Site icon Turkish Forum

Hedefteki Cemaat!..

</p> MEHMET FARAÇ CUMHURİYET 19 Şubat 2010 Önce Fethullahçı yayın organlarının örgüte karşı psikolojik savaş başlattığından yakınan PKK’liler öfkelendi! Samanyolu televizyonundaki dizilerde, Zaman gazetesi ve Aksiyon dergisindeki yazılarda PKK bazen “Ergenekon”la ilişkilendirildi, bazen de istihbarat örgütleriyle!.. Örgüt sonunda cemaate karşı atağa geçti. Murat Karayılan ve diğer PKK yöneticileri, cemaatin “askeri operasyonlardan bile daha tehlikeli” olduğunu belirttiler ve “etkisizleştirilmesi” gerektiğini savundular. Ardından dinci sermayenin marketlerine, cemaat üyelerinin araçlarına ve yayın organlarına yönelik kundaklama eylemleri başladı. Cemaati hedef tahtasına koyan ikinci grup ise ne ilginçtir ki, 15 yıl boyunca PKK ile savaşan Hizbullah’tı!.. Fethullahçıların yayın organları onları da “Ergenekon”la ilintilendirmişti… Bizzat Fethullah Gülen’in eleştirileri ise örgüt yönetimini çıldırtmıştı. Gülen 2009 yılının Nisan ayında, “Bu örgütler, uyuşturucu ve silah ticaretindeki paylaşım kavgası sebebiyle, bunları oluşturanların kontrolü dışına çıktı. Mesela Hizbulvahşet diye bir şey çıkarırsınız…” demişti. Sonunda Hizbullah, 20 Nisan 2009’da yaptığı şu açıklamayla cemaati açıkça tehdit etti: “Fethullah Gülen grubu üzerinden, Türkiye genelinde bir fitne ateşinin tutuşturulmak istendiği müşahede edilmektedir. Gülen grubu kendi iradesiyle böyle tehlikeli bir işe kalkışabilecek bir konumda değildir. Bir çatışma durumunda Hizbullah tarafından etkisiz hale getirilebilecek bir pozisyondadırlar!” İş tam kavgaya dönüşecekken Fethullahçıların Diyarbakır’daki temsilcileri araya girdi ve Hizbullah sorumlularıyla bir “sulh” toplantısı yapıldı. Dün ise “Devrimci Karargâh” adlı örgüt cemaate yönelik zehir zemberek bir açıklama yaptı. Selimiye Kışlası’na düzenlediği roket saldırısıyla gündeme gelen “Devrimci Karargâh 2. İddianamesi”nde adı geçen Serdar Kaya, “Poyrazköy İddianamesi”nde kendisiyle ilgili iddialara yer veren Ulaş Erdoğan’a öfkelenmişti. Fethullahçıların, Erdoğan’ın iddialarına dayanarak kendisini hedef yaptığından yakınan Kaya şöyle demişti: “Gerici Orta Anadolu tüccar sermayesinin, CIA eliyle beslenip büyütülen Fethullahçı siyasal yapılanmaya dönüştürülmesiyle egemen kılınan emperyalizm işbirlikçisi, halkımızın devrimci mücadelesiyle tasfiye edilmesi gereken bir karşıdevrim statüsüdür.” Gizlenen Bağlantı!.. Dikkat ettiyseniz Türkiye’nin en radikal örgütleri ardı ardına cemaati hedef alıyor… Biri dışında!.. Onu yazmadan önce dünkü gazetemizde İlhan Taşcı imzasıyla yer alan “Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, Gülen’e el attı, tutuklandı” başlıklı habere dikkatinizi çekmek istiyorum. Haberdeki şu satırlar hem tarikat ve cemaatlerin yargıdaki örgütlenmelerini deşifre ediyor, hem de çok önemli bir bağlantının anımsatılmasını ve sorgulanmasını gerekli kılıyor: “İlhan Cihaner’in, Fethullah Gülen grubuna yönelik operasyon için düğmeye basmasının hemen ardından tutuklanması dikkat çekti. Adalet Bakanlığı müfettişlerinin 18 Haziran 2009’da Cihaner’e, ‘MİT, Emniyet ve Jandarma kayıtlarına göre İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatinin Hizbullah ve İBDA-C ile şimdiye kadar tespit edilmiş bir bağlantısı olmamasına rağmen neden böyle bir soruşturmaya başladığını’ sormaları dikkat çekmişti…” Evet, yalnızca tüm terör gruplarını “Ergenekon”la ilişkilendiren Fethullahçılar değil, savcı İlhan Cihaner’i sorgulayanların da ilişmediği bir örgüt vardı… El Kaide!.. Gelin o örgütün cemaatle bağlantısını içeriden birinin itirafından okuyalım. O kişi, 20 Kasım 2003’te HSBC Genel Müdürlüğü’ne bombalı kamyonla intihar saldırısı düzenleyerek tiyatro sanatçısı Kerem Yılmazer’in de aralarında bulunduğu 15 kişinin ölümüne yol açan İlyas Kuncak’ın kızı ve aynı zamanda El Kaide’ci Abdülkadir Karakuş’un eşi Fulya Karakuş’tan başkası değildi!.. Karakuş’un 5 Aralık 2003 tarihli Milliyet gazetesine söyledikleri her şeyi anlatmaya yetiyor: “Babam 30 yaşındayken bir arkadaşının vasıtasıyla Fethullah Hoca’nın Nur Cemaati’ne girerek İslama yönelmişti!..” Ve Dönüştürülen Toplum!.. Israrla vurgulamaya çalıştığım bir gerçek var; takıyyeci ve sarıklı toplum mühendisleri Türkiye’de bir sosyo-politik dönüşüm için her türlü tezgâha başvuruyor! Vergi kumpasıyla medyaya el değiştirten zihniyet, “Ergenekon” iddialarıyla Kemalistleri zindana tıkıyor! Subaylara “terörist” damgası vurularak, karargâha baskın düzenlenerek Türk Silahlı Kuvvetleri’ne “ayağını denk al” mesajı veriliyor! Son olarak Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir savcı, tarikat ve cemaatlerin üzerine gittiği için cezaevine konuldu! Yakında sıra, iktidarın türban ve katsayı dayatmasına karşı gelen Danıştay’a, AKP’ye kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na, hatta Tayyip ve tayfasını “laiklik karşıtlarının odağı” diye damgalayan Anayasa Mahkemesi üyelerine kadar gelirse kimse şaşmasın!.. Tek parti faşizmi zıvanadan çıkıp Cumhuriyet rejimine kafa tutarken başını kuma gömenler, son dönemde yaşananların hilafetin rövanşını almaya çalışanların pervasızlığı olduğunu göremiyor!.. Kafalarında tarikat takkesi, ceplerinde mürit diplomasıyla devletin en kritik merkezlerine girerek örgütlenenler; gözaltı, baskı ve sindirmeyle nihai hedeflerine ulaşmaya çalışıyor!
Tüm bu ortamda subayları tutuklanmış bir Genelkurmay Başkanı bildiklerini söylememekte ısrar ediyor!.. Peki ya toplum?.. Millet, karartılan sosyal yaşamın ve baskı devletinin kumpasında sessizce beklerken hızla şeriat rejimine sürükleniyor!.. İşte tam da bu ortamda, Efes Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş’ın yaptığı şu açıklamalar, “kırmızı çizgiler”le İran’ın Kum kentine benzetilmeye çalışılan Türkiye’de yalnızca devletin kuşatılmadığını, toplumun da sinsice dönüştürüldüğünü göstermeye yetiyor: “Türkiye’de bira satış noktaları son dört yılda 100 binden 83 bine düştü. Satış noktası açmaya heveslenenler de ‘mahalle baskısı’ nedeniyle zorluk yaşıyor. Bakkal ve büfelerin çevresinde yaşayan sakinlerin yüzde 85’i içki satışına karşı çıkıyor. Belediyeler de içki konusunda tüm zorlukları çıkarıyor. Bu zorluklar Türkiye’de içki bulunabilirlik oranının bazı bölgelerde yüzde 4’te kalmasına neden oluyor.”
Mehmet FARAÇ <p> - fetullahgulentakkeli1

MEHMET FARAÇ

CUMHURİYET 19 Şubat 2010


Önce Fethullahçı yayın organlarının örgüte karşı psikolojik savaş başlattığından yakınan PKK’liler öfkelendi! Samanyolu televizyonundaki dizilerde, Zaman gazetesi ve Aksiyon dergisindeki yazılarda PKK bazen “Ergenekon”la ilişkilendirildi, bazen de istihbarat örgütleriyle!..
Örgüt sonunda cemaate karşı atağa geçti. Murat Karayılan ve diğer PKK yöneticileri, cemaatin “askeri operasyonlardan bile daha tehlikeli” olduğunu belirttiler ve “etkisizleştirilmesi” gerektiğini savundular. Ardından dinci sermayenin marketlerine, cemaat üyelerinin araçlarına ve yayın organlarına yönelik kundaklama eylemleri başladı.
Cemaati hedef tahtasına koyan ikinci grup ise ne ilginçtir ki, 15 yıl boyunca PKK ile savaşan Hizbullah’tı!.. Fethullahçıların yayın organları onları da “Ergenekon”la ilintilendirmişti… Bizzat Fethullah Gülen’in eleştirileri ise örgüt yönetimini çıldırtmıştı. Gülen 2009 yılının Nisan ayında, “Bu örgütler, uyuşturucu ve silah ticaretindeki paylaşım kavgası sebebiyle, bunları oluşturanların kontrolü dışına çıktı. Mesela Hizbulvahşet diye bir şey çıkarırsınız…” demişti.
</p> MEHMET FARAÇ CUMHURİYET 19 Şubat 2010 Önce Fethullahçı yayın organlarının örgüte karşı psikolojik savaş başlattığından yakınan PKK’liler öfkelendi! Samanyolu televizyonundaki dizilerde, Zaman gazetesi ve Aksiyon dergisindeki yazılarda PKK bazen “Ergenekon”la ilişkilendirildi, bazen de istihbarat örgütleriyle!.. Örgüt sonunda cemaate karşı atağa geçti. Murat Karayılan ve diğer PKK yöneticileri, cemaatin “askeri operasyonlardan bile daha tehlikeli” olduğunu belirttiler ve “etkisizleştirilmesi” gerektiğini savundular. Ardından dinci sermayenin marketlerine, cemaat üyelerinin araçlarına ve yayın organlarına yönelik kundaklama eylemleri başladı. Cemaati hedef tahtasına koyan ikinci grup ise ne ilginçtir ki, 15 yıl boyunca PKK ile savaşan Hizbullah’tı!.. Fethullahçıların yayın organları onları da “Ergenekon”la ilintilendirmişti… Bizzat Fethullah Gülen’in eleştirileri ise örgüt yönetimini çıldırtmıştı. Gülen 2009 yılının Nisan ayında, “Bu örgütler, uyuşturucu ve silah ticaretindeki paylaşım kavgası sebebiyle, bunları oluşturanların kontrolü dışına çıktı. Mesela Hizbulvahşet diye bir şey çıkarırsınız…” demişti. Sonunda Hizbullah, 20 Nisan 2009’da yaptığı şu açıklamayla cemaati açıkça tehdit etti: “Fethullah Gülen grubu üzerinden, Türkiye genelinde bir fitne ateşinin tutuşturulmak istendiği müşahede edilmektedir. Gülen grubu kendi iradesiyle böyle tehlikeli bir işe kalkışabilecek bir konumda değildir. Bir çatışma durumunda Hizbullah tarafından etkisiz hale getirilebilecek bir pozisyondadırlar!” İş tam kavgaya dönüşecekken Fethullahçıların Diyarbakır’daki temsilcileri araya girdi ve Hizbullah sorumlularıyla bir “sulh” toplantısı yapıldı. Dün ise “Devrimci Karargâh” adlı örgüt cemaate yönelik zehir zemberek bir açıklama yaptı. Selimiye Kışlası’na düzenlediği roket saldırısıyla gündeme gelen “Devrimci Karargâh 2. İddianamesi”nde adı geçen Serdar Kaya, “Poyrazköy İddianamesi”nde kendisiyle ilgili iddialara yer veren Ulaş Erdoğan’a öfkelenmişti. Fethullahçıların, Erdoğan’ın iddialarına dayanarak kendisini hedef yaptığından yakınan Kaya şöyle demişti: “Gerici Orta Anadolu tüccar sermayesinin, CIA eliyle beslenip büyütülen Fethullahçı siyasal yapılanmaya dönüştürülmesiyle egemen kılınan emperyalizm işbirlikçisi, halkımızın devrimci mücadelesiyle tasfiye edilmesi gereken bir karşıdevrim statüsüdür.” Gizlenen Bağlantı!.. Dikkat ettiyseniz Türkiye’nin en radikal örgütleri ardı ardına cemaati hedef alıyor… Biri dışında!.. Onu yazmadan önce dünkü gazetemizde İlhan Taşcı imzasıyla yer alan “Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, Gülen’e el attı, tutuklandı” başlıklı habere dikkatinizi çekmek istiyorum. Haberdeki şu satırlar hem tarikat ve cemaatlerin yargıdaki örgütlenmelerini deşifre ediyor, hem de çok önemli bir bağlantının anımsatılmasını ve sorgulanmasını gerekli kılıyor: “İlhan Cihaner’in, Fethullah Gülen grubuna yönelik operasyon için düğmeye basmasının hemen ardından tutuklanması dikkat çekti. Adalet Bakanlığı müfettişlerinin 18 Haziran 2009’da Cihaner’e, ‘MİT, Emniyet ve Jandarma kayıtlarına göre İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatinin Hizbullah ve İBDA-C ile şimdiye kadar tespit edilmiş bir bağlantısı olmamasına rağmen neden böyle bir soruşturmaya başladığını’ sormaları dikkat çekmişti…” Evet, yalnızca tüm terör gruplarını “Ergenekon”la ilişkilendiren Fethullahçılar değil, savcı İlhan Cihaner’i sorgulayanların da ilişmediği bir örgüt vardı… El Kaide!.. Gelin o örgütün cemaatle bağlantısını içeriden birinin itirafından okuyalım. O kişi, 20 Kasım 2003’te HSBC Genel Müdürlüğü’ne bombalı kamyonla intihar saldırısı düzenleyerek tiyatro sanatçısı Kerem Yılmazer’in de aralarında bulunduğu 15 kişinin ölümüne yol açan İlyas Kuncak’ın kızı ve aynı zamanda El Kaide’ci Abdülkadir Karakuş’un eşi Fulya Karakuş’tan başkası değildi!.. Karakuş’un 5 Aralık 2003 tarihli Milliyet gazetesine söyledikleri her şeyi anlatmaya yetiyor: “Babam 30 yaşındayken bir arkadaşının vasıtasıyla Fethullah Hoca’nın Nur Cemaati’ne girerek İslama yönelmişti!..” Ve Dönüştürülen Toplum!.. Israrla vurgulamaya çalıştığım bir gerçek var; takıyyeci ve sarıklı toplum mühendisleri Türkiye’de bir sosyo-politik dönüşüm için her türlü tezgâha başvuruyor! Vergi kumpasıyla medyaya el değiştirten zihniyet, “Ergenekon” iddialarıyla Kemalistleri zindana tıkıyor! Subaylara “terörist” damgası vurularak, karargâha baskın düzenlenerek Türk Silahlı Kuvvetleri’ne “ayağını denk al” mesajı veriliyor! Son olarak Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir savcı, tarikat ve cemaatlerin üzerine gittiği için cezaevine konuldu! Yakında sıra, iktidarın türban ve katsayı dayatmasına karşı gelen Danıştay’a, AKP’ye kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na, hatta Tayyip ve tayfasını “laiklik karşıtlarının odağı” diye damgalayan Anayasa Mahkemesi üyelerine kadar gelirse kimse şaşmasın!.. Tek parti faşizmi zıvanadan çıkıp Cumhuriyet rejimine kafa tutarken başını kuma gömenler, son dönemde yaşananların hilafetin rövanşını almaya çalışanların pervasızlığı olduğunu göremiyor!.. Kafalarında tarikat takkesi, ceplerinde mürit diplomasıyla devletin en kritik merkezlerine girerek örgütlenenler; gözaltı, baskı ve sindirmeyle nihai hedeflerine ulaşmaya çalışıyor!
Tüm bu ortamda subayları tutuklanmış bir Genelkurmay Başkanı bildiklerini söylememekte ısrar ediyor!.. Peki ya toplum?.. Millet, karartılan sosyal yaşamın ve baskı devletinin kumpasında sessizce beklerken hızla şeriat rejimine sürükleniyor!.. İşte tam da bu ortamda, Efes Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş’ın yaptığı şu açıklamalar, “kırmızı çizgiler”le İran’ın Kum kentine benzetilmeye çalışılan Türkiye’de yalnızca devletin kuşatılmadığını, toplumun da sinsice dönüştürüldüğünü göstermeye yetiyor: “Türkiye’de bira satış noktaları son dört yılda 100 binden 83 bine düştü. Satış noktası açmaya heveslenenler de ‘mahalle baskısı’ nedeniyle zorluk yaşıyor. Bakkal ve büfelerin çevresinde yaşayan sakinlerin yüzde 85’i içki satışına karşı çıkıyor. Belediyeler de içki konusunda tüm zorlukları çıkarıyor. Bu zorluklar Türkiye’de içki bulunabilirlik oranının bazı bölgelerde yüzde 4’te kalmasına neden oluyor.”
Mehmet FARAÇ <p> - feto gulenTAKKELI
Sonunda Hizbullah, 20 Nisan 2009’da yaptığı şu açıklamayla cemaati açıkça tehdit etti:
Fethullah Gülen grubu üzerinden, Türkiye genelinde bir fitne ateşinin tutuşturulmak istendiği müşahede edilmektedir. Gülen grubu kendi iradesiyle böyle tehlikeli bir işe kalkışabilecek bir konumda değildir. Bir çatışma durumunda Hizbullah tarafından etkisiz hale getirilebilecek bir pozisyondadırlar!”
İş tam kavgaya dönüşecekken Fethullahçıların Diyarbakır’daki temsilcileri araya girdi ve Hizbullah sorumlularıyla bir “sulh” toplantısı yapıldı.
Dün ise “Devrimci Karargâh” adlı örgüt cemaate yönelik zehir zemberek bir açıklama yaptı. Selimiye Kışlası’na düzenlediği roket saldırısıyla gündeme gelen “Devrimci Karargâh 2. İddianamesi”nde adı geçen Serdar Kaya, “Poyrazköy İddianamesi”nde kendisiyle ilgili iddialara yer veren Ulaş Erdoğan’a öfkelenmişti. Fethullahçıların, Erdoğan’ın iddialarına dayanarak kendisini hedef yaptığından yakınan Kaya şöyle demişti:
Gerici Orta Anadolu tüccar sermayesinin, CIA eliyle beslenip büyütülen Fethullahçı siyasal yapılanmaya dönüştürülmesiyle egemen kılınan emperyalizm işbirlikçisi, halkımızın devrimci mücadelesiyle tasfiye edilmesi gereken bir karşıdevrim statüsüdür.”
Gizlenen Bağlantı!..
Dikkat ettiyseniz Türkiye’nin en radikal örgütleri ardı ardına cemaati hedef alıyor… Biri dışında!.. Onu yazmadan önce dünkü gazetemizde İlhan Taşcı imzasıyla yer alan “Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, Gülen’e el attı, tutuklandı” başlıklı habere dikkatinizi çekmek istiyorum.
Haberdeki şu satırlar hem tarikat ve cemaatlerin yargıdaki örgütlenmelerini deşifre ediyor, hem de çok önemli bir bağlantının anımsatılmasını ve sorgulanmasını gerekli kılıyor:
İlhan Cihaner’in, Fethullah Gülen grubuna yönelik operasyon için düğmeye basmasının hemen ardından tutuklanması dikkat çekti. Adalet Bakanlığı müfettişlerinin 18 Haziran 2009’da Cihaner’e, ‘MİT, Emniyet ve Jandarma kayıtlarına göre İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatinin Hizbullah ve İBDA-C ile şimdiye kadar tespit edilmiş bir bağlantısı olmamasına rağmen neden böyle bir soruşturmaya başladığını’ sormaları dikkat çekmişti…”
Evet, yalnızca tüm terör gruplarını “Ergenekon”la ilişkilendiren Fethullahçılar değil, savcı İlhan Cihaner’i sorgulayanların da ilişmediği bir örgüt vardı… El Kaide!.. Gelin o örgütün cemaatle bağlantısını içeriden birinin itirafından okuyalım.
O kişi, 20 Kasım 2003’te HSBC Genel Müdürlüğü’ne bombalı kamyonla intihar saldırısı düzenleyerek tiyatro sanatçısı Kerem Yılmazer’in de aralarında bulunduğu 15 kişinin ölümüne yol açan İlyas Kuncak’ın kızı ve aynı zamanda El Kaide’ci Abdülkadir Karakuş’un eşi Fulya Karakuş’tan başkası değildi!.. Karakuş’un 5 Aralık 2003 tarihli Milliyet gazetesine söyledikleri her şeyi anlatmaya yetiyor:
Babam 30 yaşındayken bir arkadaşının vasıtasıyla Fethullah Hoca’nın Nur Cemaati’ne girerek İslama yönelmişti!..”
Ve Dönüştürülen Toplum!..
Israrla vurgulamaya çalıştığım bir gerçek var; takıyyeci ve sarıklı toplum mühendisleri Türkiye’de bir sosyo-politik dönüşüm için her türlü tezgâha başvuruyor!
Vergi kumpasıyla medyaya el değiştirten zihniyet, “Ergenekon” iddialarıyla Kemalistleri zindana tıkıyor!
Subaylara “terörist” damgası vurularak, karargâha baskın düzenlenerek Türk Silahlı Kuvvetleri’ne “ayağını denk al” mesajı veriliyor!
Son olarak Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir savcı, tarikat ve cemaatlerin üzerine gittiği için cezaevine konuldu!
Yakında sıra, iktidarın türban ve katsayı dayatmasına karşı gelen Danıştay’a, AKP’ye kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na, hatta Tayyip ve tayfasını “laiklik karşıtlarının odağı” diye damgalayan Anayasa Mahkemesi üyelerine kadar gelirse kimse şaşmasın!..
Tek parti faşizmi zıvanadan çıkıp Cumhuriyet rejimine kafa tutarken başını kuma gömenler, son dönemde yaşananların hilafetin rövanşını almaya çalışanların pervasızlığı olduğunu göremiyor!..
Kafalarında tarikat takkesi, ceplerinde mürit diplomasıyla devletin en kritik merkezlerine girerek örgütlenenler; gözaltı, baskı ve sindirmeyle nihai hedeflerine ulaşmaya çalışıyor!
Tüm bu ortamda subayları tutuklanmış bir Genelkurmay Başkanı bildiklerini söylememekte ısrar ediyor!..
Peki ya toplum?.. Millet, karartılan sosyal yaşamın ve baskı devletinin kumpasında sessizce beklerken hızla şeriat rejimine sürükleniyor!..
İşte tam da bu ortamda, Efes Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş’ın yaptığı şu açıklamalar, “kırmızı çizgiler”le İran’ın Kum kentine benzetilmeye çalışılan Türkiye’de yalnızca devletin kuşatılmadığını, toplumun da sinsice dönüştürüldüğünü göstermeye yetiyor:
Türkiye’de bira satış noktaları son dört yılda 100 binden 83 bine düştü. Satış noktası açmaya heveslenenler de ‘mahalle baskısı’ nedeniyle zorluk yaşıyor. Bakkal ve büfelerin çevresinde yaşayan sakinlerin yüzde 85’i içki satışına karşı çıkıyor. Belediyeler de içki konusunda tüm zorlukları çıkarıyor. Bu zorluklar Türkiye’de içki bulunabilirlik oranının bazı bölgelerde yüzde 4’te kalmasına neden oluyor.”
Mehmet FARAÇ

Exit mobile version