Blog

  • BiR KOMANDO SUBAYI’ NIN KALEMiNDEN

    …..ili kIrsalInda teroristlerin dur ihtarIna
    ate$le kar$IlIk vermesi
    sonucu cIkan catI$mada.guvenli gorevlisi $ehit
    oldu. Ya da

    ……ilinde devriye gorevini yerine getiren
    ..aracIna acIlan ate$
    sonucu..guvenlik gorevlisi $ehit oldu.

     

     

    Ya da……ili kIrsalInda teroristlerce do$enen
    mayInIn patlamasI sonucu.asker
    yaralandI..

    Bu nasIl ba$lar biliyor musunuz?

    Hava o kadar sIcaktIr ki beyninizdeki sIvInIn
    buharla$Ip uctugunu
    du$unursunuz. Olu$tugu anda kuruyup giden ter
    damlacIklarIndan geriye
    kalan tuzlar yuzunuzun ve hatta elbisenizin her
    yanInI kaplamI$tIr.

    Avucunuzun icindeki ter, yuzunuzdeki gibi kolay
    kurumadIgI icin
    elinizdeki tufeginizin metal kIsmI avucunuzun
    icinde vIcIk, vIcIk oynar.
    Ter ile Islanan celigin kokusu avucunuzun icine
    ve elinizi surdugunuz her
    yere siner.

    Önunuzde yuruyen adamIn, ayagInIn kuru toprakla
    her temas edi$inde
    cIkan toz, agzInIzIn kupkuru olmasIna ve zor nefes
    almanIza sebep olur.

    SIrt cantanIzIn askI kayI$larI yuzunden
    omuzlarInIzI hissetmezsiniz.
    Kult agrIlarI ancak cantayI sIrtInIzdan
    cIkardIgInIzda fark edersiniz.

    BastIgInIz her ta$ parcasI, her calI ve bir
    ayagInIzIn kaplayabildigi her
    yeryuzu parcasIndan cIkan sesi duyarsInIz.

    Yurudugunuz yerdeki her Agustos boceginin
    sesini, dallardaki
    ku$larI, yuzunuzun etrafInda urkutucu devriye
    ucu$larI yapan
    arIlarIn kanat seslerini, agzInIza ve yuzunuze
    ya da herhangi bir
    yerinizdeki kucuk yaralarIn uzerine konmaya
    calI$an sineklerin
    vIzIltIlarInI, ayagInIzI bastIgInIz yerden
    havalanan ye$il
    cekirgenin kucucuk cussesine ragmen cIkardIgI
    tok kanat sesini en ince
    ayrIntIsIna kadar duyarsInIz.

    Sonra, kendi techizatInIzIn ve onunuzdeki
    arkada$InIzIn ve
    arkanIzdaki arkada$InIzIn techizatlarInIn
    cIkardIgI duzensiz seslerin her birini
    ayrI ayrI duyarsInIz.

    Ve aynI anda onunuzdeki arkada$InIzIn nefes
    alI$larInI duyarsInIz,
    oksurmesini ve hap$IrmasInI da duyarsInIz.

    Telsizinizden cIkan seslerin ve cIzIrtIlarIn her
    biri ayrI ayrI katIlIr  bu senfoniye.

    Ter ve tozun birle$mesinden olu$an kaygan camur,
    postalIn icindeki
    tum ayagInIzI kaplamI$tIr, coraplar once su
    toplayIp sonra patlayan yerlere
    adeta bir deri gibi yapI$mI$tIr.

    En cok yapmak istediginiz $ey ayaklarInIzI
    yIkayIp, coraplarInIzI
    degi$tirmektir. Ama bu cok buyuk bir lukstur o
    anda.

    Çunku…

    Çunku hangi calInIn dibinde, hangi kayanIn
    arkasInda sizi
    bekledigini bilmediginiz ihaneti arayIp bulmanIz
    ve yok etmeniz
    gerekmektedir.

    Butun masumlarIn hayatI ve huzuru size emanet
    diye, ogretmenler
    bayrak diregine asIlmasIn diye, kundaktaki
    bebekler kur$unlanmasIn
    diye, binlerce yIllIk emanete halel gelmesin
    diye kahpeligi ve
    ihaneti yok etmeniz gerekmektedir.

    Çunku bunun icin bayragIn, silahIn, namusun ve
    $erefin uzerine
    yemin etmi$sinizdir.

    Çunku onemli olan ayagInIz degil, ulkeniz,
    bayragInIz ve
    onurunuzdur.

    i$te bu yuzden lukstur ayak yIkamak, corap
    degi$tirmek. i$te bu
    yuzden senfoniye donu$mu$tur butun o duzensiz
    sesler guruhu.

    Sonra!..

    Sonra birden tum sesler kesilir, bIcagIn dalI
    kestigi gibi,
    makasIn kagIdI, pensenin bir hoparlor kablosunu
    kestigi gibi…
    Bir anda…
    Ku$larIn sesleri, arIlarIn ve sineklerin
    vIzIltIlarI, cekirgenin
    kanat sesleri hepsi bir anda biter.

    Gozlerinizi actIgInIzda onunuzdeki arkada$InIzI
    degil, gokyuzunu
    gorursunuz, yere du$mu$ oldugunuzu anlamanIz
    birkac saniye surer.

    Tek hissettiginiz kesif bir barut ve yanIk et
    kokusudur, yuzunuzun toprak
    parcalarIyla kaplandIgInI fark edersiniz,
    temizlemek icin
    calI$mazsInIz.

    Arkada$larInIzIn bagIrarak ko$u$turdugunu gorur
    ama kulagInIzdaki
    cInlama ve ugultudan seslerini duyamazsInIz. Sesleri
    yava$ yava$ duymaya
    ba$ladIgInIzda ayaga kalkmaya calI$IrsInIz ama
    ba$aramazsInIz.

    Yine birkac saniye sonra arkada$larInIzIn
    sesleri arasInda ‘mayIn’
    kelimesini ayIrt eder ve kalkmaya calI$tIgInIzda
    ayagInIzdaki
    yogun agrIyI fark edersiniz.

    AyagInIz yoktur ama yine de agrIdIgInI
    hissedersiniz.

    Ne oldugunu anlamak icin baktIgInIzda ise
    parcalanmI$ pantolonunuzun
    ve kopmu$ ayagInIzIn farkIna varIrsInIz. i$te her
    $ey o anda ba$lar.

    AvazInIz cIktIgI kadar bagIrIrsInIz. Sonra,
    nefesiniz biter.
    Sonra, yeniden nefes alIrsInIz ve yeniden
    bagIrmaya ba$larsInIz.
    Sonra yine nefesiniz biter ve yeniden, yeniden
    ve yine….

    YanInIza ilk gelen arkada$InIz size, ‘fazla bir
    $ey yok, sadece kucuk bir
    yara’ gibi telkinlerde bulunur. Ama siz
    arkada$InIz konu$urken de,
    helikopterle hastaneye goturulurken de artIk bir
    ayagInIzIn
    olmadIgInI biliyorsunuzdur.. Hep bir soru cInlar
    kafanIzIn icinde ‘neden ben,
    neden ben, neden ben ?’

    Hastanede gecen aylar, tedavi ve terapilerde
    gecen yIllar sonunda,
    dizkapagInIzIn on iki santim altIndan takIlI
    olan ve her ak$am yatarken
    veya banyoya girerken cIkarIp kenara koydugunuz
    takma bacak artIk bir uzvunuz olmu$tur.

    Ama bunun onemi yoktur cunku bu fedakarlIgInIz
    sayesinde vatan var
    olacaktIr. Sizin bir bacagInIzIn ne onemi vardIr
    ki!

    ArtIk ko$amayacak olmanIzIn, yazIn herkes gibi
    havuza, denize
    giremeyecek olmanIzIn da hic onemi yoktur. Vatan sag
    olsun yeter.

    Sonra birilerinin, sizin odediginiz vergilerle
    FransIz televizyonlarInda,
    ugruna yarIm kaldIgInIz vatan hudutlarInI hice
    sayan programlara finans
    sagladIgInI okursunuz. AynI dillerin bundan
    pi$manlIk
    duymadIklarInI soylediklerini de okursunuz.

    Pamuk’larI, Dink’leri, okursunuz, Bizans
    cocuguyum diyenleri duyar,
    Ali
    Kemallere tanIk olursunuz, ‘koclar gibi
    satanlarI’  gorursunuz.. .

    Turk BayraklarInIn yakIldIgInI, gorursunuz.
    Ba$larIna cuvallar gecirilip
    a$agIlanarak elleri arkalarIndan baglanan Turk
    askerlerini gorursunuz.

    Bu a$agIlanmaya cevap verecek tanklarIn motor
    seslerini,
    helikopterlerin kanat seslerini, piyadelerin intikam
    yeminlerini
    duymayI beklersiniz ama duyamazsInIz..

    Onun yerine hainlerin cesetlerinin ustune
    ortulen caputlara ‘bayrak’
    diyenleri gorursunuz, ‘ucaklarInI cek’, ‘valiyi
    cek’ diyen ba$kanlarI ve
    kar$IlarInda kekeleyen riyaseti gorursunuz.

    Yok, yok bu da yetmez. Askere, polise, ogretmene
    ate$ eden, yol
    kesip soygun yapan, koy yakan, okul yIkan, mayIn
    do$eyen teroristlerin sadece
    ‘ben bir $ey yapmadIm’ demelerinin esas kabul
    edilip, ‘sucsuz’ sIfatIyla
    serbest bIrakIldIgInI gorursunuz.

    SusanlarI, konu$masI gerektigi halde susanlarI
    gorursunuz, konu$anlar
    her konu$tugunda, kekeleyenler her kekelediginde ve
    susanlar her
    sustugunda siz yeniden vurulursunuz, yeniden
    olursunuz her defasInda.

    Govdenizden o topraga akan kan, bu defa icinize
    akar,
    inandIklarInIza, ugrunda sava$arak kendi
    kanInIzI akItmak pahasIna
    tertemiz tuttugunuz degerlerinize akar.

    Sizin kaya arkalarInda, calI diplerinde
    aradIgInIz ihanet gelir aklInIza,
    o mayInlarI yerle$tiren eller gelir. Sorgulamaya
    ba$larsInIz:  ‘Biz
    bu ihaneti dogru yerde mi aradIk, kuyrugunda
    dola$tIgImIz yIlanIn ba$I, hep
    gozumuzun onunde miydi yoksa?’diye sorarsInIz
    kendinize.

    Onlara verilen maa$’In sizin vergilerinizden
    odendigini, icinize
    sindiremezsiniz, uykularInIz kacar, neden bu
    vatanI sizin kadar
    sevmediklerini du$unursunuz.

    Bu vatan onlarIn da vatanI degil mi?

    Onlar da, tIpkI benim gibi namusun ve $erefin
    ustune yemin etmedi mi?
    diye sorarsInIz kendi kendinize.

    Sinirlenirsiniz, uzulursunuz, on be$ ya$Inda bir
    askeri okul
    ogrencisi iken her adImda soylediginiz,
    beyninize ve yureginize
    nak$ettiginiz sozler gelir aklInIza: ‘VATAN,
    SANA CANIM FEDA’

    Geri kalan tum hayatInIzIn ilk be$ dakikasI,
    boyle ba$layacak i$te
    ve hayatInIz boyle devam edecektir. Son
    nefesinize kadar
    sava$acaksInIz ihanetle, her $eye ve herkese
    ragmen, bu yolda
    olene ya da bu ihaneti bitirene kadar.

    Siz diyorum, cunku bu vatan icin bedel odeyen
    insanlarIn neler
    ya$adIgInI, neler hissettigini, size ragmen ve
    sizin icin neler
    yaptIklarInI, neler yapabileceklerini bilin
    istiyorum. Okudugunuz ya da
    televizyonda duydugunuzdan daha fazladIr
    ya$ananlar.

    Yani aslInda gazetelerin ic sayfalarIndaki,
    minicik karelerde okudugunuz;
    ‘…ili kIrsalInda teroristlerce do$enen mayInIn
    patlamasI sonucu,
    bir guvenlik gorevlisi yaralandI!’ haberi
    aslInda o kadar da kIsa degildir..

    Sizin, daha okudugunuz gazetenin arka sayfasIna
    gecerken unuttugunuz,
    falanca mankenin otel odasI maceralarIna, ya da
    uyu$turucu komasIndan
    olen ogluna ‘$ehit’ deyip Turk bayragI orten kadInIn
    haberine
    ayIrdIgInIzdan daha uzun zaman ayIrmadIgInIz bu
    kucuk haber,
    birileri icin bir omur boyu surecek ve asla
    unutulmayacaktI r.

    Ve siz unuttuktan sonra da ba$ka birileri, ‘ne
    icin?’ dendiginde ‘vatan icin’

     

     

     

    diyecekleri fedakarlIklarInI size ragmen
    yapmaya devam
    edeceklerdir.Sizin uyu$mu$lugunuza, duyarsIzlIgInIza ragmen,
    sizin
    rahatlIgInIza, sizin vicdanlarInIza ragmen bu
    kahramanca
    fedakarlIklar ve bu ilk be$ dakikalar ya$anmaya
    devam edecektir.

    Asla unutmayInIz ba$InIzIn ustundeki egemenlik
    ortusunun payandasI
    kopan bacaklar, bedeli ise size ragmen bu vatan icin
    akan kanlar, feda
    edilen canlar, sIcak yuvalarInI, babalarInIn
    yuzlerini unutan kucucuk
    cocuklarInI du$unmeden vakfedilen hayatlardIr.

    Ne kadarInI anlayabilirsiniz veya anlamak sizin
    umurunuzda mI bilmiyorum,
    ama birileri bunlarI ya$adI, birileri hala
    ya$Iyor ve emin olun
    ya$lI dunya dondukce, Turk vatanI ve Turk
    BayragI icin birileri
    daha tum bunlarI ya$ayacak.

    Gordugunuz gibi size bir hayli uzak bir ya$am
    bicimi bu.  Masalarda
    oturup ‘aydInca’ sohbetler etmeye hic benzemiyor
    degil mi?

    Bir an icin bile olsa kendinizi onlarIn yerine
    koyasInIz diye  ‘siz’
    diyerek yazdIm, sizin onlardan biri
    olamayacagInIzI biliyorum.

    ‘Siz’ kim misiniz?
    Siz kendinizi cok iyi biliyorsunuz!
    Biz de, biz de sizi cok iyi biliyoruz.
    ‘Siz’ de bilin ki biz asla unutmayacagIz.

    ‘VARLIĞIM TURK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN’

     

     

    VATAN SiZE MiNETTARDIR.. .

     

  • Avrupa Birligi’nin Turkiye’de yapılmasını istedigi kanun degişiklikleri

    Avrupa Birligi’nin Turkiye’de yapılmasını istedigi kanun degişiklikleri

    Sevgili Okuyucular,

    Avrupa Birliği yetkililerinin ve ABD siyasilerinin ve askerlerinin zaman zaman ülkemize gelerek veya buldukları her fırsatta ülkemizin kanunlarını hiçe sayarak ve insan haklarıyla Avrupa standartlarının gölgesine sığınıp birliğimize ve dirliğimize saldırdıkları, horlayıcı ifadelerle bize tepeden baktıkları sık sık rastladığımız “normal olaylar” haline gelmiştir. 

    Türkiye’ye gelir gelmez Diyarbakır’ı ziyaret etmeyi adet edinenlerin de Türkiye’ye vermek istedikleri mesaj da bu tür saldırılar gibi cevapsız kalmakta ve sanki tepemizde, kendi iktidarlarımızın dışında bir iktidar varmış ve biz bunlara mecbur ve mahkummuşuz gibi bir hava yaratılmış bulunmaktadır. 

    Burada önemli olan çocuklarımızın, torunlarımızın kafasına, iki asırdır yerleştirilmeye çalışılan aşağılık duygusunun ne derece katmerlendiğini, idarecilerimiz ve ilim adamlarımızın görmezlikten gelmeleridir. Bir millet için bundan büyük bir tehlike düşünülemez. 

    Şüphesiz bu tehlikeyi daha da büyüten, bu zaman içinde içimizden yetişmiş, rahmetli Cemil Meriç’in ifadesiyle “batının Yeniçerileri” olmuş Türk aydınlarının varlığı ve bunların batıdan aldığı destekle ülkemizde son derece itibarlı ve güçlü bir kadro oluşturduklarıdır. Bu kadrolar içinde dönmeliklerini unutmamış ve dolayısıyla dönmemiş dönmelerle dinsiz dinciler çoğunluğu teşkil etmektedirler. 

    Evlenmiş bir insanın karısının veya kocasının Almanya’ya Almanca öğrenmedikçe girişini yasaklayan zihniyet hangi hakla insanlıktan, insan haklarından bahsedebilir? Haber filmlerinde bizde nadir olan polis canavarlığının en şiddetlisini görebildiğimiz Avrupa ve Amerika polisini bırakıp da mütemadiyen bizim polisimize saldırılmasının neresinde hakşinaslık vardır? Mahkemeye intikal etmiş bir davanın tarafı gibi, yasak olduğu halde beyanatlar verebilmek hangi “hukukun üstünlüğü” ilkesine uyar? “Hukukun üstünlüğü”, “yargı bağımsızlığı” diyerek hukuku çiğneyen AB yöneticileri kadar Türkiye’deki ortaklarına kim sus diyecektir? Bir yabancıyı sırf çıldırdığı için öldüren cahil bir Türke bütün dünya ile birlikte saldıran ve bu saldırıyı aylarca kaleminden düşürmeyen batının yeniçerisi aydınlarla Avrupalıların, kendi ülkelerindeki masum insanların evlerini yakan ve bunu sistemli şekilde tekrar eden soydaşlarının suçlarını milliyetçilik ve hatta ırkçılık gözüyle görmemelerine karşı Türkiye’deki her türlü yabancı düşmanlığından nefret eden Türk milliyetçilerine her fırsatta saldırmaları sadece ve sadece Türk düşmanlığı değil midir? Türk düşmanlığının Türk milliyetçileri hedef alınarak her vasıtayla kusulmasının ifade özgürlüğü adına meşru görülmesi ve meşrulaştırılması için kanunlarımızın değiştirilmesi hangi çeşit bir özgürlüktür? 

    Avrupa Birliği’nin Türkiye’de yapılmasını istediği kanun değişikliklerinin hemen hepsinin Türkiye’de suçluları korumaya yönelik olduğu, dikkatle inceleyenlerin gözünden kaçması mümkün olmayan bir gerçektir. Avrupa’nın insanlık adına, hukuk adına, laiklik adına, adalet adına, özgürlükler adına bize dayattığı reformlara önce kendisinin ihtiyacı vardır. Newmark’ın dediği gibi Türk düşmanlığı kanlarında bir gendir ve bunu kendi suçlarını, tutum ve davranışlarını hiç görmeden, hiç düşünmeden her fırsatta kusabilmektedirler ve öyle anlaşılıyor ki, kusmaya devam da edeceklerdir. 

    Yugoslavya’yı, Çekoslavakya’yı kendi böldü ise bu doğrudur, Kıbrıs’ı biz bölünce bu bütün batının üstümüze gelmesi için bir sebebtir. Irak’da, Afganistan’da terörist avı için dünyanın öbür ucundan gelip milyonlarca insanı öldüren, perişan eden ve çağımızın en büyük insanlık suçunu işleyenlerin bizim teröristlerimizi ise korumaları, hatta desteklemeleri “insan hakları”nın gereğidir. Cani veya cinayete ortak olduğu şüphe götürmez bir insanı iade bir tarafa, koruma altına alıp Türkiye’deki hapse düşmüş Avrupalı esrar kaçakçısı için kıyamet koparmaları “eşitlik” anlayışlarıdır. Türkler adam kesti demek parlamentodan geçirilebilen bir kanun ve buna bağlı olarak bir ifade özgürlüğü meselesi iken, aksini söylemek suçtur. Bu da “adalet” anlayışlarıdır. 

    Bu misalleri artırmak mümkündür. Batının insan hakları, fikir ve ifade özgürlüğü, adalet, hukukun üstünlüğü … gibi kavramları kendi menfaatleri istikametinde kullandığı vasıtalardan başka bir şey değildir. Rahmetli Cemil Meriç “hümanizm” batının günah çıkartmak için kullandığı bir terimdir derdi. Her şey batının menfaati için “vasıta”dır. Bunları bize gaye olarak sürerlerken kendileri vicdansızca Türk’e düşmanlığın vasıtası olarak kullanmaya devam ederler. 

    Bu yazıda batı düşmanlığı arayanlar boş yere gayret etmesinler. Türk milliyetçileri “yaradandan ötürü bütün yaratılanları” sever. 

    Ama devletlerimize ve milletimize hâkim olmuş bu felsefe, milyonlarca kızılderiliyi katleden, milyonlarca siyah deriliyi Türkiye’de merkeplere dahi reva görülmemiş, bir tutumla kırbaç altında çalıştıranlar için aptallıktan başka bir mânâ ifade etmemiştir. 

    Tanrı Türk’ü Korusun. 

    Prof. Dr. Turan Yazgan

  • O kürsüye çıkmayın…Yazıktır

    O kürsüye çıkmayın…Yazıktır

    22 Kasım 1967’de Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktı.İlk kez o gün gözaltına alındı.7 Mart 1968’de İÜ Fen Fakültesi’nde konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk’ü protesto etti.
    İlk kez o eylemden sonra tutuklandı.

    Tam 40 yıl önce bugün İstanbul Üniversitesi’nde bir işgale önderlik etti.

    O işgalden sonra Türkiye’de emperyalizme karşı hareket alevlendi.

    Deniz Gezmiş bu hareketin ve o onurlu kuşağın sembol ismi oldu.

    Bugün o işgalin yapıldığı 1 numaralı amfide 68’liler buluşacaklarmış.

    Buluşacak ağbilerimize küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum.

    Temmuz 1968’de Amerika’nın 6. Filo’su İstanbul’a geldi.

    Karaköy’de kerhanenin sokakları sabunlu sularla yıkanıp Beyoğlu batakhaneleri badana yapılırken bu yurtsever devrimci öğrenciler Amerikan askerlerini denize attı.

    Deniz Gezmiş bu nedenle 30 Temmuz’da tutuklandı.

    Sonrasını sizler benden daha iyi biliyorsunuz.

    Emperyalizme karşı olduğu ve hiç kimseyi öldürmemesine karşın faşist oligarşi tarafından asıldı.

    Babasına bıraktığı mektupta bakın ne diyor?

    “(…)Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim. Baba, biz Türkiye’nin ikinci Kurtuluş savaşçılarıyız. Elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da… Tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi… Ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları… Düşün baba; bugün hükümet işini, gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlar. Ve tarih önünde hüküm giymiş durumdadırlar. Biz çoktan onları tarihin çöplüğüne atmış durumdayız. Size sesleniyorum ki bu Türkiye’de ben ve benim gibilerin olacağına ve bizim izimizde tam bağımsız Türkiye için çalışacaklarına var gönlümle inanıyorum…”

    Şimdi bugün saat 14.00’te o amfide toplanacak “68’lilere” bir çift lafım var…

    Bu toplantıyı Deniz Gezmiş ve arkadaşları adına yapıyorsunuz değil mi?

    Şayet, “Deniz Gezmiş yaşasaydı AB’yi savunurdu” diyen ve hala solcu olduğunu savunan satılık gerizekalılardan değilseniz…

    Yani, Deniz Gezmiş’in canını çekinmeden feda ettiği “Tam bağımsız Türkiye” inancına “biz samimiyetle sahip çıkıyoruz” diyebiliyorsanız…

    Çıkın ve onun ölmeden önce kaleme aldığı bu metni yüksek sesle okuyun. AB’ye karşı olduğunuzu, Amerikan işgaline karşı olduğunuzu, yerel işbirlikçilerine karşı olduğunuzu, Soros’a karşı olduğunuzu ilan edin…

    Köşelerinizde yayınlayın.

    AB’den para alıp yazdığınız kitapların önsözlerine koyun.

    Emperyalizme karşı, kayıtsız şartsız, durmak bir vicdan meselesidir.

    Önce vicdan meselesidir.

    Sizler 6. Filo geldiğinde kerhane sokaklarını sabunlu su ile yıkayan ayakçılardan biraz daha farklısınız.

    Onlar da iki kuruş para almıştı bu iş için ama o gün ne adına o sokakları ak-pak göstermeye çalıştıklarını bilmiyorlardı.

    Siz o gün oradaydınız ve şimdi de buradasınız.

    Deniz Gezmiş ve arkadaşları mezarda…

    Bu halkın onurlu vicdanında yatıyorlar.

    Utanmadan o kürsüye çıkıp ağzınıza Deniz’in adını alıp anısını kirletmeyin…

    Ayıptır.

  • CENGİZ AYTMATOV HAK’A YÜRÜDÜ

    CENGİZ AYTMATOV HAK’A YÜRÜDÜ

    Tarihi Türk düşmanı Moskof ve evrensel yandaşlarının bütün engellemelerine rağmen “Türk Birliği ve Türk Kardeşliği” yolunda yıllardır soylu bir yaşam biçimi, tam bir sadakat, ahde-akde vefa ve fedakârlıkla büyük hizmetler veren; Türklük düşüncesini edebi eserleri, seyahat-ziyaret, seminer, konferans ve panelleri ile bütün dünyaya yayan; Kırgız Türk’ü, ileri görüşlü, sağlam yürekli, güçlü-onurlu yazarımız, bilgelerden bir bilge Cengiz Aytmatov boyut değiştirdi ve yer yüzünden, ezeli hayattan ebedi hayata, alem-i Berzah’a, Hak’a yürüdü.

    HABER ŞÖYLE:

    “10 Haziran 2008 günü hayata veda eden Cengiz Aytmatov, bir Rus televizyon kanalının belgesel çekimleri için gittiği Tataristan’ın başkenti Kazan’da 16 Mayıs’ta ani böbrek rahatsızlığı geçirmesi üzerine hastaneye kaldırılmıştı. 79 yaşındaki yazar, 18 Mayıs’ta ambulans uçakla Almanya’ya nakledilmişti. Yazar Aytmatov, Kırgızistan’daki Talas eyaletinin Şeker köyünde 12 Aralık 1928 yılında dünyaya gelmişti. Kırgızistan’da 2008 yılı, Cengiz Aytmatov yılı ilan edilmişti. Ünlü yazar aynı zamanda Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın başrollerini oynadıkları “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminin de yazarıydı.”

    Allah (CC) rahmet ve mağfiret eylesin.

    Türk, İslâm ve insanlık âleminin başı sağ olsun.

    Almanya’nın Nürnberg şehrindeki hastanede ezeli hayata gözlerini yuman bu “Türk büyüğünün” yerini, temenni dua ve niyaz ederiz ki: Rabbimiz Türk Dünyasına, yine O’nun kadar değerli yazar ve düşünce adamı yetiştirmeyi nasip eder.

    O’nun ülküsünü, arı-duru, saf ve temiz emel ve idealini bıraktığı yerden devam ettirecek; Günü gelince hayata geçirip gerçekleştirecek; Düşüncesini yayacak, Türklüğü en yüksek asalet, onurluluk ve sorumlulukla yaşayacak, Türk Birliğini daha ileri, istikrarlı, güçlü, mukavim hale getirecek; Günümüz Türk insanına ışık saçacak ruhu genç, dimağı genç, aktif ve dinamik, azimli,cesaretli yazarlarımızın er geç O’nun yerini alacaklardır.

    Buna inanıyor ve Türk yazarlarını O’nun yerini almaya-doldurmaya davet ediyorum.

    O, Nobel Ödülü’ne aday gösterilecekti.

    Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nca teşkil edilen “Cengiz Aytmatov İçin Nobel Komitesi“, Aytmatov’u 80. doğum yılında Nobel’e aday göstermek üzere hazırlık yapıyordu. Amma O, Pamukyan gibi milletine katil demediği, alçakça yalan söylemediği, milletine iftira etmediği ve tefrika peşinden koşarak, harici bedhahlardan ulufe almadığı için aday bile gösterilemedi. Çünkü! Mertti. Dürüsttü. Türk’tü.

    O, Türkçe düşünür, Türkçe konuşur, Türkçe yaşar ve Türkçe yazardı.

    “Katılmak için Değil” bağlanmak için bazılarının peşinde koşuştuğu AB, sözde hür dünya ve Avrupa Aytmatov’a sahip çıkmadı.

    Son Türk Devleti ise en büyük edebiyatçısını kaybettiğinin farkında bile değil.

    Aytmatov, kartel medyasında manşet olmadı. Açık oturumlara konu edilmedi.

    Köşe başlarını tutmuş Ali Kemâller O’nu umursuzca görmemezlikten geldiler.

    Türk âleminin gözü-kulağı, sesi-soluğu, kalbi-kafası ve kâbesi olması gereken hükümet, RTE ve arkadaşları da, Türk dünyasının medar-ı iftiharı büyük yazar aziz ve kadim Üstat’a ayıracak bir dakika bile bulamadılar. Ne diyelim. Oysa;

    Eserleri 157 dile çevrilen Cengiz Aytmatov, Türk Dünyası’nın en büyük yazarları ve edebiyatçılarından biriydi. Altmış milyon baskıyla ‘kitapları dünyada en çok satan yazar’ olan Aytmatov, “Gün Olur Asra Bedel” romanının film çekimleri için gittiği Rusya’nın Tataristan Cumhuriyeti başkenti Kazan’da 16 Mayıs’ta rahatsızlanarak böbrek yetmezliği teşhisi konularak tedavi için Almanya’ya getirilmişti. Aytmatov için Kırgızistan’da bir günlük yas ilan edildi. 79 yaşında vefat eden Cengiz Aytmatov, 14 Haziran 2008 Cumartesi günü devlet töreniyle ebedi istirahatgâhına tevdii edilecek. Ruhu şâd olsun.

    Mustafa Nevruz SINACI