Blog

  • İskenderun’un Kurtuluş Coşkusu

    İskenderun’un Kurtuluş Coşkusu

    İskenderun’un Kurtuluş Coşkusuna Japon Vatandaşlar da Ortak Oldu

    Türk ordusunun Hatay topraklarına İskenderun’dan girişinin 70’inci yıldönümü coşku ile kutlandı. Türkiye’nin en sıcak kentlerinden biri olan İskenderun’da 2 yıldan bu yana belediye kurtuluş bayramını akşam saatlerinde kutlamaya başladı.

    Türk ordusunun şehre girişi temsili olarak canlandırılırken, vatandaşlar mehmetçiğin üzerine gül yaprakları serpti. Ordu komutanı şehrin anahtarını İskenderun Belediye Başkanı Mete Aslan’a takdim etti.

    İskenderun’da düzenlenen kurtuluş coşkuş törenlerini kentte bulunan japon vatandaşlarda heyecanla izledi.

    Törenlere daha sonra sahil kordonu Atatürk Caddesi’nde devam edildi. İskenderun halkının yoğun ilgi gösterdiği kurtuluş törenlerinde İskenderun Kaymakamı Cengiz Horozoğlu, İskenderun Belediye Başkanı Mete Aslan ve İskenderun Deniz Üs Komutanı İsmail Taylan halkın kurtuluş bayramını kutladı.

    Ak Parti Hatay Milletvekili Orhan Karasayar ve protokokol üyeleri ve vatandaşlar kurtuluş törenlerine katıldı.

    Törende konuşan İskenderun Belediye Başkanı Mete Aslan, Fransızların Hatay’ı işgal ettiğinde Hatay halkının zulüm gördüğünü belirterek, “Tarihte yaşanmış olaylar için kin gütmek bizim kültürümüzde yoktur. İskenderun’a gelen her yabancı konuğumuza olduğu gibi Fransız vatandaşı konuklarımıza da kapımız ve kollarımız her zaman açıktır. Fransa’nın Türkiyeye karşı izlediği hastalıklı çok yüzlü politikalar, Fransa devletine güven ve saygı duymamızı imkansız kılmaktadır” şeklinde konuştu.

    Belediye Başkanı Mete Aslan, Türk halkı olarak kenetlenme zamanı olduğuna vurgu yaparak sözlerine şöyle devam etti: “Biz milli şuur ve gururumuzu korudukça, Milli değerlerimize sahip oldukça, içimizde çıkarılmak istenen fitneye, kışkırtılan bölücülüğe karşı uyanık oldukça, her engeli, her yokluğu aşacağız.”

    Törende Tankçı Üsteğmen İlhan Uzungöz ise Türk ordusunun Hatay topraklarına İskenderun’dan girişi ve zaferin nasıl kazanıldığı hakkında açıklamalarda bulundu. Öğrencilerin okudukları şiirlerin ardından önce Türk askeri protokülün önünden geçti ve halkı selamladı. İskenderun halkı ise Türk askerini ayakta alkışladı.

    Bursa’dan gelen mehteran takımının geçişi esnasında ise vatandaşlar yerlerinde duramadı ve Mehter takımını ayakta alkışladı.

    Japonya’dan gelen vatandaşlarda İskenderun halkının kurtuluş coşkusuna ortak oldu. Japonya’dan İskenderun’a gelen mühendis Masaru Aonaka ise İskenderun halkının bayramını kutladığını ve çok mutlu olduğunu söyledi.

    Japon Aonaka mehter takımının geçişi esnasında ise elindeki cep telefonu ile mehter takımını görüntüledi.

    Askeri araçların geçişleri ile kurtuluş törenleri sona erdi.

    Haber Yayın Tarihi: 05 Temmuz 2008 Cumartesi Saat 22:15

  • Turkiye’de Neler Oluyor

    Turkiye’de Neler Oluyor

    Bir Ergenekon olayi aldi basini gidiyor. Meger kimler varmis bu orgutun icinde kimler. Buyuk adamlar hain olmaz diye birsey yok, eger olmaz diyenler varsa, MIT in tarihini okurlarsasa gorurlerki ikinci adam konumuna kadar gelmis oldugu halde baska devletlerin hesabina calismis oldugunu gorecekler, bazen devlet adamlarinin hata yapmasi bile hainlik gibi algilanir cunku yaptigi hatalar bir toplumun kaderini belirler, nitekim Enver Pasa’nin Alman hayranligi Birinci Dunya Savasinda Osmanli’nin yenilmesine dolayisi ile bir toplumun kaderine etki etmistir.

  • Üniversitede ’soykırım’ krizi çıktı

    Üniversitede ’soykırım’ krizi çıktı

    Üniversitede ’soykırım’ krizi çıktı

    6 Temmuz 2008

    ABD’deki Georgetown Üniversitesi’nin Türk Kürsü’nde sözde “Ermeni soykırımı” krizi patlak verdi.

    2006 yılında öğretim görevlilerinden ve Türk Araştırmaları Kürsüsü Yönetim Kurulu üyelerinden Prof.Donald Quataert, öğretim üyelerinin 1915 yılındaki Ermeni olayını, “soykırım” tanımlamasına takılmadan araştırması gerektiğini savundu. Prof.Quataert, “Konu hakkındaki araştırma çalışmaları, soykırım tanımlamasından kaçınılmadan yapılmalıdır” dedi.

    Bu açıklamadan bir süre sonra Prof.Quataert, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy’un kendisine, “Ankara’daki liderler çok kızdı, enstitünün finansmanını kesebiliriz” dediğini öne sürerek istifa etti.

    Geçtiğimiz Mayıs ayında ise Quataert’ın geri dönmesi için akademisyenler bir mektup kaleme alırken, bazıları da kürsüden istifa ederek olayı protesto etti. Akademisyenler yazdıkları mektupta, Prof.Quataert’in görevine dönmesini ve kürsüye siyasi baskıların engellenmesi için kürsüye verilen paranın vakfa aktarılmasını istediler. Büyükelçi Şensoy, Prof.Quataert’ın istifasında bir rolü olduğu yolundaki iddiaları kesinlikle reddetti. Georgetown Üniversitesi’nden bağımsız olarak kurulan kürsü için, Türk hükümeti 3 milyon dolar bağış yapmıştı.

  • Kemal’in Askerlerini Karalayan Kitabı Protesto Ediyoruz

    Kemal’in Askerlerini Karalayan Kitabı Protesto Ediyoruz

    Avustralya ABC Radyosunda yer alan Saturday Breakfast isimli programin 21 Haziran 2008 tarihli yayininda, Giles Milton isimli bir yazarin “Paradise Lost: Smyrna 1922: The destruction of Islam’s City of Tolerance” isimli kitabinin tanitimi yapilmis, programa konuk olan yazar; “Mustafa Kemal’in askerlerinin 9 Eylul’de İzmir’i dusman isgalinden kurtardiktan sonra sehri yakip yiktigi, Hiristiyan ahaliyi katlettigi, kadinlara tecavuz ettigi,” gibi asilsiz iddialara yer vermistir. Ayni programin 28 Haziran 2008 tarihli yayininda bu defa adigecen “sozkonusu kitabi herkesin okumasi ve boylece Turklerin Hiristiyanlari nasil katlettiginin ogrenilmesi gerektigini” dile getirmistir.

    Sozkonusu programin 21 Haziran 2008 tarihli yayinina adresinden ulasilabilmesi mumkundur.

    Tarihsel gerceklerin carpitilmasindan ibaret olan anilan kitabin tanitimini gerceklestiren sozkonusu program nedeniyle, anilan yayin kurulusu nezdinde Kanberra Buyukelciligimizce gerekli resmi girisimler yapilmakta ise de, bu konuda degerli vatandaslarimizin da gereken hassasiyeti gostereceklerinden suphe duyulmamaktadir.

    Saygı ile duyurulur
    T.C. Sidney Baskonsoloslugu
    Daha fazla bilgi için tıklayın:

    İŞTE İNGİLİZCE METİN VE ADRESİ

    İngilizce protesto mektubunun gönderilecek adresi bu adrestedir:

    COMPLAINT LETTER TO THE ABD RADIO NATIONAL MANAGER

    Dear Sir/Madam,

    I am writing to you in relation to the Saturday Breakfast program that was aired on 21 June and 28 June 2008 on ABC Radio National. Author Giles Milton was the guest of these programmes and he spoke about his recent book “Paradise Lost: Smyrna 1922: The Destruction of Islam’s City of Tolerance”. During the program, he uttered groundless and biased allegations about the march of Turkish army to Izmir in 1922 to rightfully save the city from enemy occupation.

    I would like to point out that fabricating such blackening and one-sided stories about a nation’s history does not conform to scientific objectivity which seems to be totally lacking in the author’s book Furthermore, airing such biased views on a national broadcasting service does not comply with the spirit of harmonious relations among different societies successfully established by the multicultural character of Australia.

    I therefore underline my deep disappointment and strongly protest the ABC Radio National for airing one week after another, such a biased interviews full of fabricated and slanderous propaganda. By the way, it was the Greek occupation army which had destroyed and burnt the beautiful Turkish city of Izmir and committed heinous crimes as they fled.
    With the sincere hope of listening to programmes reflecting not only fabrications but also the objective truths of a story.
    ……………
    Guide:
    1. Click the link below to open ABC complaints page.

    2. Fill in the necessary spaces.
    3. Copy and paste the above text to the appropriate space.
    4. Click send.

  • Mars çıplak gözle dolunay kadar büyük görünecek.

    Mars çıplak gözle dolunay kadar büyük görünecek.

    Hayatinizda ilk ve tek olacak DIKKAT!!!!!

    Mars gezegeni Agustostan itibaren geceleri gökyüzünün en parlak cismi olacak. Mars çiplak gözle dolunay kadar büyük görünecek.

    27 Agustos’ta Mars dünyaya 34,65 milyon mil yaklaştiginda en büyük göründügü gün olacak. 27 Agustos gecesi 00:30’da gökyüzünü izleyin.

    Dünyanin iki ay’i varmiş gibi görünecek.

    Mars’in dünyaya bu kadar yakin geçecegi bir sonraki tarih 2287 yili.

    Bunu dostlarinizla paylaşin.

    Bugün hayatta olan hiçbir kimse bu olayi tekrar göremeyecek ……

  • RUBİN TÜRKİYE’DE SİYASETE GİREBİLİR!

    RUBİN TÜRKİYE’DE SİYASETE GİREBİLİR!

    RUBİN TÜRKİYE’DE SİYASETE GİREBİLİR!    
    Saturday, 05 July 2008

    Michael Rubin Ergenekon soruşturmasını komplo olarak değerlendirdi, Erdoğan’ı Putin’e benzetti.Michael Rubin, Erdoğan’ın Ergenekon soruşturmasını kendisini eleştiren, yolsuzluklarını ve iktidarı kötüye kullanmasını sorgulayan kişilerden intikam almak üzere bir ‘bahane’ olarak kullandığını söyledi.

    Cumhuriyet’in haberine göre Washington’daki düşünce kuruluşu American Enterprise Enstitüsü (AEI) uzmanlarından Michael Rubin, “Ergenekon” soruşturmasını bir “komplo” olarak tanımlayarak bunun Başbakan Tayyip Erdoğan’a ait bir “hayal ürünü” olduğunu söyledi. Erdoğan’ın bu soruşturmayı kendisini eleştiren, yolsuzluklarını ve iktidarı kötüye kullanmasını sorgulayan kişilerden intikam almak üzere bir “bahane” olarak kullandığını söyleyen Rubin, Erdoğan’ın Rusya Başbakanı Vladimir Putin’e dönüştüğünü ifade etti.

    Rubin, 1 Temmuz’da Ergenekon soruşturması çerçevesinde gerçekleştirilen gözaltılara yönelik Cumhuriyet’e açıklamada bulundu. Gazetecilerin ve siyasi muhaliflerin gözaltına alınmasının Türk demokrasisine zarar verdiğini söyleyen Rubin, bu durumun Rusya’da Putin’in demokrasiyi ortadan kaldırmasına benzediğini söyledi.

    Rubin, “Ergenekon komplosu kendisini eleştiren, yolsuzluğunu ve iktidarı kötüye kullanmasını sorgulayan kişilerden intikam almak için Erdoğan’ın bahane olarak kullandığı kendi hayal ürünü olarak ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu.

    ‘Gözaltılar ironik’

    Rubin soruşturmanın Vakit, Yeni Şafak, Zaman gazetelerinin yanı sıra Turkish Daily News gazetesindeki bazı köşe yazarları tarafından Erdoğan’ın hukukun üstünlüğü ve yargıyı küçümsemesini örtmek ve bahaneler bulmak amacıyla kullanıldığını da vurguladı. Rubin, AKP’nin hukukun üstünlüğünü küçük görmesine karşın devletin kurumlarını kötüye kullanma eğilimi içinde olduğunu ifade ederek son gözaltıların bu açıdan “ironik” olduğunu ifade etti.

    Pek çok Batılı diplomatın ve Türk yetkilinin AKP’nin kapatma davası konusunda bir “uzlaşı” sağlanmasını umduğunu ve Türk uzmanların Erdoğan’ın pişman olduğunu düşündüğünü ifade eden Michael Rubin, “1 Temmuz baskını uzlaşının mümkün olmadığını gösterdi” dedi. Rubin, “Ya AKP kapanacak ya da Kemalizm ve hukukun üstünlüğünün yerine dinin siyasi amaçlar için fırsatçı bir biçimde kullanıldığı ve özgür medya ve özgür sivil toplumun hor görüldüğü Putin tarzı bir yaklaşım gelecek” şeklinde konuştu.

    1 Temmuz’daki gözaltıların Erdoğan’ın AB üyelik sürecine yönelik samimiyetsizliğini de ortaya koyduğunu belirten Rubin, “Erdoğan Türkiye’ye sömürge valisi gibi emreden AB yetkililerini kucakladı. Ancak barışıl siyasi muhalefeti ezmenin Türkiye’nin refahı ve demokrasisinden daha önemli olduğunu gösterdi” dedi.

    Rubin, “Bağımsız medyanın, Türk işadamlarının, Türkiye’nin çok uzun süredir ihmal edilmiş çiftçilerinin, aydınlarının ve hukukun üstünlüğünü destekleyen herkesin Erdoğan’ın Putin’in yolunu izlediği bir dönemde demokrasiyi savunma görevi bulunduğunu” ifade etti. Rubin, “Batılı diplomatların da Türk yargısının ardında durarak hiçbir siyasetçinin hukuktan üstün olmadığı kavramını desteklemesi gerektiğini” dile getirdi.

  • DÜNYA MEDYASI BU DAVAYA ODAKLANDI

    DÜNYA MEDYASI BU DAVAYA ODAKLANDI

    DÜNYA MEDYASI BU DAVAYA ODAKLANDI    
    Saturday, 05 July 2008

    Ergenekon kapsamındaki dünkü gözaltılar dış basında geniş şekilde yer aldı. Çarpıcı tespitlerde bulunan gazeteler, Türkiye ile ilgili öngörülerini sıraladı:İngiltere’de yayımlanan Times gazetesinin dış haberler editörü Bronwen Maddox, “Türkiye’nin geçmişinin liberal gelecek umutlarını yıktığı” ifadesini başlıkta kullandığı yorumunda, “Türkiye’nin dünkü gelişmelerle bir kargaşaya doğru sendelediğini” öne sürdü.

    “Bu çatışmanın ortamının aylardan beri oluşmakta olduğu” görüşünü savunan yazar, “bu sırada Türkiye’nin müttefiklerinin eski nesil milliyetçi generallerin Avrupa’ya entegre genç politikacıların önünü açacağına ve bu durumun ortadan kalkacağına inandıklarını” belirterek, “Ancak bu olmayacak. Türkiye’nin liberal ve modern bir gelecek şansı kaybolurken, kimlik mücadelesi giderek daha kötü bir hal alacak gibi görünüyor” iddiasında bulundu.

    Türkiye’de askerlerin laikliği korumak gerekçesiyle müdahalede bulunduğunu, bu durumun modern bir demokrasi kurma umutlarıyla çatıştığını savunan gazetenin yazarı, “aslında çatışmanın başlangıcını başörtüsü konusunun oluşturduğunu” kaydederek, “başörtüsü yasağı gibi bir yasağı Türkiye’nin dönüşmekte olduğu modern ve liberal bir demokraside sürdürmenin giderek zorlaştığını” yazdı.

    AK Parti’nin kapatılması talebinin Türkiye’yi “önlenmesi imkansız bir cepheleşmeye” götürdüğü yorumunda bulunan yazar, “Bunun Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştıracağı da kesin” ifadesini kullandı.

    Financial Times gazetesi, ilk sayfasında yer alan haberde, bu gözaltıların Türkiye’nin uzun vadeli istikrarına ilişkin kaygıları artırdığı görüşünü dile getirdi. Bu gelişmelerin Ankara’da siyasi hayatın tansiyonunu iyice artırdığını savunan gazete, dün piyasalarda yaşanan gelişmelere dikkati çekti.

    The Guardian gazetesi, gelişmeleri başyazısında değerlendirirken, AK Parti hakkındaki kapatma davasında sözlü mütalaa yapılırken, polisin aralarında iki generalin de bulunduğu bazı önde gelen laiklik yanlısı isimleri gözaltına aldığını, çok az kişinin bu iki olayın birbiriyle bağlantılı olmadığını düşündüğünü yazdı.

    “Tarafların dişlerini bilemekte olduğu” görüşünün dile getirildiği başyazıda, “asıl tehlikenin, tarafların Türkiye’deki siyasi ve anayasal dokuya onarılamaz şekilde zarar vermeleri olduğu” belirtildi.

    Gazetenin başyazısında, Türkiye’nin bu noktaya “parlamenter siyasete fazla aldırmayan eski elitlerin yeni sosyal güçlerin parlamenter gücü eline geçirmesini kabullenememesi” yüzünden geldiğini savundu.

    The Independent gazetesi de tam sayfa ayırdığı gelişmeleri kronolojik bir sırayla okurlarına hatırlattı. Haberde pek çok siyaset uzmanı ve gazetecinin görüşlerine yer verildi.

    The Daily Telegraph, kapatma davasıyla ilgili olarak dün gelinen sözlü mütalaa aşamasının önemine işaret etti ve Türkiye’nin dün bu yeni aşamayla birlikte siyasi kargaşayla yüz yüze geldiğini öne sürdü.

    İTALYAN BASINI

    İtalyan basını, dünkü operasyonun AK Parti hakkındaki kapatma davasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın Anayasa Mahkemesine sözlü açıklama yaptığı güne denk geldiğine işaret etti.

    La Stampa gazetesi, Türkiye’de dün yaşanan gelişme için, “Türkiye’de generaller tutuklandı. Bir tür Gladio’dan söz ediliyor” başlığını kullandı. Gazete, “Türkiye’de siyasi gerilimin had safhada olduğu bir dönemde tesadüflere pek inanılmıyor. Hükümeti göz dağı vermekle suçlayan Cumhuriyet Halk Partisi de mahkemelik vaziyette” ifadelerine yer verdi.

    İtalya’nın en önemli ekonomi gazetesi Il Sole 24 Ore, Türkiye’deki gelişmeyi ilk sayfadan, “Erdoğan’ın polisi 24 laik eylemciyi tutukladı” başlığı altında, “Başsavcı İslamcı partinin yasaklanmasını talep ederken operasyon düzenlendi. Polis, aralarında iki emekli paşanın da bulunduğu 25 kişiyi, darbe hazırlığı yaptıkları iddiasıyla gözaltına aldı” ifadelerini kullandı.

    Gazete, “Laikler ve İslamcılar. Türkiye rehine konumunda” başlıklı yorum yazısında ise iki kesim arasındaki gerilimin giderek tırmandığını ileri sürdü. Yorum yazısında, “Operasyon, askerler ile Başbakan Erdoğan’ın partisi arasındaki gerilimi de tırmandırdı. Asıl risk ise şu noktada: Maçı kim kazanırsa kazansın, ekonominin uluslararası nedenlerden dolayı zaten sıkıntı içinde olduğu bir dönemde enkazla karşı karşıya kalabilir” denildi.

    ALMAN BASINI

    “Ergenekon soruşturması” kapsamında, aralarında iki emekli generalin de bulunduğu 25 kişinin gözaltına alınması, Alman basınında, Türkiye’de “hükümet karşıtlarına operasyon yapıldığı” şeklinde ifadelerle yer aldı.

    Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi, “Emekli generaller gözaltına alındı” başlığıyla verdiği haberde, emekli generallerin gözaltına alınmalarını protesto etmek amacıyla İstanbul’da gösteriler düzenlendiğini, İstanbul ve Ankara’da Cumhuriyet ve Tercüman gazeteleriyle Atatürkçü Düşünce Derneği bürolarında aramalar yapıldığını kaydetti.

    Die Welt gazetesi, “Türkiye’de emekli generaller sözde darbe planlarından dolayı gözaltına alındı” başlığıyla verdiği haberde, Cumhuriyet gazetesinden bir kişinin, “Türkiye’de bir İslam devleti kurulmasına karşı çıkanların ciddi bir tehlike içinde olduklarını söylediğini” yazdı ve “AK Parti’nin bu operasyonlarla ülkedeki gerginliğin daha da artmasına neden olduğunu” savundu.

    Frankfurter Rundschau gazetesi, “Ankara’da hükümet karşıtları gözaltına alındı – AK Parti ile ilgili kapatma davasında iddianame okundu” başlığıyla verdiği haberde, AK Parti hakkında Ağustos ayı sonunda bir karar alınmasının beklendiğini belirtti.

    AA

  • Kuddusi Okkır, büyük ihtimal hakkındaki iddianameyi göremeyecek

    Kuddusi Okkır, büyük ihtimal hakkındaki iddianameyi göremeyecek



    Kuddusi Okkır

    Vatandaş Kuddusi Okkır, tam bir yıl önce… Geçen yıl haziran ayında Ümraniye soruşturması kapsamında tutuklandı. 8 ay boyunca Tekirdağ F 1 Tipi Cezaevi’nde tek kişilik hücrede tutulduktan sonra “majör depresyon” tanısıyla önce Bakırköy… Ardından ciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle Bayrampaşa Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Sonraki üç hafta ise Bayrampaşa ve Haseki devlet hastaneleriyle Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi arasında defalarca dolaştırıldı. Çünkü hiçbir hastane Kuddusi Okkır’ın yatışını kabul etmemişti.

    Bu süre içinde Kuddusi Okkır’ın rahatsızlığı hakkında hiçbir bilgi alamayan, kendisiyle temas kurmasına izin verilmeyen Sabriye Okkır uzun uğraşlardan sonra eşini Bayrampaşa Cezaevi’nde buldu… Nasıl ve ne halde mi? Bir koridorun köşesinde, yer sedyesinde, konuşamaz, beslenemez ve kendisini tanıyamaz halde…

    Kuddusi Okkır, eşinin devreye girmesinden kısa süre sonra Tekirdağ Cezaevi’ne… Oradan Tekirdağ Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Şu anda Trakya Üniversitesi Hastanesi’nde yatıyor. Uzunca süredir bilinci kapalı, yaklaşık 15 gündür de yoğun bakımda… Doktorlar bütün güçleriyle Kuddusi Okkır’ı yaşatmaya çalışıyorlar. Ancak umutlar her geçen gün biraz daha azalıyor.

    Kuddusi Okkır, büyük ihtimal hakkındaki iddianameyi göremeyecek… Yani, neyle suçlandığını bile bilemeyecek… CHP Milletvekili Atilla Kart’ın kendisine yapılan bu muameleyi “gaddarlık” olarak nitelediğini ve Başbakan Erdoğan’a bu konuda soru önergesi verdiğini de öğrenemeyecek…

  • Önemli davet!

    Önemli davet!

    Rauf DENKTAŞ

    [email protected]

    Basın haberlerine göre Avrupa Konseyi, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi lideri Hristofyas’ı Konsey’de konuşmaya davet edecek ve liderler ayrı ayrı Konsey’e hitap edecek.
    Haber yanlış verilmektedir. Keşke doğru olsa. Haber tamamen yanlıştır, çünkü Avrupa Konseyi “Cumhurbaşkanı Talat’ı” değil, “Türk cemaati lideri Talat’ı”, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Hristofyas ile birlikte davet ediyor. Hristofyas “Rum Yönetimi lideri” olarak davet edilmiyor, Kıbrıs’ın cumhurbaşkanı olarak davet ediliyor. Basının görevi bu acı haberi Türk ulusuna doğru dürüst verip bu aymasızlığın altını çizmesi ve halkı bunu protestoya davet etmesidir.
    Biz bu davete güle oynaya icabet edersek Hristofyas’ın “Cumhurbaşkanlığını” ve kendi “cemaat liderliğimizi” tescil ettirmiş olacağız. Zaten, Gambari Anlaşması’ndan bugüne kadar devam eden gelişmeler bu “Kıbrıs Cumhurbaşkanı” ile “Türk cemaat lideri” fotoğrafını defalarca vurgulamıştır. Gidilmekte olan yol da budur! Annan Planı’na “Evet” demekle başlayan ve bazılarına göre bizi “manen yüceltmiş, dünya önünde uzlaşma isteyen taraf olarak haklı çıkarmış olan” tutumumuz dünyaca “KKTC’den, egemenlikten vazgeçmiş, Rum kardeşleriyle kaynaşmak, bütünleşmek isteyen Türk azınlığı” olarak tescil edilmiştir. Bu acı gerçeğin ya kimse farkında değildir, ya da umursamamaktadırlar, çünkü “azınlık olarak Rum’a yamalanmayı kaçınılmaz bir kader” olarak algılamaktadırlar. Bazılarına göre “kurucu devlet” statüsü kazanmakla dünyaca tanınmış olacağız! Bunlar da Rum çoğunluk idaresinde bir Kıbrıs’ta “kurucu eyalet” adı altında ve AB normlarına bağlı bir devlette böyle bir sonucun bizim de sonumuz olacağını görmek istememektedirler.
    Hristofyas ve yandaşları “Görüşme zemininde anlaşma olmamıştır” demektedirler. Hristofyas “Talat ile aynı lisanı konuşmalıyız” diyor ve kendi “lisanını” (kırmızı çizgilerini) hiç çekinmeden açıklamaya devam ediyor. Bizden gelen sesler “Her şey iyi gitmektedir”, “Hristofyas samimi değildir”, “Hristofyas aksi sesler çıkarıyor, ama kendi muhaliflerine seslendiği içindir, yoksa yoldaş Hristofyas iyi niyetlidir”, “Hristofyas iyi niyetli değildir” şeklinde devam ederken “kırmızı çizgimizin”, “iki toplumlu federasyon” olduğunu dünya da bilmektedir. “Manevi yüceliğimiz” Sn. Talat’ın “Ben tanınma istemiyorum” sözlerinden kaynaklanmaktadır. ABD’nin yorumu BM Genel Sekreteri’nin raporuna da “Kıbrıs Türkleri ayrı egemenlikten, ayrı devletten vazgeçmişlerdir” diye geçmiştir. Buna itiraz etmediğimiz için “manevi yüceliklerdeyiz”. Ve İngiltere ile Hristofyas’ın imzaladığı memorandum da biz o “manevi yüceliklerde” seyrettiğimiz için imzalanabilmiştir.
    Şimdi bu şartlarda ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımayan, Kıbrıs’ta işgal vardır düşüncesinde olan Rum tarafını tüm cinayetlerine rağmen “meşru hükümet”, bizi de “işgal altında yaşayan azınlık” olarak algılayan Avrupa Konseyi “cemaat temsilcisi” olarak Sn. Talat’ı “Kıbrıs Cumhurbaşkanı” ile birlikte Konsey’e davet ediyor diye basınımıza bunun tersini yansıtan haberler veriliyor ve “Cumhurbaşkanı Talat ile Rum lideri Hristofyas davet edildi” deniyor. Kendi kendimizi aldatmakta ün yaptık, “manevi yüceliklerde” uçmaya devam ediyoruz, ancak bu gidişle Kıbrıs, Girit oluyor. Gelecek nesillere, tarihe ve şehitlere kim cevap verecek. Bu “manevi yüceliklerden” düşüşümüz çok acı olacak. O zaman basın, suçu biraz da kendinde bulacak mı? Bulsa ne yazar, bulmasa ne yazar?
    O halde ne yapılmalı? Avrupa Konseyi bu “iki lidere” veya “iki cumhurbaşkanına” bunu yapmayacaksa o zaman Sn. Talat Hristofyas ile aynı zamanda Konsey önüne çıkmamalı, ayrı bir gün istemelidir. “Kıbrıs Cumhurbaşkanı” ile “cemaat lideri” aynı ortamda bir araya gelmemelidir. Sn. Talat temsil ettiği devleti cemaat statüsüne düşürmemelidir.
    Son Talat-Hristofyas toplantısında “tek egemenlik” üzerinde anlaşma olmuşsa ve Hristofyas’ın dediği gibi anlaşmanın hedefi Türk askerinden (yani garantilerden) kurtulmak için “mutabakat halinde” yapılmışsa böyle bir anlaşmayı AKP hükümeti desteklese de, Türk ulusunun asla kabul etmeyeceği aşikârdır. Sayın Talat’ı, Hristofyas’ı yalanlamaya davet ediyoruz!

    Yazı Tarihi: 05/07/2008

  • PKK’da dönüm noktası birkaç ay önce geçildi

    PKK’da dönüm noktası birkaç ay önce geçildi

    5 Temmuz 2008
    Özgür EKŞİ-Merve ERDİL / ANKARA

    Bir günlük çalışma ziyareti için Ankara’ya gelen ABD Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral James Cartwright, yaptığı temasların arka planını Hürriyet’e anlattı. ABD’li generalin değerlendirmeleri şöyle:

    Ortak çıkarlar var “PKK’yla mücadelede dönüm noktasını birkaç ay önce geçtik. İstihbarat paylaşımını çok iyi yapıyoruz. Paylaşabildiğimiz kadar, çoğunu zaten paylaşıyoruz. Uzun süreyi amaçlayan bir ilişkiyi inşa ediyoruz. Bugün daha çok tartıştığımız ortaklar arasında önümüzdeki 5-10 yılı içinde ne olacağına yönelikti. Ortak çıkarlarımıza göre hareket etmek, her iki ülkenin de çıkarınadır. Bugün yaptığımız o çıkarların daha çok nerelerde olduğunu ikimizinde iyi anladığından emin olmak ve önümüzdeki 5-10 yıl içinde nerede olmak istediğimizi de bilmektir. Stratejik bir yol haritası oluşturabiliriz. Bugün üzerinde tartıştığımız aslında buydu. Bizim hedefimiz, Irak-Türkiye-ABD arasında işbirliğini uzun dönemde devam ettirecek şekilde kurmaktır. Ortak sınırınız var, ortak çıkarlarımız var. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde ne yapmak istediğimize karar vermek hepimizin çıkarınadır.”

  • Ergenekon’un asıl hedefi

    Ergenekon’un asıl hedefi

    Oray Eğin
    [email protected]

    Liberaller zannediyor ki bugünkü Ergenekon operasyonları geçmişin bir rövanşı. Saçma sapan, gerçeklikle ilişkisi olmayan komplo teorileri ortaya atılıyor, mantığa aykırı yayınlar yapılıyor. Bu gibi yayınların doruğa çıktığı yer ise Sabah gazetesi oldu. Dünkü birinci sayfaları fazlasıyla sinematografikti.

    “Sabah’ın iddiasına göre 7 Temmuz’da Ergenekon harekete geçecek ve şu gibi olaylar yaşanacaktı:

    “40 kentte izinsiz mitingler yapılacak, “Polis laiklerle çatıştı” görüntüsü verilecekmiş…

    “30 tane tetikçi şok isimlere suikast düzenleyecekmiş…

    “Askeri Şura’da komutanlar etkilerini kullanarak Ergenekon’a yakın isimleri göreve getirecekmiş…

    “Sinan Aygün raporlar hazırlayıp “Ekonomi batıyor” havası yaratmak için çalışacakmış…

    Doğrusu, her olağanüstü böyle uyduruk haberler servis edilir, ardından da yayınlanır. Bu yüzden de Sabah’ın da yayınlarına şaşırmadım. Tarih boyunca böyle olmuştur çünkü.

    Ancak merak ettiğim, Sabah’taki gazetecilik bu yazdıklarına inanıp inanmadıkları. Gerçekten şaşırıyorum, çünkü başka bağlantıları falan olduğuna inanmak istemiyorum. Hâlâ gazetecilik refleksiyle bu haberlerin yapıldığını düşünmek istiyorum.

    Ancak, maalesef Sabah ve benzeri basın “büyük resmi” göremediği için çok tehlikeli bir oyunun parçası haline getirildi ve piyon olarak kullanılıyorlar. Bu gibi haberler bana en çok 28 Şubat sürecini hatırlatıyor. Nasıl ki o gün bu haberleri yapanlar, şimdi mahcupsa aynı şeyin ileride bu arkadaşlar için de geçerli olacağını düşünüyorum. Bundan kaçış yok.

    Sahi, gerçekten bu meselenin darbe ve çete işi olduğuna mı inanıyorsunuz? Bunu düşünenler ortada başka bir hesap döndüğünü de görmüyorlar demektir.

    Bakın, İlker Başbuğ’un fotoğrafı, Özden Örnek’in günlükleri, generallerin telefonlarının dinlenmesi gibi gelişmeler de hep bu oyunun parçası.

    Gelin resmin tamamına bakalım…

    Şu anda Türkiye’nin geleceğinin şekillenmesi için masalarda yapılan planlar hayata geçiriliyor. Soğuk Savaş döneminin bitmesiyle birlikte Türkiye’ye yeni bir misyon verildi. İşte kurulması bu misyonun anahatları:

    “Türkiye’nin artık komşular arasında ihtilaflara katılmaması, “Yurtta barış dünyada barış” gibi kurucu ideolojinin argümanlarını bir tarafa bırakması istendi.

    “ABD, Irak’a mı giriyor, Türkiye’den de istenen peşinden Irak’a girmesiydi. Şimdi de İran’a girme ihtimali mi var, Türkiye’nin de İran’a girmesi isteniyor.

    “Kıbrıs’ta ödün vermesi, Kemalizm’e alternatif “Ilımlı İslam” getirilecek, laik ve Müslüman Türkiye yerine bu model belirlenecek.

    “En önemli mesele de Kürt sorununun çözümüdür. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu konuda tavizsiz olduğu biliniyor. Amerika bu konu için Kuzey Irak’la birlikte çözüm arıyor. Bunun karşısında da TSK var.

    Kısacası TSK yeni dünya düzenine uygun bir yapılanma değil. TSK’yı bertaraf etmek istiyorlar. TSK, bertaraf edilirse kurucu ideolojinin sarsılmaz kalesi yıkılacak. Gerisi bir çorap söküğü gibi gelecek.

    Oynanan oyun budur ve çıkan bütün haberlere bu gözlükle bakmakta yarar var. Meseleyi Türkiye’nin iç sorunu olarak görenler hata yaparlar. Pek çok liberal meseleyi oraya çekmek istiyor. Güya darbe olacak da, amaç darbeyi önlemekmiş..

    Sinan Aygün mü darbe yapacak? Kim inanır buna?

    Türk demokrasisi zorlu bir süreçten geçiyor, bakmayın siz o demokrat geçinen liberallere… Asıl istedikleri Türkiye’yi bataklığa sürüklemek ve savaşın içine sokmak. Bütün bunu da ne uğruna yapıyorlar, çok merak ediyorum. Tek amaçları yalıda oturmak, televizyonda program yapmak, yabancı ülkelerden burs alıp seminerlere davet edilmek, sefaretlerde ağırlanmak mı? Yani dertleri kabul görmek mi?

    Yazık kendine aydın Türk liberallerine…

    Liberaller cücedir.

    04.07.2008

  • Bu herifi nasıl kovmalı (How to get him out)

    Bu herifi nasıl kovmalı (How to get him out)

    Ege CANSEN
    [email protected]

    5 Temmuz 2008

    “THE Economist” adlı İngiliz dergisinin bu hafta kapaktan verdiği ana konu, Zimbabwe devlet başkanı Mugabe’nin görevden nasıl uzaklaştırılacağıdır.

    Önce Zimbabwe ve Mugabe hakkında kısa bir bilgi sunayım. Zimbabwe’nin adı, eskiden Rhodesia idi. Çünkü bu devlet, 1880’de adı Cecil John Rhodes olan Güney Afrikalı büyük madenci ve siyasetçi (pek tabii beyaz) bir kişi tarafından kurulmuştur. Madenci, kurduğu devlete “Rhodes’un Ülkesi” anlamına gelen Rhodesia demiştir. Siyah Afrikalılar, 1960’lerdan itibaren, komünist devletlerin de yardımlarıyla, beyazların hákimiyetine dayalı yönetimleri birer, birer devirdi. Zimbabwe’de halen iş başında bulunan 82 yaşındaki Robert Mugabe eski bir gerilladır (veya özgürlük savaşçısıdır). Mugabe, beyazlara çok çektirmiştir. Başarısız bir diktatördür. Doğal kaynaklar bakımından zengin olan ülke, bugün “parasal olarak” müflistir. Enflasyon yıllık % 2 milyon 500 bin düzeyindedir. Halkı yoksulluk çekmektedir. Dergiye göre, ülkenin iktisaden toparlanması için 10 milyar dolarlık bir desteğe acilen ihtiyaç vardır. Ama önce Mugabe halledilmelidir.

    * * *

    Derginin başyazısından, Mugabe’nin görevden uzaklaştırılmasına Batılı büyük devletlerin çoktan karar verdiği anlaşılmaktadır. Büyük devletler, küçük devlerin iç işlerine karışmayı ezelden beri kendi yetkisi içinde görür. Şimdi de Mugabe’nin nasıl halledileceğini alenen konuşuyorlar. Yollardan biri askeri müdahale ile Mugabe’nin işini bitirmekmiş. Bu makaleyi okurken düşündüm. Niçin biz Türkiye’de, Zimbabwe’nin kötü adamı Mugabe, nasıl kovulur meselesi hiç tartışmıyoruz? Aynı soru dünyadaki 200 ülkenin 190’ı için de sorulabilir. Mesela Arjantin, Pakistan veya Meksika’da Mugabe’nin, Zimbabwe’nin devlet başkanlığından indirilmesi, gerekirse öldürülmesi hiç gündeme gelmiş midir? Gelmişse Arjantin veya Pakistan veya Meksika hükümetleri kendilerine bu “durumdan” bir “vazife” çıkarmış mıdır?

    * * *

    Buradan bugünkü “Dünya Düzeni”nin bizi ilgilendiren yanına geçmek istiyorum. Türkiye’nin nasıl ve kimler tarafından yönetileceği şüphe yok ki, İngilizleri ve diğer büyük devletleri, Mugabe’nin kovulmasından daha fazla ilgilendirir. Netice itibariyle Afrika’da küçük bir ülke olan Zimbabwe, (eski bir İngiliz kolonisi olsa bile) dünya siyaseti için Türkiye kadar önemli değildir. Öyleyse Türkiye’nin yönetimiyle ile ilgili kararlar “büyük devletler” tarafından çoktan alınmış olmalıdır. Güncel soru, alınan kararların icrası için hangi mekanizmaların tasarlanmış ve devreye sokulmuş olduğudur? Mesela ABD’nin, Avrupalılara, Türkiye’yi AB’ye almaları için baskı yapması bu mekanizma tasarımının bir parçası mıdır? Hakeza Kuzey Irak’a ABD desteğinde yapılan başarılı askeri harekát da bu tasarıma dáhil midir? Alınan siyasi kararların Türk ekonomisi üzerindeki izdüşümü nedir? Mesela iktisaden çok başarılı bir 6 yıl geçirmiş olmamıza rağmen, 2001 krizi öncesi gibi “yurt dışından para gelmezse, ekonominin hali yamandır” noktasından bir türlü uzaklaşamamış oluşumuz bir tesadüf müdür? Yoksa önümüzdeki bu tablo, tamamen bizim kendi bilinçli tercihimiz midir?

    Son Söz: Güçlülerin dış işleri bakanlıkları, güçsüzlerin “içişlerine” bakar.

  • Turkiyede Ekonomik Kriz Basladi

    Turkiyede Ekonomik Kriz Basladi

     

     

     

    From: mehmet nacar [[email protected]]

     

    Turkiyede Ekonomik Kriz Basladi

     

    Gaziantep27 gazetemizde manşetten verilen bir haber. ‘’Kömür fiyatları asgari ücreti geçti.’’

     

    İlk bakışta sıradan bir haber gibi görünmesine rağmen, derinine daldıkça konunun boyutları değişmekte. Korkunç bir hal almakta.

     

    İki yıl önce kömürün tonu yaklaşık 190 dolar civarındaydı. Geçen yıl 320 dolara fırladı. Bu yıl ise 425 dolar. Bu gidişe göre iki veya üç yıl sonra kömürün tonu bin dolar olacaktır. Dünyada görülmüş, bundan daha büyük bir saçmalık var mı?

     

    Kömürdeki bu yükselişin sebebi nedir? Durmadan artan petrol fiyatları mı? Yani gemiler taşıdıkları kömürün değerinin yüzde otuzbeşi kadar mazot mu yakmaktalar?..

     

    Geçen yıl da aynı konuyu yazmıştım ve dikkate alan olmadı.

     

    Bu fahiş fiyat artışlarının ana nedeni, kontrolden aciz bir hükümetin yarattığı boşluktan cesaret alan ithalatçı firmalardır.

     

    Dünyada dolar üzerinden yaşanan bir enflasyon örneği yok. Bir ürünün fiyatının dolar üzerinden % 40 lara varan artışını izah edebilecek bir ekonomik gösterge de yok.

    Halk arasında çok kullanılan bir deyim var. ‘’Saldım çayıra, mevlam kayıra.’’

    *

    Türkiye’de ihtiyaca yetecek kömür yatakları yok mu? Fazlasıyla var. Ancak, kalori değerinin düşüklüğü ve havayı kirletmesi bahane edilerek bizim yataklar yatmaya devam etmekte. İşin kolayı ithalat ve bazı işini bilenlerin köşe dönmesini sağlamak.

     

    Türkiye’de üretilen kömürler bacalara filtre takılarak pekala yakılabilir. Paramız dışarı gitmez. Üretim bolluğunda fiyatlar da çıldırmaz.

     

    Oyun içinde oyun oynanmakta. Sıvı yakıta gücü yetmeyen vatandaş kömüre dönünce talep patlaması oldu. Nasılsa satış kaygısı yok. Öyleyse fiyatları her gün yükseltmek sorun yaratmaz.

     

    Kömür fiyatlarına paralel olarak elektriğe de % 22 zam yapıldı. Yani elektrikle ısınmak da mümkün değil.

     

    Vatandaşın eli kolu zincirlenmiş durumda. Ya bu fiyattan alacaksın, ya da donacaksın. Başka seçenek yok.

     

    Anlaşılan şu ki, bu kış asgari ücretli, emekli, dul, yetim, esnaf ve hatta memur sınıfında nüfus azalması yaşanacaktır. Tabi ki, hepsi de donarak ölmeyecek. Gıdaya ayırdığı parayı ısınmaya vererek aç kalanları da hesaba katmakta yarar var. Taksitli satışlar gırla. Kredi kartı ödemeleri nasıl olacak..?

    *

    Çalışanlarına % 4 maaş zammı yapan hükümet acaba hangi ülkenin hükümeti? Türkiye’nin hükümeti ise yakıtta, ısınmada, gıda maddelerinde, ekmekteki artışları biliyor mu? Vergi artışlarını, trafik cezalarını filan hesaba katmıyoruz.

     

    Bana öyle geliyor ki, kapalı mekânlarda sigara yasağının arkasında yatan düşünce tiryaki olmayanları korumak değil. Sigara, akaryakıt, kömür, ve diğer ihtiyaçlara yapılan zamlar hazinenin açığını kapatmaya yetmiyor. Sigara içenlerden de havayı kirletme cezası alarak hazineyi rahatlatmayı düşünmekteler.

     

    Dünyada kendine yeterli altı ülkeden biri olan Türkiye, artık kendine en yetersiz ülkelere sınıfına girmiştir. Üretimin durduğu, her türlü enerjide, hububatta, borç ödemekte, sanayi ürünlerinde, vs. ithalatla yaşayan bir ülke konumundayız. Bu hükümetin yönetimindeki devlet halka hizmeti durdurdu.

     

    Devleti ve hükümeti yaşatmak için halkı altın yumurtlayan tavuk olarak görmeye başladı.

     

    Tavuk çiftliklerinde daha fazla yumurta almak için bir günü sahte gece ve gündüzlere bölen uyanık üreticiler gibi bir hükümet.

     

    Sahte enflasyon rakamları. Başını alıp giden fiyatlar. Cumhuriyet tarihi boyunca alınan dış borç kadar dış borçlanma. Çalışanların maaşlarını hileli rakamlarla eritme.

     

    Yani yoksul ve hükümetin eline bakan, üretimi durdurulmuş, devletten dilenmeyi bekleyen bir halk.

     

    Nereye kadar sürecek.

     

    Yolun sonu göründü. Bu yaşananlar bir günde bomba gibi patlayan bir ekonomik kriz değil, zamana yayılmış, halkı uyutarak yaşanan gerçek bir ekonomik krizdir.

     

    Mehmet Nacar

     

     

    M.Nacar



  • PKK kasası Nedim Seven, Fransa’da tutuklandı

    PKK kasası Nedim Seven, Fransa’da tutuklandı

    A.A

    Fransa’nın, terör örgütü PKK’nın Avrupa’daki ele başlarından Nedim Seven’i tutukladığı bildirildi.

    Fransız Haber Ajansı (AFP), Fransa’da daha önce hakkında terör örgütüne mali destek sağlamak suçundan dava açılan ve adli denetim altında tutulmak kaydıyla serbest bırakılan Seven’in, “adli denetim şartını ihlal ettiği” gerekçesiyle tutuklandığını duyurdu.

    Hakkında uluslararası tutuklama kararı çıkarılan Seven, Mart ayında sahte diplomatik pasaportla Roma’da gözaltına alınarak sorgulanmıştı. İtalyan basını, terör örgütünün Avrupa’daki “gizli kasası” olarak bilinen Seven’in, Roma’dan Ermenistan’a gitme hazırlığı içinde olduğunu yazmıştı.

    Aralarında Rıza Altun ve Nedim Seven gibi bölücü örgütün Avrupa’daki elebaşılarının da bulunduğu 8 PKK mensubunun, 23 Şubat 2007 tarihinde Paris’te çıkarıldıkları istinaf mahkemesi tarafından tutuksuz yargılanmaları kararlaştırılmıştı.

    Paris’te 5 Şubat 2007 tarihinde düzenlenen operasyonlar çerçevesinde terör örgütünün kullandığı bir “kültür merkezine” baskın düzenlenmiş, çeşitli evraka ve bilgisayarlara el konmuştu. Buraya düzenlenen baskının, terör örgütüne maddi destek sağlayan ve örgütün Avrupa’daki üst düzey sorumluları olduğu tahmin edilen kişilere karşı Paris’in çeşitli banliyölerinde düzenlenen operasyonlar çerçevesinde yapıldığı bildirilmişti.

    Tutuksuz yargılanmalarına karar verilenler hakkında, teröre mali kaynak sağlama dışında, “organize suç” ve “kara para aklama” suçlarından dava açılmıştı. Fransız basını, tutuksuz yargılanmalarına karar verilenlerin uyuşturucu kaçakçılığı yapmaları olasılığının ciddi düzeyde gündemde olduğunu yazmıştı.

    Paris’teki operasyon, 2 PKK’lı teröristin döviz bürosunda kaynağını açıklayamadıkları 200 bin avroyu dolara çevirmek isterken gözaltına alınmaları sonucu başlatılan soruşturma çerçevesinde düzenlenmişti. Fransa tarafından hakkında adli denetim kararı çıkarılan Rıza Altun’un daha sonra Avusturya üzerinden kuzey Irak’a gittiği belirlenmişti.

    Fransa’da terör örgütü PKK’nın faaliyetleri, 1993 yılında yasaklanmıştı.

    Kaynak: , 4 Temmuz 2008

  • Talat, çizmeyi de haddini de aşmıştır, “cumhurbaşkanı” olarak meşruiyetini yitirmiştir

    Talat, çizmeyi de haddini de aşmıştır, “cumhurbaşkanı” olarak meşruiyetini yitirmiştir

    Sabahattin İsmail

    Yeni Volkan Gazetesi Başyazarı

     

    Egemenlik, bağımsızlıktır, özgürlüktür, kendi kendimizi, kendi devletimizde, kendi irademizle yönetmektir, boyunduruk altında olmamaktır, dilediğimiz kararları serbestçe alabilmek ve uygulayabilmektir…

    Kıbrıs adasında iki Halk arasındaki EGEMENLİK mücadelesi, Kıbrıs sorununun özüdür…

    Kıbrıs sorununun nedeni, Rum-Yunan ikilisinin, tüm Kıbrıs’a ve Türk Halkına egemen olma hedefidir…

    Rumlar için Kıbrıs sorunu, ancak egemenliklerini tüm adaya yaydıkları ve Türk Halkını da egemenlikleri altına aldıkları gün çözülecektir…

    Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye açısından Milli bir dava olan Kıbrıs mücadelesinin  özü, Rumlarla birleşmek değil, egemenliğimizi korumaktır, Rum idaresi altına girmemektir, kendi kendimizi, kendi devletimizin çatısı altında özgürce yönetmektir…

    Kıbrıs Türk Halkı egemenliğin ne anlama geldiğini çok iyi bildiği içindir ki, hiçbir şart altında ve hiçbir vaat karşısında Rum egemenliği altına girmeyi kabul etmedi…Rumların egemenliklerini silah zoru ile dikte ettirmeyi amaçlayan saldırıları karşısında egemenliğini korumak için silaha sarıldı, direndi, öldü, öldürdü, tarifsiz özverilere katlandı…

    1963’den 1974’e kadar geçen en karanlık 11 yılda, adanın sadece %3’üne sıkıştırılmasına karşın, direnmeye devam etti,  Rum-Yunan kuşatmasına karşın egemenliğinden asla taviz vermedi…Rum-Yunan boyunduruğu altında köle olarak yönetilmektense, ölmeyi tercih etti…

    Egemenliği için ölmesini bilen egemen bir Halk olarak, bu soylu mücadelesini 15 Kasım 1983’de bağımsız-egemen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurarak taçlandırdı…

    25 yaşına giren KKTC, Kıbrıs Türk Halkının egemenliğinin simgesi ve güvencesidir…

    Halk, 1985’de ezici çoğunlukla kabul ettiği KKTC Anayasası ile, egemenliğini kullanma yetkisini vekaleten KKTC Meclisi’ne devretti…

    Bunu yaparken,  onayladığı Anayasada yer alan bazı maddelerle, egemenliğini  güvence altına aldı ve ileride emanetine ihanet edebilecek olanlara meşru yolları kapadı…

     

    KKTC ANAYASASI NE DİYOR?

    KKTC Anayasasının ilgili maddeleri şöyledir:

    BİRİNCİ KISIM

    Genel İlkeler

                Devletin Şekli ve Nitelikleri

                Madde 1

                Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti, demokrasi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik bir Cumhuriyettir.”

     

                Devletin Bütünlüğü, Resmi Dili, Bayrağı, Ulusal Marşı ve Başkenti

    Madde 2

    (1)   Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti, ülkesi ve halkı ile bölünmez bir bütündür.

     

                Egemenlik

                Madde 3

                (1)   Egemenlik, kayıtsız şartsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yurttaşlarından oluşan halkındır.

                (2)   Halk, egemenliğini, Anayasanın koyduğu ilkeler çerçevesinde, yetkili organları eliyle kullanır.

                (3)   Halkın hiçbir zümresi, kesimi ve kişisi, egemenliği kendine mal edemez.

                (4)   Hiçbir organ, makam veya merci, kaynağını bu Anayasa’dan almayan bir yetki kullanamaz.

               

    Anayasanın Üstünlüğü  ve Bağlayıcılığı

                Madde 7

                (1)   Yasalar Anayasaya aykırı olamaz.

                (2)   Anayasa kuralları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, Devlet yönetimi makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

     

    Değiştirilemeyecek Kurallar

                Madde 9

                Bu Anayasanın 1. maddesi ile 2. maddesinin (1). ve (2). fıkrasında ve 3. maddesinde yer alan kurallar değiştirilemez ve değiştirilmesi önerilemez.

     

     MADDELERİN ANLAMI

    Görüldüğü gibi, Anayasanın 2. madedesi “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletinin, ülkesi ve halkı ile  bölünmez bir bütün” olduğunu belirtmektedir…

    Bunun anlamı, Talat’ın KKTC Devletini tasfiye edecek, bir başka devletin egemenliği olmayan bir eyaletine dönüştürecek hiçbir görüşme yapamayacağıdır, hiçbir anlaşmayı kabul edemeyeceğidir…

    Görüldüğü gibi Anayasanın 3. Maddesinin 1. Fıkrası, “egemenliğin kayıtsız şartsız KKTC yurttaşlarından oluşan Halka ait olduğunu” belirtirken, 3. Fıkrası “Halkın hiçbir zümresinin, kesiminin ve kişinin, egemenliği kendine mal edemeyeceğini” ve 4. fıkra da          “Hiçbir organ, makam veya mercinin, kaynağını bu Anayasa’dan almayan bir yetkiyi kullanamayacağını” vurgulamaktadır…

    Bunun anlamı Talat’ın hiçbir şekilde Halkın egemenliğini müzakere konusu yapamayacağıdır, egemenliği tek başına kullanma hak ve yetkisinin bulunmadığıdır…

    Ve Anayasanın 7. Maddesinin 2. Fıkrası “ Anayasanın bu kurallarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, Devlet yönetimi makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları” olduğunu vurgularken 9 madde iseAnayasanın aktardığım bu maddelerinin, yani “1. maddesi ile 2. maddesinin (1). ve (2). fıkrasında ve 3. maddesinde yer alan kuralların değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin önerilemeyeceğini” belirtmektedir…

     

    TALAT MEŞRUİYETİNİ YİTİRMİŞTİR

    Anayasal durum bu iken, Mehmetali Talat’ın, adının önündeki “cumhurbaşkanı” sıfatını istismar ederek Halkın egemenliğini pazarlık masasına yatırması, Halkın egemenliğini yok etmek anlamına gelen TEK EGEMENLİĞİ kabul etmesi, “çözüm” adı altında KKTC’yi tasfiye edip  “Kıbrıs Cumhuriyeti” adlı Rum devletinin egemenliği altına  sokacak düzenlemeleri kabul etmesi meşru değildir…

    Bu nedenledir ki Talat, Rum milli hedefi olan, TEK DEVLETE,  TEK EGEMENLİĞE,  TEK VATANDAŞLIĞA, TEK KİMLİĞE, TEK ULUSLAR ARASI TEMSİLİYETE DAYANAN İKİ TOPLUMLU-İKİ BÖLGELİ BİRLEŞİK FEDERAL KIBRIS hedefini kabul etmekle, Anayasayı çiğnemiştir….Anayasanın kendisine vermediği bir yetkiyi gasbederek kullanmıştır…Üstelik bunu, Halk egemenliğini vekaleten kullanan KKTC Meclisi’nden yetki almadan yapmıştır…

    Ve, bu nedenle de oturduğu makamda tüm meşruiyetini yitirmiştir…

    Kıbrıs Türk Halkını temsil etmemektedir, yaptığı anlaşma da Kıbrıs Türk Halkını bağlamamaktadır…

    Bu durum karşısında Kıbrıs Türk Halkının, kendi egemenliğini korumak için vereceği mücadele,  Rum-Yunan saldırganlığına karşı aynı amaçla verdiği mücadele gibi meşrudur…Göstereceği direniş yasaldır.

     Çünkü KKTC Anayasası,  girişinde yer alan “Asıl güvencenin  yurttaşların gönül ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, özgürlüğe, adalete ve erdeme tutkun evlatlarının uyanık bekçiliğine emanet eder….” ifadesi ile devleti, egemenliği ve Anayasayı koruma görevini bu Halkın evlatlarına vermiştir…

    Kıbrıs Türk Halkı, kendini egemenliğin tek sahibi olan bir padişah sanan ve bu hayal içinde çizmeyi de haddini de aşan Mehmetali Talat’ın Anayasaya,  Anayasal yeminine ve koruması için kendisine bırakılan kutsal emanete ihanetine karşı direnecektir…

    Talat, işi bu noktaya getirmeden derhal istifa etmelidir…

     

  • Milli Takım Galip -TEKEL SATILDI

    Milli Takım Galip -TEKEL SATILDI


    26 HAZİRAN 2008 PERŞEMBE
     – BASIN AÇIKLAMASI –

    MİLLİ TAKIMIN BAŞARILARINA SEVİNİRKEN, TEKEL’İMİZ İNGİLİZ ve AMERİKALILARIN OLDU, FARKINDA MISINIZ ?

     

    Dr. Gökhan GÜNAYDIN, Başkan
     (Yönetim Kurulu adına)
     TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI

     


     26 Haziran 2008
     
     TEKEL’in sigara üretim bölümü, fabrikaları, tesisleri, arsa ve arazileri yanında markalarıyla birlikte, 24 Haziran 2008 tarihinden itibaren British American Tobacco şirketine devredildi.

     


     Avrupa Şampiyonası’nda Milli Takım’ın başarısı nedeniyle yaşanan sevinç dalgası, ülkemizin can damarlarından birinin daha kesilmesini gizliyor… TEKEL, 2.5 yıllık karına karşılık gelen bir bedelle, 1.720 milyar dolara yabancılara satıldı…

     


     Bu satış sonrası tamamlanan devir işlemi ile yabancılaşan TEKEL artık üretici / köylü, işçi, mühendis lehine değil, yabancıların karları artsın diye çalışacak. Saldırgan satış politikaları ve gizli reklamlar ile çocuklar sigara içmeye özendirilmeye devam edilecek. Böylece halkın geliri ve sağlığı da yabancılara devredilmiş olacak…

     


     Kamuoyu bir film izler gibi İhaleyi izledi, ancak İhale Şartnamesi halktan gizlendi. Ziraat Mühendisleri Odası’nın İhale Şartnamesi’ni edinme talepleri önce Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından uygun görülmedi, buna yönelik itirazımız da Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu tarafından oyçokluğuyla reddedildi. Bu örnek olay, ‘kamu yönetiminde şeffaflık’ ilkesinin sermayeye karşı çalışmadığını bir kez daha göstermiştir.

     


     Halkın fabrikaları yok pahasına yabancılara satılıyor, fabrikaların sahipleri İhale Şartnamesi’ni bile göremiyorlar… Oysa demokratik hukuk devletinin en belirgin özelliklerinden biri, idarenin etkinliklerinin kamuoyunun bilgisine açık olarak sürdürülmesidir. Bu husus, idarenin eylem ve işlemlerinin kamuoyunca izlenerek yargı denetimine bağlı tutulabilmesinin önkoşuludur.

     


     İşte bu ortamda, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası ve Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi (KİGEM), Tekel Sigara’nın özelleştirilmesi ihalesinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay’a başvurmuştur. Çünkü söz konusu işlem Anayasaya, yasalara ve kamu yararına aykırıdır…

     


     Taşınmazların BAT’a devri sonrasında ne şekilde kullanılacağına ilişkin bir bilgi ve karar bulunmamaktadır. Kısa dönemde bütçe açıklarını kapatmak için özelleştirme yapılmasının, ekonomiye yarardan çok zarar getireceği Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu raporlarında ve özelleştirmenin finansörlerinden olan Dünya Bankası uzmanlarınca hazırlanan ülke raporlarında dahi dile getirilmiştir.

     


     TEKEL, 1980’lerin ortasından bu yana yatırım yapılmayan bir KİT olmasına rağmen kar etmektedir. Yatırım yapılarak özelleştirme gelirinden çok daha fazla ve sürekli gelir elde etmek mümkün iken, satılarak yabancılaştırılması, işlemde kamu yararı bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

     


     Futbol ile sevinirken, ülke kaynaklarımız teker teker yabancıların egemenliğine geçiyor. Üretici, tüketici, halk kaybederken, çokuluslu şirketler kazanıyor.

     


     Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz…
     Dr. Gökhan GÜNAYDIN
     Başkan
     (Yönetim Kurulu adına)
     TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI <[email protected]>

  • ABD, TÜRKİYE ÜZERİNDEN ÇEKİLMEYE KARŞI

    ABD, TÜRKİYE ÜZERİNDEN ÇEKİLMEYE KARŞI

    Pentagon, Türkiye üzerinden Irak’tan çekilme planına, ‘Tezkere işi zorlaştırdı’ diye karşı çıkıyor..ABD kuvvetlerinin Irak’tan çekilirken Türkiye’deki üsleri kullanabileceği fikri bile Washington’da tartışma yarattı. Beyaz Saray’daki şahinlere yakınlığıyla bilinen Washington Times gazetesi, çekilme için harcanacak on milyonlarca dolardan Türklerin yararlanacağını yazdı.

    ‘TÜRKİYE DIŞLANMALI’

    Gazete, tezkereyi reddeden Türkiye’nin çekilme sırasında harcanacak paradan yararlanması olasılığının, Pentagon ve Kongre’deki muhafazakârlar arasında “kızgınlık” yarattığını kaydetti. Şahinlerin Irak işgalini zorlaştıran ve ABD güçlerinin zor durumda kalmasına neden olan bir ülkenin “ödüllendirilmemesi” gerektiğini belirtti. Gazete şu yoruma yer verdi: “Kongre’deki üst düzey ulusal güvenlik yetkilileri, ABD’ye Irak’a kendi üzerinden girme izni vermeyen Türkiye’nin geri çekilme sırasında kullanılmasına karşı. Kuzey işgal rotasını engelleyerek Amerika’nın daha çok kayıp vermesine neden olan Türkiye kuvvet çekilmelerinden dışlanmalıdır…”

  • Genelkurmay’dan sert açıklama

    Genelkurmay’dan sert açıklama

    Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, ”Türk Silahlı Kuvvetleri; belli çevrelerin organize bir yapı içerisinde yürüttükleri, menfur bir saldırıyla karşı karşıya olduğunun farkındadır. Başarısız kalmaya mahkum olan bu saldırılara karşı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisini koruyacak tedbirleri alacağı şüphesizdir. Bu tür saldırılara karşı Türk Silahlı Kuvvetlerinin en önemli güvencesi, yasal organlar ve Türk yargısının yanılmaz adaletidir” denildi.

    Genelkurmay’dan yapılan açıklamanın tam metni

    1. Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı bazı çevreler tarafından uzun bir süredir yürütülmekte olan yıpratma kampanyası, son zamanlarda İnternet dahil, basın ve yayın organları vasıtası ile yapılan saldırılarla şiddetini artırmış bulunmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhindeki bu çok boyutlu ve sistematik faaliyetlerin gelecekte de devam edeceği değerlendirilmekte ve gelişmeler yakından takip edilmektedir.
    2. Bu kapsamda, bir günlük gazetenin 20 Haziran 2008 tarihli baskısında, Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan Bilgi Destek Planı olduğu iddia edilen bir belge ile ilgili haber yayımlanmıştır.
    3. Söz konusu haber Genelkurmay Başkanlığınca aynı gün yapılan basın açıklamasında kesin bir dille yalanlanmasına rağmen, bazı basın ve yayın organlarının “Kayıtlarda Komuta Katı tarafından onaylanmış böyle bir resmi evrak veya plan bulunmadığı” ifadesini, “Komuta Katı bilgisi dışında böyle bir plan var” şeklinde yorumlamaları ilginçtir. Bu şekilde bir yorum yapabilmek, ancak Türk Silahlı Kuvvetlerini hiç tanımamakla mümkündür. Köklü bir disiplin geleneği ve karargah çalışma kültürüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetlerinde, kurum adına planların nasıl hazırlanacağının usül ve yöntemleri bellidir.
    4. TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNDE BÖYLE BİR PLAN KESİNLİKLE MEVCUT DEĞİLDİR. Bu sözde planı üreten, Genelkurmay Başkanlığına mal eden veya kendilerine ulaşan her belgeyi doğru k abul ederek yayımlayan anlayışın; ne kadar etik, demokratik ve yasal olduğu ortadadır.
    5. Diğer taraftan, başka bir gazetenin 25 Haziran 2008 tarihli haberinde yer alan; “Yoksa bu plan Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi dışında Kara Kuvvetleri tarafından mı hazırlandı?” şeklindeki soru, tam bir sorumsuzluk örneğidir ve TSK’ne ve onun komutanlarına karşı mesnetsiz bir saldırı özelliği taşımaktadır. Konunun dayanakları ile açıklığa kavuşturulmadan yayına konulmasının, basın etiği ile ne kadar uyuştuğu kamuoyunun takdirine bırakılmaktadır.
    6. Sözde Bilgi Destek Planını gündeme getiren gazete, ayrıca 25 Haziran 2008 tarihli nüshasında, bir komutanlığın PKK-KONGRA-GEL terör örgütünün olası eylemlerine ilişkin “GİZLİ” gizlilik dereceli mesajını yayımlamış ve Dağlıca’ya yapılacak saldırının bu mesaj ile bildirilmesine rağmen tedbir alınmadığı yönünde bir iddiada bulunmuştur.
    Yayımlanan mesaj gerçek bir belge olup, tehdide maruz tüm birimleri uyarma amacı taşımaktadır. Alınan duyumların değerlendirilerek istihbarat haline getirilmesi ve eylem ikazı olarak yayımlanması, Türk Silahlı Kuvvetlerinde kullanılan standart bir uygulamadır. Nitekim, söz konusu ikazla birlikte, bölgedeki birliklerde emniyet tedbirleri artırılmış ve Dağlıca’da konuşlu unsurlarımız gerekli tepkiyi göstererek, hain saldırının asıl amacına ulaşmasını engellemişlerdir. Konu ile ilgili yargı süreci devam ederken, bu tür kışkırtıcı yaklaşımlar sergilenmesi kaygı verici bir durumdur.
    “GİZLİ” gizlilik dereceli askeri evrakın sızdırılması ve basın yoluyla yayımlanması tamamen yasa dışı bir eylem olup, konu yargıya intikal ettirilmiştir. Kurum içinde yapılan araştırmada, mesajın nereden ve kimler tarafından dışarıya sızdırıldığı tespit edilmiş ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlem başlatılmıştır.
    7. Türk Silahlı Kuvvetleri; belli çevrelerin organize bir yapı içerisinde yürüttükleri, menfur bir saldırıyla karşı karşıya olduğunun farkındadır. Başarısız kalmaya mahkum olan bu saldırılara karşı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisini koruyacak tedbirleri alacağı şüphesizdir. Bu tür saldırılara karşı Türk Silahlı Kuvvetlerinin en önemli güvencesi, yasal organlar ve Türk yargısının yanılmaz adaletidir. Her zaman olduğu gibi, aziz milletimizin Türk Silahlı Kuvvetlerine duyduğu sonsuz sevgi ve güven ise, en büyük desteğimizdir.
    Kamuoyuna saygı ile duyurulur.