Site icon Turkish Forum

Avrupa Birliği Türk Halkının Gündeminden Neden Düştü

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’nun katıldığı Belarus’un başkenti Minsk’te gerçekleşen Avrasya Ekonomik Yüksek Konseyi’nde konuşan Nazarbayev, “Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan beni aradı. Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne alınmasının mümkün olup olmadığını sordu. Türkiye büyük bir ülke ve ortak sınırlarımız var. Sürekli Sovyetler Birliği’ni mi kuruyorsunuz diye soruyorlar. Türkiye’yi de birliğe alırsak bu soru da ortadan kalkmış olur” ifadelerini kullanmıştır. - ab turkiye

Avrupa Birliği’nin kamuoyu araştırmalarından sorumlu birimi Eurobarometre’nin 18 Aralık’ta açıklanan araştırmasına göre Türk halkının geçen yıl yüzde 38 olan AB desteği, 2014 yılında 10 puanlık rekor düşüş yaşayarak en düşük seviye olan yüzde 28’e gerilemiştir. Türklerin yüzde 54’ü “AB üyeliği bize hiçbir şey katmayacak”görüşündedir. Artış önceki yıla göre yüzde 9’dur.
2004 yılında Brüksel’de alınan kararla Türkiye’ye AB kapılarının açıldığı dönemde esen AB rüzgarıyla Türklerin üyeliğe desteği yüzde 62 idi. Bu gerilemede AB’nin Türkiye’nin üyeliğine devamlı engel çıkarması ve Türkiye’ye karşı BOBON kriterleri uygulaması (BO: Bizden Olanlar, BON: Bizden OlmayaNlar) kadar AB konusunda yetkililerin olumsuz görüşleri de etkili olmuştur.
Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Aralık’ta “Bir adım attığımız anda Avrupa Birliği’nden biri çıkıp açıklama yapıyor. Bu atılan adımın ne olduğunu biliyor musunuz? Ulusal güvenliğimizi tehdit eden unsurlar gereken cevabı alacaklardır. AB bizi alır mı almaz mı, bizim böyle bir derdimiz yok. Kendi göbeğimizi keseriz. AB kendi işine baksın” söylemi kamuoyu üzerinde mutlaka etkili olmuştur.
AB Yüksek Temsilcisi Mogherini’nin Erdoğan’ın açıklamasını çok şaşırtıcı bulduğunu söylemesi ve “Geçen hafta Türkiye’ye ziyaretimizde Erdoğan ve diğer yetkililerle yeni bir başlangıç için şans olduğu konusunda anlaşmıştık. AB konusunda tutarlı olmanın her şeyden önce Türkiye’nin çıkarına olduğuna inanıyorum” açıklaması, Türkiye AB ilişkilerinin parlak olmadığını göstermektedir.
AB Komisyonu’nun, polis baskınlarının ve medya temsilcilerinin tutuklanmasının demokrasinin ana ilkelerinden olan medya özgürlüğüyle uyumlu olmadığı belirtilerek,“Herhangi bir aday ülkenin katılımına yönelik bundan sonraki adımların hukukun üstünlüğü ve temel haklara tam saygıya bağlı olduğunu tekrar hatırlatırız” açıklaması, ipleri iyice germiştir.
Önceki hafta Türkiye’yi ziyaret eden AB Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve AB Komisyonu’nun Avrupa Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn tarafından 14 Aralık’ta Brüksel’de yapılan ortak yazılı açıklamada, “Bu operasyon Türkiye’nin bir parçası olmak istediği ve güçlendirilmiş ilişkilerin odağındaki Avrupa değerlerine ve standartlarına ters düşmektedir” denilmiştir. (The police raids and arrests of a number of journalists and media representatives in Turkey today are incompatible with the freedom of media, which is a core principle of democracy)
Türkiye’deki gelişmelere sosyal medya aracılığıyla tepki veren Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz da mesajında “Özgür basın susturulamaz” etiketini kullanarak, basın özgürlüğünün AB’ye katılım için temel ilkelerden olduğunu hatırlatmış ve Zaman gazetesine yapılan baskının kaygı verici olduğunu açıklamıştır.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Throrbjorn Jagland da son gelişmeleri 6-7 Ocak’ta Türkiye’ye yapacağı ziyarette Türk yetkililerle ele alacağını açıklamıştır. Avrupa Parlamentosu’ndaki Liberal Grup’un Türkiye raportörü Alman Parlamenter Alexander Lambsdorff ise “Medya tutuklamaları Türkiye’nin AB katılımını bitirecek. Yeni bir yaklaşım gerekli” demiştir.
ABD’nin insan hakları kuruluşlarından Freedom House, Türkiye’de aralarında gazetecilerin de bulunduğu kişilere yönelik gözaltı kararlarını geçen hafta eleştirmiştir.
Freedom House Başkan Yardımcısı Daniel Calingaert şu açıklamayı yapmıştır: “Türkiye’de gazetecilere yönelik ağır suçlamalar ve bugün bazı gazetecilerin tutuklanması Türkiye’deki ifade özgürlüğüne ve hükümeti eleştiren herkese yönelik bir tehdit anlamı taşıyor.”
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ise Pamukkale’de düzenlenen Serbest Bölgeler Çalıştayı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin AB sürecinden asla ayrılmaması ancak Avrasya’yı da unutmaması gerektiğini belirterek şunları söylemiştir:
“Türkiye, Avrupa Birliği sürecinden asla ayrılmamalı. Gümrük Birliği’nden asla vazgeçmeden, ABD ve AB arasındaki anlaşmanın içinde olmak zorundadır. Diğer taraftan Avrasya, Gümrük Birliği’ni göz ardı ederse çok büyük hata yapar…Avrasya Gümrük Birliği, Türkiye için vazgeçilmezdir. Biz orada olmak zorundayız. Körfez İşbirliği Teşkilatı içinde olmak zorundayız. Orta Afrika Birliği denen… birliğin içinde yer almak zorundayız.”
Bakan Zeybekçi hem haklı ve hem de haksızdır.
“Türkiye, Avrupa Birliği sürecinden asla ayrılmamalı” derken haklıdır. Fakat “Avrasya Gümrük Birliği ile Körfez İşbirliği Teşkilatı ve Orta Afrika Birliği içinde yer almak zorundayız” derken haksızdır.
Çünkü, Türkiye AB ile gümrük birliği içindedir. Bu sebeple aynı zamanda Avrasya Gümrük Birliği içinde olamaz, Orta Afrika Birliği içinde yer alamaz, Körfez İşbirliği Teşkilatı içinde de bulunamaz.
İlkinde buna engel AB Kurucu Anlaşmaları, WTO Sözleşmesi ile Ankara Anlaşması ve Katma Protokol vardır. Diğer iki bölgesel ekonomik işbirlikleri içinde de bulunamaz. Çünkü bu bölgelerin ülkesi değildir. (S. Rıdvan Karluk, Uluslararası Kuruluşlar, Beta, İstanbul, 2014, s. 580, 589.)
Kazakistan’ın Almatı şehrinde haftalık yayınlanan Türkistan gazetesinde 14 Kasım 2013 tarihinde yer alan “Ankara Gümrük Birliği’ne Katılmayı Gerçekten İstiyor mu?” başlıklı makaledeki görüşlerin Türkiye AB ilişkilerine bir alternatif olması mümkün değildir.
Türkiye’nin AB ile olan ilişkileri buzdolabı konmuşken, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’den bir çıkış gelmiştir. Nazarbayev, Türkiye’nin de Rusya, Kazakistan ve Belarus arasında oluşturulan Gümrük Birliği’ne girmesi için Başbakan Erdoğan’ın kendisini aradığını açıklamıştır.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’nun katıldığı Belarus’un başkenti Minsk’te gerçekleşen Avrasya Ekonomik Yüksek Konseyi’nde konuşan Nazarbayev, “Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan beni aradı. Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne alınmasının mümkün olup olmadığını sordu. Türkiye büyük bir ülke ve ortak sınırlarımız var. Sürekli Sovyetler Birliği’ni mi kuruyorsunuz diye soruyorlar. Türkiye’yi de birliğe alırsak bu soru da ortadan kalkmış olur” ifadelerini kullanmıştır.

Gümrük Birliği’ni daha kapsamlı bir kuruma dönüştürmek için diğer ülkeleri üyeliğe davet eden Nazarbayev, Türkiye’nin bu Birliğe üye yapılmasını teklif etmiştir.

Avrasya Ekonomik Konseyi’ne Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya, Tacikistan ve Özbekistan’ın üye olduğunu söyleyen Nazarbayev, 1 Ocak 2015 yılından itibaren Avrasya Ekonomik Birliği’ni kurmak istediklerini belirtmiştir.

Esengül Kafkızı tarafından kaleme alınan ve Prof. Dr. Abdülvahap Kara tarafından çevrilen Türkistan gazetesinde 14 Kasım 2013 tarihindeki makalede, “…Rusya’nın basın organları da Türkiye’nin esas amacının Gümrük Birliği’ne girmek değil, Avrupa Birliği’ne üye olmak olduğuna vurgu yaptıktan sonra Nazarbayev’in bu teklifinin Türk dünyasının en büyük ülkesinin yöneticileri için beklenmedik bir jest olduğu yorumunda bulundular… Siyasi gözlemcilere göre, Nazarbayev’in bu teklifinin altında yatan iki sebep olabilir. Birincisi Suriye konusunda Rusya ile taban tabana zıt bir politika takip eden Türkiye’yi Gümrük Birliğine üyeliğe sunmak, ve böylece yakın zamanlarda Rusya’nın ‘Suriye’nin birliğe üye olması mümkündür’ şeklindeki ifadesine karşılık yapılmış bir hamledir. Ayrıca üye devletler gelecek sene kurulması beklenen Avrasya Ekonomik Birliği’ne sıcak bakmamaktadırlar” görüşüne yer verilmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan iken Antalya’nın Kemer İlçesi’ndeki Merit Limra Otel Kongre Merkezi’nde 16 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleştirilen Uluslararası Rotary 2430′ncu Bölge Konferansı’na katılarak bir konuşma yapmış ve şu mesajı vermişti: ”Bütün beklentimiz önümüzdeki birkaç yıl içerisinde AB üyesi olmaktır. Aslına bakılırsa Türkiye, bu üyeliği çoktan hak etmiştir.”

Birkaç yıl içinde AB üyeliği hedefi arzu edilen bir hedeftir ama imkansızdır. ABHaber.com sitesinde 2009 yılında yayınlanan demecimde “2010 Türkiye AB İlişkileri Açısından Dönüm Yılı Olacak” demiştim ama daha sonra yanıldığımı anladım.

3 Ekim 2005 tarihinde başlayan AB ile olan katılım müzakerelerinde bir arpa boyu yol alınamaması, 35 başlıktan sadece 14 başlığın açılıp, birinin geçici kapatılması, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Fransa’nın toplamda 12 başlığı dondurması, Türkiye’nin AB’ye girme umudunu neredeyse söndürmüştür.

Bununla beraber pireye kızıp yorgan da yakmamak gerekir. Türkiye, tüm engellemelere rağmen AB ve Batı dünyası ile olan ilişkilerini koparmamalı, Batıya küsüp yüzünü Doğuya dönmemelidir.

Türkiye istese bile Rusya’nın hakim olduğu kuruluşlarda Rusya Türkiye’nin üyeliğini istemez. Tıpkı, Şanghay İşbirliği Örgütü’nde olduğu gibi. Geçen hafta Putin’in basın toplantısındaki Türkiye’ye yönelik olumlu görüşlerine aldanmamak gerekir.

Kırım Türklerinin anavatanları Kırım’ın uluslararası hukuka aykırı bir şekilde Rusya tarafından işgal edildiğini unutmayalım.

Büyük Önder Atatürk’ün ifade ettiği gibi Türkler, Batı’ya yönelmiş bir millettir. Atatürk’ün 29 Ekim 1923 tarihinde açıkladığı hedeften şaşmamak gerekir:

“Memleketimizi asrileştirmek istiyoruz. Bütün çalışmamız Türkiye’de asri binaenaleyh batılı bir hükümet vücuda getirmektir. Medeniyete girmek arzu edipte Batı’ya yönelmemiş millet hangisidir?”

Exit mobile version