Site icon Turkish Forum

“PATRİKHANE BİR FESAD VE HIYANET OCAĞIDIR!” Mustafa Kemal ATATÜRK

  - ataturk
     
Thursday, 16 October 2008

 

Değerli okurlar,
Daha once bu sütunda Kaliforniya eyaletinde Türkiye aleyhine verilen SJR 17 resolution una karşı protesto yazısı yazdım. Bu reselotionda İstabuldaki Rum patrikhanesine Ekümenlik ünvanının Türkiye tarafindan verilmesi isteniyor. Bu konuda gelen sorular uzerine konuya açıklık getirmek amacıyla aşağıdaki yazıyı kaleme almamın uygun olacağını düşündüm.

Mustafa Kemal Atatürk’ün konuşması, 20 Ocak 1923’te Hakimiyet- i Milliye gazetesinde yer aldı. Atatürk şöyle diyor:
“Bir fesad ve hiyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebeb olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebebler gösterilebilir?”

Atatürk’ün görüş ve düşünceleri gün geçtikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Patrikhane için ekümenlik isteyen AB ve ABD isterse Patrikhaneyi kendi topraklarına alır istediği gibi istediği statüyü verir. İstediği kadar okul açtırıp istediği kadar din adamı yetiştirir. Bu mümkün olduğu halde neden bu yolu seçmiyorlar?

Çünkü patrikhane onlar icin Türkiyeyi işgal edip Bizans İparatorlugu hayellerini gerçeklestirmek icin bir araçtır. Bunun din özgürlüğü insan hakları ile yakindan uzaktan hiçbir alakası yok. Patrikhane en parlak dönemlerini Osmanlı zamanında yaşadığı halde Osmanlıyı içten vuran işgalci kuvvetlerin öncü birliğini oluşturmuştur. Bu vazifesini TC kurulduktan sonra da sinsice devam ettirmektedir. Halen kendi web sitesinde İstanbul’u Konstantinopol olarak tanıtması, hala İstanbulu içerisine sindiremediğini göstermektedir.  Patrikhene bir Türk kuruluşu olduğu halde gittiği ülkelerde bayrak olarak Bizans bayrağını kullanmakta. Şimdiki Patrik Barthalemeos dahil, Heyebali adada yetişen Ortodoks din adamları Türklere kin ve nefret duyguları ile yetiştirilmiştir. 22 Nisan 1821 Patrik Brigorios’un idamı ile kapatılan ve o tarihten itibaren hic açılmayan Patrikhane’nin ana kapısının (Kin kapısının) halen kapalı tutulması hiçbir şekilde haklı görülemez.

Lozan antlaşmasının her cümlesi şehitlerimizin kanıyla yazıldı. Patrikhane T.C. kanunlarına harfi harfine uymazsa ve T.C. çıkarlarını korumak için içten çaba göstermezse; Türkiye Cumhuriyeti ulusunun kuruluşunun temel taşını hiçe sayan boyle bir mentalitenin (İster Patrik olsun, isterse başka birisi) Türk topraklarında barınmasına izin verilmemeli.

T. C. her zaman attığı imzanın arkasında durmuştur. Fakat Lozana imza koyan devletler bugün o imzlarının arkasında durmamakta, dolayısıyla Lozan antlaşmasını ihlal etmektedirler. Hiçbir T.C. hükümeti bunu açık açık bu devletlerin karşısına getirmedi. Kendi çocuğuna çöpü döktüremeyen bir AB milletvekili dahi Turk ulusuna ne yapması gerktiği ultimatonu verme cüretini kendine bulabiliyor. Tabii ki bu onların kabahati değil.
Bu Tükiyenin yürüttüğü basiretsiz dış politikaların sonucudur.

Patrik Barthalemeos papaz kılığına bürünmüş, dini politikaya alet eden bir politikacıdır. Barthalemeos’un siyasi çalışmaları  Türkiyedeki Ortodokslar için de kötü imaj yaratmaktadır. “Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebeb olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. “ M. Kemal Atatürk.

Benim çocukluğum İstanbulda geçti. Bizim Rum komşularımızın diğer komşularımızdan hiç farkı yoktu. Biz onların, onlar bizim bayramlarımızı kutlar, hastalığına koşar problemine çare olurduk. Bizim Rum komşumuz öldüğünde ağlamamak için kendimi tutamadım.  Komşularımız arasındaki dostluklar akrabalıktan öteydi. Ne benim büyüklerimden ne de okuldaki hocalarımdan onların aleyhinde bir kelime duydum. Bu ahengi bozmak isteyen politik güçler Patrikhaneyi araç olarak kullanıyor. Türk halkının şunu iyi bilmesi lazım. Türkiyedeki bütün Ortodokslar Barthalemeos değildir. Barthalemeosun kışkırtmalarına karşı maalesef Türkiyede bazı Orthodoks karşıtı ortam oluşmuştur.  Ortodoks vatandaşlarımıza karşı en ufak bir ayrımcılığın yapılması çok büyük hatadır. Lütfen Barthalemeos’un  oyununa gelmeyelim. Benim tanıdığım bazı rum ve yahudi asıllı Türk vatandaşları Turkiyeyi bir cok Türkten daha çok sevdiğini ve Türkiye’nin çıkarlarını korumak için yurt içinde ve yurt dışında canla başla çalıştığını iyi biliyorum.  

Patrikhane kendisini Bizans İmparatorluğunun varisi olarak görüyor. Bizans İmpartorluğunu tekrar yaratma hayalleri Patrikhaneyi dini bir kuruluş olmaktan çıkartıp siaysi bir kuruluş haline sokuyor. Dolayısıyla T.C.  Patrikhaneyi bu çerçevede değerlendirmeli.
Türkiyenin birlik ve bütünlüğüne kasteden bu sinsi çalışmalara ivedili olarak son vermezsek ileride telafisi mümkün olmayan durumlarla karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır.

Barthalemoes Ekümenlik isteyerek Türkiyenin temel taşı olan Lozan antlaşmasını hiçe sayma cür’etini gösterebilmektedir. 

  • Amacı Ekümenlik ünvanını T.C. ne kabul ettirerek T.C. kanunlarının vesayetinden ve engellerinden kurtulmak. T.C. hükümetleri bu isteğe karşı çıksa da Barthalemeos’un yarrattığı dış baskı sonucu bu konumunu dolaylı olarak hükümete kabul ettirmiş durumda.
  • Patrikhane Türk Rum iş adamlarına aldırttığı gayri menkulleri Patrikhaneye hibe etmek gibi entrikalarla mal varlığını geliştirerek Patrikhaneye Vatikan usulü bir ortam hazırlamak çabası içinde.
  • Birlesmiş milletler AB, ABD, UNESCO ve dünya kiliseler birliği yardımlarıyla İstanbulun Bizans ve Hıristiyan çehresi ön plana çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu İstanbulun tarihini koruma, çevrecilik ve turizm kisvesi altında yapılmakta. Fatihin ve Osmanlının izleri silinerek İstanbulun Bizans şehri olduğu imajını dünya komuoyuna benimsettirme çalışmaları çeşitli şekillerle uygulanmakta. Avrupaya medeniyet getiren Osmanlı ve Fatih Sultan Mehmet ise dünya kamu oyuna barbar olarak tanıtılmakta.
  • TC hükümetlerince önemsenmeyen ve Türk halkına tehlikesiz, masum ve nostaljik isteklermiş gibi gösterilen Ekümenlik küstahlığının arkasındaki asıl amaç Vatikan usulü bir sistem kurup İstanbulu Kostantinopol yapmak ve Bizansı canladırma hayalleridir. Bu meyanda Ayasofya camisinin müze kisvesi altında kiliseye dönüştürülmesinin yolu açılmıştır.

 

Bu aşamadan sonra dış borç batağına batmış ve ekonomisi pamuk ipliğine bağlı olan T.C. kendini destekleyecek hiçbir ülkeyi yanında bulamayacak ve dış baskılara boyun eğmek zorunda kalacaktır.

Patrikhanenin iç ve dış lobicileri medya araciligi ile bu gelişmelerin Türkiyenin ve Istanbulun lehine olduğu propagandalarıyla halk uyutulacak. Kurbağayı kaynatma misali. Bu gelişmeler kademeli yapıldığından halk bunun farkında değil ve geçim derdine düşmüs halk ise bu gelişmelere karşı koyacak güçte değil.

Bu dediklerimin senaryo olduğunu düşünenlerin, şimdiye kadar olan gelişmelerin ışığında, görüş ve düşüncelerini yeniden analiz etmelerinin yararlı olacağı düşüncesindeyim. Biliyorum ki büyük bir çoğunluğumuz bu gerçekleri kabul etmeyerek inkar etmenin verdiği psikolojik rahatlığı tercih ederek hiçbir tepki göstermeyecektir.

Kabahati kimsede armaya lüzum yok. Vatandaşlık vazifemizi yerine getirmekten aciz kendi şahsi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen bir toplum haline geldik (istisnalar hariç). Kendisini suçlu sandalyesinde görmek kimsenin hoşuna gitmeyeceğinden daima suçu başkasında arar. İktidara muhalefete, Patrikhaneye yüklenerek içini boşaltıp psikolojik olarak rahatlamanın yolunu seçmek çözüm değildir.

İktidarların değişmesiyle sorunun çözüleceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu ve bugibi sorunların çözümü halkın ta kendisindedir. Fakat senelerdir bilinçli olarak çoğunluğu dejenere edilmiş bir halk kitlesiyle bu işgali durdurmanın şu an için mümkün olmadığını düşünüyorum. Kurtuluş savaşı şekil değiştirerek devam ediyor, fakat biz değişen bu yeni savaşın yonteminin farkında olmadığımızdan nasıl karşı koyacağımızı bilmiyoruz ve biz bu savaşı kaybediyoruz.

İşgallerin topla tüfekle olduğu düşüncesi yanlış. Ekonomik bağımsızlığını yitirmiş bir ülke işgal atındadır. 

Kapitalist sistemin propgandası ile toplumun gözünü kamaştıran maddiyat ve zevki-sefa, toplumumuza eroin gibi bağımlılık kazandırıyor.  Bu bağımlılığı tatmin edebilmek için verebileceğimiz imtiyazaların neler olabilecegini artık sizler tahmin edebilirisiniz. 

Exit mobile version