Site icon Turkish Forum

Rumların Türkiye Stratejisi

  - kıbrıs

 

Türkiye’nin yeni müzakere başlığı olan “Gıda Güvenliği Bitki ve Hayvan Sağlığı”nın, İspanya dönem başkanlığının son günü olan 30 Haziran da, aralarında Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinin de bulunduğu 27 AB üyesinin “Evet” oyları ile açılması, Güney Kıbrıs’taki siyasileri ayağa kaldırdı.

Gerekçeleri de “Kendilerinin hiçbir siyasi kazanımları olmadan” müzakere başlığının açılmış olması.

Rumlar Türkiye-AB Katılım müzakereleri başlayınca, her üyenin boyuna posuna bakılmadan, başlıkların açılmasında “Veto” hakkının bulunması nedeni ile her başlık açılacağında Türkiye’den, Kıbrıs konusunda bir şeyler koparacaklarının hayallerini kurmuşlar.

Hiç üşenmeden, Maraş’ın iadesinden, Karpaz’da “Otonom Rum Bölgesi kurulması”na, tüm Rum göçmenlerin geri dönmesinden, KKTC’de Rum Ortodoks Kilisesi dini bölgeleri olan Metropollerinin hayata geçirilmesine dek Türkiye’den büyük tavizler koparacaklarını hesaplayarak bir de program yapmışlar.

Hem de Rum Ortodoks Kilisesi tarafından 1924 yılında kurulmuş olan Rum Ulusal Konseyinde.

İster aşırı sağdan olsun, ister ortadan, isterse de aşırı soldan olsun. Kim Rum Cumhurbaşkanı seçilirse seçilsin, kararlarına uymak zorunda kalacağı Rum Ulusal Konseyi’inde bu konuda bir seri de kararlar almışlar.

Bu kararlardan bir tanesi de Rum Cumhurbaşkanı Hristofyas’ın “Türkiye Kıbrıs sorununun çözümünde işbirliği yapmaz ve içeriğinde Türkiye hava ve deniz limanlarının Rum bayraklı uçak ve gemilere açılmasının da yer aldığı 1964 Ankara Anlaşması Ek Protokolünü devreye sokmazsa, başka müzakere başlığının açılmasına rıza göstermemesi” şeklinde.

Hristofyas, AB’nin baskısı karşısında zoraki de olsa başlığın açılmasına “Evet” demek zorunda kaldığından şimdi bu kararı çiğnemiş konumda.

Yaşanan her olay, bir başka gerçeğin üzerinden örtüleri kaldırıyor.

Rumların Avrupa Birliğine giriş nedenleri ve Ulusal Konseylerinde aldıkları kararlar yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı.

Belli ki Rum siyasiler her başlığın açılmasının bir diyetini tespit etmiş Ulusal Konseylerinde.

Bu nedenle de dün, EURO.KO Başkan Yardımcısı Stelios Amerikanos, Hristofyas’ı Ulusal Konsey kararlarını dikkate almamakla suçladı.

DIKO’da da aynı düşünce var ve bu konuda bayağı huzursuzlar. Bir müddet sonra DIKO’nun koalisyondan ayrılma kararını da doğurabilir bu huzursuzluk.

Arkasından EDEK ve EVROKO’cular da, “Doğrudan Ticaret Tüzüğü”nün Avrupa Komisyonu’nda yeniden canlandırılmasından beri ilk kez hiçbir karşılık elde etmeden Türkiye’nin müzakere başlığının açılmasına rıza gösterdikleri iddiası ile Rum Hükümetine ve Hristofyas’a karşı kazan kaldırdı.

Tüm bu gelişmelerden sonra Rum tarafındaki siyasiler ve basın mensupları, “Katılım Müzakerelerinin Kıbrıs Sorunu ile ilişkilendirilmesi düşüncesi ve uygulaması başarısız oldu” şeklinde yorumlar yapıp, yazılar yazmaya başladılar.

AB’ye girişlerinde tek bir amaçlarının olduğu artık kesin.

AB’yi arkalarına almak ve Türkiye-AB katılım Müzakereleri sürecinde olduğunca engel çıkartmak ve bu engellerin kaldırılması karşılığında Kıbrıs konusunda tavizler kopartmak.

Neyse ki 2014 çok uzak bir zaman değil.

2014 yılında Lizbon Anlaşması yürürlüğe girince başlıklarının açılmasını engelleyebilmek için kendileri ile birlikte aralarında İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya’dan en azından iki tanesinin de yer aldığı 14 devletten daha “Hayır” oyu almaları gerekecek.

Türkiye, 30 Haziranda açılan başlığa ilaveten “Eğitim-Kültür”, “Enerji”, “Tarım” ve “Balıkçılık” başlıklarının da müzakereye açılmasını talep etti. Türkiye’nin bu talebinin içinde, 24 Nisan 2004 Referandumunda Annan Planına evet diyen Kıbrıslı Türkler üzerindeki İnsan Haklarına aykırı olarak uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılması da var.

Hristofyas’ın başı, hem birkaç kezdir kendisini sıkıntılı pozisyonlara düşüren Eroğlu ile, hem de Türkiye ile bayağı dertte. Popülaritesi bu son günlerde bayağı yara almış durumda. Siyasi geleceği pek parlak görünmüyor.   

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com 

2 Temmuz 2010

Exit mobile version