Blog

  • “TARAF” GAZETESİ, “YANLIŞ CUMHURİYET” ve YANITLAR

    “TARAF” GAZETESİ, “YANLIŞ CUMHURİYET” ve YANITLAR

    “TARAF” GAZETESİ, “YANLIŞ CUMHURİYET” ve YANITLAR

    Dursun ATILGAN
    Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu
    Genel Başkanı

    “TARAF” gazetesinin 23 Haziran 2008 tarihli sayısında, Neşe Düzel’in,
    Sevan Nişanyan adlı bir Ermeni ile yapmış olduğu söyleşi var. Bu
    Ermeni yazarın “Yanlış Cumhuriyet” adlı bir kitabı da yayımlanmış.
    O kitaptaki, şu gaflet, dalalet, ihanet ve düşmanlık dolu cümleler,
    söyleşide öne çıkarılmış:

    Atatürk, mutlak iktidarı terk edebilirdi, ama etmedi. Memlekette her
    meydana
    heykelini diktirme işiyle şahsen ilgilendi. Bu putlaştırma hâlâ süren
    bir ‘kültürel-siyasi’ yıkım getirdi.”

    “Cumhuriyet, ‘gerçek laikliği’ getirmedi.  Bizde laiklik tasfiye
    hareketiydi. Dinin, devletin mutlak gücünü kısıtlama potansiyeli
    ‘laiklikle’ yok edilmek istendi. Çünkü amaç laiklik değil, mutlak
    iktidardı.”

    “Emperyalizme karşı savaştığımız yönünde hayret verici görüşü,
    1960’larda Doğan Avcıoğlu ve Mihri Belli icat etti. Aslında Kurtuluş
    Savaşı, Türkiye-Yunanistan savaşıdır. İki ülke arasında büyük bir
    savaş yaşandı.”

    “Cumhuriyet, diktatörlüğün kod adıdır. Cumhuriyete demokrasi için
    değil, şahıs diktatörlüğü için geçildi.”

    “Kurtuluş Savaşı, Sevr’e tepki değildir. Sevr, Kurtuluş Savaşı’na bir
    tepkidir. Sevr, Meclis açıldıktan sonra yapıldı.”

    “1918’de kadınlar tesettürü bıraktı. Ankara bu değişime inanılmaz bir
    taassupla karşı çıktı. Tesettürü savundu.”

    “Atatürk milliyetçiliği 1920’ler faşizmidir. Kurtuluş Savaşı’nda ise
    İslami cihat üzerinden hareket etti bu milliyetçilik.

    ” İngiltere’nin Türkiye’ye karşı hazırlattığı “Mavi Kitap” olarak
    bilinen ve sözde “Ermeni Soykırımı” olduğuna dair kitaptan belki de
    daha çok yalancılık, düzenbazlık, iftira dolu bu sözümona “kitaptaki”
    iddialara karşı, çok kısa yanıtlar verelim:

    “Atatürk, mutlak iktidarı terk edebilirdi, ama etmedi. Memlekette her
    meydana heykelini diktirme işiyle şahsen ilgilendi. Bu putlaştırma
    hâlâ süren bir ‘kültürel-siyasi’ yıkım getirdi.” deniliyor.

    Mustafa Kemal iktidarı niçin terkedecekti? Türkiye’yi emperyalist ve
    sömürücü güçlere teslim etmek için mi? Mustafa Kemal’i TBMM seçerek
    iktidara getirmedi mi? “Yazar”ın bu Bu beyanının üzerinde durmaya bile
    değmez.
    Ancak, “memlekette her meydana heykelini diktirme işiyle şahsen
    ilgilendi v.s.” gibi tamamen yalana dayalı olan iddia ve “putlaştırma,
    siyasal ve kültürel yıkım” iftirası, insanın midesini bulandırıyor.
    Bu cümle bana, Çetin Altan’ın oğullarından birisinin “tek heykelli
    ülke olarak sadece Türkiye kaldı” biçimindeki düşmanca ifadesini
    anımsattı.
    Bu konuda çok somut bir örnek verelim: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
    bir zamanlar “Anıtkabir’e çıkıp sap gibi saygı duruşunda bulunmaya
    karşıyım” diyordu; bugün, hem Anıtkabir’e çıkıp saygı duruşunda
    bulunuyor hem de her gittiği yerde kendi posterininin hemen yanına
    Atatürk posterini taktırıyor…

    “Cumhuriyet, ‘gerçek laikliği’ getirmedi.  Bizde laiklik tasfiye
    hareketiydi. Dinin, devletin mutlak gücünü kısıtlama potansiyeli
    ‘laiklikle’ yok edilmek istendi. Çünkü amaç laiklik değil, mutlak
    iktidardı.”

    Böyle saçma iddialarda bulunanlar, i n s a n için en değerli rejim
    olan Cumhuriyeti değil, Osmanlı zamanındaki “Millet sistemi”ni
    isteyenlerdir.
    Böylece devlet içinde devlet olma imtiyazlarını yeniden elde
    edebilsinler ve siyasal harekât buyruklarını da Kiliseden alabilme
    fırsatını yeniden yakalasınlar… Bir zamanlar Kıbrıs’taki Makarios
    misali…
    Din adamlarını siyasetin başına dikmek isteyen zihniyet, ne laikliği
    benimser ne de Cumhuriyeti…
    Laiklik sadece devlet işlerini din işlerinden ayırmak değil, aynı
    zamanda kişinin kendi aklını kullanabilme ve din adamlarının
    cenderesinden kurtulabilme ilkesidir. Bireyin Aydınlanma fırsatını
    bulabilmesinin temel güvencesidir.
    Laikliğe karşı olan herkes, devleti dînî kurallarla yönetmek isteyen
    fanatizm ve diktatörlük heveslileridir.
    Zaten bu sözde “yazar” da beslediği emeli şu cümlelerle ortaya
    koymaktadır:
    “… Dinin, devletin mutlak gücünü kısıtlama potansiyeli ‘laiklikle’ yok
    edilmek istendi”.

    “Emperyalizme karşı savaşıldığını, 1960’larda Doğan Avcıoğlu ve Mihri
    Belli icat etti. Aslında Kurtuluş Savaşı, Türkiye-Yunanistan
    savaşıdır. İki ülke arasında büyük bir savaş yaşandı.”

    Emperyalizme karşı savaşma konusundaki pek dangalakça ve ahmakça
    iddiaya ve benzeri saçmalıklara yanıtı, UNESCO 1979’da vermiştir:

    UNESCO’NUN ALDIĞI KARAR

    Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. yılına rastlayan 1981 yılının
    tüm dünyada Atatürk’ü Anma Yılı ilan edilmesi için, 1979’da UNESCO
    Genel Kuruluna katılan 156 ülkenin temsilcisinin oybirliği ile kabûl
    edilen karar şöyle:

    “Mustafa Kemal ATATÜRK
    – Uluslararası anlayış ve barış yolunda çaba harcamış üstün bir kişidir,
    – Olağanüstü bir devrimcidir,
    – Emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı savaşmış olan bir Önderdir,
    – İnsan haklarına saygılıdır,
    – Dünya barışının öncüsüdür,
    – İnsanlar arasında hiçbir renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz
    devlet adamıdır,
    – Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur” .

    Bu karara herhangi bir ekleme yapmaya gerek yoktur sanırım…

    “Kurtuluş Savaşı emperyalizme karşı değil, Yunanistan’a karşı yapıldı”
    iddiasına gelince, Çanakkale Savaşı’ndan itibaren 30 Ağustos 1922’ye
    kadar topraklarımızı işgal eden emperyalist ülkeler ve onların
    uşakları değil miydi?
    İngiltere, Fransa, İtalya paylaşmamış mıydı topraklarımızı Sevr planıyla?
    Yunanlıları dışardan Ermenileri içerden her türlü silahla donatan ve
    katliam yaptıranlar emperyalist ülkeler değil miydi?

    “Cumhuriyet, diktatörlüğün kod adıdır. Cumhuriyete demokrasi için
    değil, şahıs diktatörlüğü için geçildi.”

    Şu iğrenç iddiaya ve iftiraya bakınız. Aklı başında olan her i n s a n bilir ki,

    eğer Mustafa Kemal diktatörlük heveslisi olsaydı,
    kendisini hem Padişah hem de Halife ilan ederek, dünyanın en azından
    üçte birine hükmetmeyi gerçekleştirmez miydi?

    “Kurtuluş Savaşı, Sevr’e tepki değildir. Sevr, Kurtuluş Savaşı’na bir
    tepkidir. Sevr, Meclis açıldıktan sonra yapıldı.”

    Sevr’i, Kurtuluş Savaşı’na bir tepki olarak gösterme konusundaki
    maskaralığa gelince, Sevr’i anlayabilmek için önce Mondros’u bilmek
    gerekir.
    Okuma yazması olan ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihiyle ilgilenmek
    isteyen her i n s a n, önce Mondros’u okumalıdır, ki Sevr’i ve
    Sevr’i planlayan emperyalist güçlerin kimliğini daha iyi anlayabilsin…

    “1918’de kadınlar tesettürü bıraktı. Ankara bu değişime inanılmaz bir
    taassupla karşı çıktı. Tesettürü savundu.”

    Aslında, bu dayanaksız iddiaya yanıt vermeye bile gerek yok, ancak bir
    cümleyle gerçeği dile getirmek gerekiyor:
    Tesettürü savunan bir Devrimci, Türk Devrimi’nin halkalarına “Kılık
    Kıyafet Devrimi”ni ekler miydi?

    “Atatürk milliyetçiliği 1920’ler faşizmidir. Kurtuluş Savaşı’nda ise
    İslami cihat üzerinden hareket etti bu milliyetçilik.”

    Bu aymazlık, bana, Anti Kemalist Partinin Genel Başkan Yardımcısı
    Dengir Mir Mehmet Fırat’ın 1 Kasım 2003’te TRT’nin “Televizyon
    Gazetesi” adlı programında sarfettiği, gaflet ve dalalet dolu, Sevan
    Nişanyan’ın bu sözlerine paralel, bir benzetmesini anımsattı. Dengir
    Mir o programda, Atatürk Milliyetçiliğini Mussolini ve Hitler
    faşizmine benzetmişti… Düşündürücü değil mi?
    Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yaşamında en geniş yer tutan ilke
    Milliyetçiliktir. Bugün, Almanların ırkçı siyasetinden dolayı çeşitli
    Batı ülkelerinde, ama özellikle de günümüz Almanyası’nda bazı çekimser
    tavırlara ve yanlış yorumlara neden olan “Milliyetçilik” kavramı,
    ATATÜRK TÜRKİYESİ için özetle şu anlamlara gelmektedir:

    1.Çok uluslu Osmanlı Imparatorluğundan vazgeçme. Hem de özellikle
    Birinci Dünya Savaşının galibi Batılı emperyalist devletlerin nüfuz
    alanları ve sömürgeci siyaset güttükleri yıllarda.
    2.Panturanizm ve Panislamizm fikrini reddetme.
    3.”Ulusal Dikdörtgen” içinde (bugünkü Türkiye’nin haritasını
    kastediyorum) ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık.
    Bu konuda, Mustafa Kemal’in olağanüstü haklı gerekçesi şudur: “Çünkü,
    günümüzde dünya ulusları sadece bir egemenlik türü tanıyor, o da
    ulusal egemenlik”
    4.Yurttaşlık bilincinin oluşturulması ve ümmetçiliği reddetme.
    5.Yurttaşlık bilinci ancak ulus devletlerde olabilir. Kurtarılmış ve
    kurulmuş bir ülke, bir ulus ve bir devlet ile özdeşleşme ancak
    milliyetçilikle mümkündür
    6.Saldırganlığı ve yayılmacılığı asla hedef edinmeyen ve dünya
    yüzündeki tüm uluslarla kardeşçe ve barış içinde yaşamayı ilke edinen,
    yeni bir vatanseverlik duygusunun başarılması
    7.Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin ne ırka, ne de dine, ancak kültüre
    dayandırılması
    8.İmparatorluktan kalan tüm etnik gruplara eşit haklarla birarada
    barış içerisinde yaşama olanağının sağlanması
    9.ATATÜRK’ün Millet kavramı, ortak kültüre ve ortak tarihe dayanan
    hümanist bir kavramdır, ırkçı bir kavram değildir.

    10.ATATÜRK “Ne mutlu Türküm diyene” özlü sözüyle, yeni devletin
    yurttaşlarında yeni bir özgüven ve millî değerlere sahip olma bilinci
    uyandırmıştır

    Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Milliyetçilik” ilkesi yine O’nun tanımıyla
    şu formülde aranmalıdır: YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ…

    ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ’nin dünya barışı için bir tehlike olmadığının
    en açık ve kesin kanıtı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 1932’de
    Milletler Cemiyeti’ne üye edilmek üzere resmen davet edilmiş
    olmasıdır.

    ATATÜRK, “Medenî Bilgiler” adlı kitabın, kendi el yazısıyla yazmış
    olduğu bir bölümünde Türk Milleti’ni şöyle tanımlar: “Türkiye
    Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkına Türk Milleti” denir. ATATÜRK’ün
    sadece bu sözünü bile okumak, O’nun Milliyetçilik anlayışının “ırkçı
    bir milliyetçilik” olmadığının diğer bir kesin kanıtıdır.

    1920’lerde ve 1930’larda İtalya’da, Almanya’da, İspanya’da,
    Portekiz’de, Macaristan’da ve Sovyetler Birliğinde sağ, sol totaliter
    rejimler hüküm sürerken, Türkiye’de egemenlik hanedandan alınmış ve
    ulusa devredilmiştir.
    Cumhuriyetçi demokrasiye giden yol, önce özgürlüklerle düzlenmeye
    başlamıştır: Atatürk’ün kadınlarımıza kazandırdığı özgürlüklerle…

    Asla unutulmamalıdır ki, 1920’lerde ve 1930’larda, ALMAN NAZİ
    baskısından ve zulmünden kaçan çok sayıda Alman kökenli bilim adamı,
    sanatçı, müzisyen, mimar, mühendis, hukukçu v.d. kurtuluşu ve
    özgürlüğü ATATÜRK TÜRKİYESİ’nde bulmuşlardır. O tarihlerde Amerika’yı
    da seçenler olmuştur. Ancak, Türkiye’yi seçenlerin niteliği,
    Amerika’yı seçenlerin ise niceliği önde gelir.
    ATATÜRK TÜRKİYESİ’ni seçen bilim adamlarından sadece ikisinin, Prof.
    Dr. Fritz Neumark ile Prof. Dr. Ernst Hirsch’in anılarını okumak bile,
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün barışseverliğini, hümanistliğini ve
    antifaşistliğini, ortaya koymaya yeter…

    İşte yukarda dile getirdiğim, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Kadınına
    kazandırdığı özgürlüklerle birlikte, 1930 yılında yerel seçimlerde
    olmak üzere, 1934 yılında da genel seçimlerde, seçme ve seçilme hakkı
    denilen siyasî hakları da yasal olarak kazandırarak, kadınlarımızın,
    Türk Milletinin en saygın kesimi düzeyine yükseltilmesi sağlanmıştır.
    Bu tarihten başlayarak, yaşamın her alanında etkin olan Türk
    Kadınının, bugün üniversitelerimizdeki gösterdiği niteliksel başarı
    nicelik olarak da, kendisini “uygar” diye tanımlayan Batı ülkelerinin
    çoğundan pek çok daha öndedir.

    Bu bağlamda Atatürk’ün kadınlar hakkında söylediği şu veciz sözü de
    anımsatalım: “Dünya yüzünde gördüğümüz herşey Kadının eseridir”…

    Siyasal haklar konusunda bir karşılaştırma yapılması gerekirse, şu
    tablodan yararlanılmalıdır:

    Kadın Haklarının tanındığı ülkeler ve tarihler:
    > Avusturya 1918
    > Hollanda 1919
    > Lüksemburg 1919
    > Almanya 1920
    > Büyük Britanya 1928
    > Finlandiya 1906
    > Norveç 1913
    > Danimarka 1920
    > İsveç 1921
    > Polonya 1918
    > Macaristan 1919
    > Çekoslovakya 1920
    > Bulgaristan 1945
    > Yugoslavya 1945
    > Fransa 1946 Korsika için 1962
    > İtalya 1946
    > Romanya 1946
    > Belçika 1949
    > Yunanistan 1952
    > İsviçre 1971
    > Portekiz 1974
    TÜRKİYE 1930/1933/1934

    Ülkemiz işgal altındayken ve özellikle Ermeniler ve benzeri azınlıklar
    emperyalist ve sömürgeci güçlerle işbirliği yaparak, Osmanlıyı arkadan
    vururken; Cumhuriyetçi Demokrasinin güç kaynağı ve millet
    egemenliğinin dayanağı olan TBMM’ni kuran bir kimse nasıl diktatör
    ilan edilebilir?
    Özellikle Batı ülkelerinde, subaylıkla, hatta askerlikle hiç ilgisi
    olmayanlar, general üniforması giyerek ve diktatörlükler kurarak
    halkları ezerken;
    kendi beyninin ve bileğinin hakkıyla generalliğe yükselmiş olmasına
    rağmen, üniformasını çıkararak, Türk Halkıyla birlikte, Halka dayalı
    ve Halk mayalı Cumhuriyeti kuran ve Türk Milletinin ezici çoğunluğunun
    asla “diktatör” sıfatını yakıştırmadığı bir emsalsiz Önder’e, nasıl
    olur da diktatörlük iftirası reva görülebilir?

    TARAF gazetesi böyle gereksiz ve zararlı bir söyleşiyi yapmakla ve
    yaymakla, apaçık Ermeni propagandası yapmış olmuyor mu?

    Öyle analşılıyor ki, TARAF gazetesi, Türkiye tarafı değildir;
    Türkiye’ye, Atatürk’e, Türk Cumhuriyeti’ne ve Türk Bağımsızlığına
    karşı olanların tarafıdır.

    Dursun ATILGAN
    Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu
    Genel Başkanı

  • Milli Takımımızın Azmine Hayranım!

    Milli Takımımızın Azmine Hayranım!

    BEDRI BAYKAM’IN 24 HAZIRAN 2008 TARIHLI CUMHURIYET MAKALESI EKTEDIR.      

     

    Milli Takımımızın Azmine Hayranım!                                                                                                                                                                                             Bedri Baykam

           Bu salının bir başka güzelliği var. Sevgili İlhan Selçuk ağabeyimizin yeniden o çarpıcı makalelerine başladığı günü yaşıyoruz. Ameliyatından hemen önce kendisine yaptığım o kısa ziyarette en derin gülümsemesiyle doğanın kuralları ile şakalaşıyordu. Ne mutlu ki şimdi bu sayfalarda hepimize büyük güç vermeye devam edecek.

           İlhan Abi, futbolu en çok sevenlerimizdendir. Umarım Milli Takım ona yarın finali hediye edecek. Bunu başaracağımıza inananlardanım. Fatih Terim’in oyuncularıyla oluşturduğu havaya inanıyorum. Ekibimizin dayanışmasına, sahada oynadığı arzulu içten futbola da inanıyorum.

           Futbolu oynayanlar bilir. Kaleciler bazen çıkıp gol kurtarırlar, bazen ise “balığa çıkmış” gibi yakalanıverirler. İşte 119. Dakikada Rüştü öyle yakalandı. Aut çizgisine paralel olarak, kalesini kapatmak için nasıl canla başla geri koştuğunu, mimiklerinde onun tüm kariyerini görerek yaşadım. Büyük Rüştü bir metre fazla koşunca top bir salise önce kapadığı delikten ağlarımıza gitti.

           Ondan sonraki iki dakikada bir evreni dolduracak kadar olay yaşandı. Dünya gazeteleri başlıklarını belirlediler: “Türkiye bu sefer son dakikada kendi oyununa geldi”, “Türkiye, buraya kadar”. O anda, Rüştü’nün Fatih Terim’in ipini çekmek isteyen kanlı kalemşörlerimiz de ellerini oğuşturuyorlardı. Ben ise yalnız hayata küstüm. Paris’teyim. Arkadaşları bırakıp sessizce odama gittim. Bu bir “ani ölüm” haberiydi ve hepimizi arkadan vurmuştu. Sonra salondan gol çığlıkları geldi! Ama o iki dakika, iki karanlık yıl kadar uzun sürmüştü.

           Düdük hakemin ağzında, maçı bitirmek üzere. Rüştü hızlı davranıp ofsayt atışını ceza sahasında Semih’in olduğu yere adrese teslim indiriyor. O noktada top üç-dört kişi arasında yarı kayıp, kovada balık gibi zıplarken, “nöbetçi golcü” kendisini dünya literatürüne sokan sol voleyi doksana çakıyor. Fenerbahçeli Şenol’un 1960’larda Beşiktaş kalesine bıraktığı “santrası yapılmayan gol”ün kulağı çınlasın! Bu mucizeden farklı bir şey: Bu ölüyü diriltmek. Kaza anından önceye filmi geri sarmak. Kabustan uyanmak!!

           Kendimi Etoile Meydanı’na ve Champs-Elysées’ye attım. Senegal’i yenip dünya kupasında yarı finale çıktığımızda da oradaydım, Çek Cumhuriyeti zaferinden sonra da. On binlerce Türkle beraber, dünyanın en meşhur bulvarını kırmızı-beyaz bayraklarla ablukaya almak ve kutlamayı sabaha kadar sürdürmek harikaydı. Bayrağını kapan Cezayirlisi de, Afrikalısı da, bizlere katıldı. Bu “mazlum milletler”in aldıkları rövanştı!

           Beni üzen iki grup var. Birincisi başarılarımıza “şans” diyenler! Bunlardan bazıları densizliği tam abartıp “inanmıyorsan bahse girelim, Almanlar bizi fena yenecek” diyor. Ne kadar acı! Bir Türk, iddiasını kazanabilmek için Alman gol atınca sevinecek: “Bak gördün mü, ben demiştim!” Aferin futbolda bilmem kaç kere şampiyon olmuş bir dünya takımının bizi yeneceğine bahse girmişsin, bravo, büyük öngörü! Ben inadına: “Bize bu gururu yaşatanlar, Almanları da dize getirecekler” deyip, bahis hakkımı böyle kullanmayı tercih ediyorum. Onlara yollayacağımız her güzel işaret, her enerji dilimine ihtiyaçları var. Portekiz ve Hollanda için “şampiyon olacak” diyenler ne yapıyor şimdi? Türkler, Çarşamba sahada olacak. Cristiano Ronaldo ise şu anda evde play station oynuyormuş! Golleri son dakikada atmamız olsa olsa, maça konsantrasyonumuzu, kararlılığımızı ve kondisyonumuzu gösteriyor. Tam tersine, alkışlayın. Semih’in vuruşu mu? Rüştü’nün ortasından tutun, Emre’nin kafasıyla sekişten, doksana takılışa kadar, zeka, maharet, azim ve kondisyon eseri, buna “şans” diyenler, sporun doğasını anlamamışlar.

           Kızdığım ikinci grup, “Bu başarı, 2002’deki dünya 3.lüğünden daha büyük” diyenler. Çok şaşırdım bunu söyleyenler arasında Nihat Kahveci’nin de adı geçiyor. Umarım basının hatasıdır. Bir kere Dünya Kupası’nda, başta sürekli favoriler Brezilya ve Arjantin olmak üzere, Şili, Kolombiya, Nijerya, Kamerun, Senegal gibi, her çiviyi sökebilecek futbolculara sahip takımlar var. Dünya Kupası, tabii ki Avrupa Uluslar Kupasından çok daha önemlidir, aksini iddia eden ilkokula dönebilir. Şimdi bunu söyleyenlerin tezi, tam bir şark kompleksiyle besleniyor: “Efendim biz o turnuada hiç Avrupa takımıyla oynamadık, Brezilya, Kosta Rika, Çin, Japonya ve Senegal’le oynayıp çıktık. O yüzden çok önemli değil!” Vay vay fışkıran zekaya bak! Şimdi Avrupa takımları zamanından önce yenildilerse ve karşımıza çıkamadılarsa, bu o takımın suçu mu oluyor? Ayrıca bırakın bu 1970’ten kalma fikirleri. Dünyada futbolu yalnız Almanya, İtalya ve İngiltere’ye ait bir spor sanmak, sömürgeci fikirlerin esiri olmaktan başka bir şey değildir. O yüzden kimse 2002 takımının hakkını yemesin, nankörlük etmesin!

           Türkiye’ye döndüğüm gün önce soğuk bir şeyler içelim dedim. Benzincide durduk. Önümde her tarafı boyalı bir tulum giyen bir işçimiz vardı. Bir buçuk litre kola, bir litre su, on plastik bardak ve bir renkli spor gazetesi aldı. Belli ki on işçi arkadaş yarım saat dinlenip, o gazeteyi okuyup, birbirlerinden Hırvatistan maç yorumunu dinleyip, dertlerini unutup yola devam edeceklerdi. İşte “Fatih’in Aslanları” her şeyden önce bunu başardılar! Gerisi hikaye!

           Haydi çocuklar, dökün bizi sokağa yine! İnadınızı, tutkunuzu, heyecanınızı ve sizi seviyoruz.

  • Değerli duyarlı Türk Vatandaşları

    Değerli duyarlı Türk Vatandaşları

    Değerli duyarlı Türk Vatandaşları

     

    Dünyanın dengesini bozanların birçoğunu gözden geçirdiğinizde, bunların genel olarak kendi dengelerinin bozuk olduğunu anlarsınız. Bu insanlar için dünyanın kirlenmesi önem taşımadığı gibi insanlık kirlenmesini de teşvik ederler. Bu insanlar; özel hırslarının önüne de geçemeyerek, dengesiz bir şekilde konuşmaya ve hatta toplumları da etkilemeye kalkışmaktan utanmazlar. Öyle ki, konuştukları çatının altında bu olanakları, kendilerine nasıl ve kim tarafından sağlandığını bilmemezlikten, verilen hak ve özgürlükleri görmemezlikten gelmekten utanmazlar. Konuşmalarının tarihsel içeriklere dayandığını da söyliyerek ve bu arada devamlı bir şekilde atasözlerini de bu konuşmalarına ekliyerek haklılık payı ararlar. Toplumların karanlıklara yuvarlanması bu insanlar için önemli değildir..

    Bunların sayıları, bu postmodern çağda alabildiğine çoğalmıştır. Bu kişiler bu çatıya yakışmayan söz ve iddialar ettiklerinden dolayı istifaları gerekmektedir..

    Değerli duyarlı Türk Vatandaşları..

    Bu konularda, birliğinizi ispatlamanın zamanı geçmesin..

    Karanlık düşünceye dur de..

    İnsanlığın önünü açan her düşünceye yol ver..

     

    Kişi olarak tepkilerimizi gücünü sömürgecilerden alan bu dengesizlere, çatılara, kurumlara iletelim derim..

     

    Aydınlık günler dileğiyle

     

    Hanife Saban Akbaba

  • TÜRK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    TÜRK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    İÇİNDEKİLER:

    SINIR KAPILARI HAZIR
    ALMANYA’DA ROJ TV’NİN FAALİYETİ YASAKLANDI
    TÜRKİYE-ALMANYA MAÇINA DOĞRU
    ALMAN DEVLET BAKANI BÖHMER İLE TÜRKİYE’NİN BERLİN
    BÜYÜKELÇİSİ ACET ORTAK DOSTLUK ÇAĞRISINDA BULUNDU
    EDİRNE’DE FAHRİ KONSOLOSLUK DEVİR TESLİM TÖRENİ
    VALİ BÜYÜK: ”EDİRNE TARİH BOYUNCA STRATEJİK ÖNEME SAHİP OLMUŞTUR”ALMANYA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ CUNTZ: ”ALMANYA VE TÜRKİYE ÇOK İYİ DOST VE MÜTTEFİKTİR”
    FRANSA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ EMİE: ”EDİRNE’NİN İKİ AB ÜYESİ ÜLKEYE YAKIN OLMASI BÜYÜK ŞANS”
    ÜNLÜ PROFESÖR BİR MİLYON DOLAR HARCAYIP ABD’DE TÜRK EVİ AÇTI
    BELÇİKA YARGITAYI: DHKP-C TERÖR ÖRGÜTÜ, DAVA YENİLENMELİ
    BÜYÜKANIT: BARZANİ BENİ HAKLI ÇIKARDI
    KÜRTLER KANADALILARLA İKİ PETROL ANLAŞMASI İMZALADI
    EN İYİ 100 OTELDEN 17’Sİ TÜRK
    İSRAİL, TÜRKİYE ÜZERİNDEN RUS GAZI ALACAK 

    ***

    SINIR KAPILARI HAZIR

    Avrupa’da izin sezonunun başlamasıyla birlikte yurda girişler başlarken, sınır kapılarında da hummalı şekilde çalışma devam ediyor. Yaz döneminde 24 saat aralıksız hizmet verecek olan sınır kapılarına personel takviyesi yapıldı.

    Avrupa’da yaşayan Türkler’in yurda giriş günleri yaklaştıkça Edirne’de bulunan sınır kapılarında hummalı bir çalışma başladı. Vatandaşların ülkeye hızlı bir şekilde giriş yapabilmeleri için sınır kapılarına 40 personel takviyesi yapıldı.İzincilerin mağdur olmaması için gümrük ve polis peronlarının sayısı yaz sezonunda tam kapasite olarak 24 saat süre ile hizmet verecek. Kapıkule’de yoğunluk yaşanması halinde izinciler Hamzabeyli, İpsala, Pazarkule ve Kırklareli’ndeki Dereköy Sınır Kapılarına yönlendirilecek.

    520 işçi aralıksız çalışıyor

     

    Kapıkule Sınır Kapısı’nın modernizasyon çalışmaları nedeniyle Ağustos 2007 itibariyle 30 yıllığına Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOBB) devrinin ardından 4 ay önce başlatılan inşaat çalışmaları sürüyor. Modernizasyon çalışmaları nedeniyle gümrük sahasının içi şantiyeyi andırırken, ihaleyi alan Öztaş İnşaat firması 520 personel ile 24 saat aralıksız çalışmalarını sürdürüyor.

     

    ***

    1.2 milyon giriş yapıldı

    Edirne Gümrükler Başmüdürlüğü ekipleri ise yaz sezonunun yaklaşması ile birlikte önlemlerini artırmaya başladı. Haziran ayı içinde yurda giriş yapmaları beklenen işçilerin Kapıkule Sınır Kapısında kuyrukta bekleyerek mağdur olmamaları için polis ve gümrük peronlarının yıkımı sonbahara bırakıldı. İşçilerin yurda giriş yapmasının ardından polis ve gümrük peronlarının sayısı 12’ye çıkartılacak ve 24 saat süre ile kesintisiz hizmet verilecek.

    Gümrük sahası içine yapılan ve Eylül ayında bitirilmesi planlanan TIR gümrük sahası inşaatı ise işçilerin sıkıntı yaşamaması için hızlandırıldı.TIR gümrük sahasının inşaatının 15 Temmuz’da bitmesi bekleniyor. Bu inşaatın bitmesinin ardından gümrük sahası içindeki trafik hafifleyecek ve işçilerin giriş ve çıkışları daha rahat sağlanabilecek.Geçen yıl Haziran ile Eylül ayı içerisinde Kapıkule Sınır Kapısını kullanarak yurda giriş yapan araç sayısı 185 bin, kişi sayısı ise 1 milyon 277 bin olarak kayıtlara geçti.

    Alternatif Hamzabeyli

    Kapıkule Sınır Kapısı’na oranla daha küçük olan Hamzabeyli Sınır Kapısı’nda da hazırlıklar tamamlandı. Geçtiğimiz yaz sezonunda 18 bin araç ile birlikte yaklaşık 90 bin kişinin giriş yaptığı Hamzabeyli Sınır Kapısındaki 4 peron sayısı yoğunluğun yaşanmasıyla birlikte 8’e çıkartılacak ve 24 saat süre ile hizmet verilecek.Kapıkule Sınır Kapısı’nın Yap-İşlet-Devret modeli ile 30 yıllığına Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOOB) devrinin ardından başlayan modernizasyon çalışması yaz sezonunun yaklaşması nedeniyle gözleri Bulgaristan Lesova Sınır Kapısı’ndan yurda girişi sağlayan Hamzabeyli Sınır Kapısına çevirdi.

    Bunun üzerine Edirne Gümrük Başmüdürlüğü ekipleri Avrupa’da çalışan işçilerin Türkiye’ye Haziran ayı içerisinde başlayacak olan girişleri için çalışmaları hızlandırdı. Kapıkule’nin modernizasyon çalışmaları nedeniyle tam kapasite hizmet veremeyecek olması nedeniyle alternatif olarak gösterilen Hamzabeyli Sınır Kapısı’nda ise hummalı bir çalışma başladı. Ekipler Hamzabeyli Gümrük Sahası içinde yer alan misafirhane, tuvalet ve protokol binasını Nisan ayı içinde yıktı ve küçük araçların daha rahat geçiş yapabilmesi için Bulgaristan Lesova Sınır Kapısına uzanan bağlantı yolu yapım çalışmalarına başladı.

    Çalışmalar kapsamında yıkılan yerlerin yerine daha ilerleyen günlerde daha modernleri yapılacak.Bağlantı yolunun yapımı ise önümüzdeki hafta bitirilmesi planlanıyor. Günlük ortalama 800 TIR ile 70 küçük aracın geçiş yaptığı Hamzabeyli Sınır Kapısı’ndan yaz sezonunda ortalama 5 bin aracın geçiş yapması bekleniyor.

    Pazarkule en küçük sınır kapısı

    Yunanistan’ı Türkiye’ye bağlayan ve şehir merkezine 10 kilometre uzaklıkta bulunan Pazarkule Sınır Kapısı’nda ise işler doğal halinde yürüyor. Edirne’deki diğer sınır kapılarına oranla çok küçük olan ve tek peron ile hizmet veren Pazurkule yoğunluğun yaşanmasıyla birlikte işçilere alternatif olarak sunulacak.

    İpsala’dan günde 3 bin 500 araç geçebilir

    Edirne’nin İpsala İlçesinde bulunan İpsala Sınır Kapısı’da da izinciler için hazırlıklar tamamlandı. 5 peronu ile 24 saat hizmet verecek olan İpsala Sınır Kapısı’nda Free Shop mağazası da bulunuyor. Geçtiğimiz yıl yaz sezonunda 54 bin araç ile birlikte yaklaşık 250 bin kişinin giriş yaptığı İpsala Sınır Kapısında bu yaz sezonunda günlük ortalama 3 bin 500 aracın geçiş yapması planlanıyor.

    Kimlik numaranızı hazır tutun

    Avrupa’da yaşayan işçilerin yurda girişleri için tüm önlemlerin alındığını belirten Edirne Gümrükler Başmüdürü Mehmet Hatipoğlu, şunları söyledi:

    “Biz gerekli tedbirlerimizi aldık. İnşaat çalışmalarına rağmen bir sıkıntı yaşanacağını düşünmüyoruz. Geçtiğimiz yıl yaz sezonunda Kapıkule’den günde ortalama 6 bin araç geçiş yaptı. İşçilerimizi en hızlı şekilde sınırdan çıkartmak için ekiplerimiz ellerinden geleni yaptı. Bizim tek isteğimiz yurda giriş yapmadan önce işçilerin mutlaka TC Kimlik numaralarını hazır etmeleri. Gümrük işlemleri için TC Kimlik numarası gerekiyor.

    Bu numara olmadığı zaman görevli memurumuzun araştırması süre alıyor ve işlem uzuyor.Bu işlemin uzamaması için mutlaka TC kimlik numarasını vatandaşlarımızın yanında bulundurması gerekiyor. Eğer Kapkule’de yoğunluk yaşanması halinde işçilerimizi diğer sınır kapıları olan Hamzabeyli, İpsala, Pazarkule ve Dereköy Sınır Kapılarına yönlendireceğiz. Şu an bu sınır kapılarımızda hiç bir sorun ve sıkıntı yok. İşçiler dilerlerse bizim yönlendirmemeze gerek duymadan rahatlıkla bu kapıları da kullanabilir.’

    Yurda giriş başladı

    Bu arada Almanya, Fransa ve Avusturya’da yaşayan Türkler, belirli aralıklarla Kapıkule Sınır Kapısını kullanarak yurda giriş yapmaya başladı. Rahat bir yolculuk yaptıklarını belirten izinciler, “Okulların kapanması ile birlikte hemen yola koyulduk. Önümüzdeki hafta yoğunluğun artacağını düşünerek erkenden yola koyulduk ve ülkemize giriş yaptık. Şu ana kadar çok rahat bir yolculuk yaptık. Umarız dönüş yolunda da rahat bir yolculuk yaparız” dediler.

    Ulaşım

    Kapıkule Sınır Kapısı’nı kullanarak yurda giriş yapan yolcular İstanbul yolunu kullanmak istiyorlarsa 18 kilometrelik bağlantı yolununun ardından TEM yolunu geçiş yapabilirler. Edirne ile İstanbul arası 230 kilometre. Kapıkule’den Edirne şehir merkezine giriş yapmak isteyen işçiler ise 25 kilometre yolculuk yaptıktan sonra şehir merkezine ulaşmış olurlar. Buradan TEM yolunun Doğu girişi ise 7 kilometre uzaklıktadır.

    Pazarkule Sınır Kapısını kullanarak yurda giriş yapan işçiler ise Karaağaç mahallesini kullanarak Meriç ve Tunca köprüleri üzerinden şehir merkezine girecekler.Daha sonra ise TEM yolu Doğu girişini kullanarak İstanbul TEM otoyoluna geçiş yapabilirler.Hamzabeyli Sınır Kapısını kullanan yolcular ise 39 kilometre sonra TEM yoluna bağlanacaklardır.

    Eğer şehir merkezine geçiş yapmak isteyen olursa 5 kilometre daha gitmek durumunda. İpsala Sınır Kapısını kullanan yolcular ise ilk olarak D-100 karayolunu kullanacaklar. Duble yol olan D-100 karayolunda ulaşım gayet rahat. 190 kilometrelik yolun ardından isteyen Kınalı Köprü beldesinden TEM yoluna geçiş yapabilirler.

     

     

    -ALMANYA’DA ROJ TV’NİN FAALİYETİ YASAKLANDI

    BERLİN (A.A) – 24.06.2008 – Almanya İçişleri Bakanlığı, terör örgütü PKK’nın yayın organı olan Roj TV’nin Almanya’da herhangi bir faaliyette bulunmasını yasakladı.

    Bakanlıktan yapılan açıklamada, İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin, Danimarka’da yayın yapan Roj TV ile ”Mesopotamia Broadcast” adlı yayın kuruluşunun faaliyetlerini 19 Haziranda yasakladığı belirtildi.

    Açıklamada, yasağın, söz konusu yayın kuruluşlarına program hazırlayan, merkezi Wuppertal kentinde bulunan Alman ”VIKO Fernseh Produktion GmbH” adlı kuruluşun kapatılmasına ve adı geçen tüm kuruluşların mal varlıklarına el konulabilmesine imkan verdiği kaydedildi.

    Roj TV’nin Almanya’da faaliyetleri 1993 yılında yasaklanan PKK’nın propaganda televizyonu olduğu ve uydu üzerinden Almanya’da da yayın yaptığı hatırlatılan açıklamada, örgütün sözcülüğünü yapan bu yayın organının bir anlamda bugüne kadar PKK’nın faaliyetlerini sürdürmesine yardımcı olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, adı geçen yayın kuruluşunun, örgütün şiddete başvurmasını desteklediği ve Türkiye’de saldırılar düzenlemek için üye bulmaya çalıştığı kaydedildi.

    ”VIKO Fernseh Produktion GmbH” adlı kuruluş hakkında da 2007 yılının Eylül ayından bu yana soruşturma yapıldığı belirtilen açıklamada, bu çerçevede 7 Mayıs 2008 tarihinde çok sayıda büroda ve çalışanın evinde arama yapıldığı ifade edildi.

    Aramaların ağırlık noktasını Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin oluşturduğu bildirilen açıklamada, yasak kararlarının 19 Haziran 2008 tarihinde Danimarka ve Wuppertal kentinde bulunan kuruluşlara iletildiği kaydedildi.

    (EA-HA-MCT)

    ***

    -TÜRKİYE-ALMANYA MAÇINA DOĞRU
    -ALMAN DEVLET BAKANI BÖHMER İLE TÜRKİYE’NİN BERLİN BÜYÜKELÇİSİ ACET ORTAK DOSTLUK ÇAĞRISINDA BULUNDU

    BERLİN (A.A) – 24.06.2008 – Avrupa Şampiyonası yarı finalinde yarın akşam Almanya ile Türkiye arasında oynanacak karşılaşma öncesinde, Alman hükümetinin göç ve uyumdan sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer ile Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Ahmet Acet, ortak dostluk çağrısında bulundu.

    Başkent Berlin’deki Alman meclisinin (Reichstag) önünde bir araya gelen Böhmer ve Acet, yarınki maçın bir dostluk havası içinde geçmesini temenni ettiler.

    Böhmer, Türk milli takımının son dakikaya kadar mücadele eden bir takım olduğunu belirterek, adil, dostça ve çok gollü bir maç olmasını ümit ettiğini söyledi.

    Alman milli takımını desteklediğini, ancak Türk milli takımının kazanması durumunda da Türkiye’nin Avrupa Şampiyonluğu kupasını almasını istediğini ifade eden Böhmer, bu maçın uyuma da en iyi şekilde katkı sağlayacağına inandığını kaydetti.

    Büyükelçi Acet de karşılaşmanın her iki toplumun kaynaşması için iyi bir vesile olacağını belirterek, maçın nasıl biteceği sorusuna karşılık da karşılaşmanın berabere sonuçlanacağına ve penaltı atışlarından sonra Türkiye’nin finale kalacağına inandığını söyledi.

    Karşılaşmadan sonra olay çıkma ihtimalinin sorulması üzerine de Acet, “Ben hiçbir zaman olumsuz düşüncelerle hareket etmem. Alman güvenlik kuvvetleri de zaten gerekli önlemleri alacaktır. Bizim onları bu konuda uyarmamıza bile gerek yok” dedi.

    Türk ve Alman toplumunun birlikte yaşayabilecek iki toplum olduğunu kaydeden Acet, Almanya’nın kazanması durumunda bu ülke için Türklerin de sevineceğini, Türkiye’nin kazanması durumunda da Alman halkının Türkiye için sevineceğini söyledi.

    Dünya Şampiyonu olan Alman bayan milli futbol takımı oyuncularıyla Başbakan Angela Merkel’in ve Böhmer ile Acet’in imzaladığı bir futbol topu da açık artırmayla satılacak. Topun satışından elde edilen gelir bir çocuk projesine bağışlanacak.

    (HA-SRP)

    ***

    -EDİRNE’DE FAHRİ KONSOLOSLUK DEVİR TESLİM TÖRENİ
    -VALİ BÜYÜK: ”EDİRNE TARİH BOYUNCA STRATEJİK ÖNEME SAHİP OLMUŞTUR”
    -ALMANYA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ CUNTZ: ”ALMANYA VE TÜRKİYE ÇOK İYİ DOST VE MÜTTEFİKTİR”
    -FRANSA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ EMİE: ”EDİRNE’NİN İKİ AB ÜYESİ ÜLKEYE YAKIN OLMASI BÜYÜK ŞANS”

    EDİRNE (A.A) – 24.06.2008 – Edirne Valisi Mustafa Büyük, Edirne’nin tarih boyunca stratejik öneme sahip olduğunu söyledi.

    Vali Büyük, Fransa’nın Edirne Fahri Konsolosluğunu yürüten Dr. Ercan Dursunoğlu’nun Almanya’nın da Edirne Fahri Konsolosluğuna atanması dolayısıyla Av Köşkü’nde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Edirne’nin tarihi ve kültürel özellikleri ve iki AB ülkesine sınır olması nedeniyle öneminin her geçen gün arttığını bildirdi.

    Sınır ülke olmaları nedeniyle birtakım sorunlar yaşadıklarını, bu sorunları da ortak projeler oluşturarak çözüme kavuşturmak istediklerini ifade eden Büyük, ”Edirne tarih boyunca stratejik öneme sahip olmuştur. Bu önemli konumu her geçen gün artmaktadır. Turizm konusunda çalışmalarımız devem ediyor. Dünya Kültür Mirası Listesi’ne Edirne’nin girmesi için çalışmalar yapıyoruz. Turizm açısından da iyi bir noktaya geleceğimizi ümit ediyorum” dedi.

    Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Dr. Eckart Cuntz ise Almanya ve Türkiye’nin çok iyi dost ve müttefik olduğunu söyledi.

    Almanya ve Türkiye arasında ilişkilerin yoğun olduğunu ifade eden Cuntz, şöyle devam etti:

    ”Ülkemiz her alanda çok iç içe geçmiş ilişkilere sahip. Özellikler insanlararası ikili ilişkiler çok yoğun. Hatta bu yılın nisan ayında Trakya Üniversitesinde Almanya Buluşma Merkezi bile açılmıştır. Bu bölgeden çok sayıda insan yıllar önce Almanya’ya gitmiş ve orada ikinci vatanlarını bulmuştur. Bu insanlar çok güçlü köprü vazifesi görüyor. Tıpkı geçmişte Almanya’da yaşamış, çalışmış ve okumuş olup da ülkelerine dönmüş olanlar gibi. Almanya’nın Edirne’de iyi dostluklar kazanmasından çok mutluyum ve gururluyum.”

    Edirne’nin Almanya’nın Kronach şehri ile kardeş şehir olduğunu belirten Cuntz, iki şehrin kardeş şehir olmasının dostluğun diğer boyutu olduğunu söyledi.

    Almanya Edirne Fahri Konsolosluğunu 19 yıldır sürdüren Rifat Çulha’nın görevini Dr. Ercan Dursunoğlu’na teslim edeceğini belirten Cuntz, Çulha’nın konsolosluk adına Almanya ve Türkiye arasında büyük hizmetleri olduğunu belirtti.

    Dursunoğlu’nun da başarılı hizmetlerde bulunacağına inandığını kaydeden Cuntz, şunları söyledi:

    ”Dursunoğlu, ana dili dışında Almanca, Fransızca, Yunanca ve İngilizce biliyor. Edirne’de hekimlik yapıyor ve geniş bir çevreye sahip. Almanya sizin çok faydanızı görebilir. Fransız dostlarımız bizden önce sizin değerinizin farkına varmışlar ve sizi bu bölgeye fahri konsolos olarak kazanmışlar. Türkiye’de aynı anda hem Fransa hem de Almanya’yı temsil eden ilk kişi olduğunuzu da belirtmek istiyorum. Sanırım bu dünyada bir ilk.”

    Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Bernard Emie ise Yunanistan ve Bulgaristan’a hudut şehri olan Edirne’de olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.

    Edirne’nin iki AB üyesi ülkeye yakın olması büyük şans olduğunu ifade eden Emie, şunları söyledi:

    ”Fransa olarak yanınızda olacağız. Edirne’nin UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınması için de yanınızdayız. Fransa, Edirne’ye büyük önem veriyor, bu nedenle buradayız. Dursunoğlu’nun Almanya Fahri Konsolosluğuna atanmasından mutlu oldum. Dursunoğlu’na başarılar diliyorum.”

    Fransa ve Almanya’nın Edirne Fahri Konsolosu Ercan Dursunoğlu ise Türkiye’nin yıllardır modernleşme ve demokratikleşme gayreti içinde olduğunu, 1 yıldır Fransa’yı Edirne’de temsil ettiğini belirten Dursunoğlu, ”Beni bu iki göreve de layık gören herkese teşekkür ediyorum. Benim görevim 3 ülke arasında insanların ön yargılarını yıkmak. Bu 3 ülkeyi bir arada daha mutlu günlere taşımak istiyorum. Bu ağır sorumluluğun bilincindeyim” dedi.

    Almanya’nın Edirne Fahri Konsolosluğu görevini Dursunoğlu’na teslim eden Rifat Çulha da Edirne ve Almanya arasında sorunların çözümü konusunda başarılı çalışmalar yaptıklarını belirterek, Dursunoğlu’na yeni görevinde başarı diledi.

    Daha sonra, büyükelçiler Cuntz ve Emie, Çulha’ya ayrılış belgesini, Dursunoğlu’na atama belgesini verdi.

    (MŞ-BAR-NA-HAN)

    ***

     

    25 Haziran 2008

     

    ÜNLÜ PROFESÖR BİR MİLYON DOLAR HARCAYIP ABD’DE TÜRK EVİ AÇTI

    Mardin’in Savur İlçesi’nde sekiz kardeşin yedincisi olarak dünyaya gelen, halen Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü Başkanlığı’nı sürdüren Prof. Aziz Sancar, yaklaşık bir milyon dolar harcayarak bir Türk Evi açtı. Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’ne seçilen üçüncü Türk olan Aziz Sancar ve eşi Gwen Sancar tarafından kurulan AGS Foundation bünyesinde hizmet veren Türk Evi, doktora öğrencileri için yurt görevi de görecek. Türk Evi’nde kütüphane, konferans ve sinema salonları da bulunuyor.

     

    1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde sekiz kardeşin yedincisi olarak dünyaya gelen, ilk ve ortaokulu Savur’da, liseyi Mardin’de okuyan ve 2005 yılında dünyanın en prestijli kuruluşlarından Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’ne seçilen Prof. Aziz Sancar, Türk Evi kurma fikrinin ABD’ye geldiği ilk yıllara dayandığını belirtiyor. Yıllar önce Texas Dallas’ta Amerikan üniversite dünyasına adım atan Aziz Sancar, karşılaştığı güçlükler karşısında ileride kendi birikimleriyle bir Türk Evi kurmaya ve ABD

     

    ’ye gelen Türk öğrencilerin hayatını kolaylaştırmaya karar veriyor.
    Kuzey Carolina Üniversitesi kampusu içinde yer alan Türk Evi, ünlü bilim adamının kendisi gibi nitelikli bilim adamı yetiştirme hayallerine de hizmet edecek. Prof. Sancar, Amerikan Bilimler Akademisi’ne seçilmesini sağlayan ve vücudun biyolojik saatini düzenleyen “kriptokrom” enzimi ile ilgili olarak Hürriyet’e şunları söylemişti:

     

    “Biz bu enzimin biyolojik saati ayarladığını ileri sürdük ve hemen enzimi yapan genin patentini aldık ve öyle olduğunu ispatladık. Şunu soyliyeyim ki, kriptokromun keşfi benim yaptığım en beklenmedik keşiftir ve bana çok mutluluk vermiştir. “

     

     

    ***

     

    25 Haziran 2008

    BELÇİKA YARGITAYI: DHKP-C TERÖR ÖRGÜTÜ, DAVA YENİLENMELİ

     

    Belçika’da Yargıtay, dört ay önce serbest bırakılan terör örgütü DHKP-C üyelerine ilişkin adli kararı bozarak sanıkların yeniden yargılanmasına karar verdi.
    DHKP-C ’yi “terör örgütü, suç örgütü ve çete” olarak niteleyen Yargıtay, örgüt üyelerinin, Belçika dışında işlediği suçlardan da yargılanabileceklerine hükmetti. Karara göre sanıkların tekrar yargılanması Brüksel Temyiz Mahkemesi’nde yapılacak. Anvers Temyiz Mahkemesi, 7 Şubat 2008 tarihli son kararında, terör örgütü DHKP-C üyesi sanıkları serbest bırakırken, bu kişilerin ve bağlı bulundukları örgütün Belçika dışındaki eylemlerini dikkate almayı da reddetmişti. Anvers Temyiz mahkemesi, firari terörist Fehriye Erdal’ı 2 yıl tecilli hapis ve bin 230 Euro para, Musa Aşoğlu’nu 3 yıl tecilli hapis ve bin 230 Euro para, Kaya Saz’ı da 21 ay tecilli hapis ve bin 230 Euro para cezasına çarptırmıştı.

     

     

    ***

    Haber Kaynağı

    BÜYÜKANIT: BARZANİ BENİ HAKLI ÇIKARDI

    Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, TUSAŞ-Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. bahçesindeki kokteylde gazetecilerle sohbet etti.

    Büyükanıt, “Mesud Barzani’nin ‘PKK terör örgütü diyemem’ demecini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Dediklerimin hepsini biliyorsunuz. Demek ki haklıymışım. Bizim şehit verdiğimiz, can, mal verdiğimiz PKK’ya terör örgütü dememenin ne anlama geldiğini siz değerlendirin. Eğer bu terör örgütü değilse başka terör örgütü yok dünyada. PKK gelmiş geçmiş en kanlı terör örgütüdür” yanıtını verdi.

    ***

    Haber Kaynağı

    KÜRTLER KANADALILARLA İKİ PETROL ANLAŞMASI İMZALADI

    Irak’ın kuzeyini kontrol eden Bölgesel Kürt Yönetimi, merkezi Irak yönetiminin karşı çıkmasına rağmen, Kanada firması Talisman ile iki petrol anlaşması imzaladı.

     

    Bağdat yönetimi Kürtlerin ulusal petrol yasası çıkmadan bu tür petrol anlaşmaları imzalamasına şiddetle karşı çıkıyor.

     

    Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Başbakanı Neçirvan Barzani’nin makamından yapılan açıklamada, Barzani ve Talisman arasındaki anlaşmaların önceki gün imzalandığı duyuruldu. Anlaşmaya göre, Talisman’ın bir yan kuruluşu, Kalar-Bavanur yatağının yüzde 40 işletmesine sahip olacak. Bu yatağın diğer yüzde 40’lık yönetimiyse Kanada şirketi WesternZagros’a ait. Kalan yüzde 20, yerel hükümete ait olacak. Talisman’ın bir diğer yan kuruluşu da Halepçe yakınlarında petrol arayacak.

     

    ***

    EN İYİ 100 OTELDEN 17’Sİ TÜRK

    TUI’nin 35 milyon misafiri arasında yaptığı misafir memnuniyeti anket çalışması sonucu dünyanın en iyi 100 oteli arasında 17 Türk oteli yer aldı.

    ANTALYA
    Dünyanın büyük tur operatörlerinden TUI’nin yaptığı misafir memnuniyeti anket çalışması sonucu, dünyanın en iyi 100 oteli arasında 17 Türk oteli yer aldı. TUI Türkiye Ürün ve Kontratlar Müdürü Melih Yetiş, geçen yıl 1 Ocak ve 31 Aralık tarihleri arasında dünyada TUI ile seyahat eden 35 milyon misafirleri arasında yapılan “misafir memnuniyeti” anketinin sonuçlandığını bildirdi. Anket sonuçlarına göre, dünyanın en iyi 100 oteli arasına 17 Türk otelinin girdiğini belirten Yetiş, 17 Türk otelinin, dünyanın en prestijli turizm ödülü olan “TUI Holly” ödülünü almaya hak kazandığını kaydetti.

    Yetiş, bir önceki yıl bu ödülü almaya hak kazanan Türk oteli sayısının 13 olduğunu hatırlatarak, “Bu sayının 17’ye çıkması, ülkemizin kaliteli turizm ve misafir memnuniyetinin artması anlamına gelmektedir” dedi.

    Yetiş’in verdiği bilgiye göre, dünyanın en iyi 100 oteli arasına giren Türk otellerinin adları şöyle:

    “Amara Beach Resort (Side-Antalya), Barut Club Hotel Hemera (Side-Antalya), Barut Hotel Lara Resort Spa & Suites (Lara-Antalya), Cornelia de Luxe Resort (Belek-Antalya), Gloria Serenity Resort (Belek-Antalya), Hotel Delphin Deluxe Resort (Alanya-Antalya), Hotel Delphin Palace (Lara-Antalya), Hotel Marmaris Park (İçmeler-Marmaris-Mugla), Hotel Melas Resort (Side-Antalya), Hotel Papillon Ayscha (Belek-Antalya), Hotel Papillon Zeugma (Belek-Antalya), Hotel Yetkin (Alanya-Antalya), Iber Otel Sarigerme Park (Sarigerme-Muğla), Magıc Lıfe Kemer Imperial (Kemer-Antalya), Robınson Club (Çamyuva-Kemer), Antalya Robınson Club Nobilis (Belek-Antalya), Robınson Club Pamfılya (Side-Antalya)”.

    25.06.2008

    ***

    İSRAİL, TÜRKİYE ÜZERİNDEN RUS GAZI ALACAK

     

    İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Binyamin Ben-Eliezer, Gazprom’dan İsrail piyasasına da doğalgaz vermesini istedi. Moskova’da gerçekleşen görüşmede, İsrail’in önümüzdeki dönemde doğalgaz talebinin hızla artacağı dile getirildi.

    İsrail’in 2010 yılına kadar 8 milyar metreküpe ulaşacak talebini karşılamak için Mavi Akım ve Türkiye hattının kullanılması planlanıyor.

    Gazprom Başkanı Aleksi Miller, İsrailli bakan Ben-Eliezer’la güzergah konusunu konuştu. Buna göre Mavi Akım kullanılacak. Ancak Türkiye’den İsrail’e uzanacak bölgeye yeni hat inşa edilmesi gerekiyor.

    Gazprom başkan yardımcılarından Sergey Kupriyanov, görüşmelerin uzun süredir devam ettiğini, gaz alım konusunda görüşmelerin devam ettiğini, ancak miktar konusunda herhangi bir netlik olmadığını açıkladı. 2006 yılında Rusya eski devlet başkanı Vladimir Putin’le İsrail başbakanı Ehud Olmert Mavi Akım’ın İsrail’e kadar uzatılması konusunu görüşmüştü. İsrail’in sabit fiyatla doğalgaz alma talebinde ısrar etmesi üzerine anlaşma sağlanamamıştı.

    Gazprom’dan yapılan açıklamaya göre, İsrail enerji ihtiyacının yüzde 67’sini petrolden karşılıyor. Kömür de enerji tüketiminde yüzde 30’luk bir paya sahip. Doğalgaz tüketimi ise yüzde 1’den daha az. 47 milyar metreküp ispatlanmış doğalgaz rezervi olan İsrail, yılda 800 milyon metreküp doğalgaz üretiyor. Ülke şimdilik az miktarda olsa da İsrail-Amerikan konsorsiyumu olan Yam Thetis ve İsrail-Mısır konsorsiyumu olan Akdeniz Gaz Grup’dan doğal gaz alımı gerçekleştiriyor.

    Tel-Aviv 2010’dan itibaren Mısır’dan yıllık 1,7 milyar metreküp doğalgaz alımı konusunda anlaşma sağlamış durumda. İsrail’li bakan Ben-Eliezer, ay başında Azerbaycan enerji şirketi SOCAR’la yaptığı görüşme çerçevesinde Bakü’den de önemli miktarda doğalgaz almayı planladığı kaydediliyor.

    25 Haziran 2008, Çarşamba

     

     

    Dünyanın en ünlü bilim adamlarından birisi olan ve DNA onarımı konusunda yaptığı çalışmalarla Amerikan Bilimler Akademisi’ne seçilen Prof. Aziz Sancar, eşi ile birlikte kurduğu AGS Foundation (Aziz-Gwen Sancar Foundation) bünyesinde bir Türk Evi açtı.
    ABD’nin Kuzey Carolina eyaletinde açılan ve yaklaşık bir milyon dolara mal olan Türk Evi’nden doktora öğrencileri yararlanacak. Üç katlı bir binada açılan Türk Evi’nde öğrencilerin kalacağı mustakil daireler, kütüphane, konferans ve sinema salonlarının yanısıra Amerikalılara Türkçe kursları veren bir merkez de yer alıyor.

     

  • TURK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    TURK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    İÇİNDEKİLER:

    AB TEMEL HAKLAR AJANSI RAPORU

    -AB ÜLKELERİ IRKÇILIKLA YETERİNCE SERT MÜCADELE ETMİYOR
    -IRKÇI SALDIRILAR ARTTI

    ROTH: BÖHMER KURULTAYA KATILMAYARAK KIBRINI GÖSTERDI

    KOLAT’LA YOLA DEVAM

    EĞİTİM BAKANI TÜRK GENÇLERİNİ ÖVDÜ

    -YARI FİNAL MAÇI ÖNCESİ BÜYÜKELÇİLER ”DOSTLUK” DEDİ

    -EDİRNE’DE FAHRİ KONSOLOSLUK ATAMA TÖRENİNE KATILAN FRANSA

    VE ALMANYA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİLERİ, ALMANYA-TÜRKİYE

    MAÇINDA DOSTLUĞUN VE CENTİLMENLİĞİN KAZANMASINI İSTEDİ

    ALMAN EĞİTİM SİSTEMİ DEĞİŞMELİ

    GÖÇMEN GENÇLERE KONTENJAN AYRILSIN

    ABD, TÜRKİYE’DEKİ 2 BİN IRAKLI’YI ALACAK

    ***

    AB TEMEL HAKLAR AJANSI RAPORU

    -AB ÜLKELERİ IRKÇILIKLA YETERİNCE SERT MÜCADELE ETMİYOR

    -IRKÇI SALDIRILAR ARTTI

    VİYANA (A.A) – 24.06.2008 – Avrupa Birliği’nde ırkçılık ve ayrımcılığın hala yaygın olduğu ve AB üyesi ülkelerin bunlara karşı yeterince sert mücadele vermediği bildirildi.

    AB Temel Haklar Ajansı, bugün yayımladığı yıllık raporunda, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere AB üyesi 9 ülkenin ırkçılık ve yabancı düşmanlığıyla aktif olarak mücadele ettiğini, ama diğer üyelerin çoğunun AB’nin sert “ırk eşitliği direktifinin” birçok bölümünü yerine getirmediğini belirtti.

    Raporda, “ırkçılık, ayrımcılık, kökleşmiş dezavantajlar, ırkçı şiddet ve saldırıların Avrupa’daki birçok kişi için hayatın bir gerçeği olmaya devam ettiği” kaydedildi.

    Merkezi Viyana’da olan ajansın raporunda, İngiltere’nin 2006-2007 yıllarında toplam 95 ırkçı saldırı davasında ceza verdiği, bu sayının diğer 26 üye ülkedeki cezaların toplamından daha fazla olduğu belirtildi.

    Raporda İngiltere’nin yanı sıra Bulgaristan, Fransa, İrlanda, İtalya, Macaristan, Romanya, Finlandiya ve İsveç’in ırkçılıkla mücadelede mevcut yasal araçları iyi kullandığı kaydedildi.

    Buna karşın Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Almanya, Estonya, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Litvanya, Lüksemburg, Polonya, Portekiz ve Slovenya’nın belirtilen dönemde ırkçılığa karşı herhangi bir ceza vermediği belirtildi.

    Rapora göre, ırkçı şiddet ve saldırıları yakından takip eden 11 AB ülkesinin çoğunda 2006-2007 döneminde ırkçı saldırılar artarken, anti-semitizm İngiltere, Fransa ve İsveç’te arttı.

    Ayrıca Fransa ve Almanya’da aşırı sağcı grupların işlediği suçlar da arttı.

    Raporda 27 üyeden 16’sının ırkçılıktan kaynaklanan suçları uygun biçimde takip edip kaydetmediği için genel durumun anlaşılamadığı belirtildi.

    Avrupa Parlamentosu’na bugün sunulacak raporda, Romanların Avrupa’da konut, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim konularında en fazla ayrımcılığa uğrayan grup olduğu belirtildi.

    (AP-SO-SRP)

    ***

    ROTH: BÖHMER KURULTAYA KATILMAYARAK KIBRINI GÖSTERDI

    Almanya Türk Toplumu (TGD)`nin 7. Olagan Kurulu hafta sonu yogun bir katilimla gerçeklestirildi.Kurulun basligi ise, bir anlamda Almanya`daki uyum politikalarinin tükendigine isaret ediyordu. Çünkü kurul, göçmenler için uyum yerine katilim kavraminin desteklenmesi çagrisinda bulunuyordu. Çok sayida siyasetçi ve sivil toplum temsilcisi Cumartesi günü bu çagri altinda biraraya geldi. Sadece bir kisi disinda; o kisi de Göç ve Uyumdan Sorumlu Bakan Maria Böhmer`di.

    Multikulti.de
    ***

    KOLAT’LA YOLA DEVAM

     

    Süleyman SELÇUK/BERLIN | 23.06.2008

     

    Almanya Türk Toplumu (TGD) Genel Başkanlığına tekrar Kenan Kolat getirilirken, başkan yardımcılıklarına Bahattin Kaya, Hakan Civelek, Şeref Erkayhan, Sabriye Supcun, Hilmi Kaya Turan, Arif Arslaner, Cebel Küçükkaraca, Hüseyin Yılmaz seçildi.

    BERLİN’de yapılan Almanya Türk Toplumu’nun (TGD) 7. Genel Kurulu’nda tek aday olan Kenan Kolat, oy çoğunluğu ile tekrar Genel başkanlığa getirildi. Genel Kurulda raporların okunması ve tartışılmasından sonra yönetim kurulu aklandı. Yapılan seçimlerde Yürütme ve Yönetim Kurulları yenilenirken, Genel Başkanlığa ikinci kez Kenan Kolat ve başkan yardımcılıklarına da, Berlin Türk Alman İşadamları Birliği (TDU) eski başkanı Bahattin Kaya başta olmak üzere Hakan Civelek, Şeref Erkayhan, Sabriye Supcun, Hilmi Kaya Turan, Arif Arslaner, Cebel Küçükkaraca, Hüseyin Yılmaz seçildi.

    Yeni yönetim

    Almanya Türk Toplumu Genel kurulu’nda yönetim kuruluna şu kişiler getirildi: ‘Serdar Yazar, Budak Dilşad, Celale Yıldız, Rena Büyükyıldız, Ömer Köşkeroğlu, Hamide Türker, Gülseren Doğaner, Güven Polat, Cumaali Kangal, Köksal Böttcher, Alişan Genç, Erinç Ercan, Tayfun Çilingir, Sami Pakel, Erhan Songün, Deniz Güner, Serkan Tören, Harun kahveci, İsmet Uçan Alişan Genç, Erhan Songün Denetleme kuruluna ise, Azmi Akgül, Yemlihan koç, Nülifer Dann, Tufan kıroğlu ve Nalan Arkat seçildi.   

     

    ***

    EĞİTİM BAKANI TÜRK GENÇLERİNİ ÖVDÜ

    Ünsal TURAN / KOPENHAG | 23.06.2008

    Danimarka Eğitim Bakanı, kompozisyon ve tarih yarışmasında birinci olan iki öğrenciyi makamında tebrik ederken, Çağlanur Avcı’nın geçen yıl birinci olduğunu hatırlatarak, “Türk gençleri çok akıllı ve çalışkan” dedi. Yarışmada “Modern Türkiye” yazısıyla bir Danimarkalı öğrenci 3. seçildi.

    DANİMARKA Eğitim Bakanı Bertel Haarder lise öğrencileri arasında düzenlenen kompozisyon ve tarih yarışmasında birinci gelen iki öğrenciye ödülünü makamında verdi. Bertel Haarder, Danimarkalı iki öğrenciye ödüllerini verirken, geçen yılın birincisinin Türk kızı Çağlanur Avcı’nın olduğunu hatırlatarak, Türk gençlerinın çok akıllı ve çalışkan olduklarını söyledi.
    Türkiye yazısı 3. oldu

    Bertel Haarder, Çağlanur’un yazısını çok beğendiğini, Türkler arasında anlatılacak çok ilginç hikayeler olması gerektiğini söyledi. Her yıl çeşitli konularda düzenlenen Kompozisyon ve tarih yarışmasının jüri başkanı Devlet Arşivleri Halkla İlişkiler Müdiresi İnge Bundsgaard, bu yıl yarışmaya aralarında Türk gençlerinin de bulunduğu 64 öğrencinin katıldığını belirterek, “Geçtiğimiz yılın birincisi Çağlanur Avcı oldu. Çağlanur, 1969 yılında Türkiye’den ayrılarak Danimarka’ya göçmen olarak gelen dedesinin hikayesini yazmıştı. Bu yıl dereceye giren Türk genci olmadı ancak Rungsted Lisesinden 3. sınıf öğrencisi Nicholaj N.Hjort ‘Modern Türkiye’ yazısıyla üçüncü oldu” dedi.
    Hürriyet’e övgü

    Bakanlıktaki ödül töreninde, iki ayrı dalda birinciliği paylaşan Mette Mane Lund Jensen ve Rasmuss Graversen diplomalarını, 5’er bin kron para ödülünü Bakan Bertel Haarder’in elinden aldılar. Törene katılmayan ikincilere 2’şer bin Kron üçüncülere 500’er Kron para ödülleri ve ilk 10’a giren öğrencilere de çeşitli ödüller verildiği bildirildi.

    Ödül törenine katılanlara Hürriyet gazetesini de överek anlatan Bakan Bertel Haarder, “Bu tür güzel haberler her zaman Hürriyet gazetesinin baş sayfasında yer almıştır” dedi.
    ***

    -YARI FİNAL MAÇI ÖNCESİ BÜYÜKELÇİLER ”DOSTLUK” DEDİ

    -EDİRNE’DE FAHRİ KONSOLOSLUK ATAMA TÖRENİNE KATILAN FRANSA

    VE ALMANYA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİLERİ, ALMANYA-TÜRKİYE

    MAÇINDA DOSTLUĞUN VE CENTİLMENLİĞİN KAZANMASINI İSTEDİ

    EDİRNE (A.A) – 24.06.2008 – Edirne’de fahri konsolosluk atama törenine katılan Fransa ve Almanya’nın Ankara büyükelçileri, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası yarı finalinde yarın yapılacak Almanya-Türkiye maçında dostluğun ve centilmenliğin kazanmasını istedi.

    Almanya’nın Edirne Fahri Konsolosluğuna Dr. Ercan Dursunoğlu’nun atanması dolayısıyla Av Köşkü’nde yapılan törene katılan Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz ile Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Bernard Emie, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası yarı finalindeki Almanya-Türkiye maçına ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    Büyükelçi Emie, Fransa’nın şampiyonadan erken elenmesinden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. 

    Emie, Almanya ve Türk futbol takımlarının güçlü ekipler olduklarını ve karşılaşmanın sürprize açık olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

    ”Yarınki maç öncesi Türkiye’de yaşayan biri olarak kalbim sallanıyor. Almanya, gerek Avrupa gerek dünya kupalarında iyi performans sergileyen bir ekip. Türkiye de başarılarını bu turnuvada sergiledi. Çok iddialı bir maç olacak ama skor tahmini yapmak çok zor. Bence maçın normal süresi 2-2 biter. Uzatmalarda da kim hak ederse o kazansın. Hem Almanya hem de Türkiye’yi tutuyorum. Maçı dostluk kazansın.”

    Büyükelçi Cuntz ise Türk Milli Takımı’nın mücadeleci bir ruha sahip olduğunu belirtti. Cuntz, şöyle konuştu:

    ”Almanlar tecrübeli, ancak Türkiye çok tehlikeli bir rakip. Çünkü her zaman sürprizlere açık bir takım. Ancak unutmamak gerekir ki Hamit Altıntop gibi Almanya’da top koşturan bir futbolcunuz var. Almanya maçı kaybetse bile, Türkiye’nin kazanmasında Almanya’nın bir katkısı olacak. Son saniyeye kadar maçta ne olacağı belli olmaz. Sahada dostluk ve centilmenlik havasının estiği bir karşılaşma olmasını diliyorum.”

    (BAR-MŞ-SÇ)

    ***

    ALMAN EĞİTİM SİSTEMİ DEĞİŞMELİ

    Erkan MISIRLI/ MÜNIH | 23.06.2008

    Sosyal Demokrat Halk Dernekleri Federasyonu başkanı Ahmet İyidirli Alman Eğitim Sistemi’nin değişen toplum yapısına göre yeniden uyarlanarak göçmen çocuklara eşit eğitim hakkı verilmesi gerekir dedi.

    ALMANYA’nın Münih kentinde Sosyaldemokrat Halk Dernekleri Federasyonu Güney Almanya Örgütü “Göçmen Çocukların Eğitimi ve Sorunları” başlıklı bir sempozyum düzenledi. Sempozyuma katılan konuşmacılar  HDF genel Başkanı Ahmet İyidirli “Eğitim Politikaları ve Göçmenler”, Dr. Etem Ete “Aile ve Çocuk ilişkileri”, Dr. Özgür Savaşçı “Anadilin ve Çok Dilliliğin Önemi” ve Meslek Danışmanı Ahmet Naz ‘Meslek Seçimindeki Sorunlar’ konusunda bilgiler verdiler. Sempozyumu Türkiye Halk Derneği Münih Başkanı Necip Şahin yönetti.
    Toplum yapısına cevap veremiyor

    HDF Genel Başkanı Ahmet İyidirli Almanya’nın toplum yapısının değiştiğini Eğitim Sistemi’nin de bugünkü toplum yapısına cevap vermediğini göçmenler açısından sorunlar yaşandığını belirterek değişmesi gerektiğini söyledi.
    Almanya’nın artık bir göç ülkesi olduğunu belirerek bugünkü Alman Eğitim Sistemi’nin ayrımcı yapısı gereği başta Türkler olmak üzere göçmenlerin sosyal kökenlerinden dolayı kaybedenler arasında olduklarını söyledi.
    Eğitimin anaokulundan üniversiteye kadar ücretsiz olması gerektiğini, Alman Eğitim Sistemi çocukları kabiliyet ve yeteneklerine göre elerken sosyal ve etnik kökenlerini dikkate alarak duyarlı olmasının da büyük önem taşıdığını vurguladı. Ahmet İyidirli, anadille eğitimin temel bir hak olduğunu bu talebin inanç ve inatla sürdürülmesini istedi.
    Meslekte yanlış seçimler

    Aktif adlı Meslek Danışma Merkezi sorumlusu eğitmen Ahmet Naz meslek eğitimi konusunda Türk gençlerini belirli mesleklerde yığılmalar yaparak yanlış tercihlerde bulunduğuna dikkati çekti. Naz Alman Eğitim Sistemi’nin yapısal sorunlarının meslek eğitim ve yaşamına da yansıdığını belirterek, “Meslek konusunda aile ve genç tercih yaparken kafalarındaki değil hem yeteneklerine hem de iş piyasasının gereklerine cevap verecek mesleklere eğilmeleri gerekir. Bugün 350 meslek olmasına rağmen Türk gençleri 5-6 meslek konusunda ısrarcı olunup yanlış seçimler yapılmakta. Bu konuda meslek danışmanlarına başvurulması en iyi yoldur’ dedi.
    Çocuklarımıza vakit ayıralım

    Dr Etem Ete Türk anne ve babaların  çocuk eğitimi konusunda daha duyarlı olmalarını isteyerek, eğitimin okulda değil ailede başladığını söyledi. Çocuk yetiştirmede ilk 4 yılın büyük önem taşıdığını belirten Dr. Etem Ete, “Bizi biz yapan temel taşlar 0-4 yaşlarında atılır. Çocuklarınıza vakit ayırın. Onlarla konuşun oynayın. Sevildiğini, korunduğunu bilsin. Bilmediğiniz konularda uzmanlara danışın. Eğitimde başarı okul öncesi eğitime bağlıdır” dedi.
    Dil ve düşünce ayrılmaz

    Dil Bilimci Dr. Özgür Savaşçı “Anadil ve Çok Dilliliğin Önemi” konulu konuşmasında  dil ve düşünce arasında ayrılmaz bir bağ olduğuna değinerek, “Dil ve düşünce, bir yaprağın iki yüzü gibidir” dedi.
    Çocukların 6 yaşına kadar dil öğrenme yeteneklerinin çok yüksek olduğunu belirterek bundan her ailenin yararlanmasını tavsiye etti. Anadilin çocuğun öğrendiği yada edindiği  ilk diller olduğunu söyledi.
    ***

    GÖÇMEN GENÇLERE KONTENJAN AYRILSIN

    Metin ES / DUISBURG | 23.06.2008

    AWO-Integration tarafından Duisburg’da düzenlenen podyum tartışmasında bir araya gelen uzmanlar, kamusal alanda göçmenlere eşit şans tanınmadığı tezinde ortak görüş belirtirken, “mutlaka kontenjan ayrılmalıdır” dediler.

    Almanya’nın Duisburg kentindeki AWO-Integration tarafından 13. Federal Gençlik Hizmetleri Kongresi kapsamında ‘Gençlik hizmetleri nasıl kurtulur? Çokkültürlü açılım personel ile başlar. Katılım şimdi, kontenjan hemen olmalı’ başlıklı bir podyum tartışması düzenledi. AWO-Duisburg Genel Müdürü Wolfgang Krause ve Duisburg Anakent Belediye Belediye Başkanı Adolf Sauerland’ın selamlama konuşmalarını yaptıkları podyum tartışmasına SPD Federal Milletvekili Lale Akgün, Almanya Türk Toplumu Başkanı Kenan Kolat, SPD NRW Eyalet Milletvekili Angela Tillmann, Türk-Alman Forumu Başkanı Bülent Arslan, Eğitim Bilimci Prof. Dr. Ursula Boos-Nünning ve AWO-Integration Genel Müdürü Karl-August Schwarthans konuşmacı olarak katıldılar. Sinan Kumru’nun yönettiği etkinlikte konuşmacılar kamusal alanda göçmenlerin hiç denecek kadar az olmasından yakınarak, mutlaka belirli bir kontenjan sağlanması gerektiğini savundular.
    UYUM DEĞİL KATILIM TALEBİ  

    SPD Federal Milletvekili Lale Akgün, Almanya’da doğup, büyüyen ve burada yetişen gençlerin eşit şanlara sahip olması gerektiğini savunarak şunları söyledi:

    ‘Örneğin Duisburg’un göçmen oranına göre bütün meslek alanlarında bu oran yansımalı. Ancak bugüne kadar bu mümkün olmadı. Kaldı ki Türk genç akademisyenler burada fırsat eşitliğini sağlayamadıklarından ötürü Türkiye’ye dönüyorlar. Bu olay Almanya için büyük bir kayıp. Almanya’da bir milyon civarında işçi açığı var. Bu sayı önümüzdeki yıllarda daha da artacak. Artık kafaların değişmesi gerekiyor. Öncelikle Almanların göçmenleri artık kabullenmeleri ve onlara sahip oldukları şanları tanımaları zaruridir.’

    Kenan Kolat ise, ‘Almanya’da hizmet veren ve alan mercilerde göçmenler açısından maalesef fırsat eşitliği tanınmıyor. Açıkçası Türk göçmenlere karşı da bir dışlanma söz konusu. 2007 yılında Almanya’da yapılan araştırmaya göre aynı eğitimi almış ve aynı  liseden mezun olan gençlerden Türkler sadece yüzde 27 oranında meslek yeri bulurken, diğer göçmenlerde bu oran yüzde 45 ve Alman gençlerinde de yüzde 67 oluyor. Bu şunu gösteriyor ki; fırsat eşitliği göçmenlere tanınmıyor. Benim önerim artık resmi dairelerde ve çeşitli kurumlarda göçmen kökenli gençlere yüzde 10’luk bir kontenjan uygulansın. Böylece resmi daireler de kültürel bir zenginlik kazanmış olacaktır. Uyum değil, katılım talep ediyoruz’ dedi.

    GÖÇMEN AKADEMİSYENLER ÇEVİRMEN OLUYOR

    Kamunun göçmenlere açılımını desteklediğini, ancak kontenjan uygulamasının beklentiye cevap vermeyeceğini ifade eden Bülent Arslan, ‘Bu uygulamayla birçok kurum, örneğin pek de dezavantaj yaşamayan İngiliz, Fransız kökenli göçmeni bulup kontenjan hakkını kullanma yoluna gidebilir’ diye konuştu. SPD Eyalet Milletvekili Angela Tillmann ise kesinlikle göçmenler için kontenjandan yana olduğunu ve NRW Eyaleti’nde ciddi bir potansiyelin bulunduğunu vurguladı. Birçok dile hakim pırıl pırıl göçmen kökenli akademisyen gençlerin sadece çeviri hizmetleri için kullanıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Ursula Boos-Nünning şunları söyledi: ‘Alman gençlik hizmetleri ve kamu kurumları bu küçük çeviri hizmetleriyle çokkültürlü açılım yaptıklarını sanıyorlar. Bu potansiyel kullanılmazsa, göçmenler kendi gençlik hizmetlerini oluşturacak, paralel yapılar ortaya çıkacak. Göçmenler akademisyenler için kontenjan oluşturmak tarihi bir gerekliliktir’ dedi. AWO-Integration Genel Müdürü Karl-August Schwarthans da 80 çalışanından yarısının göçmen kökenli olduğuna dikkat çekti.
    ***

    24 Haziran 2008

    ABD, TÜRKİYE’DEKİ 2 BİN IRAKLI’YI ALACAK
    A.A.

    ABD Büyükelçiliği Sözcüsü Kathryn Schalow, “Türkiye’deki Iraklı mültecilerden en az 2 bini ABD’ye yerleştirme niyetimiz var” dedi.

    Bush Yönetimi, binlerce Iraklı mülteciyi ABD’ye yerleştirme planı çerçevesinde Türkiye’deki Iraklı sığınmacıların önemli bir bölümünü almayı düşünüyor. ABD Büyükelçiliği Sözcüsü Kathryn Schalow da, “Türkiye’deki Iraklı mültecilerden en az 2 bini ABD’ye yerleştirme niyetimiz var” şeklinde konuştu.

    Birkaç bine ulaştığı belirtilen Türkiye’deki Iraklı sığınmacıların 2 bininin ABD’ye yerleştirilmesi planının, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Iraklı Mülteciler Koordinatörü James Foley’nin geçen hafta Ankara’ya yaptığı ziyaret sırasında ele alındığı öğrenildi.

    Foley’nin, 19-20 Haziran günlerinde Ankara’da Dışişleri ve İçişleri Bakanlıklarının yanısıra, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği yetkilileriyle de görüştüğü belirtiliyor.

    ABD Büyükelçiliği Sözcüsü Kathryn Schalow da, Foyle’nin Ankara’daki görüşmelerinin “çok iyi” geçtiğini ve “olumlu” olduğunu söyledi. Schalow, “Toplantılar, Iraklı mültecilerin yeniden yerleştirilmesi için Türk hükümeti ve hükümet dışı kuruluşları ile, mültecileri kabul eden ülke olarak ABD arasındaki işbirliğinin önemini pekiştirdi” dedi.

    Iraklı mültecilerin ancak küçük bir kısmının Türkiye’de olduğunu kaydeden Schalow, “Türkiye’deki Iraklı mültecilerden en az 2 binini ABD’ye yerleştirme niyetimiz var” şeklinde konuştu.

     

  • Obama Kandırması

    Obama Kandırması

    Obama tutuculukta McCain’den fazla farkli degildir. Ondan ve Bush’tan daha iyi konusuyor ve yaziyor, meslekten avukat ve sonra da siyasetci oldugundan, agzi lâf yapiyor. Dogactan ve egitimi nedeniyle, kendini dinletip sanki gercek bir secenekmis gibi umut veriyor.

    Prof. Dr. Turkkaya ATAOV
    TurkishForum Danisma Kurulu Uyesi

    New York: Yari Afrika kokenli ve siyah deriliyle evli Barack Obama gibi biri Amerikan siyaset cekismesinde ilk kez onde gelen iki partiden birinin baskan adayi konumuna oturdu. Bu bir yenilik sayilabilir. Yine siyah Powell ve Rice bakan olabilmisler,Jackson aday adayi asamasindan geri donmustu. Ancak Obama’nin basarisinda ne ABD, ne de dunya icin temel degisikligin isaretleri var. Tam karsiti, oradaki duzenin, degisim sozu veren, ama duzenden yana siyah derililere de gereksinimi var. Obama Beyaz Saray’a girecek olsa, birtakim surumluk degisiklik onerilerinde bulunabilir de. Ne var ki, ne o koklu donusumlerden yanadir, ne de duzen onun boyle bir konuma gelip oturmasina izin verir.

    Benim bu yorumum onun yayimlanmis kitabinda soylediklerine ve soylemediklerine dayaniyor. Surumde uzun sure ilk sirada kalmis olan kitabinin basligi “Umudun Kustahligi” diye cevrilebilir. Ilk kitabi daha cok babasina ve cocukluguna, bu ikincisi de siyasetteki deneyimlerine odaklaniyor. Ikisi de ani agirlikli, ama ikincisinde siyasete iliskin gorusleri oraya buraya serpistirilmis. Yazdiklarina ve yazmaktan kacindiklarina bakarak Obama’nin Amerika’da ve dunyada gunumuzdeki egemen duzenin savunucusu oldugu soylenebilir ve soylenmelidir.

    Ozellikle rakibi Demokrat Parti’deki elestirmenleri Obama’yi “asiri, devrimci” bulabilirler. Ancak Obama tutuculuktaMcCain’den fazla farkli degildir.

    Ondan ve Bush’tan daha iyi konusuyor ve yaziyor, meslekten avukat ve sonra da siyasetci oldugundan, agzi laf yapiyor. Dogactan ve egitimi nedeniyle, kendini dinletip sanki gercek bir secenekmis gibi umut veriyor. Bu kandirmacaya degil, onun gercek inanclarina bakalim.

    Once, Obama sermayeci duzenin ve gunumuz kuresellesmesinin hayrani. Ilk ve ortaokul yillarinda kimi arkadaslarinin ve baskalarinin kapitalizmi yermelerini “sorumsuzca” buluyor. Icte ve dista sonuna dek somuru demek olan kuresellesmenin kapilarini acan eski Baskan Reagan’in “Amerikan halkinin bekledigini” getirdigini soyluyor. 1929 Buyuk Ekonomik Bunalimi gelip cattiginda o zamanki Baskan Roosevelt’in coken kapitalizmi kurtarmak icin basvurdugu “Yeni Yaklasim”siyasetini bile bugun icin fazla buluyor. Obama’ya gore duzenin acik ve gizli savunuculugunda yasadisi isler de yapmis olan (ve kapitalizmin de emperyalizmin de is bitiricilerinden) Bill Clinton’i “yoksullukla savasimda kisisel sorumluluk almis olan ve gormezden gelinmez bicimde ilerici” olarak alkisliyor. Esi Hillary de, ondan onceki Demokrat aday SenatorJohn Kerry de Obama’ya gore, “kapitalizmin erdemlerine ve Amerikan ustun ordusunun korunmasina inanmis”kisilermis!

    Kendi partisine ogudu su: “Siyasette merkezden uzaklasmayin, asiri partizanlik yapmayin!” Ona bakilirsa, 1968 kusagi asiri sagi kamcilamistir. Oysa Amerikan halki “alcakgonulludur” ve fazla bir sey istemiyor. Varligin yarisi en ustteki yuzde bire ait oldugu bugun de istemiyor? Ya da dunya nufusunun yalniz yuzde 4’unu olusturan Amerika, cevreyi en az ucte bir oranda bozarken, bu denklemlere Obama’nin soyleyecegi yalnizca bunlar mi? Marx’a ve Yeni Sol akimina “kacik” diyor. Kendi “gercekci”ymis! Yani, tekelci sermaye ve emperyalizm yararina gercekci.

    Ona kalirsa, Amerika’da anayasanin da buyurdugu gibi bir “halk yonetimi” varmis. Amerikan tarihini de siyasetin gercek isleyis bicimini de iyi bilmedigi kanisindayim. Adaylik savasimini iyi kavramis. Para nasil toplanir, nerelerde nasil konusulur, hangi orgutlu baski kumelerine nasil odunler verilir, onlari ogrenmis. Ama Amerika’da irk sorununun artik cozumlendigini saniyor. Hele kendi esi ve siyah cocuklariyla Beyaz Saray’a girdikten sonra. Ya disarida kalanlar? Onlarin issizlik, saglik, egitim ve benzeri sorunlari?.. Sorun daha 14’luk kizlarin McDonald’s’da kanserli yiyeceklerle midelerini doldurup duba gibi sisecek bozuk parayi ceplerinde bulundurmalari degil.

    Tekelci sermaye, ormanlari, bitki ve hayvan turlerini yok ediyor, ekim alanlarini zehirliyor, dogayi yok ediyor, tum kaynaklari eline aliyor, baska uluslari tutsak ediyor, surekli kan dokuyor ve bunlari ozgurluk ve demokrasi ugruna yaptigini soyluyor. Obama bu konularda suskun. Ama “Ermeni soykirimi” diye bir seyden birkac kez soz etti. San Francisco’dayken New York’ta basilan ve Ermeni sorunuyla ilgili uc kitabimi ona verilmek uzere biraktim. Ama Obama, benimkilerin yaninda, Amerikan gecmisine iliskin yanlislarini da duzeltecek olan H. Zinc, J. Loewens, J. Feagin ve M. Brown gibilerinin yazdiklarini da okumali.

  • IKINCI BIR ORHAN PAMUK YARATILMAKDA

    IKINCI BIR ORHAN PAMUK YARATILMAKDA

    Het interactief Nederlands persbureau Nieuwsbank vond voor u: IPA and WiPC condemn conviction of publisher book Armenian question http://www.nieuwsbank.nl/en/2008/06/23/d006.htm   
    ————————————————————
    Ingezonden persbericht 

    23 June 2008

    IPA and WiPC condemn conviction of publisher over book on Armenian question 
    SOURCE: International Publishers’ Association (IPA), Geneva; Writers in
    Prison Committee (WiPC), International PEN, London 

    (IPA/WiPC/IFEX) – The following is a 19 June 2008 joint IPA and WiPC press release:

    Article 301 TPC: International writers and publishers strongly condemn the sentencing of Publisher Ragip Zarakolu for “insulting the State” 

    Geneva, London 19 June 2008 – The International Publishers Association

    (IPA) and the Writers in Prison Committee of International PEN strongly condemn the sentencing of publisher Ragip Zarakolu in Istanbul on 17 June 2008 for “insulting the State” (Article 301 TPC) to a five-month prison sentence, reduced to a fine.

    The organisations are especially alarmed that this is the first conviction since this article was slightly amended on 30 April 2008, after over 1,000 people, including writers, publishers and journalists, have been brought to the courts in the three years since its inception in 2005. IPA and PEN have been calling for the repeal of this law ever since it was presented in draft form, and are deeply disappointed that rather than remove this legislation, the amendments are simply cosmetic.

    Around 29 writers and journalists are on trial today under Article 301. They are among a total of 79 charged under a range of laws that impinge on the right to free speech, including Article 318 that has led numerous commentators on conscientious objection to the courts, and a raft of articles under Anti-Terror legislation and against “incitement” that have been used against writers on the Kurdish issues. There is clearly much more to do to bring ^Turkey in line with its international requirements that safeguard free expression.

    Ragip Zarakolu, recipient of the 2008 IPA Freedom to Publish Prize and an Honorary Member of several PEN Centres worldwide, has said that he will appeal the sentence and is determined to go as far as the European Court of Human Rights, if need be. IPA and PEN support him in demanding that he be acquitted on appeal and urge the ^Turkish Judiciary to complete this trial swiftly, efficiently and fairly.  

    The case leading to the conviction of Ragip Zarakolu was initiated in December 2004 for the publication of London-based author George Jerjian’s book, entitled: “The truth will set us free Armenians and Turks reconciled”. The first hearing of this case took place in Istanbul on 16 March 2005 and since then there have been more than ten hearings. Ragip Zarakolu was originally charged under Article 159 TPC, which criminalized acts that “insult or belittle” various state institutions. This article was abolished in 2005 and replaced with the now notorious Article 301. In some cases, defendants on trial under Article 159 benefited from the changes by having their cases closed, but this was not so for Zarakolu. Instead, he found that his trial continued under the new law. When Article 301 was slightly amended on 30 April 2008, Zarakolu hoped that this time the case would be dropped, or at the very least referred to the Ministry of Justice for review as now provided under the amendments. However, the judge ruled that, as Zarakolu was tried under the old Penal Code Article 159, the new amendments do not pertain. 

    Observers believe that Zarakolu is being singled out by the more conservative elements of the judiciary because of his decades of struggle for freedom of expression, and particularly his promotion of minority rights. Throughout his life, Ragip Zarakolu has been subjected to a series of long, time-consuming and expensive court hearings. The conduct of the trial in itself took the form of harassment and punishment against the defendant for daring to produce works that touch on sensitive issues, such as the ^Armenian question, and Kurdish and minority rights.

    The sentencing of Ragip Zarakolu shows that the recent cosmetic change to Article 301 TPC was not enough to put an end to freedom of expression trials in ^Turkey. ^Turkish legislation (new Article 301, Law 5816, etc.) must be amended or repealed to meet international standards, including the Charter of Fundamental Rights of the European Union. 

    Ragip Zarakolu will be awarded the 2008 IPA Freedom to Publish in Amsterdam on 18 September 2008 during the opening ceremony of the International Seminar on Neo-censorship (18-20 September 2008). This seminar is part of the Amsterdam World Book Capital 2008 programme. For more about the seminar, please see:

    http://www.amsterdamworldbookcapital.com/index.cfm?page=agenda&y=2008&m=9&d=18 

    IPA, established in Paris in 1896, represents the publishing industry worldwide through 65 national, regional and specialised publishers associations in 53 countries. International PEN was founded in 1921 in London. It is represented worldwide through 140 centres in over 100 countries. Both organisations are accredited Non-Governmental Organisations enjoying consultative status to the United Nations and seek to promote and defend the fundamental freedoms to publish, to read and to write, defending the rights of authors and publishers to create and distribute intellectual works in complete freedom. 

    RECOMMENDED ACTION:

    Send appeals to the Turkish prime minister:

    – expressing alarm at the conviction of Ragip Zarakolu on charges that are in direct denial of his right to freedom of expression

    – pointing out that Article 301 of the ^Turkish Penal Code is not compatible with Article 10 of the European Convention on Human Rights and Article 19 of the International Covenant on Civil and Political Rights, both of which protect the right to free expression and to which ^Turkey is a signatory

    – referring to the existence of numerous other laws in Turkey that are used against writers and journalists in the legitimate practice of their right to freedom of expression

    – calling for there to be a further review of Turkish legislation to remove from its remit all possibility of trials and convictions that breach the international standards to which Turkey is committed

    APPEALS TO:

    Prime Minister Recep Tayyip Erdogan
    Office of the Prime Minister
    Basbakanlik
    06573 Ankara
    Turkey
    Fax: +90 312 417 0476 

    Please copy appeals to the source if possible, and to the Turkish ambassador in your own country. To find the address:

    Updates the Zarakolu case arising from George Jerjian’s book:

    For further information, contact IPA, 3, avenue de Miremont, Ch-1206,

    Geneva, Switzerland, tel: +41 22 346 3018, fax: +41 22 347 5717, e-mail:

    [email protected], [email protected], Internet:

    ; or the WiPC, International PEN,

    Brownlow House, 50/51 High Holborn, London, WC1V 6ER, U.K.,
    tel: +44 207 405 0338, fax: +44 207 405 0339,
    e-mail: [email protected],
    Internet:

  • Washingtonda İran senaryoları

    Washingtonda İran senaryoları

    DÜŞÜNCE KURULUŞU RAPORU

    ELÇİN POYRAZLAR

    WASHINGTON – ABDnin İrana nükleer programı nedeniyle saldırmaya hazırlandığı yönündeki savların basında yer almasının ardından Washingtondaki önemli düşünce kuruluşları da bu konudaki çalışmalarına hız verdi.

    ABDnin etkili düşünce kuruluşlarından Washington Yakındoğu Politikaları Enstitüsü tarafından İrana yapılacak olası askeri bir saldırının sonuçlarına yönelik bir rapor hazırlandı. Patrick Clawson ve Michael Eisenstadt tarafından kaleme alınan Son çare: İrana karşı önleyici askeri eylemin sonuçları başlıklı raporda, ABDnin askeri saldırısına İranın nasıl yanıt vereceği ayrıntılı bir biçimde değerlendiriliyor. Raporda İranın nükleer programı konusunda diplomatik çabalara öncelik verilmesi, ancak askeri eylemlerin sonunda gerekli olabileceği görüşü öne sürülüyor. İrana askeri saldırının başarısının istihbarat, zamanlama ve koşullara bağlı olduğu belirtilerek, bu konuda ABD, İran ve dünyanın diğer yerlerindeki kamuoyu görüşünün de önemli olduğu vurgulanıyor.

    Saldırı seçenekleri

    İrana karşı düzenlenecek ABD saldırısının türü, ölçeği ve kapsamının önem taşıdığının belirtildiği raporda önleyici askeri eylemler arasında örtülü eylem, saklı tesislere saldırı, kapsamlı saldırı ve İrana İsrailin saldırması sıralanıyor.

    Örtülü eylemlere İranın en az tepki vereceği görüşünün ileri sürüldüğü raporda, bu eylemler içinde kilit bilgisayar sistemlerine virüs sokmak, önemli ekipmanlara zararlı tasarı kusurları yerleştirmek veya kritik tesisleri sabote etmek sayılıyor. Raporda saklı tesislere saldırıya örnek olarak İsrailin Eylül 2007de Suriyenin nükleer tesisi olduğunu iddia ettiği bir binaya yaptığı hava saldırısı gösteriliyor. İranın nükleer altyapısını hedefleyen geniş kapsamlı bir hava saldırısına İranın büyük tepki vereceğinin vurgulandığı raporda, ABD yerine İsrailin saldırması durumunda İranın yanıtının farklı olacağı tezi ileri sürülüyor.

    Raporda olası bir askeri saldırı karşısında İranın yanıtları arasında, Nükleer Silahsızlanma Antlaşmasından çekilme, bölgesel petrol ihracını aksatma, İran petrol ihracını durdurma, Körfez Bölgesinde ABD altyapısına saldırı, Irakta ABD güçlerine saldırı, Lübnanda Hizbullahı kullanarak İsraile saldırı, Dimonada İsrail nükleer reaktörüne saldırı, Arap ülkelerinde terörü
    besleme ya da tam ölçekli savaşa gitme gibi olasılıklar sayıldı

  • “SINIR ÖTESİ”  BU HAFTA BATI TRAKYA’YI VE YUNANİSTAN’DAKİ TÜRK AZINLIĞI MASAYA YATIRIYOR

    “SINIR ÖTESİ” BU HAFTA BATI TRAKYA’YI VE YUNANİSTAN’DAKİ TÜRK AZINLIĞI MASAYA YATIRIYOR

    KANAL A TV’DE CANLI OLARAK YAYINLANAN, YAPIMCILIĞINI VE SUNUCULUĞUNU DR. MEHMET SEYFETTİN EROL’UN YAPTIĞI DIŞ POLİTİKA PROGRAMI “SINIR ÖTESİ”NDE 26 HAZİRAN 2008, SAAT:22:45’DE “YUNANİSTAN’DAKİ TÜRK AZINLIĞI, BATI TRAKYA’NIN HUKUKİ STATÜSÜ, YUNAN SEVRİ VE 29 OCAK OLAYLARI” ELE ALINACAK.

     

    PROGRAM KONUKLARI:

    • GAZİ ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. İLYAS DOĞAN;
    • ARAŞTIRMACI YAZAR MEHMET GÜZEL;
    • HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ YRD. DOÇ. DR. HALİM ÇAVUŞOĞLU;
    • RUMELİ BALKAN TÜRKLERİ FEDERASYONU GENEL BAŞKANI ÖZCAN PEHLİVANOĞLU

     

    PROGRAM KAPSAMINDA AŞAĞIDAKİ SORULARA CEVAP ARANACAK:

     

    • BATI TRAKYA GERÇEKTEN YUNANİSTAN’A MI AİT?
    • BATI TRAKYA’NIN HUKUKİ STATÜSÜ NEDİR?
    • YUNANİSTAN’DAKİ TÜRK AZINLIĞI SADECE BATI TRAKYA’DA MI YAŞIYOR?
    • DİĞER BÖLGELERDEKİ TÜRK AZINLIKLAR NİÇİN GÜNDEME GETİRİLMİYOR?
    • YUNANİSTAN, NİÇİN “TÜRK AZINLIK” İFADESİNİ KABUL ETMEK İSTEMİYOR?
    • BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI YUNANİSTAN AÇISINDAN GERÇEKTEN BİTTİ Mİ?
    • YUNANİSTAN, 29 OCAK OLAYLARINDAN DOLAYI TÜRKLERE TAZMİNAT ÖDEDİ Mİ?
    • YUNAN SERVİ TÜRK AZINLIĞA TAZMİNAT HAKKI TANIYOR MU?
    • BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, YUNANİSTAN’DAKİ TÜRK AZINLIĞIYLA İLGİLİ NASIL BİR HATA YAPTI?
    • YUNANİSTAN VATANDAŞLIĞINDAN ÇIKARTILAN TÜRKLERİN DURUMU NE OLACAK?
    • AVRUPA BİRLİĞİ, YUNANİSTAN’IN BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞINA DÖNÜK POLİTİKALARI KARŞISINDA NİÇİN SUSUYOR?
    • TÜRKİYE, BATI TRAKYA TÜRKLERİNİN SORUNLARINA, BATI TRAKYA TÜRKLÜĞÜNE NE KADAR SAHİP ÇIKABİLİYOR?
    • BATI TRAKYA VE TÜRK AZINLIKLARIN HAKLARININ KORUNMASI NOKTASINDA KAÇ STRATEJİ MERKEZİMİZ VAR?
    • BATI TRAKYA TÜRKLERİ HAKLARINI NASIL ELDE EDEBİLİR?
    • TÜRKİYE VE YUNANİSTAN’DAKİ TÜRK AZINLIK NE YAPMALI?

     

    PROGRAMA SORU, GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİNİZLE SİZ DE KATKIDA BULUNABİLİRSİNİZ. BUNUN İÇİN ELEKTRONİK POSTA ADRESİMİZ:

     

    [email protected] 

  • ABD Türkiye’den 37 kişiyi lider adayı yetiştirmiş

    ABD Türkiye’den 37 kişiyi lider adayı yetiştirmiş

    From: ahmet oskay [[email protected]]

    Kendi değerlerini Türkiye’ye benimsetmek için çeşitli kesimlere mensup 37 lider adayı yetiştirmiş
    ABD’den itiraf gibi rapor Özgürlük ve Demokrasiyi Geliştiren Ülkeler Raporu, ABD’nin Türkiye’deki faaliyetlerini tek tek sıralıyor. Raporda, “Türkiye’de ihtiyaç duyulan yasal reformları vurgulayacak liberal değerleri desteklemek açısından Amerikan değerlerini yansıtan bir kamu diplomasisi zaruridir” vurgusu yapılıyor.

    BAHADIR SELİM DİLEK- Cumhuriyet- 22.06.2008
     
    ANKARA – ABD’nin sadece 2007 yılında Türkiye’den çeşitli kesimlere mensup 37 kişiyi “lider adayı” olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu bilginin yer aldığı ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2008 tarihli Özgürlük ve Demokrasiyi Geliştiren Ülkeler Raporu’nda ayrıca Washinton yönetiminin kendi değerlerini Türkiye’ye benimsetmek için yürütmekte olduğu faaliyetler de tek tek sıralandı.

    Raporda, ABD’nin Türkiye’de yürüttüğü çalışmalar “Amerikalı konuşmacıların katıldığı etkinlikler, değişim programları, büyükelçilik personeli ya da ülkeyi ziyaret eden Amerikalı yetkililerin verdiği demeçler ile elçilik Bilgi Kaynak Merkezi aracılığıyla verilen doğru bilgi kaynakları” şeklinde sıralandı. Raporda, “ABD, vatandaşların eğitimi, halka dayalı eylemcilik ve çeşitliliğin yönetimi gibi konularda Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Değişim Programı’nı finans etmektedir. Hukukun üstünlüğünü desteklemek ve yargının modern ve tarafsız olmasını sağlamak için yapılan çalışmalara yardımcı olmak amacıyla büyükelçilik, çok sayıda yasa koyucu, yerel siyasi lider, hâkim, adliye görevlisi, gazeteci, akademisyen ve STK görevlisinin bu programa katılmasını sağlamıştır. 2007 yılında 37 Türk, bu programlara katılarak ABD’ye gitmiştir ve Amerikalı meslektaşlarıyla tanışarak, Amerika’nın siyasi, adli ve sosyal sistemlerinin yapısı ve işleyişini daha yakından incelemiş ve ABD’nin insan hakları ve demokrasi geliştirme çalışmalarını gözlemlemiştir” denildi. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği yetkililerinin yürütmekte olduğu faaliyetler ise özetle şöyle anlatıldı:

    “Büyükelçilik görevlileri ülke içinde seyahat etmektedir. Görevliler, Amerikan politikaları ve değerlerini açıklamak ve Türk-Amerikan ortak menfaatlarını vurgulamak üzere konferanslara, seminerlere ve programlara katılır. İfade ve din özgürlüklerinin artması ve çeşitliliğe daha fazla hoşgörü gösterilmesi için büyükelçilik çalışanları, bazen de uygun olduğunda AB’li meslektaşlarıyla ortak çağrıda bulunurlar. Basın özgürlüğü ve sorumluluğunu desteklemek üzere, medyanın her kesiminden gazeteci, gazetecilik, ABD siyasi sistemi, dış politikası ve insan hakları meseleleri ile ilgili düzenlenen ziyaretçi programlarına katılmıştır.”
     
    Arsive gitmeniz icin linki tiklayin.

  • Türkiye Rusya değildir, Recep Tayyip Erdoğan da Putin değildir

    Türkiye Rusya değildir, Recep Tayyip Erdoğan da Putin değildir

    “Türkiye Rusya değildir, Recep Tayyip Erdoğan da Putin değildir”
    Egemen Bagis, AK Parti Istanbul Milletvekili

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış, ‘Türkiye Rusya değildir, Recep Tayyip Erdoğan da Putin değildir’ dedi.

    Egemen Bağış, The Wall Street Journal gazetesinde 17 Haziran 2008  tarihinde yayımlanan yazısında, ‘American Enterprise Enstitüsü Kıdemli Dış Politika Analisti’ Micheal Rubin’in aynı gazetede 6 Haziran 2008 tarihinde yer alan ‘Türkiye’nin Putin’i gitmeyi hak ediyor’ başlıklı yazısını değerlendirdi.

    Bağış, yazısında şunları kaydetti:

     ‘Türkiye Rusya değildir, Recep Tayyip Erdoğan da Putin değildir. Türkiye’nin demokratik seçimle işbaşına gelmiş başbakanının ve hükümetinin görevden alınmasını önermek, Türk seçmeninden başka kimsenin haddi değildir.

    Adı geçen yazı baştan sona temelsiz siyasi iddialar ve yarım doğrularla doldurulmuştur. Türkiye’de kimin neyi savunduğunu görmek çok kolaydır.

    Hükümetimiz demokrasiyi, hukuku, insane haklarını, serbest piyasayı ve AB’nin siyasi-ekonomik standartlarını savunmaktadır. Diğer tarafın bunların hiç birine tahammülü yoktur. Demokratik seçimle işbasına gelen hükümete de tahammülleri yoktur. O yüzden bir yalan kampanyası yürütülüyor.
    Son 6 yıldır AK Parti hükümeti seçmene hesap vermiştir, milletine hesap vermiştir, anayasaya hesap vermiştir ve de üyelik süreci çerçevesinde AB’ye hesap vermiştir. O yazıda anlatılan bir Türkiye gerçekte yoktur. Bizim sözlerimiz yeterli değilse, o zaman mart ortasından bu yana yapılan AB açıklamalarına bakın. O açıklamalar AK Parti’nin dün, bugün ve de yarın Türkiye’nin ve Avrasya’nın tek umudu olduğunu göstermektedir.’

    Rubin’in yazısına bakıldığında, ‘Türk hükümetinin kandırmaca içinde, Türk seçmeninin kandırılmış, bütün AB hükümet liderleri, AB milletvekilleri ve AB üst düzey yetkililerinin aldatılmış, bütün  dünyanın kör edildiğinin’ anlatıldığını ifade eden Bağış, buna karşın Rubin’in ‘Tek başına gerçeklerin vaazını verdiğini’ kaydetti.

    Egemen Bağış, gazetedeki yazısında, ‘Bu kişinin yaptığı utanmadan sağa sola çamur atmaktır. Üstelik bu kez çamuru, The Wall Street Journal sayfalarına paketleyerek savurmuştur’ ifadelerini kullandı.

  • Rice, AKP’ye övgüler yağdırdı

    Rice, AKP’ye övgüler yağdırdı

    “Türkiye’de yoksul, dindar her kesimi ülkenin bir parçası haline getirdiler”

    DIŞ HABERLER – Vatan Gazetesi – 22 Haziran 2008

    ABD Dışişleri Bakanı Rice, AKP’ye övgüler yağdırdı: AKP daha önce yapılmadığı şekilde kırsal kesime ve dindar insanlara ulaştı. Türkiye’de laik demokrasinin önemli olduğuna inanıyorum ama dindar insanların ülkenin bir parçası olması da önemli.

    New York’ta Dış İlişkiler Konseyi adlı düşünce kuruluşunda konuşan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, kapatma davası konusunda kendisine sorulan soruya, “Türkiye’deki mevcut siyasi tartışmalara dahil olmayacağız” diye yanıt vermesine rağmen AKP ile ilişkileri “mükemmel” diye nitelendirdi. AKP’den AK Parti diye söz etmesi dikkat çeken Rice, “Türkiye’de etnik azınlıklara ve dindarlara AK Parti dışında kimse ulaşamadı. Türkiye’nin laik demokrasisi önemli ama dindar insanların ülkenin bir parçası olması da önemli” dedi. İşte Rice’ın sözleri:

    Babacan ve Gül arkadaşım:

    İlk olarak AK Parti ile mükemmel ilişkilerimiz olduğunu söyleyebilirim. Tek kelimeyle mükemmel. Şu an Cumhurbaşkanı olan ve daha önce Dışişleri Bakanlığı yapan Abdullah Gül ile çok iyi lişkilerim var. Aynı şekilde şu anki meslekdaşım Ali Babacan’la da öyle. Her ikisiyle de Irak ve Ortadoğu konusunda mükemmel ilişkilerimiz var. Irak’a en çok destek veren komşulardan oldular. Ali Babacan ile bir araya geldiğimizde küresel meselelerden konuşuyoruz. Türkiye bizim için küresel bir partner oldu. Aynı zamanda da NATO üyesi. AK Parti’nin Türkiye’ye ilişkin başlattığı demokratikleşme sürecinin de olumlu olduğunu düşünüyorum.

    Müdahil olmayacağız:

    Türkiye’de farklı insanlara ulaştılar. Örneğin Kürtler’e… Son seçimde Kürt bölgesinden yüksek oy aldılar. Daha önce hiç yapılmadığı şekilde yoksullara ve kırsal kesime ulaştılar. Aynı zamanda dindar insanlara da ulaştılar. Türkiye’de laik demokrasinin önemli olduğuna inanıyorum ama dindar insanların ülkenin bir parçası olması da önemli. Peki şimdi ne yapabiliriz? Bence Türkiye’deki demokratik kurumlara verdiğimiz desteği sürdürmemiz gerekiyor. Kapatma davasıyla ilgili tartışmalara müdahil olmayacağız. Bu Türkiye’nin meselesi. Ancak Türkiye’de reform, demokrasi, laik demokrasi için sesimizi yükseltmeye devam etmeliyiz.

    Avrupalılar anlamalı:

    Türkiye’ye AB’ye girmek için adil bir şans verilmezse bunun bedelini hepimiz öderiz. Avrupa da öder, ABD de… Türkiye üzerinde bir bölünme çizgisi olamaz. Bana bazen Ortadoğu’da demokrasinin neye benzeyebileceği sorusunu sordukları zaman “Türkiye’deki gibi” düşüncesi geliyor aklıma. Zor olduğunu anlıyorum ama AB de anlamalı.

  • Obama’ya izah edilmesi gereken

    Obama’ya izah edilmesi gereken

    ALİ H. ASLAN
    [email protected]

    Dış Haberler

    Türk halkı ABD’ye temelde Ortadoğu politikalarından dolayı kızgın. Hele Başkan George Bush’tan nefret had safhalarda. Bu tepki, Bush’un partisinin yeni başkan adayı Senatör John McCain’e ne ölçüde yansır bilemem.

    Ancak Bush politikalarına muhalefeti temsil eden Senatör Barack Obama’ya Türk milletinin biraz daha sıcak bakma ihtimali yüksek. Obama’nın Afrika kökenli olması, sempati katsayısını iyice artırıyor.

    Bu muvacehede, Obama’nın başkanlığı ilk bakışta Türkiye ile ABD arasında yeni bir sayfa açılmasına imkân verebilir gibi görülüyor. Ancak nihai durum, hem Amerika hem Türkiye’deki birçok farklı eğilime ve faktöre bağlı olacak. Bunlar arasında birisi var ki, özellikle psikolojik açıdan en belirleyicisi belki o: Obama başkan olursa, Ermeni soykırımı iddialarını resmen tanıyacak mı? Kongre’ye ilgili tasarılar tekrar gelirse, tavrı ne olacak?

    Obama’nın Ermeni iddialarına destek verdiği, ABD hükümetinin ve Kongresi’nin ‘soykırım’ kelimesini kullanması gerektiği görüşünde olduğu biliniyor. Gerçi daha önce de birçok başkan adayı Ermeni lobisine göz kırpmış, ama iktidara geldiklerinde milli güvenlik lobisinin baskın çıkmasıyla o kelimeden uzak durmuşlardı. Seçimde bol vaat verip daha sonra üstüne yatan tipik bir Washington siyasetçisi olmadığını ispata çalışan Obama’yı siyasi ve ahlaki açıdan hayli zor bir tercih bekliyor. Ya şimdiye kadar Ermenilere verdiği sözleri yutacak, ya da Türkiye’yi kaybedecek.

    Çoğu icraatı Obama tarafından tasvip edilmeyen Bush yönetiminin en büyük hatalarından biri, Irak Savaşı’nda Türkiye’yi kaybetmesiydi. Sonradan akılları başlarına biraz geldi ama özellikle yönetimdeki neocon kalıntıların, doğru resmi henüz tam gördüğü söylenemez. Onlar, Türklerin ABD’den uzaklaşma sebebini sırf Türkiye içi faktörlerle izah etmekte ısrarlı. Pentagon’daki uzantıları hâlâ ‘siyasal İslam yükseliyor’ vesvesesiyle RAND gibi düşünce kuruluşlarına araştırma siparişlerinde bulunuyor.

    Amerika dahil tüm dünyada globalizasyonun sanıldığı gibi milliyetçilikte azalma değil artışa yol açtığı, Türkiye’nin de bundan nasibini aldığı muhakkak. Ancak Washington’un Türkleri kaybetmesinin ana sebebi, dış siyaset tarzıdır. Tek taraflı hareket (unilateralism) ve önleyici saldırı (preemptive strike) gibi doktrinleri kullanıp kendi çıkarı için uluslararası meşruiyet tanımaksızın dünyayı yakabilen, oraya buraya bomba yağdıran bir ülke imajı oluşturdular. ABD bugün Türkiye’de ne halka, ne de devlete tam güven vermektedir. Obama eğer Ermeni lobisinin zehirli tesirinden kendini kurtaramazsa, bu güven krizi daha da derinleşir. Belki daha da önemlisi, düzeltme fırsatı kaçırılabilir.

    Ermeni konusunda Türkiye’nin yaklaşımlarını aşırı tepkisel bulanlar, bu tür meselelerin ancak ileri derecede demokratik ve müreffeh bir Türkiye’de daha serinkanlı tartışılabileceğini unutmamalı. Böyle bir Türkiye’ye giden en güvenli yol ise, ABD dahil Batı ailesiyle arayı açmamaktan geçer. ABD ne kadar dost algılanırsa, telkinleri de o denli etkili olur. Obama’nın Türkiye’de demokrasi ve reformları teşvik konusunda Bush’tan daha aktif bir çizgi izleyeceğinden şüphemiz yok. Ancak Obama yönetimi sözde Ermeni soykırımını tanırsa, çoğu kesimi rencide edeceğinden, teşvik kabiliyeti kaydadeğer ölçüde azalır. Reform telkinleri yapan AB ve ABD gibi ülkelere aleyhtarlığı körükleyen bazı resmi ve gayri resmi statükocu güçlere büyük malzeme verilmiş olur.

    Ermeni lobisinin dar kafalı girişimlerinin başarılı olması ne ABD’nin, ne Türkiye’nin ne de Ermenistan’ın çıkarına. Acaba ABD soykırımı tanırsa Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşebileceği mi sanılıyor? Ne var ki, kimileri hiç uslanacağa benzemiyor. Geçen seneki son girişimlerinde küçük düşürücü bir yenilgiye uğrayan, Amerikan kamuoyunda bile tefe koyulan Demokratik Partili Kongre yönetimi de, yenilen pehlivan güreşe doymazmış misali, hâlâ aklını başına almış değil. Müsait bir zemin ve zaman kollamaya devam ediyorlar. Obama’nın başkanlığını bekliyorlar.

    Demokratik Parti eğer böyle bir hata yaparsa, dış politika kabiliyetlerinde ciddi zaaf bulunduğu, ferasetlerinin Cumhuriyetçi Bush yönetiminden çok da ileri olmadığı anlaşılır. Türkiye, ABD için stratejik önemini görünür gelecekte kaybetmeyecektir. İster Irak, ister İran, ister İslam-Batı meseleleri, ister İsrail’in bekası gibi konular olsun, ABD’nin nice hayati çıkar alanı Türkiye’nin kazanılmasını, en azından karşıya alınmamasını gerektirmektedir. Türkiye artık Soğuk Savaş dönemindeki gibi çantada keklik bir NATO uydusu da değildir. Giderek kendi ayakları üstünde durabilen bir bölgesel, hatta kısmen küresel bir oyuncu haline gelmeye başlamıştır.

    Bunları, ‘Ermeni soykırımını tanırsa ABD ile köprüleri atmalıyız’ görüşünü savunmak için yazmıyorum. Amerika’nın böyle bir adım atması kendi adına ne denli büyük bir akılsızlık olursa, sırf bu yüzden Washington ile gemileri yakmak da Türkiye açısından o denli büyük ferasetsizlik olur. Her şeye rağmen, ABD ile ortak savunulması gereken demokratik değerlerimiz ve stratejik çıkarlarımız azımsanamaz. Ankara’ya düşen, yeni Amerikan yönetimini ve Kongre’yi ikna için elinden geleni yapmak, başarılı olamazsa da aşırı duygusal tepkilerden kaçınmak ve elden geldiğince halkı teskin etmektir.

    Obama başkan olursa, Ermeni meselesi yüzünden Türkiye ile tatsız bir başlangıç yapmaması, belki Ankara’nın girişimlerinden çok, alacağı danışmanlık hizmetlerine bağlı. Birileri ona etnik bir lobinin küçük hesapları yüzünden Türkiye gibi kilit bir ülkeyi kaybetmenin (ya da kazanamamanın) bedelini iyi izah etmeli.

  • ´Milli Zafer´ Bakü’yü de sevince boğdu

    ´Milli Zafer´ Bakü’yü de sevince boğdu

    21.06.2008 – 20:39 – Aygazete

         A Milli Takım’ın 2008 Avrupa Şampiyonası’nda yarı finale yükselmesi Azerbaycan’da da sevinç gösterileri ile kutlandı. Penaltılardan sonra Bakü sokaklarında toplanan kalabalık, uzun süre sevinç gösterisinde bulundu.
     
         Yerel saatle maçın bitimi 02.00 sularında olmasına rağmen, binlerce kişi başkent Bakü sokaklarına akın etti. Türkiye ve Azerbaycan bayraklarını birlikte dalgalandıran Bakülüler iki ülke lehinde slogan atarak sevinçlerini paylaştılar. Azeri gençler sevinçten milli dans gösterileri yaptı.
     
         Korna sesleri ve sloganlar eşliğinde devam eden sevinç gösterilerine Azerbaycan Milletvekili Genire Paşayeva da katıldı. Bayan Paşayeva, Bakü merkezindeki bir meydana toplanan binlerce kişiye katılarak, maç coşkusunu paylaştı.
     
    Özbekistan: Dünya bu takımı örnek alsın
     
         Türkiye’nin Hırvatistan karşısında kazandığı tarihi zafer, Özbekistan’da “İşte iradenin neticesi” şeklinde yorumlandı.
     
         Maçı yayınlayan Özbekistan Spor Kanalı spikeri ve maç yorumcuları, Türkiye’yi yarı finale taşıyan zaferin, “her şeye rağmen yitirilmeyen bir azmin neticesi” olduğuna vurgu yaptılar.
     
        Bu golden sonra umutların tükendiği bir sırada Türkiye’nin Semih ile skora denge getiren golü bulması ise Özbek spikeri coşturdu. Televizyon yorumcuları,”Türkiye, yine var olduğunu gösterdi. Avrupa 2008’e devam etmek istediğini ortaya koydu. Aferin bu büyük iradeye” şeklindeki ifadeleri kullandılar.
     
         Penaltılar sonucu Türkiye’nin karşılaşmayı kazanmasından sonra Özbek yorumcular, “İşte ender kazanılan bir zaferin örneği. Sonuna kadar mücadele ettiler ve kazandılar. Son anda yedikleri gole boyun eğmediler, ümitlerini yitirmediler ve inanılmaz bir iradeyi ortaya koyarak haklarıyla zafer kazandılar. Tebrikler Türkiye” şeklindeki sözlerle duygularını dile getirdiler.
     
    Kosova, kırmızı-beyaza büründü
         Türkiye’nin Hırvatistan’ı penaltılarla elemesinin ardından Kosova kırmızı beyaza büründü.
     
         Kosova’nın 17 Şubat’ta bağımsızlığı ilanı ardından on binlerce kişinin akın ettiği Kosova sokakları dün akşam aynı coşku ve heyecanı bu kez Türkiye’nin Hırvatistan’ı yenmesiyle yaşadı. Türkiye’nin son dakika golüyle sokaklara taşan Kosova halkı, zaferin gelmesi ile birlikte geç saate kadar ellerinde Türk bayraklarıyla Türkiye’nin zaferini kutladı. Prizrenlilerin, “1992 yılında Bosna savaşı sırasında Osmanlı’dan kalma tarihi Mostar köprüsünü top mermisiyle yıkan Hırvatlar bu kez Türk milli takımını yıkamadı” şeklinde yorum yaptıkları gözlendi.
     
         Kosova’nın güneyinde bulunan Prizren’de kilometrelerce konvoy oluşturan Kosovalılar araçlarına astıkları Türk bayraklarıyla, “Türkiye, Türkiye” tezahüratlarıyla sevinç gösterilerinde bulundu. Havai fişekler eşliğinde Türkiye’nin sevincini kutlayan Kosovalılar, birkaç Alman KFOR askerinin halkı dağıtmak istemesiyle halk tarafından yuhalandı. Kutlamalar sabah saatlerine kadar sürerken Kosova’nın başta Priştine, Mamuşa, İpek şehirlerinde olmak üzere tüm Kosova’da kardeş Türkiye’nin sevinci paylaşılmış oldu.

  • Varilan Nokta…

    Varilan Nokta…

    Turkiye Cumhuriyeti’nin kurulusu, tarihsel sureclerin bulusup ayristigi bir donum noktasinda buyuk sinavlar verilerek gerceklesti.
    Osmanli devleti dogal omrunu tamamlamis, cagdisina dusmus, noktalanmisti.
    Turkiye Cumhuriyeti, Kurtulus Savasi ve Lozan Antlasmasi’yla var olusunu uluslararasi hukuka baglamis ve onaylatmistir.
    Islam cografyasinda bunun bir esi daha yoktur.
    Kurulusumuzda hicbir buyuk devletin destegi ve parmagi bulunmuyor.
    Bugun yasadigimiz agir sorunlarda ise bazi yabanci devletlerin parmagi ve agirligi gozle gorulurcesine somuttur.
    Bu yabanci guclerin kendini bilir ya da bilmez sozculeri, son gunlerde, Turkiye Cumhuriyeti’nin yazgisi konusunda ileri geri konusmayi âdet edinmislerdir.
    Konusmalarinda, yabanci guclerin sozculeri, elbette kendi cikarlari acisindan ahkâm keseceklerdir.
    Bu dogaldir.
    *
    Turkiye Cumhuriyeti laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
    Bu niteliklerinden vazgectigi anda yikilir, yok olur.
    Hele politikanin gelgitleri arasinda parlamento cogunlugunu kazanmis bir partinin, kendisini milli egemenlikle ozdeslestirip Turkiye Cumhuriyeti devletine dinci bir siyasetle el koymaya kalkismasi,Ataturk Cumhuriyeti’nin kabul edebilecegi bir eylem degildir; ve her seyin sonu demektir.
    Bugun icinde yasadigimiz yogun bunalimin nedeni budur.
    *
    Elbette boyle bir durumda gereken direnis ve tepki gosterilecek; laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetin temel kurumlari harekete gececeklerdir.
    Ataturk’un Turkiye Cumhuriyeti, koksuz, entipuften, gayri ciddi, iceriksiz bir kukla devlet degildir.
    Derin tarihsel kokleri olan, cagdas temeller uzerine kurulan, bu yapiyi savunacak ve koruyacak kurumlara sahip bir cumhuriyetiz…
    Oyle gorunuyor ki hem dunyanin, hem de Turkiye Cumhuriyeti uzerine ‘gaflet ve dalalet’ iceren siyasal planlara kendini kaptirmis bulunan icerideki siyasal maceracilarin bu gercegi anlamalari zamani gelmistir…
    Anlamadiklari zaman hem kendilerine, hem de ulkeye buyuk zararlari dokunacaktir…
    Bilinmelidir ki Ataturk’un kurdugu Turkiye Cumhuriyeti, her halukârda kendisini savunacak ve koruyacak kararlilik icindedir ve buna yetecek guce sahiptir.

    Cumhuriyet

  • Ebülfez Elçibey sesli slaytı

    Ebülfez Elçibey sesli slaytı

    ELÇİBEY… (21 Haziran 1938-22 Ağustos 2000)
    Büyük İnsan Çile Adamı Ebülfez Elçibey’i Doğumunun
    70. Yılında Rahmet ve Saygı ile Anıyoruz. Ruhu Şad Olsun

    Indirme Linki

    “Büyük bir Türk dünyası kuralım. Birlik olalım. Türkiye ve Azerbaycan birleşelim. 110 milyonluk bir güç olalım. ”
    (Elçibey, Mayıs 2000)

  • Gülen’in birinciliği şaşırttı

    Gülen’in birinciliği şaşırttı

    Gerçek Gündem – 23 Haziran 2008

    The Guardian ankette birinci olan ilk 10 düşünürün hepsinin Müslüman olduğunu belirtti.

    İngiliz Foreign Policy ve Prospect dergisinin ortaklaşa düzenlediği en büyük 100 entelektüel anketinde Fetullah Gülen’in birinciliği kazanmasının “şaşkınlık” yarattığı bildirildi.

    İngiliz The Guardian gazetesi, Fetullah Gülen’in söz konusu ankette “dünyanın birincisi” seçilmesine dikkat çektiği haberinde Gülen’in birinci seçilmesinin ankete yandaşlarının yoğun bir biçimde katılmasına bağlandığını belirtirken Prospect dergisinin editörü David Goohart da, daha önce Gülen adını duymadığını kabul ederken Gülen destekçilerinin anketle alay ettiklerini öne sürdü.

    Ankette birinci olan ilk 10 düşünürün hepsinin Müslüman olduğu, yazar Orhan Pamuk’un dördüncü sırada yer aldığı kaydedilen haberde, “Gülen’le müttefik olan AKP’nin kapatma davsı ile karşı karşıya olduğu ve İslami düzen getirmekle suçlandığı” belirtildi.

    Gazete, Gülen’in, sistemi devirmek suçlamasıyla yargılandığı davada temize çıktığını belirtirken de Gülen’in dünya çapında “İslam’ın toleranslı bir yaklaşımla eğitildiği çok sayıda okulu kurduğunu da kaydetti.

    ANKA

  • TÜRK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    TÜRK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    İÇİNDEKİLER:

    -ALMANYA TÜRK TOPLUMU’NUN 7. OLAĞAN GENEL KURULU:
    DEVLET BAKANI YAZICIOĞLU’NUN MESAJI: ”GÖÇ YASASIYLA GETİRİLEN KISITLAMALAR HÜKÜMETİMİZ TARAFINDAN KABUL  EDİLMEMİŞTİR VE BU HER TOPLANTIDA ALMAN YETKİLİLERE İLETİLMEKTEDİR”
    ALMANYA DIŞİŞLERİ BAKANI STEINMEIER’İN MESAJI: ”ALMANYA TÜRK TOPLUMU NASIL ALMANYA’NIN VAZGEÇİLMEZ BİR PARÇASIYSA, TÜRKİYE DE BU ŞEKİLDE AVRUPA’YA AİTTİR”
    ALMAN YEŞİLLER PARTİSİ EŞ BAŞKANI ROTH VATANDAŞLIK SINAVINI ELEŞTİRDİ: ”VATANDAŞLIK SINAVININ YAPILMASINA BİR ANLAM VEREMİYORUM. ÖZEL  SEMİNERLER DÜZENLENMEDEN ALMAN MECLİSİNDE BU SINAV YAPILSA,  MİLLETVEKİLLERİNİN YARISI SINAVI GEÇEMEZ”

    -ALMAN HÜKÜMETİNİN GÖÇ VE UYUMDAN SORUMLU DEVLET BAKANI BÖHMER: ”ÜLKEMİZDE YAŞAYAN 2,7 MİLYON TÜRK’ÜN HAYAT ŞARTLARIYLA İLGİLİ OLARAK GERÇEKÇİ BİR ŞEKİLDE TARTIŞMAYA HER ZAMAN HAZIRIM” 

    KOLAT TGD YE YENIDEN BASKAN SEÇILDI

    YILDIZLARI TÜRKİYE’YE KAPTIRDIK

    -ALMANYA CDU PARTİLİ HAMBURG EYALET MECLİSİ ÜYESİ AYGÜL ÖZKAN, CDU HAMBURG PARTİ TEŞKİLATI BAŞKAN YARDIMCILIĞINA, DAVID ERKALP İSE PARTİ TEŞKİLATI YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİNE ADAY GÖSTERİLDİ

    DOSTLUK KAZANSIN

    GENÇLERE “SİYASETE KATILIN” ÇAĞRISI

    TÜRK VE ALMAN GENÇLERE

    DOSTLUK MAÇI

    ***

    -ALMANYA TÜRK TOPLUMU’NUN 7. OLAĞAN GENEL KURULU
    -DEVLET BAKANI YAZICIOĞLU’NUN MESAJI:
    -”GÖÇ YASASIYLA GETİRİLEN KISITLAMALAR HÜKÜMETİMİZ TARAFINDAN KABUL  EDİLMEMİŞTİR VE BU HER TOPLANTIDA ALMAN YETKİLİLERE İLETİLMEKTEDİR”
    -ALMANYA DIŞİŞLERİ BAKANI STEINMEIER’İN MESAJI:
    -”ALMANYA TÜRK TOPLUMU NASIL ALMANYA’NIN VAZGEÇİLMEZ BİR PARÇASIYSA, TÜRKİYE DE BU ŞEKİLDE AVRUPA’YA AİTTİR”
    -ALMAN YEŞİLLER PARTİSİ EŞ BAŞKANI ROTH VATANDAŞLIK SINAVINI ELEŞTİRDİ:
    -”VATANDAŞLIK SINAVININ YAPILMASINA BİR ANLAM VEREMİYORUM. ÖZEL SEMİNERLER DÜZENLENMEDEN ALMAN MECLİSİNDE BU SINAV YAPILSA, MİLLETVEKİLLERİNİN YARISI SINAVI GEÇEMEZ”

    BERLİN (A.A) – 21.06.2008 – Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu, Almanya’da göç yasasıyla getirilen kısıtlamaların Türk hükümeti tarafından kabul edilmediğini ve bunun her toplantıda Alman yetkililere iletildiğini bildirdi.

    Bakan Yazıcıoğlu, Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen Almanya Türk Toplumu Derneği’nin (TGD) 7. olağan genel kurul toplantısına gönderdiği mesajında, TGD’nin çalışmalarını takdirle izlediğini belirterek, ”Göç yasasıyla getirilen kısıtlamalar, hükümetimiz tarafından kabul edilmemiştir ve bu her toplantıda Alman yetkililere iletilmektedir” dedi.

    Türk hükümetinin, Almanya’da yaşayan Türklerin Almanca öğrenmelerini ve Alman toplumuyla en iyi şekilde birlikte yaşamalarını desteklediğini ifade eden Yazıcıoğlu, bunun yanı sıra Alman okullarında Türkçe öğrenilmesinin de doğru olduğunu ve bunun kişilik gelişimine katkı yapacağına inandıklarını kaydetti.

    Bu hakkın bazı eyaletlerde sivil toplum örgütlerince ancak mahkeme kararıyla sağlanmasının üzücü olduğunu belirten Yazıcıoğlu, ”Çok dilli yetişen gençlerin ekonomik yaşamda daha başarılı olacakları aşikardır. Kültürel değerlerin korunması ve geliştirilmesi açısından da ana dilinin önemini hükümetimiz sürekli olarak vurgulamaktadır” dedi.

    Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier de, genel kurula gönderdiği mesajında, TGD’nin yabancıların uyumu ve topluma siyasi katılımı konusunda yaptığı çalışmaları överek, ”Almanya Türk toplumu nasıl Almanya’nın vazgeçilmez bir parçasıysa, Türkiye de bu şekilde Avrupa’ya aittir. Bu nedenle ben de AB nezdinde, şartları yerine getirdiği takdirde Türkiye’nin AB üyesi olabilmesi amacıyla üyelik müzakerelerinde hızlı bir şekilde ilerleme sağlanması için çaba harcamaya devam edeceğim” diye kaydetti.

    Bu konuda Almanya’da ve Avrupa’da yaşayan gençlerin kilit konumunda olduklarına işaret eden Steinmeier, çocukların ve gençlerin eğitiminin kendisi için çok önemli olduğunu, farklı kültürler arasında barışçı bir diyalog ve hoşgörü için çaba harcayan TGD’nin bu konudaki çabalarını da doğru bulduğunu ifade etti.

    Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkanı Kurt Beck de, genel kurula gönderdiği mesajında, TGD’nin çalışmalarından takdirle söz ederek, ülkede yaşayan tüm yabancılara yerel seçim hakkı ve Almanlarla eşit haklara sahip olabilmeleri için çifte vatandaşlığa izin verilmesi gerektiğini kaydetti.

    Genel kurul toplantısına katılan Alman Birlik 90/Yeşiller Partisi Eş Başkanı Claudia Roth da, Alman vatandaşlığına geçmek isteyen yabancılar için 1 eylülden itibaren uygulanması planlanan vatandaşlık sınavını eleştirdi.

    Roth, ülkede yaşayan yabancıların Alman vatandaşlığına geçmeleri için çaba harcanması gerektiğini belirterek, ”Vatandaşlık sınavının yapılmasına bir anlam veremiyorum. Özel seminerler düzenlenmeden Alman meclisinde bu sınav yapılsa, milletvekillerinin yarısı sınavı geçemez. Alman vatandaşlığına geçişi, uyumun tamamlanması olarak değil, uyumun bir parçası olarak görmek lazım” dedi.

    TGD’nin genel kuruluna katılmayan Alman hükümetinin göç ve uyumdan sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer’i de eleştiren Roth, canlı bir demokraside eleştirilere katlanılması gerektiğini ifade ederek, Böhmer’in kendisini ”rezil ettiğini” söyledi.

    Göç yasasında öngörülen aile birleşimi kapsamında Almanya’ya getirilecek yabancı eşlerin önceden Almanca öğrenmeleri zorunluluğunu da eleştiren Roth, bunun Alman anayasasına uygun olmadığını sözlerine ekledi.

    Berlin Başkonsolosu Ahmet Nazif Alpman da, Türklerin 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’nın ekonomik mucizesine önemli bir katkı sağlayarak ülkenin refahının yükselmesinde önemli rol oynadıklarını belirtti.

    Kalifiye eleman olmayan işçiler olarak Almanya’ya gelen Türklerin, toplumun içinde ve çeşitli iş dallarında yerlerini aldıklarını anlatan Alpman, bu süreçte sivil toplum kuruluşları kurduklarını, bu bağlamda kurulan TGD’nin de Almanya’da yaşayan Türklerin sorunlarıyla yakından ilgilendiğini ve çözüm yolları aradığını kaydetti.

    TGD Başkanı Kenan Kolat da, düzenlenen vatandaşlık kurslarını desteklediklerini, vatandaşlık sınavına ise karşı çıktıklarını belirterek, ”Biz sınavı reddediyoruz, içeriğini değil. İçerikler hakkında konuşuruz” dedi.

    Bakan Böhmer’in genel kurula katılmamasıyla ilgili olarak da Kolat, ”Bunu anlamıyorum. İki tarafın da diyaloğa hazır olması gerekir. Uyumun diyalogla sağlanabileceğini, biz uyum zirvesini boykot ettiğimizde kendisi söyledi. O zaman eleştirdiğini şimdi kendisi yapıyor. Buraya gelmesi ve eleştirilerini burada yapması gerekiyordu. Biz dinlerdik” şeklinde konuştu.

    TGD’nin genel kurulunda DSP Genel Başkan Yardımcısı Tayyibe Gülek, ”Ver.di” sendikası Başkanı Frank Bsirske, Berlin eyaletinin uyum, çalışma ve sosyal işlerden sorumlu Bakanı Heidi Knake-Werner, Almanya Çalışma Bakanlığı Müsteşarı Kajo Wasserhövel, Hür Demokrat Parti (FDP) Alman meclisi üyesi Sybille Laurischk ve Sol Parti Alman meclisi üyesi Hakkı Keskin de birer konuşma yaptılar.

    Toplantıya ayrıca, Alman meclisi ve eyalet meclisi üyeleri, Türk sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve delegeler katıldı.

    (ERB-HA-ZER-TEM)

    ***

    -ALMAN HÜKÜMETİNİN GÖÇ VE UYUMDAN SORUMLU DEVLET BAKANI BÖHMER: -”ÜLKEMİZDE YAŞAYAN 2,7 MİLYON TÜRK’ÜN HAYAT ŞARTLARIYLA İLGİLİ OLARAK GERÇEKÇİ BİR ŞEKİLDE TARTIŞMAYA HER ZAMAN HAZIRIM”  

    BERLİN (A.A) – 21.06.2008 – Alman hükümetinin göç ve uyumdan sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer, Almanya Türk Toplumu (TGD) derneği tarafından kendisine yöneltilen eleştirilere cevap verdi.

    Böhmer, bu konuda yaptığı yazılı açıklamada, ”yakın geçmişte TGD tarafından yapılan polemiğin uyum konusundaki tartışmalarda kendilerini ileri götürmeyeceğini” ifade ederek, ”Ülkemizde yaşayan 2,7 milyon Türk’ün hayat şartlarıyla ilgili gerçekçi bir şekilde tartışmaya her zaman hazırım. Onların uyumu ve esenliği benim için çok önemli. Ben bu seviyede tartışmak istemediğim için TGD’nin genel kuruluna katılmadım” dedi.

    TGD genel kurulunda ”gerçek olmayan açıklamaların tekrarlanmasına üzüldüğünü” ifade eden Böhmer, TGD ile gelecekte daha önce olduğu gibi yeniden yapıcı görüşmelerin yapılmasını ümit ettiğini kaydetti.

    Ulusal Uyum Planı’nın gerçekleştirilmesinde TGD’nin önemli bir muhatap olduğunu belirten Böhmer, aynı hedef için birlikte hareket edilmesi durumunda ülkede yaşayan Türkler için çok daha fazla şeyler yapılabileceğini, TGD’nin bu sorumluluğun bilincinde olması gerektiğini ifade etti.

    TGD Başkanı Kenan Kolat ve Yeşiller Partisi Eş Başkanı Claudia Roth, Almanya’nın başkenti Berlin’de bugün düzenlenen TGD genel kurulunda yaptıkları konuşmalarda, Böhmer’in genel kurula katılmamasını eleştirmişlerdi.

    (ERB-HA-ZER-TEM)

    ***

    KOLAT TGD YE YENIDEN BASKAN SEÇILDI

    Almanya Türk Toplumu (TGD) hafta sonunda 7. Olagan Kurultayi ni yapti. Dün TGD Baskanligi na Kenan Kolat oy çoklugu ile ikinci kez seçildi. Bugün toplantinin ikinci gününde de Yürütme Kurulu ve Yönetim Kurulu belirlendi.

    ***

    YILDIZLARI TÜRKİYE’YE KAPTIRDIK
    23 Haziran 2008

    Ahmet KÜLAHÇI / BERLİN 

    Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, Alman hükümetinin yanlış göç politikası yüzünden Hakan Balta ve Hamit Altıntop gibi gençlerin Alman milli takımında değil, Türk takımında oynadığını belirterek, “Ben onların bizde oynamasını isterdim” dedi.

    ALMAN Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, doğuştan Alman vatandaşlığını kazanan veya 2000 yılından sonra Alman vatandaşlığına geçen Türk gençlerinin 18-23 yaşları arasında “tek vatandaşlıkta” karar kılmalarını içeren “opsiyon modeli”nin Alman Anayasası’na uygunluğu konusunda şüphe duyduğunu söyledi. Roth, bu politika sonucunda Almanya’da yetişen Hakan Balta, Hamit Altıntop ve Yıldıray Baştürk gibi futbolcuların Alman milli takımında değil, Türk milli takımında oynadıklarını söyledi.      

    Roth, 1 Eylül’de uygulamaya konulması planlanan Vatandaşlık Testi ve “opsiyon modeli”yle ilgili olarak Hürriyet’e şu açıklamalarda bulundu:

    “Alman hükümetinin göç politikası yanlıştır. Ekonomik ve demografik yapıya bakıldığında bu politikanın yanlış olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Alman vatadaşlığına geçişi zorlaştırmak bu ülkenin çıkarına olamaz. Hele hele İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin Federal Meclisi bile devre dışı bırakarak eylül ayı itibariyle Vatandaşlık Testi’ni hayata geçirme hedefi tam bir skandaldır.

    Vatandaşlıktan atıyoruz

    Doğuştan veya sonradan kendi ülkelerinin vatandaşlığını koruyup Alman vatandaşlığını da alan bu insanları ’ya Alman vatandaşlığını, ya da diğer vatandaşlığını tercih et’ diyerek bir karar vermeye zorlamak yanlış bir politikadır. Alman vatandaşı olmuş birini Alman vatandaşlığından atmanın anayasayla bağdaştığı konusunda şüphelerim var benim. Bence bu gençlere her iki vatandaşlığı da korumalarına imkan kılan bir düzenleme yapılmalıdır. Böylece bu insanları buraya kazandırmak daha kolay olur. Onlar da bu ülkeye daha faydalı olur. İnsanların kendi kimliklerini, kendi kültürlerini korumalarından daha doğal bir şey olamaz.”

    Hakan, neden Alman milli takımında değil

    CLAUDIA Roth, hükümetlerin yanlış politikaları yüzünden Almanya’da yetişen Türk kökenli futbolcuların Alman milli takımında değil de Türk milli takımında oynadığını da söyledi. Roth şöyle konuştu: “Hakan (Balta), Türk milli takımında başarılı oyunlar sergiledi. Hakan Berlin’in Charlottenburg ilçesinde büyümüş. Hertha’da top oynamış. Ancak şimdi Türk milli takımında oynuyor. Hem de çok iyi oynuyor. Bu gibi gençler neden Alman milli takımında oynamasınlar. Bu gençleri vatandaşlık yoluyla kazanmalıyız. Buralı oldukları hissini vermeliyiz. Aynı durum Hamit Altıntop, Yıldıray Baştürk ve diğerleri için de geçerlidir. Bir dönem İlhan Mansız için de geçerliydi.”

    ***

    -ALMANYA CDU PARTİLİ HAMBURG EYALET MECLİSİ ÜYESİ AYGÜL ÖZKAN, CDU HAMBURG PARTİ TEŞKİLATI BAŞKAN YARDIMCILIĞINA, DAVID ERKALP İSE PARTİ TEŞKİLATI YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİNE ADAY GÖSTERİLDİ  

    HAMBURG (A.A) – 21.06.2008 – Alman Hristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) Hamburg eyalet meclisi üyesi Aygül Özkan, CDU Hamburg eyaleti parti başkan yardımcılığına, CDU Hamburg eyalet meclisi üyesi David Erkalp de parti teşkilatı yönetim kurulu üyeliğine aday gösterildi.

    Hamburg’ta 28 Haziranda gerçekleştirilecek olan parti yönetim toplantısında delegeler, Hamburg CDU parti teşkilatının yeni yönetimini belirleyecekler.

    Özkan, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, ”CDU il parti teşkilatı başkan yardımcılığı teklifi 1 ay önce Hamburg CDU eyalet parti teşkilatı Başkanı Michael Freytag tarafından gelince ben de bu teklifi kabul etim. Son kararı delegeler verecek, ancak bir sorun olacağını zannetmiyorum. Eğer seçilirsem CDU Hamburg eyaleti parti teşkilatı için bu bir ilk olacak” dedi.

    Hamburg’un modern, liberal ve halkın yüzde 25’ini göçmen kökenlilerin oluşturduğu bir kent olduğu ifade eden Özkan, ”Onların haklarını gündeme getirmeye ve sesimizi duyurmaya çalışacağım. Bu, David Erkalp arkadaşımız için de geçerli. O da partide uzun süre emek veren bir kişi. Toplum içinde göçmen olarak var olan bir tabloyu parti içinde yansıtmak gerekir. Farklı bir çalışma olacak. Artık önemli kararlarda bizim de düşüncelerimize yer verilecek. Aday gösterilmekten mutluyum” diye konuştu.

    Özkan bir süre önce Hamburg eyalet meclisinin Ticaret Komisyonu başkanlığına getirilmişti.

    Mardinli David Erkalp ile ilk Türk kökenli CDU milletvekili olarak eyalet parlamentosuna giren, aynı zamanda partisinin sanayi politikası sözcüsü olan Özkan, evli ve bir çocuk annesi.

    (KAP-HA-EMR-TEM)

    21.06.2008 20:36:19

    ***

    Isa DEVEÇEKEN, Ali VARLI, Aydin ULUN, Tolga GÜRSOY, Mehmet UZUN | 22.06.2008

    DOSTLUK KAZANSIN

    Avrupa Şampiyonası yarı final maçında karşılaşacak olan Türkiye ile Almanya arasındaki maçı değerlendiren politikacı, sanatçı, Türk sivil toplum örgütü üyeleri ve spor camiasının yıldızları “Güzel bir maç olacak. Karşılaşma sonunda dostluk kazansın” dediler. 

    TÜRKİYE’nin Berlin Büyükelçisi Ahmet Acet, Türkiye-Almanya milli maçında kaybedenin olmayacağını belirtirken, yurttaşlarımıza sonuç ne olursa olsun uygar bir biçimde davranma çağrısında bulundu. Büyülkeçi Acet şunları söyledi: “Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan maçından sonra sevinçten uçtuk, uykusuz geceler yaşadık. Çarşamba günü yine sevinçten bir uykusuz gece yaşamak istiyoruz. Ama şunu özellikle vurgulamak istiyorum ki, burada kaybeden olmayacak. Her taraf kazanacak. Bu çok önemli. Ben, ‘Futbol dostluktur’ diyorum.

    Biz Almanya ile dostuz. Bu dostluğumuzu perçinlemek için bundan daha güzel bir fırsat olamaz. Ben aslında çeyrek finalde Alamanlara karışılaşamamızı umuyordum. Bunu konuştuğum Alman dostlarıma da söyledim. Ancak kısmet yarı finalde karşılaşmakmış. Ama aslında finalda karşılaşmayı tercih ederdik. Bu Almanya’da yaşayan vatandaşlırımızın kendilerinin bu toplumun bir parçası olduğunu gösterebilmeleri için iyi bir fırsattır.”
    ***

    GENÇLERE “SİYASETE KATILIN” ÇAĞRISI

    Emine SONUGÜR / HAMBURG | 22.06.2008

    Hamburg’da Uluslararası Gençlik İş Birliği (AGİJ) tarafından düzenlenen seminerde gençlere siyasete atılın çağrısında bulunuldu. Seminerde konuşmacılar, “Genç yaşta siyasete atılarak gençlik sorunlarını parlamentoya taşıyabilirsiniz” dediler.

    Hamburg’da Uluslararası Gençlik İş Birliği’nin (AGİJ) düzenlediği seminerde siyasetçiler gençlere siyasete katılın çağrısında bulundular. Kentin Altona semtinde Thedestrasse Okulu’nda gerçekleşen seminere konuşmacı olarak CDU Hamburg Eyalet Parlamentosu milletvekillerinden Wolfgang Müller-Kallweit, SPD Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili Bülent Çiftlik, Sol Parti Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili Mehmet Yıldız, Hamburg Yeşil Alternatif Liste Hamburg Parlamentosu Milletvekili Linda Heitmann, Wedel Yeşil Alternatif Liste İlçe Meclis Üyesi Erkan İnak, Hamburg Parlamentosu Basın Sözcüsü Ulfert Kophengst katılırken, öğrenciler ve gençlik çalışma grupları temsilcileri hazır bulundular.

    PARLAMENTODA GENÇLİK ÇALIŞMALARI

    Seminerde Kophengst, Hamburg parlamentosunda yapılan çalışmalar üzerine bilgi vererek, ‘Her yıl 121 genç çeşitli uluslardan parlamentoda bir haftalık çalışma yapıyorlar. Gençler isteklerin, taleplerini bir rapor haline getiriyorlar ve sonra bu rapor parlamentoya taşınıyor. Örneğin gençler gece otobüslerin çalışmasını, St. Pauli semtinde silah yasaklanması, uyuşturucuya karşı önlemler alınmasını dile getirdiler. Çalışmalar sonucu bunlar gerçekleştirildi. Bundan böyle her genç isteğini talebini belirtmek için her partinin gençlik kollarından bilgi alabilir’ dedi.

    GENÇ YAŞTA SİYASET ÖNEMLİ

    Erkan İnak, ‘Ben küçük yaştan bu tarafa siyasete ilgi duyuyordum ve Yeşiller partisinin yaptığı çalışmaları kendi düşünceme yakın bulduğum için partiye üye oldum. Yapılan çalışmaları inceledim ve Wedel’de seçildiğim bölgede gençlik ve spor komisyonunda çalışmalar yapıyorum. Biz gençlerin eğitim başta olmak üzere sorunlarımız var ve bu sorunlara çözüm bulmak için siyasete atılarak ortak çalışmalar yapmalıyız düşüncesindeyim’ dedi. Linda Heitmann ise, ‘Siyasete yakınlığım önceden yoktu. Ama siyasete atılıp neler yapıldığı ve ne gibi çalışmaları takip edebilirim düşüncesiyle üye oldum şu anda doğru karar verdiğimden eminim ve yoğun olarak çalışıyorum’ dedi.

    SİYASET HERKESE AÇIKTIR

    Bülent Çiftlik, “Ben SPD’ye genç yaşımda üye oldum ve bana sunulan imkanları kullandım. Örneğin Amerika’da eğitim aldım ve para ödemedim. Bu benim için büyük bir avantaj oldu. Zamanla yaptığım çalışmaları ilerletmek ve insanlara yardım etmek amacıyla siyasete atıldım ve severek çalışıyorum. Gençlere partimiz büyük önem veriyor ve ilgisi olanlara her zaman kapılarımız açıktır. Yeterki sizler isteğiniz ve her konuda bizler yardımcı oluruz’ dedi. Mehmet Yıldız, “Ben çeşitli kurum ve kuruluşlarda gençlik çalışmaları yaptım. O süreçte politikacılar üzerine iyi tecrübem olmadı.  Fakat kendi düşüncelerimi parlamentoya taşımak için siyasete atıldım. Sizlerde bunu yapabilirsiniz” dedi. Kısa konuşmaların ardından gençler tek tek sorularını yönettiler ve detaylı cevaplar aldılar.

    ***

    TÜRK VE ALMAN GENÇLERE
    Hüseyin ERDEM / MARKTREDWITZ | 22.06.2008

    Bavyera’nın Marktredwitz kentinde Türk ve Alman gençleri arasında futbolla başlayan kavgaların gün geçtikçe tırmanması üzerine toplantı yapan polis müdürü Robert Würstl, gençleri uyardı.

    SV 04 Marktredwitz Futbol Kulübü’nde gençlerin sorunlarını tartışan Marktredwitz Karakol Müdürü Robert Würstl ve Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Birgit Seelbinder, olayların büyümemesi ve Türk-Alman ilişkilerinin zarar görmemesi için kulüplerin Türk ve Alman temsilcileri ile iki taraf gençlerini bir araya getirdi. Tek tek ifadelerini alan yetkililer, gençlerin bu tür davranışlardan kaçınmalarını, arkadaşça spor yapmaları konusunda dikkatleri çekildi.

    Sahada başladı
    Tamamı Türk gençlerinden oluşan SV 04 Marktredwitz A genç takımı ile FCW Marktredwitz takımları arasında 26 Nisan’da oynanan maçta bir faul sonunda Alman gencinin rakip takımda oynayan Türk gencine ‘Ağzın sarmısak kokuyor’ sözüyle tartışma başladı. Daha sonra sert geçen ve kırmızı kartların gösterildiği maç sonunda soyunma odalarının dışında Alman oyuncuları bekleyen Türk gençleri ile yumruklaşma başladı. Yaklaşık 30 futbolcunun birbirini tartaklaması sonunda bir Alman genci ağır yaralandı. Aynı olaydan 3 hafta sonra da bir kilisenin camları bira şişesiyle kırıldı ve yapılan DNA testi sonunda kıran kişinin bir Türk genci olduğu ortaya çıktı.

    Son kez uyarıldılar
    Karakol Polis Müdürü Robert Würstl, yaptığı konuşmada, ‘Türk, Alman, Rus veya başka bir ülke vatandaşı kim olursa olsun, herkese eşit davranıyoruz. Kimsenin başkasının huzurunu bozmaya hakkı yok. Bu olanları bir kenara bırakıyoruz ancak bundan sonra kim  suç işler, kurallara uymazsa gereken yapılacaktır” dedi.
    DİTİB-Türk İslam Cemiyet Başkanı Celal Öztürk, anne ve babaları uyararak,  ‘Çocuklarla daha yakından ilgilenilmesini, aksi halde dernek olarak yaptıkları diyalog faliyetlerinin fazla bir anlam taşımayacağını’ söyledi.

    ***

    Kerem Çalışkan
    23.06.2008

    DOSTLUK MAÇI

    Çarşamba günü Euro 2008’de Basel’de oynanacak Almanya-Türkiye yarı final maçı bir çok bakımdan özel bir maç olacak.

    Almanya’daki en büyük göçmen kitlesine sahip olan Türkler, Almanya’nın dört bir yanını ay yıldızlı bayraklarla donattıktan ve sabahlara kadar süren kornalı konvoylarla düzenledikleri zafer turlarından sonra ilk kez, 2008’in en büyük kupa favorilerinden biri olan Almanya’nın karşısına çıkıyorlar. Heyecanlı bir maç olacak.

    Almanlar bu yarı finale oldukça emin adımlarla geldiler. Favori Portekiz’i net bir şekilde devirdiler.

    Türkiye ise hep son dakikada ‘mucizevi’ bir şekilde kazandığı maçlarla, yarı finale tırmandı. Alman spor basınının şimdiden yazıp çizdiğine göre Almanya bu maçta kesin favori. Teknik, taktik ve fiziksel beceri olarak panzerlerin Türkiye’yi ezip geçmesi lazım…

    Ama futbol her zaman kağıt üstündeki hesaplara benzemiyor…

    Türkiye’nin her zaman son anda sahaya sürdüğü ‘Umut’ ve ‘İnanç’ adlı iki delikanlısı daha var…

    ***

    Bu maç nasıl biterse bitsin, bir dostluk maçı olsun.

    Almanlarla Türkler el ele, kolkola hep birlikte bayraklarını dalgalandırarak bu maçı izlesinler, birlikte kafa çeksinler ve galip geleni hep birlikte kutlasınlar.

    Almanya’da sayıları üç milyona varan Türklerin bu ülkedeki kökleşmiş konumları ve artık ‘bu toprakların insanı’ sayılan varlıkları böyle bir dostluk ve kardeşlik atmosferini gerektiriyor.

    Almanların da kentleri gelincik tarlasına çeviren Türklerin bu coşkusunu aynı hoşgörü ve dostlukla kucaklamaları Avrupa’daki ortak yaşamın en doğal sonucu olmalı.

    ***

    Türkiye, Avrupa’ya üyelik macerasında uzun süre Almanya’nın desteğine ve dostluğuna güvendi. Son dönemde özellikle CDU içindeki bazı çatlak sesler, Türkiye’yi Avrupa dışında tutma gayreti ve çabası içindeler.

    Euro 2008’de, daha turnuva sonuçlanmadan, en azından Avrupa dördüncüsü unvanını kazanmış olan Türkiye’yi Avrupa dışına atma çabası umarız bu turnuvadan sonra bir kez daha gözden geçirilir.

    Türkiye Avrupa’nın doğal bir parçasıdır ve öyle kalacaktır.

    Almanya-Türkiye maçını bu gerçeğin altını bir kez daha çizerek, iki eski ve köklü ülkenin dostluk ve kardeşlik duyguları ile izleyeceğiz.