Site icon Turkish Forum

Türkiye’nin Ortadoğu politikası çöktü mü?…

NECDET BULUZ - TurkiyeHalki

 

NECDET BULUZ

 

Daha önce, Türkiye’nin Suriye politikaları üzerinde yazmış ve “ Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin yanlış politikaları bizi Suriye batağına çekti” demiştik. Ortadoğu’daki son gelişmelere baktığımızda çöken sadece Suriye değil, tüm Ortadoğu politikaları olduğunu görüyoruz. Aslına bakılacak olursa Suriye’de yaptığımız yanlışlar, bize kolay kolay çözülemeyecek sorunlar açmıştır.

Şunu kabul etmek durumundayız:

Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Suriye Devlet Başkanı Esad’a kişisel tavırda şu anda yalnızları oynuyor. Kaldı ki, Türkiye’de 5 milyona yaklaşan Suriyeli sığınmacı var ve hala da sınırdan gelmeye çalışıyorlar. Bu sıkıntının bitmeyeceği görülüyor. Gelenlerin ileride daha nasıl sıkıntı yaratabileceğini düşünmek bile istemiyoruz.

                                                      HER NOKTADA SIKINTIMIZ VAR

                                                      Ancak daha da önemlisi şu:

                                                         Suriye’de artık Esad ile pek uğraşılmıyor, Güney’de ortaya çıkan PKK’nın uzantısı PYD ile ayrı bir sıkıntı sayfası açıldı. Neredeyse Esad unutuldu, Suriye krizi şu anda yerini PYD ile Nusra arasındaki savaş ile yeni bir boyut kazanmış bulunuyor. Suriye’deki bütün hesapların yanlış çıkmasının faturasının ağırlığı altındayız.

                                                       Ortadoğu’ya şöyle bir baktığımızda hemen her noktada bir sıkıntının olduğunu, bu sıkıntıları da içimizde yaşadığımızı görüyoruz. İki Türk pilotunun Lübnan’da kaçırılması küçümsenmemesi gereken bir olaydır. Bir mezhep kavgasında Türkiye’nin yanlış tutumunun ortaya koyduğu bir tablo ile karşı karşıyayız. Lübnan’daki olay, Suriye’deki yanlış politikaların bir ürünü olarak değerlendirilebilir. Bu, ne ilk, ne de son olacak gibi görünüyor.

MISIR’DA “TARAF” OLMAK DOĞRU MU?

Irak ile zaten neredeyse kanlı-bıçaklı duruma geldik. Maliki yönetimini Şii olması nedeni ile dışlayarak aslında burada bir sorunlar yumağı ile karşı karşılaştık. Irak, şu anda bizim için bir düşman cephesi gibi görünüyor. İran ile olan ilişkilerimizdeki gerginliği yinelemeye gerek var mı bilmiyoruz?

                                                   Okurlarımız anımsayacaklardır. Mısır’da askeri darbe ile devrilen Mursi’ye destek vererek bu krizde taraf durumuna geldiğimizi, bu konuda başta Amerika, AB ve bazı Arap ülkeleri ile de ters düştüğümüze değinmiştik. Şimdi, Mısır da Türkiye’ye karşı tavır aldı. Vize işlerini zorlaştırdı, Erdoğan’ın Gazze’ye yapacağı gezinin Mısır topraklarından olamayacağını açıkladı. Bunlar da izlenen yanlış politikalarının bir ürünü olarak karşımıza çıkmış olmuyor mu?

Mısır’daki askeri darbeye karşı çıkabilirsiniz, bu doğal bir tepki olarak görülür. Ancak, sert davranışlar, açıklamalar Mısır’daki sorunu çözemeyeceği gibi, bu ülkedeki belli kesimleri de karşınıza almak anlamına gelir. Dış politika hassas ve incelik isteyen bir konudur. Mısır’daki karışıklıklarda Türkiye taraf olarak gelecekteki oyunculuk rolünü de kendi eli ile imha etmiştir. Halbuki burada arabuluculuk ve barışa yönelik adımların atılması gerekirdi bunlar da yapılamadı.

                                               HERKESLE KAVGALI DURUMA GELDİK

Suriye’de Esad’a baştan bu yana destek veren Rusya ve İran ile olan ilişkilerimiz, Suriye politikaları ile zaten 2,5 yıldan bu yana gerilmiş durumda bulunuyor. Bütün bu gelişmeleri alt alta koyduğumuzda bölgede komşularımız dahil bütün ülkelerle sıfır sorundan, çok sorunlu bir Türkiye haline geldiğimiz görülmektedir.

                                                 Daha önce Gazze ile ilgili Türkiye öne çıkmış, İsrail-Filistin sorunun çözümünde “babalığa” soyunmuştu. İşte, uygulanan yanlış politikalar bu konuyu da neredeyse ortadan kaldırmış görünüyor. Nereden bakacak olursak olalım, Türkiye bölgede hızla yalnızlaşıyor.

                                               Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu da yaptıkları açıklamalarda “Türkiye bölgede küresel bir oyuncu ve belirleyici devlet olacaktır” demişlerdi. Gelinen noktaya baktığımızda her şeyin söylenen sözlerle gerçekleşemeyeceği gerçeğini de görmüş oluyoruz.

                                                 Bu noktada önemli olan yanlışları görüp, bunlardan hızla uzaklaşmak ve yeni politikalar üretmek olmalıdır. Bunlar da yapılmadığı gibi, yanlışlar üzerinde ısrar ediliyor ki, asıl tehlikeli olan da budur.

e.mail: necdetes@mynet.com

 

 

                         

Exit mobile version