Blog

  • ALMAN VATANDAŞLIĞI İÇİN ÖSS’DEN BETER SINAV!

    ALMAN VATANDAŞLIĞI İÇİN ÖSS’DEN BETER SINAV!

    Alman hükümetinin, vatandaşlığa geçmek isteyenlere yapacağı sınavda yönelteceği sorular görenleri isyan ettirdi
     
    DIŞ HABERLER
     
    Alman hükümeti, ülkedeki göçmenlerden Almanya vatandaşlığına geçmek isteyenlere 1 Eylül’den itibaren vatandaşlık sınavı yapacak. Ancak sınavdaki zor sorulara Almanlar’ın bile doğru cevap veremedği ortaya çıktı.

    1848’de Frankfurt Paul kilisesinde hangi toplantı gerçekleşti?

    Kuzey Rehn Vestfalya eyaletinin başkenti neresidir?

    Aşağıdakilerden hangisi Goethe’nin eserlerindendir?

    Yukarıdaki sorulara doğru yanıt veremeyeceğinizi düşünüyorsanız günün birinde Alman vatandaşı olmayı unutun. Çünkü Alman hükümeti 1 Eylül’den itibaren vatandaşlığa geçmen isteyen binlerce göçmene oldukça zor soruların bulunduğu bir “vatandaşlık testi” uygulama kararı aldı. Sınava 8 yıldan beri Almanya’da yaşayan ve herhangi bir suça karışmamış herkes 25 euro’luk ücret karşılığında istediği kadar katılabilecek. Sınav konusunda son sözü Temmuz ayında söyleyecek olan başbakan Angela Merkel’e göre test entegrasyonu hızlandıracak. Ancak başta koalisyon ortağı Sosyal Demokratlar olmak üzere muhalefetteki Yeşiller, Sol Parti ve Hür Demokrat Parti, “Bu sorulara Almanlar bile yanıt veremez. Asıl amaç kimseyi vatandaş yapmamak” diyerek uygulamaya karşı çıkıyor. Berliner Zeitung gazetesi bu teoriyi test etmek için rastgele seçilen Almanlar’a testin örnek sorularını sordu. Eski adıyla Doğu Almanya’da yaşayan Almanlar “İki Almanya birleşmeden önce bize böyle bir test yapsalardı yanmıştık” dedi. Birçok kişinin soruları yanıtlamakta oldukça zorlandığı görüldü.

    310 soru hazırlandı

    Berlin Humboldt Üniversitesi’ne bağlı Eğitim Alanında Kalite Geliştirme Enstitüsü tarafından hazırlanan testte Almanya’nın tarihine ve siyasi yapısına ilişkin toplam 310 soru bulunuyor. Ancak, vatandaşlığa geçmek isteyenlere bunlardan sadece 33’ü sorulacak. Vatandaşlığa geçmek isteyenlerin, bu 33 sorudan en az 17’sine doğru cevap vermesi gerekiyor.

    Almanya Türk Toplumu (TGD) da sınava tepki gösteren kurumlar arasında. TGD Genel Başkanı Kenan Kolat, vatandaşlık sınavının, 2007 yılında değişikliğe uğratılan Vatandaşlık yasasının sonucu olduğunu belirterek, “Vatandaşlık sınavının vermek istediği asıl mesaj ’Biz artık Alman vatandaşlığına geçmenizi istemiyoruz’dur” ifadesini kullandı.

    İŞTE ÖRNEK SORULAR:

    • Almanya kaç federal bölgeye ayrılmıştır?
    • Alman Parlamentosu’nda muhalefetin görevi nedir?
    • 1970’de eski başbakan Willy Brandt Polonya’da bir Yahudi gettosunda diz çöktüğünde ne mesaj vermek istemişti?
    • Alman Federal Cumhuriyeti ne zaman kuruldu?
    • Almanya’da reşid olma yaşı kaçtır?
    • Kuzey Rehn Westfalya bölgesinin başkenti neresidir?

  • Genelkurmay’dan ‘önce Türkçe’ afişi

    Genelkurmay’dan ‘önce Türkçe’ afişi

    ANKA

    Genelkurmay Başkanlığı, Türkçe konusunda gösterdiği hassasiyetini askeri kurum ve kuruluşlara astırdığı afişlerle duyurdu. Tüm askeri kurum ve kuruluşlara asılan afişlerde “Önce Türkçe” denildi.
    “Q,W,X” harflerinin üzeri çizilen afişte, “Tabelalarda, ilanlarda, reklamlarda önce Türkçe” yazısı yer aldı. Askeri kurumlara gönderilen yazılarda da yabancı isim ve harflerin kullanılmamasının istendiği öğrenildi. Genelkurmay Başkanlığı’ndaki tesislerde kullanılan yabancı isimler için uzmanlar Türkçe karşılıklar buldu.

    BRUNCH YERİNE KUŞLUK, MÖNÜ YERİNE LİSTE

    Genelkurmay’ın Türkçe hassasiyeti basında da yer buldu. Konuyla ilgili haberlerde askeri tesislerde yabancı kelimelerin yazılı olduğu tabelaların kaldırıldığı, yerine Türkçe karşılıklarının bulunduğu yeni tabelaların asıldığı bilgisi verildi. Buna göre, bundan böyle hiçbir askeri tesiste mönü, fast food, brunch, lostra gibi yabancı kelimeye rastlanmayacak.

    Tesislerde, Genelkurmay Başkanlığı’ndan uzmanların yabancı kelimelere buldukları Türkçe karşılıklar kullanılacak. Bazı yabancı kelimeler ve bulunan karşılıklar şöyle: Brunch “Kuşluk”, Lostra “Ayakkabı bakım yeri”, Fast food “Hızlı yiyecek satış noktası”, Mönü “Yemek listesi”, Restaurant “Lokanta”.

  • Gelen gideni aratacak mı?

    Gelen gideni aratacak mı?

    Türkiye’yi geren açıklama: “Bu trajik gerçeği tanımalıyız. Bunu tanımamanın özrü yok”

    AA

    ABD’de 4 Kasım’da yapılacak başkanlıkseçiminde Demokrat Parti’yi temsil etmesi kesinleşen senatör Barack Obama, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarına verdiği desteği yineledi.

    Obama, Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) adlı kuruluşun yöneticisi Ken Hachikian’a gönderdiği mektupta, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni görüşünü paylaştığını bildirdi.

    Barack Obama, “Bu trajik gerçeği tanımalıyız. Bush yönetiminin bunu tanımamasının özrü yok ve yönetimin tutumunu değiştirmesi için çaba göstermeye devam edeceğim” dedi.

    Bu açıklamasıyla Obama, Demokrat Parti’nin başkan adaylığını elde etmesinin ardından da Ermeni çevrelerinin soykırım iddialarına verdiği desteği teyit etmiş oldu.

    Obama, 2008 başında bu konuda yayımladığı açıklamada, başkan seçildiği takdirde, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını tanıyacağı ve Kongrede bu yöndeki tasarıları destekleyeceği sözünü vermişti.

    Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı senatör John McCain ise Ermeni tezlerini desteklemiyor.

  • Türkiye’yi Sarkozy ile konuşacağım

    Türkiye’yi Sarkozy ile konuşacağım

    Defne BARAK – Hürriyet

    İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Hürriyet’e verdiği röportajda, gelecek hafta ülkesini ziyaret edecek olan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile Türkiye’yi konuşacağını söyledi.

    İç çamaşırı olmadığını saklamadı…

    Türkiye’nin AB üyeliğini yüzde 100 desteklediğini belirten Peres, Sarkozy’ye şu mesajı verecek; “Eğer Türkiye’ye yardım etmiyorsanız, İran’a yardım ediyorsunuz demektir.”  

    DAHA önce Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık yapmış olan 84 yaşındaki Şimon Peres, yolsuzluk ve tecavüz suçlamalarından iki selefinin gitmek zorunda kalmasının ardından şimdi bilgisi, saygınlığı, yabancı dil bilgisi ve diplomasi yeteneğiyle İsrail Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturuyor. First lady Sonia, onunla birlikte başkanlık konutuna taşınmamış. Yalnızlık çektiğini itiraf ettiriyorum kendisine. ‘Her erkek gibi benim de yalnızlıklarım vardır” diyor.

    Sayın Başkan, bunca yıl sonra size Sayın Başkan demek insana onur veriyor.

    Ben kişinin unvanlarıyla değil, yaptıklarıyla değerlendirilmesinden yanayım.

    Jimmy Carter, geçenlerde Ortadoğu’yu ziyaret etti ve İsrail’in nükleer bombalarıyla ilgili bir açıklama yaptı… Bu konuda görüşünüz nedir?

    İsrail Cumhurbaşkanı olarak ABD’nin kaç bombası olduğunu söylemeye kalkmazdım. Bu tür bilgilere sahip olsak da başka bir ülkeyle ilgili birşeyi açıklamak bir devlet başkanının görevi değildir.

    Sarkozy ve Carla sayesinde Fransa-İsrail ilişkileri yeşeriyor. Carla Bruni, şerefinize verilen davete ilk kez Fransa first lady’si sıfatıyla katıldı. Birkaç gün sonra onlar İsrail’e gelecek.

    23 Haziran’da geliyor. Sarkozy ve eşi güzel insanlar. Çok etkileyiciler. Sarkozy, AB’ye taze bir soluk getirdi. Özellikle de ABD ile ilişkilerdeki yeni tutumuyla. İsrail konusunda çok destekleyici. Avrupa’da hep yeni liderler söz konusu. Almanya’da Angela Merkel, (İtalya’da) Silvio Berlusconi. Hepsi ABD ile daha iyi ilişkilerden yana. NATO, ortak düşmanla mücadele etmek için kurulmuştu. Ama bugün Amerika’nın en büyük problemi Sovyetler Birliği değil, terör tehlikesi.

    Sarkozy, Türkiye’nin AB üyesi olmasını pek de desteklemiyor…

    Türkiye’nin AB üyesi olmasını yüzde 100 destekliyorum. Bu önemli. AB, Hıristiyan deklarasyonu ile kuruldu, üç kurucu üyesi Katolik’ti. Komünizme karşı kuruldu, ancak komünizm çoktan öldü. Sarkozy’ye (Merkel ve diğerlerine) şöyle diyeceğim: Avrupa’ya Türk işçi göndereceklerine siz Türkiye’ye daha fazla iş yollayın. Sağlıklı ilişki kurun. İslam’da iki ekol vardır. Biri Türkiye tarafından benimsenmiştir. Diğeri İran tarafından. Sarkozy ve diğer liderlere; ‘Türkiye’ye yardım etmezseniz, İran’a yardım etmiş olursunuz’ diyeceğim.

    Carla iç çamaşırı olmadığını saklamadı

    FRANSA first lady’si Carla Bruni ve İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Paris ziyareti sırasında tanıştılar. Peres, tabii önceden Carla’nın Paris’in aydın çevrelerine mensup eski Yahudi erkek arkadaşlarını tanıyordu. Carla o gece, mor bir tuvalet giydi, kıyafetinin altında iç çamaşırı olmadığını da saklamadı. Kameralara gülümserken, Peres’e “Ben cheese (peynir) demem seks derim” dedi. Sarkozy için İsrail’de verilecek yemekte, Bruni’ye Peres’in kızı Dr. Zvia Valdan eşlik edecek. Peres’in eşi Sonia, cumhurbaşkanlığı sarayına taşınmayacağını açıklamıştı. Ayrıca Leonardo di Caprio’nun kız arkadaşı Bar Refaeli de yemeğe çağrılmayacak. Carla’nın Paris’teki yemeğe davet ettiği Refaeli, fazla dikkat çekmişti.

  • Gülen Kuran-ı Kerim’i tahrif etti (Azeri Türkçesi)

    Gülen Kuran-ı Kerim’i tahrif etti (Azeri Türkçesi)

     

     

     

     

    MANŞET:  Gülən Qurani–Kərimi təhrif (oxu:təhqir) etdi

     

     

     

     

    [ Sayta qoyulub: 01:12 17.06.2008 ] Oxunub: 360

    Xilafət qurmaq istəyən Fətullah Güləndən Həzrəti Məhəmmədə (s) qarşı cinayət

     

    Yəhudi lobbisinin sponsorluğu ilə çap olunan “Xoşgörü və dialoq iqlimi” kitabında Gülən Vatikanın arzusu ilə Quranın ayələrinə qarşı çıxır


    “Məhəmməd Allahın rəsuludur” hökmünə gərək yoxdur”. Bu ifadəni Kəlimeyi-Tövhidə inanan bir insanın söyləməsi imkansızdır. Çünki bu hökmün inkarı dindən çıxmaqdır. Ancaq Fətullah Gülən “Qlobal barışa doğru” kitabının 131-ci səhifəsində nə yazırdı: “Hər kəs kəlimeyi-tövhidi əsas alaraq, çevrəsinə baxışını yenidən gözdən keçirməli və islah etməlidir. Hətta kəlimeyi-tövhidin ikinci bölümünə, yəni “Məhəmməd Allahın rəsuludur” qismini söyləməyənlərə də mərhəmət nəzəri ilə baxılmalıdır”.

    Qurani-Kərimdə gerçək kafirlər olaraq, tanıdılanlara rəhmət nəzəri ilə baxılmasını müdafiə edən Gülən nə hikmətsə, o böyük dağ kimi olan sevgisini müsəlmanlara çox görür. Yüz minlərlə müsəlmana zülm verən yeni xaçlı ordusuna isə mərhəmət və sevgi ilə yanaşır.

    Gülən “Məhəmməd Allahın rəsuludur” hökmünün olmadığında israr edir. “Xoşgörü və dialoq” kitabının 241-ci səhifəsində “Quran davamla “Allahı buraxıb, bəzilərimizi Rəbb etməyək” deyir. Diqqət edin, bu mesajda “Muhammedur Rəsulullah” yoxdur”.

     

    Gülənin İslama və Həzrəti Məhəmmədə münasibəti ətrafına da sirayət edib. 17 aprel 2000-ci il tarixli “Zaman” qəzetində Gülənin yaxın adamı Əhməd Şahin yazırdı: “Mühüm olan kəlimeyi-tövhid inancıdır. Həzrəti Məhəmmədi təsdiq etmək isə bir şərt olmayıb, bir kamal mərtəbəsidir”. Görürsünüzmü, hansı üslubla müsəlmanları Həzrəti Məhəmməddən (s) soyutmağa çalışır, insanları dindən çıxarırlar…

    Gülənin Həzrəti Peyğəmbərimizi (s) tanımağın şərt olmadığını söyləməsi əslində Həzrəti Məhəmmədə (s) qarşı cinayətdir. Kəlimeyi-şəhaətdən “Məhəmməd Allahın rəsuludur” ifadəsinin çıxarılması əslində İslama qarşı oynanan böyük oyunun bir parçasıdır. Əsrdən bəri İslama qarşı müxtəlif oyunlardan çıxan, Həzrəti Məhəmmədin (s) peyğəmbərliyini qəbul etməmək üçün min bir hiyləyə əl atan, ən sonunda “Məhəmməd İslam peyğəmbəridir” deyərək, bütün aləmə rəhmət olaraq göndərilən bir Elçini (s) bəlli bir qövmə göndərilmiş kimi təqdim edənlərin son oyunu da bu olsa gərək…

    Bəs Qurani-Kərim nə deyir:
    “De ki, Allaha və Peyğəmbərinə itaət edin. Əgər üz çevirirlərsə, Allah kafirləri sevməz”. Al-i İmran surəsi, 32-ci ayə.

    “Kim Rəsula itaət edərsə, Allaha itaət etmiş olur. Üz çevirənə gəlincə, səni onların başına qarovulçu göndərmədik”. Nisa surəsi, 31-ci ayə.

    “Allah və mələklər peyğəmbərə çox salavat gətirirlər. Ey mömünlər, siz də ona salavat gətirin və tam bir təslimiyyət ilə salam verin”. Əhzab surəsi, 56-57-ci aylər.

    Qeyd edək ki, Kardinal Rozanna xristianlığın qarşısındakı üç əngəli belə sıralayırdı:

    1. İslamın hüquqi xarakteridir.
    2. İkinci əngəl daha böyükdür. Müsəlmanlar tarixi kritik metodu, yəni bütün dini mətinlərin insan beyninin məhsulu olduğunu və yazıldığı dönəmin şərtlərinı uyğunluğunu qəbul etmirlər.
    3. Üçüncüsü, İslam özünü xristianlıq və yəhudiliyi ləğv edən ən son bir din olaraq görməkdədir.

    Kardinal müsəlmanların bu üç təməldən vaz keçmədən, onları ram etmənin, xristianların məqsədlərinə cavab verəcək şəkildə yönəltməyin mümkün olmayacağını bildirirdi.

    Və Gülənin siyasətinə baxarsaq, kardinalın problem olaraq gördüklərini aradan qaldırmağa çalışdığını görməmək mümkün deyil. Kardinalın sıraladıqlarını Gülən ortadan qaldırmaq üçün Qurani-Kərimə belə dil uzatmaqdan çəkinmir. Fətullah Gülən, “Xoşgörü və dialoq iqlimi” kitabında “Quranın ayələri çox sərtdir” (səhifə 155) deyərək, kardinal həmkarının arzularını gerçəkləşdirməyə çalışır(Araşdırmaçı-yazar Aytunc Altındalın açıqlamasına görə, Gülən Vatikanın gizli kardinalıdır).

    Diqqət edin, Allah-Təalanın qiyamət gününədək hökmünün sürəcəyini xəbər verdiyi Qurani Kərim haqqında Gülən nə söyləyir: “Qurani-Kərimdə xristianlıq və yəhudilər haqqında istifadə olunan ifadələrin çox sərt olduğu söylənilir. Keçmiş dönəmlərdə bəzi yəhudi və xristiyanların açıq gerçək qarşısında göstərdikləri inad, üsyan və düşmənliyi ifadə etmək üçün istifadə olunan Quran üslubu hər zamankı xristian və yəhudilər üçün istifadə olunmalıdır deyə, bir şərt və məcburiyyət ola bilməz. Bu cür ayələrdə sübuti-qətiyyə kimi dəlaləti-qətiyyə də axtarılmalıdır. Yəni, bu ayələrin Quran ayəsi olduğu doğrudur. Fəqət o ayələrin ilk gündın bu tərəfə bütün xristian və yəhudiləri nəzərdə tutduğu dəqiq deyil. Qənaətimə görə, hadisələri öz tarixi şərtləri içində ələ almalıyıq, yəni hər hadisəni öz dönəminin şərtlərinə uyğun şəkildə dəyərləndirməli, bu günki münasibətlərimizdə isə bu günün şərtlərinə diqqət etməliyik”.

    Halbuki, Allah Təala Öz Kitabı haqqında belə buyurub:

    “…Allahın qanunlarında bir dəyişiklik tapa bilməzsən”.
    Əhzab surəsi, 63-ci ayə

    “…Allahın qanununda əsla bir dəyişiklik tapa bilməzsən. Allahın qanununda əsla bir yanlışlıq tapa bilməzsən”.
    Fatır surəsi, 43-cü ayə

    Ancaq Kəlimeyi-Tövhiddən “Məhəmməd Rəsullah”ı silən Gülən Quranın hökmlərinin 1400 il öncəyə aid olduğunu iddia edir. Halbuki, məna və fitrət zamanla dəyişməz.

    Gülənin bu fikirlərini oxuyanlar qarşılarına iki Gülənin çıxdığının şahidi olacaqlar. Bunlardan biri “İlanın başı Vatikandır” deyən Gülən, digəri isə Papanın əlindən öpən, müsəlmanları suçlayaraq, bunun adını dialoq qoyan Gülən.

    Əslində, anlaşılmayan bir şey yoxdur. Gülənin hədəfi heç də mənəvi maariflənmə, İslamın gözəlliklərini anlatmaq deyil. Hədəf siyasi hakimiyyətdir. Siyasi hakimiyyəti ələ keçirmək üçün hərə bir yol seçir. Gülənin seçdiyi yol da İslamı öz qəlibinə salaraq, özünə sərf edən şəkildə bu dindən sui-istifadədən başqa bir şey deyil. Bu səbəbdən də yeri gələndə hicaba qarşı çıxar, lazım olanda hicab geyinənləri dövlətə qarşı qızışdırar. Gülən bir siyasətçi kimi xilafət arzusundadır. Bu səbəbdən də xilafəti aradan qaldıran Atatürkü bağışlaya bilmir. Bu səbəbdən də ardıcıllarına xilafətin son xəlifə-sultanlarının həyatlarını araşdırtdırır, Atatürkə qarşı Sultan Vahdettinin haqlı olduğunu isbatlatmaq istəyir. Çünki bu bir psixoloji savaşdır. Xilafəti qurmaq istəyənlər öncə xilafəti aradan qaldıranın haqsız olduğunu isbatlamalıdırlar.

    İslamsız xilafət necə olacaq? Allahsız müsəlmanlıq olduğu kimi, islamsız xilafət də ola bilər. Zatən, Xülafayi-Raşidin dönəmini və Xəlifə Əbdüləziz dönəmini istisna etsək, İslamlı Xilafətin dönəminin illəri barmaqla sayılacaq qədər azdır.

    Gülənin son hədəfi də Xilafətdir. Bunun üçün lazım gələrsə, Quran yerinə İncili belə qutsal saya bilər. Necə ki, kardinal həmkarlarına xoş gəlsin deyə, Quranı təhrif (əslində təhqir) etməkdən çəkinmir. Nədən xilafət? Çünki illərlə ona inananları buna inandırdı. Bir gün bunun gerçəkləşəcəyinə hazırladı.”Qızıl nəsil” hazırlığı əslində siyasi hakimiyyəti ələ almaq üçün idi və bu gün qardaş Türkiyədə həmin nəsil qardaşı qardaşla düşmən etməyə çalışır. Azərbaycanda isə hələlik həmin “qızıl nəsil” təşkilatlanmaqdadır. Bir gün bu gün Türkiyədə yaşananlar Azərbaycanda da yaşansa, bu sətirlər mütləq xatırlanacaq…

    P.S. Onu da qeyd edək ki, “Xoşgörü və dialoq iqlimi” kitabının sponsoru erməni yalanını tanıyan yəhudi lobbisi ADL olub. Görürsünüzmü, iş nə qədər qarışıqdır. Bir tərəfdə Vatikan, digər tərəfdə yəhudi lobbisi. Bəs İslam hardadır? Əcaba, nurçulardan başqa Gülənin bir müsəlman din xadimi ilə şəklinə rast gəlmisinizmi? Ancaq istər erməni, istər yunan, istərsə də yəhudilərlə bol-bol rəsmləri var…

     

    Aqil Ələsgər
    “Yeni Çağ” Araşdırma Qrupu



    Əlavə keçidlər

    Oxşar xəbərlər:
    · DAK-ın X Növbədənkənar Qurultayı başa çatdı (Yenilənib-Foto)
    · Azərbaycana qarşı xəyanətkar ittifaqıMANŞET bölümünün son 20 xəbəri:
    · 
    Gülən Qurani–Kərimi təhrif (oxu:təhqir) etdi
    · DAK-ın X Növbədənkənar Qurultayı başa çatdı (Yenilənib-Foto)
    · “Fətullah Gülən hərəkatı yaranışdan etibarən siyasidir”
    · Fətullah Gülənin “islam inqilabı” modeli
    · Azərbaycana qarşı xəyanətkar ittifaqı  

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Ermeni Arastirmalari Enstitusu Ve Turkish Forum Bulteni

    Ermeni Arastirmalari Enstitusu Ve Turkish Forum Bulteni

    ASAM

    ERMENİ ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ
    INSTITUTE FOR ARMENIAN RESEARCH


    GÜNLÜK BÜLTEN – DAILY BULLETIN

    Brought To You By Institute For Armenian Research With Cooperation Of  Turkish Forum

    Ermeni Arastirmalari Enstitusu Arastirmalari Ve Turkish Forum Isbirligi Ile Size Sunulmusdur


    17 Haziran 2008 – Sayı : 930 / 17 June 2008 – Issue : 930

    SEE BELOW FOR ENGLISH NEWS


     

    GÜL: TÜRKİYE, TARİHİYLE BARIŞIKTIR

    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, tarih yazmanın siyasetçilerin veya parlamentoların değil tarihçilerin ve bilim adamlarının işi olması gerektiğini söyledi. Gül, “Sürekli gündemde tutulan sözde Ermeni soykırım iddiaları konusunda da devlet olarak görüşümüz bu yöndedir.

    Devamı için tıklayınız…


    EN İYİ BEYİNLER ATAF’TA ERMENİ İŞİNİ BAŞKASI ÇÖZEMEZ

    TBMM Başkanı Köksal Toptan, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının araştırılması ve çözümü için kurulan Azerbaycan-Türkiye Tarihi Araştırma Vakfı (ATAF) Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı Ahmet Erentok ile Azerbaycan milletvekillerinden oluşan heyeti kabul etti.

    Devamı için tıklayınız…


    ERMENİ YALANINA KARŞI ORTAK TAVIR

    Ermeni yalanlarına karşı harekete geçen Azerbaycan-Türkiye Tarihi Araştırmalar Vakfı (ATAF), soykırım yalanına karşı ortak mücadele başlattı. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel vakfın mütevelli heyeti başkanlığına getirildi.

    Devamı için tıklayınız…


    TÜRKİYE SEVDALISI ERMENİ PROFESÖR

    İstatistik alanında dünya çapında duayen olan Türkiye Ermenilerinden Hamparsum Bozdoğan, 8 yaşında ayrıldığı Kayseri’ye vefa borcunu, uluslararası konferans düzenleyerek ödüyor. Türkiye sevdalısı profesörün sıra dışı öyküsü..

    Devamı için tıklayınız…


    NALBANDYAN: SAVAŞI ÖNLEMEK İÇİN ÇABAYA HAZIRIZ

    Ermenistan’ın yeni Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan bugün Rus basına verdiği demeçte, Dağlık Karabağ sorununun çözüm perspektiflerini değerlendirirken, “Azerbaycan’la sürdürülen barış görüşmelerinin sonuçsuz kalmaması için maksimum çaba göstereceğiz.

    Devamı için tıklayınız…


    ALİYEV-SARKİSYAN BULUŞMASI (OYA EREN)

    Ermenistan ve Azerbaycan Devlet Başkanları, Serge Sarkisyan ve İlham Aliyev 6 Haziran’da St. Petersburg’da ilk kez bir araya geldi. Görüşme, Serge Sarkisyan’ın  9 Nisan 2008’de Ermenistan Devlet Başkanlığı’na gelmesinden bu yana iki ülke arasındaki devlet başkanları seviyesindeki ilk buluşma oldu.

    Devamı için tıklayınız…


    ENGLISH SECTION OF THE DAILY BULLETIN


     

    Comment: Ömer Engin LUTEM / THE SWEDISH PARLIAMENT AND THE ARMENIAN GENOCIDE ALLEGATIONS

    The Swedish Parliament refused last week a proposal concerning the recognition of Armenian genocide claims. The Foreign Affairs Commission, in which the proposal was initially discussed, underlined the following points.

    Continue…


    COMMONS SENSE LEADS SWEDISH PARLIAMENT’S REFUSAL TO DEFINE ARMENIAN CASE AS GENOCIDE

    On June 12, 2008, the Swedish parliament, with an overwhelming vote of 245 – 37 rejected to a resolution that characterized the 1915 Armenian case as genocide. The decision of the Swedish Parliament followed long deliberations.

    Continue…


    ARMENIA TO BENEFIT MOST FROM STABILITY AND COOPERATION IN REGION – TURKISH PARLIAMENT’S SPEAKER

    Trend News’ exclusive interview with the Speaker of the Great National Assembly (Parliament) of Turkey Koksal Toptan: Question: Will the Turkish and Azerbaijani Parliaments be able to establish the Parliamentary Assembly and other unions of Turkic speaking countries?

    Continue…


    CZECH FOREIGN MINISTER TO VISIT ARMENIA IN JULY

    Czechia’s newly appointed Ambassador to Armenia Ivan Jestrab (residence in Tbilisi) handed the copy of his credentials to Armenian Foreign Minister Edward Nalbandian, the RA MFA press office reported.

    Continue…


    ARMENIA TO CONTINUE DEMOCRATIC REFORMS

    Armenia’s President Serzh Sargsyan met Monday with rapporteurs of the monitoring committee of the Parliamentary Assembly of the Council of Europe, Mr John Prescott and Mr Georges Colombier, the RA leader’s press office reported.

    Continue…


  • AHISKA TÜRKLERİ’NE DUYURU

    AHISKA TÜRKLERİ’NE DUYURU

    YILMAZ KARAHAN [[email protected]]

    “YİĞİT DÜŞTÜĞÜ YERDE AYAĞA KALKAR”

    Ahıska Türklerinin haksız yere zalimce yurtlarından bir gece içersinde dünyanın değişik bölgelerine sürgün edilerek, buralardaki farklı kültürlere sahip halkların yaşam alanlarına iliştirilmesi şeklindeki trajedi, tarih ve insanlık bilincine sahip herkesi derinden üzmüştür.

    Ahıska Türkleri ile ilgili bugünlerde yaşanan ikinci büyük üzüntü ise; Ahıska Türklerinin vatanlarına dönüş imkânı sağlayan yasanın Gürcistan tarafından çıkartılmasına rağmen, dönüş için başvuruda bulunan, vatanlarına sahip çıkmak isteyen Ahıska Türklerinin olmayışıdır.

    Tarihi süreç içersinde ortaya çıkan her iki durumun da insanı etkileyen bir yönü vardır. Ancak Ahıska Türklerinin “Vatanlarına sahip çıkmaması” şeklinde gelişen ikinci durumun üzücü etkisinin daha derin olduğu şüphesizdir.

    Bilindiği gibi Ahıska Türkleri, dağınık şekilde yaşadıkları coğrafyalarda, (Türkiye de dâhil olmak üzere) siyasi, sosyal, kültürel vs. tüm etkinliklerini kurdukları dernekler vasıtasıyla sürdürmüşlerdir. Haklı mücadelenin kurumsallaştırılması ve bir yapı içersinde yürütülmesi için gerekli unsurlar olarak teşkil edilen bu dernekler, bulundukları ülke yönetimlerince de muhatap kabul edilmiştir. Ancak Gürcistan’a dönüş imkânı tanıyan yasanın çıkışından sonra bu dernekler üzerinden gözlemlenen manzara gerçekten vahim boyuttadır.

    Yıllarca vatan özlemini her koşul ve her platformda dile getiren bu dernekler vasıtasıyla Ahıska Türklerinin anayurtlarına akın etmesi beklenirken ne yazık ki dönüş konusunda kayda değer başvuru olmamıştır.

    Sanıyorum bu konuda en fazla duygu yoğunluğu yaşayanlardan birisi Prof.Dr.İlyas DOĞAN olsa gerektir.

    Düşüncelerine tamamıyla katıldığım değerli hocamız Ahıska Türklerince yayınlanan “Bizim Ahıska” dergisindeki yazısında bakın neler diyor. “Evet artık sözü fazla uzatmaya gerek yok. Ahıska Türkünün 1944’ten beri devam eden vatana dönüş mücadelesinin netice vermesi artık mümkün hale gelmiştir. Zaman söz değil iş yapmak zamanıdır! Vatana dönüş başvurularını zaman geçirmeden yapmanın tam vaktidir. Bu konuda bütün Ahıska liderlerinin sorumluluğu vardır. Zaman tartışma zamanı değildir. Zaman bir olmak ve vatana dönmek vaktidir.”

    “Diyeceksiniz ki Gürcistan Hükümetinin çıkardığı vatana dönüş kanununun çok eksikleri var. Doğrudur, fakat bu eksiklikler Türkiye ile Gürcistan arasındaki dostluk ilişkileri sayesinde zamanla çözülür.”

    “Vatana Dönüş Kanunu, Ahıska Türkünün vatana dönmek hususunda ne kadar samimi olduğunu da gösterecektir. Herhalde bütün Ahıska Türkü Lideri olmak iddiasında bulunanlar bu durumun farkındadırlar.”

    “Eğer bizler samimi olarak üzerimize düşenleri yapmak istediğimizi ortaya koyarsak Türkiye devleti de üzerine düşen desteği sağlayacaktır. Bu destek hem maddi hem de manevi olacaktır. Kendi vatanımızda belki ilk zamanlar bazı zorluklarımız olacaktır, ama gelecek aydınlıktır. Eğitim kurumları kuracak yetişmiş uzmanlarımız, hastane açacak doktorlarımız, bağda bahçede çalışacak, ticaret yapacak insan gücümüz var. Bunları değerlendirmek için beklemek günü değildir. Dönüş için her aileden bir kişi mutlaka öncülük edip dönmelidir. Unutmayalım ki vatana dönmek diğer kullanabileceğimiz hakları ve imkânları ortadan kaldırmaz.”

    “Bizler, Ahıska’nın evlatları! Üzerimize düşeni yapabilecek miyiz? Önümüzde geri dönüş için başvurmak için sadece on aylık (şimdi 6 ay kalmıştır) bir zamanın kaldığının farkında mıyız? Yoksa vatan vatan diye dert yanmamız samimi değil miydi? Bu soruyu kendimize şimdi sormazsak ne zaman soracağız? Bu soruya samimi bir cevap vermezsek başkalarının ve birbirimizin yüzüne nasıl bakacağız?”

    “Zaman samimiyet zamanıdır! Kimler dönmelidir? Ne kadar manasız bir soru! Öncelikle topluma öncülük eden dernek/cemiyet yöneticileri dönmelidirler. Dönüşe öncülük etmelidirler. Ekonomik durumu iyi olanlar, kendini göstermelidirler.”

    “Aslında dönmek için kimsenin önde gitmesini beklemeye de gerek yoktur. Her Ahıskalı vatana dönüş konusunda bir liderdir ve öyle davranmalıdır. Doktorlarımız, öğretmenlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, iş adamlarımız dönüş sürecinde üstüne düşeni yapmalıdırlar.”

    “Biliyor musunuz, Filistin’e ilk dönen Yahudiler, onların en önde gelenleriydi. İlk yıllarda çok büyük zorluklar yaşadılar. Fakat sonuç ortadadır: Yahudiler 2000 sene sonra Filistin’e döndüler ve burayı yeniden vatan edindiler. Kaldı ki Ahıska toprakları, Filistin’deki kan ve kinden uzaktır”

    “Onurlu yaşamak, şiir okuyarak veya mağdur olduğunu anlatarak değil, er kişi gibi davranarak vatanına sahip çıkmakla mümkündür. Bu tarihi görevi hepimiz yerine getirmeliyiz. Aradan on yıl geçtiğinde, vatana dönmekle ne kadar şerefli ve kahramanca bir iş yaptığımızın gururunu yaşamak artık bizim elimizde”

    “Vatanı uzaktan konuşmanın değil,

    VATANDA YAŞAMANIN ZAMANIDIR”

    Ne dersiniz! Sayın hocamızın fikirlerine katılmamak mümkün mü? Evet tarih sunduğu bu fırsatla Ahıska Türklerini imtihan etmektedir. Vatana dönüş için başvuru süresinin her geçen gün azaldığı dikkate alınırsa, Ahıska Türklerinin bir an evvel harekete geçmesi, vatana dönüş konusundaki samimiyetini göstermesi gerekiyor.

    Editör : Hayri POLAT Yayın Tarihi : 16.06.2008
    Editör Email : [email protected]
    NOT: BU YAZI ([email protected]) TARAFINDAN GÖNDERİLMİŞTİR.

  • ‘SOYKIRIM’ DENİLEN DÖNEMDE BAKANLAR BİLE ERMENİYDİ

    ‘SOYKIRIM’ DENİLEN DÖNEMDE BAKANLAR BİLE ERMENİYDİ

    Salı, 17 Haziran 2008

    Ankara Üniversitesi Emekli Prof. Dr. ve TURKISH FORUM Danısma kurulu Uyesi Sayin Ataöv Yahudi Katliamı ve Türkiye’nin Ermeni Olayı Hakkında Konuşma Yaptı.

    9 Haziran 2008/ Washington DC- Türk Amerikan Derneği ve Washington DC Amerikan Türk Derneği (ATD-DC) “Yahudi Katliamı ve Ermeni-Türk İlişkileri” ni Türk Etkinlik Saatine ünlü emekli Profesör ile ev sahipliği yaptı.

    Seçilmiş Başkan Günay Evinch yayınladığı yüz kırkın üzerinde kitapla dikkatleri üzerine çeken Profesör Ataov’u takdim etti. Türk Amerikan Topluluğundan, medya ve diplomatik çevrelerden 50’nin üzerinde konuk katıldı.

    Profesör Ataov Yahudilere karşı haçlı seferleri ve engizisyon mahkemelerine kadar uzanan nefretin sonucu olan katliamı ifade ettiği Yahudi karşıtlığının Batı kökleri hakkında konuşma yaptı. Haçlı seferlerinin Kutsal Topraklarda yol üstünde bulunan Yahudi Köylerinin kıyımı için hazırlandığına dikkatleri çekti. Almanya’da her kesimden Yahudilere nüfuz edilen Yahudi karşıtlığı bütün yüksek pozisyonlardan alındı ve yabancılaştırıldı.

    Batı Roma’dan Bizans İmparatorluğu kadar, Ermenilere Anadolu’dan Balkanlara doğru para ödendiğini ifade etti. Kiliseleri değerini kaybetti. 1071 de Malazgirt savaşında Türkler Bizanslıları mağlup ettiğinde, Bizanslılar tarafından sürekli zulmedilen Ermeniler birleşerek Türkleri içtenlikle karşıladılar. 1461 de ilk defa Türkler Ermeni Gregoryen Kilisesini tanıdı. Bu, Ermeni Patrikhanesinin Osmanlı Ermenilerini yönetmesine izin verdi.

    Ataov modern Türk-Ermeni tarihi hakkında konuştu. Birinci Dünya Savasında İnsan hakları ve medeniyeti adı altında Batının emperyalizmin getirdiği menfaatlerden yararlanmak için savaştığını ifade etti. Bu olay Osmanlının mozaik kültürünü oluşturan sayısız etnik ve dinsel grupların Osmanlı hükümetinden ayrılıp kendi küçük devletlerini kurmasına teşvik etti. Rusya, Fransa ve İngiltere’nin çıkarlarına kurban oldu.

    Ataov açıklamasında “ Ama! Hatta 100,000 den daha az olmayan Osmanlı Ermenilerinin Osmanlı Devletine karşı silahlandığı, 1914–15 Ermeni İsyanlarının arttığı dönemde, Osmanlı Dış İşleri Bakanı Ermeniydi, Avrupa bulunan birçok Osmanlı Büyükelçisi Ermeniydi, üç Osmanlı devlet bakanı Ermeniydi ve Ermeni mirasına sahip düzinelerce askeri vali vardı” dedi.

    Ataov “ Daha Yahudiler Almanlara karşı silahlanmamışken, Ermeniler Osmanlı sivil halkına saldırdı, Osmanlı askeri lojistik desteğini yok etti, Rus katliamına destek Verdi ve 1915 Mart’ında Van kuşatıldığında, Ermeni olmayan en az 50.000 kişiyi kılıçtan geçirdi ve Ruslara şehri teslim etti.” diye devam etti.

    Ataov Yahudilerin nefrete dayalı sistemli bir yok edişin kurbanları olduğu ifade etti. Ermenilere bakıldığında, Rus savaş sınırında bulunanların bir güvenlik önlemi olarak Mayıs- Kasım 1915 tarihinde yerleri değiştirildi. Ataov Albay Edward Erikson’ın meşru bir güvenlik tehdidi oluşturan Ermeni İsyanına değindiği yeni çalışması “1915 Ermeniler ve Osmanlı Askeri Politikası” okuyucularına atıfta bulundu.

    Başkan adayı, Erikson’a göre Osmanlı Ermeni tehcirinin politik bir tedbir değil de askeri bir tedbir olduğunu ekledi.

    TURKISHNY.COM

  • KURTULUŞ SAVAŞI’NDA 17 HAZİRAN 1920

    KURTULUŞ SAVAŞI’NDA 17 HAZİRAN 1920

     

    BURHAN SAVAS

     

     

     

    Eski Osmanlı imparatorluğu bir hayal gibi ortadan silinirken, milli bir Türk Devleti’nin kuruluşu, bu çağın en şaşırtıcı başarılarından birisidir. Mustafa Kemal, yüce bir eser ortaya koymuştur. Atatürk’ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir örnek olmuştur.

    Prof. Maurice Beaumont,

    Karşımdaki bu büyük adamda, keşfettiğim bu büyük meçhulde maharet ve karakter o kadar iyi işlenmişti ki, sözlerinde hiçbir şüphe aranamazdı… O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, O’na çok uzaklardan bakmak gerekir.

    Claude Farrère,

    Bu, insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir. Atatürk yüzyıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı.

    Gerard Tongas

    Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O’nun 1930’da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felaketinin içine sürüklemişlerdir.

    Sanerwin Gazetesi,

    Denilebilir ki onsuz, İslam âlemi yolunu bulabilmek için elli yıl daha bekleyecek.

    Berthe Georges Gaulis (*)

     

     

     

    Mustafa Kemâl Paşa, Rusya ve Azerbaycan’dan gelen heyet mensupları ile.

    (1921)

     

     

     

    Fransızların 20 günlük ateşkes antlaşmasını birkaç kez bozmaları üzerine Mustafa Kemal, bütün Fransız cephesinde savaşın başlatılmasını emretti.
    Gouraud‘ya yazdığı mektupta Fransızların ateşkese uymadıklarını bildirdi.

     

    Kuvâ-yi Milliye’ye karşı bir başarı kazanamayan, erlerinin bir kısmı Kuvâ-yi Milliye tarafına geçen Kuvâ-yi İnzibatiye kuvvetleri, İzmit’ten gemilerle İstanbul’a gönderildi.

    19 Mayıs 1919’dan beri İngiliz kontrolünde olan İzmit, Millî Kuvvetlerin eline geçti.

    Mustafa Suphi, Bakû’de bir parti okulu açtı.
    Okulun amacı, işçi ve askerler arasında sosyal devrimin esasını bilen kişiler yetiştirmek.

     

  • Öğrenciye ‘cumhuriyet’ baskısı

    Öğrenciye ‘cumhuriyet’ baskısı

    Öğrencilere, cumhuriyetçi öğretmenleri hakkında sorulan sorular oldukça ilginçti.

    İzmir Selma Yiğitalp Lisesi öğretmenlerinden Hülya Toker hakkında, cumhuriyetçi söylemleri nedeniyle başlatılan soruşturmada, öğrencilerin büyük bölümünün Toker lehinde konuşması üzerine ikinci kez yeminli ifadelerinin alındığı belirtildi.

    Toker hakkında, öğrencilerin ders sırasında “Ülkemiz nereye doğru gidiyor? Cumhuriyet rejimi değişecek mi” sorusuna “Biz Kemalist öğretmenler bu kürsülerde olduğumuz sürece, Cumhuriyet rejimi değişmeyecektir” yanıtı vermesi nedeniyle soruşturma başlatılmıştı. Edinilen bilgiye göre soruşturma kapsamında geçen ay sonunda okula gelen müfettişler, 30’a yakın öğrenciye ayakta yemin ettirdiler ve konuyla ilgili “evet” ve “hayır” seçenekli sorular yönelttiler.

    Öğrencilerin tamamına yakını öğretmenlerini savunması üzerine bu kez müfettişler 1 hafta sonra yeniden okula gelerek yine ayakta yemin ettirdiler ve çocuklardan “hayır” yanıtını açmalarını istediler. Savlara göre öğretmene de “Cumhurbaşkanına küfrettiğiniz savı var, başbakana küfrettiniz mi? ‘Şeriatçı cumhurbaşkanı ve başbakan sizi kurtarsın’ dediniz mi? Çocuklara komünist şarkılar dinlettiniz mi? Sınıfa Cumhuriyet gazetesi getirdiniz mi?” soruları yöneltildi.

    Adının açıklanmasını istemeyen çok sayıda veli, olaya tepki göstererek, çocukları üzerinde baskı kurulduğunu söylediler. Velilerden Tevhibe Çal, çocuğunun kendisine “şerefi ve namusu üzerine yemin ettirildiği” bilgisini verdiğini belirterek şunları söyledi: “Bu şekilde yemin ettirilmesi bana çok ters geldi. Sınıfa neredeyse Kuran getirilip el bastırılacakmış. Öğretmen, çocuklarımız kullanılarak sıkıştırılmak isteniyor. Çocukları korkutarak, sıkıştırarak konuyu başka yere çekmeye mi çalışıyorlar, bilmiyorum.”

    YUSUF ÖZKAN / Cumhuriyet
    ###################

  • TÜRK DÜNYASI TARİH KÜLTÜR DERGİSİ

    TÜRK DÜNYASI TARİH KÜLTÜR DERGİSİ

    TÜRK DÜNYASI TARİH KÜLTÜR DERGİSİ HAZİRAN 258. SAYIMIZ ÇIKMIŞTIR!!!


    1987 yılından beri 20 yıldır hiçbir şekilde kesintiye uğratmadan çıkararak, 258’inci sayıya ulaştık. Türk Tarih ve Kültürünü gençlere sevdirmek ve tanıtmak maksadıyla yayınlamaya başladığımız dergimiz; seviyeli yazıları, merak uyandıran konuları ve arşivimizden alınan kaliteli resimleriyle, her yaştan okuyucuya hitap etmektedir. Bugün Türkiye’de ve Türk Dünyası’nda çok sevilen ve aranan bir yayın haline gelen bu dergi altışar altışar ciltlenerek 41. ciltlik külliyat halinde satışa sunulmaktadır. 

     
     

     

    Abone Olmak İçin Tıklayınız
    İletişim İçin Tıklayınız

     

     

  • Kerkük ve Telafer Kukla Devlet’e bağlanıyor

    Kerkük ve Telafer Kukla Devlet’e bağlanıyor

    Kerkük ve Telafer Kukla Devlet’e bağlanıyor

    TURKIYE-BARZANİ ANLAŞMASI İŞLİYOR

    Kerkük’te Kukla Devlet hakimiyetine yeni formül

     

    “Referandumdan vazgeçebiliriz” zokası, Kerkük’te Kukla Devlet’in hakimiyetini sağlamak için ortaya atıldı. Kerkük’ün bütünüyle Kukla Devlet’e katılımının sağlanamayacağı başından beri biliniyordu.

    Şimdi bu zoka ile, fiili hakimiyeti resmi hakimiyete çevirmeyi planlıyorlar.

     

    FİKRET AKFIRAT

    Irak’ın kuzeyinde kurulan Kukla Devlet’in Başbakanı Neçirvan Barzani, “referandumdan vazgeçebiliriz ve Kerkük’te yönetimi paylaşabiliriz” dedi. Bu sözler, “Kukla Devlet’in Kerkük’teki hak iddiasından vazgeçiş” olarak sunuldu. Ama olay bunun tam tersi.

     

    TURKIYE-BARZANİ İLİŞKİSİNİN SONUCU

     

    TURKIYE – Barzani ortak projesi şöyle: Kerkük’te yaşayanların nüfus oranlarına göre temsil edildiği bir özerk yönetim oluşturulacak. Bu durumda nüfus nedeniyle hakimiyet yine Kukla Devlet’te olacak.

    TURKIYE Dışişleri Bakanlığı Birleşmiş Milletler’e “Kerkük’e müdahale etmesi” için başvurmuştu. Neçirvan Barzani de aynı şeyi istedi.

    TURKIYE Dışişleri Bakanlığı, Kerkük referandumunun yapılmaması karşılığında Kukla devlet ile ilişkileri sıkılaştırdı, ardından direnişçi gruplar Amerikan yönetimiyle diyalog için teşvik edildi.

     

    KERKÜK PETROLLERİNDEN PAY

    Irak’taki federasyon içinde adeta bağımsız devlet haklarına sahip olan ve gün be gün dış desteğini artıran Kukla Devlet’in son kazancı, Fransa’nın eski solcu Bakanı Bernard Kouchner’in büyük bir tantanayla Erbil’e giderek Fransa’nın resmi konsolosluğunu açması oldu. Ama bunun ötesinde Kerkük petrollerinden pay alma konusunda büyük bir mesafe katetmiş durumdalar. Barzani ve Talabani liderliğindeki Kukla Devlet yönetimi, Irak’ın toplam petrol gelirlerinden de pay talep ediyor. Bu konudaki tartışma henüz sonuçlanmış değil. Irak petrollerinin tamamından yüzde 24 pay isteyen Kukla Devlet yönetiminin avantajı, bunu sağlayacak petrol yasasına Türk Dışişleri’nde kimi çevrelerin “Kerkük’te bütünüyle hakimiyetten vazgeçme” gerekçesiyle destek çıkması. Hem de “Biz de petrollerden pay alacağız” palavrasıyla bu proje savunuluyor.

     

    1999’DAN BERİ GÜNDEMDE

    Aydınlık’ın 26 Eylül 1999 tarihli sayısında “ABD’nin Türkiye’ye uzattığı yeni havuç-Federal Irak içinde Kerkük Özerk Bölgesi” başlıklı haberde bu plan ayrıntılarıyla açıklanmıştı.

    Türkiye’de kimi çevrelerin ısrarla savunduğu “Kerkük’e özel statü” modelinin de esas içeriği bu. ABD, Türkiye’ye ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyor.

     

    BM’NİN KUKLA DEVLET RAPORU
    Kerkük, Barzani’ye bağlanıyor

    Birleşmiş Milletler Raporu, Kerkük’ün 4 bölgesinin Kukla devlet yönetimine bağlanmasını öneriyor.

    Bu, uzun vadede Kerkük’ün Birleşmiş Milletler aracılığıyla Kukla Devlet’e bağlanmasını sağlayacak formül olacak.

    Birleşmiş Milletler Irak Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın Irak’ın kuzeyi için hazırladığı rapor, Kukla Devlet’e BM güvencesi getiriyor.

    De Mistura’nın Irak’ın kuzeyinden ayrı bir devlet gibi söz etmesi dikkat çekiyor.

    Raporun verildiği iki makam da, hedefini göz önüne koyuyor: Talabani ile Kukla Devlet yönetimi!


    TELAFER DE KERKÜK DE KUKLA DEVLET’E
    Raporda Kukla Devlet ile Irak’ın diğer bölgeleri arasında serbest dolaşımdan söz edildi. Bu durum, iki ayrı devlet söz konusu olduğunda gündeme geliyor.

     

    Raporun bir başka yönü de Türkmen kenti Telafer’in ihtilaflı topraklar arasında gösterilmesi.

    Bu durumda, ihtilafsız olan bir bölgenin bile uzun vadede Kukla Devlet’e bağlanması gündeme gelecek.

    TURKIYE’nin Birleşmiş Milletler’e “Kerkük’e müdahale etmesi” için başvuru yapmasının sonuçları bunlar oldu.

    Bu sayede Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’nde bir adım daha atılmış olacak.

    TURKIYE, BOP Eşbaşkanlığı görevini sadakatle yerine getirmeye devam ediyor

    +++++++++++++++++++++++++++

    Aydınlık, 8 Haziran ve 15 Haziran 2008

    +++++++++++++++++++++++++++

  • TANER AKÇAM’IN SOY KÖKENİ

    TANER AKÇAM’IN SOY KÖKENİ

    TANER AKÇAM’IN SOY KÖKENİ NEDİR? BİLMEK İSTERMİSİNİZ?

    TANER AKÇAM:

    Gürcistan ile Ermenistanın sınırındaki Ahalkeleki bölgesinde Valei köyünde yaşayan zengin toprak ağası Ermeni Agop aga,1970 li yılların köminist önderi torunu Tanerin aksine marksizme ve kominizme inanmamakta ve menşevikler ile işbirliği yapmaktadır.

    Bolşevik ordularının gelmesiyle müslüman Hasan adını almasına rağmen çıkan yağmada öldürülmüştür.Oğlu yine müslüman ismiyle kamufle edilmiş Eyüp ise , Bolşevik ordularının önünden kaçan Türklerin arasına karışarak  Gürcü asıllı karısı ve çocuklarını alıp Ardahana sığınmıştır.

    Burada Deli adını alaarak  taşnak komitecilerinin yol göstericisi ve kılavuzluğuna soyunarak binlerce katledilen Türk ve Kürdün canına kıyılmasında rol oynamıştır.

    Yeni Türkiye Cumhuriyetinin ilanı ile kaçan şerefsiz ermeni komitacılarının desteği  ortadan kalkınca ve kendisini müslüman olarak yutturmasına da kanılmayınca, 1928 yılının  ortalarında Köy meydanında Türkler tarafından hainliğinin kan  bedeli olarak öldürülmüştür. Çocuklarından  1927 yılı doğumlu Dursun un oğlu Taner 1953 yılında Ölçek köyünde doğmuş ve aile daha sonra Ankaraya göçmüştür. Ankarada Demirlibahçe ortaokulunda Dursun Akçam Türkçe dersleri verirken,Taner ise aynı semtte büyümüştür.Dursun Akçam bu yıllarda yine aynı yerde bulunan Şafaktepe ilkokulunda öğretmenlik yapan Fakir Baykurt ile arkadaşlığını iletmiştir.Demirlibahçedeki çocukluğu ve gençliğinde silik ve kişiliksiz bir karakter sergileyen Taner Akçam,davranışları ile sürekli olarak  mahalle çocuklarının tepkisin çekmiş ve onlardan dayak yiyen bir şamar oğlanı olmuştur. Etnik kimliğindeki özürün farkında olan Taner nihayet kişiliğine ve etnik özürlülüğüne tek çareyi ODTÜ ye girdiği OTDÜDER üyeliği sırasında kavuşmuştur.

    Burada da kendini demokrat ve milliyetçi karşıtlığı ile tarif ederek insanları kandırmış ve kendi ermeni soyunu hiç gündeme getirmeyerek sürekli gizlemiştir.Bu yönde her türlü tavır ve aksiyonda anti-Türk ve anti -Türk Milliyetçisi tavırları empoze etmiştir. ADYÖD ve DEV_GENÇ ile sonra ayrılan DEV_YOL içinde de sürekli olarak kitleleri ve masum gençlerimizi Anti-Türk Milliyetçiliği yolunda eğitmiştir. DEV-GENÇ içinde TÜRK OLMAMAYI  Bir Övünç kaynağı şekline getirmiş ve nice Türk genci bu insanın arkasından gitmiştir. Dev-Yol lider kadrosundayken 1976 Mart ayında tutuklandı ve 1977 de ise Türk Milletine ve Türk Devletine Düşmanlıktan dolayı  9 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

    Ancak şerefsiz birkaç işbirlikçi vatan haininin  ihaneti ile 12 mart 1977 günü hapisten kaçtı ve yine namussuzların tedarik ettekleri sahte pasaport ile Almanyaya siyasi  mülteci olarak sığınmıştır.Almanyaya yasa dışı yollardan giriş yaptığı için önce tutuklanan Akçam üç ay süreyle Alman dış istihbarat servisinin(BND) konuğu oldu.Onların kucağında oturarak yetişti ve beslenerek büyütüldü.Türkiye ve azınlık hakları uzmanı servis elemanlarından aldığı empoze fikirler devrimci Akçama kariyer yolunu açmıştır.

    Almanyaya ayak basmasından bir kaç ay geçmeden  bir siyasi mülteci olanrak Nord-Rhein Westfalya Eyaletinde hemen dil okuluna kaydı yaptırılarak Alman uyruğuna geçmiştir.1977 Aralık ayında, Berlin Hür ÜniversitesindeTürkiye ve Kafkaslarda Azınlık Çatışmaları ile tanına ve Almanyanın Kafkaslardaki özellikle Gürcistandaki yayılmacılık politikalarına tez üreten uzmanlarından Tessa Hofmann yanına çırak olarak verilmiştir. Nasıl olsa Akçamın da büyükdedesi Gürcistanın mesketya bölgesindeki Ermenilerinden , büyükannesi ise gürcü değilmiydi? Çırak Akçam derslerini iyi çalışarak , 1986 yılında HamburgSosyal İncelemeler Enstitüsünden araştırma bursu almaya başlamıştır. Bu arada Pontus, Lazistan ve Çamlıhemşin konularına el  atan BND nin ünlü pof.Fischer, kaçak Türk işçileri içindeki adı geçen Doğu Karadeniz Bölgesinden olanlara “işçi vizesi” vermek vaadiyle BND nin ajanı olmaya zorlamaktaydı. Bu dönemde Akçam prof.Fischer ile birlikte çalışarak Doğu Karadenizli Türkleri , kendi ülkelerine yani Türkiyeye karşı espiyonaj faaliyetlerinde bulunmaları için ajite etmeye yardım etmiştir.

    Fischer in 1998 de gizli dökümanlar ile Doğu Karadenizde yakalanması üzerine paniğe kapılan Akçam , BND ye Almanya daki bazı Akademisyen Türklerin Prof.Fischere kısas olarak tutuklanmasını teklif ederek liste vermek istemiş ve BND de bunu yürürlüğe koymuştur. BND tarafından perde arkasından verilen burs karşılığında AkçamdanTürk Tarihinde Şiddet, Türk Kültüründe İşkence veErmeni Soykırımı üstüne araştırmalar yapması istenmiştir.Araştırma konularını ise BND    emrindeki  Tessa Hofmann ve Hamburg Doğu Enstitüsünden bir ekip  belirlemiştir. Türk Kültüründe İşkence tezi ile akademik yeterliliğini ve Alman gizli servisi BND ye olan vefasını kanıtlayan Akçam, birdenbire 1988 yılında HamburgSosyal İncelemeler Enstitüsünün maaşlı elemanı olmuştur.

    Akçam Ermenistan sorunu, İstanbul duruşmaları ve Türk milli hareketi başlıklı incelemesiyle BND nin tezgahıyla ne hikmetse kolaylıkla enstitüden doktora unvanı almıştır. 2001 yılında  sözde Hamburg Bilim ve Kültürü Teşvik Vakfının sağladığı burslaTürkiye ve Doğu Sorunu başlıklı doçentlik tezini hazırlarken iddialı bir şekildeTürkiyenin halksız bir devlet olduğunu kanıtlayacağım diyerek BND-Alman gizli servisinin ve Diaspora Ermeni örgütlerinin büyük takdirini almıştır.

    İlginç ve korkunç olan ise asıl onun yanında yetiştiği BND ajanı Tessa Hofmann ın kimliği ve yaptıklarındadır. Çünkü Tessa Hofman Tamer  Akçam’a araştırmaları ile bilinen yanlışları empoze ettiği  gibi, ona BND nin perde arkası desteği ile sponsorluk da yapmıştır. Tessa Hofman aynı Berlinde Ermeni Diasporasını kuran  Rahip Lepsius gibi,  Ermeni Yazarlar Birliğinin onur üyesidir ve Ermeni kıyımının 20. Yüzyılın ilk ve sistemli jenositi olarak Nazilerin Yahudi soykırımı için örnek oluşturduğunu, daha da ileri giderek gaz odalarının da ilk kez Türkler tarafından kurulduğunu iddia etmektedir. Bu aslında Alman derin devleti -BND nin teorisi olup , Alman milletinin yaptığı yahudi soykırımını dünya üzerinde unutturup, dikkati ve nefreti Türklerin üstüne çekmek amacını güden bir gizli siyasi düşüncedir. Bu düşünce her platformda Almanya tarafından bazen açık bazen de gizli olarak desteklenmektedir.Yani Almanya namusunu kurtarmak istemekte ve bu yolda Türkleri ve Türkiyeyi hedef göstermektedir.

    Ajan Hofmann a göre İttihatçılar gözlerini kan bürümüş ırkçılar topluluğu (Tamer Akçamın İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu adlı kitabında İttihat ve Terakki ve Türkçülük dikkati çekecek kadar uzun (96-209 sayfalar arası) ve paralel görüşleri paylaşacak şekilde işlenmektedir.);  Mustafa Kemal, iki milyonu aşkın Ermeni ve Rumun katili Ermeni isyancılara gelince, onlar da, umutsuzluğun verdiği cesaretle savaşan aile reisleridir. Hofmanna göre Van, Erzurum, Bitlis, Trabzon, Karabağ, Nahcıvan hepsi Ermenilerin yurdudur.Şerefsiz Ajan   Hofmannın kitabının yayınlandığı günlerde Karabağ Ermeniler tarafından işgal edilmiş bir durumdaydı.Türkçe konuşan MüslümanlarıTatarlar olarak tanımladıktan sonraTatarlar Kafkasyada Ermeni azınlığa saldırıp önlerine çıkanı katl ve talan ettiler derken, Ermenilerin Şuşada, Agdam ve Fizulideki katliamlarına sıra gelince kılıfını şöyle hazırlıyor:Savaşların kendi kanlı mantığı vardır. Saldırı en iyi savunmadır ilkesi bu cümledendir. Vaktiyle bir Ermeni toprağı olan Şuşanın zapt edilmesi stratejik bir zorunluluktu.

    Akçamın kitaplarında ise Hoffmannın dışında  başvuru kaynaklarından biri tabii ki Alman rahip Lepsiustu. Bu kişinin Andonion veya Hovanasyanın kitapları tamamen Ermeni yanlısı, Türkleri, yöneticileri sınır tanımadan kötüleyen, iyi duygular yerine tıpkı Ermeniler gibi tamamen kin ve nefret ürünü bir çalışmadır.Hatta  bu güne kadar duyulmadık iddialar veya  iftiralarada raslanılmaktadır. Örneğinİnsan Hakları ve Ermeni Sorunu adlı kitapta S:228-247  da anlatıldığı gibi ,Ermenileri yok etmeğe yönelik bir plânın daha 2 Ağustos 1914te, yani Almanya ile yapılan anlaşmadan bir gün sonra hazırlandığını ve Kuşçu başı  Eşrefin Teşkilat-ı Muhsusası ile uygulamaya koyduklarını belirtilirken, Anadolu ve Rus Ermenilerinin kurduklarıinfaz birliklerini hiç görülmek istenmemiştir. Sayfa 248 ve sonrasında ise Amele Taburlarına alınan Ermenilerin imha edildiğini iddia edilmiştir. Sayfa 286da  sanki Talât Paşanın Soykırım olayının mimarı olduğunu iddia edilirken, sanki somut olarak  soykırımla ilgili telgraf emirleri varmış izlenimi vermeye çalışılmaktadır. S.316da önemli belgelerin imha edildiğini iddia edilerek insanlar yanlış düşüncelere sevkedilmiştir. Taner Akçam Ermeni yalan ve iftiraların taşeronculuğunu yapan bir yazar olarak kabul edilebilir. Genel anlayış itibariylezorunlu göç olayının bir pasif savunma tedbiriTahliye olduğunu bilmemekte ve göç edenleri de Kırıma uğramış göstermeyi tercih etmektedir. Çünki kendisine empoze edilen görev budur.Yoksa her türlü ermeni desteğini kaybedebilir. Sayfa 544te de Atatürkün Ermeni soykırımını kabul ettiğini ima eden, ifadeler de kullanırken Referansları arasındaBristol Dosyasına  hiç yer vermemiştir.Tamer Akçama göre:

    M. Kemal, özellikle 1915-17 Kırım  nedeniyle… özellikle Batılı ülke temsilcileri ile görüşürken, Kırım konusunda son derece hassas ve eleştirel bir tutum takınır. Örneğin, General Harbord ile görüşürken 800.000 Ermeninin öldürülmüş olduğunu kabul eder… 

    Tamer Akçamın ve kimlerin kucağına oturarak yetiştirilme tarzının, üslûbu ve savunduğu görüşler konusunda bu kadar uzun boylu durmamızın bir tek nedeni vardır. Bu, Türk –Ermeni mücadelesinde gelecekte tekrar ve sıkça başvurulacak yeni bir saldırı şeklidir ve kaleyi içten yaralama veya fethetme amacıylaTruva atı misali kullanılacaktır. Yazarın İsmi Türk tür ama izlediğimiz gibi Ruhunun Türk olduğunu  söylemek imkansızdır.

    Gerçek Tarih  Akçamın ve arkadaşlarının Türklerle ilgili İddialarına Mustafa Kemalin, 1 Mart 1921 günü Mecliste yaptığı konuşmadan kısa bir bölümle cevap vermektedir.

    “Efendiler:
    Hatırlatmak isterim ki kararlılık ve inancımızı sarsmak için, içte meydana gelen üzücü olaylar henüz sürerken, düşmanlarımız da dıştan baskı ve acımasız kışkırtmalara bir an bile ara vermiyorlardı. Batıda Yunanlılar ve güneyde Fransızlarla onların silahlandırdığı ve bize karşı kışkırttığı Ermeniler ve doğuda Ermenistan Ermenileri memleketimizin ele geçirdikleri yörelerinde ve işgal edilen sınır ve cepheler çevresinde, Müslüman halka çeşitli zulümler uyguluyor ve katliam yapıyorlardı…
    …Geçen yılın bize getirdikleri en büyük yıkım ve uğursuzluk Sevres Antlaşması idi. Efendiler, Düşmanların bütün bir yıllık çabalarına karşılık sonuçta, bugün Sevres Antlaşması hükümleri fiilen ve hükmen yoktur (sürekli ve şiddetli alkışlar)
    …Efendiler, bu sonuca, 1918 ateşkes antlaşmalarını yenik olarak imzalamış olanlar arasında uyguladığı politikanın ileri görüşlülüğü ve silahlarının kuvveti sayesinde, ancak Türkiye ulaşabilmiştir.
    …Düşmanlarımız, işgal ettikleri ülkemizde her çeşit savunma araçlarından arındırılmış olan vatandaşlarımıza karşı bugüne kadar aralıksız yıkma, yağma, öldürme, sürgüne gönderme gibi zulüm ve haksızlıklarını sürdürmeye devam ettikleri halde, Büyük Millet Meclisi Hükümetimizin bölgesi içinde kalan bütün Müslüman olmayan unsurlar, kanunlarımızın ve silahlarımızın koruması altında, korkusuzca, güven içinde yaşamaktadır.

    Fransa,  Amerika, Ermeni,Rum,Batı dünyası, Almanlar ve Ermeni propagandası ne söylerse söylesin, Türk gençleri bu tarihi gerçekleri ve Emperyalist Yabancı güçlerini beslemesi olan TÜRK DÜŞMANI  kripto dönmeler ile devşirme ümmetçileri asla unutmayacak ve onları tükürüklere boğacaktır.

    Attala AKIN

  • TurkishForum’dan Kınama!…

    TurkishForum’dan Kınama!…

    Ben; “Mustafa Nevruz SINACI” olarak,

    Lions-Rotary-alt ve üst (mason) kuruluşlarına Türk’lerin üye olmasını ve üye sıfatıyla bu “kökü dışarda” beynelminel “SİYOM” organizasyonlarında yer almalarını “ATATÜRK” ve İTTİHAT-TERAKKİ’ den dolayı tasvip etmiyorum. Ancak, yaptığım bazı araştırmalar, özellikle “gerçek amaç ve niyetlerini” ustaca
    kamufla etmesini çok iyi bilen bu “AYKIRI” yapılarda “ÇOK DEĞERLİ” bazı bilim adamı ve güzidelerin “aldanarak” yer aldıklarını üzüntüyle görüyorum. Hatta MEB’nın Lionslarla yaptığı resmi bir anlaşma da vahim bir gaflet, dalalet ve yanlış yönlendirmeyi gözler önüne seriyor ve maalesef özendiriyor. Bu,
    Sayın Yrd. Doç Dr. ORHAN ÇEKİÇ’i mazur gösteren nedenlerden biridir. “ÖZELLİKLE” bir bilim insanının yanında “TURKISH FORUM” varsa, olay bambaşka bir şekil
    alır.

    ÇÜNKÜ !… TURKISH FORUM: “TÜRK MİLLETİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ ADINA” bütün dünyada tam bir vefakarlık, sağduyu, milli-manevi, kültürel imtizaç ve ilmi formasyonda (bilimsel) mücadele veren en saygın, yetkin, gerçek anlamda ATATÜRK’çü ve “ATATÜRK’ÜN ANLADIĞI-AÇIKLADIĞI, YAŞADIĞI VE YAŞATTIĞI” anlamda
    (orijinal-objektif) laik bir kuruluştur.

    Bu yüksek inanç ve güvenilirlik nedeniyle “sadece Türklerin yaşadığı ülkeler değil” bütün dünya devletlerince güvenli, istikrarlı, onurlu-sorumlu ve “sürdürülebilir-istikrarlı” bir “DAVA ve MİSYON” sahibi olarak kabul edilmekte ve itibar görmektedir. Bu durum, TURKISH FORUM’a haset, kin ve kıskançlık besleyen dahili bedhahlar (iç düşmanlar ve tefrika unsurları) ve her fırsatta harici bedhahlarca “sataşma” konusu yapılmakta; Milli destek, resmi imkan ve yerli kaynakların bu “MİLLİ İNİSİYATİFE” (Türk aleminin dünyadaki en güçlü sivil toplum kuruluşu ve lobisi) intikali ısrarla önlenmekte ve “tam bir kinaye, kıskançlık ve hasetle” Ermeni, Rum ve Yahudi lobilerine milyar dolarlar tutarında maddi destek verilmekte; Buna mukabil TURKISH FORUM,
    hem bu destekten mahrum kılınmakta ve hemde “böyle çok sıradan ve basit iddialarla” kösteklenip yıratılmaya çalışılmaktadır.

    KALDI Kİ; Bu güne kadar vaki bu ve benzer “menfur” teşebbüsler, müteşebbislerinin gerçek niyyet ve iğrenç yüzünü ortaya çıkartmaktan da başka bir işe yaramamıştır. Yaramayacaktır da…

    TURKISHFORUM;”Dünya Türk Kongresi” uluslararası bir arenada, çok mütevazi ve fakat “çok temiz ve dürüst” kaynak ve imkanlarla “ATATÜRK ilkeleri ve Türk Inkılabı” esaslarına sadık ve samimi bir mücadele vermektedir.

    BU NEDENLE: TURKISH FORUM ailesi’nde, camia’sında, yapı ve çatısı altında yer alan her kişi ve kurumlar “kamu vicdanı ATATÜRK olan aziz, necip ve büyük Türk Milleti’nin; En hakiki ve en halis tecelligahlarıdır.

    NETİCE:Mensubu olmaktan “çok hususi” bir onur duyduğum, madden ve manet hizmeti “TÜRK ALEMİNE” hizmet telakki ettiğim bu mağrur ve mücella teşkilata, eser-hizmet ve faaliyetleri ile güzide (seçkin) mensupları nezdinde “dil uzatmayı” şiddetle kınıyor ve bu kalkışmaları gaflet ve dalalet telakki ediyorum.
    TÜRK-MÜSLÜMAN ve İNSAN OLANLARIN ŞİARI Millete hizmet edenlere sahip çıkmak ve destek olmaktır. Büyük Türk Milleti ve Medeniyetini izmihlale uğratmak için uğraşan tefrika ve fesat-ifsat odaklarına değil!…

    Saygılarımla,
    Mustafa Nevruz SINACI
    Siyaset Bilimci-Hukukçu, Araştırmacı-Yazar

  • FRANSA’DA KRİTİK TÜRKİYE TARTIŞMASI

    FRANSA’DA KRİTİK TÜRKİYE TARTIŞMASI

    PARIS (A.A) | 16.06.2008

    Fransa senato genel kurulunda yapılacak oylamada, Türkiye’nin AB üyeliği için Fransa’da doğrudan referandum öngören maddenin reddedilmesi bekleniyor. 

    FRANSA’da senato genel kurulu, cumhurbaşkanının parlamentoyla ilişkilerini belirleyen “kurumların reformuyla” ilgili anayasa değişikliği paketini görüşmeye başlıyor.
           
    Anayasa değişikliğiyle ilgili senato genel kurulundaki oylama, gelecek hafta başında yapılacak. Oylamada, Türkiye’nin AB üyeliği için Fransa’da doğrudan referandum öngören maddenin reddedilmesi bekleniyor.
           
    Meclis genel kurulunda kabul edilen anayasa paketindeki bir maddede, “AB’nin nüfusunun yüzde 5’inden fazla nüfusa sahip ülkelerin tam üyeliği için referandum şartının devam etmesi” kararlaştırılmıştı. Maddeyle ilgili değişiklik önergesini sunanlar ve destekleyenler, bu maddenin özellikle Türkiye için hazırlandığını meclisteki tartışmalarda kabul etmişti.
           
    Senato Hukuk İşleri ve Dışişleri komisyonları, geçen hafta yaptıkları ayrı ayrı toplantılarda, mecliste kabul edilen, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğiyle ilgili doğrudan referanduma gidilmesini öngören anayasa maddesine ilişkin değişikliğin reddedilmesini istemişti.
           
    Dışişleri Komisyonu tarafından yapılan açıklamada, “mecliste kabul edilen maddenin, doğrudan Fransa’nın dostu ve müttefiki olan Türkiye’yi hedef almış gözükebileceği” ifade edilmişti. Açıklamada, “bu tür bir uygulamanın Türkiye ile Fransa arasındaki diplomatik ilişkilerde ciddi zararlar yaratacağına” dikkat çekilmiş ve mecliste kabul edilen değişikliğin reddedilerek, bunun yerine ilgili anayasa değişikliği maddesinin meclise ilk geldiği haliyle Senato genel kurulunda kabul edilmesi görüşü benimsenmişti.
           
    Meclise ilk gelen anayasa değişikliği metninde, AB’nin gelecekteki genişlemesi konusunda, referanduma başvurulup başvurulmaması yetkisinin cumhurbaşkanına verilmesi öngörülüyor. Şu anda yürürlükte olan anayasa maddesi, AB’ye gelecekte üye olacak ülkeler için doğrudan referandumu öngörüyor.
           
    Anayasa değişikliği paketi, senatoda farklı biçimde kabul edilmesi halinde yeniden mecliste görüşülecek. Paket, meclis ve senatoyu bir araya getiren oturumda gelecek ay nihai halini alacak. Değişikliğin kabulü için üyelerin beşte üçünün oyu gerekecek.
           
    FRANSIZ BAKAN UYARMIŞTI
           
    Fransa’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Jean-Pierre Jouyet, AB üyeliği için Fransa’da doğrudan referandum öngören değişikliğe açıkça karşı çıkmış ve maddenin bu haliyle kabul edilmesinin, “Fransa’nın Türkiye ile ilişkilerinde tahmin edilenden daha fazla kırılmaya yol açacağı” uyarısında bulunmuştu.
           
    “Parlamento, alacağı kararlarda egemen ve özgür. Ancak bu değişikliğin kabul edilmesi, özellikle ekonomik alanda Türkiye ile ilişkilerde düşündüğümüzden daha fazla ciddi kırılganlık yaratma riski taşıyor” diyen Jouyet, bu tür bir kararın Avrupa savunması alanında da olumsuz etkileri olacağına işaret etmişti.
           
    Akdeniz İçin Birlik projesine de atıfta bulunan Fransız bakan, “Türkiye’nin bu projede yer almasını istiyorsak, akıl üstün gelmeli ve bu değişiklik maddesi ortadan kalkmalı” demişti. Jouyet, Akdeniz İçin Birlik projesinin başarısı için Türkiye’nin katılımının önemine değinmiş, bu projenin hem Türkiye, hem de Fransa’nın çıkarına olduğunu
    söylemişti.

    Mecliste kabul edilen anayasa paketi, cumhurbaşkanının parlamento genel kurulunda da konuşma hakkına sahip olmasını öngörüyor. Yeni değişikliğe göre, cumhurbaşkanı üst üste en fazla iki dönem seçilebilecek. Bakanların, aynı zamanda büyük kentlerde belediye başkanı veya bölge konseyi başkanı olmasına sınırlama getirilecek. Parlamentoya, anayasa mahkemesi veya önemli kamu kuruluşlarına yönetici olarak aday gösterileceklere veto hakkı tanınıyor.

  • AMSTERDAM’A KONSOLOSLUK İÇİN 15 BİN İMZA

    AMSTERDAM’A KONSOLOSLUK İÇİN 15 BİN İMZA

    Ünal ÖZTÜRK / AMSTERDAM | 16.06.2008

    AMSTERDAM’A KONSOLOSLUK İÇİN 15 BİN İMZA

    Türk Eğitim Merkezi Vakfı (STOC), bir süre önce başlattığı kampanya ile Kuzey Hollanda Eyaleti’nde yaşayan binlerce vatandaşın “Amsterdam’a konsolosluk açılsın” yönündeki istemini tekrar gündeme taşıdı.

    HOLLANDA’nın Amsterdam kentinde çeşitli dallarda kurslar düzenleyen Türk Eğitim Merkezi Vakfı (STOC), bir süre önce başlattığı kampanya ile Kuzey Hollanda Eyaleti’nde yaşayan binlerce vatandaşın ‘Amsterdam’a konsolosluk açılsın’ yönündeki istemini tekrar gündeme taşıdı.

    Amsterdam başta olmak üzere Haarlem, Zaandam, Purmerend, Hilversum gibi vatandaşlarımızın yoğun bulundukları kentlerden kısa sürede 15 bin imza toplandığını belirten Amsterdam Türk Eğitim Merkezi Vakfı (STOC) Başkanı İsmail Ercan, ‘Eyalette yaşayan binlerce Türk, yıllardır konsolosluk işlemleri için Rotterdam’a gitmek zorunda kalıyor. Yapılan işlemler için ödenen yüklü paraların yanı sıra gün boyunca park ve yol parası ödenmesi gerekiyor. Genelde bir gidişte işlemler tamamlanamıyor. İşinden bir günlüğüne izin alan vatandaşlarımız, tekrar Rotterdam’a gitmek zorunda kalıyorlar. Beklentimize artık yanıt verilmeli’ dedi.

    Eyaletin yalnızca Amsterdam, Hilversum ve Haarlem kentlerinde 58 bini aşkın Türk’ün yaşadığına işaret eden Ercan, ‘Vatandaşların konsolosluk açılması yönündeki taleplerinin gerçekleşmesi konusunda Hollanda’daki devlet temsilcilerimizin gerekli girişimlerde bulunacaklarına inanıyoruz. Kampanya çerçevesinde topladığımız imzaları önümüzdeki günlerde devlet temsilcilerimize ileteceğiz’ diye konuştu.

  • KOLAT: TÜRKİYE’NİN AB SÜRECİNE KATKIDA BULUNMALIYIZ

    KOLAT: TÜRKİYE’NİN AB SÜRECİNE KATKIDA BULUNMALIYIZ

    ALMANYA TÜRK TOPLUMU GENEL BAŞKANI KOLAT:
    “TÜRKİYE’NİN AB SÜRECİNE KATKIDA BULUNMALIYIZ”

    BREMEN (A.A) – 16.06.2008 – Almanya Türk Toplumu (TGD) Genel Başkanı Kenan Kolat, Almanya’da yaşayan Türklerin toplum içinde eşit haklara sahip olması ve Türkiye’nin AB üyeliği için daha yoğun çaba harcaması gerektiğini söyledi.

    Kolat, Bremen kentinde Türk sivil toplum örgütü temsilcileriyle “Übersee Museum’ adlı restoranda bir araya gelerek, Almanya’da yaşayan Türk toplumunu ilgilendiren konular hakkında görüş alışverişinde bulundu.

    Kolat burada yaptığı konuşmada, “Örgütlenme biçimlerimiz, Türk ve Alman makamlarından bağımsız olmak zorundadır. Hiçbir şekilde organik bir bağ içinde olmadığımız halde, her iki ülke resmi makamlarıyla çok sıcak ve düzeyli bir ilişkimizin olduğunu da söyleyebilirim. Buradaki Türklerin başarısını, Türkiye’nin de başarısı olarak görüyorum. İçinde yaşadığımız toplumda eşit haklara ulaşmak için çalışmalıyız. Her türlü ırkçılığa, yabancı ve din düşmanlığına, Yahudi düşmanlığına karşı çıkmalıyız. Türkiye’nin AB sürecine katkıda bulunmalıyız” dedi.

    Uyum konusunda asimilasyon tartışmalarının bir kenara bırakılarak, Türklerin çeşitli alanlarda Alman toplumuna katılımlarının sağlanması için çaba harcanması gerektiğini ifade eden Kolat, Alman vatandaşlığına geçişlerin kolaylaştırılmasının ve seçim hakkı için çifte vatandaşlık hakkının verilmesinin önemli olduğunu sözlerine ekledi.

    (EA-ŞP)

  • GÜÇLÜ: UYUM İHMAL EDİLİYOR

    GÜÇLÜ: UYUM İHMAL EDİLİYOR

    Mehmet UZUN / BREMEN | 16.06.2008

    Bremen’de düzenlenen “Göç” konulu konferansta konuşan Eyalet Meclis Başkanvekili Nebahat Güçlü, “Almanya’da uyum ihmal edilmektedir” dedi.

    ALMANYA’nın Bremen kentinde ‘Göç’ konulu konferans düzenlendi. Bremen Eyalet Meclis binasında düzenlenen konferansta Almanya’da yaşayan başta Türkler olmak üzere tüm göçmenlerin sorunları tartışıldı. Yaklaşık 5 saat süren konferansta genel olarak Almanya’da yaşayan Türkler’in sorunları ele alındı.

    Konuşmacılar, Almanya’da uyum politikasının yetersiz olmasından, federal hükümetin bu konuda daha ciddi adımlar atması gerektiğini söylediler. Almanya’nın bir göç ülkesi olduğunu dile getiren konuşmacılar, hükümetin de bu gerçeği görmesi gerektiğini ve bu yönde olumlu yasalar çıkarması gerektiğini anlattılar.

    Birlik çağrısı

    Konferansa katılan Türk kökenli konuşmacılar Almanya’da yaşayan Türklerin Almanlar gibi eşit haklardan yararlanması için birlik çağrısı yaptılar. Nebahat Güçlü, konferansta yaptığı konuşmada, ‘Almanya gibi göç alan bir ülkede uyum konusu 40-50 yıldır ihmal edilmektedr. Uyumun olması için eğitim, sosyal ve iş alanında koşullar eşit olmalı. Son yıllarda uyum konusunda iki adım ileri gidilmişse üç adımda geri gidilmiştir. Göçmenler güçbirliği yapmalı” dedi.

    Kenan Kolat (TGD Başkanı) ise, “Almanya’da göçmenlerin eğitim, işsizlik ve dışlanma gibi büyük sorunları vardır. Özellikle eğitim ve iş alanlarındaki eşitsizlik çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Bizim diyaloğa ihtiyacımız var. Uyum konusunda yasal düzenlemeler yapılmalı. Türkler ve göçmenler bu konuları bir araya gelip daha sık konuşmalı ve ele almalıdır” diye konuşurken BTEU Başkanı Ahmet Güler de, Türkler’in Almanya’ya uyum sağladığını belirterek, “Bizler kendimizi göçmen olarak görmüyoruz. Biz sadece her konuda eşitlik istiyoruz” dedi.

    REYHAN ŞAHİN RENK KATTI

    Almanya’nın Bremen kentinde yaşayan Rapçı ve oyuncu Lady Bitch Ray (Reyhan Şahin)de konferansa katıldı. Konferansa fıstık yeşili mini etekli bir kıyafetle katılan Şahin, konuşması, hal ve hareketleriyle konferansa renk kattı. Uyum konusunda kısa bir konuşma yapan Reyhan Şahin, kendisini örmek göstererek uyumun nasıl olduğunu söyledi. Kendisinin bir Alman bayandan farkı olmadığını, onlarda bulunan her şeyin kendisinde de olduğunu söyleyen Şahin, ‘Uyum için daha ne yapılır’ dedi.