat Ferit Hükümeti’nde görev almak istemedi. Tek o değil, “millî, dini, vicdani sorumluluk” sahibi başka din alimleri de aynı nedenle “Şeyhülislamlık” makamını ellerinin tersiyle itti. Öyle bir ortamda, Dürrizade Abdullah “ilminden” dolayı değil “alimler”in ortak olmak istemediği günaha gönüllü olmasından dolayı Şeyhülislam olabildi. Göreve getirilir getirilmez de göreve getiriliş maksadına uygun şekilde yukarıdaki “ihanet fetvası”nı verdi.

Demem o ki bir misyonu yerine getirmek üzere iktidar tarafından atanmış memurlar fetva veremezler; onlar yalnız ve ancak iktidarların icraatlarını Allah ile, din ile bir kesimin gözünde meşrulaştırmaya yararlar… Bir tür “şer’i noterlik” yaparlar…

Ve yanılmıyorsam biz “medeni hukuk”la idare edilen bir ülkeyiz hâlâ…

En azından “henüz”…

Selcan TAŞÇI, 21 Kasım 2015
selcantasci@gmail.com

Güncel Meydan

 

 

 

Exit mobile version