Site icon Turkish Forum

Kınalı koçu tek başıma nasıl yiyip bitirdim?

"Diyanet devleti vergi kaybına uğratmaktadır!" başlıklı yazımızda(1) Diyanet'ten emekli olanlar için kullandığımız "...Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan emekli olan din görevlilerinin, köşelerine çekilmek veya başka hizmet alanlarında çalışmak yerine derhal dini ve hayri hizmet amacı taşıyan dernek ve vakıflara kapak atmaya çalışmaları da bu insanların, halktan toplanan yardımlarda hak iddia etmelerinin en önemli göstergelerinden bir başkasıdır. Özetle bu adamlar, bir türlü bırakıp gidemezler Diyanet'i. Bu durum, tam da sineklerle pekmezci arasındaki ilişkiye benzer. Malûm; sinekler (ve bir tür sinek olan arılar) pekmezciyi mutlaka arar bulur ve kaynayan pekmezden tırtıklamak için bazen ocakta kaynayan pekmez kazanlarında haşlanmayı bile göze alırlar... Katlanmış olduğumuz bütün bu maliyetler ise, tamamıyla üç beş üst düzey Emekli Diyanet çalışanının yapacağı geyik muhabbetleri içindir" şeklindeki cümleler, DED üyesi bazı Diyanet emeklilerini rahatsız etmişe benziyor. - think tank dusunce kurulus

“Diyanet devleti vergi kaybına uğratmaktadır!” başlıklı yazımızda(1) Diyanet’ten emekli olanlar için kullandığımız “…Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan emekli olan din görevlilerinin, köşelerine çekilmek veya başka hizmet alanlarında çalışmak yerine derhal dini ve hayri hizmet amacı taşıyan dernek ve vakıflara kapak atmaya çalışmaları da bu insanların, halktan toplanan yardımlarda hak iddia etmelerinin en önemli göstergelerinden bir başkasıdır. Özetle bu adamlar, bir türlü bırakıp gidemezler Diyanet’i. Bu durum, tam da sineklerle pekmezci arasındaki ilişkiye benzer. Malûm; sinekler (ve bir tür sinek olan arılar) pekmezciyi mutlaka arar bulur ve kaynayan pekmezden tırtıklamak için bazen ocakta kaynayan pekmez kazanlarında haşlanmayı bile göze alırlar… Katlanmış olduğumuz bütün bu maliyetler ise, tamamıyla üç beş üst düzey Emekli Diyanet çalışanının yapacağı geyik muhabbetleri içindir” şeklindeki cümleler, DED üyesi bazı Diyanet emeklilerini rahatsız etmişe benziyor.

Bunu bazı DED Başkanı ve üyelerinin telefon aramalarından anlamış bulunuyorum. Dolayısıyla bu yazı, DED üyesi emekli hoca efendilerden özür sadedinde kaleme alınmıştır(2).

Zaten Sayın başkan da anlatılanların doğruluğunu kabul etmekle birlikte, sadece yukarıda geçen cümlelere alındıklarını açıkça ifade etmiştir. Oysa doğruları çarpıcı biçimde anlatabilmek, okuyucu üzerinde tesir bırakabilmek ve kamuoyu yaratabilmek için bu tür benzetmelerin ve kıyaslamaların yapılması, yazın hayatının olmazsa olmazlarıdır. Bu sebeple hoca efendilerin anlayış göstermelerini beklemek, bir yazar olarak bizim de hakkımızdır.

Sayın Başkanın ve diğer üyelerin, 3500 TL’lik bir dairede kira vermeden üstelik de mülk sahibi vakfa ilave maliyet yükleyerek oturmalarının sebebini açıklarken ileri sürdükleri argümanlar kabul edilebilir şeyler değildir. Hoca efendiler, yıllardır Diyanet Vakfı’na hizmet ettikleri ve adı geçen vakfın kendi sayelerinde var olduğu dikkate alınarak bu dairenin kendilerine tahsis edilmesinin çok görülmemesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Ayrıca, bu dairelerin bidayette Ankara İmam-Hatip Derneği tarafından halktan toplanan derilerin satışından elde edilen paralarla elde edildiğini ve sonraki yıllarda Türkiye Diyanet Vakfı’na devredildiğini de beyan etmişlerdir. Oysa bu daireler başlangıçta nasıl iktisap edilirse edilsin vakıf ve dernek gibi kurumların mülkiyetine geçtikten sonra artık bütün bir milletin malı olmuşlardır. Dolayısıyla bu tür mülkleri ücretsiz olarak kullanmak ya da belli bir zümreye veya belirli bir toplum kesimine tahsis etmek İslam’ın vakıflarla ilgili hükümlerine ve Türk-İslam kültüründeki vakıf geleneğine de açıkça aykırıdır.

Öte yandan, sırf zaman geçirmek maksadıyla yapılan ve “Geyik Muhabbeti” olarak isimlendirilen muhabbetleri hangi birimiz yapmıyoruz ki? Hele hele konu, emekliye ayrılarak yaptırım güçlerini ve otoritelerini yitirmiş, yaşları ilerlemiş ve çalışma enerjilerini yitirmiş, halk tabiriyle söyleyecek olursak, artık “çenelerine vurmuş” insanların kurduğu bir dernek tarafından işletilen bir lokal olunca, burada yapılan muhabbetlerin çoğunun, Geyik türünden muhabbetler olacağı açıktır. Esasen bu tür muhabbetler, adı geçen derneğin temel amaçlarından birisidir! Bu husus, derneğin tüzüğünde şöyle açıklanmıştır:

“Dernek, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan emekli olanlar, bunların eşleri ile vefat eden Diyanet Emeklilerinin dul ve yetimlerine sosyal, kültürel ve hukuki konularda hizmet vermek, Diyanet hizmetlerine ilişkin ortak anılarını yaşatmak, aralarındaki yardımlaşma, dayanışma ve iletişimi devam ettirmek amacı ile kurulmuştur.”(Md.2).

Bu tüzük hükmünden de anlaşılacağı gibi; “Diyanet hizmetlerine ilişkin ortak anılarını yaşatmak ve üyeler arasındaki iletişimi devam ettirmek” Diyanet emeklilerinin en önemli aktivitelerinden birisidir. Emekli hoca efendiler, Cuma günleri, Cumalık otağları olan Kocatepe Camii’nin müştemilatında toplanır simit ve çay partisi düzenleyip, kendi aralarında muhabbet yaparlar, sair günlerde ise Kızılay’da bulunan ve “Sedir Lokali” olarak isimlendirdikleri merkez üslerinde yaparlar aynı şeyi.

Kendilerine göre; hükümet kurarlar, hükümet yıkarlar, bakan ve bürokrat değiştirirler, seçim sonucu tahmin ederler, muhalefet partilerini ve muhalif medyayı eleştirirler. Yani açıktan açığa siyaset yaparlar. Aralarında milletvekilliğine ve belediye başkanlığına sulanıp aday ya da aday adayı olanlar, bu amaçla kartvizit bastırıp arkadaşlarına dağıtanlar bile bulunmaktadır. Ayrıca faal Diyanet çalışanı iken vermiş oldukları sözüm ona başarılı hizmetleri ve başlarından geçen olayları anlatmak da bu sohbetlerin ana temalarından birisidir. Dernek Tüzüğü’nün 3’üncü maddesinde geçen “Medeni haklarını kullanma ehliyetine sahip, derneğin amaç ve ilkelerini benimseyerek bu doğrultuda çalışmayı kabul eden, derneklere üye olmaları yasaklanmamış veya kısıtlanmamış T.C. kimliği taşıyan Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatından emekliye ayrılan kişiler derneğe üye olabilirler” şeklindeki hüküm ise bu derneğe, tıpkı masonlukta olduğu gibi belli bir gizem ve gizlilik kazandırmaktadır.

Anlaşılacağı üzere; Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan emekli olanlar dışında hiç kimse üye olamaz bu derneğe. Mesela yıllardır kira ödemeksizin mekânlarını işgal ettikleri Türkiye Diyanet Vakfı’ndan emekli olanlar bile üye olamazlar DED’e. DED üyeleri, Türkiye Diyanet Vakfı’nın mülklerini hiç bir sakınca görmeksizin ve kira ödemeksizin işgal edebilirler, bu vakfın çalışanlarından hizmet alabilirler ama bu kurumun çalışanları emekli olunca onların yüzüne bile bakmazlar. Tıpkı çalışırken de bakmadıkları gibi!

Çünkü onların gözünde, Türkiye Diyanet Vakfı çalışanları, sadece Diyanet İşleri Başkanlığı çalışanlarına hizmet etmek için tutulmuş hizmetkârlar, halayıklar, uşaklar, kâhyalar, hatta kölelerdir. Çünkü DİB çalışanlarının gözünde TDV çalışanlarının hiçbir kıymeti harbiyeleri yoktur. Onların bir adı “Gel” bir adı “Git”tir. Hiç bir söz hakları yoktur! Esasen söyleyecek sözleri de yoktur onların. Çünkü hiçbir şeyden çakmaz Vakıf çalışanları! Zira onların büyük çoğunluğu Diyanet çalışanları gibi ilahiyatçı değil, hukukçu, işletmeci, iktisatçı ve mülkiyelidirler. Onun için de dünyayı ve hadiseleri, Bağdat’ta, Mısır’da, Arabistan’da veya şurda burda ilahiyat eğitimi almış hoca efendiler kadar anlayıp yorumlayamazlar!

Özetle; Diyanet’te, devlet memuru olan başkanlık çalışanları beyaz, onların yönettikleri vakıf ve derneklerde işçi statüsünde çalışanlar “Zenci” ya da “Kızılderili”dirler.

Esasen, “Türkiye Diyanet Vakfı” ismindeki “Diyanet” kelimesi bile Diyanet İşleri Başkanlığı çalışanlarının gözünde “Diyanet” sayılmaz ve onlara göre Türkiye Diyanet Vakfı çalışanları ve emeklileri “Ötekiler”dir. Onlar kısaca “Diyanetçi” değil, “Vakıfçı”dırlar! Çünkü onlara göre; Türkiye Diyanet Vakfı’ndaki “Diyanet” kelimesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndaki “Diyanet” kavramı gibi mana derinliği olan bir kavram olmayıp biraz çakma bir kavramdır!

Diyanet emeklilerinden ödüllü anı anlatma yarışması!

DED Başkanı ve üyeleri, haklarında kullandığımız “Geyik muhabbeti” tabirine itiraz etmiştir etmesine de gelin görün ki; onlar, bu tür muhabbetlerde malzeme yapılmak üzere ödüllü yarışma bile açmışlardır! Bize göre; geçmişte yaşanmış bireysel olayları “anı” ya da “hatıra” adı altında tekrar tekrar anlatmak da bir nevi geyik muhabbetidir ve DED, geçmiş yıllarda hem de para ödüllü bir “Anı Anlatma” yarışması bile düzenlemiştir. 2010 yılında düzenlenen bu yarışma bakın nasıl duyurulmuş dernek üyelerine:

“Diyanet Emeklileri Derneği, Diyanet İşleri Başkanlığında uzun yıllar çalışarak emekli olmuş, bilgi ve birikim sahibi Diyanet emeklilerinin çalıştıkları yıllar içinde yaşadıkları özel ve unutulmaz hizmetleri, olayları ve anıları paylaşmak ve yazarak yaşatmak amacıyla ödüllü bir yarışma düzenledi. Diyanet Emeklileri Derneği, bu yarışmayla, Başkanlıktan emekli olmuş kişilerin görevleri sırasında yaşadıkları anılarının kaybolup gitmesinin önlenmesi, bunların kurum mensuplarıyla paylaşılması ve kalıcı hale getirilerek gelecek nesillere aktarılmasını amaçlıyor…”

Yarışma Şartnamesi’nde birinciye 500 TL, ikinciye 300 TL, üçüncüye 250 TL, üç yarışmacıya da 150’şer TL mansiyon ödülü verileceği de belirtilmektir(3). Bu paranın kaynağı nereden karşılanacaktı bilmiyorum ama görüldüğü gibi Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan emekli olanların anılarının değeri bile bir hayli yüksektir bu ülkede!

Kınalı koçu tek başıma nasıl yiyip bitirdim?

DED’in sadece “Diyanet’ten emekli olmuş kişilere” özel olarak açtığı ödüllü anı anlatma yarışmasının şartnamesinde bulunan şartlardan birisi de şöyledir; “Anlatılacak anı, yaşanmış olmalı, zamanı, yeri ve varsa anıyı paylaşanlar belirtilmelidir”.

DED’in yarışmasına, TDV çalışanları ve TDV’den emekli olanlar da eğer katılabilselerdi, benim belirlenen şartname hükümlerine göre katılacağım ve mutlaka birinci gelerek 500 TL’lik banknotu cebime indirip indira gandi yapacağım anı herhalde şu olurdu:

1990’lı yılların başlarıydı. Müfettiş olarak Adana’ya gitmiştim. Türkiye’de arkasında sayısız denecek miktarda büyük eserin yapılmasına vesile olan ve Adana Merkez Sabancı Camii’nin de temelini atan Merhum S.Tekin o sırada Adana İl Müftüsüydü. Müftü efendi bir gün;

-“Ömer Bey, bu akşam yemekte birlikte olalım. Bizim arkadaşlar da gelecekler yemeğe” deyince, kıramadım bu daveti kabul ettim. Akşama doğru şehrin biraz dışında bulunan bir Kur’an Kursu’na götürüldüm. Kur’an Kursu’na girerken, giriş merdivenlerinin hemen yanında bulunan bayrak direğinde bağlı bir koç ilişti gözüme. Kendisi beyaz, baş kısmı siyah bir koçtu. Boynuzlarıyla gerçekten de çok alımlı bir görünüşü vardı ve cüsse olarak küçük bir danayı andırıyordu!

Bize eşlik eden Müftülük çalışanlarının eşliğinde Kur’an Kursu’nun çatısı olmadığı için tamamıyla teras özelliği bulunan damına çıktık. O da nesi; binanın terası kadınlı, kızlı, çoluklu çocuklu insan kaynıyordu. Baştan başa donatılmış masalar lebalep insan doluydu. Seyhan İlçe Müftüsü R.Çortul ve ailesi başta olmak üzere; aynı binada faaliyet gösteren Adana ve Seyhan Müftülük çalışanlarının hemen tamamı, eş ve çocuklarıyla oradaydılar. Birkaç saat ileriden geriden sohbet ettikten sonra yemek servisi başladı. Masalarımız bir anda Akdeniz sofralarının vazgeçilmezi olan yeşilliklerle dolup taştı. Arkasından sürahilerle ayranlar, şişeler dolusu Meşhur Karaköprü Şalgamcısı Ali Göde imalatı Adana Şalgamı gelmeye başladı. En sonunda da büyük büyük tepsiler dolusu et yığınları gözüktü kapıda. Kebapların kokusu gecenin karanlığında dalga dalga Adana semalarına yayılırken, bulunduğumuz binanın yüksek voltajlı ampullerle aydınlanan çatısının üzerinde kebap buharından ve mangal dumanından ibaret küçük bir bulut tabakası bile oluşmuştu! Doğrusu iştah açıcı bir manzarayla karşı karşıyaydık!

İl Müftüsü S.Tekin’in “Buyurun” çağrısıyla birlikte onca insan etlere doğru taarruza geçtik! Yaklaşık bir saat sonra o gösterişli sofradan eser kalmamıştı ortada. Bütün etler lüpledilmiş, cümle ayranlar ve şalgam suları büyük bir iştahla tam tekmil hüpledilmişti. Arta kalan üç beş kemik parçası ise Kur’an Kursu talebelerinin kemirmeleri için aşağı katlara gönderilmişti. Epeyce bir zaman sonra mangal ateşinde pişirilmiş kahvelerimizi de içtikten sonra kalmış olduğum misafirhaneye gitmek için Müftü Efendi ile dışarı çıktığımızda özellikle dikkat ettim, girişte gözüme ilişen ve bir yaşındaki dana büyüklüğündeki koçun yerinde yeller esiyordu! Anlaşılan Adana Müftüsü Süleyman Tekin, muhtemelen bir Yörük beyinin annesinin veya babasının hayrına Kur’an Kursu öğrencilerinin yemeleri için bağışladığı koçla bize ve elbette maiyetinde çalışanlar ile bunların eş ve çocuklarına mükellef bir ziyafet çekmişti o akşam…

Sayın DED yöneticileri, nasıl? Beğendiniz mi benim anıyı? Eğer derneğinize üye olsaydım dereceye girebilir miydim bu anıyla? Sahi şartnamenize uygun olarak “yer ve isim belirterek” anlatabilmiş miyim anıyı? “Adam sen de, daha bu ne ki” mi diyorsunuz. Valla siz de haklısınız. Derneğinizin kuruluşundan beri, sizin Türkiye Diyanet Vakfı’na vermiş olduğunuz zarar ve dolayısıyla bu hayırsever millete yüklediğiniz maliyetle, bizim Adana’da yediğimiz koçun aynısından kurulu koskoca bir sürü oluşurdu şimdiye kadar. Bu sürüdeki koçların sayısını siz deyin 200, ben diyeyim 300!(4)

_________________
1- ,
2- DED Kurucu Başkanı da olan dostum Sayın M.ÇALIŞKAN’dan cidden ve hassaten özür dilerim. Umarım beni anlayışla karşılar.
3-
4-Bana açık veya gizli “Sen de kimsin lan” diye nazikçe soru soran Diyanet çalışanlarına ve emeklilerine cevap olmak üzere diyorum ki; eğer bu dünyada hak ve hukuk diye bir şey varsa; 29 Mayıs Ankara Hastanesi Binası’nın benim düşüncemin eseri olduğunu kabul etmek zorundasınız beyler. Çünkü eğer ben olmasaydım, orası şimdi sizin prens ve prenseslerinizin arpalandığı kıytırık bir süpermarket olacaktı. Yapmış olduğum ikna çalışmalarıyla süpermarket olarak başlanmış inşaatı yarıda durdurup, bahse konu yapının hastaneye tahvil olmasını sağladım. Bunun için sadece 200-300 milyar TL güçlendirme çalışması yapıldı. Böylece 29 Mayıs Ankara Hastanesi’nin, Dikmen Rıfat Börekçi Camii’nin altındaki 12 yataklı büyükçe bir poliklinik görüntüsünden kurtulup, 100 küsur yataklı çağdaş bir binaya kavuşmasına fikir babalığı yaptım. Bizim DED üyesi Diyanet Emeklileri, şimdi büyüyen prostatlarını, tekleyen kalplerini ve ülserli midelerini orada tedavi ettiriyorlar. Ben mi? Ben oraya şöyle göğsümü gere gere giremiyorum bile!

Exit mobile version