Blog

  • Obama’ya izah edilmesi gereken

    Obama’ya izah edilmesi gereken

    ALİ H. ASLAN
    [email protected]

    Dış Haberler

    Türk halkı ABD’ye temelde Ortadoğu politikalarından dolayı kızgın. Hele Başkan George Bush’tan nefret had safhalarda. Bu tepki, Bush’un partisinin yeni başkan adayı Senatör John McCain’e ne ölçüde yansır bilemem.

    Ancak Bush politikalarına muhalefeti temsil eden Senatör Barack Obama’ya Türk milletinin biraz daha sıcak bakma ihtimali yüksek. Obama’nın Afrika kökenli olması, sempati katsayısını iyice artırıyor.

    Bu muvacehede, Obama’nın başkanlığı ilk bakışta Türkiye ile ABD arasında yeni bir sayfa açılmasına imkân verebilir gibi görülüyor. Ancak nihai durum, hem Amerika hem Türkiye’deki birçok farklı eğilime ve faktöre bağlı olacak. Bunlar arasında birisi var ki, özellikle psikolojik açıdan en belirleyicisi belki o: Obama başkan olursa, Ermeni soykırımı iddialarını resmen tanıyacak mı? Kongre’ye ilgili tasarılar tekrar gelirse, tavrı ne olacak?

    Obama’nın Ermeni iddialarına destek verdiği, ABD hükümetinin ve Kongresi’nin ‘soykırım’ kelimesini kullanması gerektiği görüşünde olduğu biliniyor. Gerçi daha önce de birçok başkan adayı Ermeni lobisine göz kırpmış, ama iktidara geldiklerinde milli güvenlik lobisinin baskın çıkmasıyla o kelimeden uzak durmuşlardı. Seçimde bol vaat verip daha sonra üstüne yatan tipik bir Washington siyasetçisi olmadığını ispata çalışan Obama’yı siyasi ve ahlaki açıdan hayli zor bir tercih bekliyor. Ya şimdiye kadar Ermenilere verdiği sözleri yutacak, ya da Türkiye’yi kaybedecek.

    Çoğu icraatı Obama tarafından tasvip edilmeyen Bush yönetiminin en büyük hatalarından biri, Irak Savaşı’nda Türkiye’yi kaybetmesiydi. Sonradan akılları başlarına biraz geldi ama özellikle yönetimdeki neocon kalıntıların, doğru resmi henüz tam gördüğü söylenemez. Onlar, Türklerin ABD’den uzaklaşma sebebini sırf Türkiye içi faktörlerle izah etmekte ısrarlı. Pentagon’daki uzantıları hâlâ ‘siyasal İslam yükseliyor’ vesvesesiyle RAND gibi düşünce kuruluşlarına araştırma siparişlerinde bulunuyor.

    Amerika dahil tüm dünyada globalizasyonun sanıldığı gibi milliyetçilikte azalma değil artışa yol açtığı, Türkiye’nin de bundan nasibini aldığı muhakkak. Ancak Washington’un Türkleri kaybetmesinin ana sebebi, dış siyaset tarzıdır. Tek taraflı hareket (unilateralism) ve önleyici saldırı (preemptive strike) gibi doktrinleri kullanıp kendi çıkarı için uluslararası meşruiyet tanımaksızın dünyayı yakabilen, oraya buraya bomba yağdıran bir ülke imajı oluşturdular. ABD bugün Türkiye’de ne halka, ne de devlete tam güven vermektedir. Obama eğer Ermeni lobisinin zehirli tesirinden kendini kurtaramazsa, bu güven krizi daha da derinleşir. Belki daha da önemlisi, düzeltme fırsatı kaçırılabilir.

    Ermeni konusunda Türkiye’nin yaklaşımlarını aşırı tepkisel bulanlar, bu tür meselelerin ancak ileri derecede demokratik ve müreffeh bir Türkiye’de daha serinkanlı tartışılabileceğini unutmamalı. Böyle bir Türkiye’ye giden en güvenli yol ise, ABD dahil Batı ailesiyle arayı açmamaktan geçer. ABD ne kadar dost algılanırsa, telkinleri de o denli etkili olur. Obama’nın Türkiye’de demokrasi ve reformları teşvik konusunda Bush’tan daha aktif bir çizgi izleyeceğinden şüphemiz yok. Ancak Obama yönetimi sözde Ermeni soykırımını tanırsa, çoğu kesimi rencide edeceğinden, teşvik kabiliyeti kaydadeğer ölçüde azalır. Reform telkinleri yapan AB ve ABD gibi ülkelere aleyhtarlığı körükleyen bazı resmi ve gayri resmi statükocu güçlere büyük malzeme verilmiş olur.

    Ermeni lobisinin dar kafalı girişimlerinin başarılı olması ne ABD’nin, ne Türkiye’nin ne de Ermenistan’ın çıkarına. Acaba ABD soykırımı tanırsa Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşebileceği mi sanılıyor? Ne var ki, kimileri hiç uslanacağa benzemiyor. Geçen seneki son girişimlerinde küçük düşürücü bir yenilgiye uğrayan, Amerikan kamuoyunda bile tefe koyulan Demokratik Partili Kongre yönetimi de, yenilen pehlivan güreşe doymazmış misali, hâlâ aklını başına almış değil. Müsait bir zemin ve zaman kollamaya devam ediyorlar. Obama’nın başkanlığını bekliyorlar.

    Demokratik Parti eğer böyle bir hata yaparsa, dış politika kabiliyetlerinde ciddi zaaf bulunduğu, ferasetlerinin Cumhuriyetçi Bush yönetiminden çok da ileri olmadığı anlaşılır. Türkiye, ABD için stratejik önemini görünür gelecekte kaybetmeyecektir. İster Irak, ister İran, ister İslam-Batı meseleleri, ister İsrail’in bekası gibi konular olsun, ABD’nin nice hayati çıkar alanı Türkiye’nin kazanılmasını, en azından karşıya alınmamasını gerektirmektedir. Türkiye artık Soğuk Savaş dönemindeki gibi çantada keklik bir NATO uydusu da değildir. Giderek kendi ayakları üstünde durabilen bir bölgesel, hatta kısmen küresel bir oyuncu haline gelmeye başlamıştır.

    Bunları, ‘Ermeni soykırımını tanırsa ABD ile köprüleri atmalıyız’ görüşünü savunmak için yazmıyorum. Amerika’nın böyle bir adım atması kendi adına ne denli büyük bir akılsızlık olursa, sırf bu yüzden Washington ile gemileri yakmak da Türkiye açısından o denli büyük ferasetsizlik olur. Her şeye rağmen, ABD ile ortak savunulması gereken demokratik değerlerimiz ve stratejik çıkarlarımız azımsanamaz. Ankara’ya düşen, yeni Amerikan yönetimini ve Kongre’yi ikna için elinden geleni yapmak, başarılı olamazsa da aşırı duygusal tepkilerden kaçınmak ve elden geldiğince halkı teskin etmektir.

    Obama başkan olursa, Ermeni meselesi yüzünden Türkiye ile tatsız bir başlangıç yapmaması, belki Ankara’nın girişimlerinden çok, alacağı danışmanlık hizmetlerine bağlı. Birileri ona etnik bir lobinin küçük hesapları yüzünden Türkiye gibi kilit bir ülkeyi kaybetmenin (ya da kazanamamanın) bedelini iyi izah etmeli.

  • ´Milli Zafer´ Bakü’yü de sevince boğdu

    ´Milli Zafer´ Bakü’yü de sevince boğdu

    21.06.2008 – 20:39 – Aygazete

         A Milli Takım’ın 2008 Avrupa Şampiyonası’nda yarı finale yükselmesi Azerbaycan’da da sevinç gösterileri ile kutlandı. Penaltılardan sonra Bakü sokaklarında toplanan kalabalık, uzun süre sevinç gösterisinde bulundu.
     
         Yerel saatle maçın bitimi 02.00 sularında olmasına rağmen, binlerce kişi başkent Bakü sokaklarına akın etti. Türkiye ve Azerbaycan bayraklarını birlikte dalgalandıran Bakülüler iki ülke lehinde slogan atarak sevinçlerini paylaştılar. Azeri gençler sevinçten milli dans gösterileri yaptı.
     
         Korna sesleri ve sloganlar eşliğinde devam eden sevinç gösterilerine Azerbaycan Milletvekili Genire Paşayeva da katıldı. Bayan Paşayeva, Bakü merkezindeki bir meydana toplanan binlerce kişiye katılarak, maç coşkusunu paylaştı.
     
    Özbekistan: Dünya bu takımı örnek alsın
     
         Türkiye’nin Hırvatistan karşısında kazandığı tarihi zafer, Özbekistan’da “İşte iradenin neticesi” şeklinde yorumlandı.
     
         Maçı yayınlayan Özbekistan Spor Kanalı spikeri ve maç yorumcuları, Türkiye’yi yarı finale taşıyan zaferin, “her şeye rağmen yitirilmeyen bir azmin neticesi” olduğuna vurgu yaptılar.
     
        Bu golden sonra umutların tükendiği bir sırada Türkiye’nin Semih ile skora denge getiren golü bulması ise Özbek spikeri coşturdu. Televizyon yorumcuları,”Türkiye, yine var olduğunu gösterdi. Avrupa 2008’e devam etmek istediğini ortaya koydu. Aferin bu büyük iradeye” şeklindeki ifadeleri kullandılar.
     
         Penaltılar sonucu Türkiye’nin karşılaşmayı kazanmasından sonra Özbek yorumcular, “İşte ender kazanılan bir zaferin örneği. Sonuna kadar mücadele ettiler ve kazandılar. Son anda yedikleri gole boyun eğmediler, ümitlerini yitirmediler ve inanılmaz bir iradeyi ortaya koyarak haklarıyla zafer kazandılar. Tebrikler Türkiye” şeklindeki sözlerle duygularını dile getirdiler.
     
    Kosova, kırmızı-beyaza büründü
         Türkiye’nin Hırvatistan’ı penaltılarla elemesinin ardından Kosova kırmızı beyaza büründü.
     
         Kosova’nın 17 Şubat’ta bağımsızlığı ilanı ardından on binlerce kişinin akın ettiği Kosova sokakları dün akşam aynı coşku ve heyecanı bu kez Türkiye’nin Hırvatistan’ı yenmesiyle yaşadı. Türkiye’nin son dakika golüyle sokaklara taşan Kosova halkı, zaferin gelmesi ile birlikte geç saate kadar ellerinde Türk bayraklarıyla Türkiye’nin zaferini kutladı. Prizrenlilerin, “1992 yılında Bosna savaşı sırasında Osmanlı’dan kalma tarihi Mostar köprüsünü top mermisiyle yıkan Hırvatlar bu kez Türk milli takımını yıkamadı” şeklinde yorum yaptıkları gözlendi.
     
         Kosova’nın güneyinde bulunan Prizren’de kilometrelerce konvoy oluşturan Kosovalılar araçlarına astıkları Türk bayraklarıyla, “Türkiye, Türkiye” tezahüratlarıyla sevinç gösterilerinde bulundu. Havai fişekler eşliğinde Türkiye’nin sevincini kutlayan Kosovalılar, birkaç Alman KFOR askerinin halkı dağıtmak istemesiyle halk tarafından yuhalandı. Kutlamalar sabah saatlerine kadar sürerken Kosova’nın başta Priştine, Mamuşa, İpek şehirlerinde olmak üzere tüm Kosova’da kardeş Türkiye’nin sevinci paylaşılmış oldu.

  • Varilan Nokta…

    Varilan Nokta…

    Turkiye Cumhuriyeti’nin kurulusu, tarihsel sureclerin bulusup ayristigi bir donum noktasinda buyuk sinavlar verilerek gerceklesti.
    Osmanli devleti dogal omrunu tamamlamis, cagdisina dusmus, noktalanmisti.
    Turkiye Cumhuriyeti, Kurtulus Savasi ve Lozan Antlasmasi’yla var olusunu uluslararasi hukuka baglamis ve onaylatmistir.
    Islam cografyasinda bunun bir esi daha yoktur.
    Kurulusumuzda hicbir buyuk devletin destegi ve parmagi bulunmuyor.
    Bugun yasadigimiz agir sorunlarda ise bazi yabanci devletlerin parmagi ve agirligi gozle gorulurcesine somuttur.
    Bu yabanci guclerin kendini bilir ya da bilmez sozculeri, son gunlerde, Turkiye Cumhuriyeti’nin yazgisi konusunda ileri geri konusmayi âdet edinmislerdir.
    Konusmalarinda, yabanci guclerin sozculeri, elbette kendi cikarlari acisindan ahkâm keseceklerdir.
    Bu dogaldir.
    *
    Turkiye Cumhuriyeti laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
    Bu niteliklerinden vazgectigi anda yikilir, yok olur.
    Hele politikanin gelgitleri arasinda parlamento cogunlugunu kazanmis bir partinin, kendisini milli egemenlikle ozdeslestirip Turkiye Cumhuriyeti devletine dinci bir siyasetle el koymaya kalkismasi,Ataturk Cumhuriyeti’nin kabul edebilecegi bir eylem degildir; ve her seyin sonu demektir.
    Bugun icinde yasadigimiz yogun bunalimin nedeni budur.
    *
    Elbette boyle bir durumda gereken direnis ve tepki gosterilecek; laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetin temel kurumlari harekete gececeklerdir.
    Ataturk’un Turkiye Cumhuriyeti, koksuz, entipuften, gayri ciddi, iceriksiz bir kukla devlet degildir.
    Derin tarihsel kokleri olan, cagdas temeller uzerine kurulan, bu yapiyi savunacak ve koruyacak kurumlara sahip bir cumhuriyetiz…
    Oyle gorunuyor ki hem dunyanin, hem de Turkiye Cumhuriyeti uzerine ‘gaflet ve dalalet’ iceren siyasal planlara kendini kaptirmis bulunan icerideki siyasal maceracilarin bu gercegi anlamalari zamani gelmistir…
    Anlamadiklari zaman hem kendilerine, hem de ulkeye buyuk zararlari dokunacaktir…
    Bilinmelidir ki Ataturk’un kurdugu Turkiye Cumhuriyeti, her halukârda kendisini savunacak ve koruyacak kararlilik icindedir ve buna yetecek guce sahiptir.

    Cumhuriyet

  • Ebülfez Elçibey sesli slaytı

    Ebülfez Elçibey sesli slaytı

    ELÇİBEY… (21 Haziran 1938-22 Ağustos 2000)
    Büyük İnsan Çile Adamı Ebülfez Elçibey’i Doğumunun
    70. Yılında Rahmet ve Saygı ile Anıyoruz. Ruhu Şad Olsun

    Indirme Linki

    “Büyük bir Türk dünyası kuralım. Birlik olalım. Türkiye ve Azerbaycan birleşelim. 110 milyonluk bir güç olalım. ”
    (Elçibey, Mayıs 2000)

  • Gülen’in birinciliği şaşırttı

    Gülen’in birinciliği şaşırttı

    Gerçek Gündem – 23 Haziran 2008

    The Guardian ankette birinci olan ilk 10 düşünürün hepsinin Müslüman olduğunu belirtti.

    İngiliz Foreign Policy ve Prospect dergisinin ortaklaşa düzenlediği en büyük 100 entelektüel anketinde Fetullah Gülen’in birinciliği kazanmasının “şaşkınlık” yarattığı bildirildi.

    İngiliz The Guardian gazetesi, Fetullah Gülen’in söz konusu ankette “dünyanın birincisi” seçilmesine dikkat çektiği haberinde Gülen’in birinci seçilmesinin ankete yandaşlarının yoğun bir biçimde katılmasına bağlandığını belirtirken Prospect dergisinin editörü David Goohart da, daha önce Gülen adını duymadığını kabul ederken Gülen destekçilerinin anketle alay ettiklerini öne sürdü.

    Ankette birinci olan ilk 10 düşünürün hepsinin Müslüman olduğu, yazar Orhan Pamuk’un dördüncü sırada yer aldığı kaydedilen haberde, “Gülen’le müttefik olan AKP’nin kapatma davsı ile karşı karşıya olduğu ve İslami düzen getirmekle suçlandığı” belirtildi.

    Gazete, Gülen’in, sistemi devirmek suçlamasıyla yargılandığı davada temize çıktığını belirtirken de Gülen’in dünya çapında “İslam’ın toleranslı bir yaklaşımla eğitildiği çok sayıda okulu kurduğunu da kaydetti.

    ANKA

  • TÜRK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    TÜRK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    İÇİNDEKİLER:

    -ALMANYA TÜRK TOPLUMU’NUN 7. OLAĞAN GENEL KURULU:
    DEVLET BAKANI YAZICIOĞLU’NUN MESAJI: ”GÖÇ YASASIYLA GETİRİLEN KISITLAMALAR HÜKÜMETİMİZ TARAFINDAN KABUL  EDİLMEMİŞTİR VE BU HER TOPLANTIDA ALMAN YETKİLİLERE İLETİLMEKTEDİR”
    ALMANYA DIŞİŞLERİ BAKANI STEINMEIER’İN MESAJI: ”ALMANYA TÜRK TOPLUMU NASIL ALMANYA’NIN VAZGEÇİLMEZ BİR PARÇASIYSA, TÜRKİYE DE BU ŞEKİLDE AVRUPA’YA AİTTİR”
    ALMAN YEŞİLLER PARTİSİ EŞ BAŞKANI ROTH VATANDAŞLIK SINAVINI ELEŞTİRDİ: ”VATANDAŞLIK SINAVININ YAPILMASINA BİR ANLAM VEREMİYORUM. ÖZEL  SEMİNERLER DÜZENLENMEDEN ALMAN MECLİSİNDE BU SINAV YAPILSA,  MİLLETVEKİLLERİNİN YARISI SINAVI GEÇEMEZ”

    -ALMAN HÜKÜMETİNİN GÖÇ VE UYUMDAN SORUMLU DEVLET BAKANI BÖHMER: ”ÜLKEMİZDE YAŞAYAN 2,7 MİLYON TÜRK’ÜN HAYAT ŞARTLARIYLA İLGİLİ OLARAK GERÇEKÇİ BİR ŞEKİLDE TARTIŞMAYA HER ZAMAN HAZIRIM” 

    KOLAT TGD YE YENIDEN BASKAN SEÇILDI

    YILDIZLARI TÜRKİYE’YE KAPTIRDIK

    -ALMANYA CDU PARTİLİ HAMBURG EYALET MECLİSİ ÜYESİ AYGÜL ÖZKAN, CDU HAMBURG PARTİ TEŞKİLATI BAŞKAN YARDIMCILIĞINA, DAVID ERKALP İSE PARTİ TEŞKİLATI YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİNE ADAY GÖSTERİLDİ

    DOSTLUK KAZANSIN

    GENÇLERE “SİYASETE KATILIN” ÇAĞRISI

    TÜRK VE ALMAN GENÇLERE

    DOSTLUK MAÇI

    ***

    -ALMANYA TÜRK TOPLUMU’NUN 7. OLAĞAN GENEL KURULU
    -DEVLET BAKANI YAZICIOĞLU’NUN MESAJI:
    -”GÖÇ YASASIYLA GETİRİLEN KISITLAMALAR HÜKÜMETİMİZ TARAFINDAN KABUL  EDİLMEMİŞTİR VE BU HER TOPLANTIDA ALMAN YETKİLİLERE İLETİLMEKTEDİR”
    -ALMANYA DIŞİŞLERİ BAKANI STEINMEIER’İN MESAJI:
    -”ALMANYA TÜRK TOPLUMU NASIL ALMANYA’NIN VAZGEÇİLMEZ BİR PARÇASIYSA, TÜRKİYE DE BU ŞEKİLDE AVRUPA’YA AİTTİR”
    -ALMAN YEŞİLLER PARTİSİ EŞ BAŞKANI ROTH VATANDAŞLIK SINAVINI ELEŞTİRDİ:
    -”VATANDAŞLIK SINAVININ YAPILMASINA BİR ANLAM VEREMİYORUM. ÖZEL SEMİNERLER DÜZENLENMEDEN ALMAN MECLİSİNDE BU SINAV YAPILSA, MİLLETVEKİLLERİNİN YARISI SINAVI GEÇEMEZ”

    BERLİN (A.A) – 21.06.2008 – Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu, Almanya’da göç yasasıyla getirilen kısıtlamaların Türk hükümeti tarafından kabul edilmediğini ve bunun her toplantıda Alman yetkililere iletildiğini bildirdi.

    Bakan Yazıcıoğlu, Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen Almanya Türk Toplumu Derneği’nin (TGD) 7. olağan genel kurul toplantısına gönderdiği mesajında, TGD’nin çalışmalarını takdirle izlediğini belirterek, ”Göç yasasıyla getirilen kısıtlamalar, hükümetimiz tarafından kabul edilmemiştir ve bu her toplantıda Alman yetkililere iletilmektedir” dedi.

    Türk hükümetinin, Almanya’da yaşayan Türklerin Almanca öğrenmelerini ve Alman toplumuyla en iyi şekilde birlikte yaşamalarını desteklediğini ifade eden Yazıcıoğlu, bunun yanı sıra Alman okullarında Türkçe öğrenilmesinin de doğru olduğunu ve bunun kişilik gelişimine katkı yapacağına inandıklarını kaydetti.

    Bu hakkın bazı eyaletlerde sivil toplum örgütlerince ancak mahkeme kararıyla sağlanmasının üzücü olduğunu belirten Yazıcıoğlu, ”Çok dilli yetişen gençlerin ekonomik yaşamda daha başarılı olacakları aşikardır. Kültürel değerlerin korunması ve geliştirilmesi açısından da ana dilinin önemini hükümetimiz sürekli olarak vurgulamaktadır” dedi.

    Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier de, genel kurula gönderdiği mesajında, TGD’nin yabancıların uyumu ve topluma siyasi katılımı konusunda yaptığı çalışmaları överek, ”Almanya Türk toplumu nasıl Almanya’nın vazgeçilmez bir parçasıysa, Türkiye de bu şekilde Avrupa’ya aittir. Bu nedenle ben de AB nezdinde, şartları yerine getirdiği takdirde Türkiye’nin AB üyesi olabilmesi amacıyla üyelik müzakerelerinde hızlı bir şekilde ilerleme sağlanması için çaba harcamaya devam edeceğim” diye kaydetti.

    Bu konuda Almanya’da ve Avrupa’da yaşayan gençlerin kilit konumunda olduklarına işaret eden Steinmeier, çocukların ve gençlerin eğitiminin kendisi için çok önemli olduğunu, farklı kültürler arasında barışçı bir diyalog ve hoşgörü için çaba harcayan TGD’nin bu konudaki çabalarını da doğru bulduğunu ifade etti.

    Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkanı Kurt Beck de, genel kurula gönderdiği mesajında, TGD’nin çalışmalarından takdirle söz ederek, ülkede yaşayan tüm yabancılara yerel seçim hakkı ve Almanlarla eşit haklara sahip olabilmeleri için çifte vatandaşlığa izin verilmesi gerektiğini kaydetti.

    Genel kurul toplantısına katılan Alman Birlik 90/Yeşiller Partisi Eş Başkanı Claudia Roth da, Alman vatandaşlığına geçmek isteyen yabancılar için 1 eylülden itibaren uygulanması planlanan vatandaşlık sınavını eleştirdi.

    Roth, ülkede yaşayan yabancıların Alman vatandaşlığına geçmeleri için çaba harcanması gerektiğini belirterek, ”Vatandaşlık sınavının yapılmasına bir anlam veremiyorum. Özel seminerler düzenlenmeden Alman meclisinde bu sınav yapılsa, milletvekillerinin yarısı sınavı geçemez. Alman vatandaşlığına geçişi, uyumun tamamlanması olarak değil, uyumun bir parçası olarak görmek lazım” dedi.

    TGD’nin genel kuruluna katılmayan Alman hükümetinin göç ve uyumdan sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer’i de eleştiren Roth, canlı bir demokraside eleştirilere katlanılması gerektiğini ifade ederek, Böhmer’in kendisini ”rezil ettiğini” söyledi.

    Göç yasasında öngörülen aile birleşimi kapsamında Almanya’ya getirilecek yabancı eşlerin önceden Almanca öğrenmeleri zorunluluğunu da eleştiren Roth, bunun Alman anayasasına uygun olmadığını sözlerine ekledi.

    Berlin Başkonsolosu Ahmet Nazif Alpman da, Türklerin 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’nın ekonomik mucizesine önemli bir katkı sağlayarak ülkenin refahının yükselmesinde önemli rol oynadıklarını belirtti.

    Kalifiye eleman olmayan işçiler olarak Almanya’ya gelen Türklerin, toplumun içinde ve çeşitli iş dallarında yerlerini aldıklarını anlatan Alpman, bu süreçte sivil toplum kuruluşları kurduklarını, bu bağlamda kurulan TGD’nin de Almanya’da yaşayan Türklerin sorunlarıyla yakından ilgilendiğini ve çözüm yolları aradığını kaydetti.

    TGD Başkanı Kenan Kolat da, düzenlenen vatandaşlık kurslarını desteklediklerini, vatandaşlık sınavına ise karşı çıktıklarını belirterek, ”Biz sınavı reddediyoruz, içeriğini değil. İçerikler hakkında konuşuruz” dedi.

    Bakan Böhmer’in genel kurula katılmamasıyla ilgili olarak da Kolat, ”Bunu anlamıyorum. İki tarafın da diyaloğa hazır olması gerekir. Uyumun diyalogla sağlanabileceğini, biz uyum zirvesini boykot ettiğimizde kendisi söyledi. O zaman eleştirdiğini şimdi kendisi yapıyor. Buraya gelmesi ve eleştirilerini burada yapması gerekiyordu. Biz dinlerdik” şeklinde konuştu.

    TGD’nin genel kurulunda DSP Genel Başkan Yardımcısı Tayyibe Gülek, ”Ver.di” sendikası Başkanı Frank Bsirske, Berlin eyaletinin uyum, çalışma ve sosyal işlerden sorumlu Bakanı Heidi Knake-Werner, Almanya Çalışma Bakanlığı Müsteşarı Kajo Wasserhövel, Hür Demokrat Parti (FDP) Alman meclisi üyesi Sybille Laurischk ve Sol Parti Alman meclisi üyesi Hakkı Keskin de birer konuşma yaptılar.

    Toplantıya ayrıca, Alman meclisi ve eyalet meclisi üyeleri, Türk sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve delegeler katıldı.

    (ERB-HA-ZER-TEM)

    ***

    -ALMAN HÜKÜMETİNİN GÖÇ VE UYUMDAN SORUMLU DEVLET BAKANI BÖHMER: -”ÜLKEMİZDE YAŞAYAN 2,7 MİLYON TÜRK’ÜN HAYAT ŞARTLARIYLA İLGİLİ OLARAK GERÇEKÇİ BİR ŞEKİLDE TARTIŞMAYA HER ZAMAN HAZIRIM”  

    BERLİN (A.A) – 21.06.2008 – Alman hükümetinin göç ve uyumdan sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer, Almanya Türk Toplumu (TGD) derneği tarafından kendisine yöneltilen eleştirilere cevap verdi.

    Böhmer, bu konuda yaptığı yazılı açıklamada, ”yakın geçmişte TGD tarafından yapılan polemiğin uyum konusundaki tartışmalarda kendilerini ileri götürmeyeceğini” ifade ederek, ”Ülkemizde yaşayan 2,7 milyon Türk’ün hayat şartlarıyla ilgili gerçekçi bir şekilde tartışmaya her zaman hazırım. Onların uyumu ve esenliği benim için çok önemli. Ben bu seviyede tartışmak istemediğim için TGD’nin genel kuruluna katılmadım” dedi.

    TGD genel kurulunda ”gerçek olmayan açıklamaların tekrarlanmasına üzüldüğünü” ifade eden Böhmer, TGD ile gelecekte daha önce olduğu gibi yeniden yapıcı görüşmelerin yapılmasını ümit ettiğini kaydetti.

    Ulusal Uyum Planı’nın gerçekleştirilmesinde TGD’nin önemli bir muhatap olduğunu belirten Böhmer, aynı hedef için birlikte hareket edilmesi durumunda ülkede yaşayan Türkler için çok daha fazla şeyler yapılabileceğini, TGD’nin bu sorumluluğun bilincinde olması gerektiğini ifade etti.

    TGD Başkanı Kenan Kolat ve Yeşiller Partisi Eş Başkanı Claudia Roth, Almanya’nın başkenti Berlin’de bugün düzenlenen TGD genel kurulunda yaptıkları konuşmalarda, Böhmer’in genel kurula katılmamasını eleştirmişlerdi.

    (ERB-HA-ZER-TEM)

    ***

    KOLAT TGD YE YENIDEN BASKAN SEÇILDI

    Almanya Türk Toplumu (TGD) hafta sonunda 7. Olagan Kurultayi ni yapti. Dün TGD Baskanligi na Kenan Kolat oy çoklugu ile ikinci kez seçildi. Bugün toplantinin ikinci gününde de Yürütme Kurulu ve Yönetim Kurulu belirlendi.

    ***

    YILDIZLARI TÜRKİYE’YE KAPTIRDIK
    23 Haziran 2008

    Ahmet KÜLAHÇI / BERLİN 

    Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, Alman hükümetinin yanlış göç politikası yüzünden Hakan Balta ve Hamit Altıntop gibi gençlerin Alman milli takımında değil, Türk takımında oynadığını belirterek, “Ben onların bizde oynamasını isterdim” dedi.

    ALMAN Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, doğuştan Alman vatandaşlığını kazanan veya 2000 yılından sonra Alman vatandaşlığına geçen Türk gençlerinin 18-23 yaşları arasında “tek vatandaşlıkta” karar kılmalarını içeren “opsiyon modeli”nin Alman Anayasası’na uygunluğu konusunda şüphe duyduğunu söyledi. Roth, bu politika sonucunda Almanya’da yetişen Hakan Balta, Hamit Altıntop ve Yıldıray Baştürk gibi futbolcuların Alman milli takımında değil, Türk milli takımında oynadıklarını söyledi.      

    Roth, 1 Eylül’de uygulamaya konulması planlanan Vatandaşlık Testi ve “opsiyon modeli”yle ilgili olarak Hürriyet’e şu açıklamalarda bulundu:

    “Alman hükümetinin göç politikası yanlıştır. Ekonomik ve demografik yapıya bakıldığında bu politikanın yanlış olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Alman vatadaşlığına geçişi zorlaştırmak bu ülkenin çıkarına olamaz. Hele hele İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin Federal Meclisi bile devre dışı bırakarak eylül ayı itibariyle Vatandaşlık Testi’ni hayata geçirme hedefi tam bir skandaldır.

    Vatandaşlıktan atıyoruz

    Doğuştan veya sonradan kendi ülkelerinin vatandaşlığını koruyup Alman vatandaşlığını da alan bu insanları ’ya Alman vatandaşlığını, ya da diğer vatandaşlığını tercih et’ diyerek bir karar vermeye zorlamak yanlış bir politikadır. Alman vatandaşı olmuş birini Alman vatandaşlığından atmanın anayasayla bağdaştığı konusunda şüphelerim var benim. Bence bu gençlere her iki vatandaşlığı da korumalarına imkan kılan bir düzenleme yapılmalıdır. Böylece bu insanları buraya kazandırmak daha kolay olur. Onlar da bu ülkeye daha faydalı olur. İnsanların kendi kimliklerini, kendi kültürlerini korumalarından daha doğal bir şey olamaz.”

    Hakan, neden Alman milli takımında değil

    CLAUDIA Roth, hükümetlerin yanlış politikaları yüzünden Almanya’da yetişen Türk kökenli futbolcuların Alman milli takımında değil de Türk milli takımında oynadığını da söyledi. Roth şöyle konuştu: “Hakan (Balta), Türk milli takımında başarılı oyunlar sergiledi. Hakan Berlin’in Charlottenburg ilçesinde büyümüş. Hertha’da top oynamış. Ancak şimdi Türk milli takımında oynuyor. Hem de çok iyi oynuyor. Bu gibi gençler neden Alman milli takımında oynamasınlar. Bu gençleri vatandaşlık yoluyla kazanmalıyız. Buralı oldukları hissini vermeliyiz. Aynı durum Hamit Altıntop, Yıldıray Baştürk ve diğerleri için de geçerlidir. Bir dönem İlhan Mansız için de geçerliydi.”

    ***

    -ALMANYA CDU PARTİLİ HAMBURG EYALET MECLİSİ ÜYESİ AYGÜL ÖZKAN, CDU HAMBURG PARTİ TEŞKİLATI BAŞKAN YARDIMCILIĞINA, DAVID ERKALP İSE PARTİ TEŞKİLATI YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİNE ADAY GÖSTERİLDİ  

    HAMBURG (A.A) – 21.06.2008 – Alman Hristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) Hamburg eyalet meclisi üyesi Aygül Özkan, CDU Hamburg eyaleti parti başkan yardımcılığına, CDU Hamburg eyalet meclisi üyesi David Erkalp de parti teşkilatı yönetim kurulu üyeliğine aday gösterildi.

    Hamburg’ta 28 Haziranda gerçekleştirilecek olan parti yönetim toplantısında delegeler, Hamburg CDU parti teşkilatının yeni yönetimini belirleyecekler.

    Özkan, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, ”CDU il parti teşkilatı başkan yardımcılığı teklifi 1 ay önce Hamburg CDU eyalet parti teşkilatı Başkanı Michael Freytag tarafından gelince ben de bu teklifi kabul etim. Son kararı delegeler verecek, ancak bir sorun olacağını zannetmiyorum. Eğer seçilirsem CDU Hamburg eyaleti parti teşkilatı için bu bir ilk olacak” dedi.

    Hamburg’un modern, liberal ve halkın yüzde 25’ini göçmen kökenlilerin oluşturduğu bir kent olduğu ifade eden Özkan, ”Onların haklarını gündeme getirmeye ve sesimizi duyurmaya çalışacağım. Bu, David Erkalp arkadaşımız için de geçerli. O da partide uzun süre emek veren bir kişi. Toplum içinde göçmen olarak var olan bir tabloyu parti içinde yansıtmak gerekir. Farklı bir çalışma olacak. Artık önemli kararlarda bizim de düşüncelerimize yer verilecek. Aday gösterilmekten mutluyum” diye konuştu.

    Özkan bir süre önce Hamburg eyalet meclisinin Ticaret Komisyonu başkanlığına getirilmişti.

    Mardinli David Erkalp ile ilk Türk kökenli CDU milletvekili olarak eyalet parlamentosuna giren, aynı zamanda partisinin sanayi politikası sözcüsü olan Özkan, evli ve bir çocuk annesi.

    (KAP-HA-EMR-TEM)

    21.06.2008 20:36:19

    ***

    Isa DEVEÇEKEN, Ali VARLI, Aydin ULUN, Tolga GÜRSOY, Mehmet UZUN | 22.06.2008

    DOSTLUK KAZANSIN

    Avrupa Şampiyonası yarı final maçında karşılaşacak olan Türkiye ile Almanya arasındaki maçı değerlendiren politikacı, sanatçı, Türk sivil toplum örgütü üyeleri ve spor camiasının yıldızları “Güzel bir maç olacak. Karşılaşma sonunda dostluk kazansın” dediler. 

    TÜRKİYE’nin Berlin Büyükelçisi Ahmet Acet, Türkiye-Almanya milli maçında kaybedenin olmayacağını belirtirken, yurttaşlarımıza sonuç ne olursa olsun uygar bir biçimde davranma çağrısında bulundu. Büyülkeçi Acet şunları söyledi: “Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan maçından sonra sevinçten uçtuk, uykusuz geceler yaşadık. Çarşamba günü yine sevinçten bir uykusuz gece yaşamak istiyoruz. Ama şunu özellikle vurgulamak istiyorum ki, burada kaybeden olmayacak. Her taraf kazanacak. Bu çok önemli. Ben, ‘Futbol dostluktur’ diyorum.

    Biz Almanya ile dostuz. Bu dostluğumuzu perçinlemek için bundan daha güzel bir fırsat olamaz. Ben aslında çeyrek finalde Alamanlara karışılaşamamızı umuyordum. Bunu konuştuğum Alman dostlarıma da söyledim. Ancak kısmet yarı finalde karşılaşmakmış. Ama aslında finalda karşılaşmayı tercih ederdik. Bu Almanya’da yaşayan vatandaşlırımızın kendilerinin bu toplumun bir parçası olduğunu gösterebilmeleri için iyi bir fırsattır.”
    ***

    GENÇLERE “SİYASETE KATILIN” ÇAĞRISI

    Emine SONUGÜR / HAMBURG | 22.06.2008

    Hamburg’da Uluslararası Gençlik İş Birliği (AGİJ) tarafından düzenlenen seminerde gençlere siyasete atılın çağrısında bulunuldu. Seminerde konuşmacılar, “Genç yaşta siyasete atılarak gençlik sorunlarını parlamentoya taşıyabilirsiniz” dediler.

    Hamburg’da Uluslararası Gençlik İş Birliği’nin (AGİJ) düzenlediği seminerde siyasetçiler gençlere siyasete katılın çağrısında bulundular. Kentin Altona semtinde Thedestrasse Okulu’nda gerçekleşen seminere konuşmacı olarak CDU Hamburg Eyalet Parlamentosu milletvekillerinden Wolfgang Müller-Kallweit, SPD Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili Bülent Çiftlik, Sol Parti Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili Mehmet Yıldız, Hamburg Yeşil Alternatif Liste Hamburg Parlamentosu Milletvekili Linda Heitmann, Wedel Yeşil Alternatif Liste İlçe Meclis Üyesi Erkan İnak, Hamburg Parlamentosu Basın Sözcüsü Ulfert Kophengst katılırken, öğrenciler ve gençlik çalışma grupları temsilcileri hazır bulundular.

    PARLAMENTODA GENÇLİK ÇALIŞMALARI

    Seminerde Kophengst, Hamburg parlamentosunda yapılan çalışmalar üzerine bilgi vererek, ‘Her yıl 121 genç çeşitli uluslardan parlamentoda bir haftalık çalışma yapıyorlar. Gençler isteklerin, taleplerini bir rapor haline getiriyorlar ve sonra bu rapor parlamentoya taşınıyor. Örneğin gençler gece otobüslerin çalışmasını, St. Pauli semtinde silah yasaklanması, uyuşturucuya karşı önlemler alınmasını dile getirdiler. Çalışmalar sonucu bunlar gerçekleştirildi. Bundan böyle her genç isteğini talebini belirtmek için her partinin gençlik kollarından bilgi alabilir’ dedi.

    GENÇ YAŞTA SİYASET ÖNEMLİ

    Erkan İnak, ‘Ben küçük yaştan bu tarafa siyasete ilgi duyuyordum ve Yeşiller partisinin yaptığı çalışmaları kendi düşünceme yakın bulduğum için partiye üye oldum. Yapılan çalışmaları inceledim ve Wedel’de seçildiğim bölgede gençlik ve spor komisyonunda çalışmalar yapıyorum. Biz gençlerin eğitim başta olmak üzere sorunlarımız var ve bu sorunlara çözüm bulmak için siyasete atılarak ortak çalışmalar yapmalıyız düşüncesindeyim’ dedi. Linda Heitmann ise, ‘Siyasete yakınlığım önceden yoktu. Ama siyasete atılıp neler yapıldığı ve ne gibi çalışmaları takip edebilirim düşüncesiyle üye oldum şu anda doğru karar verdiğimden eminim ve yoğun olarak çalışıyorum’ dedi.

    SİYASET HERKESE AÇIKTIR

    Bülent Çiftlik, “Ben SPD’ye genç yaşımda üye oldum ve bana sunulan imkanları kullandım. Örneğin Amerika’da eğitim aldım ve para ödemedim. Bu benim için büyük bir avantaj oldu. Zamanla yaptığım çalışmaları ilerletmek ve insanlara yardım etmek amacıyla siyasete atıldım ve severek çalışıyorum. Gençlere partimiz büyük önem veriyor ve ilgisi olanlara her zaman kapılarımız açıktır. Yeterki sizler isteğiniz ve her konuda bizler yardımcı oluruz’ dedi. Mehmet Yıldız, “Ben çeşitli kurum ve kuruluşlarda gençlik çalışmaları yaptım. O süreçte politikacılar üzerine iyi tecrübem olmadı.  Fakat kendi düşüncelerimi parlamentoya taşımak için siyasete atıldım. Sizlerde bunu yapabilirsiniz” dedi. Kısa konuşmaların ardından gençler tek tek sorularını yönettiler ve detaylı cevaplar aldılar.

    ***

    TÜRK VE ALMAN GENÇLERE
    Hüseyin ERDEM / MARKTREDWITZ | 22.06.2008

    Bavyera’nın Marktredwitz kentinde Türk ve Alman gençleri arasında futbolla başlayan kavgaların gün geçtikçe tırmanması üzerine toplantı yapan polis müdürü Robert Würstl, gençleri uyardı.

    SV 04 Marktredwitz Futbol Kulübü’nde gençlerin sorunlarını tartışan Marktredwitz Karakol Müdürü Robert Würstl ve Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Birgit Seelbinder, olayların büyümemesi ve Türk-Alman ilişkilerinin zarar görmemesi için kulüplerin Türk ve Alman temsilcileri ile iki taraf gençlerini bir araya getirdi. Tek tek ifadelerini alan yetkililer, gençlerin bu tür davranışlardan kaçınmalarını, arkadaşça spor yapmaları konusunda dikkatleri çekildi.

    Sahada başladı
    Tamamı Türk gençlerinden oluşan SV 04 Marktredwitz A genç takımı ile FCW Marktredwitz takımları arasında 26 Nisan’da oynanan maçta bir faul sonunda Alman gencinin rakip takımda oynayan Türk gencine ‘Ağzın sarmısak kokuyor’ sözüyle tartışma başladı. Daha sonra sert geçen ve kırmızı kartların gösterildiği maç sonunda soyunma odalarının dışında Alman oyuncuları bekleyen Türk gençleri ile yumruklaşma başladı. Yaklaşık 30 futbolcunun birbirini tartaklaması sonunda bir Alman genci ağır yaralandı. Aynı olaydan 3 hafta sonra da bir kilisenin camları bira şişesiyle kırıldı ve yapılan DNA testi sonunda kıran kişinin bir Türk genci olduğu ortaya çıktı.

    Son kez uyarıldılar
    Karakol Polis Müdürü Robert Würstl, yaptığı konuşmada, ‘Türk, Alman, Rus veya başka bir ülke vatandaşı kim olursa olsun, herkese eşit davranıyoruz. Kimsenin başkasının huzurunu bozmaya hakkı yok. Bu olanları bir kenara bırakıyoruz ancak bundan sonra kim  suç işler, kurallara uymazsa gereken yapılacaktır” dedi.
    DİTİB-Türk İslam Cemiyet Başkanı Celal Öztürk, anne ve babaları uyararak,  ‘Çocuklarla daha yakından ilgilenilmesini, aksi halde dernek olarak yaptıkları diyalog faliyetlerinin fazla bir anlam taşımayacağını’ söyledi.

    ***

    Kerem Çalışkan
    23.06.2008

    DOSTLUK MAÇI

    Çarşamba günü Euro 2008’de Basel’de oynanacak Almanya-Türkiye yarı final maçı bir çok bakımdan özel bir maç olacak.

    Almanya’daki en büyük göçmen kitlesine sahip olan Türkler, Almanya’nın dört bir yanını ay yıldızlı bayraklarla donattıktan ve sabahlara kadar süren kornalı konvoylarla düzenledikleri zafer turlarından sonra ilk kez, 2008’in en büyük kupa favorilerinden biri olan Almanya’nın karşısına çıkıyorlar. Heyecanlı bir maç olacak.

    Almanlar bu yarı finale oldukça emin adımlarla geldiler. Favori Portekiz’i net bir şekilde devirdiler.

    Türkiye ise hep son dakikada ‘mucizevi’ bir şekilde kazandığı maçlarla, yarı finale tırmandı. Alman spor basınının şimdiden yazıp çizdiğine göre Almanya bu maçta kesin favori. Teknik, taktik ve fiziksel beceri olarak panzerlerin Türkiye’yi ezip geçmesi lazım…

    Ama futbol her zaman kağıt üstündeki hesaplara benzemiyor…

    Türkiye’nin her zaman son anda sahaya sürdüğü ‘Umut’ ve ‘İnanç’ adlı iki delikanlısı daha var…

    ***

    Bu maç nasıl biterse bitsin, bir dostluk maçı olsun.

    Almanlarla Türkler el ele, kolkola hep birlikte bayraklarını dalgalandırarak bu maçı izlesinler, birlikte kafa çeksinler ve galip geleni hep birlikte kutlasınlar.

    Almanya’da sayıları üç milyona varan Türklerin bu ülkedeki kökleşmiş konumları ve artık ‘bu toprakların insanı’ sayılan varlıkları böyle bir dostluk ve kardeşlik atmosferini gerektiriyor.

    Almanların da kentleri gelincik tarlasına çeviren Türklerin bu coşkusunu aynı hoşgörü ve dostlukla kucaklamaları Avrupa’daki ortak yaşamın en doğal sonucu olmalı.

    ***

    Türkiye, Avrupa’ya üyelik macerasında uzun süre Almanya’nın desteğine ve dostluğuna güvendi. Son dönemde özellikle CDU içindeki bazı çatlak sesler, Türkiye’yi Avrupa dışında tutma gayreti ve çabası içindeler.

    Euro 2008’de, daha turnuva sonuçlanmadan, en azından Avrupa dördüncüsü unvanını kazanmış olan Türkiye’yi Avrupa dışına atma çabası umarız bu turnuvadan sonra bir kez daha gözden geçirilir.

    Türkiye Avrupa’nın doğal bir parçasıdır ve öyle kalacaktır.

    Almanya-Türkiye maçını bu gerçeğin altını bir kez daha çizerek, iki eski ve köklü ülkenin dostluk ve kardeşlik duyguları ile izleyeceğiz. 

  • TÜRK DÜŞMANI ERMENİLER VE DOSTLARI

    TÜRK DÜŞMANI ERMENİLER VE DOSTLARI

    From: nevzat nezih sisman [[email protected]]

    DÜNYADA YOĞUN OLARAK ERMENİLERİN YAŞADIĞI ŞEHİRLERDE TÜRK DİPLOMATLARIMIZ KATLEDİLMİŞTİR.BUNLARI TEŞVİK EDENLERİ SİDNEYDEN LOS ANGELESE, BURGAZDAN VİYANAYA, LİZBONDAN PARİSE KADAR TANIYORUZ VE İYİ BİLİYORUZ.

    TÜRK DÜŞMANI ERMENILER VE DOSTLARI

    ERMENİLER,1903-1919 YILLARI ARASINDA ANADOLUDA VE KAFKASYADA 1.850.000 TÜRK,KÜRT,ÇEÇEN,GÜRCÜ,ÇERKES VE MÜSLÜMAN ÖLDÜREREK BÜYÜK BİR SOYKIRIM YAPMIŞLARDIR.

    THE ARMENİAN COMMİTTED GENOCİDE BETWEEN THE YEARS 1903-1919 KİLLİNG 1.850.000 TURKISH,KURDISH,CHERKESSEN,GEORGİAN AND MUSLİMS PEOPLES İN ANATOLİA AND KAUKASİA.

    ERMENİLER: 

    YUKARDA ERMENİLERİNİN BUGÜNKÜ KONSULÜ VE DİN HEYETİ…..

    YUKARDA ERMENİLERİN KADIN KONSÜLÜ(NALG) İLE ORTADA KATİLBAŞI……….

    Dünyada Türkler,Kürtler,Müslümanlar ve Ortadoğu halklarına Ermeniler kadar zarar vermiş bir millet daha yoktur.Ermeniler bütün bunlara karşılık hiristiyan olmaları nedeniyle ABD ve Batıdan müthiş bir destek görmekte,bölgedeki emperyalist oyunlarının iyi bir aktörü olarak verilen görevleri herzaman yerine getirmektedirler.Bunun dışında yeryüzünde Ermeniler gibi hiçbir millet yoktur ki kendi öz dilinde soyadları olmasın.Lütfen ilginçliğe dikkat ediniz hiçbir neden ve zor yok iken bile ermeniler TÜRK soyadı kullanmaktadırlar.

    (ilgili resimler sayfanın altında resim galerisindedir)

    Rober KOÇERYAN :Karabağda ve Hocalıda 1992 de soykırıma uğratılarak öldürülen Türkleri katleden  Ermeni  çetelerinin reisi-Türkler tarafından kendisinin ve tüm ailesinin nerede olduğu iyi biliniyor.Kısasa kısas listesinin en başındaki ,katilbaşı.Her hareketi Türk Milletinin tüm boyları tarafından iyi izleniyor.Başta L.T.Petrosyan olan ılımlı iyi niyetli ermenileri tasfiye den bir katil bozuntusu..!

    Davidian:Hocalı katliamında Koçeryanın yardımcısı. Çocukların gözlerini oymakla ünlenmiştir.Kendisinin ve Rusya ile Gürcistandaki tüm ailesinin yerleri ve ne iş yaptıkları  biliniyor.Öldürdüğü Türk kadın ve çocuklarının hesabını ödeyeceği günü gülerek bekliyor…!

    Arşak/Bayburtlu:Bayburt,Erzincan ve Erzurum yörelerinde binlerce kadın ve çocuğun katilidir.Torunları ve akrabalarıRusya, Ermenistan ile Gürcistanda yaşamaktadırlar.Tanınıyorlar.

    Avetis Nazarbekian:Hınçak komitesinin kurucu başkanı şerefsiz bir dönmedir.Kafkasyadaki katliamlardan sorumludur.Torunları ve aile bireyleri iyi tanınmaktadır.Torunların birisi 1970 lerde Asalanın kurucuları arasında yer almıştır.

    Hambardzum Boyadjian:Yozgat ve Çorum bölgelerinde öldürülen masum türk çocukları ve kadınlarının sorumlusu bir ,katildir.Ailesinin kalanları ve torunları bilinmektedir.Tanınmaktadırlar

    Mihran Damadian:Antik ile birlikte sason isyanını organize eden çetenin liderlerinden bir katildir.Ailesinin diğer kalanları bilinmektedir.

    Luise Nalbandian:Hınçak komitesi üyesi.Baba tarafından akrabaları iyi tanınmaktadır.

    Murad Khrimian:Sıvas yöresinde kan içmiş Türk ve müslüman düşmanı ,katildir.Soyu ve torunları iyi bilinmektedir.

    Christopher Mikaelian:Taşnak komitesinin kurucusudur.Avrupadaki tüm aile bireyleri bilinmektedir.

    Arschavir Shiragian(Şıracıyan):Sait Halim paşanın katili.Ermenistanda kahraman.Ailesinin İtalya,Fransadaki ve Ermenistanda kalan fertlerinin yeri ve ne iş yaptıkları biliniyor.

    Andranik Pasha(Antranik Paşa):Ermenilerin baş haninidir.Osmanlı ekmeği yiyerek büyümüş ve Türklere hainlik eden çetenin reisliğine gelmiştir. Şerefsiz bir geçmişe sahip namussuz bir insan tipidir. Yakın aile efradının işleri ve yerleri bilinmektedir.

    Gevork chavush:Ermeni şerefsiz katillerinin ve kalleşlerinin reislerindendir.Torunu iyi bilinen bir katildir.

    S.Tehliryan:Talat Paşanın katili korkak bir psikopat.Namuslu bir osmanlı subayı olan abisinin soyu ayrı tutularak,ABD deki kendi dölünden Aile fertleri ve destekçileri biliniyor,tanınıyor ve unutulmuyor.Ailesinin bazı fertleri Kölndeki Ermeni Vakfında görevli olup her fırsatta Türkiye ve Türk düşmanlığını körüklüyorlar.Bu şerefsiz katil ,Ermenilerin milli kahramanı sayılıyor.

    Stepan Dzaghigian:Cemal Paşanın katili.Ailesi ve Gürcistandaki Azmettiricilerin kim olduğu biliniyor.Yakınları ve torunlarının yerleri iyi bilinen bir durumdur.

    Aram Yerganian :Bahaeddin Şakirin katili.Ermenistanda kahraman ilan edilmiş aynen diğer katiller gibi.Ailesinin ve azmettiricilerinin kim olduğu İtalya ve Fransada ne iş yaptıkları biliniyor.

    Missak Torlakian:Taşnak üyesi ,katil.Ailesinin devamı tanınmaktadır.

    Haykaz Ananyan ,katil

    Karo Qarkedjyan And The Crusaders ,katil

    Karen Asatryan ,katil

    Karen Khachatryan ,katil

    Kadlen Mkrtchyan ,katil

    Lena Sahakyan ,katil

    Liparit Mkrtchyan ,katil

    Levon Eranosyan ,katil

    MonteAvo Melkonyan ,katil

    Manch-Manuk Sahakyan ,katil

    Murad Muradyan ,katil

    Mushegh Karibyan ,katil

    Naira Sahakyan ,katil

    Norary Danielyan ,katil

    Norair Karapetyan ,katil

    Nazik Amiryan ,katil

    Oleg Yenikolopyan ,katil(Çocukları Marat,Boris ve marine yenikolopyan babalarının işini devam ettirmekte ve bilinmektedirler.)

    Rayniz Badzanyan ,katil

    Ruben Gevorkyan ,katil

    Shahen Meghryan ,katil

    Sargis Raaelyan ,katil(Bu katilin oğlu Arayik halen ermeni ordusunda subaydır ve karısı ise orduda hemşiredir.Bilinmektedirler.)

    Stepan Arsenyan ,katil

    Suren Tadevosyan ,katil

    Tatul Krpeyan ,katil(Bu şerefsizin kızı Ani ve karısı Ermeni ordusunda halen görevlidir)

    Arapo Simon Achikgyozyan:,katil

    Vachagan Bairamyan ,katil

    Vazgen Sarkisyan The Sporapet ,katil

    Vazgen Zakaryan ,katil

    Viktor Saratelyan ,katil

    Vasken Goulumyan ,katil

    Yura Havhannisyan  ,katil

    SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMIDÜNYA PROPAGANDİSTLERİ  VE KATİLLERİN ORTAKÇISI ŞEREFSİZLER TOPLULUĞU !

    Ara TORANIAN, Yves TERNON, Varoujan SARKISSIAN, Arpik MISSAKIAN, Roger TCHERPACHIAN, Claude MUTAFIAN(Hepsinin işleri,evleri ve aile yakınları isimleri değiştirenler bile bilinmektedir.)

    Jean ECKIAN (Dünya sözde Jenosid Kampanyacısı)

    Verjine SVAZLIAN ( Ermenistanda ve Fransada fotomontajlarla Ermeni soykırımı eskizleri yapan hatta Atatürkün montaj fotoğraflarını fotomontajla yayan sahtekar bir fotoğrafcı, Ermeni Soykırımcısı)

    Dickran KOUYMJIAN (ABD-Californiyada Ermeni öğ.gör.Dededen gelen bir genetik hain-katil)

    Youri DJORKAEFF ( Fransa-ABA Dünya Şampiyonu)

    Alexis GOVCIYAN ( Fransada Avrupa Ermeni Konseyi -Atasından genetik olarak katillik devralmış bir azılı TÜRK düşmanı ve katil kollayıcısı)

    Ivan APRAHAMIAN ( ABD Californiada öğ.gör.-Deden katil soylu)

    Richard ABDALIAN ( ABD de Gençler Ermeni kom.-Dede ve babadan gelen katil ve cani soylu)

    Berndj ACHDJIAN ( ABD- Galerici-Katliamcı ve soykırımcı bir dedenin torunu)

    Nil AGPOFF ( Ermeni Araştırma Merkezi)

    Claude ANOUCHIAN ( Ermeni Apostil Kilisesi Yöneticisi-Türk ve kürtleri öldüren taşnaklara soykırım emrini veren dedenin torunu)

    Armond ARARIAN ( Opera Sanatçısı)

    Jean Garbis ARTIN ( Marsilya Fransa Ermeni Tarihi Araştırmaları Derneği Üyesi-Fransız işbirlikçisi Katil torunu)

    Armen ASATRYAN ( Atlanta USA-Dededen gelen bir katil soylu)

    Aram BARCEGHIAN ( Latin Amerika ve İspanya Ermeni Komiteleri Görevlisi-Lübnanda müslümanları öldürmüş katil bir ailenin torunu)

    Hayk R. ASATRYAN ( Ermeni Web Sitesi Propaganda Görevlisi-Deden gelen emperyalist işbirlikçisi ve katillerin destekcisi bir şerefsiz)

    Vahagn AVEDIAN ( İsveç Propaganda Ermeni örgütü-Aynı isimli Katil bir ailenin üyesi-süryanileri bu soykırım oyununa çeken bir şerefsiz)

    AŞAĞIDA İSİMLERİ BULUNAN ERMENİ BİREY VE KURUMLARDAKİ HAİN VE İŞBİRLİKÇİ ERMENİLERİN TORUNLARI,DEDELERİNİN VE BABALARININ KATİLLİKLERİNİ,SOYKIRIMLARINI VE CANİLİKLERİNİ SAHTEKARLIKLA BULUNDUKLARI ÜLKELERDE İNSANLARA YUTTURMAYA ÇALIŞAN ŞEREFSİZLER OLUP HEPSİ İYİ TANINMAKTADIRLAR………!

    ARJANTİN:

    Buenos Aires: Vahram Hairabedian.
    CORDOBA: Juan Nourikhan.

    AVUSTRALYA:

    Melbourne: Maral Tchorbadjian. Mrs. Maral Tchorbadjian
    Armenian General Benevolent Union
    P. O. Box 775 Glen Waverley

    3150 Victoria, Australia
    (61) 39 511-5855 
    (61) 39 884-0277
    E-mail: [email protected]

    SYDNEY: Aram Hagopian.

    AVUSTURYA: Tamara Babayan-Bohdjalian.

    Contact:
         Tamara Babayan-Bohdjalian
    Phone:
         +(43)(1) 406-4441
    Fax:
         +(43)(1) 406-4441
    Email:
         [email protected]
       
    BELÇİKA: Vartkess Knadjian.Dünyanın pırlanta tekeli olan israil diamont şirketinin CEO su.Her ülkenin yönetimine etki yapabiliyor.Büyük Türk düşmanı ve finansörü.

    BREZİLYA: Carlos Der Haroutounian.

    BULGARİSTAN:

    Burgaz: Hagop Movsesian.
    Plovdiv: Roupen Chavoushian.
    SOFYA: Sonia Avakian-Bedrossian.
    Varna: Vanuhi Arakelian.

    KANADA:

    Montreal: Boghos Kichian.
    Toronto: Hagop Altounian.
    Vancouver: Dickran Kuchukgozian.

    KIBRIS:

    Larnaka: Stepan Kamakian.
    Limasol: Merouj Sarkissian.
    Lefkoşa: Hratch Manoukian, Karekin Costanian.

    MISIR BÖLGE KOMİTESİ:

    Kahire: Berdj Terzian.
    İskendireye: Sarkis Vartzbedian.

    İNGİLTERE: Harout Aghajanian.

    Londra: George Kurkjian.

    ETOPYA: Vahakn Karibian.

    FRANSA BÖLGE KOMİTESİ: Denis Ketchedjian.

    Paris: Vahe Torossian, Richard Abdalian.
    Lyon: Serge Vartanian.
    Marsilya: Bernard Besoian.
    Nice-Cote D’Azur: Alain Kebabdjian.
    St-Chamond/St-Etienne: Edmond Anemian, Leonardo Basmadjian.
    Valensiya: Varoujan Varvarian.
    Viyana: Soukias Sukiassian.

    YUNANİSTAN BÖLGE KOMİTESİ:

    Atina: Krikor Khatchadourian.
    Selanik: Haigouhi Portukalian.

    İRAN: Rouben Ter-Poghossian.

    IRAK: Hampartzoum Shehranian.

    İTALYA: Haig Alexanian.

    LÜBNAN BÖLGE KOMİTESİ:

    Beyrut: Avedis Demirdjian.

    GÜNEY AFRİKA: Jacques Adanalian.

    İSVİÇRE: Taline Avakian.

    SURİYE BÖLGE KOMİTESİ:

    Halep: Bedros Boyadjian, Melkon Shamamian.
    Şam: Takvor Boyadjian.
    Kamışlı: Meguerditch Yeghoyan.

    URUGUAY: Avedis Barsamian.

    ABD GÜNEY KALİFORNİYA BÖLGE KOMİTESİ: Simon Simonian. Greater Fresno

    CA: Berge Kalamkarian. Glendale/Pasadena, CA: Hagop Boyamian. Los Angeles Hye Geen, CA: Sona Yacoubian . Los Angeles Metro, CA: Alice Gondjian. Los Angeles Westside, CA: Sevan Varteressian. Oakland-San Francisco, CA: Ashkhen Mouradian. Orange County, CA: Krikor Mahdessian. Palms Springs, CA: Mary Beloian. San Diego, CA: Ani Kalayjian-Lanuza. San Fernando Valley, CA: Ara Aghishian. SCDC Ladies: Maral Yeranosian-Babian. Silicon Valley, CA: Yervant Zorian. Şikago, IL: Heratch Doumanian. Cleveland, OH: Sebouh Setrakian. Detroit, MI: Nadya Sarafian, David Terzibashian. Houston, TX: Sarkis Ohanian.

    NEW ENGLAND DISTRICT COMMITTEE:

    Boston: Souren Maserejian. Greater Boston Ladies MA: Hamest Atamian. Providence Men, RI: William Aznavourian. Philadelphia, PA: Elizabeth Barone, Clara Samelian

    DÜNYADAKİ TÜRK DÜŞMANLIĞINI ORGANİZE EDEN ERMENİ GÖREVLİLER:

    Jean ECKIAN (Jeinosid Kampanyacısı)
    Verjine SVAZLIAN ( Ermenistanda    Ermeni Soykırımcısı)
    Dickran KOUYMJIAN (ABD-Californiyada Ermeni)
    Youri DJORKAEFF ( Fransa-ABA Dünya Şampiyonu)
    Alexis GOUCIYAN ( Fransada Avrupa Ermeni Konseyi Üyesi)
    Ivan APRAHAMIAN ( ABD )
    Richard ABDALIAN ( ABD de Gençler Ermeni komitesi)
    Berndj ACHDJIAN ( ABD- Galerici)
    Nil AGPOFF ( Ermeni Araştırma Merkezi)
    Claude ANOUCHIAN ( Ermeni Apostil Kilisesi Yöneticisi)
    Armond ARARIAN ( Opera Sanatçısı)
    Jean Garbis ARTIN ( Marsilya Fransa Ermeni Tarihi Araştırmaları Derneği Üyesi)
    Armen ASATRYAN ( Atlanta USA)
    Aram BARCEGHIAN ( Latin Amerika ve İspanya Ermeni Komiteleri Görevlisi)
    Hayk R. ASATRYAN ( Ermeni Web Sitesi Propaganda Görevlisi)
    Vahagn AVEDIAN ( İsveç Propaganda Ermenisi)
    Simon AYNEDJIAN ( Ermeni Propaganda Yayınları Baş Editörü)
    Jean-Pierre BERBERIAN ( Avrupa Ermeni Komiteleri Sözcüsü)
    Rev.Fr.Dr.Khatchadour BOGHOSSIAN ( Amerika Ermeni Apostil Kilisesi Papazı)
    Morie BOGHOSSIAN ( Amerika Ermeni Apostil Kilisesi Papazı )
    Me Haytoug L. CHAMLIAN ( Kanada Ermenileri Propagandisti ve Hukukçusu)
    Diana DERGARABETIAN ( Arjantin Ermeni Propaganda Yayınları Editörü)
    Denis DONIKIAN ( Fransadaki Ermeni Cemaati Propagandisti)
    David C. EKCHIAN ( İsviçre Ermeni Propaganda Sitesi Sorumlusu)
    Alain GERARD
    Sako GESOKSHENIAN ( Lübnan Ermeni Propaganda Sitesi Sorumlusu)
    Alain GUZELBODUR (Paris Ermeni Gençlik Örgütü Baş Sorumlusu)
    Garo HAKOPIAN ( İsveç Ermeni Dernekleri ve Komiteleri Sorumlusu)
    Armin << R-Mean>> HARIRI ( Amerika Ermeni Propagandist ve Şarkıcı)
    Hrach KALSAHAKIAN ( Birleşik Arap Emirlikleri Ermeni Web Sitesi Sorumlusu)
    Jean-Claude KEBADJIAN ( Ermeni Araştırmaları Merkezi Başkanı)
    Agop KERKIACHARIAN ( Ararat Uluslararası Akademi Görevlisi)
    Alfred MARKARIAN ( Avustralya Ermeni Araştırmaları Merkez Görevlisi)
    Seta MARTAYAN ( İtalya Roma Ermeni Propaganda Komitesi Başkanı)
    Roger MERIAN ( Rennes Üniversitesi Psikiyatristi)
    Misak OHANIAN ( İngiltere Ermeni Enformasyon Merkezi Sorumlusu)
    Armen G. SARKISIAN ( Uruguay Ermeni Propaganda Sitesi Yöneticisi)
    Vahe SHAHINIAN ( Amerika Ermeni Komitesi Üyesi)
    Yervant SIMONIAN ( Brezilya Ermeni Dernekleri Propaganda Sorumlusu)
    Jean Varoujan SIRAPIAN ( Tchobanian Enstitü Görevlisi)
    Ara TORANIAN ( Fransa Ermeni Propaganda Yayınları Editörü)
    Jeannine VARTANIAN
    Edouard VARTANIAN
    Armen VARTANIAN ( Amerika Sözde Soykırım İnternet Siteleri Sorumlusu)
    Vahe VARTANIAN ( İtalyan Ermeni Derneği Müdürü)
    Hrant S.VARTZBEDIAN ( Mısır Ermeni Propaganda Görevlisi)

    KATİL ERMENİLERİN TÜRK DÜŞMANI SİTELERİ

    A.R.F. Lebanon – A.R.F. Association in Lebanon
    Abu Dhabi Armenians
    AGLA France
    Armenian Apostolic Church Library
    Armenian Genocide
    Armenian Genocide – 85 Anniversary
    Armenian Genocide Events – Commemorations Held Throughout the World
    Armenian Genocide Information
    Armenian Genocide Institute – Museum
    Armenian Genocide, the 1,500,000 Signatures Petiti
    Armenian National Committee of America
    Armenian National Committee of America – Eastern Region
    Armenian National Committee of San Francisco – Bay Area
    Armenian National Geopolitical Club (in Russian)
    Armenian National Institute
    Armenian Organisation in Germany
    Armenian Orthodoxy in NYC
    Armenian Page in Swedish
    Armenian Patriarchate of St. James (Jerusalem)
    Armenian Student
    Armenian Student Association – Cal Poly Pomona
    Armenian Student Association – Cal State Long Beach
    Armenian Student Association – Cal State Northridge
    Armenian Student Association – CSU Northridge
    Armenian Student Association – Sofia, Bulgaria
    Armenian Student Association – UC Irvine
    Armenian Student Association – UC, Berkeley
    Armenian Student Association – Woodbury University
    Armenian Student Association – York University
    Armenian Student Organization of MIT
    Armenian Students Association
    Armenian Students Association – University of Southern California
    Armenian Students Association – University of Toronto
    Armenian Students Cultural Association – University of Michigan
    Armenian Students Organization – Hebrew University of Jerusalem
    Armenian Studies at Hebrew University of Jerusalem
    Armenian Studies Program /California State
    Armenian TV – Public Television of Armenia
    Armenian Youth Federation (Eastern USA)
    Armenian Youth Federation of South America
    Armenian Youth Organization `Sevan` – Rousse, Bulgaria
    Armenian-European Policy and Legal Advice Center (AEPLAC)
    Armenians of Colorado
    Armenians of Florida
    Armenians.gr
    Armenicum
    ARMENIDAD-WORLDWIDE.ORG
    Armeniens d`Afghanistan – `Les Armeniens d`Afghanistan`
    Armenika.gr
    ArmenWeb
    Ass. amicizia italia Armenia
    Association of Armenian Church Choirs of America
    Aztag – Aztag Daily in Lebanon
    Cafesjian Museum Foundation
    Comite de Defense de la Cause Armenienne France
    Diario Armenia – Armenian Newspaper of Argentina
    Diaspora.am h
    Diaspora.ru
    Armenian Nation
    Eurasia Foundation – Armenia
    Forum of Armenian Associations of Europe
    Friends of Armenia
    Friends of Armenian Culture
    Genocide and Human Rights University Program by the Zoryan Institute
    Genocide Documentation Centre
    Genocide Pictures
    Genocide Posters – Submit and vote for Armenian Genocide posters
    Genocide Videos
    Genocide.RU
    GenocidioArmenio.org
    German Armenian Society (German)
    Geselschaft Schweiz-Armenien
    GibraHay Youth – Cypriot Armenian Youth Site
    Haias net -Armenian Portal
    Hayastan.org – A Gateway to Armenia
    Hayem.org – Armenian Cypriot Portal
    History of Armenia
    Hollocaust-Genoide Project
    Human Right Action: Armenian Genocide
    Hye Hoki Australia
    HyeLink – Armenian and Russian links and resources
    International Armenian Network
    Jan Fedayi
    Jermuk CJSC
    Komitas Quartet
    Lazarian Dpratoon – Armenian language and civiliza
    MARMARA
    Melkonian Educational Institute
    Mission Noah
    Monte Melkonian Fund
    National Assembly of Armenia
    National Organization of Republican Armenians
    New Direction For Armenian Youth
    NGO Center
    NKR Office in Washington
    Nonna Karakashyan`s Chess Page
    NorGyank – Nor Gyank Magazine in Lebanon
    Nouvelle d`Armenie
    Official Website of the President of the Republic of Armenia
    Open Armenia (Russian)
    Open Society Institute Assistance Foundation –
    Oratert – Armenian news and views
    Organization of Istanbul Armenians (OAI)
    Panarmenian Games of Europe 2006
    PanArmenian News
    Patrikert.com – Patrick Azadian column in Glendale Press
    President of Armenia
    Qatar Armenians
    Recognizing Armenian Genocide
    Resources on Genocide
    Sakramento Armenians
    Society for Armenian Studies
    St. Gregory the Illuminator Armenian Apostolic Church
    St. John Armenian Church (Michigan USA)
    Stanford University Armenian Student Association
    SunSITE Armenia
    Tchobanian Institute
    Terterian.org
    Texas Armenian Community
    The Armenian Community & Church Council of Great Britain
    The Armenian Genocide
    Torontoarmenians
    Tourist Information Center
    Traditional Armenian Folk Instruments
    Turkish Crimes Against Humanity
    U-M Armenian Club
    UGAB
    UITE
    UMCOR-Armenia
    UNDP Armenia
    UNDPI Yerevan
    Union General Armenia de Beneficencia – Buenos Aires
    Union Juventud Armenia
    UNISON NGO
    USAID: Armenia
    Usanogh Periodical of Armenian Students
    Virtual Ani
    Virtual Armenia
    Welcome to Armenia
    Window to Azerbaijan
    World Vision Armenia
    azad-hye.org
    Yerevan Press Club
    Zakarian Foundation
    Zenon Sarkisian
    Zentralrat der Armenier in Deutschland
    Zoryan Institute

    TÜRK OLDUKLARI SANILAN AMA ÖZÜNDE ERMENİ VE DİĞER MİLLETLERDEN OLAN KRİPTO DÖNMELER VE ÜMMETÇİ DEVŞİRMELER:

    TANER AKÇAM:

    Gürcistan ile Ermenistanın sınırındaki Ahalkeleki bölgesinde Valei köyünde yaşayan zengin toprak ağası Ermeni Agop aga,1970 li yılların köminist önderi torunu Tanerin aksine marksizme ve kominizme inanmamakta ve menşevikler ile işbirliği yapmaktadır.Bolşevik ordularının gelmesiyle müslüman Hasan adını almasına rağmen çıkan yağmada öldürülmüştür.Oğlu yine müslüman ismiyle kamufle edilmiş Eyüp ise , Bolşevik ordularının önünden kaçan Türklerin arasına karışarak  Gürcü asıllı karısı ve çocuklarını alıp Ardahana sığınmıştır.Burada Deli adını alaarak  taşnak komitecilerinin yol göstericisi ve kılavuzluğuna soyunarak binlerce katledilen Türk ve Kürdün canına kıyılmasında rol oynamıştır.Yeni Türkiye Cumhuriyetinin ilanı ile kaçan şerefsiz ermeni komitacılarının desteği  ortadan kalkınca ve kendisini müslüman olarak yutturmasına da kanılmayınca, 1928 yılının  ortalarında Köy meydanında Türkler tarafından hainliğinin kan  bedeli olarak öldürülmüştür.Çocuklarından  1927 yılı doğumlu Dursun un oğlu Taner 1953 yılında Ölçek köyünde doğmuş ve aile daha sonra Ankaraya göçmüştür.Ankarada Demirlibahçe ortaokulunda Dursun Akçam Türkçe dersleri verirken,Taner ise aynı semtte büyümüştür.Dursun Akçam bu yıllarda yine aynı yerde bulunan Şafaktepe ilkokulunda öğretmenlik yapan Fakir Baykurt ile arkadaşlığını iletmiştir.Demirlibahçedeki çocukluğu ve gençliğinde silik ve kişiliksiz bir karakter sergileyen Taner Akçam,davranışları ile sürekli olarak  mahalle çocuklarının tepkisin çekmiş ve onlardan dayak yiyen bir şamar oğlanı olmuştur.Etnik kimliğindeki özürün farkında olan Taner nihayet kişiliğine ve etnik özürlülüğüne tek çareyi ODTÜ ye girdiği OTDÜDER üyeliği sırasında kavuşmuştur.Burada da kendini demokrat ve milliyetçi karşıtlığı ile tarif ederek insanları kandırmış ve kendi ermeni soyunu hiç gündeme getirmeyerek sürekli gizlemiştir.Bu yönde her türlü tavır ve aksiyonda anti-Türk ve anti -Türk Milliyetçisi tavırları empoze etmiştir.ADYÖD ve DEV_GENÇ ile sonra ayrılan DEV_YOL içinde de sürekli olarak kitleleri ve masum gençlerimizi Anti-Türk Milliyetçiliği yolunda eğitmiştir.DEV-GENÇ içinde TÜRK OLMAMAYI  Bir Övünç kaynağı şekline getirmiş ve nice Türk genci bu insanın arkasından gitmiştir.Dev-Yol lider kadrosundayken 1976 Mart ayında tutuklandı ve 1977 de ise Türk Milletine ve Türk Devletine Düşmanlıktan dolayı  9 yıl hapis cezasına çarptırıldı.Ancak şerefsiz birkaç işbirlikçi vatan haininin  ihaneti ile 12 mart 1977 günü hapisten kaçtı ve yine namussuzların tedarik ettekleri sahte pasaport ile Almanyaya siyasi  mülteci olarak sığınmıştır.Almanyaya yasa dışı yollardan giriş yaptığı için önce tutuklanan Akçam üç ay süreyle Alman dış istihbarat servisinin(BND) konuğu oldu.Onların kucağında oturarak yetişti ve beslenerek büyütüldü.Türkiye ve azınlık hakları uzmanı servis elemanlarından aldığı empoze fikirlerdevrimci Akçama kariyer yolunu açmıştır. Almanyaya ayak basmasından bir kaç ay geçmeden  bir siyasi mülteci olanrak Nord-Rhein Westfalya Eyaletinde hemen dil okuluna kaydı yaptırılarak Alman uyruğuna geçmiştir.1977 Aralık ayında, Berlin Hür ÜniversitesindeTürkiye ve Kafkaslarda Azınlık Çatışmaları ile tanına ve Almanyanın Kafkaslardaki özellikle Gürcistandaki yayılmacılık politikalarına tez üreten uzmanlarından Tessa Hofmann yanına çırak olarak verilmiştir.Nasıl olsa Akçamın da büyükdedesi Gürcistanın mesketya bölgesindeki ermenilerden ,büyükannesi ise gürcü değilmiydi.Çırak Akçam derslerini iyi çalışarak , 1986 yılında HamburgSosyal İncelemeler Enstitüsündenaraştırma bursu almaya başlamıştır.Bu arada Pontus,Lazistan ve Çamlıhemşin konularına el  atan BND nin ünlü pof.Fischer,kaçak Türk işçileri içindeki adı geçen Doğu Karadeniz Bölgesinden olanları işçi vizesi vermek vaadiyle BND nin ajanı olmaya zorlamaktaydı.Bu dönemde Akçam prof.Fischer ile birlikte çalışarak Doğu Karadenizli Türkleri ,kendi ülkelerine yani Türkiyeye karşı espiyonaj faaliyetlerinde bulunmaları için ajite etmeye yardım etmiştir.Fischer in 1998 de gizli dökümanlar ile Doğu Karadenizde yakalanması üzerine paniğe kapılan Akçam ,BND ye Almanyadaki bazı Akademisyen Türklerin Prof.Fischere kısas olarak tutuklanmasını teklif ederek liste vermek istemiş ve BND de bunu yürürlüğe koymuştur.BND tarafından perde arkasından verilen burs karşılığında AkçamdanTürk Tarihinde Şiddet,Türk Kültüründe İşkence veErmeni Soykırımı üstüne araştırmalar yapması istenmiştir.Araştırma konularını ise BND    emrindeki  Tessa Hofmann ve Hamburg Doğu Enstitüsünden bir ekip  belirlemiştir.Türk Kültüründe İşkence tezi ileakademik yeterliliğini ve Alman gizli servisi BND ye olan vefasını kanıtlayan Akçam, birdenbire 1988 yılında HamburgSosyal İncelemeler Enstitüsünün maaşlı elemanı olmuştur.

    Akçam Ermenistan sorunu, İstanbul duruşmaları ve Türk milli hareketi başlıklıincelemesiyle BND nin tezgahıyla ne hikmetse kolaylıkla enstitüden doktora unvanı almıştır. 2001 yılında  sözdeHamburg Bilim ve Kültürü Teşvik Vakfının sağladığı burslaTürkiye ve Doğu Sorunu başlıklı doçentlik tezini hazırlarken iddialı bir şekildeTürkiyenin halksız bir devlet olduğunu kanıtlayacağım diyerek BND-Alman gizli servisinin ve Diaspora Ermeni örgütlerinin büyük takdirini almıştır.

    İlginç ve korkunç olan ise asıl onun yanında yetiştiği BND ajanı Tessa Hofmann ın kimliği ve yaptıklarındadır.Çünkü Tessa Hofman Tamer  Akçama araştırmaları ile bilinen yanlışları empoze ettiği  gibi, ona BND nin perde arkası desteği ile sponsorluk da yapmıştır. Tessa Hofman aynı Berlinde Ermeni Diasporasını kuran  Rahip Lepsius gibi  Ermeni Yazarlar Birliğinin onur üyesidir veErmeni kıyımının 20. Yüzyılın ilk ve sistemli jenositi olarak Nazilerin Yahudi soykırımı için örnek oluşturduğunu, daha da ileri giderek gaz odalarının da ilk kez Türkler tarafından kurulduğunu iddia etmektedir.Bu ablında Alman derin devleti -BND nin teorisi olup ,Alman milletinin yaptığı yahudi soykırımını dünya üzerinde unutturup,dikkati ve nefreti Türklerin üstüne çekmek amacını güden bir gizli siyasi düşüncedir.Bu düşünce her platformda Almanya tarafından bazen açık bazen de gizli olarak desteklenmektedir.Yani Almanya namusunu kurtarmak istemekte ve bu yolda Türkleri ve Türkiyeyi hedef göstermektedir.

    Ajan Hofmann a göre İttihatçılar gözlerini kan bürümüş ırkçılar topluluğu (Tamer Akçamın İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu adlı kitabında İttihat ve Terakki ve Türkçülük dikkati çekecek kadar uzun (96-209 sayfalar arası) ve paralel görüşleri paylaşacak şekilde işlenmektedir.);  Mustafa Kemal, iki milyonu aşkın Ermeni ve Rumun katili Ermeni isyancılara gelince, onlar da, umutsuzluğun verdiği cesaretle savaşan aile reisleridir. Hofmanna göre Van, Erzurum, Bitlis, Trabzon, Karabağ, Nahcıvan hepsi Ermenilerin yurdudur.Şerefsiz Ajan   Hofmannın kitabının yayınlandığı günlerde Karabağ Ermeniler tarafından işgal edilmiş bir durumdaydı.Türkçe konuşan MüslümanlarıTatarlar olarak tanımladıktan sonraTatarlar Kafkasyada Ermeni azınlığa saldırıp önlerine çıkanı katl ve talan ettiler derken, Ermenilerin Şuşada, Agdam ve Fizulideki katliamlarına sıra gelince kılıfını şöyle hazırlıyor:Savaşların kendi kanlı mantığı vardır.

    Saldırı en iyi savunmadır ilkesi bu cümledendir. Vaktiyle bir Ermeni toprağı olan Şuşanın zapt edilmesi stratejik bir zorunluluktu. Akçamın kitaplarında ise Hoffmannın dışında  başvuru kaynaklarından biri tabii ki Alman rahip Lepsiustu.Bu kişinin Andonion veyaHovanasyanın kitapları tamamen Ermeni yanlısı, Türkleri, yöneticileri sınır tanımadan kötüleyen, iyi duygular yerine tıpkı Ermeniler gibi tamamenkin ve nefret ürünü bir çalışmadır.Hatta  bu güne kadar duyulmadık iddialar veya  iftiralarada raslanılmaktadır. Örneğinİnsan Hakları ve Ermeni Sorunu adlı kitapta S:228-247  da anlatıldığı gibi ,Ermenileri yok etmeğe yönelik bir plânın daha 2 Ağustos 1914te, yani Almanya ile yapılan anlaşmadan bir gün sonra hazırlandığını ve Kuşçu başı  Eşrefin Teşkilat-ı Muhsusası ile uygulamaya koyduklarını belirtilirken, Anadolu ve Rus Ermenilerinin kurduklarıinfaz birliklerini hiç görülmek istenmemiştir. Sayfa 248 ve sonrasında ise Amele Taburlarına alınan Ermenilerin imha edildiğini iddia edilmiştir. Sayfa 286da  sanki Talât Paşanın Soykırım olayının mimarı olduğunu iddia edilirken,sanki somut olarak  soykırımla ilgili telgraf emirleri varmış izlenimi vermeye çalışılmaktadır. S.316da önemli belgelerin imha edildiğini iddia edilerek insanlar yanlış düşüncelere sevkedilmiştir. Taner Akçam Ermeni yalan ve iftiraların taşeronculuğunu yapan bir yazar olarak kabul edilebilir. Genel anlayış itibariylezorunlu göç olayının bir pasif savunma tedbiriTahliye olduğunu bilmemekte ve göç edenleri de Kırıma uğramış göstermeyi tercih etmektedir.Çünki kendisine empoze edilen görev budur.Yoksa her türlü ermeni desteğini kaybedebilir. Sayfa 544te de Atatürkün Ermeni soykırımını kabul ettiğini ima eden, ifadeler de kullanırken Referansları arasındaBristol Dosyasına  hiç yer vermemiştir.Tamer Akçama göre:

    M. Kemal, özellikle 1915-17 Kırım  nedeniyle… özellikle Batılı ülke temsilcileri ile görüşürken, Kırım konusunda son derece hassas ve eleştirel bir tutum takınır. Örneğin, General Harbord ile görüşürken 800.000 Ermeninin öldürülmüş olduğunu kabul eder…

    Tamer Akçamın ve kimlerin kucağına oturarak yetiştirilme tarzının, üslûbu ve savunduğu görüşler konusunda bu kadar uzun boylu durmamızın bir tek nedeni vardır. Bu, Türk –Ermeni mücadelesinde gelecekte tekrar ve sıkça başvurulacak yeni bir saldırı şeklidir ve kaleyi içten yaralama veya fethetme amacıylaTruva atı misali kullanılacaktır. Yazarın İsmi Türk tür ama izlediğimiz gibi Ruhunun Türk olduğunu  söylemek imkansızdır. Gerçek Tarih  Akçamın ve arkadaşlarının Türklerle ilgili İddialarına Mustafa Kemalin, 1 Mart 1921 günü Mecliste yaptığı konuşmadan kısa bir bölümle cevap vermektedir.

    Efendiler:
    Hatırlatmak isterim ki kararlılık ve inancımızı sarsmak için, içte meydana gelen üzücü olaylar henüz sürerken, düşmanlarımız da dıştan baskı ve acımasız kışkırtmalara bir an bile ara vermiyorlardı. Batıda Yunanlılar ve güneyde Fransızlarla onların silahlandırdığı ve bize karşı kışkırttığı Ermeniler ve doğuda Ermenistan Ermenileri memleketimizin ele geçirdikleri yörelerinde ve işgal edilen sınır ve cepheler çevresinde, Müslüman halka çeşitli zulümler uyguluyor ve katliam yapıyorlardı…
    …Geçen yılın bize getirdikleri en büyük yıkım ve uğursuzluk Sevres Antlaşması idi. Efendiler, Düşmanların bütün bir yıllık çabalarına karşılık sonuçta, bugün Sevres Antlaşması hükümleri fiilen ve hükmen yoktur (sürekli ve şiddetli alkışlar)
    …Efendiler, bu sonuca, 1918 ateşkes antlaşmalarını yenik olarak imzalamış olanlar arasında uyguladığı politikanın ileri görüşlülüğü ve silahlarının kuvveti sayesinde, ancak Türkiye ulaşabilmiştir.
    …Düşmanlarımız, işgal ettikleri ülkemizde her çeşit savunma araçlarından arındırılmış olan vatandaşlarımıza karşı bugüne kadar aralıksız yıkma, yağma, öldürme, sürgüne gönderme gibi zulüm ve haksızlıklarını sürdürmeye devam ettikleri halde, Büyük Millet Meclisi Hükümetimizin bölgesi içinde kalan bütün Müslüman olmayan unsurlar, kanunlarımızın ve silahlarımızın koruması altında, korkusuzca, güven içinde yaşamaktadır.

    Fransa,  Amerika, Ermeni,Rum,Batı dünyası, Almanlar ve Ermeni propagandası ne söylerse söylesin, Türk gençleri bu tarihi gerçekleri ve Emperyalist Yabancı güçlerini beslemesi olan TÜRK DÜŞMANI  kripto dönmeler ile devşirme ümmetçileri asla unutmayacak ve onları tükürüklere boğacaktır.

    Attala AKIN
    Köktürkler Plt.

    ABD Lİ OLUP TÜRK DÜŞMANI OLANLAR

    Nancy Pelosi:
    Richard Myers: ABD eski genelkurmay bşk.Türk askerinin başına çuval geçirilmesini ve tezkerenin intikamının alınmasını Pentagonda tezgahlayan ekibin başı.
    Alb.William Mayville : 173.hava ind.tugayı komutanı ve süleymaniyedeki kalleşce basıkını yapan ve sürekli izlenmesi gereken ABD albayı.ALBAY MAYVILLE Çuval kahramanı Amerikalı Albay William Mayvillein sicili temiz değildi. Albay Mayvillein memleketi, Rumların ve Ermenilerin yoğun yaşadığı Massachussets eyaletiydi. Florida Tampada Philadelphia Inquirer gazetesinin Ermeni muhabiri Ken Dilanyan Albayla mülakat yapmıştı. Ermeni gazeteciye göre Albay, Amerikan Komutanlığı Türklerin suratına biraz limon ve greyfurt sıkmak istedidiyordu.Bu sözlerden Amerikalı Albayın bilinçli hareket ettiği anlaşılıyordu.Chicago Tribune Gazetesinde de ilginç bir haber vardı. Gazete, kendini Yüzbaşı Aydın olarak tanımlayan Türk komutanın, özel tim mensubu olduğunu anlatıyor, şunları söylediğini yazıyordu:Binanın önünden bağrışmalar ve silah sesleri geldi. İngilizce bağrışları duyunca, Amerikalıların başına bir şey geldi ve yardım istemek için buradalar diye düşündüm. Hemen kapıya koştum ve o anda Amerikalılar kilitleri kırarak içeri girdiler.Gazeteye göre, Türk Özel Timi üyesi, İngilizce olarak Biz Türk askeriyiz, silahsızız dedi ve işte o anda başının üzerinden bir mermi geçti. Kendisi ve diğer Türk askerleri zorla yere yatırıldı ve ellerine plastik kelepçe takıldı.Gazete, Türk askerinin kafasına torba geçirildiğini, sokakta itilerek, askeri kamyona bindirildiklerini de yazıyordu. Yüzbaşı Aydın, kelepçelerin çok sıkı olduğunu ve bileklerinden birinin kesildiğini ve araçta konuşmaya kalkanların tokatlandığını da anlattı.Türk Timi terörist muamelesi görmüştü.Chicago Tribune ve San Jose Mercury News gazeteleri, Amerikalı yetkililere dayanarak, Türk Özel Timinin bulunduğu binaya operasyon düzenleyen Kerkükteki 4üncü Piyade Tümenine bağlı 173üncü hava İndirme Tugayı komutanlarının, patlayıcı ve silah ele geçirdiklerini söylediğini de yazıyordu.Washington ve Ankaradaki yetkililer ise sessizdi. Ankarada gazeteciler olayı ne kadar deşmek istese, hükümet engel oluyordu
    Alb.Martin Rallinson: ABD nin Kuzey Iraktaki PKK kamplarından sorumlu komutanı.Bu kamplara sürekli yardımı organize eden kişi.
    Gen.David Petraeus:Çuval olayının üst düzey komutanı ve Mayvilleye emir veren kişi.
    Paul Bremer:İsminden de anlaşılacağı gibi Almanyanın Bremen şehrinden ABD ye gitmiş bir ailenin oğlu.Irakta Türk askerlerine yapılan harekette duyarsız ve o dönemin Iraktaki sivil valisi.
    Zalmay Khalilzad:İsmine bakıp da yanılmayalım.Evanjelist -Siyonist Oligarşinin Iraktaki adamı.Kendi halkına ve milletine faydası olmayan ve Doğu ve Ortadoğu halklarının düşmanı işbirlikçi bir şahıs.
    Bafel Talabani:Talabanınin oğlu.Süleymaniyedeki çuval geçirme olayını bilen ve bizzat elinde kamerayla filme alan kişi.
    Tuncay Çelik ve Savaş Dalkılıç: Şahsi menfaatlerini Türk milletinin menfaatine tercih ederek ABD li askerlere uyarılmalarına rağmen tercümanlık yaparak sonra da ABD ye iltica etmiş iki Türk halkına düşman hain.
    Gülay  Kıramer: Metin Öngelin beyanlarına göre Albay Mayvillenin özel türcümanı.Türk milletinin düşmanı kendi menfaatlerini Türk milletinin menfaatlerinden üstün gören birisi.
    Aram Hamparian: ANCA isimli katil ve terörist ABD deki Ermeni Milli Komitesinin başkanıdır.Ömrünün Türk düşmanlığına adamış birisidir.ABD deki Yunan ve ayrılıkçı kürtlerle ittifak fikrinin babasıdır.Tüm Türkiye karşıtı organizelerde yer almakta azılı bir Türk düşmanıdır.
    Graham Edmund Fuller:CİA nın Ortadoğu ve Türkiye istasyon şefliğini yapmıştır.Başmıza bugün açılan azınlıklar,sözde soykırım,bölücü tarikatlar,türk düşmanı örgütler ve en önemlisi Bölücü Terörün açılmasının sebebi bu kişinin raporlarıdır.Tek amacı Türkiyenin ve Türk milletinin ortadan kaldırılması olan bu kişi Türk düşmanlarının maddi ve manevi  sığınağıdır.
    Paul Bernard Henze:Amerikan NSC nin en iyi elamanı olan Henze,ilerlemiş yaşına rağmen halen Orta Asya ,Kafkaslar ve ortadoğu uzmanı olarak danışman olarak görev yapmaktadır.Türkçe dahil 8 dil bilen bu CİA ajanı ,Türkiyenin parçalanması için tüm zeminleri 1960 yıllardan itibaren hazırlamış ve onun raporlarına göre ABD askeri stratejisi uygulanmaktadır.
    Henry Barkey:İstanbullu bir yahudi ve Kürt ayrılıkçı hareketinin destekçisidir.Hatta Kürt eroininin Avrupada pazarlanmasına bile yardım etmektedir.Müthiş Türk düşmanı hain bir kişiliktir.

    KURUM VE KURULUŞLAR

    ANCA :Amerikadaki katil diaspora ermenilerinin örgütüt olup her Türk karşıtlığınının ve düşmanlığının arkasındadır.Açılımı Amerikadaki Milli Ermeni komitesidir.Yıllarca dedelerinin hainlikleri 1.Dünya savaşı yıllarında yetmemiş gibi 70 li yıllarda Asalala ermeni teröristlerini maddi ve manevi destekleyerek cinayetleri planlamış ve organize etmişlerdir.Azılı Türk düşmanlarından oluşmaktadır.

    CRDA:1976 yılında Fransanın başkenti Pariste kurulmuştur.Yönetimi Maraş ve Adanadan Fransız işgalcilerine yardım eden ve onların gemileriyle Fransaya kaçan ermenilerin torunlarından oluşmaktadır.Azılı bir Türk düşmanı kurumdur.Şerefsizliğini ve namussuzluğunu orly ve Asala katillerini savunmak ve onlar için avukat tutmak ve katil yetiştirmek için kullanarak göstermektedir.Halen azılı şerefsizliğini Sarkozy gibi piç çocuklarını ve deveciyan gibi namussuzların torunlarını fahri üye yapıp Türk düşmanlıklarını gündemde taze tutmak için ispatlamaktadır.

    ZAD:Almanya Ermeni Merkez Komisyonudur.Merkezi Frankfurtta olup Başkanları Doktor olan Schawarsch Owassapian ve Raffi Bedikian dır.Yüksek derecede bürokratlarla ilişkide olup Türkiye ve Türkler aleyhinde Almanyada çalışan bir şer kuruluşudur.

    DAG:DEUTSCH – ARMENISCHE GESELSCHAFT  (DAG) 
    GERMAN – ARMENIAN SOCIETY
    Almanya ermeni Cemiyeti.1914 yılında Berlinde kurulmuştur.Kuran kişiler Protestan papazı Johannes Lepsius,Gazeteci Paul Rohrbach ve Yazar Avetik İssahakyan dır.Bunlar Talat Paşanın Berlinde öldürülmesini tezgahlayan çetedirler.Katil Tehliryanında tahliyesini sağlamışlardır.Bu kişilerin aileleri ve torunları araştırılmalı ve Türkiyeye sokulmamalıdırlar.1956 da bir ara çalışmalarına son vermiş olan cemiyet 1972 de Frankfurtta yeniden kuruymuştur.Başkanı Elvira Reith,Dr Peter Halfter,Krikor Pehlivan ve Sossy Scheier dir.Bu kişilerin Tatil amacıyla milyonlarca alman arasında Türkiyeye giriş yaptıkları tahmin edilmektedir.Önemle uyarılır.!

    MESROP ZENTRUM:Lutheryan mezhebinin inananlarıyla  işbirliğindeki Ermeni Mesrop Araştırmaları cemiyetidir.Türkiye ve Türk Düşmanı faaliyetleri ile ilgili özellikle dini kurumlar nezdinde dikkati çekmektedir.Merkezi Wittenberg dedir.Yöneticisi Pr.Dr.Hermann Golts dur.Diğer kişileri ise Yine Alman vatandaşı olan Dr.Vazrik Bazil,Dr.Lasarjan ve Dr.Drost-Abgarjan dır.Bunların Alman pasaportları ile defalarca Türkiyey girdikleri  yazıları ve makalelerinden anlaşılmaktadır.

    NACRD(Hay- Tad):
    2002 yılında kurulmuş olun Hay-Tad Türk ve Türkiye düşmanı olarak çalışmaktadır. Hollanda daki tüm Türk karşıtı hareketlere katılmaktadır. Bürokrasi ve Hükümet üzerinde etkilidir. A.Nazarian , J.Madaghdoghian ve A.Bogosian yöneticileridir. Müthiş bir Türk düşmanı kurumdur.

    ANCG:  Yunanistandaki Ermeni Milli Komitesidir. Yunanistandaki Asala katillerinin cinayetlerini organize eden örgüttür.Şimdilerde çok sık Türk bayrağı yakmaktadırlar.

    ANCME: Ortadoğu Ermeni milli komitesidir.Merkezi Lübnandadır.Asala katillerini ve Ermeni Manastırlarındaki katilleri yetiştiren bir örgüttür.Esenboğa katliamcısı şerefsiz ,katil Ekmekçiyan burada yetişmiştir.

    ZATİK:ERMENİ İTALYAN DOSTLUK DERNEĞİ:Ünlü Türk düşmanı dernektir.Kurucularının italyadaki pozisyonları gayet iyi bilinmektedir.irtibat yerleri ve kimlerle ilişkileri olduğu açıktır.A.Melikian ne kadar çabalarsa çabalasın ailesinden dolayı insanlık suçlusudur.Türk ve Kürt katili bir aileden gelmektedir.Önce o dedelerenin Türkleri ve kürtleri öldürdüğüne dair aynen NİL gibi  soykırım suçunu kabul etmelidir.İrtibat [email protected]
    [email protected]
    [email protected]
    [email protected]

    AGBU Armenian Heritage Centre AVUSTRALYA
     
    B.V.G.D:Belçika Dünya Pırlanta t&uum

    Resim Galerisi

  • Islam Oncesinden Cagdas Turk Dunyasina

    Islam Oncesinden Cagdas Turk Dunyasina

          YENI KITAP: Islam Oncesinden Cagdas Turk Dunyasina Prof. Dr. Gulcin Candarlioglu’na Armagan, Editorler Doc. Dr. Hayrunnisa Alan, Doc. Dr. Abdulvahap Kara, Doc. Dr. Osman Yorulmaz, Dogu Kutuphanesi Yayinevi, Istanbul, 2008.

          ISBN 978-9944-397-21-6, 30 YTL,

          Eser, Mimar Sinan Guzel Sanatlar Universitesi Fen-Edebiyat Fakultesi Tarih Bolumu Kurucu Baskani Prof. Dr. Gulcin Candarlioglu onumuzdeki sene emekliye ayrilmasi vesilesiyle, Tarih Bolumundeki ogretim uyeleri tarafindan kendisine armagan kitap olarak hazirlandi.

          Bilindigi gibi, Zeki Velidi Togan, Bahaeddin Ogel ve Ibrahim Kafesoglu gibi Genel Turk Tarihi alaninda onemli eserler vermis hocalarin ekolunu gunumuzde devam ettiren Prof. Dr. Gulcin Candarlioglu Eskicag Turk Tarihi uzmani bir akademisyendir. Arastirma konulari Islam Oncesi Turk Tarihi’nden gunumuzun Cagdas Turk Devletlerinin tarihine kadar genis bir alani kapsamaktadir.

          Yaklasik 700 sayfalik bu kitap bir taraftan onun hayatindan ve eserlerinden kesitler sunarken, diger taraftan en eski Turk devletleri Hunlar, Uygurlar ve Gokturklerden bugunku Orta Asya Turk Cumhuriyetlerine kadar Turk tarihi, kulturu ve sanati konusunda uzman akademisyenlerin kaleminden cikmis 40 kadar makaleyi icermektedir.

          Tarafimizdan yapilan genis kapsamli roportajda hayatini ilme adamis olan Prof. Dr. Candarlioglu’nun yetisme evreleri, feyiz aldigi buyuk hocalarin ozellikleri, yeni kurulan bir tarih bolumunde planlamanin nasil yapilmasi gerektigi, akademik terfilerde yeni ve eski sistemler ve akademik hayata girmek isteyen lisans ogrencileri secmede tecrubeli bir hocanin dikkat edecegi hususlar gibi bilimsel tarih kitaplarinda pek rastlanmayan ozel bilgileri ortaya koymaya calistik. Bu acidan eserin, tarih alaninda yuksek lisans ve doktora yapmak isteyen genclere faydali olacagina inaniyoruz.

          Internet kitapcilarinda satisa sunulacak eseri, ogrenciler Dogu Kutuphanesi Yayinevi’nden ozel indirimle temin edebilirler.

          Dogu Kutuphanesi Yayinevi: Ticarethane Sokagi, Tevfik Kusoglu Ishani Nu: 41/16 (Sultanahmet Osmanli Arsivleri karsisi) Cagaloglu – Istanbul Tel: 520 27 19

          Doc. Dr. Abdulvahap Kara

  • Phoenix Mars’ta buz buldu

    Phoenix Mars’ta buz buldu

    Gerçek Gündem – 21 Haziran 2008

    NASA’nın Mars’a gönderdiği uzay aracı Phoenix, kızıl gezegenin yüzeyinde buz buldu.

    Dünyaya en yakın mesafedeki bu gezegende su ve yaşam izi arayan aracın yaptığı bu keşif, görevin yerine getirilmesi yönünde büyük bir başarı oldu.

    Araçtan art arda gönderilen fotoğraflarda, yüzeyden alınan beyaz toprağın birkaç gün içinde eridiği gözlendi.

    Arizona Üniversitesi’nden Peter Smith, düzenlediği basın toplantısında, “Bugün büyük bir gururla ve neşeyle ilan ediyorum ki aradığımız şeyin izini bulduk. Bu gerçekten de buz, başka bir madde değil” dedi.

    Mars’ta su izine rastlanması, yaşam izi konusunda da kilit öneme sahip. Su olması, mikrobik düzeyde de olsa bu gezegende bugün veya geçmişte yaşam olabileceğine ilişkin önemli bir bulgu olarak kabul ediliyor.

    Mars’ın, yörüngesindeki yolculuğu sırasında hidrojen analizi yapan Odyssey uydusu aracılığıyla da, 2002 yılında, gezegenin kuzey kutbunda buz kütlesinin varlığı belirlenmişti. 25 Mart’ta gezegen yüzeyine inen Phoenix bu bulguyu, yerinde yaptığı analizle teyit etmiş oldu.

  • ÇİN, UYGUR TÜRKLERİNE “ÇİP” TAKIYOR!

    ÇİN, UYGUR TÜRKLERİNE “ÇİP” TAKIYOR!

    From: YILMAZ KARAHAN <[email protected]

    Olimpiyat meşalesinin Doğu Türkistan bölgesinden geçişi sırasında halka uygulanan baskı, bölgedeki sorunları bir kez daha dünya gündemine taşıdı. İşgalci Çin, Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Uygur Türkleri, barış ve kardeşlik için yapılan Olimpiyat oyunlarının sembolü olan Meşale’nin geçişi sırasında *tam bir olağanüstü halle* karşılaştılar. Halk, şehirlerinden geçen “barış ve kardeşlik” meşalesinin geçişi sırasında sokağa bile bırakılmadı. 

    Çin güvenlik güçleri, bölgeyi resmen abluka altına alırken, halka da “Meşale’nin geçişini televizyonlardan izleyin” talimatı verildi.Doğu Türkistan’daki bu uygulamayı ve son durumu değerlendiren Türkiye’deki Doğu Türkistan Vakfı Genel Sekreteri Hamit Göktürk, bölgede yaşananları, Çin’in kendisiyle çelişmesi olarak değerlendirdi. 

    Genel Sekreter Hamit Göktürk, “hem BM Güvenlik Konseyi Daimi bulunan hem de “Barış ve Kardeşlik” oyunlarına ev sahipliği yapan Çin’in bu davranışı kendisiyle çelişmektir. Olimpiyat meşalesi de Çin’in tarafından bir baskı, asimilasyon ve sindirme aracı olarak kullanılıyor” dedi.  

    *BARIŞ KARDEŞLİK MEŞALESİ BASKI ARACI OLDU*

    Göktürk, Çin’in yavaş yavaş liberalizme geçtiğini, ülkenin ekonomisinde batının etkisinin net bir şekilde hissedildiğini belirterek, “Çin, ekonomik model olarak komünizmi terk ediyor, eski kuralları uygulamıyor. Ancak, *iş Doğu Türkistan’a geldiği zaman değişiyor.* Doğu Türkistan’ı baskı altında tutmak için, ekonomik, kültürel ve sosyal alanlarda eski kuralları dayatıyor. Bu bahaneyle bölge insanına baskı uyguluyor” diye konuştu.  

    *BASKILAR GİDEREK ARTIYOR

    *Çinlilerin Uygur Türklerine potansiyel “terörist” gözüyle baktıklarını söyleyen Göktürk bu durumun nedenini de ülkedeki komünist rejimin etkisi altındaki basının bu yönde kamuoyu oluşturması olarak gösteriyor. 

    Çin’in Doğu Türkistan’daki *Uygur Türkleri üzerindeki baskılarının giderek daha da şiddetlendiğini* ifade eden Hamit Göktürk, son olarak Türkiye’den Uygur bölgesine giden bir öğrencinin başına gelen olayı örnek olarak gösterdi.

    Göktürk, Türkiye’den bölgeye gitmek için yola çıkan bir öğrencinin Hong Kong’da 9 saat alıkonduğunu söyledi. Bunun sadece örneklerden biri olduğunu vurgulayan Göktürk çok çarpıcı bir açıklamada bulundu.

    *ÇARPICI İDDİA: MÜSLÜMAN UYGURLARA ÇİP TAKILIYOR*

    Göktürk’ün açıklamasına göre, Çin, bölgede uygulanan baskı, şiddet ve asimilasyonun yanı sıra insanlık dışı bir muameleye de daha imza atmış durumda. İddiaya göre, Uygur bölgesinden Çin’e gidenlere elektronik bir çip takılıyor. Bu çip sayesinde Uygur Türkü’nün Çin’in diğer şehirlerindeki davranışları gözetim altında tutuluyor. Böylece, yapılan her davranış kontrol altına alınıyor. Çin’in bu son uygulamasını Nazilerin ikinci dünya savaşındaki uygulamalarına benzeten Göktürk bu uygulamalardan duyduğu rahatsızlığını dile getirdi. 

    *KÜLTÜR KIYIMI VE ASİMİLASYON*

    Doğu Türkistan Vakfı Genel Sekreteri Göktürk, “bölgede şu anda yaşanan en önemli insani problem”in ne olduğu yönündeki bir soruya cevap olarak “Çin’in bölgeye yatırım adı altında yaptığı asimilasyon ve yok etme politikasını” gösterdi.

    Göktürk’ün ifade ettiğine göre Çin, ülkenin batı yakasına yönelik teşvik ve yatırım politikası geliştiriyor. Batıyı geliştirmeye yönelik bir politika. Ancak bunu yaparken, *bölgeye Çin’in diğer şehirlerinden insan kaydırıyor. Çin’in iç bölgelerinden yatırımcılar ve çalışan insanları getiriyor. Böylece bölgede yatırım adı altında kültürel zenginlikler yıkılıyor. Uygurların, kültürel, dini ve milli değer taşıyan zenginlikleri yok ediliyor.* Yerine yatırım alanları açılıyor. İş sahaları kuruluyor. Kurulan iş sahalarında da Uygurların çalışması çok zor. Çünkü, istihdam yapılacaklarda aranan ilk şart Çinceyi çok iyi bilmek oluyor. Böylece Uygurluların tamamına yakını elenmiş oluyor.  

    Göktürk, bu kültür kıyımına *”Kaşgar’ın eski Türk mahallelerinin yıkılması ve yerine yeni gökdelenlerin yapılmasını”* örnek olarak gösterdi. Yıkılan eski mahallede yaşayan Uygurların kırsal kesime sürüldüğünü ifade eden Göktürk, “bunların yerine Çin’den getirilen halk yerleştiriliyor” dedi.  

    Göktürk, Çin’in bölge insanına yönelik uyguladığı eğitim sisteminin de asimilasyona yönelik olduğunu belirterek şu anda uygulanan çift dilli bir eğitim sistemi olduğunu ifade etti. Bu eğitim sisteminin kabul edilemez olduğunu kaydeden Göktürk “dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama yok. Allah her insana bir dil vermiştir. O dilde konuşmak onun hakkıdır” dedi.

    Göktürk, son olarak, Çin’in bu baskılarının bir an önce sona ermesi gerektiği ve Uygur Türklerinin kendi bölgelerinde eşit şartlarda insan gibi yaşamak istediklerini söyledi.

    http://www.yenidenergenekon.com/276-cin-uygur-turklerine-cip-takiyor/ 

  • Noam Chomsky / West Point Akademisi konusmasi (1 saat)

    Noam Chomsky / West Point Akademisi konusmasi (1 saat)

    Diger bir gruptan alintidir. Izlenmesini elzem gordugum icin paylasmak istedim.

    Kureselcilik tanimi ile suslendirilmis emperyal somuru duzenini, 14. YYdan bu yana surduren control freakler, gunumuzdeki feodal yapilanmalarini devam ettirebilmek icin toplumlari kucuk parcalara bolerek birbirlerine dusurmekte ve bu kargasa arasinda somuru, “baris ve kardeslik” adina gucunu arttirmakta, hegemonyasini devam ettirmekte. Milli degerlerine sahip cikanlari, somuruye bas kaldiranlari da milliyetci olmak ile suclamaktadirlar. Ozbenligini yitirmis, milliyetsizligi tercih eden kuresel enternasyonalistlerce, milliyetciligin neden tehlike olarak goruldugunu idrak etmek guc olmasa gerek.

    Rasyonal dusunebilmekten korkmayanlarin izlemesi dilegi ile…
    Gusan Yedic

    #_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#__#_##_

    “srirama1113” <eds1113@… wrote:

     Chomsky’nin Turkiye ve Turk Devletinin Kurtleri nasıl inim inim inlettigi konusundaki yazılarını/soylemlerini de yayınlasak biraz
     daha objektif oluruz sanirim.
     Bu arada radikal liberal nasil olunuyor? Bu bir retorikal oxymoron mu yoksa ben mi cahil kaldım konuya?
     Sevgili Chomsky’cigim Turklerin Ermenilere soykirimi yaptigini da her yerlerde soyler, eklemeden edemedim…Hatta Pilosinin bu konuda buyuk destekcilerindendir…
     Saygilar,
     Dilek

    From: OYA BAIN

    Sevgili Dilek, cok haklisiniz. PKK’nin ve Ermeni militanlarin buyuk dostudur bu adam

    #_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_#_

    Sevgili Oya Hanimcim,

    Chomsky’nin PKK destegi, marksist tabani nedeniyledir. Hani bizim 68 kusaginin Zimbabveciligi gibi bir yaklasimdir yani…

    Bahsi gecen kusagin, Fransiz ihtilalinin Jack De Moley’in intikami alan farmasonlarin, katolik kiliseye ve aristokrasiye karsi zaferi.. Bolsevik ihtilalinin de Ortodoks kiliseye ve aristokrasiye karsi siyonist Rus subaylarinin gerceklestirmis oldugu bir ihtilal oldugunu kabul edememesinden dogan bir rahatsizligidir. Chomsky’nin Ermeni konusundaki destegi de, hemen hemen ayni nedenlere dayanir. 1915 olaylarini Ermeni devrimi olarak kabul ederken, basta Ing. ve ABD olmak uzere emperyal guclerin Rusya ile Osmanli topraklarini bolusmede Ermeniler’i arac gibi kullanmis olduklarini kabul edemez. Dune kadar bizim salon sosyalistlerimiz de Ermeni konusunda agizlarini acmazlardi, unuttunuz mu?.. Hele halklarin kardesliginden bahseden dunku burjuva kesimi ise bugun ayri bir makara… 

    Chomsky yasindaki kisilerin kendi tabularini yikmalarinin cok zor oldugunu siz bilirsiniz. Bu yuzden, Chomsky’i tabu olarak degil, dogrulari ve saplantilari ile kabul etmek zorundayizdir. Agzindan her cikani kabul etmek sarti diye bir sart da yoktur. Ancak tribunlerin fanatik taraftarlari bu tur saplantilardan kurtulamazlar. Bir de taraftarligindan dolayi cikar edinenler. Bunlari da sizin bilmeniz lazim…

    Sizin Chomsky karsiti olmaniz ise, PKK ve Ermeni baglantili olmaktan ziyade, anti emperyalist (gunumuz entel agzi ile kureselci) olmasindan kaynaklanmaktadir. Arti olarak da, Israil’in Filistin konusundaki tutumunu elestirmesinden kaynaklanmaktadir. Uluslar arasi bankacilari ve cok uluslu sirketleri desifre etmesi, parlak ambalaji ve fiyonklu kurdelesi icinde paketlenmis kuresellesmenin, aslinda, 14. YYin feodal yapilanmasina donusun, gunumuz versiyonu olusunu ispatlamasindan sevmezsiniz sizler Chomsky’i…

    Diger taraftan, Turkiye’nin PKK ve Ermeni konusundan daha buyuk korkulu ruyasi olan KK (Kukla Kurdistan) konusunun mimarlari Daniel Pipes, Douglas Feith ve Steve Perle (nam-i diger Karanliklar Prensi) gibi neoconlarin arz etmis oldugu tehlikeden daha buyuk bir tehlike degildir Chomsky, Turkiye icin. Bu bahsi gecen kisileri ise cok yakinen tanirsiniz. Amaclarini da bilirsiniz. Keza senelerce Turkiye’yi bu adamlarin kurmus oldugu Livingston’a baglayanlari da yakinen tanirsiniz. Chomsky’nin Turkiye’ye kac kurus zarari oldugunu soyleyemezsiniz ama Livingston’un en son gerceklestirmis oldugu Tayyip Erdogan, George Bush gorusmesi icin harcanan 61 milyon dolarin kimlerin cebinden ciktigini, nedense konu etmezsiniz.

    Kisacasi, sizin Chomsky karsitliginizin PKK ve Ermeni konusu endeksli olmaktan ziyade, Chomsky’nin anti emperyalist yapisindan ve Israil’e yonelik elestirilerinden kaynaklandigini saniyorum. Sanilarimda yanilmadigimi da siz cok iyi bilirsiniz.

    Eger yok illa bana ne, bana ne iste Chomsky Ermeni yanlisi diye tutturacaksaniz, Orham Pamuk’u kac kere onursal konuk olarak agirladiginizi bizlere aktarmak icin hafizalarinizi yoklayin derim. PKK’nin hazirladigi filimlerin maddi sponsorlari hakkinda ne dusunuyorsunuz diye sormaya ise gerek gormuyorum. Cunku cevabi biliyorum…

    Dilek Hanim,

    Radikal Liberal tanimlamasi bana aittir. Amiyane bir tabirle, toplumsal cikarlari savunmak adina dik durus gosteremeyen omurgasizlar demek istemedigim icin o tanimlamayi kullanirim. Hani su, Ata’nin Yurtta Sulh Cihanda Sulh lafini agizlarina pelesenk edip de, silah ticaretinden edinecekleri komisyon ugruna helva da halva da diyebilen kisiler icin kullanirim. Tarikatciliga karsi olup da, siyon tarikatina bagli masonik kuruluslara girmek icin derby maclarinda siranin basinda olabilmek icin geceden stadyum onunde yatan tipler gibi, localardan onay bekleyenler de bu kategoriye girer, benim lugatimda…

    Selamlar,
    Gusan Yedic

  • Damal’daki Atatürk mucizesi göründü

    Damal’daki Atatürk mucizesi göründü

    www.milliyet.com

    ARDAHAN’ın Damal ilçesindeki Karadağ sırtlarına yine Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün silueti vurdu. Her yıl 15 Haziran ile 5 Temmuz tarihleri ve saat 17.00 -18.10 arasında gözüken mucize nedeniyle ‘Atatürk’ün izinde ve gölgesinde Damal Şenlikleri’nin 12’ncisi bu yıl 5-6 Temmuz’da yapılacak.

    Karadağ sırtlarına her yıl yansıyan Atatürk silueti, bu yıl da kendini gösterdi. Muhteşem silueti görmeye gelenler doğa olayı karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler. Yöre halkı ise Karadağ’da
    beliren Atatürk siluetini, davul ve zurna çalarak karşıladı.  Vatandaşlar görülen mucize karşısında halay çekerken, çocuklar da “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganı attılar.

    Siluetin ilk kez 1954 yılında çoban Adıgüzel Kırmızıgül tarafından farkedildiğini söyleyen CHPli Belediye Başkanı Gülcemal Fidan, Atatürk siluetinin ilk fotoğraflarını ise Erdoğan Kumru çektiğini
    belirtti. ‘Atatürk’ün izinde ve gölgesinde Damal Şenlikleri’ni, 5-6 Temmuz’da yapacaklarını, şenlikler için 200 bin YTL harcayacaklarını anlatan Başkan Fidan, “Her yıl Haziran ayının 15’i ile 5 Temmuz tarihleri arasında güneşin gölgesi Karadağ sırtlarına vurduğunda Atatürk’ün silueti görülür. Atatürk’ümüzün dünyada bir eşi daha olmayan bu doğa harikası siluetini kutlamak için tüm imkanlarımızı seferber edeceğiz. Kutlama ve şenlikler için Kültür Bakanlığından destek istedik. Ancak olumlu bir cevap alamadık. Herşeye rağmen bu şenlikleri devam ettirerek Atamızı bu yolla bir kez daha anacağız. Bu yıl ki şenliklere tüm bakanlarla birlikte Genelkurmay Başkanımızı da davet ettik” dedi.

  • NEO-CON’LAR TÜRKİYE’Yİ DÜŞMAN İLAN ETTİ!

    NEO-CON’LAR TÜRKİYE’Yİ DÜŞMAN İLAN ETTİ!

    Genelkurmay’ın sık sık konuk ettiği Michael Rubin’in de bağlı olduğu kuruluştan çarpıcı sözler…

    Neoconlar Türkiye’yi hedef seçti. Ortadoğu’da Türkiye ve Suudi Arabistan’nın ABD’ye dost değil rakip olduğunu söyleyen neocon Daniel Pipes “Bir rakip olarak Türkiye” başlığını kullandığı makalesinin arkasında durdu.

    Irak Savaşı’nın mimarlarından ve ABD’deki neoconların en ünlülerinden Michael Rubin’in AK Parti hükümeti karşıtı yazıları sonrasında bazı sivil ve resmi kesimlerin bağrına bastığı Middle East Forum (MEF), Türkiye’yi ‘dost’ görmediğini açıkladı. Rubin’in çalıştığı MEF’in Direktörü Dr. Daniel Pipes tarafından kurumun e-mail kontak listesine gönderilen bir mesajda, ABD’nin Türkiye’yi ‘düşman’ ya da ‘dost’ değil, ‘rakip’ görmesi gerektiği bildirildi.

    SAVAŞ RADİKAL İSLAM’LA

    Pipes internetten yayınladığı mesajında MEF’in misyonunu ‘Ortadoğu’da Amerikan çıkarlarını tanımlamak ve teşvik etmek’ olarak açıkladıktan sonra bu çıkarları tanımlamada ‘bazen yıllarca önden gittiklerini’ belirtti. Kurumun öne çıkan argümanları arasında ‘terörizmle değil, radikal İslam’la savaşmak. Özgür ve müreffeh değil, istikrarlı ve düzgün bir Irak peşinde olmak. Suudi Arabistan ve Türkiye’yi düşman ya da dost değil, rakip görmek’ olduğunu belirten Pipes şahsi blogunda 6 Aralık 2007’de yayınlanan ‘Bir rakip olarak Türkiye’ başlıklı yazısında ve İsrail’in Jerusalem Post gazetesindeki 5 Aralık 2007 tarihli makalesinde de benzer görüşleri savunmuştu.

    TÜRKİYE MÜTTEFİK DEĞİL

    Türkiye’deki yakın dönem siyasal değişimleri sertçe eleştiren Pipes, ‘Türkiye artık bir Batı müttefiği olarak kabul edilemez. Tabii ki düşman da değildir. Onun yerine, Rusya, Çin ve Suudi Arabistan gibi, bir orta sınıf rakiptir. Bir gün işbirliği yapıyor, bir başka gün rekabet. Çok geçmeden, pekala tehdit oluşturabilir’ demişti.

    NEOCONLAR KiMLERDiR?

    Bush’un Beyaz Saray’a gelmesiyle başlayan dünyayı ABD idealleri çerçevesinde yeniden inşa etme doktrininin siyasal uygulayıcılarına yeni muhafazakarlar yani neocon adı veriliyor. İkinci olarak, klasik anlamdaki muhafazakarlıkla pek bir ilgisi olmayan, aksine dini emellerine ulaşmak için bir araç, hatta kısayol olarak gören pragmatist kişiler için kullanılan ve Amerika’nın Irak işgaline zemin hazırlayan topluluğa verilen oluşumun adına ve bu oluşumda yer alanlar için ifade edilen bir kavramdır. Bu politik yapılanmanın en önde gelen isimleri Condellazza Rice, Donald Rumsfield, Dick Cheney ve Paul Wolfowitz vs. isimlerden oluşuyor

  • Obama’nın Ermeni merakı ABD’ye pahalıya patlar

    Obama’nın Ermeni merakı ABD’ye pahalıya patlar

    Semih İdiz    [email protected]

    Amerika’da başkanlık seçimleri yaklaştıkça adaylar oy uğruna her türlü vaatte bulunuyorlar. Demokratların adayı Barack Obama’nın Ermenilere verdiği sözü gazetelerde okuduk. Obama,  seçilmesi halinde Ermeni soykırımının resmen tanınmasını sağlayacağını söylüyor.
    Cumhuriyetçilerin adayı John McCain ise daha gerçekçi. “Tehlikeli bir coğrafyada kilit bir müttefiki kızdırmanın anlamı yok” diyor. Özetle, Obama şu anda “hayali” bir dünyada, McCain ise “gerçekçi” bir dünyada yaşıyor.

    Seçilmesi halinde Obama da kuşkusuz gerçekleri tanıyacaktır. Tabii ki Ermenilere verdiği sözü tutmak isteyecektir. Ancak, geçen yıl Kongre’nin gündemine gelen soykırım tasarısıyla yaşanan gerginlik kendisine hatırlatılacaktır.

    O sırada tasarı yanlısı Demokratlara karşı kullanılan temel bir argüman, “Ermeni lobisinin ve Ermenistan’ın çıkarlarını mı, yoksa ABD’nin çıkarlarını mı savunacağız?” olmuştu. Bu soru kuşkusuz Obama’nın önüne de gelecektir.

    Obama’ya anımsatacaklar

    O gün geldiğinde dış politika danışmanları kendisine şunu söyleyeceklerdir:
    “Türkler bu konuda çok ciddi. Siz doğru olanı yapıyor olduğunuza inanabilirsiniz. Ama Irak ve Afganistan’da başımız dertteyken, İran ve Suriye ile boğuşurken, Türkiye’yi gerçekten  yabancılaştırmak istiyor muyuz?”

    Obama’nın danışmanları ayrıca, Amerikan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde bu hafta Güney Kafkasya’daki durum konusunda yapılan oturumda -tutanaklara da geçen- bazı gerçekleri anımsatacaklardır.

    Türk Amerikan Dernekleri Asamblesi (ATAA) Başkanı Nurten Ural’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanlığı müsteşar yardımcılarından Dan Fried’ın gündeme getirdiği bu gerçekler özetle şunlar:

    1- Ermenistan, Türkiye ile sınırını tanıyıp Türk toprakları üzerinde iddiası olmadığını  açıklamalı. Türkiye’nin ilişkileri düzeltmek için ortaya koyduğu yapıcı girişimleri de desteklemeli. Türkler kuşkusuz tarihle yüzleşmeli. Fakat ABD’nin 1915 olaylarını soykırım olarak tanıması ne bu amaca ne de Türkiye ile Ermenistan arasında istenen uzlaşmaya hizmet eder. Aksine bunları olumsuz etkiler.

    Israr, ilişkilere darbe vurur

    2- Türkiye bugün Ermenistan’a bir ambargo uygulamıyor. İki ülke arasında 200 milyon dolar değerinde ticaret var. Türkiye, Ermenistan’a giden mallar için geçiş de sağlıyor. Dahası, Ermenistan’dan iş için gelenleri kabul ediyor. Ermeniler Türk sınırında vizelerini anında alıyorlar. Türkiye ayrıca 1915 olayları için,  ABD yönetimince de desteklenen, bir tarihçiler komisyonu teklif ediyor.

    Obama, bu argümanlara rağmen, “Hayır, ben illa da 1915’e soykırım demek istiyorum” diye ısrar ederse, yapabilecek fazla bir şey yok. Fakat bunu, hem Türk-ABD ilişkilerine hem de Türkiye ile Ermenistan arasındaki uzlaşma arayışlarına darbe indirme pahasına yapmış olacağı kendisine şimdiden anlatılmalı.

  • Hazine Müsteşarlığı kayıp trilyon davasında itiraz etmeli

    Hazine Müsteşarlığı kayıp trilyon davasında itiraz etmeli

    Hazine Müsteşarlığı kayıp trilyon davasında itiraz etmeli
    Kayıp trilyonda gözler Hazine’de

    Hazine Müsteşarlığı itiraz etmezse, karar kesinleşmiş olacak.

    18 Haziran 2008 12:36

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Kayıp Trilyon” davasıyla ilgili olarak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında, “mevcut anayasal sistem gereğince, iddia olunan eylemlerin kanıt ve unsurları tartışılmaksızın, yasal imkansızlık nedeniyle soruşturma yapılmasına gerek olmadığına” ilişkin kararı sonrası gözler Hazine Müsteşarlığı’na çevrildi.

    Şikayetçi olarak görülen Hazine Müsteşarlığı, Başsavcılığın verdiği karara itiraz ederse dosya Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilecek. Hazine itiraz etmezse, karar kesinleşmiş olacak.
    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak, ‘kovuşturmaya yer olmadığına’ karar vermişti. Kararda, “Cumhurbaşkanının, seçilmeden önce işlemiş olduğu kişisel suçlarından dolayı Anayasada bir hüküm yer almadığı gibi TBMM İç Tüzüğünde de bir düzenlemenin mevcut olmadığı, demokratik rejimlerde Devlet Başkanının dokunulmazlığının kabul gören bir imtiyaz şeklinde oluştuğu”na dikkat çekilmişti.
    Başsavcılığın verdiği takipsizlik kararına, şikayetçi konumunda bulunan Hazine Müsteşarlığı’nın itiraz etmemesi halinde kararın kesinleşeceği kaydedildi.
    Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. ve 173. maddelerine göre, verilen takipsizlik kararına sadece şikayetçiler itiraz etme hakkına sahip.

    *

    KÖŞKTEN İNİNCE YARGILANACAK MI?

    Cumhurbaşkanı Gül’ün ‘kayıp trilyon’ dosyası için savcılığın verdiği takipsizlik kararı, Kanadoğlu’na göre zamanaşımı süresi işleyeceği için Abdullah Gül’ü aklayacak. Karar dokunulmazlığa kıyas yöntemiyle alındığı için çoğu hukukçu aksi görüşte

    Ankara Başsavcılığı’nın “kayıp trilyon” davasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında verdiği takipsizlik kararı tartışma yarattı. Gül’ün cumhurbaşkanlığı süresince zamanaşımının işleyip işlemeyeceği kafaları karıştırdı. Hazine Müsteşarlığı, itiraz hakkını kullanırsa dosya Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilecek. Hazine itiraz etmezse, karar kesinleşmiş olacak.

    SADE VATANDAŞ SAYILIR

      Sabih Kanadoğlu (Yargıtay Onursal Başsavcısı): Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından sorumlu olduğuna ilişkin Anayasa’da hüküm yoktur. Ancak bu yokluk, onu sorumsuz kılmaz. Anayasa’da düzenleme olmadığı için cumhurbaşkanının seçilmeden önce veya seçildikten sonra işleyeceği suçlarla ilgili sade bir vatandaş ya da dokunulmazlığı kaldırılmış milletvekili gibi işlem yapılması gerekir. Başsavcılığın verdiği karar, Anayasa’da yer almayan bir ayrıcalığın eşitlik ilkesine aykırı olarak cumhurbaşkanına tanınmasıdır. Bundan sonra zamanaşımının durması da söz konusu olmaz ve görevi süresince geçecek zaman Gül’ün lehine işler. Hazine’nin itiraz hakkını kullanacağını sanmıyorum.

    ZAMANAŞIMI DURMAZ

      Prof. Dr. Nur Centel: Gül hakkındaki karar, milletvekili dokunulmazlıklarından hareketle kıyas yoluyla verilmiş bir karardır. Çünkü Anayasa’da bu konuda bir düzenleme yok. Kararın getireceği en önemli sonuç ise dava zamanaşımı süresinin Gül’ün lehine işleyecek olmasıdır. Anayasa’da bir düzenleme bulunmadığı için dava zamanaşımı süresinin durması söz konusu olamaz.

    GÖREVİ BİTİNCE YARGILANIR

      Prof. Dr. Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı): Başsavcılığın kararına göre cumhurbaşkanlığı süresince Gül’ün yargılanması söz konusu olamaz. Zamanaşımı konusunda, kıyas yoluyla karar olduğuna göre, milletvekilleri dokunulmazlığına ilişkin mevzuat uygulanır. Görev sona erene kadar dava zamanaşımı süresi durur. Görevi bitince yeniden başlar ve yargılama yolu açılır. Yunanistan Anayasası’nda, cumhurbaşkanlarının kişisel suçlarına ilişkin yargılamanın görev süresince askıya alınacağı ve görevi bitince yargılama yapılacağını düzenleyen hüküm var.

    KIYAS YAPILDIĞINA GÖRE DURUR

      Prof. Dr. Ahmet Gökcen: Anayasa yapılırken cumhurbaşkanının kişisel bir suç işleyeceği hesaba katılmamış. Bu durumda kıyas yoluyla karar verilmesinde hukuka bir aykırılık yok. Kıyas olarak alınan hüküm milletvekili dokunulmazlığı olduğuna göre, zamanaşımı konusunda da milletvekillerine uygulanan ‘görev süresince zamanaşımının durdurulması’ hükmü uygulanacaktır.

    MANTIĞA UYGUN

      Prof. Dr. Ülkü Azrak: Başsavcılığın kararı, Anayasa’da boşluk bulunduğu için hukuk mantığına uygun. Gül’ün görev süresince zamanaşamının işlemesi söz konusu olamaz. Görev süresi bittikten sonra yargılama yolu açılabilir. Hazine’nin itirazının gündeme geleceğini de sanmıyorum.

    DAVA ORTADAN KALKMAZ

      Prof. Dr. Emin Artuk: Görevi süresince cumhurbaşkanı yargılanamayacak ama zamanaşımı duracak. Davanın zamanaşımı nedeniyle ortadan kalkması söz konusu olamaz. 

  • ÇİRKİN BİR OYUN VE SESSİZ HÜKÜMET…

    ÇİRKİN BİR OYUN VE SESSİZ HÜKÜMET…

    Askeri Şura’nın başlamasına az bir zaman kala askeri ve özellikle Genelkurmay Başkanlığı görevine getirilmesi muhtemel Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’u yıpratma çalışmaları hız kazandı.

     

    Özellikle boyalı basın bu işin şakşakçılığına soyunmuş durumda. Neymiş İlker Başbuğ ile, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt görüşmüşler.Bunun ne zararı var doğrusu anlamak güç. Tabii AKP davasının gündemde olduğu şu günlerde hem Osman Paksüt’ü hem de şura öncesi İlker Başbuğ’u yıpratma çalışmaları yapanlar için durum hiç de öyle değil. Zira AKP’nin kapatılma davasında askerin yargıyı etkilediği gibi saçma sapan bir söylem geliştiriyorlar. Oysa bu işi her fırsatta yapmaya çalışanlar kendilerinden başkası değildir, olmamıştır.

    “Ziyaret talebi ve ziyaretin amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyine Şubat 2008’de icra ettiği harekâta ilişkin kutlamaların iletilmesi ile sınırlı kalmıştır. Bunun dışındaki yorumlar gerçekle bağdaşmamaktadır” diyen Osman Paksüt’ün veya bir yargı organının böyle bir gerekçesi olamazmış gibi hükümet ve hükümet yanlısı basın tarafından sürekli çarpıtılıyor. Çok çirkin bir oyun sahneye konmuş ne yazık ki.

    İki net hedef var ortada. Kara Kuvvetleri Komutanı ve Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili. Türkiye’nin iki legal kurumunun iki en önemli adamı. Biri Türkiye’nin bütünlüğünün emanet edildiği yerde, Kara Kuvvetleri’nin başında, diğeri de bu bütünlüğün koruyucusu Anayasa’nın emanet edildiği yerin iki numaralı ismi. Bunların görüşmelerinde ne acayiplik var ki? Güya gizlice görüşmüşler. Tabii o saatlerde eminiz ki Genelkurmay Karargahı’nda onlardan başka kimse yoktur. Olay öyle abartıldı ki sanırsınız ki görüşenler iki mafya lideri. Yazıklar olsun. Yazanlar kim? Bir gazete.  Devletin iki üst düzeyi görüşmüş sanki ortada bir ayıp varmış gibi gösteriliyor.

    Kimse de “Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili, Kara Kuvvetleri Komutanı ile resmi bir görüşme yapıyor. Bunu yazıyorsunuz da, Anayasa Mahkemesi Başkanı kapatma davası açıldığı günlerde, yargıladığı partinin yöneticileriyle kebapçıda ahbap çavuş ilişkileri içinde yemek yerken niye yazmıyorsunuz? AKP yönetimini kızının düğününe davet ederken niye yazmıyorsunuz?” diye sormuyor. Bunun tam aksine meydanı boş bulanlar daha da fazlasını yazma cüretini gösteriyorlar.

    Genelkurmay İkinci Başkanı’nın sağlık raporu yayınlanıyor. Tedavi örüyormuş. Hasta olmak, tedavi görüyor olmak suçmuş gibi. Yazanlar kim? Tabii ki Başbakan’ın, kameralar önünde hastanelik olmasından sonra sağlığıyla ilgili bilgileri yazanlara kızanlar. Kısacası Türkiye tam anlamıyla zıvanadan çıkartılıyor. Türkiye’nin göz bebeği kurumlar alenen ve alçakça bir şekilde yıpratılıyor. Aslında kim oldukları belli olan yer ve kişilerce kotarılıyor bu durum. Tıpkı daha önce Genelkurmay Başkanlığı görevini almadan önce Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a yapılanlar gibi. Zira o da o dönemde aynı odakların ağır saldırısına uğramıştı. Hakkında yazılmadık , çizilmedik çirkinlik bırakılmamıştı. Ne oldu sonra başaramadılar. Onlara rağmen Genelkurmay Başkanı oldu Yaşar Büyükanıt..

     Şimdi hedefte Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ ve Genelkurmay 2. Başkanı var. Anayasa Mahkemesi Başkan vekili ise daha uzun bir süredir hedef konumundaydı zaten. Kurumlar yıpratılıyor. Yıpratanlar, AKP’ye yaranma, hizmet etme, AKP’yi kullanarak pis, iğrenç, alçak emellerine ulaşma hayalini kuruyorlar. AKP de ya  bu zokayı yutuyor yada bu kişiler zaten onlara hizmet ediyor. Zira bu hizmet onu memnun etmiş görünüyor ki günlerdir hiç ses çıkarmıyorlar. Sonra da bunun adına hükümet olma, her kesimi kucaklama olarak adlandırıyorlar. Kim inanır size.

    Böyle mi hükümet edilir, böyle mi devlet yönetilir? Ordusu satılık kalemler tarafından paçavraya çevrilmeye çalışılırken sessiz kalan Hükümet mi olur? Anayasa Başkan Vekili yıpratılırken sessiz kalan hükümet mi olur? Yeri geldiğinde DSİ Müdürü’ne bile arka çıkan Başbakan şimdi neden sessiz?…. 

    ,

  • JEOSTRATEJİDE  DEĞİŞEN DENGELER

    JEOSTRATEJİDE DEĞİŞEN DENGELER

    JEOSTRATEJİDE DEĞİŞEN DENGELER VE
    ISINAN HİNT OKYANUSU

    Sosyal ve politik olaylar, genel görüntüleri itibariyle tek bir olgu gibi görünmekle beraber, bu tarz olgular, gerçekte pek çok tembihin tek görüntüde yansıyan tezahürleri olmuşlardır…

    Soğuk savaşın etkinliğinin sürdüğü iki kutuplu dünya dengesinde, jeostratejik denklemde, Batı Dünyası karşısındaki Komünist dünyanın coğrafyadaki etki alanlarının denetimi, bir takım askeri paktlar ile dengelendiği bilinenler içindedir. Bu paktlardan birinin de NATO olduğu herkesin malumudur.

    Türkiye’nin NATO içindeki konumu ve yükümlülükleri dikkate alındığında, gene hatırlanacağı üzere Kıbrıs Barış Harekatı, başlangıçta ABD tarafından desteklendiği halde, daha sonra, harekatın başarılı sonuçlanmasını takiben Türkiye’ye ambargo uygulanmasının çelişkisini ve mantığını bu süreçte izah etmek oldukça zor olmuştur!…

    O günün koşulları içinde jeostratejik denge dikkate alındığında, soğuk savaşın etkinliğinin sürdüğü de hatırlanacaktır. Türkiye’ye uygulanan ambargo süresince de bir taraftan Şah rejimi silahlandırılırken, diğer yönden de O tarihlerde İran üzerinden Türkiye’ye bölücü akımlar desteklenmiş diğer yönden de, Yunanistan ve İsrail’in de aynı şekilde silah gücünün arttırılması ADB tarafından sağlanmıştır…

    Özetle, seksenli yılların başında, İran Şahının devrilmesi, ve daha sonra da Sovyetler’in Afganistan’ı işgali ile Hint Okyanusuna çıkması bölgedeki jeostratejik konumu tekrar ABD aleyhine değiştirdiğinden, bu sürecin sonunda Türkiye’ye uygulanan ambargonun kaldırılması gerekmiştir…. Kısaca, kuzeyden güneye uzanan Sovyet tehdidi o günün koşulları içinde, körfez ve petrol bölgeleri yönünden AB-D çıkarları için önemli bir tehdit olarak görülmüş ve Türkiye gene NATO içinde eski konumunda tutulmaya çalışılmıştır!!!

    Sovyet gücünün Afganistan üzerinden Hint okyanusuna uzandığı yıllar tekrar hatırlandığında, Hint Okyanusu, bir tarafta ABD, diğer tarafta İngiliz ve bir diğer yönü ile de Sovyet donanmalarrının sürekli bayrak gösterdiği bir alan olmuş ve nerede ise, bu bölgede askeri üs haline gelmemiş bir tek kaya parçası bile kalmamıştır. ABD bir taraftan Vietnam’da savaşırken diğer yönden de, Basra Körfezinden çıkan ve Hint Okyanusu üzerinden gerek batı ve gerekse doğu dünyasına akan petrolün de deniz trafiğinin kontrolunu İngiltere ile birlikte sağlamaya çalışmıştır…

    Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, ABD gücünün sınırlarını deneyerek tek kutuplu dünya politikasına ağırlık verirken değişen koşullar içinde de jeostratejinin değişkenleri kapsamında yeni yaklaşımlar uygulayarak enerji kontrolu üzerinden küresel denetimin modellerini gerçekleştirmeye başlamıştır… Bu süreç içinde, NATO oluşumu doğuya kaydırılmaya çalışılırken, diğer yönden de TEK KUTUPLU dünya politikası içinde ULUS DEVLET yapılarına yönelik ayrımcı politikalar da tekrar güncelleştirilmeye başlanmıştır.

    Bu bağlamda, Anadolu topraklarından Ortadoğu ve Orta Asya’ya uzanan güzergahta, Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak Ulus Devlet yapısının da politik hedefi içinde kontrolda tutulması, tecrit politikalarıyla ayrıca amaçlanmıştır…Konu ile ilgili olarak, Kıbrıs Barış Harekatı sonunda ABD’in uygulamaya koyduğu ve daha sonra da İran’ın elden çıkmasını takiben Sovyet gücünün Afganistan üzerinden Basra Körfezi ve Hint Okyanusuna ulaşması sonucu ortaya çıkan tehdit, bölgenin politik durumunu değiştirmiştir. Özetle, şekillenen yeni durum karşısında da ABD’in uyguladığı ambargoyu kaldırması, gene jeostratejinin zorlaması sonucu olmuştur…

    Konu güncel hali ile tekrar ele alındığında, Sovyetler dağıldıktan sonra bu güç Hint Okyanusundan çekilmiş ve bölgedeki güç unsurları şimdiki hali ile ABD ve İngiliz Donanmalarının kontroluna bırakılmış gibi bir görüntüyü yansıtır hale gelmiştir…

    Hint Okyanusu ve çevresi siyasi coğrafya yönünden ele alındığında, bu okyanusa sahildar olan ülkelerin limanlarının gerek ABD , gerek İngiliz ve gerekse bölgede bayrak gösterecek diğer ülkelerin donanmaları için üs imkanlarını da ayrıca taşımaktadır.

    Örnek olarak ifade edildiğinde, soğuk savaş döneminde, Sovyetlerin, Aden, Sokotro adası, Somali, Andaman Adaları, Seylan, Nicobar Adalarından liman kolaylıklarından istifade ettiğini, ABD’nin de daha ziyade Pakistan limanlarından yararlandığını, İngiltere’nin de aynı şekilde Hint Okyanusu ve Umman Denizi girişindeki bazı adalarda liman kolaylığı ile uygun bölgelerde de deniz ve hava üsleri oluşturduğu bilinmektedir.

    Bu genel görüntü soğuk savaşın sürdüğü dönemlerde olup, Sovyetlerin sahneden çekilmesi ile, bölde daha ziyade, ABD ve İngiltere’nin kontrolunda kalmış gibidir… ABD ‘in güce dayalı genel politikalarının artan şekilde küresel düzeyde yarattığı rahatsızlık ise, bu süreçte yeni oluşumları tetiklemiştir. Bilindiği üzere, Latin Dünyasının giderek ABD karşıtlığını oluşturması yanında Asya bölgesinde de Şanghay İşbirliği Çin ve RF ekseninde Orta Asya Türk Devletlerinin de katılımıyla şekillenmiştir. Soğuk Savaş döneminde Pakistan ve Hindistan ilişkileri hatırlandığında, Hint, Çin hudut İhtilafları yanın diğer yönden Çin Sovyet ihtilafı da o tarihlerde çapraz yakınlaşmalara neden olmuştur. Pakistan Çin’e yaklaşırken, Hindistan da Sovyetler’e yakın bir politika izalemiştir!!! Ancak bu süreç, küresel saldırıların ulus devlet yapılarını tehdit eder duruma gelmesi ile, jeostratejik kaymalar sonucunda, bu ülkelerin bir kısmını Şanfhay İşbirliği Örgütüne dahil etmiştir.

    Bu sürecin devamı dikkate alındığında, Pakistan’ın da yakında Şanghay ekseninde yer alması kaçınılmaz gibidir… Hatırlanacağı üzere, ABD bölgede, Pakistan limanlarından yararlanmaktadır… İleride bu sürecin sonunda Pakistan’ın da ŞİÖ dahil olması durumunda gelişmelerin ne şekil alacağına dikkat etmek gerekmektedir. Kısaca, bölgedeki denklemin yapısını gene bölgedeki jeostratejik kaymaların belirleyeceği ifade edilebilir…

    Çin halen açık deniz politikasından uzak gibi durmaktadır. Gene hatırlanacağı üzere, Ukrayna’dan Sovyetlerin dağılmasından sonra aldığı Varyak Uçak gemisini Çin,turizm amaçlı olarak kullanacağını ifade etmiştir… Ancak, gene duyumlara göre, bu geminin bir savaş gemisi olarak hizmete alınacağına dair söylemler de güncelliğini korumaktadır…Bu süreç benzerleri ile devam ettiği takdirde ise Çin’in orta vadede açık deniz politikasına yönelme ihtimali bir şekilde söz konusu olabilecektir… Bu bağlamda, Sovyetlerden boşalan Hint Okyanusundaki bölgelerde Çin’in de ayrıca bayrak göstermesi şaşırtıcı olmayacaktır. Bu durumda da Şanghay İşbirliği üyesi olması durumundaki Pakistan’ın Limanlarından Çin’in de yararlanması söz konusu olacaktır….

    Basra Körfezinden itibaren Hint Okyanusuna uzanan güzergah petrol taşımacılığı yönünden son derece hayatidir. Çin halen petrol ihtiyacının %45 Ortadoğudan sağlamaktadır. Gelişen ekonomisi ve artan ihtiyaçları da dikkate alındığında, bu ülkenin de bögede bayrak göstermesi beklenmelidir… Hint Okyanusunun jeostratejik hedefler yönünden ısınmasının nedenleri diğer ülkelerin olduğu gibi Çin’in de bölgedeki çıkarlarının ve politik hedeflerinin doğru analiz edilmesinden geçeceğini kabul etmek gerekmektedir.. Konu özetlendiğinde;

    * Çin, bir taraftan Arap ülkeleri ve İran ile diğer yönden Latin ülkeleri ile işkilerini geliştiriken diğer yönden de Afrika ülkeleri ile ticari bağlarını kuvvetlendirmektedir.

    * Çin’in “SINOPEC” petro kimya sirketi İran ile, YADAVARAN petrol sahasındaki geliştirme çalışmaları için anlaşma sağlamıştır.

    * Çin ile Suudi Arabistan arasında 1999 yılında petrol güvenliği konusunda stratejik bir iş birliği anlaşmasına gidilmiştir…

    * Afrika ülkeleri arasında 2006 yılında 48 ülkenin iştirak ettiği işbirliği formuna “FOCAC” Çin de katılmak sureti ile Afrika’daki varlığını göstermiştir…

    * Çin’in Afrika ülkelerine yardım yapması yanında 2007 yılında 65 milyar dolar olan ticaret haçmının 2010 yılı itibariyle 100 milyar dolar hedefinde olduğu çeşitli analizlerde ve yayınlarda izlenmektedir…

    * Çin’in Kenya ile, 2006 yılında yapmış olduğu petrol arama anlaşması sonucunda ise, bu ülkenin kuzey bölgesindeki sondajlarda petrol emarelerine raslanıldığı da görülmektedir….

    Özetle, Çin bu gün için açık deniz politikasına henüz başlamış gibi görülmemektedir. Ancak gerek ortadoğudaki petrol bağlantıları, ve gerekse, Afrika ülkeleri ile gelişen ticari bağları dikkate alındığında, bu ülkenin Hint Okyanusunda limanlara ihtiyacının olacağı da dikkate çarpmaktadır. Bir Taraftan Pakistan’da, ABD ‘ye mesafeli duran Müşeref karşıtlığı oluşturulurken , diğer taraftan da Kenya’da Çin ile 2006 anlaşma yapmış bulunan bu günkü yönetimin durumu dikkate alındığında, gerek Pakistan’da ve gerekse, Kenya’da patlak verek iç karışıklığın gerisinde ne gibi hesapların olduğunu değerlendirmek de gerekmektedir!…Benzer gelişmelerin bu mantık içinde Hint Okyanusundaki ısınma ile alakasının olup olmadığı hususu ise jeostratejik denklem açısından ayrıca dikkate çarpmaktadır!!!

    ABD’nin saldırgan politikaları, bütün ulus devletleri rahatsız etmiştir…Bu konu, Pakistan yönünden olduğu kadar Türkiye yönünden de geçerlidir…Genel manada, ülkelerin yeni denge arayışlarında en yakın tahdide karşı alternatif güç unsurları söz konusu olmaktadır. Çin bundan çok iyi şekilde yararlanmaktadır…. Pakistan’ın ileride Şanghay İşbirliği yapısında yer almasında da bu endişenin payı olacaktır… Bu süreç, bögede güçlendiği takdirde Çin’in, Hint Okyanusunda bayrak gösterecek gemileri için bol miktarda liman ve üs de bulabileceği mesajını söz konusu süreç vermektedir… Bu da Hint Okyanusunun ileride daha da ısıtacağının işaretlerini taşımaktadır…

    Konuya tekrar yaklaşıldığında, ABD’nin Türkiye’ye ambargo uyguladığı dönemde, Batı için tehdit, kuzeyden güneye ve Hint Okyanusuna yönelik olduğu için Sovyetler’in Afganistan’ın işgalini müteakip bu ambargo kaldırılmıştır… Soğuk Savaşın bitimini müteakip, Irak işgali sürecinde, teskerenin reddi bahanesi ile de bu ambargonun değişik bir sürümü bu defa da PKK çizgisinde bölgede tekrar hortlatılarak güncelleştirilmiş ve Kuzey Irak Üzerinden de Türkiye’de yönelik hertürlü bölücülüğe destek verilmiştir…

    İllegal oluşumlar dışında legal çizgideki örgütlü etnik ayrımcılık doksanlı yıllardan bu yana bölücü çizgide siyasallaştırılmaya çalışılmıştır…Bu dönemde, Seçimlere sokulan partilerin aldıkları oy durumları hatırlandığında ise, yabancı medyada yansıyan şekli ile, BBC değerlendirmelerine göre şu görüntü ortaya çıkmıştır,

    * 1995 seçiminde HADEP olarak seçime iştirak eden etnik partinin %4,17 oy aldığı,.

    * 1999 seçiminde HADEP olarak secime iştirak eden etnik partinin %4,75 oy aldığı,

    * 2002 seciminde DEHAP olarak secşime giren aynı etnik partinin %6,14 oy aldığı.

    * 2007 seciminde Bağımsız olarak girip mecliste DTP olarak yer alan partinin de

    Oy oranına göre temsil ettiği etnik topluluğun son durumunun 1.830.978 kişi olduğu görülmüştür… Kısaca, PKK yapısının da bu yasal görüntünün İllegal kanadı içinden yansıma bulduğu yüzdesinin Türkiye genelindeki potansiyel gerçeği daha da netleşmiştir……

    Türkiye’de senelerdir oluşturulmaya çalışılan bölücülüğün gerçek anlamda bir sosyal tabandan yoksun olduğu bu yapı içinde açıkça ortaya çıkmıştır. Yansıyan sonuç, PKK çizgisinde illegal hareketin aynı şekilde toplumsal açıdan kitle tabanındaki yetersizliğini de bir başka boyutta ortaya koymuştur.

    Genel durum içinde, ABD’nin bölgedeki ileriye dönük çıkarları söz konusu olduğundan bir kere daha destek verdiği bölücü çevrelerin arkasından çekilmeye başlayacağı izlenir duruma gelmiştir… Bu yapıda, yanlızlığa itilen PKK ise, kendisine sosyal taban oluşturabilmek için, tekrar bombalı nokta saldırılarıyla, Türk toplumunu kışkırtmak suretiyle bir Türk, Kürt çatışmasına toplumsal zemin oluşturabilecek arayışlara girmeye başlamıştır… Olayların seyrinin açıkça ortaya koyduğu gerçek ise, sosyal tabanda bir Türk, Kürt ayrımının ülke genelinde ve sosyal taban düzeyinde olmadığıdır!!! PKK ve siyasal yandaşlarının son günlerdeki aceleci tutumlarının gerisinde ise, bu sürecin ortaya koyduğu gerçeğin yarattığı panik havası bulunmaktadır… Bazı ölçüsü tutturulamıyan ifadelerdeki tehditlerde bile bu husus bulunmaktadır!

    Bir diğer ifade ile, senelerdir, Türkiye’de bölücü çizgide, içeriden iş birlikçileri ve dışarının da desteği ile oluşturulmuş bulunan sosyal taban iki milyon bile değildir,bunun çoğu da figürandır!!!.. Yetmiş milyonu aşan bir ülkede böyle bir sosyal tabana dayalı olarak etnik bölücülüğün geleceğinin olmayacağı da ortadadır… AB-D Kuzey Irak üzerinden yürüttüğü operasyonlarda, kendisine dayanak yapmayı amaçladığı bu sosyal tabanın çapının ne olduğunu da ister istemez görmek zorundadır!….

    Konuya diğer yönden bakıldığında, ABD, 2008 yılından itibaren Irak’daki kuvvetlerinin yeterli kısmını belli üslere taşıyıp diğerlerini de çekecek gibidir… Bu üslerin geleceği ve güvenliği ise, bölgenin istikrarı ile bağlantılıdır… Türkiye’nin, Suriye’nin, İran’ın ve milli mücadele veren Irak halkının arasına sıkışmış bulunana Kuzey Irak oluşumu, ileride, daha da sıkıntılı durumlarla karşılaşacaktır.Bölgede kalacak olan ABD üslerinin durumu da aynı paralelde görülmektedir!…ABD maaşa bağladığı peşmergelere, maaşlarını vermeyince ne şekilde silah bıraktıklarını görmüştür!!! Ayrıca aynı birliklerin maaşlarının azlığı nedeniyle de ne şekilde greve gitiklerine de tanık olunmuştur… ABD, bölgedeki üslerinin güvenliğini bunlar ile sağlayacağını düşünüyorsa işi oldukça zor demektir!!!

    Diğer yönden Afganistan’daki birlikleri ise, giderek Şanghay İşbirliği’ne kayması muhtemel bir Pakistan ile güneyden, kuzeyde ise başından beri kaybettiği Orta Asya Türk Devletleri ile,, doğudan da Çin, ve batıdan ise, İran ile çevrili bir konumda kalmıştır… Bütün bu olumsuzluklar, Evangelist –Siyonist ihtirasının hesapsız politikalarının sonucu olmuş, yanlış hesap, Bağdat’tan dönmeye başlamıştır!

    Bu süreçte Jeostratejik açıdan genel durum tekrar özetlendiğinde;

    *Hint Okyanusu güneyden ısındığı için tehdit bu kerre, kuzeyden güneye olmayıp güneyden kuzeye yönelmiştir…

    * Türkiye üzerinden ambargonun kaldırılmasına neden olan geçmişteki koşulların değişik sürümü, bu defa bölgeye, güneyden kuzeye doğru baskının yakınlaştığı mesajlarını vermektedir.. Bu da, ABD’ni, tekrar Türkiye’yi bölgede yanına almak konusunda güven tazeleyici politikalara dönüş sürecini zorunlu olarak başlatmıştır.

    * Bu sürecin görüntüsü bir şekilde Kuzey Irak oluşumu yönünden ikinci MAHABAT olayının temellerini oluşturmaya namzettir!!! Sonuçları itibariyle , PKK ve Kuzey Irak beklentileri içinde olanların da hesaplarını çok iyi yapmaları gerekecektir…

    * DTP çizgisinde politika yapanların aceleciliği ve telaşı da yukarıda ifade edildiği üzere bundandır!!! Hesaplarına göre de siyasi baskı ve propaganda yöntemleri ile sonuç alabilecekleri inancı içinde tavır oluşturmak gayretindedirler… Bundan böyle cepheye sürebilecek ihtiyatlarının kalmadığı da ortadadır !!!

    * ABD için, Irakta kalacak olan üslerin geleceği önemli olup, Hint Okyanusu yeterli düzeyde ısınmadan güvene dayalı bağlantılarını bölgede tekrar oluşturmak zorundadır.

    * Türkiye’nin Ankara Moskova ekseni üzerinden Balkanlardan Kamçatkaya kadar uzanan coğrafyada, 400. milyonluk bir ekonomik işbirliği alanı oluşturması ise, KET. yapısı sürecinde orta ve uzun vadede görüntüye gelen hedefler içindedir…Yavaş da olsa bu süreç işlemektedir!!!

    * Batı, Türkiye üzerinde senelerdir uyguladığı çifte standartlı samimiyetten uzak politikaları ile Türk toplumu üzerinde genel bir güvensizliğe ve bıkkınlığa neden olmuştur.

    * Güneydoğuda, bölücü çetelere karşı her yıl 200 bine yakın gencimiz bölgede askerlik hizmetini yapmaktadır. Bunlar, aile bireyleri ve yakınları ile birlikte ele alındığında her yıl yaklaşık en az bir milyon insanımız maddi ve manevi olarak olayların ve gelişmelerin içinde yer almaktadır. Bölücü olayların gerisindeki dış güçlerin ise hangi ülkeler olduğu ayrıca, bütün bu çevreler tarafından çok iyi şekilde bilinmektedir. Konu, on ve de yırmi senelik bir zaman bölümüne yansıtıldığında, yirmi milyona yakın bir kitleyi ortaya çıkaracaktır. Bu kitlenin yaşadıkları ve gelişmeler karşısındaki tavrı dikkate alındığında, olayların gerçek müsebbiplerine karşı duyacağı tepkinin nedenlerini ayrıca izaha gerek olmayacaktır!!!

    * Türkiye’de psikolojik harekatı dışarıdan yürüten ve bozgunculuğa destek veren malum çevrelerin, gerek medya ve gerekse, uydurma STÖ. Üzerinden yaptıkları propagandalarla toplum üzerindeki etkilerinin olmadığı da açıkça izlemiştir….

    * Bu konuda zaman zaman , Silahlı Kuvvetlere yöneklik yıpratıcı propagandalara rağmen, güvenirlik anketlerinde her seferinde gene Silahlı Kuvvetlerin en önde yer almakta olması olayların içinden gelen insanlarımızın gerçeği bire bir yaşamaya devam ettikleri içindir… Bu da çeşitli çevrelerden pompalanmaya çalışılan AB-D, bağlantılı mesajlara toplumun artık itibar etmediğini ayrıca göstermektedir…

    * Kısaca birileri, başkalarının kaşığı ile çorba içmenin çok tuzlu olacağını da artık anlamalıdır.Zira, Hint Okyanusu ısındıkça, Batı, bundan böyle,Türkiye üzerindeki hesaplarını çok iyi yapmak zorundadır!!!

    Bütün bu gelişmeler tarihin diyalektiği içinde güncelleşmektedir… Batı sömürgeci ve emperyalist politikaları nedeniyle, sürekli güven kaybetmiştir… Tekrar edilirse, ipi tekrar koparmışlar şimdi de yeniden düğümlemeye çalışmaktadırlar… Ancak, bundan sonra da bu düğüm her seferinde ele gelecektir.. Her şeye rağmen Türkiye, stratejik denklemdeki zamanı iyi bir şekilde kullanmıştır!!!

    ERGUN ÖZGEN

  • TÜRKİYE İLE MEVCUT SINIRI TANI

    TÜRKİYE İLE MEVCUT SINIRI TANI

    Kasım Cindemir / WASHINGTON

    ABD, ilk kez resmi kayıtlara geçecek biçimde Ermenistan’a, Türkiye sınırını tanıması ve Türk topraklarında gözü olmadığını bildirmesi gerektiğini vurguladı.

    ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Dan Fried ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nde düzenlenen bir oturumda, Ermenistan’ın Türkiye ile mevcut sınırını tanıdığını kabul etmeye hazır olması, modern Türkiye’nin toprakları üzerinde herhangi bir hak iddiası bulunduğunun doğru olmadığını göstermesi ve Türkiye’nin çabalarına yapıcı karşılık vermesi gerektiğini söyledi.

    Böylece, üst düzey bir ABD yetkilisi, Türkiye ile Ermenistan arasındaki mevcut sınır ve toprak iddiaları konusunda “ilk kez” Ermeni lobisinin “çok etkili” olduğu Kongre’de “resmi bir açıklama” yapmış oldu.

    ’Soykırım’ dedirtemediler

    Fried, bu ifadeleri ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin Kafkaslar ile ilgili oturumunda ifade verirken kayda geçirdi. Bu net ve açık ifadeler, Dan Fried’in, zaman kısıtlaması nedeniyle Dış İlişkiler Komitesi’ne “yazılı” biçimde sunduğu bölümde yer aldı. Dış İlişkiler Komitesi’ne üye olan Ermeni lobisi temsilcileri ise, bütün ısrarlı çabalarına rağmen Fried’e 1915’te yaşanan olaylar için “soykırım” dedirtemediler. Ermeni yanlısı milletvekillleri Adam Schiff ve Diane Watson’un, “1915 olaylarının neden ’soykırım’ olarak tanınmadığını” ısrarla sormaları üzerine Fried, “ABD Başkanı, söz konusu olayların varlığını hiçbir zaman reddetmedi. Ancak biz, politika olarak bu terimi kullanmıyoruz” dedi.

    Fried, Türkiye’ye ilişkin de, “Türkiye’nin, tarihindeki karanlık bir bölümle yüzleşmesi gerekiyor. ABD’nin, kendi tarihindeki karanlık dönemleriyle yüzleşmesinin kolay olmadığı gözönüne alındığında, bu da kolay olmayacak” diye konuştu.