Site icon Turkish Forum

2009 Yılı İçin Türkiye’nin Dış Politika Hedefleri ve Stratejileri : Uyelerimizden yankilar

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk

Dr. Gamze Güngörmüş Kona

Beykent Universitesi


Türkiye için hem önem hem de tehlike arz eden bölgelerden ve bu bölgelerde yer alan bazı kritik nitelikteki devletlerden Türkiye’nin ulusal güvenliğine gelebilecek tehditlerin sönümlenebilmesi ve yine bu bölgelerde bazı devletlerin Türkiye ile dost ve müttefik olmasının sağlanması için dış politikada belirli bir plan, program ve strateji çerçevesinde hareket edilmelidir. 2009 yılı için tespit ettiğim dış politika hedefleri şu şekildedir :
1. Orta Asya Bölgesi ve Orta Asya Devletleri İçin Tespit Edilmiş Olan Dış Politika Hedefleri :
Orta Asya cumhuriyetleriyle kültür, tarih, din ve dil bağları bulunan Türkiye, bağımsızlığın hemen başında hem kendisi hem de Batı tarafından, laik devlet, çoğulcu demokrasi ve serbest pazar ekonomisiyle bu cumhuriyetler için siyasal ve ekonomik bir model olarak sunulmuştur. Batıdaki olumlu görüntüsü ve kendi konumundan aldığı cesaretle Türk yetkililerinin, ilişkilerin ilk iki yılında bölgeden beklentileri büyüktü ve Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan bir Türk Dünyası kurmaktan ve bir Türk Ortak Pazarı yaratmaktan söz ediyorlardı. Ne var ki, 1992’de gerçekleşen Ankara Zirvesi’nin ardından kabul edilen Ankara Deklarasyonu’ yla, bu beklentiler yerini daha gerçekçi olanlara bıraktı. Ankara Deklarasyonu’ ndan bu yana planların yalnızca küçük bölümleri hayata geçirilmiştir. Şu anda ne Türkiye ne de Orta Asya cumhuriyetleri sonuçtan memnun gözükmemektedirler. Bugüne kadar geliştirilen ilişkilerin sonucunda varılan noktada yaşanan hayal kırıklığının nedenlerin büyük bir kısmı Türkiye’den kaynaklanmaktadı r. Orta Asya cumhuriyetleri ve Türkiye arasındaki ilişkilerin verimli hale getirilmesi için geliştirilen dış politika stratejileri şu şekildedir:
Bölgedeki Radikal İslam’a Karşı Türkiye
Türkiye ve Orta Asya cumhuriyetlerini birbirleriyle yoğun işbirliği geliştirmekten alıkoyan mevcut problemlere rağmen, Türkiye Orta Asya cumhuriyetleri ve Orta Asya bölgesi için bazı avantajlar ifade etmektedir. İlk olarak, Türkiye’nin Orta Asya’daki varlığı, bölgenin yeni şekillenen perspektifinde yer almaya istekli köktendinci ülkelere karşı gereklidir. Kısmen bölgeyle mevcut kültürel bağları ve ekonomisindeki darboğaz nedeniyle cesaret alan İran bölgede oldukça etkin durumdadır. 1991’den sonra bölgedeki İslami uyanışı dikkate alırsak, İran’ın bölgedeki etkisinin Orta Asya toplumları arasında aşırı dinciliğe sebep olabileceğini iddia edebiliriz. Böylece, laik devlet modeli, serbest pazar ekonomisi ve çoğulcu demokrasisiyle Türkiye, bölgede nüfuz arayışındaki köktendinci devletlerin muhtemel dini istismarlarına karşı bir tür engel teşkil etmektedir. Türkiye’nin bu özelliği Orta Asya devletleri nezdinde kullanılmalıdır.
Bölgeye Amerikan Desteğini Yönlendirebilen Türkiye
İkinci olarak Türkiye’nin bölgedeki varlığı, Amerikan desteğinin Orta Asya cumhuriyetlerine yönlendirilmesi için gerekmektedir. Türkiye’nin ABD ile mevcut bağları, bölgedeki güçler rekabetinde yer alan diğer devletlere kıyasla en yüksek düzeydedir. ABD ile olan bu yakın ilişki, Orta Asya cumhuriyetleri için de bir avantajdır. ABD, bölgede aktif olarak yer almamasına ancak bölgeyi uzaktan kontrol etmeye çalışmasına karşın, bu cumhuriyetler üzerinde herhangi bir egemen gücün hakimiyetini kesinlikle kabul etmeyecektir. İşte bu nedenle bölgedeki Türk etkisi, Amerikan ekonomik desteğini elde etme açısından Orta Asya cumhuriyetleri için hayati önem taşımaktadır.
Bölge Devletlerine Batının İletişim Kanallarını Açabilen Türkiye
Üçüncü olarak Türkiye, bölgedeki diğer aktörler arasında kendini Batının ekonomik ve siyasal kuruluşlarına en fazla entegre edebilmiş ülke konumundadır. Bu husus ayrıca, Orta Asya cumhuriyetleri için de bir avantaj ifade etmektedir. Türkiye, Batılı devletlerle yakın ilişkiler içinde olan bir ülke olarak sanayileşmiş Batılı devletlerle çeşitli iletişim kanalları oluşturarak Orta Asya cumhuriyetlerinin kendi siyasal (demokratikleş me, laik devlet ve toplum) ve ekonomik (serbest pazar ekonomisi) gelişmeleri için gerekli ekonomik ve siyasal desteği elde etmelerine yardımcı olmaktadır.
Laik ve Demokratik Bir Model Olarak Türkiye
Ve son olarak Türkiye, laik devlet kurumlarında, çoğulcu demokrasisinde ve serbest pazar ekonomisinde büyük eksikler bulunan Orta Asya cumhuriyetleri için gereklidir. Orta Asya’dan avantajlar elde etme amacındaki bölgesel güçler arasında Türkiye, laik, demokratik ve eksiklerine rağmen serbest pazar ekonomisini kurmuş tek ülkedir. Bu nedenle, Türkiye’nin, devlet kurma ve serbest pazar ekonomisine geçiş sürecinde bu cumhuriyetler için bir model olma olasılığı son derece yüksektir.
1990 sonrasında Orta Asya devletleri ile ilişkileri geliştirmek için Türk yetkililer tarafından iki temel alan hedef seçilmişti; ekonomik ve siyasal, ancak din, dil, tarih, kültür benzerliğine ilişkin vurgu oldukça alt düzeylerde yapılmıştır. Yeni dengelerin halen belirsizliğini koruduğu 11 Eylül sonrası bu yeni dönemde Orta Asya devletleri ile ilişkiler kültürel ortaklıklar temel alınarak geliştirilmeli ve jeokültürün sunacağı avantajlar ilişkileri geliştirmede hedef seçilmelidir.
Orta Asya devletlerine ABD’nin Gürcistan’da gerçekleştirdiğ i yumuşak darbe ile Şevardnadze iktidarını devirip yerine kendisine yakın bir iktidarı getirdiği ve bu uygulamayı Orta Asya devletleri kapsamında da yineleyebileceğ i hatırlatılarak, bu devletlerin hazırlıklı olmaları gerektiği hatırlatılmalıdı r.
2. Güney Kafkasya İçin Tespit Edilmiş Olan Dış Politika Hedefleri
Türkiye’nin Kafkasya politikası tanımı, genel bir ifade olmayı pek aşamamaktadır. Zira Kafkasya bilindiği üzere bir bölge olup bu bölgeyi Kuzey ve Güney Kafkasya olarak ayırmak gerekmiştir. Kuzey Kafkasya kapsamındaki muhtar cumhuriyetler (Çeçenistan Cumhuriyeti, İnguş Federe Cumhuriyeti, Kabarday – Balkar Federe Cumhuriyeti, Karaçay – Çerkes Federe Cumhuriyeti, Adigey Federe Cumhuriyeti, Alanya (Kuzey Ossetya) Federe Cumhuriyeti ve Dağıstan Federe Cumhuriyeti) ile birlikte RF iç bölümleri durumundadır. Bu itibarla Türkiye’nin RF politikasını Türkiye’nin Kuzey Kafkasya politikasından fazla soyutlama imkânı yoktur. Kısaca Türkiye’nin Kafkasya politikası Türkiye-RF ilişkilerinin bir bölümünü içerir. Zira belirtildiği gibi Kuzey Kafkasya RF’nun bir parçasıdır. Güney Kafkasya’ya gelince bu bölge Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan gibi üç bağımsız devletten oluşmaktadır. Türkiye2nin her bir Güney Kafkasya devletine ilişkin farklı dış politika stratejisi mevcuttur. Ancak, bugüne dek uygulanan politikalar istenen sonucu verememiştir. Bu bağlamda, Güney Kafkasya cumhuriyetleri ve Türkiye arasındaki ilişkilerin verimli hale getirilmesi için geliştirilen dış politika stratejileri şu şekildedir:
Azerbaycan
Hem Türk ve Azeri halkları hem de Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyetleri arasında işbirliğinin geliştirilmesini gerektiren ve bu işbirliğinin gelişmesini kolaylaştıracak siyasal, ekonomik ve kültürel pek çok unsur bulunmaktadır. Ancak, Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan ettiği 1991 yılından günümüze dek iki ülke arasındaki ilişkiler olması gerekenden ve beklenen seviyeden oldukça aşağıda kalmıştır. Bu başlık altında, iki ülke arasındaki mevcut ilişkilerin gelişmesini sağlayabilecek bazı öneriler sunulmaktadır. Bu öneriler resmi düzeyde ele alınıp incelendikten sonra uygulama aşamasına geçildiğinde, ilişkilerin arzulanan düzeye yükseleceğine olan inancımız tamdır. Bu öneriler şu şekilde sıralanabilir.
a. Güney Kafkasya bölgesinde istikrarı tesis etmek
Azerbaycan-Tü rkiye ilişkilerini Azerbaycan’ın bulunduğu coğrafyada yer alan diğer devletleri göz ardı ederek değerlendirmek yanlış olacaktır. Güney Kafkasya’da Gürcistan ve Azerbaycan’ın sorunlarının bulunduğu Ermenistan devletlerine rağmen Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin gelişmesi mümkün değildir. Bu nedenle, öncelikle Azerbaycan ve Ermenistan ilişkilerinin normalleştirilmesi, Ermenistan’ın Azeri topraklarını işgale son vermesi ve Gürcistan-Azerbaycan -Ermenistan ilişkilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, Türkiye’nin arabuluculuk girişimleri kaçınılmazdır. Güney Kafkasya’da sağlanacak istikrar hem bölge devletleri arasında işbirliğinin doğmasına neden olacak hem de bu barış ortamı Azerbaycan’ın bölge dışı diğer devletlerle ilişkilerini daha rahat ve çekinmeden geliştirmesini sağlayacaktır. Ayrıca, bu türden bir güç birliği Rusya’nın Güney Kafkasya’da tekrar güçlenmesini engelleyeceği gibi Türkiye’nin güvenliğine yönelik olası Rus yayılmacılığı karşısında Güney Kafkasya Türkiye için bir tampon bölge oluşturabilecektir.
b. Demokrasi ve liberal ekonominin kurum ve kurallarını yapılandırmak
Azerbaycan’ın çok partili demokratik yapıya geçmesi ülke içindeki sosyal kutuplaşmanın büyük ölçüde giderilmesini ve Azerbaycan üzerinde emelleri olan bazı bölgesel ve uluslararası devletlerin bu arzularını dizginlemelerini sağlayacaktır. Ayrıca, Pazar ekonomisinin kurum ve kurallarının tam anlamıyla yapılandırılması ise Azerbaycan ile ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirmek isteyen bölgesel ve Batılı devletlerin tereddüt etmeden bu tür bir ilişki geliştirme isteklerini güçlendirecektir. Azerbaycan ekonomisi yoğunlukla petrol ve petrol ürünlerinin ihracından elde edilen gelir ve bu gelirin bu devletin ticari açıklarını kapatması üzerine yoğunlaşmıştır. Oysa, bir zaman diliminde dünyanın başka bir bölgesinde ortaya çıkarılacak petrol rezervleri neticesinde Batılı devletlerin Azerbaycan’a ilişkin ilgilerini petrolün bulunduğu başka bir bölge devletine yönlendirmeleri neticesinde Azerbaycan, ekonomisindeki tek rekabet unsurunu da kaybedecek ve ülke ekonomik krize girecektir. Tüm bu nedenlerle, Azerbaycan’ın çok partili demokratik yapıya geçebilmesini, demokratik sistemin ve Pazar ekonomisinin kurum ve kurallarını tam anlamıyla yapılandırabilmesini sağlamak amacıyla dost ve kardeş ülke Türkiye’nin özellikle maddi desteği kaçınılmazdır. Demokratik ve Pazar ekonomisine sahip bir Azerbaycan direkt olarak Türkiye’nin bu devletle çok yönlü ilişki geliştirmesini kolaylaştıracaktı r.
c. İkili ilişkilerde yakın coğrafya ve ortak kültürün önemini vurgulamak
Azerbaycan-Tü rkiye ilişkilerinin geliştirilme aşamasında her iki devlet tarafından ön plana çıkarılması gereken unsur; siyasal ve ekonomik menfaatler değil, tarihi, kültürel ortaklıklar ve iki ülke arasında mevcut coğrafi yakınlığın yaratacağı olası avantajlar olmalıdır. Bu jeokültürel unsurlar her iki ülke tarafından öne plana çıkarılıp, geliştirilip, zenginleştirilmelidi r. Bu jeokültürel temele dayanan ikili ilişkiler, Türkiye ve Azerbaycan ile aynı kültürel ortaklık ve coğrafi yakınlık gibi özelliklere sahip diğer ülkelere doğru genişletilmeli böylece Tükiye’den başlayan ve Kafkasya-Orta Asya coğrafyalarına uzanan bir jeokültürel havza yaratılmalıdır.
d. Ermeni işgalinin sona erdirilmesi
Karabağ sorunu Azerbaycan ve Ermenistan devletleri arasında giderilemezse ya da bu süreçte Türkiye-Ermenistan diyaloğu sağlanamazsa uluslararası platform ve Batılı devletlerden bu sorunun halline ilişkin beklentiler bir süre askıya alınmalı ve iki devlet arasında değinilen bu sorunun çözümü için Türkiye-Azerbaycan- Kırgızistan- Türkmenistan-Ö zbekistan ve Kazakistan arasında bir işbirliği ve dostluk platformu oluşturulmalıdı r. Bu platformun oluşturulması için Türkiye’nin öncülüğü kaçınılmazdır.
e. Çok yönlü faaliyet programlarının oluşturulması
Azerbaycan-Tü rkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve gelişen ilişkilerden verimli netice alınması amacıyla hem Türkiye hem de Azerbaycan nezdinde kısa ve orta vadeli faaliyet programları hazırlanmalıdır. Programların; iki ülkenin karşılıklı beklentileri ve bugüne dek ilişkilerde durgunluk yaratan faktörler dikkate alınarak, Türkiye ve Azerbaycan’ı iyi bilen akademisyen, işadamları ve Sivil Toplum Kuruluşları’ndan seçilecek kişilerce hazırlanması programların verimliliğini artıracaktır.
f. Uluslararası platformlarda Türkiye’ye Azeri desteği
Azerbaycan devletinin Türkiye ile birlikte hareket ettiği ve Türkiye’yi desteklediği ölçüde kendi bölgesinde güç mücadelesi ve ekonomik sorunlar karşısında güçleneceği kesindir. Bu nedenle, ülke üzerinde siyasal ve ekonomik nüfuz alanını çeşitli araçları kullanarak genişletmeyi planlayan Rusya Federasyonu ve Batıya karşı Azerbaycan Türkiye’ye ‘en çok kayırılan ülke’ önceliğini tereddütsüz vermelidir. Bu süreçte Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın Azerbaycan ile mevcut petrol anlaşmalarının sayısı artırılmalı, Azerbaycan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının inşa aşamasında hiçbir bölgesel ya da Batılı devletin etkisinde kalmamalı, Türkiye’ye yönelik Ermenilerin toprak talebi ve soykırım iddialarını etkinsizleştirmek için uluslararası platformlarda Türkiye’yi desteklemelidir. Türkiye’nin kendi bölgesinde siyasi ve ekonomik ağırlığının artmasını sağlayacak olan Azeri petrollerinin Türkiye üzerinden dünya pazarlarına aktarılması projesi Türkiye’nin enerji ihtiyacını garantili biçimde karşılamasını sağlayacak, Azerbaycan’ı ise Rusya’dan geçen, kullanılamaz durumdaki boru hatlarından ve Rus kontrolünden kurtaracaktır.
g. Türkiye-Azerbaycan arasında demiryolu bağlantısının sağlanması
Bağımsızlığın ilanından hemen sonra Batıya yönelen Azerbaycan’ın açık denizlere çıkışı bulunmadığı gibi karayolu bağlantısı ile ilgili sıkıntıları da mevcuttur. Azerbaycan’ın Türkiye ile direkt karayolu bağlantısının olmaması ise iki ülke arasındaki ilişkilerin istenen düzeye çıkmasını engelleyen önemli bir negatif faktör durumundadır. Mevcut durumda iki ülke arasındaki karayolu eksiğini giderebilecek tek alternatif olarak demiryolu bağlantısının kurulması ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle, uzun yıllardır planlamadan öteye geçemeyen Kars-Tiflis- Bakü demiryolu inşaatının ivedilikle başlatılması gerekmektedir. Bu türden bir direkt demiryolu bağlantısı siyasal ve ekonomik açılardan her iki ülke için de avantajlar sağlayacaktır.
h. ABD’nin Azerbaycan üzerindeki olası kontrolünü engellemek
11 Eylül 2002 tarihinde maruz kaldığı terör olaylarının hemen akabinde düzenlediği Afganistan ve Irak operasyonları yeni ABD politikasının ilk ip uçlarını vermişti. Terörle mücadele kapsamında Orta Doğu’yu yeniden şekillendirmeye ve dünyada aksayan düzeni yeniden tesis etmeye başlayan ABD, Azerbaycan’da üs kurmuştur. Petrol üretim ve ihracat potansiyeline sahip olmanın stratejik bir önem arz ettiğinin bilincinde olan ABD yetkilileri herhangi bir bölgede var olan bu stratejik unsura sahip olabilmek için Irak’ta uyguladığı türden politikalar geliştirmektedir. Hazar bölgesinde ciddi petrol rezervlerine sahip bir ülke konumunda olan Azerbaycan’ın sadece ABD değil hiç bir ülkeye sahip olduğu bu yegane lüksünü teslim etmemesi gerekmektedir. Gelecek dönemlerde Azerbaycan devletinin siyasal ve ekonomik sorunlarını çözme aşamasında ve uluslararası piyasalarda rekabet gücüne sahip bir ülke olma durumunda bu devletin en önemli aracı, sahip olduğu petrol rezervleri ve petrolü ihracı olacaktır.
İki ülke arasındaki ilişkileri tek yönlü (Bakü-Tiflis- Ceyhan petrol boru hattı projesi) olmaktan kurtarabilmek ve çok boyutlu özelliğe sahip kılabilmek amacıyla izlenmesi gereken stratejileri aktarmaya çalıştık. Bu stratejiler özveriyle uygulandığında iki ülke arasındaki ilişkiler hak ettiği düzeye ulaşacaktır.
Ermenistan
Türkler Anadolu’ya ulaşmadan önce bu bölgede yaşadıklarını sıklıkla dile getiren Ermeniler, bügün Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde yer alan Doğu Anadolu Bölgesi üzerinde hak iddia etmektedirler. Ruslar Karadeniz’de kıyısı olan, Fransızlar ise Adana ve Mersin şehirlerini de içine alan, Doğu Akdeniz’de yeni bir devlet olarak kurulması düşünülen Ermenistan projelerini özellikle kritik dönemlerde gündeme getirip destekleyerek Ermeni devletine siyasal açıdan büyük bir destek vermektedirler.
Ermenilere karşı iki tür strateji takip edilmelidir; 1. Diaspora’ya karşı, 2. Ermenistan’a karşı. Ermenistan’ın ekonomik sorunları iyi kullanılmalıdır. Azerbaycan’ı kızdırmayacak ama Türkiye’nin de çıkarlarına zarar vermeyecek bir siyaset geliştirilmelidir. Baskın ülke rolüyle, Ermenistan iç politikasında rol alınmalıdır. Gerekirse Türkiye’deki Ermeni Kilisesi aktif kullanılmalıdır,
Karabağ sorunu çözülmemiştir. Sadece dondurulmuştur. Havaların ısınmasıyla sorun tekrar alevlenecektir. Sorunu duygusal boyuta çekmeden realist atmosferde çözüm önerileri getirilmelidir,
Karabağ sorunu için hazır planlar şimdiden geliştirilmelidir,
Azerbaycan’la olan ilişkiler halk bazında yaygınlaştırılmalı dır. Unutulmamalıdı r ki Rusya Azerbaycan’da halen vardır. İlhan Aliyev için Ankara’dan ziyade Moskova’nın ne dediği önemlidir. Buradaki öncelik derecesi değiştirilmelidir,
Günlük değil asırlık stratejiler geliştirilmelidir,
Ankara bölge için siyasi cazibe, Erzurum da ekonomik cazibe merkezi haline getirilmelidir,
Ermenistan’a karşı sert ılımlı bir politika takip edilmelidir. Özal dönemindeki ılımlı politikalar işe yaramamıştır. Her iki ülke sert söylemlere dönmüştür. Türkiye, Ermenistan politikasını Erivan’a bakarak değil Moskova ve Washington ekseninde geliştirmelidir,
Bölgesel alanlarda mutlaka inİsiyatif sahibi olunmalıdır. Zamanla genel havzalarda (Avrupa, Asya, Afrika) bayrak gösterecek hamleler yapılmalıdır.
Gürcistan
Gürcistan medeniyetlerin kesişme noktasında yer alır. Dünyanın en eski Hristiyan topluluklarından olan Gürcistan’da çok sayıda Hristiyan ve Müslüman topluluk bulunmaktadır. Abhazya, Osetya ve Acar sorunları bazı kesimlerce medeniyetlerarası bir sorun haline getirilmek istenmektedir. Özellikle Abhaz-Gürcü çatışmasını bir tür Hristiyan-Müslü man dinler savaşı gibi gösterme çabası gözlerden kaçmamaktadır. Bu noktada Türkiye’nin ve Gürcistan’ın tavrı son derece yapıcı olmuştur. Türkiye de nüfusunun çoğunluğu Müslüman bir ülke olmasına rağmen sorunu din merkezli görmemiş ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden yana tavır almıştır. Her iki etnik grubu da barındıran bir ülke olarak Türkiye sorununun dinler ve kültürlerarası bir soruna dönüşmemesi için çabalarını sürdürmektedir. Aynı şekilde Gürcistan da bölgedeki en büyük Müslüman ülke olan Türkiye ile yakın ilişkiler geliştirmeyi tercih etmektedir. Bu da iki ülkenin dış ilişkilerinde dinin ayırıcı unsurlarını değil, istikrarı arttırıcı evrensel bir bakış açısını benimsediklerini göstermektedir. Taraflar birbirlerinin dinlerini neredeyse hiç önemsemeksizin yakın bir ilişki kurabilmişlerdir. Ancak, son dönemde Gürcistan üzerinde oynanan oyunlar, ABD ve Rusya Federasyonu’nun Bu devlet üzerinde ayrı ayrı ve farklı amaçlarla siyasi ve ekonomik hakimiyet kurma isteği ve bu amaç doğrultusunda eyleme geçmeleri Gürcistan’ın sadece toprak bütünlüğünü zedelemekle kalmamakta aynı zamanda bu devletin siyasi olarak geleceğini de bilinmeze sürüklemektedir. Bu bağlamda izlenmesi gereken strateji Gürcistan’ın
-Gürcistan-Abhazya, Gürcistan-Acaristan, Gürcistan-Güney Osetya sorunlarının çözümü aktif Türk desteği ile sağlanmalıdır.
-Türkiye Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını koruması için bu devlete uluslararası platformlarda destek aramalıdır.
-Gürcistan’ın Çeçenistan’a verdiği örtülü destek engellenmelidir. Çünkü bu tür girişimler RF’yi daha da kızdırmaktan öte bir anlam taşımamaktadır.
-Gürcistan’ın ABD’yi Rusya Federasyonu’na karşı kullanmasının kendisi için hiçbir pratik fayda getirmeyeceği aksine Rusya Federasyonu’nu daha da hırçınlaştıracağı Gürcü yetkililere izah edilmelidir.
-Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün korunması ve siyasi geleceğinin muhafazası bölgeden ya da bölge dışı bir devletten alınacak destek üzerinden değil, Güney Kafkasya genelinde yapılandırılacak bir güvenlik örgütü üzerinden sağlanmalıdır.
3. Orta Doğu Bölgesi Genelinde ve Irak Devleti Özelinde Tespit Edilmiş Olan Dış Politika Hedefleri
Irak’la mevcut tüm tarihsel sorunların yanı sıra, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’ye düzenlenen terörist saldırı ve ardından ABD’nin Irak’a düzenlediği ikinci operasyon, Türkiye’nin I. Körfez Savaşı’nın hemen ertesinde olduğu gibi Irak’taki olası gelişmeler karşısında büyük bir tedirginlik yaşamasına neden olmakta ve parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Irak yine ve yeniden Türkiye’nin Orta Doğu politikalarında tam merkeze yerleşmektedir. Bu bağlamda, yakın gelecekte Türkiye’nin ulusal güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturacak Irak ve Orta Doğu coğrafyası karşısında geliştirilen dış politika stratejileri şu şekildedir:
A. “Parçalanmış Irak” Senaryosu Kapsamında Tespit Edilmiş Olan Dış Politika Stratejileri
Parçalanmış Irak kapsamında siyasal kazanımlarını artırmış Kürtler, siyasal avantaj sağlamaya çalışan Şiiler ve geçmiş dönemlerdeki siyasal üstünlüklerini korumaya çalışan Sünniler arasında belirmesi kuvvetle muhtemel ciddi çıkar çatışmaları karşısında Türkiye hiçbir grup, aşiret ya da parti ile işbirliğine girmemelidir. Orta Doğu toplumlarının genelinde gözlemlenen kaypak, kaygan ve kırılgan yapı içinde mevcut dengeler kolaylıkla değişebildiği gibi mevcut stratejik ortaklıklar ve işbirlikleri de aynı kolaylıkla değişim gösterebilmektedir. Bu nedenle Türkiye her bir grup, aşiret ya da partiye eşit uzaklıkla durup bunların yanında ya da karşısında tavır almamalıdır.
Parçalanmış Irak’ta dış güçlerin desteği sayesinde diğer aşiret, grup ya da partiler karşısında daha fazla güç kazanması muhtemel Kürt grupların sınır ötesi operasyonları nı engelleyebilmek için Türkiye İran-Irak sınırına vurucu operasyonlar düzenlemeli ve bu sınır boyunu tümü ile kendi güvenlik kontrolüne almalıdır.
Türkiye Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde yaşayan Kürtlerin parçalanmış Irak kapsamında Kuzey Irak’ta güçlenen bölücü Kürt hareketine destek vermelerini engelleyebilmek için sistemle özdeşleşebilmelerini sağlamalıdır. Türkiye genelinde özellikle adı geçen bölgelerde yaşayan Kürtlerin çeşitli faktörlerin etkisi ile Türk bayrağı, Türk parlamentosu, Türk dili, Türk kültürü gibi Türk olmayı vurgulayan unsurlarla özdeşleşmelerinin mümkün olamayacağı gerçeğini kabul ederek bu kişileri sisteme entegre etmenin en çabuk ve kalıcı yönteminin o bölgelerin ekonomilerini yükseltmek olduğu unutulmamalıdı r. Bölgeye yönelik siyasi olmayan güvenliğin teminatı olarak görülen ve bu şekilde yapılacak yatırımlar olası güvenlik tehdidini kısa vadede giderecektir.
Bilindiği üzere, İsrail bölgedeki hareket alanını ABD’nin Irak’a düzenlediği operasyonun ardından oldukça genişletmiştir. Operasyonun ardından parçalanmış Irak olası gelecek ortamında İsrail’e Irak ve Suriye’den gelebilecek tehditlerin nitelik ve niceliği de azalmış olacaktır. İstanbul’da iki Sinagog’a düzenlenen insanlık dışı saldırıların ardından İsrail bölgede daha fazla ABD desteği sağlayabilecek ve daha rahat hareket edebilecektir. Bu üç unsurun bileşimi fütursuz bir İsrail yaratacaktır. Türkiye bu türden bir İsrail karşısında İran ve Suriye ile ilişkilerini geliştirmeli ve İsrail’i tehdit unsuru olarak saydığı bu iki güvenilmez Orta Doğu devleti ile göstermelik de olsa dengelemelidir.
İran, parçalanmış Irak kapsamında Irak’lı Şiileri yanına çekerek değişen Orta Doğu dengelerinde tutunmaya çalışacaktır. Bu dengeler içinde tutunmayı başaran İran bir süre sonra Orta Doğu genelinde revizyonist tavır alacaktır. Revizyonist bir İran’ın Türkiye’yi bocalatabilmek için Türkiye sınırları dahilindeki Şii unsurları ve İslami motifleri kullanmayacağı söylenemez. Bu türden bir İran karşısında Türkiye Irak’taki Sünni Arapları ve ABD’yi birer dengeleyici unsur olarak kullanmalıdır.
Parçalanmış ve merkezi otoritenin gücünü yitirmiş olduğu Irak olası gelecek ortamında petrol politikalarını n merkezi otoritenin silikleştiği Bağdat’tan, bağımsız Kürt Devleti’nin kurulma aşamasında olduğu ya da kurulduğu Kuzey Irak’a kayacaktır. Bu türden bir ortamda Türkiye, Kafkasya bölgesinde Azerbaycan ve Orta Asya bölgesinde Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerini geliştirmeli ve petrol alış-verişini bu bölgelerde yer alan ülkelerle gerçekleştirmelidir. Bu petro-politik Rusya Federasyonu’na rağmen değil Rusya Federasyonu dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir .
B. “ABD Yanlısı – ABD Karşıtı / İdeolojik Açıdan İkiye Bölünmüş Orta Doğu” Senaryosu Kapsamında spit Edilmiş Olan Dış Politika Stratejileri
Nato üyeliği kimi kesimlerce şiddetle eleştirilmiş olsa dahi Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin Nato kapsamında ABD’nin politikalarına uygun davranması Türkiye’nin başta savunma ve güvenlik olmak üzere pek çok alanda kazançlı çıkmasını sağlamıştır. Bu bağlamda Orta Doğu genelinde bu türden bir olası gelecek ortamında Türkiye, ABD’nin safhında yer alarak politize ve polarize duruma gelen Orta Doğu bölgesinde Türkiye karşıtı grup karşısında güçlenecektir. Türkiye’nin kendisine karşı Orta Doğu ülkeleri ile mücadelesinin, kendisine karşı ABD ile mücadelesinden daha kolay olacağı unutulmamalıdı r.
ABD yanlısı – ABD karşıtı Orta Doğu olası gelecek ortamında Türkiye aynen Parçalanmış Irak Senaryosunda olduğu gibi Orta Doğu’da yer alan hiçbir devletin reel anlamda yanında yer almamalıdır. İleride bu gruplar arasında oluşabilecek olası uzlaşı karşısında Türkiye her iki tarafında olumsuz uygulamalarına maruz kalabilir.
İdeolojik açıdan ikiye bölünmüş Orta Doğu senaryosunda ABD yanlısı Orta Doğu ülkeleri ve ABD karşıtı Orta Doğu ülkeleri birbirleri karşısında siyasal, askeri ve ekonomik yönlerden güçlenebilmek adına bölge dışından kendilerini her açıdan destekleyecek yeni müttefikler edinme yoluna gideceklerdir. Türkiye bu süreçte Orta Doğu’ya bazı Orta Doğu devletlerini sözde desteklemek amacı ile Avrupa devletlerinden bazılarının desteğini kazanma yoluna gitmelidir. Böylece, Türkiye Orta Doğu’dan gelen ve gelecek olan tehditleri bu dış devletlerle geliştireceği ortaklıklarla bertaraf edebilecektir.
Orta Doğu bölgesine Batı emperyalizminin tekrar yerleşmesi ile birlikte ilk aşamada bu gelişmeyi protesto etmek daha sonraları ise bu gelişme karşısında direnebilmek için bölgede İslami köktendincilik yükselecektir. Orta Doğu’da böylesi bir kıpırdanma Türkiye sınırları dahilindeki bu türden İslami grupları tetikleyecektir. Bu olası gelişmeyi engelleyebilmek için Türkiye’de tespit edilmiş olan yasa dışı İslami gruplar, bunlara yardım ve yataklık eden kişi ya da kişiler ciddi bir istihbarat ve operasyonla kökten temizlenmeli, bunun da ötesinde Türkiye’deki iktidarların laik, demokratik ve Atatürkçü çizgiden uzaklaşması engellenmelidir.
İdeolojik açıdan ikiye bölünmüş Orta Doğu senaryosuna paralel olarak değişecek olan Orta Doğu güç dengelerinde Türkiye Orta Doğu bölgesine ilişkin politikalarına Orta Doğu’daki gruplaşmanın herhangi birinde yer alarak değil, ABD ya da bölgeye gelen Avrupa devletleri üzerinden yön vermelidir. Aksi takdirde Orta Doğu politik batağının içine sürüklenebilir. Oysa yabancı devletlerin Türkiye’den talepleri hiç bitmeyeceği için ilişkiler karşılıklılık esasına dayanacak ve daha sağlıklı olacaktır.
İdeolojik açıdan ikiye bölünmüş Orta Doğu senaryosunda Orta Doğu bölgesinde yer alan bir grubun bir diğerine karşı güçlenme stratejisi doğrultusunda edinilen yeni müttefiklerin Türkiye’ye yönelik duruşları ve Türkiye’yi algılama biçimi de bu süreçte büyük önem arz etmektedir. Bölge ülkelerince bölgeye davet edilen Avrupalı müttefiklerin Türkiye ile geliştirecekleri ilişkinin belirleyici unsuru Kuzey Irak Kürtleri olacaktır. Bu aşamada, hem Avrupa devletlerinin hem de ABD’nin çeşitli dönemlerde farklı amaçlarını gerçekleştirmek için Kürt kartını kullandıkları gerçeği akılda tutularak, Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt devletine bölgeye gelen ABD ve Avrupa devletleri tarafından destek verildiğinde Türkiye bu8 konu bağlamındaki karşıt duruşunu değiştirmemelidir. Talabani’ye bağlı güçlerin açık ara kuvvetli durumda olacağı Kürdistan oluşumunu yıpratabilmek adına Talabani’ye bağlı güçlerle işbirliği yapılmalıdır. Ancak Turgut Özal döneminde yapılan hatalar asla tekrarlanmamalı dır.
C. “Irak’ı Düzenle(ye)meden Giden ABD ve Orta Doğu” Senaryosu Kapsamında Tespit Edilmiş Olan Dış Politika Stratejileri
ABD’nin bölgeden ayrılmasının ardından karşılaşılacak olan Irak ve Orta Doğu ortamında grup ve aşiretler arası iç savaş kuvvetle muhtemel gözükmektedir. Bu iç savaşa Türkiye duygusal ya da pragmatist her ne sebeple olursa olsun asker göndererek, diplomatik yoldan destek vererek ya da anlaşmalar imzalayarak asla müdahale etmemelidir. Bu aşamada büyük önder Atatürk’ün Orta Doğu’ya ilişkin mesafeli tavrı bir düstur teşkil etmelidir.
ABD Irak’ı ve Orta Doğu bölgesini düzenlemeden ya da düzenleyemeden bölgeden uzaklaşmış olsa dahi Irak ve Orta Doğu’ya ilişkin politikalarından vazgeçmeyecek ve adı geçen devleti ve bölgeyi aynı bölgede yer alan güvendiği müttefiklerinin üzerinden yönlendirmeye devam edecektir. Bu aşamada, Türkiye de payına düşen sorumluluğu üstlenmiş olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken Orta Doğu’daki bazı devletlerle husumeti yoğunlaştırmadan ve yeni düşmanlar yaratmadan ABD’nin politikalarına aracı olmaktır. Denge önemlidir çünkü Türkiye bölgede istediğini ABD’ye rağmen elde edemeyeceği gibi Arap Orta Doğusuna rağmen de elde edemeyecektir. Ancak, olayların ve sürecin dışında kalmanın da Türkiye’ye bir getirisi olmayacaktır.
D. “ABD’nin Çifte Çevreleme Politikası İle Kuşatılmış Orta Doğu” Senaryosu Kapsamında Tespit Edilmiş Olan Dış Politika Stratejileri
Bu türden olası gelecek ortamında Türkiye ABD’nin, bazı Avrupa ülkelerinin ve bazı Orta Doğu ülkelerinin uyguladığı çifte çevreleme politikasından faydalanarak, kendisine karşı çifte çevreleme politikası uygulayan Orta Doğu devletlerini etkinsizleştirebilir . Bu politika kapsamında Türkiye, İsrail ile Suriye’yi, Iraklı Sünni Araplar ile İranlı Şiileri, İslami yasa dışı terör örgütleri ile İsrail’i, Filistin halkı ile İsrail’i, İranlı Azeriler ile Azerbaycan kökenli İranlıları birbirine karşı kullanabilir. Oldukça hukuk tanımaz bu türden bir politika hukuk tanımaz Orta Doğu gerçeğinde en iyisi olmasa da olması gereken şeklinde düşünülmelidir.
ABD ve bazı Avrupa devletlerinin Orta Doğu bölgesine ilişkin çıkarlarının gerçekleşmesinde en kolay yol olarak algıladıkları daimi çatışma halinde bulunan Orta Doğu devletlerini birbirlerine karşı kullanma politikasını örnek alıp uyguladığında Türkiye’nin temel hedefi ortamdan pay elde etmek ve maksimum maddi kazanç sağlamak değil, kendisine karşı uygulanan çifte çevreleme politikasını etkinsizleştirmek olmalıdır. Emperyal eğilimli gruplardan Türkiye’nin Orta Doğu’da bu türden bir politika uygulamaya başlamasının hemen ardından yükselecek eski Osmanlı topraklarını ele geçirmeye ilişkin sesler Türkiye Cumhuriyeti’ni hem bölgede hem de Batılı platformlarda güç durumda bırakacak gür ama çatlak sesler olarak kalacaktır. Batı ile bir olmadığımız kabul edilmeli ve Batılı devletlerin bu türden uygulamalarını n emperyalist başarılar şeklinde yorumlanacağı, bizim bu türden girişimlerimizin ise küçük Osmanlının emperyalist hırsları şeklinde dünyaya duyurulacağı ön görülmelidir. Haklıyken haksız duruma düşmekten kaçınmalıyız.
E. “Orta Doğu Jeopolitiğinin Tek Belirleyicisi ABD – İsrail İttifakı” Senaryosu Kapsamında Tespit Edilmiş Olan Dış Politika Stratejileri
Olumsuz Senaryo V karşısında geliştirilecek olan stratejilerde dikkate alınması gereken başlıca aktör İsrail’dir.ABD’ nin yardımları ile Orta Doğu genelinde kendisi için potansiyel tehdit yaratan devletlerin sırayla elimine edildiğini, Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti’nin kurulma aşamasında olduğunu ve Yol Haritası’nın ABD tarafından tereddütsüz rafa kaldırıldığını gören İsrail ABD ile birlikte Orta Doğu jeo-politiğinin ve jeo-stratejisinin tek belirleyicisi olacaktır. Türkiye’nin bu doğrultuda İsrail’in etkinliğini kırabilmek için geliştirmesi gereken stratejiler şu şekilde özetlenebilir.
Bilindiği gibi İsrail’in 1991 yılını takip eden süreçte Orta Asya Cumhuriyetleri ile ciddi ticari bağlantıları bulunmaktadır. Orta Asya Cumhuriyetleri ile iyi ilişkiler kapsamında Türkiye bu Cumhuriyetlere İsrail ile mevcut ticari ilişkilerini hafifletmelerini önermelidir. Ancak, bu teklifi getirirken Türkiye’nin bu Cumhuriyetleri tatmin edici bir takım öz kaynaklara sahip olması gerekmektedir.
İsrail’in genelinde Arap süsü verilen İsrail devletinin güvenliğini etkinsizleştirecek ve güç durumda bırakacak türden ‘örtülü faaliyetler’ düzenlenmelidir.
İstihbarat faaliyetleri yoğunlaştırılmalı dır.
Mevcut durumda potansiyel İsrail aleyhtarı durumda bulunan Arap devletleri ve İsrail’in direkt karşısına alacağı Suriye ile ilişkiler, ABD’yi karşımıza almayacak ölçüde, ortak tehdit ve ortak tehlike İsrail’e karşı ‘stratejik ortaklığa’ kaydırılmalıdır. Böylelikle, olası İsrail-Ermenistan- Rusya Federasyonu stratejik üçlüsü karşısında Arap devletleri-Tü rkiye stratejik ortaklığı oluşturulmalıdı r.
F. “Orta Doğu Politikalarından Uzaklaştırılan Türkiye” Senaryosu Kapsamında Tespit Edilmiş Olan Dış Politika Stratejileri
İlk bakışta gayet olumsuz gibi algılanan Olumsuz Senaryo VI karşısında Türkiye Orta Doğu’ya ilişkin politikalarını kendi ulusal güvenlik endişelerine uygun olarak, bağımsız bir biçimde geliştirme imkanına sahip olabilir. Bu güne dek ABD başta olmak üzere, batılı bazı devletlerin isteklerini dikkate alarak geliştirdiği ve bu nedenle oldukça sınırlı olan Orta Doğu’ya ilişkin hareket alanı Orta Doğu’dan politik anlamda uzaklaştırılması ile özgürleşip, genişleyebilir. Bu bağlamda Türkiye,
Suriye, yeni Irak ve İran’a ilişkin dış politik önceliklerini yeniden belirlemelidir.
Türkiye, Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti yapılanmasına ilişkin olarak kendisini Orta Doğu’dan dışlayan ABD’nin ve bu olası Kürt devletine yeni bir müttefik edinmek uğruna sınırsız prim veren İsrail’in isteklerini dikkate almaksızın sadece kendi güvenlik kaygıları doğrultusunda kendi Kuzey Irak politikasını geliştirmelidir. Bu özgün Kuzey Irak politikası kapsamında geniş çaplı sınır ötesi operasyonlar, istihbarat çalışmaları ve çeşitli yaptırımlar uygulanmalıdır. Bu politika doğrultusunda Türkmenlere özel bir önem verilmeli ve bölgedeki Türkmen unsuru Türkiye’nin o bölgedeki politik ayağını oluşturmalıdır.
Orta Doğu’dan uzaklaştırılan Türkiye’nin bu bölge devletleri ile olan petrol alış-verişi ve ekonomik ilişkileri de zedelenecektir. Bu iki hususu telafi etmek amacı ile Türkiye’nin yönelebileceği en yakın ve en verimli coğrafya Orta Asya’dır. Orta Asya devletleri ile geliştirilecek çok yönlü ekonomik ilişkiler petrol hususundaki endişeleri de uzun vadede giderecektir.
4. Karadeniz Havzası İçin Tespit Edilmiş Olan Dış Politika Hedefleri
Karadeniz Havzası (Türkiye, Rusya Federasyonu, Balkanlar, Kafkaslar, Ukrayna) medeniyetler arası işbirliği açısından belki de dünyanın en önemli bölgelerinden biridir. Fakat bu medeniyetler beşiğine ABD ve Rusya Federasyonu tarafından yönelen ilgi her geçen gün güç mücadelesine dönüşmekte ve Karadeniz havzasında yer alan tüm ülkeler bu durumdan olumsuz anlamda etkilenmektedir. Havzanın belli bir devlet tarafından siyasi ya da kültürel anlamlarda hakimiyet altına alınmasını engellemek için Karadeniz havzasında yer alan, aralarında tarihi husumet bulunan ya da bulunmayan tüm devletlerin ortak bir bilinç etrafında toplanmalarını sağlamak için geliştirilen dış politika stratejileri şu şekildedir.
-Öncelikle Karadeniz ve çevresinde ırklar, dinler vb. kimlikleri aşan bir üst kimlik üzerinde durulması gerekir. Karadenizlilik bu ülkeler AB’ye girseler de, başka bir siyasi oluşum içinde yer alsalar da geliştirilmesi gereken bir kimliktir. Karadeniz karşı kıyıları uzaklaştıran değil, birleştiren bir ortak payda olmalıdır.
-İkinci olarak belli aralarla Karadeniz ve çevresindeki inançları ve farklı kültürleri anlatan, bunların karşılıklı alışverişine izin veren platformlar oluşturulmalıdı r. Kongreler, konferanslar, festivaller vb. Bu tür toplanmalar yılda bir veya iki yılda bir olabilir. Her seferinde farklı bir Karadeniz ülkesinde toplanılır ve Karadeniz Havzası’nın din adamları ve konu ile ilgili temsilciler ortak sorunlara ortak çözümler önerebilirler. Doğrudan iletişim bu sayede sağlanmış olur.
-Karadeniz liderleri terörizm ve medeniyetler arası işbirliği gibi konularda zaman zaman ortak tutum belirlemelidirler ve bunu açık deklarasyonlarla dünya kamuoyuna duyurmalıdırlar.
-Karadeniz’de etnik veya dini gerilimler yaşandıkça Karadeniz İşbirliği içinde heyetler oluşturulmalı ve gerilimin önlenmesi için bölge içi önlemlere gidilmelidir.
-Karadeniz kıyısında bazı şehirlerde medeniyetler arası uyumu güçlendirecek kurumsallaşmalara gidilebilir. Örneğin bunun için bir üniversite kurulabilir. Bazı üniversitelerde araştırma bölümleri açılabilir. Trabzon şehri bu konuda en güçlü adaylardan biridir.
-Ortak sanatsal ve bilimsel faaliyetler artırılmalıdır. Karadeniz Sinema Günleri vb. birliktelikler önyargıları azaltacaktır.
-Eski Yugoslavya’da yaşananlar unutulmamalıdı r. Tekrarını yaşamamak için konuyu bilimsel olarak ele alacak çalışmalar yapılmalıdır.
5. Avrupa Birliği İçin Tespit Edilmiş Olan Dış Politika Programı :
Ekonomideki aksaklıklar, demokrasideki eksikler, iç siyasette uygulamaya ilişkin sorunlar, dış politikada hatalı kabul edilen uygulamalar, hukukun evrenselleşmesine engel teşkil ettiği düşünülen hususların devamı, Yunanistan ile sorunlar, Kıbrıs meselesi, insan hakları ihlalleri, azınlık hakları ihlalleri, Kürt meselesi, nüfus çokluğu, serbest dolaşım meselesi gibi unsurlar bahane edilerek Türkiye’nin AB’ne yakın ya da uzak gelecekte tam üye olarak kabul edilmesi imkan dahilinde görülmemektedir. Bu nedenle, Türkiye Avrupa Birliği’ne alternatif teşkil edecek ekonomik ve siyasal oluşumlar geliştirmeli ya da bölgesinde/yakı n bölgede mevcut bu türden oluşumları verimli hale getirmelidir. Bu bağlamda; geliştirilen dış politika stratejileri şu şekildedir.
-Orta Asya ve Türk Dünyası AB’ne resmi bir siyasi alternatif olarak ele alınmalıdır. Orta Asya bölgesi kapsamında geliştirilecek işbirliği stratejilerinin sonucunda elde edilebilecek siyasal ve ekonomik avantajlarla birlikte, Türk yetkilileri dünyanın saygın bir üyesi olmanın tek yolunun AB’ye tam üyelikten geçtiği düşüncesinden vazgeçebilir ve başka alternatiflerin de var olabileceğine inanmaya başlayabilirler. Böylelikle, Türkiye AB’nin taleplerine karşı bu kadar hoşgörülü olmayabilir ve AB ile ilişkilerinde daha bağımsız davranabilir. Aynı zamanda bu gelişme, Osmanlı devletinin yıkılmaya başlamasından bu yana egemen olan, Türklerin Avrupa karşısında hissettikleri aşağılık duygusunu da hafifletebilecektir .
-Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü AB’ne resmi bir ekonomik alternatif olarak ele alınmalıdır.
-Orta Doğu devletlerinden bazılarıyla geliştirilecek stratejik ortaklıklar AB karşısında resmi bir güvenlik alternatifi olarak ele alınmalıdır. Avrupa birliği’ne ciddi bir karşıtlık gösteren Rusya Federasyonu’nun olumsuz tavrından Orta Doğu’da geliştirilecek bu güvenlik teşkilatı için faydalanılabilir.
6. Yunanistan İçin Tespit Edilmiş Olan Dış Politika Hedefleri
Hava sahası, kıta sahanlığı, karasuları, Ege Adaları, Kıbrıs ve Fener Rum Patrikhanesi gibi kısa vedede çözülmesi imkansız gibi görünen sorunlarla tanımlana gelen Türk-Yunan ilişkileri karşılıklı duyulan kuşkunun şekillendirdiğ i bunalım üzerine tesis edilmiştir. Yunan halkının, özellikle de Yunanlı politikacıları n Türkiye’yi coğrafi büyüklüğü ve Kıbrıs ve Ege Adaları meselelerinde benimsediği tutumdan dolayı ciddi bir tehdit olarak algılamalarından dolayı Yunanistan, hem Batılı devletlerden aldığı güçle hem de Nato ve AB üyeliğinin getirdiği avantajları kullanarak Türkiye’ye karşı olumsuz tavır almakta tereddüt etmemiştir. Ortamın gerektirdiği şekilde, ya büyük devletler üzerinden ya da belirli dönemlerde genelde Türkiye karşıtı belirli devletlerle geliştirdiği ortaklıklar vasıtasıyla Türkiye’nin ulusal güvenliğini Batı Trakya, Ege Adaları ve Kıbrıs gibi unsurları kullanarak tehdit etmektedir. Bizans-Yunan İmparatorluğunun merkezini oluşturan Konstantinopolis’ in günümüzde Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde yer alması, Bizans-Yunan İmparatorluğunun canlandırılması na ilişkin romantik hayali hiç terk etmeyen Yunanistan’ın Türkiye politikalarını belirleyen temel unsurlardan biri olduğu unutulmamalıdı r. Yunanistan’a karşı bugüne dek uygulanan ve hiçbir pratik sonuç vermeyen stratejilerden vazgeçilmeli ve yeni bir stratejiler dizgesi yürürlüğe konmalıdır. Yunanistan karşısında geliştirilen dış politika stratejileri şu şekildedir.
-Batı Trakya Türklerine siyasi ve kültürel alanlarda fiili destek verilmelidir. Türkmenler nasıl Kuzey Irak’ta önemli bir politik ayaksa, Batı Trakya Türkleri de Yunanistan’da önemli bir politik ayak olarak kabul edilmeli ve bu ayağı güçlendirici stratejiler uygulanmalıdır.
-Balkan Türkleri Yunanistan’a karşı geliştirilmesi gereken Balkan politikası kapsamında önemli bir unsur olarak durmaktadır. Balkan Türkleri ile ilişkiler siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanların tümünde geliştirilmelidir. Bu politik stratejiyi Balkan Dernekleri Federasyonu gibi dernek ve vakıflardan öte bizzat Türk Dış İşleri Bakanlığı’nın geliştirmesi gerekmektedir.
-Fiili olmayan ancak pratikte işleyen Yunanistan-Ermenist an-Kıbrıs Rum Yönetimi stratejik ortaklığı karşısında Türkiye-Batı Trakya-Balkan Türkleri stratejik ortaklığı oluşturulmalıdı r. En azından caydırıcılık açısından.
-Karasuları, kıta sahanlığı, hava sahası, Ege Adalarının statüsü konularında hukuki durumun ne olduğu uluslararası platformlarda diplomatik bir dille anlatılmalıdır. Karasuları, kıta sahanlığı, hava sahası, Ege adaları konularında mevcut hukuki durum karşısında Yunanistan’ın hukuku ihlal ederek nasıl fiili durumu uyguladığı BM nezdindeki temsilcilerimiz ve diplomatlarımı z tarafından her platformda açıklanmalı, böylelikle uluslar arası kamuoyu propaganda vasıtasıyla harekete geçirilmelidir.
-Yunanistan’ın AB tam üyeliği üzerinden sağladığı üstünlükle Türkiye karşısında AB zemininde veto hak ve yetkisini sıklıkla kullanma lüksü, Türkiye’nin Orta Asya devletleri ile geliştireceği işbirliği alanlarını geliştirerek ve bu alanların sayısını artırarak elinden alınabilir.
-KKTC’nin geleceği, KKTC mevcut yönetiminin kendisine değil, yıllardır Kuzey Kıbrıs’ın maddi manevi yükünü çekmekte olan Türkiye’ye bırakılmalıdır. Kıbrıs’ta Türk varlığının kalıcı olması sağlanmalıdır.
-Fener Rum Patrikhanesi’ nin statüsü Lozan’da saptanan statünün dışına çıkarılmamalıdır. Patrikhane’nin ve Patriğin siyasi değil, dini bir misyonu vardır, bu misyon da uluslar arası değil ulusal niteliktedir. Türkiye’nin bu görüşü resmi olarak kesin bir dille duyurulmalıdır.
-Heybeliada Ruhban Okulu’nun statüsü ve misyonu kanunlar çerçevesinde belirlenmiştir, bu çerçevenin dışına çıkılıp, bu okulun küçük bir Rum azınlığa din adamı yetiştirmesi akla ve hukuka yakın değildir.
Exit mobile version