Site icon Turkish Forum

TÜRKİYE’DE BİR ŞEYLER OLUYOR

 

barzanitv

TÜRKİYE’DE BİR ŞEYLER OLUYOR

Hüseyin MÜMTAZ

 

                Türkiye’de çok şeyler oluyor.

Önce utangaç ve mahcup bir tavırla “Dört parçalı Kürdistan”ı dillendirdiler aylarca.. “Yahu hangi dört parça? Parçalar neresi?” diye düşünmemizi, zihnî alıştırma yapmamızı, şuuraltımızın kendisini hazırlamasını istediler….

Arkadan, sürecin olgunlaştığını düşündüler ki pervasızca “Türkiye Kürdistanı”nı seslendirdiler.                Seslendiriyorlar.

Arada Roboski ile Dobrovski’yi karıştırıyorlar ama hiç önemli değil, o kadar kusur kimin kızında olmaz ki!

Yetmiyor; garip, sesi sedası çıkmayan Türklere de saldırıyorlar; “Türk diye bir ırk yokmuş”..

Birkaç yıl önce televizyon ekranından “meşe ağacının dalları” konulu veciz politik konuşmalar yapan belediye başkanının eli sıkılıyor.

Ama adam 29 Ekim’de protokolde yerini almıyor. 29 Ekim, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ya!

Saymıyor..

Çünkü o kendi Kürdistan’ında yaşıyor.

Fakat gidilip eli sıkılıyor.

Diyarbakır’da; “12 Eylül döneminin ürünü olduğu için” caddelerden “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” yazısı kaldırılıyor.

Öyle ya, Atatürk 12 Eylül’de hayattaydı ve o lafı o zaman söylemişti.

“Ne Mutlu Türk’üm Diyene” yazısı Diyarbakır’dan kaldırılıyor ama Mardin-Kızıltepe Türkmen Dağı’nda taşlara başka bayraklar boyanıyor..

Hem de “Türkmen Dağı”nda..

Hem de Mardin’de..

Hem de Türkiye’de..

Sonra Mandela ölüyor..

Türkiye’den heyet gidiyor, gazeteciler gidiyor.

Ama İmralı’da mecburi iskâna tâbi tutulmuş bölücü teröristin kendi imzasıyla gönderdiği “Kürdistan” çelengini görüp fotoğraflamak CNN International’lı Christiane Amanpour’a nasip oluyor. Amanpour bu fotoğraflardan birini paylaşarak, “Mandela’yı parmaklıklar ardından andı” diye tweet atıyor.

İmralı’da mecburi iskâna tâbi tutulmuş bölücü terörist, Mandela bahanesiyle “talimat” veriyor. İmralı’da BDP heyeti ile yapılan görüşmeyi izleyen görevlilere dönerek, “Hepiniz dikkat edin, siz de önleyin bunu. Paralel devletin yapacağı eylemlere ve suikastlara, katliamlara siz de engel olmalısınız, sizin de bu konuda çabanız olmalı, bunun önüne geçmelisiniz” diyor.

Yüksekova’da 2 sivilin ölümünün ardından yaşanan olaylara dikkati çekerek “Bu olayda paralel devletin parmağı var” ifadesini kullanıyor.

BDP ve devlet görevlileri ile görüşmesini, “Korsan görüşme” olarak değerlendirerek “Sonuçta ben bir cezaevinde hükümlüyüm, buradayım, sizler siyasi birer heyetsiniz. Şu anda yapmış olduğumuz bile korsan bir toplantıdır, yasal bir dayanağı, zemini yoktur. Bu tür toplantıların acilen yasal zemine oturtulması gerekiyor” diyor.

“Hükümet artık somut bir şeyler yapmalıdır. Tabii seçim süreci var önümüzde. Bu sürecin kesinlikle barış sürecinin önüne geçmemesi gerekir. Tabii seçim süreci önemlidir ama müzakere süreci daha hayatidir. Kimse seçim hesapları yapmasın. Biz ancak müzakere sürecini geliştirdiğimiz oranda Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayabiliriz… Ama paralel olarak barış sürecinin de gelişmesi gerekiyor. Seçim ve müzakere süreci paralel bir şekilde gitmeli. Barış süreci seçimlere kurban edilmemelidir” diyor.

“Böyle bir yöntemle, böyle bir ekiple yeni bir anayasanın yazılması çok mümkün gözükmüyor. Dolayısı ile yeni bir ekibe ihtiyaç var ve yeni bir yönteme ihtiyaç var” deyip, Meclis’te kurulan Çözüm Komisyonu’nun raporlarını “incelemek üzere” talep ediyor.

İmralı’da mecburi iskâna tâbi tutulmuş bölücü teröristin “talimatları”nın ardından bu defa Kandil sakinlerinden “paralel reis” Cemal Bayık alıyor mikrofonu, Türkiye’nin barış sürecinde ciddi olmadığını öne sürerek, “Süreç çökerse PKK’lı gerillaların geri çekilmesi bir tarafa, güneye çekilenler kuzeye dönebilir, o zaman da büyük bir savaş olabilir” diyor.

Tehdit ediyor.

Ve asıl “bomba” fazla gecikmiyor..

Süreç, paket, restorasyon filan tamam ki “yeni harita” yayınlanıyor.

Biz “dört parçalı mı/hepsi tek parça mı?”, “Hangisi neresi?”, “Ucu bize dokunacak mı?” kararsızlığı sergilerken Kuzey Irak’ta; Mezopotamya’nın en ahkâmlı iki “oryantal/ist”inden birisi olan (Diğeri Talabani’dir) Barzani’ye yakınlığı ile tanınan “Rüdaw TV”de yayınlanan hava durumunda bir harita yayınlanıyor.

Yayınlanan güya meteoroloji haritasında “Erzurum, Sivas, Ağrı, Van, Malatya, Hatay ve Mersin”, KÜRDİSTAN sınırları içinde yer alıyor.

Muhterem ve mümeyyiz Bakanlarımızdan İsmet Yılmaz konuya müdahil oluyor ve Barzani’ye ait bir televizyon kanalında Türkiye’ye ait yedi ilin Kürdistan haritası üzerinde gösterilmesinin sorulması üzerine; “Bir şey değildir. Herkes her istediğini söyleyebilir ama bunu söylerken de söylediğinin arkasında durabilmesi lazım. O yapıların bu söylediğinin arkasında durabileceğine inanan kimse var mı? Yok. Yapamayacağı bir şeyin arkasında duramayacağı bir şeyi kişilerin söylememesi lazım. Dolayısıyla biz söylenmemesi gerekirdi diye düşünüyoruz. O söyledi tamam ama bizim de ciddiye almamamız gerekiyor. Özü de bu ciddiye aldığımız sürece o yapmış olduğu şeyin doğru olduğunu düşünür. Biz ciddiye almazsak bu söz kendi yaptığı ile kalır. Lafı sahibi çoğaltır derler. Bizim şimdi bu şeyi konuşmakla, hatta ona cevap vermekle ona ilave bir de önem atfediyoruz. Dolayısıyla ciddiye almazsanız ciddi görülecek bir husus değildir. Kendi kabuğunda, kendi çevresinde kalır diye düşünüyorum. Daha önceleri bunu Türkiye’de çok yaptılar. Hatay’ı Suriye’de göstermişlerdir. İstanbul’u bir başka yer göstermişlerdir. Herkesin kendince bir kızıl elması, bir hedefi vardır ama bunu yapabilmek için bu sözün arkasında durabilmek gerekir. Bizim Türkiye olarak kendi topraklarımızdan hariç, hiç kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok. Bunun için biz yurtta barış dünyada barış istiyoruz. Bunu da samimi olarak söylüyoruz. Bu coğrafyanın da en güçlü devletiyiz. Dolayısıyla biz komşularımızın da barışçıl, dost, kardeşçe yaklaşım göstermesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu yapılanlar dostluğa, kardeşliğe yakışır mı? Uygun olur mu? Hadi o kendisi yapıyor ama, ‘Dışarıda ne algılanır’ diye düşünmesi lazım ve ona göre davranması lazım. Ben bunu ciddiye alınacak bir husus olarak görmüyorum” diyor.

“Tepkisini” gösteriyor.

Bu kadar kalabalık lâftan sonra ne dediğini yahut demek istediğini anlayabildiniz mi?

Yahu biz bu peşmerge bozuntusunu daha bir ay önce kırmızı halılarla ve bando-mızıka ile karşılamamış mıydık?

Suriye’nin, Hatay’ı kendi haritalarında göstermesi meselesine keşke hiç girmeseydi muhterem Bakan.

İyi örnek olmamıştır.

Hatay şu anda resmen değilse bile “de facto” olarak Suriyeli Araplarca “iskân ve rehabilite” edilmiş değil midir?

Suriye Türkmenleri’nden haberi olan var mı? Yahut Irak Türkmenleri’nden?

Keşke bizim de bir televizyonumuzda ”Misak- Milli haritalı” meteoroloji, yol ve hava durumu haberleri yayınlansa!

Bakalım neler olacak?

Türkiye’de neler olacak? 15 Aralık 2013

 

57’İNCİ ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ

 

 

Exit mobile version