Selam Olsun…

Dr. Ali Sak

Hatırlayacaksınız, 2009 senesinin kış aylarında bu vakitler yurdun dört bir yanından TEKEL işçileri özlük haklarını korumak için yollara dökülmüş Ankara yolunu tutmuşlardı. Kar, kış, soğuk demeden çadırlar kurarak açlık grevine başlamışlardı. TEKEL işçilerinin bu „haksız“ davalarına hükümetin nasıl yaklaştığını hatırlayanınız var mı?

Var…

Bizzat sayın başbakan TEKEL işçilerinin eylemleri için „ideolojik“  demişti.  Emrinde olan „çevik kuvvet“ anında TEKEL işçilerinin üzerine yürümüş, biber gazıyla, kışın buz gibi soğuğunda tazyikli suyla işçileri dağıtmaya çalışmışlardı, öyle değil mi?

Öyle…

Ve bir sene sonra yine kışın soğuğundayız. Bu sefer gençler yurdun dört bir yanından özlük haklarını ve üniversitelerin bağımsızlığını korumak için İstanbul’a doğru yürüdüler. Gelen üniversiteli gençler, bizzat sayın başbakan’nın bu eyleme “ideolojik” demesiyle yine „çevik kuvvet“ tarafından çevrilip, biberli gaz, tazyikli su, postallı tekme, coplu dayak yiyerek saldırıya uğradılar, öyle değil mi?

Öyle…

Hükümet…

Ankara’da beden emekçisine…

İstanbul’da beyin emekçisine …

„Haksız“ davaları nedeniyle hal hatır sormaktan geçtik…

Kışın dondurucu soğuğunda şiddetin en ağır şekliyle, tazyikli suyla, biberli gazla, postallı tekmeyle cevap verdi, öyle değil mi?

Öyle…

Doğmadan öldürülen bile oldu…

Oysa aynı hükümet…

Habur’da PKK teröristlerine…

„Haklı“ davaları uğrunda ellerine birer kalaşnikof alarak dağa çıkan ve binlerce kişinin ölümünden sorumlu olanlara kibarca davrandı mı?

Davrandı….

Ayaklarına hakim ve savcıları yollayarak sıcak odalarda ve çay kahve eşliğinde hal hatır sordu mu?

Sordu…

Kişi başı yedi dakikalık bu hal hatır fasılından sonra serbest bırakıldılar mı?

Bırakıldılar…

Şimdi neredeler PKK’nın bu vatanperver „barış elçileri“?

Kandil’deki PKK kampında „baaarış“ eğitimi görmekteler.

Ne acı değil mi?

Acı olduğu gibi, düşündürücü değil mi?

Buradan tüm beden emekçilerine…

Ve tüm gerçek beyin emekçilerine sesleniyorum:

Sizler inançlı olduktan ve davanıza gereği gibi sahip çıktığınız sürece…

Kimse size engel olamaz.

Siz değerlenize sarılıp doya doya yaşayın.

Gerekirse aç kalın ama asla kul, koyun olmayın.

Hakkınız ve çocuklarınızın geleceği için onurluca mücadele etmek…

Şerefli ve haysiyetli bir davranıştır.

Birileri kendilerine engeller koyuyorsa ve eksik yaşıyorlarsa…

Ve bu eksikliği bildikleri halde tamamlamak için uğraşmıyorlarsa…

Siz ne yapabilirsiniz ki onlar için?

Sizlerin hayatı ıskalama, değerlerinizden vazgeçme lüksünüz yok ki.

Onların varsa, bırakın o lüksü sonuna kadar yaşasınlar.

Sağırlar duyar, körler görür ama…

Bir tek kalemi satılmışlar görmez sizin haklı mücadelinizi.

Onlar, sizlerin bu haklı mücadelinizi yazarken bile…

Size “darbeci” ve „ergenekoncu“ suçlamasını yapmaktan da gecikmeyeceklerdir.

Varsın desinler…

Zira sizin ve bizim hayatı ıskalama, değerlerimizden vazgeçme lüksümüz yokdur.

Dedik ya…

Onların varsa eğer…

Bırakın o lüksü sonuna kadar yaşasınlar.

Oyun hep aynı oyun…

Ne zaman birileri sıkışsa…

Gizli bir el hep hayali „Ergenekon“ ve darbe oyunları icat etmekteler.

Siz, size lütfedilen hakka razı olmayınca ve hakkınızı aramaya kalkınca…

Kullanılmaya alışık olanlar…

Kürsülerinden, televizyon masalarından ve gazete köşelerinden…

Sizlerin “Ergenekoncular” tarafından kullanıldığınızı…

Bu nedenle de faşistler ile statükocular tarafından desteklendiğinizi imâ edecekler. Artık bayatladı bu oyun…

Hayali bile heyecan vermez oldu.

Siz, onurlu insanlar asla hayal peşinde olamazsınız.

Siz, polise, biber gazına, tazyikli suya, yağmura, soğuğa rağmen hakkınızı ararsınız.

Siz ellerinizden alınmış ve alınacak olan haklarınızın takipçisi olursunuz.

Siz, iş, aş, ekmek peşindesiniz…

Hayal peşinde değil.

Sizin karnınız ekmeğe tok olmasa da…

Yalanlara, dolanlara doygunsunuz.

Dolarlarla beslenenler ise hayal kurmaya merak salarlar…

Zira onlar karınları tok olsa da dolara doymazlar.

Sözde Ergenekon örgütü, suikast planları, kafes planı, açılım hayalleri üretirler…

Bu masalları anlattıkça ve senaryoları oynadıkça…

Kendileri de inanır yaratmış oldukları hayallere.

Dedik ya…

Artık bayatladı bu oyun…

Hayali bile heyecan vermez oldu.

Bu ülkenin derdini dert edinenlere…

Omurgasızlara omurga aşılayanlara…

Onurları uğruna yollara dökülenlere…

Emekleri uğruna emekleyenlere…

Umutsuzlara umut olanlara…

İsmet, Fevzi, Kâzım, Halide, Deniz’lere…

Ve daha nicelerine…

Türkan Saylan’lara…

Mustafa Kemal’lere…

Tüm “gençlere”…

Tüm emekçilere…

Selam olsun.

Yayım tarihi
Genel olarak sınıflandırılmış , ile etiketlenmiş

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.