Blog

  • Obama, McCain’in 6 puan önünde

    Obama, McCain’in 6 puan önünde

          ABD medyasi yine basladi hayali anketlere.

          Eger bu medya Obama lehine anketleri duyurmaya basladi ise, sevsek de sevmesek de McCain’i desteklemek zorunda oldugumuz gercegini kabullenmeliyiz.

          New York Times terimi ile Magara adamlari (Turkler) for McCain.

          Kureselci tarikatcilar for Obama…

          Gusan Yedic
          #######################

          Baskanlik seçimi anketinde Obama, McCain’in 6 puan önünde

          (A.A)

          ABD’de 4 Kasim baskanlik seçimi öncesinde Washington Post gazetesiyle ABC televizyonunun düzenledigi ortak ankette, Demokrat aday Barack Obama’nin, Cumhuriyetçi aday John McCain’in 6 puan önünde gittigi görüldü.

          Washington Post-ABC ikilisinin, Demokrat Parti’nin baskan adayligini Obama’nin elde etmesinin ardindan yaptigi bu ilk ankette, tüm Amerikali yetiskinler arasinda Obama’nin yüzde 48, McCain’in yüzde 42 oraninda destek aldigi ortaya çikti.

          Buna karsilik McCain’in, bagimsiz seçmenler arasinda giderek artan oranda destek aldigi ve bunun Cumhuriyetçi adayin sansini artirabilecegi kaydedildi.

          McCain’in terörle mücadelede daha etkili olacagini dile getirenlerin de 14 puanlik üstünlük sagladigi belirtildi.

          Deneyimlilik ve dis politika alanlarinda da McCain önde giderken, ekonomik konularda Obama’nin açik farkli üstünlük sagladigi görüldü.

          Bundan dört yil önce 2004’te tam bu dönemde yapilan Washington Post-ABC anketinde de Demokrat John Kerry, Cumhuriyetçi George W. Bush’un 6 puan önünde gidiyordu, ancak sonunda seçimi Bush kazanmisti.

          OBAMA, SEÇIMLERDEN ÖNCE IRAK VE AFGANISTAN’A GIDIYOR

          ABD’de Kasim ayinda yapilacak baskanlik seçimlerinde Demokrat Parti’nin adayi olan Barack Obama, seçimlerden önce Irak ve Afganistan’i ziyaret edecegini söyledi ve Amerikan askerlerinin Irak’tan çekilmesini destekledigini yineledi.

          Obama, gazetecilere açiklamasinda, telefon görüsmesi yaptigi Irak Disisleri Bakani Hosyar Zebari ile bu ülkedeki durum hakkinda konustuklarini ve kendisiyle Bagdat’ta görüsmeyi ümit ettigini söyledigini bildirdi.

          Irak ve Afganistan’i ziyaret etmeyi düsündügünü daha önce de söyleyen Obama, ilk kez kesin olarak bu ülkelere gidecegini açikladi ve ziyaretiyle ilgili ayrintilarin kisa sürede duyurulacagini kaydetti.

          John McCain, geçtigimiz günlerde Ortadogu turu kapsaminda Irak’a da gitmisti.

          Obama, Zebari’ye Irak’ta siddetin azalmasindan duydugu memnuniyeti dile getirdigini ve baskan seçilmesi durumunda ABD’nin muharebe faaliyetlerinin sona erdirilmesi konusunda dikkatli hareket edecegini söyledigini anlatti.

          Zebari’ye, Irak’ta siddetin azalmasindan nasil cesaretlendigini aktardigini ancak, ayrica Amerikan askerlerinin çekilmesi sürecinin baslamasinin da kendileri için önemli oldugunda israr ettigini belirten Obama, böylece Irak’ta kalici üsler kurulmasinda bir çikarlari olmadigina açiklik getirdigini söyledi.

          Hosyar Zebari, dün de Obama’nin seçimlerdeki rakibi Cumhuriyetçi Partinin adayi John McCain ile Washington’da görüsmüstü.

          Seçim kampanyasini dis politika ve ulusal güvenlik konulari üzerine yogunlastiran McCain, Irak’ta Amerikan askeri yiginaginin artirilmasini destekliyor. Obama ise göreve gelmesinden sonra Amerikan askerlerini Irak’ta çekmeye baslayacagini söylüyor.

  • Obama  Hakkında Türklerin  Konuşmaları Ve Görüşleri

    Obama Hakkında Türklerin Konuşmaları Ve Görüşleri

    Baskan Adayi Obama  Hakkinda Amerikada Yerlesmis Turklerin  Konusmalari Ve Gorusleri

    TURK AMERIKAN DERNEKLERI BU DEVRE BASKANI SAYIN KAYA BOZTEPEDEN SAMIMI VE YERINDE BIR UYARI

    From: K Boztepe [mailto:[email protected]]

    Lutfen uyanalim

    Yani hayret ediyorum bazi arkadaslara.

                Obama bagira, bagira Turk’lerin canina okuyacagim diyerek Rum ve Ermeni lobilerinin kucagina oturmus, bizim telefonlarimiza, mesajlarimiza bile cevap vermek zahmetinde bulunmuyor, yalan, yanlis bilgilerle hic bir baskan adayinin bu kadar keskin bir sekilde dile getirmemesi gerekirken uzerine basa, basa soyluyor ve bizim toplumumuzda insanlar hala, dur bakalim n’olacak, ben demokratlari severim, cumhuriyetciler ise yaramaz filan diye konusuyor. Arkadaslar, demokratlari cok seviyorsaniz tursusunu kurun, bolgenizde demokrat kongre ve senato uyelerine oy verin ama bu adam Allah korusun baskan olursa Turk’lerin uzerine kabus gibi cokecek!

                McCain’e daha bu gune kadar Turk’ler aleyhinde veya Ermeni ve Rum lobileri lehinde tek kelime soyletemediler. Adam bize randevu da verdi, iltufat da etti, Turkiye’nin bolgede’ki oneminden bahsediyor, biz hala demokratik bir kis uykusu sendromu yasiyoruz. Bizim o parti mi, bu parti mi diyecek luksumuz yok ey vatandas ve soydaslar. Biz, bize en yakin adayi desteklemek zorundayiz, gerisi laf’i guzaf, gerisi detay.

                Yapmayin, etmeyin, sonra basimizi cok taslara vururuz ama is isten gecmis olur.

                Kaya Boztepe…

              From: nuri Sabuncu 

                bu obamanin ermeni rum lobisie uymasi belki bizim icin iyidir bizde biraz hurlesir ve amerika mandasi olmaktan kurtuluruz bakalim hacivat karagoz gibi ozaman ipleri kim cekecek her seyde bir hayir vardir
              From: [email protected]
                Date: Wednesday, June 18, 2008, 11:14 AM

                Amerika’daki Turkler’i “politik konularda egitmek” amaci ile kuruldugunu ifade eden, her firsatta Kongre Uyeleri ile gorusmelerde bulunucaklari egiteceklerini soyleyen ATAA esrafi, bu konuda hala neden Amerika’daki Turkler’i “egitmiyorlar” diye merak ediyorum sahsen…

                Umarim Allison veya diger bir, ATAA mensubu politik analist siyasi otorite bu konuda bir aciklamada bulunur ve biz yapidaki Amerika’daki apolitik gurbetci uttering Turkler de “egitilirek” kim icin oy kullanacaklarini ogrenmis olurlar…

                Benim bildigim kadari ile, secimlerden once boyle konularda egitim seminerleri verilir. Secim sonrasinda degil… Yoksa egitim yanlizca elit ve elitiye Turkler icin mi gecerli..?

                Egitilmeye susamis bir Turk

                Gusan Yedic

     

                Ermenilere görülmemi$ mesaj
                A.A.

                Onu Türkiye’de de tercih edenler çok… Amerikan siyasetinin yeni yIldIzI, Demokrat ba$kan adayI Obama, Ermeni iddialarIna $imdiye kadar görülmemi$ biçimde destek ilan etti. ©$te o müthi$ mesaj.

                Obama’nIn kampanyasI

                ABD’de 4 KasIm’da yapIlacak ba$kanlIk seçiminde Demokrat Parti’yi temsil etmesi kesinle$en senatör Barack Obama, 1915 olaylarIna ili$kin Ermeni iddialarIna verdi»i deste»i yineledi.

                Obama, Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) adlI kurulu$un yöneticisi Ken Hachikian’a gönderdi»i mektupta, 1915 olaylarIna ili$kin Ermeni görü$ünü payla$tI»InI bildirdi.

                Barack Obama, “Bu trajik gerçegi tanImalIyIz. Bush yönetiminin bunu tanImamasInIn özrü yok ve yönetimin tutumunu degi$tirmesi için çaba göstermeye devam edecegim” dedi.

                Bu açIklamasIyla Obama, Demokrat Parti’nin ba$kan adaylI»InI elde etmesinin ardIndan da Ermeni çevrelerinin soykIrIm iddialarIna verdi»i deste»i teyit etmi$ oldu.

                Obama, 2008 ba$Inda bu konuda yayImladI»I açIklamada, ba$kan seçildi»i takdirde, 1915 olaylarIna ili$kin Ermeni iddialarInI tanIyaca»I ve Kongre’de bu yöndeki tasarIlarI destekleyece» i sözünü vermi$ti.

                Cumhuriyetçi Parti’nin ba$kan adayI senatör John McCain ise Ermeni tezlerini desteklemiyor.

                Demokrat(!) Obama’yi, en fazla destekleyenler arasinda bir baska kurukafa ve kemikler orgutu mensubu Al Gore’un olmasi da ne kadar ilginc degil mi..?

                Askeri gecmisi ile disipliner anlayisa sahip McCain su durumda ABD icin yegane alternatif olarak gorulmekte. Gizli orgut tarikatcilari ise Obama’yi destekleme ozgurlugunu kullanabilir. Islam tarikatciligina karsi cikarken, dinler ustu tarikatlara destekte bulunmanin aciklamasi bayagi ilginc olsa gerek…
                Gusan Yedic

                _________ _________ __
                From: [email protected]

                Obama: Rum Patrikhanesi’ ne din özgürlügü taninsin

                Tamamen katiliyorum, benim basima da geldi bu. Obama nuh diyor, peygamber
                demiyor, halbuki baskan kafasi dikine giden biri degil, birlestirici, sakin
                dusunceli ve dinleyici olmali.

                Benim burada zenciler bile ona oy vermiyor. California’da hic de star
                degil.

                Ilkcan

              From: Ece Akaydin [[email protected]]
                Re: Obama, Ermeni iddialarina destegini yineledi

                He is miserable in California. This is what it’s all about.

             “Fethiye Temiz” <GentleDoe_4@…wrote:

                Obama basindan beri bana hic guven vermedi.. Bush’u ve partisini
                sevmememe ragmen benim oyum McCain’e gidecek..

                Sevgiyle,
                Fethiye
              Gusan7C@ wrote:

                Demokrat(!) Obama’yi, en fazla destekleyenler arasinda bir baska
                kurukafa ve  kemikler orgutu mensubu Al Gore’un olmasi da ne kadar ilginc
                degil mi..?

                Askeri gecmisi ile disipliner anlayisa sahip McCain su durumda
                ABD  icin  yegane alternatif olarak gorulmekte. Gizli orgut tarikatcilari
                ise  Obama’yi
                destekleme ozgurlugunu kullanabilir. Islam tarikatciligina karsi
                cikarken, dinler  ustu tarikatlara destekte bulunmanin aciklamasi bayagi ilginc
                olsa  gerek…

                 Eger Obama muslumanlara yakinsa, ben de Israil’in Hahambasiyim…

                Turkiye basini ile de ABD basini arasinda hicbir fark yoktur. Her ikisinin sahipleri aynidir ve kureselci zihniyete hizmet eder. Arti olarak da Turk karsitidir. New York Times ve IHTnin milli mac sonrasindaki yorumlarini hepiniz okudunuz sanirim. Volkan ve Turkler icin magara adami tabiri kullanabilecek kadar irkci bir yaklasim sergileyen NYT de, ilginc bir sekilde Obama’yi destekliyor…

                Bizim politik analist, siyasi otorite ATAA kurmaylarimiz ise IHT’nin yorumu karsisinda bir kinama mektubu bile yazma tenezzulunde bulunmuyorsa, bunlarin yetistirecegi politikacilarin kimlerin yaninda olacagi konusu kabak gibi ortada demektir.

                Bu denlemin adi da, cok bilinenli denklem oluyor boylece…

                Hesap makinesi lazim degil. Parmak hesabi yapanlar sonucu vakiftir…
                Gusan Yedic

                 Subj: Lutfen uyanalim
                Date: 6/18/2008 12:17:03 PM Eastern Daylight Time
             From: [email protected]

                Gusan bey,
                Acikcasi secme sansim olsa ne Obama’ya nede McCain’e oy veririm ama su anda bizler icin McCain’e oy vermekten baska care yok,
                hepimiz hatirlayalim gecen ki Res 106 nin kongreye gelmesiyle herkes alarma gecti yer yerinden oynadi, halbuki baskan Bush bu tasariya destek vermiyordu buna ragmen tasarinin reddi icin Turkler zorlandi. Simdi baskan Obama olunca vede kongrede cogunluk demokratlarda olunca ben tasarinin onumuzdeki Nisan da kongreye gelmesini ve kabul edilmesini yuzde yuz goruyorum. Bunu anlayamayan varmi hala.

                Ikincisi konu bence Turk basininin gorevi Turkiye’deki Turklere anlatma iki baskan adayi arasindaki farki.

                Gecen hafta Turkiye’de birisi ile telefon gorusmesi yapiyorum bana baskanlik secimlerini ve kime oy verecegimi sordu, bende McCain’e ve nedenini anlattim, bu sahis bana neden Obama’ya vermiyorsunuz babasi musluman dedi, gerisini sizlere birakiyorum.

                saduman

                —–Original Message—–
             From: [email protected]

                Sevgili Kaya,

                Sen Washingtonlular’in maskesiz yuzlerini gormedigin icin dogal olarak hayretler icinde kaliyorsun. Bana ise gayet olagan geliyor onlarin yaptirimlari…

                Obama yanlizca Ermeni ve Rum konusunda Wall Street’in dama tasi olmakla kalmayip, ayni zamanda da Kuzey Irak’da kurulmasi planlanan KK (Kukla Kurdistan) icin de olumlu calismalarda bulunacagini acikliyor. Bu haberin videosunu, sen gruba katilmadan once burada yayinlamistim. Hala grup arsivinde durmaktadir.

                Washington’un Turkiye’ye Ermeni konusunu kabul ettirecegi yil olarak 2012 yi sectiklerini de daha once bu gruptaki arkadaslarimiz ile paylasmistim. 2012 nin onumuzdeki baskan secimlerinden sonra gelecek donem oldugunu sanirim ifade etmeme gerek yok artik. Planlama dort yil sonrasi icin gecerli. Eger Obama secilirse, bu plan erkene alinip, 2010 da Ermeni tasarisi kabul edilebilir.

                Prof. Veysel Batmaz’in Kibris’i verip Musul’u almak kitabini okumus olan arkadaslar, Kibris ve Ermeni konusu uzerinden Musul eyaleti Petol haklarindan, Turkiye’nin agzina calinacak bir parmak bal karsiliginda alacaklari bununla da bitmedigini de idrak ediyorlardir. Kuzey Irak’daki KK’yi eyalete donusturup, Neo Osmanlicilik anlayisini oturtarak, orta gelecekte Guney Dogu Anadolu’da da ikinci bir baska KK olusturmak plani da bunlarin acendasinda. Bir koyup uc planlari da diyebilirsin sen istersen.

                Washingtonlu Turkiyeliler ise KK icin zaten yesil isik yakmis durumda. Dolayisi ile yesil isikta gecis komisyonunun gecikmemesi icin Obama’nin secilmesi bunlarin kuresel menfaatleri ile dogru oranti teskil etmis oluyor. Gecen sene ASAM tarafindan bulunulan Obama’nin desteklenmesi yonundeki aciklamanin da durup dururken yapilmamis oldugu sanirim simdi artik daha da iyi anlasilabilmekte…

                Turkiye Turklerindir diyenler, sifreli konusmaktadirlar. Bu sifreyi kirdigin zaman ortaya cikan gercek, Turkiye, kureselci Kripto Turklerindir gercegidir.

                Iste bu yuzden milli degerlere sahip cikan Turkler’i harcamak icin her turlu illegaliteye bas vurmaktan kacinmiyor bunlar. Komisyon cok buyuk Kaya…

                Sevgiler,
                Gusan Yedic

          __._,_.___

         From: nuri sabuncu

          Mehmetcigim : Turkiye bir devlettir millettir kocaman bir yarimadadir simdiye jkadar neler geldi neler gecti astilar kestiler ama Turkiye hala burda demek istedigim obama mccain bir amerika cumhurbaskani bizim  istikbalimizi butunlugumuzu birbirimize bagliligimizi bozacak kuvvette degildir. Hepimizin icinde bir korku var gibi geliyor bana o secilirse bu secilirse ne olur diye.zaten  39 devlet sozde ermeni hadisesini tanimis durumda  hakliyiz ama  hakkimizi korumadik.simdiye kadar her devlete hakikatleri anlatamadik veya ehemmiyet vermedik anlatmaya Benim anladigima gore bundan evelki her cumhur baskani adayi ermeni rum lobisine soz verdi. Sonradan secildikten sonra amerika  state department ve defense department bunlara amerikanin cizilmis politikasini gosterdi ve bu adaylar  pozisyonlarini degistirdi bushda oyleydi basta. Ikinci muhim birseyde bu adamlar aptal degil Turkiye bugun dunyanin kilidi gibi en stratejik yerde oturuyor irana girmek icin israili korumak icin petrolu long term korumalari icin turkiyeye hepsinin ihtiyaci var rusun da amerikaninda avrupaninda. Kendimizi oyle zayif gormiyelim. Turkiyenin ici turkle dolu askerimiz herzamanki gibi essizdir ekononimiz  cirpiniyor ama heryer dunyada cirpiniyor. calismiyalim demiyorum ama calismalarimizda ermeni rumdan fazla nekadar onemli oldugumuzu bilmiyenlere anlatalim huseyin obama beye ve mccain beye. Birazda diyelimki biz Turkuz dunyanin en muhim yerinde oturuyoruz. Biz iyi asil insanlariz biz size senelerce korede somaliada kosovada afganistanda ve daha baska bir suru yerlerde yardim ettik hala da irakta yardim ediyoruz  lutfen tavrinizi degistirin biz bundan sonra [insallah] kendi kararlarimizi kendimiz verecegiz. bizi dinleyin bizle calismaniz butun ortadogunun ve dunyanin menfaatinedir

         From: Mehmet Toy

          Lutfen uyanalim

          Obama benim mektubuma ve goinderdigim kitap ve dokumanlarla dolu paketime de  cevap vermedi.

          Daha onceleri de belirttigim gibi ben ilk defa demokratlara oy vermeyecegim.

          Mehmet Toy 

  • ATATURK’E VIZE VEREN YUZBASI

    ATATURK’E VIZE VEREN YUZBASI

    ATATURK’E NASIL VIZE VERDIM….

    “Ataturk’e Nasil Vize Verdim”, gazeteci yazar Nezih Uzel’in 1972 yilinda, Istanbul’un isgalinde kilit rol oynayan isimlerden biri, isgalin Istihbarat yuzbasisi John Godolphin Bennett’le yaptigi uzunca soylesisine dayanan yeni kitabi. Uzel, Turkiye’de Bennett’le bu soylesiyi yapan ve ilk ve tek Turk gazeteci olma unvanina sahip. Dahasi isgal yillarindan gunumuze ozellikle “isgalci” taraftan taniklik ve itiraflarin fazla olmayisi kitabin onemini hayli arttiriyor.

    Mart 2008’de okuyucuyla bulusan “Ataturk’e Nasil Vize Verdim” kitabi, gazetecilik tarihimizde bir ilk. Uzun yillar Uzel tarafindan kayit altinda tutulmus bu soylesi, gazetecinin Bennett’le tarihi sirdasliga varan munasebetinin milli hafizaya deger bicilmez bir kaynak olarak geri donusu. Bu anlamda, kisisel internet sitesinden gazetecilige devam eden, meslegi tutku haline getirmis Nezih Uzel’den ne kadar ovguyle bahsedilse yeridir. Toplumun tarihi bellegine, savas tarihine, toplum kimligine, Istiklal Harbi yillarinin ruh haline, isgalci ve yerli halktan insan manzaralarina Uzel’in naklettiklerinden daha yakin bir bakis olamazdi herhalde. Cunku daha once bircok roportaj teklifini reddeden ve kimseyle konusmayan Bennett, olumunden 2 yil once hafizasini Uzel’e acti. Bu, son padisah Vahdettin’in saraydan Orta Asya’ya kacmasini engellemek icin sarayin cevresine teller gerdirten ordusuna sadik ve parlak bir yuzbasi portresi degildi sadece. Padisah Vahdettin’in kisiligini ortaya koyabilecek bir yuzbasi portresiydi de. Padisahi taniyor ve sahsiyetini takdir ediyordu. Onun Ingiliz bayragini selamlayarak saraydan ayrilsini hatirliyor karsisindakine net bir sekilde aktariyordu. Hafizasi Turkiye’yi ziyaretlerinden birinde sarayi denizden seyrederken canlanmisti… O anlatiyor Uzel dinliyordu. Turkcesi hayret edilecek derecede duzgun ve donemin hakli olarak Osmanlica’ya yakin Turkcesi’ne hakimdi. Bazi zaman olmus, Bennett gozunde bir damla yas, sesi aglamakli, “Siz cok iyisiniz… Siz cok iyisiniz… Biz neden sizinle harp ettik?” diye soran kisi olmustu. Uzel o vakitler onu teselli etti. “Siz degil, basbakaniniz bunu istedi” dedi. Bazi zaman da isgal edilen binalari gezerken ve iskence yerlerini birlikte ziyaret ederken vicdaninin sesini bastiran kisilik olmustu Bennett. Insan seslerini yillar oncesinden duyuyor fakat duymamazliga geliyordu. Uzel, onun bu ic seslerini duyabilen yegane kisi konumundaydi. Bennett, bir yenilginin agirligi, bir isgalin sucluluk duygusu gibi nedenlerle belki de daha once kimseyle konusmak istemememisti. O yillarda cok sevdigi Istanbul’a ailesiyle birlikte ara sira geliyor ve birkac dostuyla bulustuktan sonra sessizce ayriliyordu. Bu sessizligi bozan ve onunla birlikte tarihi belgelemek anlaminda ilk yolculuga cikan Uzel oldu.
    Kitabi okurken sanki Bennett’le konusuyormus gibi hissetmeniz ve yasadiklarini nefes nefese takip edecek olmaniz hic tesadufi degil. Uzel ve Bennett iliskisi, aslinda Uzel’in Mevlevi olusu, tasavvufi cevrelerden insanlari yakinen tanimasi ve Bennett’in de tasavvufa ilgi duymaya baslamasi ile daha da derinlesti ki Bennett’le yapilan bu soylesi onun Turk vatanperverlerini vakti zamaniyle kovaladigi Ozbekler Tekkesi’nde gerceklesmisti. Takdir-i ilahi Bennett, Turk diline ve tarihine yakinligi disinda, tasavvufun atasi sayilan Orta Asya Hacegan yolunu benimseyecek kadar bile derinlesmisti. Zaten hayati boyunca manevi ve varolussal ilimlere, insan bilgisini arastirmaya kendini vermisti Bennett. Onun bu hali, Uzel’in bu tarihi portreye daha da yakinlasmasina, isgalin yillar sonra Bennett’e yukledigi acilara dokunabilmesine neden oldu. Isgalci kimliginden siyrilan Bennett, bu kanalla kendini daha rahat ifade edebilme imkani bulmustu. Mevlevi meclislerine girip cikiyor, insanlarla konusuyor baska bir insan olarak yasamaya calisiyordu yillar oncesinin isgal Istanbul’unda.
    Aslinda Bennett dile kolay, 500 yil isgalci ayagi basmamis Osmanli baskentini isgal eden bir Ingiliz askeri degildi sadece. Ozel kisiligi itibariyla bundan cok daha fazlasiydi. Zaten yazar da Bennett’i sadece tarihi bir kisilik olarak degil Istanbul’un 5 yillik isgali sirasinda Dogu ve Bati medeniyetlerinin karsilasmasi olarak ele aldi. Bu karsilasma, Turkce’yi konusabilen, aldigi egitim ve babasinin meslegi nedeniyle Tukleri taniyan bu bilgisini ileride tasavvufi seviyeye cikaracak olan karmasik bir bunyede gerceklesmisti. Bennett’in bedeni bizzat isgalin, Dogu ve Bati’nin carpisma alaniydi. Her iki toplumun isgal yillarindaki yasantisindan bugune cok net goruntuler, hissedisler aktariyordu konusmalarinda. Bati’nin kibri, Istanbul’u Avrupa’nin elinden alip goturen Turkler’den geri alma hayali isgalin karakterini ve bilincaltini yansitiyordu. Gerek “Canakkale imha savasi” gerekse Mondoros’tan itibaren isgal yillari buna ornek sayilabilecek yasantilarla doluydu.
    Ve belki de ilk basta soylenmesi gereken fakat sona kalan kitabin isim kaynaginin ne oldugu. Bu ad, Bennett’in Ataturk’un kalabalik bir Turk heyetiyle Samsun’a gecisini tuhaf bulmasiyle ilgili. Suphesini engelleyemeyip bir ust Ingiliz makamina cikan Bennett oradan da onay alinca kendisine de Ingiliz dostu gibi gorunen Ataturk’e gonul rahatligiyla gezis vizesi verir. Ve o vize milli kurtulusumuzun habercisi Samsun’a ayak basisin miladidir. “Ben onu cok buyuk adam gordum ve anladim ki kuvvetli bir adamdir” diye ifade ediyor Ataurk’le ilk karsilasmasindaki izlenimlerini Bennett. Bu tarihi tanikligi bizzat “Kurtulus belgesini” imzalayan Bennett’in agzindan dinlemek isteyenler icin sozun ilerisine gerek yok: Nezih Uzel, “Ataturk’e Nasil Vize Verdim” Istanbul kitapcilarinda…

  • ASAM Ermeni Araştırmaları Bülteni

    ASAM Ermeni Araştırmaları Bülteni

    ASAMERMENİ ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ
    INSTITUTE FOR ARMENIAN RESEARCH

     


    GÜNLÜK BÜLTEN – DAILY BULLETIN

    Brought To You By Institute For Armenian Research With Cooperation Of  Turkish Forum

    Ermeni Arastirmalari Enstitusu Arastirmalari Ve Turkish Forum Isbirligi Ile Size Sunulmusdur


    20 Haziran 2008 – Sayı : 933 / 20 June 2008 – Issue : 933

    SEE BELOW FOR ENGLISH NEWS


     

    Yorum: Ömer Engin LÜTEM / ERMENİ SORUNU VE ABD’İN TUTUMU

    ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried,  18 Haziran’da Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nde Kafkasya ile ilgili görüşmeler sırasında uzun bir konuşma yaparak Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’a değindi.  Adı geçenin Amerikan Dışişlerindeki yüksek konumu nedeniyle sözlerinin ABD’nin resmi tutumunu yansıttığında şüphe yoktur.

    Devamı için tıklayınız…


    OBAMA’NIN DANIŞMANLARINDAN TÜRKİYE’YE MESAJ

    ABD’de Demokrat Parti’nin başkan adayı Barack Obama, Ermeni iddialarına ilişkin görüşleriyle gündemde. Ancak ekibi, Obama’nın Türkiye’nin hassasiyetinin farkında olduğu mesajı veriyor.

    Devamı için tıklayınız…


    OBAMA’NIN DANIŞMANI AKP’Lİ VEKİLLE GÖRÜŞTÜ

    AKP, ABD Başkanı seçilmesi halinde sözde Ermeni soykırımını tanıyacağını açıklayan Barack Obama’nın kurmaylarıyla temasa geçti. AKP Dışilişkiler Başkan Yardımcısı Çankırı milletvekili Suat Kınıklıoğlu, danışmanları Phil Gordon, Henry Barkey ve Ivo Daalder ile geçtiğimiz mayıs ayı sonunda Washington’da buluştu.

    Devamı için tıklayınız…


    ABD 3 YIL ARADAN SONRA ERİVAN’A ELÇİ ATIYOR

    ABD 3 yıllık aradan sonra Ermenistan’a büyükelçi atamaya hazırlanıyor. Büyükelçilik için ismi geçen Marie Yovanovitch, Senato Dış İlişkiler Komitesi’ndeydi. Gündemdeki konu ise Ermeni soykırımı iddialarıydı.

    Devamı için tıklayınız…


    SÖZDE SOYKIRIM DEMEKLE; NE DEĞİŞİR, NE DEĞİŞMEZ!.. (LEVON PANOS DABAGYAN)

    Evet, “Sözde Soykırım” demekle; ne değişir, ne değişmez?..  Kısaca arz edelim efendim: (soykırıma uğrayan şayet “Museviler” ise, (Sözde) sözcüğü derakap kalkar. Yok şayet (Ermeni) ise, o zaman (Sözde) sözcüğü derakap devreye sokulur. Çünkü, “Soykırımı” sözcüğü sadece “Museviler için” geçerlidir

    Devamı için tıklayınız…


    ENGLISH SECTION OF THE DAILY BULLETIN


     

    TURKISH DIPLOMAT: “WE HAVE THREE MAIN DEMANDS FROM ARMENIA”

    “One of the problems with Armenia is that Armenia doesn’t recognize territorial integrity of our country. Armenia claimed the territory of Turkey in its declaration of independence in 1991.

    Continue…


    US URGES ARMENIA TO RECOGNIZE TURKISH BORDER

    The United States for the first time publicly called on Armenia to formally recognize its border with Turkey as part of proposed measures for reconciliation between the two conflicting neighbors.

    Continue…


    US OFFICIAL URGES TURKEY TO FACE PAST REGARDING ARMENIANS

    A top US diplomat has urged Turkey to come to terms with its painful history regarding the suffering of Anatolian Armenians during World War I, also calling on Armenia to relinquish its territorial claims on Turkey. 

    Continue…


    IT HAS BEEN PRESIDENT BUSH’S POLICY NOT TO USE TERM ‘GENOCIDE’

    I am honored by the confidence that President Bush and Secretary Rice have shown in me by nominating me for the post of U.S. Ambassador to Armenia, Ambassador-Designate to Armenia, Ms. Marie L. Yovanovitch said in her testimony before the Senate Foreign Relations Committee on June 19, 2008.

    Continue…


    ARAZ AZIMOV: “ARMENIA SHOULD BE FORCED BY CONCRETE MEASURES TO GIVE UP ITS POSITION NOT TO RECOGNIZE AZERBAIJAN’S TERRITORIAL INTEGRITY AND CONTINUATION OF THE OCCUPATION” – EXCLUSIVE

    “Co-chairs do not visit the region for a long time. For the next time they will discuss with the officials the development of process on the results of St-Petersburg meeting of Azerbaijani and Armenian presidents”, Araz Azimov, Deputy Foreign Minister of Azerbaijan told APA exclusively.

    Continue…


    COMMISSION TO INVESTIGATE 1 MARCH EVENTS

    On June 19 Member of Parliament Samvel Nikoyan conducted the meeting of the interim commission formed to investigate the events of March 1 and their consequences.

    Continue…


    AZERBAIJAN’S “TERRITORIAL INTEGRITY” WILL BE SECURED, ALIYEV CLAIMS

    Azerbaijan’s only problem is non-settlement of the Nagorno Karabakh conflict, according to the Azeri President. ”We hold peace talks, but no results have been achieved yet”, Ilham Aliyev said Thursday in his address to the special meeting of Milli Majlis on dedicated to 90th anniversary of Azerbaijani Parliament.

    Continue…


    COURSE OF ARMENIA-EUROPEAN UNION ACTION PLAN’S REALIZATION POSITIVELY ESTIMATED IN BRUSSELS

    The situation in the South Caucasus was discussed in the course of the RA FM Edvard Nalbandian’s meeting with Benita Ferrero-Waldner, Commissar of the European Commission for External Relations and European Neighborhood Policy, held in Brussels on June 18.

    Continue…


    U.S. CONGRESSMEN CALL ON WHITE HOUSE TO STOP AZERI WAR MACHINE

    During the House “The Caucasus: Frozen Conflicts and Closed Borders” hearing, in addition to Chairman Berman who correctly pointed out that progress on Turkey’s lifting of the blockade should not be linked to the Nagorno Karabakh peace process, Congressman Adam Schiff (D-CA) stated that the blockade “violates U.S. policy,” the Armenian Assembly of America reported.

    Continue…


    “AZERBAIJAN, ARMENIA’S EXPANSION OF MILITARY EXPENDITURES MAY LEAD TO INEVITABLE RESUMPTION OF MILITARY OPERATIONS”

    Azerbaijani experts think resumption of military operations between Azerbaijan and Armenia will be inevitable in case of both countries continue expansion of military expenditures for Army.

    Continue…


    ARMENIA PRESIDENT SERZH SARKISYAN TO PAY OFFICIAL VISIT TO RF ON JUNE 23-25

    Armenian President Serzh Sarkisyan will pay an official visit to Russia on June 23-25 at the invitation of Russian President Dmitry Medvedev, the Kremlin press service reported on Friday.

    Continue…


    www.eraren.org

     

     

    Enstitü Başkanı / Chairman of the Institute

    :

    Ömer Engin LÜTEM (E. Büyükelçi / Ret. Ambassador)

     

     

     

    Hazırlayan / Prepared by

    :

    Oya EREN – [email protected]

     

     

     

    Adres / Address

    :

    Konrad Adenauer Cad. No:61 06550 Yıldız, Çankaya ANKARA
    Tel: +90 312 491 60 70 – Faks: +90 312 491 70 13

     

     

     

     



    Bülteni göremiyorsanız sayfamız üzerinden günlük bültene erişmek için tıklayınız.
    If you are unable to view the Daily Bulletin, please click here to read it on our web site.



     

  • NE BİÇİM ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK?

    NE BİÇİM ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK?

    Ahmet KÜLAHÇI
    02.06.2008

    ŞU “Bizim Almanları” anlamak kolay değil.

    Hatta zor…

    Zaman zaman ise imkansız…

    Federal Hükümetin Göç ve Uyumdan Sorumu Devlet Bakanı Maria Böhmer’in öncülüğünde hazırlanan “Ulusal Uyum Planı” çerçevesinde Alman Birinci Televizyonu (ARD) ile Alman İkinci Televizyonu (ZDF) gönüllü olarak bazı sorumluluklar üstlendiler.

    Ulusal Uyum Planı’nın 161’inci sayfasında aynen şöyle denilmektedir: ARD bünyesindeki kurumlar programlarının hepsinde göç toplumu gerçeği ışığında uyumu ve kültürel çeşitliliği yansıtmayı bir görev bilmektedir. ARD, bu toplumun bir parçası olan göçmen ailelerin yaşamını kültürel çeşitliliğin bir şans olduğunun, sorunları ve riskleri gizlemeden inandırıcı bir şekilde yansıtmayı hedef almıştır.

    ZDF’le ilgili bölümde de göç ve uyumla ilgili olarak aynı hedef yer almaktadır.

    Böyle olduğu halde, ARD bünyesindeki Berlin-Brandenburg Radyosu’nun, Türkçe de dahil, 18 dilde yayın yapılan “Radyo Multikulti” programlarını tasarruf gerekçesiyle devre dışı bırakmayı planladığı ortaya çıktı.

    Bir yandan çokkültürlülüğün korunması için gönüllü olarak sorumluluk üstleneceksin, diğer yandan da tasarruf gerekçesiyle göçmen kökenlilerin “sesini keseceksin”.

    İşte bu tutumu anlamak mümkün değildir.

    Almanya’da ilk “Misafir İşçi” yayınları 1961 yılında ARD bünyesinde o dönemde en büyük yabancı grubu oluşturan İtalyanlar için başlamıştır.

    Saarland Radyosu’nun 21 Ekim 1961’de “Mezz’ora İtaliana” (Yarım Saat İtalyanca) adı altında cumartesi günleri başlattığı bu programa 4 Kasım 1961’de Bavyera Radyosu “Buon giorno, Collega” (Günaydın arkadaş) ve 1 Aralık 1961 itibariyle de Batı Almanya Radyosu (WDR) “Almanya’daki İtalyanlar için Yayın”la katılmıştır.

    Almanya’da yaşayan birinci nesil Türkler tarafından “Köln radyosu” olarak bilinen WDR Türkçe yayınlarını 1 Haziran 1964 tarihinde başlatmıştır.

    Şu anda adı RBB olan dönemin Hür Berlin Radyosu (SFB) da 6 Mayıs 1974’den beri Türkçe yayın yapmaktadır.

    Berlin’de bir dönem iktidar ortağı olan Yeşiller’in ısrarlı tutumu üzerine 18 Eylül 1994 tarihinde çokkültürlü bir metropol konumundaki Berlin’e uygun bir biçimde çok dilli “Radyo Multikulti” programları başlamıştır.

    İşte tasarruf nedeniyle RBB “çok sesliliği” devre dışı bırakmayı planlamaktadır.

    Almanya genelinde yalnız Türkler ve Türk kökenliler yılda 120 milyon Euro’ya yakın televizyon ve radyo aidatı ödemektedir.

    Yalnız Berlinli Türklerin ödediği aidat ise 8,1 milyon Euro’yu bulmaktadır.

    RBB’nin tüm “Radyo Multikulti” için ayırdığı yıllık bütçe ise 2.5 milyon Euro civarındadır.

    Almanya’da kamu televizyon ve radyo kanalları için yılda 7.2 milyar Euro civarında aidat alınmaktadır.

    Bu rakam ışığında 2.5 milyon çok komik kalmaktadır.

    Bu bir yana, “çok sesliliği” susturmak Berlin gibi çok kültürlü bir metropole hiç yakışmamaktadır.

    Bu ne biçim çokkültürlülük anlayışıdır?

    Nasıl daha önceki dönemlerde ZDF’in “Nachbarn in Europa” (Avrupa’daki Komşularımız” ve WDR’deki “Ihre Heimat-Unsere Heimat” (Sizin Vatanınız-Bizim Vatanımız” yayınlarının kaldırılması Almanya’nın bir ayıbı idiyse, bundan sonra da bu yönde atılacak her adım bu ülkenin ayıbı olacaktır.

    Göçmen kökenlilerin de kendilerinin vatanı hissettiği ve hissetmek istediği bir Almanya, böyle bir ayıbı gerçekten hak etmemektedir.

  • YEŞİL KARTLARDA SORUN

    YEŞİL KARTLARDA SORUN

    Otomobillerin yurtdışı sigorta belgesi olan Yeşil Kartın el yazısıyla hazırlanmış olanları, Sıla Yolunda sorun çıkmasına neden olabiliyor. Bu nedenle yurttaşlarımızın yola çıkmadan önce Yeşil Kartlarının bilgisayarla hazırlanmış olmasına dikkat etmeleri önem taşıyor.

    Frankfurt Havalimanında çalışan ve eşi ve iki çocuğuyla Türkiye’den dönen Cihan Salbaş (30), Bulgaristan’dan Sırbistan’a girişte, Yeşil Kartın el yazısıyla doldurdurulduğu ve orijinal olmadığı gerekçesiyle sorun yaşadığını söyledi. Yarım saati aşkın bir süre Sırp polisler tarafından bekletildiklerini anlatan Cihan Salbaş, kendisinden 120 Euro’ya sigorta yapılmasının istendiğini bilirdi.

    Bunu kabul etmediğini ve Yeşil Kartın orijinal olduğunda ısrar ettiğini bildiren yurttaşımız, sonunda başka bir polis memurunun araya girmesiyle yollarına devam edebildiklerini anlattı. Gidişte herhangi bir sorun yaşamadığını bildiren Cihan Salbaş, ‘Polis memuru, Yeşil Kart bilgisayarla doldurulmuş olacak diye ısrar etti.

    Yeşil Kartı yola çıkmadan önce almıştım. Dönüşte sorun çıkarmalarına bir anlam veremedim. Yalnız olduğumuz için çekindim, fazla bir şey de söyleyemedim. Bizi bırakmazlar kaygısıyla korktuk. Sonunda başka bir polis memuru insafa gelip bizi bıraktı. İzinciler Yeşil Kartlarını bilgisayarla hazırlatılatırlarsa bizim yaşadığımız sıkıntıyı yaşamazlar’ dedi.

  • GÖÇMENLER OY KULLANMASIN

    GÖÇMENLER OY KULLANMASIN

    PARIS (A.A) | 19.06.2008

    Fransa senatosu göçmenlerin yerel seçimlerde oy kullanmasını öngören değişiklik önergesini reddetti.

    FRANSA Senatosu genel kurulu, oturma izni olan göçmenlerin yerel seçimlerde oy kullanmasına olanak sağlayacak
    değişiklik önergesini reddetti.

    Senato, Mecliste kabul edilen kurumların reformuyla ilgili anayasa değişikliği paketini oylamaya başladı.

    Senatodaki Sosyalist, Komünist ve Yeşiller, ülkede uzun süre yaşayan, oturma ve çalışma iznine sahip göçmenlerin yerel seçimlerde oy kullanabilmelerini öngören bir değişiklik önergesi sundu. Önerge, iktidardaki Halk Hareketi Birliği’ne (UMP) üye senatörlerin oylarıyla reddedildi.

    Genel kuruldaki oylamada, hükümet adına önergenin reddedilmesini isteyen Adalet Bakanı Rachida Dati, ‘verdiği sözü yerine getirmediği’ gerekçesiyle, sol kanattaki senatörlerin sert tepkisiyle karşılaştı.

    Fransa’da sadece AB üyesi ülkelerden gelen ve 6 aydan fazla ikamet eden yabancılar yerel seçimlerde oy kullanabiliyor.

  • Aile birleşimine kısıtlama ayrımcılık

    Aile birleşimine kısıtlama ayrımcılık

    TBMM İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU HEYETİ, HOLLANDA’DA VATANDAŞLARIN SORUNLARINI DİNLEDİ

    KOMİSYON BAŞKANI ÜSKÜL: “AİLE BİRLEŞİMİNE GETİRİLEN KISITLAMA AÇIK BİR AYRIMCILIK”

    ROTTERDAM (A.A) – 19.06.2008 – TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelerinden oluşan heyet, temas ve incelemelerde bulunmak üzere geldiği Hollanda’nın Rotterdam kentinde vatandaşlarla bir araya geldi.

    Komisyon Başkanı AK Parti Mersin Milletvekili Prof. Dr. Zafer Üskül, Hollanda’nın aile birleşimine getirdiği düzenlemenin, açık bir şekilde Türk vatandaşlarına yapılmış ayırımcılık olduğunu söyledi.

    Rotterdam Başkonsolosluk binasında yapılan ve karşılıklı bilgi alışverişinde bulunulan görüşmeye daha çok Türk sivil toplum kuruluş temsilcileri katıldı ve temsilciler heyet üyelerine, Türk toplumunun karşılaştığı temel sorunları ve sıkıntıları dile getirdiler. Bu bağlamda ana dili eğitimi, aile birleşimine getirilen kısıtlamalar, iş piyasası ve eğitim sisteminde karşılaşılan ayırımcı uygulamalar, çifte vatandaşlık, askerlik gibi sorunlar temsilciler tarafından öne çıkarıldı.

    Soruları yanıtlayan Üskül, Hollanda’daki Türk vatandaşlarının başta uyum ve insan hakları temelinde yaşadığı sorunları yerinde görmek ve çözüm önerileri konusundaki görüşlerini Hollandalı yetkililerle paylaşmak amacıyla bu ülkede bulunduklarını anımsatarak, vatandaşların yaşadıkları sıkıntıları Türkiye’de hükümet yetkililerine ileteceklerini söyledi.

    -AİLE BİRLEŞİMİ YASASI AYIRIMCI BİR DÜZENLEME-

    Almanya’nın geçen sonbaharda uygulamaya koyduğu Göç Yasası’nın ayırımcılık içerdiğini ve benzer uygulamaların yasayla Hollanda’da da yürürlükte olduğunu belirten Zafer Üskül, “aile birleşimini kısıtlayan uygulama bizim için çok açık ve net bir şekilde ayrımcılıktır” dedi. Bunu Hollandalı yetkililere ilettiklerini, ancak bugünden yarına çözüm beklemediklerini, bu sorunların daha sıklıkla ve örgütlü olarak iletilmesinin, gündemde tutulmasının sorunun çözümünü kolaylaştıracağını anlattı. Üskül, gerek hükümet gerekse komisyon olarak aile birleşimindeki bu ayırımcı uygulamanın takipçisi olmayı sürdüreceklerini vurguladı.

    Ana dili öğretimi konusunda velilerin istekli olması gerektiğini belirten Üskül, Hollandalı yetkililerin velilerin örgütlenerek talepte bulunması halinde olumlu yanıt vermeye hazır oldukları izlenimini edindiğini söyledi.

    “40 yıldır bu ülkede yaşayan kişinin artık bu ülkenin dilini hala konuşamıyor olması kabul edilebilir bir durum değil” diyen Üskül, iş yaşamında ayrımcılıkla karşılaşan kişilerin yakınmak yerine yetkili mercilere başvuruda bulunmaları resmi şikayetlerini yapmaları gerektiğini anlattı.

    -BİRLİK BERABERLİK ÖNEMLİ-

    Görüşmede söz alan diğer milletvekilleri de vatandaşların sorunlarının çözümü için kendilerinin örgütlü olarak takipçisi olmalarını istediler ve üstesinden gelinemeyecek sorun olamayacağını belirttiler.

    Milletvekilleri, Türk toplumunun birlik ve beraberlik içinde hareket etmesinin sorunların çözümünü kolaylaştıracağını söylediler.

    Rotterdam Başkonsolosluğunda yapılan ve Büyükelçi Selahattin Alpar’ın da katıldığı görüşmede, Zafer Üskül başkanlığındaki heyette yer alan AK Parti Çorum Milletvekili Murat Yıldırım, AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş, CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir ile MHP İzmir Milletvekili Şenol Bal bulundu.

    TBMM heyeti, temas ve incelemelerine yarın da devam edecek. Heyet, Zutphen kentinde bir cezaevini ziyaret edecek ve Deventer Başkonsolosluğunda da vatandaşlarla bir araya gelecek.

    (YB-SRP)

  • Oturum Harcı

    Oturum Harcı

    HOLLANDA’DA YAŞAYAN TÜRK VATANDAŞLARININ
    ÖDEDİKLERİ OTURUM HARCI
    VATANDAŞLARIN YÜKSEK MİKTARDA ÖDEDİKLERİ OTURUM HARCININ DÜŞÜRÜLMESİ
    İHTİMALİNE KARŞI, HARÇ MAKBUZLARINI SAKLAMALARI İSTENDİ

    ANKARA (A.A) – 19.06.2008 – Hollanda’da yaşayan Türk vatandaşlarının oturum izinlerini yenilerken, AB üyesi ülke vatandaşlarından çok yüksek miktarda ödedikleri harcın miktarının düşürülmesi ihtimaline karşı, harç makbuzlarını saklamaları istendi.

    Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu’nun makamından yapılan yazılı açıklamada, Hollanda’da yaşayan Türk vatandaşların oturma izinleri için 1 Ocak 2002 tarihinden beri yüksek miktarda harç istendiği belirtildi.

    Türkler İçin Danışma Kurulu ile 24 Türk derneği tarafından bu miktarın AB-Türkiye Ortaklık Hükümleri’ne aykırı olduğu gerekçesiyle, Lahey İdare Mahkemesinde, Hollanda Adalet Bakanlığı aleyhine dava açıldığı kaydedilen açıklamada, mahkemenin, ”Türk vatandaşlarının ikamet harçlarının dengesiz arttırıldığı, harcın AB üyesi ülke vatandaşlarına uygulanan 30 avro tutarındaki miktarla aynı olması gerektiğine” karar verdiği ifade edildi.

    Hollanda Adalet Bakanlığının kararı temyiz etmesinin ardından Lahey Temyiz Mahkemesinin 22 Mayıs 2008’de Adalet Bakanlığının itirazını reddettiği bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

    ”Hollanda Adalet Bakanlığı, kararı uygulamaya karar verdiği takdirde vatandaşlarımızın süresine göre 290-830 avro arasında değişen oturma harcı ödemesi uygulamasına son verileceği, 2002 yılından sonra tahsil edilen bedellerin, AB vatandaşları için geçerli olan 30 avroluk kısmı kesilerek bakiyenin iade edilmesinin gündeme gelebileceği, bu nedenle vatandaşlarımızın oturum izinlerini yenilerken ödedikleri harç bedeli karşılığı aldıkları makbuzları saklamaları önem taşımaktadır.”

    (EAY-ARD)

  • Katliamların resimleri – Pictures from Massacre

    Katliamların resimleri – Pictures from Massacre

    Balta ile Katliam: İzmit’in Kollar köyünden Ermeniler tarafından balta ile katledilen müslümanlardan bir kısmının olaydan sonra çekilen fotoğrafı;
    KILLINGS WITH AXES: The picture of muslim’s of Kollar village of Izmit, killed with AXES by Armenians; picture taken right after the even has occurred.
    1-Boşnak Malik 2- Abdulmecid oğlu Ali 3- Ali oğlu Seyid (14 yaşında) 4- Ömer oğlu Abdulgani 5- Abdulgani oğlu Mecid 6- Abdullah oğlu Hüseyin 7- Bekir  oğlu Yusuf 8- Osman oğlu ısmail
    Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve ihtilal Hareketleri

    Erzincan’da Ermeniler tarafından ırzına geçilerek öldürülen Pakize adlı bir Türk kadını.  Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During  World War l
    RAPED & KILLED: Turkish Muslim woman named Pakize from Erzincan; she was killed as she was being raped by Armenians

    25 Nisan 1918’de, Subatan’da (KARS) Ermeniler tarafından öldürülen Türk çocuklar,  kadınlar ve karınları deşilerek bebekleri çıkarılan anneler.
    KILLED CHILDREN, CARVED TOOKOUT BABIES FROM PREGNANT WOMAN: Turkish Muslim children killed and women killed by carving out their bellies and their babies ripped out by Armenians, in Subatan of Kars in April 25, 1918.
    Kaynak:Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I

    Erzincan’ın Odabaşı bölgesinde, Ermeniler tarafından oyularak katledilen Türk Muslumanlar.
    KILLING BY CARVING OUT FACE AND BODY PARTS: In the Odabasi region of Erzincan, Turk Muslim man killed by carving out their body parts by Armenians.
    Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I

    Sivas’ta Ermeni çeteleri tarafından yapılan katliamda boğazı kesilerek  öldürülen jandarma Mustafa.Kaynak Ermeni Ayaklanmaları ve ıhtilal Hareketleri.
    CUTTING THROATS: Gendarme Mustafa Kaynak killed by cutting his throat by the Armenian gangs during their massacres in Sivas

    Ordudan hava değişikliği için terhis edilen ve 23 Temmuz 1915 de Diyarbakır’ın Lice kazasına bağlı Kum ve Çom köyleri  civarında elleri ayakları bağlanarak Ermeni komitecileri tarafından şehid edilen askerler.
    TYING UP AND KILLING SOLDIERS: The Turkish soldiers killed after tying up their hands and legs by Armenian gangs around Lice District of Diyarbakir; they were returning from the front for rehabilitation.
    Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve ihtilal Hareketleri.

    Diyarbakır’ın şark nahiyesine bağlı  Hızır ılyas köyü Mersani deresi (23  Temmuz 1915). Hono ismindeki ermeninin başında bulunduğu çete tarafından hançer ve kurşunla şehit edilen erkek, kadın ve çocuklar.
    WOMEN, MAN, CHILDREN PILED AND KILLED WITH GUNS AND SWORDS: Men, women, and children killed with guns and swords by a gang headed by an Armenia named Hono, near Mersani stream of Hizir Ilyas Village of Park District of Diyarbakir (July 23, 1915).
    Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve ihtilal Hareketleri.

    29 Ağustos 1914 tarihinde Ermeni çeteleri tarafından Siverek-Urfa  Yüksekyol ve Karacadağ civarında türbe ziyareti sırasında esir edilip  canlı hedef yapılarak şehit edilen müslüman  Türkler.
    KILLING PRAYING TURKS AT TOMBS OF MUSLIM SAINTS: Muslim Turks who were lined up and shot while they were visiting a Saints Tomb by Armenian gangs around Yuksekyol and Karacadag of Siverek district of Urfa.
    Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve ihtilal Hareketleri.

    Silvan civarında, Beşnik ermeni köyüne Van ve Tolorya’dan gelip, Doryan  Dano ve kardeşlerinin başında bulunduğu Ermeni çeteleri tarafından 11 Haziran 1915 tarihinde şeytankaya mevkiinde şehit edilen milis subayı Hamid Efendi komutasında bulunan erzak kafilesi, jandarması ve subayları.
    KILLING WORKERS, GENDARMES AND LIEUTENANTS BRINGING FOOD SUPPLIES TO ARMENIAN VILLAGES: the Lieutenants, supply workers and gendarmes under the leadership of Hamid effendi killed by the Armenian gangs lead by Doryan and Dano brothers, as the supply troop was coming from Van And Tolorya  to reach the Armenian village Besni around Silvan
    Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve ihtilal Hareketleri.

    Erzincan Odabaşı bölgesinde, birbirlerine bağlanmış halde öldürülmüş kadın ve çocukların cansız bedenleri.
    TYING MOTHERS TOGETHER WITH CHILDREN AND KILLING: Dead bodies of women and children killed after women were tied together with children, in the Odabasi region of Erzincan.
    Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I

    16 şubat 1918’de, Erzincan’ın Vagarir köyünde, Ermeniler tarafından şehit edilen ve bir evin arkasında bulunan şehit edilmiş Musluman Türkler.
    KILLED AND HIDDEN: Muslim Turks killed by Armenians on February 4, 1918, found hidden behind a house in Vagari village of Erzincan.
    Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I

    Hasankale’de, Ermeniler tarafından şehit edilen kadın ve çocuklar.
    WOMEN AND CHILDREN KILLED BY ARMENIANS IN HASANKALE.
    Kaynak: Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I

  • Dört Çarpı Dört Arazi Laikliği ve I Lowe You Google

    Dört Çarpı Dört Arazi Laikliği ve I Lowe You Google

    “… Dindar bir insan laik olur. Kişi, laik devleti koruma anlamında eğer laikse, o anlamda ben laikim. Ben bir Müslüman olarak, bir dindar olarak laikliği savunurum. Şu anda da laik devletin Başbakanıyım. Dört dörtlük bir laikim…”(1).

    Bu sözler kime ait biliyor musunuz?

    Sayın Başbakan’a.

    Sakın ola “Duyda inanma” demeyin, vallahi billahi Sayın Başbakan’a ait sözler olarak yer aldı medyada(2).

    Kime söylemiş bu sözleri?

    Hülya Avşar’a!

    Nerede söylemiş?

    DIGITURK’ten yayın yapan Türkmax isimli kanalda yayınlanan “Hülya Avşar Stüdyosu” isimli programda!

    Ne zaman söylemiş?

    5 Haziran 2008 günü!

    Yani Anayasa Mahkemesi’nin, laiklik ilkesine aykırı bulduğu gerekçesiyle türbanı kesinkes yasakladığı gün!

    Medyaya yansıdığı kadarıyla; bu görüşmeyi ayarlayan kişi ise aynı zamanda AKP Milletvekili de olan ünlü yapımcı Osman Yağmurdereli imiş ve Sayın Başbakan Anayasa Mahkemesi’nin türban kararını program çekiminden hemen sonra öğrenmiş!(3).

    ***

    Türkçemizde “arazi olmak” şeklinde bir deyim vardır.

    Kaybolmak, ortalıktan yok olmak, saklanmak, gizlenmek veya geri çekilmek gibi anlamlara gelir bu deyim.

    Burada yapılan eylem, bilinçsiz yapılan bir eylem olmayıp, maksada uygun olarak yapılan bilinçli ve planlı bir eylem olduğu için, tüymek ve kaytarmak deyimleri çok daha uygun düşer arazi olmak deyimini açıklamak için.

    Ayrıca arazi olmak deyimi, araziye uymak şeklinde de söylenmektedir ki; burada yine bir gizlenme ve kamufle olma durumu vardır.

    Yırtmak deyimi de bazen aynı anlamda kullanılabilmektedir.

    Bu eylem daha çok, sorumluluktan kaçmak, vazife almaktan imtina etmek, görevini yerine getirmekten ya da külfetten kurtulmak için yapılan bir eylemdir.

    Örneğin nöbet tutmak istemeyen askerler, imtihan olmak istemeyen öğrenciler, çalışmak istemeyen işçi veya memurlar, bir bahane bularak aniden ortalıktan yok olurlar.

    Sayın Başbakan’ın büyük sanatçı! Büyük programcı! Ve Big Show Girl Hülya Avşar’a söylediği “Dindar bir insan laik olur… Ben dört dörtlük bir laikim… “  şeklindeki sözleri duyunca nedense dört çekerli arazi araçları ve arazi olmak deyimi birlikte aklıma geldi ve Sayın Başbakan’ın tavrını, partisi hakkında açılan kapatılma davasının ve türban davalarının Anayasa Mahkemesi’nce karara bağlanması arifesinde çok güçlü bir şekilde arazi olma veya araziye uyma girişimi olarak yorumladık!

    Zira Laiklik denilince Milli Görüş’ün yaptığı tek eylem, arazi olmaktır.

    Bu bakımdan Sayın Başbakan’ın “Dindar bir insan laik olur… Ben dört dörtlük bir laikim… “  şeklindeki sözlerini gerçekçi ve inandırıcı bulmuyoruz.

    Hele hele bu sözlerin söylendiği ortamı ve zamanlamasını düşününce inanmakta son derece zorlanıyoruz.

    Zira bu söylem, Sayın Başbakan’ın sık sık yaptığı gibi futbolcu ağzıyla söyleyecek olursak, topu taca atmak deyimiyle de örtüşmektedir.

    Çünkü Sayın Başbakan’ın geçmişte dile getirdiği bazı söylemlerini hatırladığımızda, Hülya Avşar’ın programında dile getirdiği laiklik açıklamalarını tam da dört çarpı dört arazi laikliği, ya da dört başı mamur şekilde araziye uymak olarak yorumluyoruz…

    ***

    Her ne kadar AKP, 17.06.2008 günü Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu savunmasında, AKP hakkında kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’yı “Başsavcı delilleri arama motoru google’dan toplamıştır. Bu bir google davasıdır” (4) diye suçlasa da iyi ki şu google denilen olay var.

    Aksi halde biz kişilerin söylemlerini ve eylemlerini nasıl hafızamızda tutup yeri geldiğinde hatırlayacaktık.

    Üstelik de balık hafızalı bir millet olduğumuz tescillenmişken!

    AKP’nin ithamlarını görmezden gelerek “google” arama motoruna grip “Recep Tayip Erdoğan” ve “Laiklik” anahtar kelimelerini birlikte yazınca bakın karşımıza neler geldi:

    • Ben meclis’in dua ile açılmasından yanayım. (08.01.1996 – Milliyet)
    • Elhamdülillah Müslüman’ım diyenlerin, şeriatçıyım demesi de gerekir. (21.11.1994/23.08.1995-Milliyet)
    • Ben İstanbul’un imamıyım.( 08.01.1995 – Hürriyet)
    • İmamlar da nikâh kıysın.( 09.05.1995 – Milliyet )
    • Cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır.( 05.02.1996 – Akit )
    • Laik değilim, laikliği korumakla yükümlüyüm.( 2005 )
    • Mahkemenin türbanla ilgili söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır.( 2005 )
    • ‘Katili affetmek maktulün vârislerine aittir'(8.3.2008- http://aleviyol.com)
    • Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor diye. Yahu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek !(Recep Tayyip Erdoğan’ın ART Televizyonunda yayımlanan konuşması”)
    • “Bize göre demokrasi amaç değil, ancak bir araçtır. Hangi sisteme gitmek istiyorsanız, bu düzenlerin seçiminde bir araçtır. Türkiye, kendisine din olarak Kemalizmi almış, başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir. Oysa en üst belirleyici İslam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir.”(İkinci Cumhuriyet Tartışmaları” kitabındaki söyleşisinden. )
    • Hem laik, hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın, ya laik. İkisi bir arada olunca ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil, ikisi bir arada olamaz(Recep Tayyip Erdoğan’ın ART Televizyonunda yayımlanan konuşması)(5)

    ***

    Bütün bunlardan sonra şimdi bize düşün görev “İYİKİ VARSIN GOOOLE” ya da stadyum ağzıyla söyleyelim;”I LOWE YOU GOOGLE!” demektir.

    Yoksa insanların gerçek kişiliklerini ve karakterlerini nereden ve nasıl bilip öğrenecektik?

    Üstelik milletçe sahip olduğumuz hafıza, balıklarınki ile kıyaslanırken!

    Sayın Başbakan’a diyeceğimiz odur ki; yukarıda yer alan google kaynaklı bir sürü gereksiz lafı edip ülkeyi ve sistemi gereceğinize, Avşar kızına söylediğiniz lafları umuma söyleyip de millete umut verseydiniz olmaz mıydı?

    19.06.2008
    Ömer Sağlam

    __________

    1- isimli internet sitesinde bulunan 11.06.2008 tarihli ve “Dört dörtlük laikim” başlıklı haber.

    2- Sayın Başbakan’ın konu hakkında söyledikleri, internet adresinde bulunan 11.06.2008 tarihli ve “Gelinim başını açsa karışmam” başlıklı haberde şöyle verilmiştir: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti nedir? O değiştirilemez maddelerde sayıyor ya. Demokratiktir diyor, laiktir diyor, sosyaldir diyor, hukuk devletidir diyor. Şimdi dört tane niteliği var devletimizin. Anlatabiliyor muyum? İnsanın dini vardır. Müslümandır veya başka bir dindendir. Anlatabiliyor muyum? Ama ben bir Müslüman olarak, bir dindar olarak laikliği ne yaparım? Laikliği savunurum. Laik devleti savunurum. Şu anda da laik devletin Başbakanıyım ve bunu da savunuyorum. Bununla ne yapıyorum? Bütün inanç gruplarına, hangi inançtan olursa olsun, laik devletin bir yöneticisi olarak eşit mesafedeyim. Ve bu anlamda dört dörtlük bir laikim”

    3- isimli internet sitesinde bulunan “Başbakan Hülya Avşar’a Konuk oldu” başlıklı haber.

    4- internet sitesinde bulunan 17.06.2008 tarihli ve “Bu ’google’ davasıdır” başlıklı Turan Yılmaz-Bülent Sarıoğlu imzalı haber.

    5- Ayrıntılı bilgi için bkz. .

  • Türk’ün Dünyadaki Nüfusu ve Nüfuzu

    Türk’ün Dünyadaki Nüfusu ve Nüfuzu

    Turhan FEYİZOĞLU
    Ekim-Kasım-Aralık 2006, sayı: 31

    Bu Vatan Kimin?

    Bu vatan toprağın kara bağrında
    Sıradağlar gibi duranlarındır.

    Bir tarih boyunca onun uğrunda
    Kendini tarihe verenlerindir.

    Tutuşup kül olan ocaklarından,
    Şahlanıp köpüren ırmaklarından,

    Hudutta gaza bayraklarından
    Alnına ışıklar vuranlarındır.

    Ardına bakmadan yollara düşen
    Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan

    Huduttan hududa yol bulup koşan,
    Cepheden cepheyi soranlarındır.

    İleri atılıp sellercesine
    Göğsünden vurulup tam ercesine,

    Bir gül bahçesine girercesine,
    Şu kara toprağa girenlerindir.

    Tarihin dilinden düşmez bu destan,
    Nehirler gazidir, dağlar kahraman,

    Her taşı yakut olan bu vatan
    Can verme sırrına erenlerindir.

    Gökyay’ım ne yazsan ziyade değil
    Bu sevgi bir kuru ifade değil,

    Sencileyin hasmı rüyada değil
    Topun namlusundan görenlerindir.

    Orhan Şaik Gökyay

    Nüfus: Bir ülkede, bir bölgede, bir evde belirli bir anda yaşayanların oluşturduğu toplam sayı.

    Nüfuz: Söz geçirme, etkili olma. Bir şeyin içine işlemek, geçmek. İnceliğine varmak anlamak.

    Politikayı niçin yaparız? Ya da niçin politika yapılır?

    Politika bireylerin ve toplumların gelişimi için yapılır.

    Türkler, insanlık tarihinin en köklü milletlerinin başında gelir.

    Dünya tarihini etkilemiş, yön vermiş, eski çağları kapatmış yeni çağlar açmış bir millettir.

    21. yüzyılda da insanlık, tarihi bir dönemecin içinde bulunmaktadır.

    Türkler, bu politikaya yön verebilir.

    Bunun soruları tarihte yatmaktadır.

    Eğer geçmişimiz iyi bilinirse geleceğimizi oluşturmak kolaylaşır ve politika yapmak, strateji oluşturmak geleceği kurmak kolaylaşır.

    Yok eğer başkaları tarafından yönlendirilirsek iyi bir sonucun ortaya çıkacağını söylemek çok zor.

    Bunun örneğini son üç yüz yıldır yaşamakta ve olumsuzluklarını her an görmekteyiz.

    Yeni bir çıkış noktası bulunmalı.

    İlk başta ve en önemlisi tüm Türkleri bir çatı altında toplayacak örgütlenmeyi yapabilmektedir.

    Bu örgütlenme hiyerarşik bir yapı içerisinde olmalı ve başkanlık sistemiyle yönetilmelidir.

    Başkanlık sisteminde toplumun genel yapısını oluşturacak olan (ekonomi, eğitim, adalet, askeri, sağlık, din, istihbarat gibi) her kurum bu başkanlık sisteminde temsil edilmeli, bir bütünlük içinde yönetilmelidir.

    Burada ekonomik anlamda bir vatandaş olarak kişisel bir düşüncemi belirtmek istiyorum.

    Yıllardan beri Avrupa Birliği (AB) için tartışılıyor.

    Bu işbirliği Türkiye’ye yarardan çok zarar getirdi.

    2006 yılının Ekim ayında yapılan bir maç karşılaşması için bir Macaristan TV kanalında yapılan değerlendirmede şunlar söyleniyordu:

    “Osmanlı-Türk İmparatorluğu’nu nasıl yendiysek sizi de öyle yeneceğiz.”

    Bu zihniyet AB’nin ortak değerlendirmesidir.

    AB’nin Türkiye’ye bakışı aşağıdaki fıkra gibidir:

    “Yıl 2050. AB Komisyonu Başkanı odasında otururken yardımcısı içeriye heyecanla girer:

    —Efendim, Türkiye tüm isteklerimizi yerine getirdi. Onları AB’ye alacak mıyız?

    AB Başkanı:

    —Yok canım, henüz olmaz. Git, duyur, Tüm Türkiye İngilizce konuşacak, Türkçe’yi yasaklıyorum.

    —Efendim onu 5 sene önce yaptılar. Hatırlamıyor musunuz?

    —O zaman söyle Kıbrıs’ı versinler.

    —Efendim onu da 40 sene önce verdiler zaten…

    —O zaman söyle Güneydoğu’ya özerklik versinler.

    —Aman efendim, Türkiye’de Güneydoğu mu kaldı, 2020’de bağımsız devlet oldu ya orası zaten.

    —O zaman söyle ermenilerin saçmalamalarını tanısın, kabul etsinler.

    —Efendim, sadece ermeni değil, Pontus, Yunan, Bulgar, Rus, Ukrayna, Moldova saçmalamalarını bile tanıdılar, kabul ettiler. Hatta Çanakkale Savaşı’ndan dolayı İngiliz, Avustralya, Yeni Zelanda saçmalamalarını bile tanıdılar, kabul ettiler ya… Nasıl unuttunuz.

    —Hmm. O zaman söyle, kokoreç yasaklansın.

    —Aman efendim, onu yemeyi 2007’de bıraktılar.

    —İsa aşkına, ya ne bileyim? Kınayı yasaklayın, yakamasınlar.

    —Ooooo! Beyefendi, onu da çoktan bıraktılar.

    AB Başkanı düşünüp taşınır ve;

    —Eeee… Dağıtın o zaman Avrupa Birliği’ni…”

    Bence ekonomik olarak Japonya ile daha çok işbirliğine gidilmeli. Japonya ile daha çok işbirliği, ekonomik anlamda bizi daha çok geliştirir diye düşünüyorum.

    Devlet Başkanlığı sisteminin günlük politikası olmalı ama orada kalmamalı ve yüzyılları kapsayan programlar içinde hareket edilmelidir. Başarılı olmak, böyle yüzyılları kapsayan programlar ve stratejiler içerisinde hareket etmektir.

    Evrensel tarih içinde düşünüldüğünde, hükümetlerin politikası gibi 5 yıllık, 10 yıllık 100 yıllık, 1000 yıllık ve sonsuz politikalar üretmeli ona göre strateji belirlemeli, çalışmalıdır.

    Bunun için Türklerin tarihsel, kültürel, siyasi, askeri politik birikimleri-deneyimleri vardır.

    Türk milletinin bu birikimine hiçbir topluluk-millet sahip değildir.

    Peki bu birimim neden kullanılmıyor, harekete geçirilmiyor?

    Bunu şimdilik bilmiyoruz.

    Peki bu önemli birikim nasıl harekete geçirilebilir?

    İlk başta: Geçmişten geleceğe tarih bilinci içinde uzanan bir zaman dilimi içinde bu milleti oluşturan her bireyin vatandaşlık bilinciyle hareket etmesi sağlanmalı.

    Bunun için her birey örgütlenmeli. Her bireyi politikaya aktif olarak katmak için çaba gösterilmeli.

    Üçüncüsü: Zamanı geldiğinde ortak hareket etmesi sağlanmalı.

    Türk milletinin gücü önemlidir.

    Yeter ki bunu harekete geçirelim.

    Nüfus ve nüfuz.

    Dünyanın her yerinde bir Türk bulunmaktadır.

    Birey olarak sadece Türk yok.

    Türklerin çalıştığı işyerleri, çalıştırdığı işyerleri var.

    Kimisi öğretim üyesi, kimisi yönetici, kimisi işadamı, kimisi sanayici, kimisi sanatçı, kimisi yazar, kimisi emekçi, kimisi politikacı.

    Türkler ayrıca değişik dergilerde, gazetelerde, web sitelerinde, televizyonlarda; kısaca bütün kitle iletişim araçlarında çalışıyor.

    Hatta bazı kitle iletişim araçlarının sahipleri, yöneticisidirler.

    Diplomaside Türkler her zaman ön plandadır.

    Hepsi değişik kurumlarda örgütlü olan ve bu kadar çalışkan olan Türkler, nüfuzlarını güçleri oranında kullanıyorlar mı?

    Türklerin birey olarak, topluluk olarak bulundukları ortamda, bölgelerde, ülkelerde bu nüfuzun her zaman var olduğu görülüyor.

    Peki Türk’ün bu büyük gücü, bu büyük nüfuzu, Türk’ün ve Türkiye’nin ortak çıkarları için kullanılabiliyor mu?

    Hayır.

    Bu güç ortak anlamda politik olarak dünya politikasında hissedilmiyor, görülmüyor, kullanılmıyor.

    Bu gücü kullanabilecek bir politika da şimdilik görünmüyor.

    Türkler, bulunduğu her yere uyum sağlamış ve kişilikleriyle, çalışmalarıyla o topluma katkıda sağlayan bireyler olmuşlardır.

    Türk’ün ve Türkiye’nin geleceği için bu gücün harekete geçirilmesi gerekli.

    Türkün bu gücünü, bu nüfuzunu harekete geçirdiğimizde dünyaya geçmişte olduğu gibi şimdi de yön veren bir ülke haline geliriz.

  • Mayınlar Hangi Ülkenin Malı

    Mayınlar Hangi Ülkenin Malı

    Türk vatandaşının ölümüne yol açan mayınlar hangi ülkenin malı, C-4 plastik tahrip maddesi hangi ülkede üretiliyor?

    Turhan FEYİZOĞLU
    04.07.2005/    Sayı:85

    Uzun süren bir aradan sonra 1 Mart Tezkeresi’nin reddedilmesinden sonra son bir senedir Türk devletinin ve Türk vatandaşlarının güvenliğini koruyan güvenlik güçlerinin karşılaştığı iki ciddi sorun yaşanmaktadır.

    Birincisi: Mayınlar.

    İkincisi: C-4 plastik tahrip maddesi.

    Değil en basit bir ürün, özellikle savaş sanayiinde üretilen herhangi bir ürünün kimlere satıldığı kesinlikle bilinir. Bu ürünler gizli veya açık kime verilirse verilsin en son kullanılana kadar üreticiler tarafından takip edilir ve bilinir.

    Bir vatandaş olarak soruyorum.

    “C-4 plastik tahrip maddesi” olan patlayıcıyı hangi ülke üretiyor?

    Bu patlayıcıyı ne için üretiyor, kimlere açık veya gizli olarak veriyor?

    Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, C-4 plastik tahrip maddesinin kullanılması sonucu öldürülmüştü.

    Bu plastik tahrip maddesi “terörist” bir örgütün militanlarının eline nasıl geçiyor?

    Türk vatandaşları emperyalist ülkelerin kullandığı maşalar nedeniyle şehit oluyor.

    Bu emperyalist ülkeler, Türk Milleti’nin ve Türk devletinin zararına işler yapmakta, bazı maşaları kendi çıkarları için kollamakta, desteklemekte ve yardımcı olmaktadır.

    Bu iddialar kanıtlanmıştır.

    Emperyalistlerin maşalığını yapan ve emperyalistler tarafından yönetilen PKK denilen terörist örgüt, Türkiye’de 1984-2004 yılları arasında 52 bin 315 terör eylemi gerçekleştirdi.

    Nasıl maşalık yaptıklarını ve kullanıldıklarına bir örnek vermek istiyorum.

    Bundan tam on sene önce yayınlanmış bir habere bakalım.

    19 Haziran 1995 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “PKK’de ABD Füzeleri” başlığıyla yayınlanan haber özetle şöyledir:

    “PKK’nin elinde, karadan havaya atılan, uçaklara karşı kullanılan ısıya duyarlı Stinger füzeleri olduğunu belirleyen istihbarat yetkilileri, örgütün bu silahı Afganistan’dan edindiğini ortaya çıkardılar.”

    Biliyorsunuz ABD, Afganistan’ı işgal etmişti. İşte sonuç.

    Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 12 Mayıs 2005 günü yaptığı konuşmada, “PKK’nın Kuzey Irak’tan Türkiye’ye çok miktarda C-4 patlayıcı madde soktuğunu”, açıkladı.

    ABD, daha önce Afganistan’da yaptığı şeyi şimdi Irak’ı işgal ederek yapıyor ve bazı örgütleri maşa olarak kullanmaya devam ediyor.

    Sonuç yine aynı.

    Peki mayınlar hangi ülkeden geliyor?

    Ortadoğu gazetesinin 9 Ocak 1999 tarihli nüshasında yayınlanan haber özetle şöyledir:

    “İtalya’nın PKK’ye sattığı mayınlar nedeniyle 368 kişi hayatını kaybetti, 1560 kişi de kol ve bacaklarını kaybetti.”

    Hatta, bu mayınlar nedeniyle Akit gazetesi 8 Temmuz 2000 tarihinde şöyle bir açıklama yapmıştı:

    “Bir çok Mehmetçiğin, polisin ve sivil insanların yaralanmasına veya ölmesine neden olan mayınların Fiat kuruluşu tarafından PKK’ye verildiği ortaya çıktığından ve aylar geçmesine rağmen ilgili firmalarca hiç bir açıklama yapılmadığından İtalyan Fiat-Koç ortaklığındaki TOFAŞ mamüllerinin fiyat listesini yayınlamıyoruz.”

    Emperyalistlere ve onların kullandıkları maşalara, bir gazetede “Her Şey Vatan İçin” başlığıyla 28 Haziran 2005 günü yayınlanan bir gazete haberi ile yanıt veriyorum. Bu Türk toplumunun ortak yanıtıdır:

    “Kütahya’nın Tavşanlı İlçesi’ne bağlı Derbent Köyü’nün düşman işgalinden kurtuluşunun 83. yıldönümü törenlerine yaşlı köylü kadınlar da katıldı. Nineler törende, önlerine Türk bayrakları asıp, ellerinde kılıç ve kalkanlarla yürüdü. Bastonla yürüyebilen bazı nineler, ‘Her şey vatan için’ diye slogan atıp, ‘Gerekirse vatan için ölürüz’ diye konuştular.”

    ABD’nin yenilgisini Vietnam’da gördük. Vietnam’da ABD darmadağın oldu yıkıldı, defolup gitti.

    Güney Amerika’da, 2004-2005 yıllarında, hem de yapılan seçimlerde Brezilya’da, Venezüela’da, Arjantin’de ve Uruguay’da sol partiler iktidara geldi.

    Merkezi Washington’da bulunan ve ABD-Latin Amerika ilişkilerini takip eden “Yarım Küre İlişkileri Konseyi’nin yöneticisi Larry Birns, yaptığı yorumda şunları söylemişti:

    “Bush yönetiminin hedefi, bölgede Küba’yı tecrit etmekti. Ama sonunda kendisi tecrit oldu.”

  • Mustafa Kemal ve Afrika’da Ulusal Kurtuluş

    Mustafa Kemal ve Afrika’da Ulusal Kurtuluş

    Turhan FEYİZOĞLU
    07.11.2005/  Sayı:94

    ABD-İngiltere-Fransa gibi emperyalist işgalci güçlerin himayesinde, Birinci Paylaşım Savaşı döneminde Türk devletine, Türk askerine karşı silah sıkılmıştı. Bugün de Türk askerine ve Türk devletine karşı ABD-İngiltere himayesinde olan bazı maşa-uşaklarca silah sıkılıyor. Yurtsever Türk askeri öldürülüyor.

    26 Ekim 2005 günü, Şırnak’ta yola döşenen mayının patlaması sonucu asker Mehmet Özdemir, 28 Ekim 2005 günü, ABD-İngiltere emperyalist güçlerin kullandığı maşaların-uşakların Siirt’in Eruh ilçesi Erenkaya köyünde bulunan Jandarma karakoluna yaptıkları alçakça saldırı sonucu geçici köy korucusu İrfan Katmış, 1 Kasım 2005 günü, Şırnak iline bağlı Uludere ilçesi Uzungeçit Jandarma Karakol Komutanlığı’nun yakınında güvenlik görevi yapan jandarma er Ümit Özcan, jandarma er Oğuz Palpaoğlu ve geçici köy korucusu Reşit Aydemir, şehit düştü.

    Konya’nın Bozkır ilçesi Sarıoğlan beldesinde toprağa verilen Mehmet Özdemir adlı yurtsever gencimiz ile Siirt’in Zerve Mezarlığında toprağa verilen yurtsever köy korucusu İrfan Katmış ve diğer şehit yurtsever Türk gençleri Türk tarihinin ölümsüzleri arasında yerini aldı. Yurtsever Türk gençlerini unutmayacağız.

    Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Hareketlerine Etkisi

    “Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Hareketlerine Etkisi” konulu bir çalışma hazırlıyorum. Bir derginin sınırlı sayfalarında bunun hepsini yazmam olanaklı değil. Bu nedenle günümüzdeki bir örnekten yola çıkarak bunu anlatmaya çalışacağım.

    AB-ABD-İngiltere ve diğer emperyalist işgalci güçler, Irak’taki işbirlikçileriyle birlikte, bugün, dünyanın gözü önünde Irak’ta soykırım yapmaktadır. Bugün İngiltere nasıl Irak’ı işgal edip soykırım yapıyorsa geçmişte de aynısını Kenya’da yapmıştı. İngiltere’nin Kenya’da yaptığı emperyalist işgal ve soykırımdan bir örnek aktarmak istiyorum. İngiltere’nin Kenya’da yaptığı emperyalist işgal ve soykırıma karşı yurtsever Kenyalılar direniş başlattı. Kenya’da İngiliz emperyalizmine ve soykırımına karşı direnen yurtsever örgütlerden bir tanesi de “Mau Mau” hareketiydi.

    Hareketin kuruluşu 1921 yılına dayanmaktaydı. Direniş hareketi çeşitli adlar altında örgütlenmiş ve İngiliz emperyalizmine karşı direnmişti. Türkiye’de de Mustafa Kemal Atatürk, İngiliz ve diğer emperyalist güçlere karşı 1919’da direniş başlatmıştı. 1951’de, “Mau Mau” olarak ortaya çıkan Kenya yurtsever direniş hareketinin geçmişi, Kenya’da İngiliz işgalcilerine karşı direnmek için 1922’de kurulan, “Kenya Merkez Birliği” adı altında örgütlenen yurtsever güçlere dayanıyordu. “Kenya Merkez Birliği”, 1939 yılında, “İhtilalci” bulunarak kapatıldı. Kenya yurtseverleri, İngiliz işgalcilerine karşı bu kez, “Kenya Afrika Birliği” adı altında örgütlendi.

    Kenya’nın yönetimini oluşturan 80 yerli kabile vardı. Kenya Afrika Birliği içinde yer alan güçlerden birisi de Kenya’nın en büyük kabilelerinden olan “Kikuyu” kabilesiydi. Kenya Afrika Birliği içinde değişik güçler yer alıyordu ve bu güçlerden bazıları İngiliz işgalcilerine karşı “şiddet” kullanmanın doğru olmadığını söylüyordu. “Kikuyu” kabilesinde yer alan güçlerden bir kısmı İngiliz emperyalizmine karşı “şiddet” kullanılmasını, bir kısmı ise “şiddet” kullanılmamasını savunuyordu.

    Kenya, İngiliz işgalcilerinin egemenliği altındaydı. “Kikuyu” kabilesi içinde yer alan ve İngiliz işgalcilerine ile işbirlikçilerine karşı “şiddet” hareketini savunan yurtsever Kenyalılar, “Mau Mau” adlı hareketi oluşturdu. Kenya Afrika Birliği adlı kuruluşun reislerinden birisi de Jomo Kenyatta’ydı. Bu birliğin reisi daha sonra Wyeliffe Awori oldu. Wyeliffe Awori, özetle amaçlarını şöyle açıkladı:

    “Eşitlik istiyoruz. Kenya Afrika Birliği’nin amacı halk tarafından yönetilen ve halkın amaçlarını koruyan demokratik bir yönetin kurulmasına çalışmaktır. İnsanlar renkleri yüzünden ayrılmamalıdır. İşçi ücretleri işçinin rengine değil, yeteneklerine göre ayarlanmalıdır. Afrikalılara çok daha geniş eğitim olanakları sağlanmalı, ilk okula devam zorunlu olmalıdır.”

    Mau Mau hareketinin Dedan Kemathi, Jomo Kenyatta, Mathenge adlı liderleri vardı. Mau Mau hareketini 1952 yılında yöneten 7 kişilik bir komiteydi. Londra Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunlarından ve bir İngiliz kadını ile evli kaldıktan sonra bir kaç yıl sonra boşanan Mau Mau hareketinin kurucularından Jomo Kenyatta, halk arasında, “Yanan Mızrak” lakabıyla anılmaktaydı. Direniş liderleri İngiliz işgalcileri ve onlarla işbirliği yapan hainler tarafından tutuklanınca ya da öldürülünce yerine başka yurtsever Kenya direnişçileri geçiyordu.

    Kenya’daki yurtsever hareketi bastırmak amacıyla İngiliz işgalci güçleri bütün güçleriyle seferber olmuşlardı. Örneğin, 1953 yılında, İngiliz gizli istihbarat servisi şefi Sir Percy Cillitoe, uçakla Kenya’ya gitmiş, doğrudan operasyonlara katılmıştı. 1952 yılında, Kenya umumi valisi İngiliz Sir Evelyn Baring’di. Kenya’da yerel bir “İngiliz Hükümeti” vardı. 1952’deki Kenya, aynen 1914’te Birinci Dünya-Paylaşım Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun başta İngiltere olmak üzere emperyalist işgalci güçlerce paylaşılması gibiydi.

    İngiliz işgalcilerinin bütün güçlerine ve İngiliz işgalcileriyle işbirliği yapan Kenya’lı hainlere rağmen Kenya’lı yurtsever direnişçiler öyle bir direniş gösteriyorlardı ki İngiliz işgalci güçler Kenya’da hiç bir yerde huzur içinde olamadı, korku içinde yaşadı. Yurtsever Mau Mau adlı direnişçi Kenya hareketinin İngiliz işgalcilerine ve İngilizlerle işbirliği yapan Kenyalı işbirlikçi hainlere karşı 1951-1956 yılları arasında verdiği silahlı direniş mücadelesi sonucunda Kenya’da siyasi değişiklikler meydana geldi. İngiliz işgalcilerine karşı direniş yapan Mau Mau direniş hareketinin liderlerinden Jomo Kenyatta, tutuklu bulunduğu cezaevinden 1961 yılında serbest bırakıldı. Jomo Kenyatta, 22 Kasım 1969’da Kenya Cumhurbaşkanı oldu.

    “Mustafa Kemal Atatürk, istiklallerine susamış bütün milletlerin önderidir.”

    Türklerin ve Mustafa Kemal’in Kenya’da İngiliz işgalcilerine ve İngiliz işbirlikçilerine karşı direnen Mau Mau hareketine etkisi ne olmuş ona bakalım. İngiliz işgalcilerine karşı direniş yapan Kenya’nın Mau Mau adlı yurtsever direniş hareketinin liderlerinden Amolo Kamard, 1953 yılının Kasım ayında, örgütünün amacını anlatmak üzere milletlerarası bir geziye çıktı. Amolo Kamard, Mısır Cumhurbaşkanı General Necip’le de görüştükten sonra 18 Kasım 1953 tarihinde Mısır’da bir basın toplantısı yaparak basın toplantısına katılan gazetecilerin sorularını yanıtladı ve görüşlerini açıkladı.

    Amolo Kamard, yaptığı açıklamada, “Kenya, Uganda ve Nigerya’da ulusal kurtuluş savaşı veren hareketlerin liderlerinin kurtuluş mücadelesini ortak yürütmek amacıyla bir cephe kurmağa karar verdiklerini,” söyledi. Amolo Kamard’ın yaptığı basın toplantısına katılan Türk Haberler Ajansı (THA) muhabiri, Mau Mau’ların liderlerinden olan Amolo Kamard’a şu soruyu sordu:

    “-Yaptığınız bu seyahat sırasında Türkiye’ye de gidecek misiniz?”

    Kenya’da İngiliz emperyalizmine karşı direnen Mau Mau’ların liderlerinden Amolo Kamard, şu yanıtı verdi:

    “-Türkiye, emperyalizme karşı bayrak açan ilk memlekettir ve Mustafa Kemal Atatürk, istiklallerine susamış bütün milletlerin önderidir. Bu bakımdan, Türkiye’ye gitmek ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kabrine bir çelenk koyarak silah ve fikir arkadaşlarıyla tanışmak en büyük amacımdır.”

    Mustafa Kemal’in birinci Türk kurtuluş savaşında yaptığı hareket sadece Kenya’da değil milli kurtuluş savaşı yapan her ülkede “bayrak” oldu. Cezayir’de Fransız işgaline karşı direnen yurtsever Cezayirli direnişçiler de, ceplerinde Mustafa Kemal’in resimlerini taşıyordu. Daha sonraki dönemde Che’nin fotoğrafının taşındığı gibi.

    Trablusgarp’ta gerilla savaşının önderi Mustafa Kemal

    Mustafa Kemal’in ezilen dünyadaki ve Afrika’daki Ulusal Kurtuluş Savaşları için temsil ettiği önder kimlik sadece fikirsel değildir. Mustafa Kemal bizzat bir gerilla lideri olarak Afrika’da emperyalizme karşı başlayan ilk Ulusal Kurtuluş Savaşlarından birini İtalyan emperyalizmine karşı Trablusgarp’ta fitillemiştir. O “sıcakkanlı Afrika çocuklarına” ilk ulusal kurtuluş dersleri vermiş liderlerden biridir. Mustafa Kemal’in bizzat gerilla savaşındaki öncü karakteri Ulusal Kurtuluş Savaşları ve Afrika için çığır açıcıdır.

    Mustafa Kemal’in Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda düzenli orduyu kurmasına kadar Türk halkı, Mustafa Kemal’in dediği gibi “Ya bağımsızlık, ya ölüm!” sloganı inancıyla hareket etmeye başlamıştı. Yurtsever Türk kurtuluş örgütlenmeleri her bölgede, her şehirde, her ilçede, her köyde ardı ardına kurulmaya başladı. Bütün bu güçlere o dönemin deyimiyle, “Kuvayı Milliye-Milli Güçler” adı verilmişti. Mustafa Kemal Paşa, 12 Temmuz 1920’de TBMM’de özetle şunları söylüyordu:

    “Efendiler, böyle küçük küçük müfrezelerin başında subay bulundurmakla vücuda getirilen teşkilat, harbi sagir teşkilatıdır.”

    Kalpaklı Kuvayı Milliyeci Mustafa Kemal Paşa, birinci kurtuluş savaşında bütün yurtsever-ulusal güçleri biraraya getirdi, onların lideri oldu. Bu süreç içinde gerilla kuvvetlerinin de başıydı. Mustafa Kemal Paşa, askeri harekâtın bütün çeşitlerini savaş alanlarında yaşadı, gördü, uyguladı ve başarılı oldu. Ülke düzeyindeki yurtsever Türk direniş güçlerini bir araya getirdi ve Sevr Antlaşması’yla dağıtılmış olan düzenli orduyu yeniden kurdu.

    Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nda başarıyla uyguladığı gerilla taktiklerini aslında ilk olarak Afrika ve Balkanlarda emperyalist saldırılara karşı uygulamış ve geliştirmişti. 1910’da Arnavutluk’ta eşkıya takibi, 1911-1912’de Trablusgarp (Derne)’ta kıyı savunması-direnme, 1905’te Suriye bölgesindeki çöllerde muharebe ve dağınık kabilelerin yönetimi, İkinci Balkan Harbi’nde Edirne’nin savunulmasında çıkartma ve ileri harekât, 1908’de Avusturya-Macaristan hükümetinin Bosna’ya yapmak istediği askeri harekete karşı bulunmak üzere Bosna’da yaptığı hazırlık, Çanakkale’de kıyı savunması-direniş, siper savaşı, 16. Kolordu Komutanı olarak 1916’da Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bazı dağlarında muharebe, 1917-1918’de Filistin/ Lübnan ve Suriye’de Türk subayları-askerleri ve oluşturduğu yerel halkla emperyalist güçlere karşı savaş, Kurtuluş Savaşı’nda oyalama, stratejik savunma, takip, saldırı ve başarı.

    Bu olaylarda Mustafa Kemal Paşa, gerilla savaşını (mukavemet-direniş güçleri) bilhassa denedi. Mustafa Kemal, Harp Akedemisinde gerilla üzerine tabiye dersinin ilk tatbik sahasını Trablusgarp savaşlarında bulundu. Arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’a yazdığı mektupta Kurmay Yarbay Nuri Bey’in, gerilla metotlarını başarı ile tatbik ettiğini yazıyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Libya’nın Trablusgarb şehrinde İtalyan ordusuna karşı gerilla savaşı verildi. Mustafa Kemal Paşa, yerli halkı da örgütleyip varolan Türk subaylarla birlikte İtalyanlara karşı savaştı. Bir İtalyan bölüğünün 150-200, bir İtalyan taburunun 500-900 mevcudu vardı. Bir Türk ileri karakol kuvveti ise en az 5, en çok 20 kişiden oluşuyordu.

    Mustafa Kemal Paşa, yerel halkla oluşturduğu bu küçük müfrezelerle İtalyanların bu üstün askeri güçlerine önemli zayiatlar verdiriyor, bozguna uğratıyordu. Düzenli ordu harbi ile gerilla harbi ikisi birarada uygulandığı zaman başarıya ulaşılıyordu. Mustafa Kemal Paşa, sadece klasik harp usüllerini uygulamıyor içinde bulunduğu koşullara ve olanaklara göre en uygun önlemleri alıp ona göre harekat planlıyor, ona uygun hareket ediyordu.

    “Sıcak kanlı Afrika çocuklarının” öğretmeni

    “Zabıt ve Kumandan ile Hasbıhal” adlı kitapçıkta, Mustafa Kemal şunları söylüyordu:

    “Bütün açıklığı ile canlandırılması gereken haklı bir gerçek var ki, o da sıcakkanlı Afrika çocuklarında o saydığımız, savaşçı niteliklerin hareket halinde görülüşleri, bir takım ateşli ruhların Afrika göklerinde uçuşları ile başlar… Bi-misafir vadisinden ilerleyerek boyun noktasını ele geçirmek suretiyle çekiliş hattımızı kesmek isteyen düşman üzerine Teğmen Kasım Efendi komutasında bulunan 70 kişilik Şellavi mücahitlerini de alıp taarruz ettim. Saat 10.40’ta düşmanın iki taburu ile çarpıştık. Düşman geri çekilmeye mecbur edilmiştir.”

    Kalpaklı Kuvayı Milliyeci Mustafa Kemal Paşa, Trablusgarp’taki kararlılığını sadece Çanakkale Savaşı’nda değil son Zafer Savaşı’nda da göstermiş, şunu söylemişti: “Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz.”

    Erzurum Kurultayı’nda ilke açıklanmıştı: “Kuvayı Milliye’yi âmil ve iradeyi milliyeyi hakim kılmak esastır.”

    1923 yılında da şu açıklanmıştı: “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.”

    Peki bu nasıl olacaktı? Mustafa Kemal bunun cevabını şöyle veriyor:

    “Savaş yalnız iki ordunun değil, iki milletin her şeyi ile, bütün elde tutulur ve tutulmaz güçleriyle karşı karşıya gelmesi ve birbiriyle vuruşması demektir. Bundan dolayı bütün Türk milletini, cephede bulunan ordu kadar fikir ve duygu olarak fiilen ilgilendirmeli idim. Milletin her ferdi, yalnız düşman karşısında bulunanlar değil; köyde, evinde, tarlasında bulunan herkes, silahla vuruşan savaşçı gibi kendini ödev almış hissederek bütün varlığını mücadeleye verecektir. Gelecek savaşların başlıca başarı koşulu da en ziyade söylediğim savaş biçiminde gizlidir.”

    Türk halkının yüzde 80’inin emperyalizme karşı olduğu söyleniyor. Emperyalizme sadece karşı olmak yetmez. Emperyalizme fiilen de karşı olunmalıdır. Özgürlük ve vatan için ne bedeller ödendiği yukarıda belirtilmiştir. Yüzde 80’i emperyalizme karşı olan Türk halkının hepsi kalpaklı Kuvayı Milliyeci, “Özgürlük ve bağımsızlık benim ve Türk halkının karakteridir”, diyerek savaşan Mustafa Kemal gibi olmalıdır.

    Türkler, geçmişte de bugün de bulunduğu her coğrafyada emperyalizme-emperyalizmle işbirliği içinde olan uşaklarına-maşalarına karşı direnen yegane millet olmuştur. Öyle olmaya da devam edecektir.

    Kahrolsun emperyalizm ve onun uşakları-maşaları.

    Yaşasın yurtsever Türk milleti.

  • Karşımızda 40 devlet var!

    Karşımızda 40 devlet var!

    Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvelle savaşmıştık. Şimdi karşımızda
    40 devlet var!

    Turhan FEYİZOĞLU
    18 Temmuz 2005, Sayı: 86

    İmralı Cezaevi mahkumu Abdullah Öcalan, Suriye’de yaklaşık yirmi yıldan fazla barındırıldıktan sonra Türk devletinin uyguladığı politika nedeniyle 1998 yılında Suriye’den ayrılmak zorunda kalmış, Rusya, İtalya, Yunanistan ve Kenya’da barındırılmış, sonra da CIA tarafından Türkiye hükümeti yetkilileri ve güvenlik elemanlarına teslim edildi.

    Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakanı Bülent Ecevit, MİT Başkanı Şenkal Atasagun’du. 12 Kasım 1998’dan 16 Ocak 1999 tarihine kadar İtalya’da barındırıldığı zaman gazeteci Nilgün Cerrahoğlu, şimdiki İmralı Cezaevi mahkumu Abdullah Öcalan’la bir söyleşi yaptı ve bu söyleşi, Milliyet gazetesinin 13 Aralık 1998 tarihli nüshasında, “Aynanın İçindekiler” başlığı adı altında yayınlandı.

    Şimdi, İmralı Cezaevi mahkumu olan Abdullah Öcalan, bu söyleşinin bir yerinde kendisi ve örgütü için özetle şu açıklamayı yapıyor: “40 yerden müdahale var. 40 devlet. Herkes kendi pozisyonunu kollayacak.”

    Türk ve Türkiye düşmanı emperyalist güçler, 1919’da bile bu kadar birlikte ortak hareket edip Türklere saldırmamışlardı. O dönem için yaygın bir deyimle, Türkler, “Yedi düvele karşı savaşmış”, kazanmıştı.

    1998’de Türkler, 40 devletin Türkiye üzerinde müdahalesi ile karşı karşıyaydı. Buna rağmen, Türkler yine kazandı.

    Ortada bir itiraf var. Nedir bu itiraf? “40 devletin bir şahıs ve bir örgüt üzerinden Türkiye’ye ve Türk vatandaşına karşı emperyalist müdahalesi.” Hiçbir şey gizli değil. Zaten herşey dünya kamuoyunun gözü önünde yapıldı ve yapılıyor. Türk Devletine ve Türk vatandaşına karşı o dönem düşmanlık besleyen bu 40 devletin müdahalesinden bazı örnekler vermek istiyorum.

    ALMANYA: Almanya Gizli İstihbarat Servisi’nin o dönem kullandığı bir numaralı adam Kani Yılmaz’dı. Almanya Gizli İstihbarat Servisi’nin bir nuramaralı ajanı gibi çalışıyordu Kani Yılmaz.

    Ekim 1995’te Alman Hırıstiyan Demokrat Partisi (CDU) Federal Milletvekili ve Berlin eski İçişleri Senatörü Heinrich Lummer, 1995 yazında, Şam’da, Öcalan ile görüştüAlmanya Federal Anayasayı Koruma Örgütü’nden gizli ajan Grünewald, Mart 1996 ve Mart 1997’de Öcalan’la Şam’da görüştü.

    Şam’da Öcalan ile görüşen Hırıstiyan Demokrat Partisi (CDU) Milletvekili Heinrich Lummer, görüşmelerini, o dönem Helmut Kohl’e bağlı çalışan İstihbarattan Sorumlu Devlet Bakanı Bernd Schmidbauer’in bilgisi dahilinde yapıyordu. Lummer, Kasım 1995’te yaptığı açıklamada, “Almanya’nın çıkarları için gerekirse şeytanla bile görüşürüm”,demişti.

    FRANSA: Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand’ın karısı Daniella Mitterand, her türlü desteği verdi.

    François ile Daniella, bu dönem karşılıklı birbirlerini aldatıyorlardı.

    İNGİLTERE: Temmuz 1998’de İngiliz Parlamenter John Austin Walker, Öcalan’la görüşme yaptı.

    İngiliz Lordlar Kamarası mensubu Avebury başkanlığında bir İngiliz heyeti, Ağustos 1998’de Öcalan’la görüşme yaptı.

    İTALYA: 10 Eylül 1998’de İtalyan Komünist Yeniden Kurtuluş Partisi (PRC) milletvekili Montavani ve De Cesaris, Öcalan’la Şam’da görüşme yaptı.

    İSPANYA: Ağustos 1998’de İspanyol İzouierda Unida Partisi’nin dış politikadan sorumlu sekreteri ve Avrupa Parlamentosu üyesi Pedro Marcet başkanlığındaki bir İspanyol heyeti Şam’da Öcalan’la görüştü.

    RUSYA: 10 Ekim 1997’de Rusya Parlamentosu alt kanadı Duma’nın Jeopolitik Komitesi Başkanı Aleksi Mitrofanov başkanlığındaki 4 kişilik Rus Duma milletvekili heyeti Suriye’de Öcalan’la görüştü.

    YUNANİSTAN: Yunan Kara Kuvvetleri subayı Yarbay Savvas Kalenderidis (Kod adı: Kalleras), İzmir Askeri Ataşeliği’ne atandı. Savvas Kalenderidis (Kalleras), Türk devletine karşı bölücük yapanları örgütledi ve onlara destek sağladı. Kalleras, Kenya’da Öcalan’ın yanındaydı.

    Yunanistan’ın bölücü örgütle bir diğer sorumlu olan ajanı General Dimitris Matafias’dı. Ayrıca, emekli Amiral Andonis Naksakis de, Yunan gizli istihbarat servisi tarafından bölücülerle ilgili ilişkileri ayarlama ve bu bölücü örgütün uluslararası bağlantılarına destek verme amacı ile görevlendirilen Yunanlı casuslardan birisiydi.

    17 Ekim 1988: PASOK’ta Andreas Papandreu’nun danışmanı olan Yunanistan gizli servis ajanı Mihalis Haralanbidis, bir grup Yunanlı generalle Bekaa Vadisi’nde Öcalan’la görüştü.

    20 Mart 1992: Yunanistan Yeni Demokrasi Partisi (PASOK) milletvekilleri Varivakis, Vounatso, Elizavet Papazoi ve Mihalis Galenianos’un da aralarında bulunduğu Yunan parlamento heyeti Bekaa Vadisi’nde Öcalan’la görüştü.

    14 Haziran 1995: Yunanistan Parlamentosu Başkanı Birinci Yardımcısı Panayotis Sgourides başkanlığında, Yunan milletvekilleri Hadji Dimitriou, Dimitris Vunatsos, Leonardo Hacandreu, Yannis Statopoulos, Maria Mahera, Vunacos Statopoulos ve Kostas Baduvas’tan oluşan bir Yunan milletvekili heyeti, Bekaa Vadisi’nde Öcalan ile görüşme yaptı.

    1997 yazında Yunanistan Parlamentosu Başkanı Birinci Yardımcısı Panayotis Sgourides başkanlığındaki bir Yunan parlamento heyeti Suriye’nin Bekaa Vadisi’nde Öcalan ile görüşme yaptı.

    Emperyalist güçler tarafından kullanılanlara bir örnek daha verelim.

    Hürriyet gazetesinin 4 Kasım 1997 tarihli nüshasında, “CIA’dan Talabani’ye Ayda 500 Bin Dolar”, başlıklı bir haber yayımlandı.

    Talabani diye sözedilen kişi şimdiki Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’dir.

    Washington Post adlı gazeteden aktarılan bilgiye göre; “CIA, Celal Talabani ve aşiretine, her ay 500 bin dolar ödendiği”, vurgulanmıştır.

    Biliyorsunuz Celal Talabani, Irak’ta Irak halkına yapılan zulüm, baskı, soykırım ve işkenceler için de, 6.5.2004 tarihinde yayımlanan haberlerde belirtildiğine göre, “Abartılmaması gerektiğini”, söylemişti.

    Türklerin, “Parayı veren düdüğü çalar”, deyiminde belirttikleri gibi, Talabani de, “çalınan düdük”, gibi düttürmüş. Cumhuriyet gazetesi yazarı Şanlıurfalı Mehmet Faraç, 10 Haziran 2005 tarihinde “ABD, Kandil’i Koz Olarak Tutuyor”, başlığıyla yayımlanan yazısında özetle şunu belirtiyor:

    “Beyaz Saray’daki son girişimler de gösteriyor ki; ABD bölgesel çıkarları uğruna PKK’yi hedef almaktan kaçınıyor. Kuzey’de bir devletin kurulma çalışmaları sonuçlanmadan ve Irak’taki direniş Kürt müttefiklerin desteğiyle kırılmadan Kandil Dağı’na yönelik bir operasyon çok uzak görünüyor. PKK ise bir taraftan eylemlerini sürdürüyor diğer yandan, ‘Karşılıklı ortak çıkarlara dayalı ilişkiye herkese açığız’ diyerek ABD’ye göz kırpıyor.”

    Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 1.7.2005 tarihinde bir gazete yayımlanan habere göre, Savunma ve Havacılık dergisinin sorularını yanıtlarken özetle şu açıklamayı yapmış:

    “PKK, silahlı eylemlerine paralel olarak insan hakları kisvesi altındaki talepleri ülke bütünlüğünü tehdit etmektedir. Maalesef bu girişimler, gerek yurtiçinde bazı kesimlerden, gerekse AB üyesi bazı Avrupa ülkelerinden hak ettiği tepkileri almamakta, buna mukabil adeta desteklenmektedir. Bölücü örgüt, bazı komşu ülkelerden ve Avrupa ülkelerinden elde ettiği yardımlarla Kuzey Irak’ta barınma, silah, eğitim, finansman, tedavi, elaman temini, yayın organlarının çalışma ortamını sağlamış, bölgedeki kargaşadan da yararlanarak, aradığı siyasi desteği bulmuştur.”

    Yukarıda isimlerle hangi devletin ve bu devletin hangi adamlarının Türk Devleti aleyhinde çalıştığı belgelerle açıklanıyor.

    Bu bir suç duyurusudur.

    Cumhuriyet gazetesinin 10 Haziran 2005 tarihli, “Şehit Analarından Suç Duyurusu” başlıklı haberde özetle şu açıklama yapılıyor:

    “İstanbul Şehit Anaları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, terör örgütü PKK li-deri Abdullah Öcalan hakkında, ‘Devletin hakimiyeti altındaki toprakların bir kısmını devletin idaresinden ayırmaya yönelik hareketlerde’ bulunduğu iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.”

    Bu suç duyurusuna yukarıda isimleri belirtilen devletler ve kişiler de eklenmeli. Gazeteci Yavuz Donat, 5 Temmuz 2005 tarihli Sabah gazetesinde yayımlanan yazısında, Hakkari’nin kent merkezine 17 kilometre uzaklıktaki Dağ ve Komando Tugayı’nın bulunduğu yerdeki anıttan bahsetmiş.

    Yavuz Donat, “Anıtta 1.233 taş var. Biz gidince 2 taş daha eklendi. Geçen gün şehit düşen üsteğmen ile asteğmenin adlarının yazılı olduğu 2 taş. Ve her taşın başında birer çam fidanı. Bir yanda, Ey bu toprak için toprağa düşmüş asker, yazısı okunuyor. Bir yanda, Ne Mutlu Türk’üm diyene.” Anıta, “Adları ile Güneşi Yükseltenler” adını vermişler.

    Yirmi yıl içinde, tüm dünyanın gözü önünde otuz binin üzerinde Türk vatandaşı öldürüldü. Elektrik kaçak kullanıldı, kullanılıyor. Yüzlerce okul yakıldı. Ulaşım ve yol araçları tahrip edildi. PTT link istasyonlarına saldırı yapıldı, tahrip edildi. Binlerce dönüm ormanımız yakıldı. Çevre ve insan hakları açısından insan hakları suçu işlenmiştir. Trenlere sabotaj düzenlendi. Onbinlerce vatandaşımız sakat bırakıldı.

    Başbağlar katliamı, Bingöl-Elazığ karayolunda alçakça katledilen 33 asker şehidimiz, Bakırköy-Çetinkaya mağazasının yakılması ve katliamı, Mavi Çarşı mağazasının yakılması ve katliamı, Tuzla tren durağı katliamı ve buna benzer vahşice yüzlerce katliam unutulmadı. Unutulmayacak.

    Unutulması da mümkün değil. Bu katliamlara, vahşetliklere destek veren, katılan kim olursa olsun suçludur. Hem insanlık hem de tarih önünde suçludurlar. İnsan hakları suçu işlemişlerdir ve İnsan Hakları Mahkemesi önünde hesaplarını vereceklerdir.

    İnsan hakları suçu işleyenlere karşı Türk Devleti ve Türk vatandaşının güvenliği, meşru savunması için kim canını vermişse, çaba göstermişse onlar Türk tarihinin yurtsever şehitleri ve yurtsever kahramanlarıdır.

    Yurtsever şehitlerimizi ve yurtsever kahramanlarımızı unutmamız mümkün değil. Hepsini sevgiyle anıyorum. Yurtsever Türk şehitleri, gazileri ve kahramanları hiçbir zaman unutulmayacak.

  • İZMİR’İN İŞGALİ ve SULTANAHMET MİTİNGİ

    İZMİR’İN İŞGALİ ve SULTANAHMET MİTİNGİ

    Turhan FEYİZOĞLU
    Ağustos 2000, sayı:30

    Tarih yapmak kolay değil. Bunun her zaman bedeli oluyor.

    Birinci Dünya Savaşı’nda alınan yenilgi ile Osmanlı İmparatorluğu tamamen paylaşılma noktasına gelmiş durumdadır.

    Batılı emperyalist devletler çizdikleri haritalara göre Türkiye’yi paylaşmak üzere harekete geçmiştir.
    Mustafa Kemal Atatürk, yıllar sonra Nutuk’ta bu durumu şöyle anlatmıştır:

    “İtilaf devletleri antlaşma hükümlerine uymaya gerek görmüyorlar. Birer fırsat ile itilaf donahmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana Vilayeti Fransızlar; Urfa, Antep, Maraş İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askeri kıtaları, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı asker ve memurları ve özel adamları faaliyette. İtilaf Devletleri’nin onayıyla Yunan ordusu İzmir’e gönderiliyor.”

    Yunanlılarla işbirliği içinde olan İngiliz ve Fransız filoları komutanları, 14 Mayıs 1919 Çarşamba günü, İzmir’de Vali Konağı’na giderek  Vali İzzet Bey’e işgali bildirir. Rum metrepoliti, saat 16.00’da, Venizelos’un “İzmir’in Yunanistan’a katıldığına” dair mesajıını okur. İngiliz Amiral Calthorpe, saat 22.00’de İzmir Valisine ikinci kez, 15 Mayıs sabahı Yunan askerinin karaya çıkacağını bildirir.
    Vali Konağı’nın önünde öfke ile toplanmış olan İzmir’in gençleri, Vali Konağı’ndan çıkan İngiliz temsilci Morgan ve Smith’e şöyle bağırır:
    “Ölmedik, biz büyük bir milletiz. Uykuda gibi görünüyorsak da uğraş içinde bulunuyoruz. Ülkemizin peşkeş çekilmesini kabul edemeyiz. Bir takım karışıklıklar olacaktır. Biz ölebiliriz, ama başkaları da beraber ölecektir.”

    İzmir’deki bazı yetkililer, “Başımıza geçin direnelim” diyen İzmir’li gençleri susturmaya çalışır. İşgalcilere karşı direnmeyi savunan gençler, bunun üzerine, bir okulda toplanır.Direniş Cemiyeti kuran gençlerden Köprülü Kazım, “Savaşa yarar herkes silahlarıyla dağa çıksın savaşalım.” Çağrısında bulunur. Bir direniş cemiyeti kuran gençler,toplantıda,  silahlanarak iç bölgelere çekilme, kararı alır.
    İngilizler Uzunada’yı, Fransızlar Foça’yı, İtalyanlar Karaburun Akşehir Selçuk’u, Yunanlılar Yenikale’yi 14 Mayıs 1919 günü, işgal eder.
    İzmir Müdafaai Hukuk Cemiyeti, yayınladığı bildiride, İzmir halkını milli birliğe ve işgale karşı silahlı direnmeye çağırır. İzmir minarelerinden sela verilir. Kadınlı erkekli İzmir halkında kırkbin kişi, Maşatlık denilen mezarlığa gider. Gece sabaha kadar ateşler yakılarak limandaki İngiliz, Fransız ve Yunan gemilerine direnileceğine dair gösteriler yapıldı.   
    Batılı emperyalist İngiliz, Fransız, ABD ve İtalyan gemilerinin koruyuculuğunda Yunan ordusuna mensup 12.000 asker, 15 Mayıs 1919 Perşembe günü sabahı,  İzmir”i işgale girişir. Yunan çıkarma birliklerinin içinde, her biri 200 kişiden oluşmak üzere İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan birlikleri de vardı. Rumlar, Yunan askerlerini  bayraklarla karşılar. Papaz Hrisostomos, etrafta koşarak, “Türkleri öldürün” diye bağırmaya başlar.

    Vali İzzet Bey ve memurlar, Kordon boyunda “Zito Venizelos!” diye bağırmaya mecbur edilir.
    Emperyalistlerin işgali kolay olmayacaktı. İzmir’i işgale kalkan Yunan ordusuna ilk direniş kurşununu Hukuk-u Beşer (İnsan Hakları) Gazetesinin başyazarı Hasan Tahsin Recep, diğer adıyla Osman Nevres, Kemeraltı geçidinin başında sıkacaktır.

    “Böyle kollarını sallaya sallaya mı girecekler? Olmaz. Olamaz ki… Sonun da ölüm var… Kan var… Bunu anlamalılar” diyen Gazeteci Hasan Tahsin Recep, işgale girişen Yunan ordusunun üzerine tabancasını doğrultarak sıkmaya başlar.İşgalci Yunanlılardan birkaçını yere serdikten sonra cebinden bir bomba çıkararak yaklaşan askerlere savuran Hasan Tahsin Recep, tabancasındaki son kurşununa kadar savaşır ve şehit düşer. İşgalci Yunan askerleri, yerde hareketsiz yatan adama, ilk başta korkudan yaklaşamaz ve bir süre daha ateş eder. Öldüğüne iyice emin olduktan sonra Hasan Tahsin Recep’in yanına yaklaşan işgalci Yunan askerleri, hınçlarını alamayarak cansız bedenini defalarca süngüler ve tekmelerler. İki gün içinde öldürülenlerin sayısı ikibindir. İşgalciler, yakalayabildikleri subay, er , memur ve halkı, denizde kurdukları ve sora bir denizaltı tarafından torpillenen yüzer hapishaneye gönderir. Yunan torpidoları da denizden ateşe başlar ve büyük sayıda halk katledilir. Devlet kasaları, halk, subaylar ve esnaf, işgalci Yunan askerleri tarafından yağmalanır. Yunan Ordusundan destek alan Rumlar da, fırsattan istifade ederek ellerine geçen Türk’ü öldürmeğe ve soygunculuğa başlar. Türklere yönelik büyük bir soykırım başlatılmıştır Yunanlılar tarafından. 

    İzmir’in işgali, katliamlar ve yağması, tüm ülkede tepkiye yolaçar. Başta, Denizli, Ilgın, Karaman, Alaşehir, Niğde, Ezine, Antalya, Erzurum, Yalvaç, Aydın, Konya, Burdur, Muğla, Balıkesir, Keçiborlu, gibi yörelerde gösteriler, yürüyüşler yapılmaya başlanır, direniş komiteleri kurulur. Erzurum’da yapılan mitingde konuşan Cevat Dursunoğlu, “Tek çare silahlanıp saldırgana karşı koymaktır. Bunun dışında kurtuluş yolu yoktur” der.

    Bu dönemde, İngiliz, Fransız ve İtalyanların işgali altında bulunan İstanbul’da da gazeteteler sansür edildiği için İzmir’in işgali halka duyurulamaz. İstanbul halkı İzmir’in işgal haberini 17 Mayıs 1919 Cumartesi günü, öğrenebilir. Üniversite öğrencileri, protesto amacıyla dersleri girmediler.
    18 Mayıs 1919 Pazar günü, İstanbul Üniversitesi (Dar-ül Fünun)’nde yaklaşık dörtbin öğrenci ve öğretim üyesi, biraraya gelir. Saat 11.15’te Tıp Fakültesi Meclisi Müderrisi Reisi Akil Muhtar Bey, toplantının başladığını, söyler.

    Doktor Besim Ömer Paşa, özetle şunları söyler:
    “Felaket o kadar derindir ki, mütehassis olmayan ne bir Osmanlı, ne bir müslüman vardır. Ve Darülfünun bu milletin ruhu, dimağıdır. Hissisiyatımızın ulviyeti, şiddeti, zamanında makul teşebbüser lazımdır.”

    Fakültelerin öğretim üyeleri, toplantıda, her fakülte namına bir öğretim görevlesinin söz söylemesini ve oluşturulacak bir heyetle gerekli tepkinin gösterilmesini kararlaştırır.
    Toplantıda bazı öğretim üyeleri ve öğrenciler, düşüncelerini dile getirir. Hukuk Fakültesi Meclisi Müderisleri adına Muhittin Adil Bey, şunları söyler:
    “Şerefli tarihimiz, yedi asırlık uzun bir zaman içinde çok şevketli, çok felaketli zaman geçirdik. Fakat bugünkü kadar elim, hazin hiç bir lahza yaşamadık. Felaket zamanları, insanları tesanüde, vahdete sevkeder ve bizim itidal ve basiretimiz, azmimiz mukadderatımızı tesbit edecektir. Bu zamanda bütün teşkilatı milliyeden istifade etmek lazımdır. Bu teşkilatın başında Darülfünun’u görüyoruz. Memleketin dimağı, mütefekkiri Darülfünundur. Darülfünunu olan bir memleket ki bağımsızdır ve bağımsız olmayan bir memlekette Darülfünun yoktur.”
    Tıp Fakültesi adına konuşan Akil Muhtar Bey, şunları söyler:

    “Benim en vehim gördüğüm nokta, bütün ümidi istikbalimizi bağladığımız ilkelerin karanlık içinde kalmasıdır.”
    Yusuf Rıza Bey de, “Kanımızı son damlasına kadar akıtacağız, canımızı feda edeceğiz, gibi sözler çok söylendi. Şimdi iş görmekten başka çare yoktur. Bizim maddi kuvvetimiz yoksa, manevi kuvvetimiz vardır.”

    Fen Fakültesi adına konuşan Gıyaseddin adlı genç, “Asıl mücadele bundan sonra başlıyor” der. Tıp Fakültesi’nden Sırrı adlı öğrenci şunları haykırır, “Eğer hakkımızı teslim etmezlerse buradan bağırıyorum ki, dünya barış yüzü görmeyecektir.” Hukuk Fakültesi temsilcisi öğrenci, “Bütün varlığımızla isyan ediyoruz. Gereken maddi ve manevi teşkilatı yaptır” der.  
    Bu toplantıda bütün gençler adına söz alan Servet Bey, gençliğin önerilerini şöyle bildirmiştir:

    “Türk gençliği:
    1- İşgali protesto etmek,
    2- Vazifesinin kutsiyetini bilerek amil olacak bir kuvvet, bir talebe heyeti teşkil etmek,
    3- Müderris ve muallimleri bu işte önde görmek,
    4- Milletin vicdanı için hakiki seferberlik ilan ederek hudutta, içeri girmişse orada mücadele etmek,
    5- Mektepleri tatil etmek.”

    Gençliğin önerileri böylece toplantıda okunduktan sonra Tıp Fakültesi’nin bir teklifi bildirilir. Teklif şöyledir:
    “Kan dökerek kahramanlıkla ölmeği tercih ediyoruz. Gösteri düzenlenmesini istiyoruz. Umum Darülfünunlulara, alemi insinayite hitap edilmesini istiyoruz.”
    Toplantıya katılan bayanlar, yaptıkları konuşmada şu açıklamayı yapar:

    “Bizde sizin kadar, belki daha ziyade acılıyız. Girişimlerinize en kavi bir imanla iştirak ediyor ve şu hakikati işitmenizi istiyoruz: Kim demiş bir kadın küçük şeydir. Bir kadın belki en büyük şeydir.”
    Toplantıya katılanlar, gösteriler yaparak işgale karşı durulacağına bütün dünyaya duyurulmasına karar verilir. Gösterileri, Darülfünunlu öğrenciler düzenleyecektir.
    Türk Ocağı ve bütün öğrenci kuruluşları, 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü, Fatih Belediye binası önünde 80 bin kişinin katıldığı bir gösteri yapar. İstanbul’da dükkanlar, beş gün süre ile kepenklerini kapar.

    Gösteride yapılan konuşmalarda, Profesör Hüseyin Ragıp, “Hiçbir milletin bize efendi olmasına tahammül edemeyiz” der. Halide Edip, “Gece en karanlık ve ebedi göründüğü zaman gün ışığı en yakındır. Her gecenin bir sabahı vardır”, der. Profesör Selahattin Bey ise şunları söyler, “Bu asır milliyet asrıdır. Milliyet uyanıyor.”
    İşgalci İngiliz kuvvetleri, gösteri alanının üzerinden uçaklar uçurarak halkı korkutmak ister.

    Gösteriye katılanlar, Padişah’a bir dilekçe götürülmesini kararlaştırır. Padişaha götürülecek bu dilekçe için Halide Edip ve iki öğrenci görevlendirilir. Padişaha sunulan dilekçe özetle şöyledir:
    “Bizi kutsal beşiğimizden, aziz yurdumuzdan yoksun bırakmak isteyenlere, biz, son defa olarak göstermek istiyoruz ki, kalplerimiz çarptıkça burada, Türk elinde yaşayacağız, biz varız ve burada kalacağız.”

    Aynı gün, ABD Cumhurbaşkanına da şu telgraf çekilir: “Evet, Reis cenapları Türk ölecektir, fakat hiç bir zaman alçakça değil, şeref ve namuslarıyla ölecektir.”
    Gençlik örgütleri tarafından işgale karşı düzenlenen gösteriler, 20 Mayıs 1919 Salı günü, Üsküdar Doğancılar’da, 22 Mayıs 1919 Perşembe günü, Kadıköy’de yapılır.
    Doğancılar’da yapılan gösteride  Şair Talat Bey, Ferruh Niyazi Bey, Sabahat Hanım, Muzaffer Bey, Necdet Hamdi Bey, Naciye ve Zeliha Hanımlar konuşma yapar. Konuşmalarda, “Yaşamak için ölmeye yemin ettik, yalnız İstanbul değil, köylüler de ayakta. Köylüler çarıklarını ıslatıyor, kepekli undan yol hazırlığı yapılıyor” denilir.
    Kadıköy’de yapılan gösteride Münevver Saime, Halide Edip, Hayriye Melek Hanımlarla Fahrettin Hayri Bey konuşma yapar.
    İstanbul’da bu dönem işgallere karşı ve Türklere yönelik soykırımı kınamak amacıyla yapılan en büyük gösteri 23 Mayıs 1919 Çarşamba günü, Sultahmet Meydanında düzenlenir. Gösteriye kadın, erkek en az 200 bin kişi katılır.

    Gösteride Şair Mehmet Emin Yurdakul, Halide Edip Adıvar, Süleyman Sırrı, Dr. Fahrettin Hayri, konuşma yapar.

    Yapılan konuşmalarda, “Yaşasın İslam milleti! Bayrağımıza, dedelerimizin namusuna ihanet etmeyeceğiz!”dendi. “İzmir Türk Kalacak” rozetleri dağıtılır. 

    Kemal Tahir, “Esir Şehrin İnsanları” adlı kitabında, gösteriye katılan kadınlar hakkında şunları yazmıştır, “Kadınların kara başörtüleri, kara sancaklar gibi başlar üzerinde dalgalanıyordu.”
    Gösterinin sonunda tertip heyetinin bildirisi okunur. Bildiri özetle şöyledir:
    “1- Bugün şurada bir vakitler yüzbin türlü  ulusal gösteriye sahne olan meydanda toplanan biz İstanbul’un Türk-müslüman halkı, mukaddes vatanımızın haksız olarak işgal olunan bölümlerinin boşaltılmasına kadar yüce saltanatın etrafında demir bir çember gibi hayatımızı fedeya hazırız.
    2- Bizler, asırlardan beri tatbik edilen siyasete, göz boyama siyasetine artık katiyen itimat etmiyoruz. Siyasi geleceğimizde kara bulutların çekilmekte olduğunu göstermek isteyen iki yüzlü, şeytanca haberlere, ufuktaki fırtına fiilen bertaraf edilmedikçe, katiyen inanmıyoruz.Coşkumuzu kasten yatıştırmak isteyenleri bütün ruhumuzla kınıyoruz.
    3- Memlekette siyasi ihtirasın sustuğunu artık kalplerimizde vatan endişesinden başka hiç bir endişenin yer bulmamasını samimi ruhumuzla istiyor ve küçük büyük hepimiz buna söz veriyoruz.
    4- Zatı Şevketmeab hazreti bilafetpenahi huzuru humayunlarında içtima edecek şurayı fevkaladenin vatan ve millet için en hayırlı kararlar ittiha eylemesine dualar ediyoruz.
    6- Kararlarımızı takip eden yabancı gözlemcilere ancak basın aracılığıyla h0aberdar etmek azmindeyiz.
    7- İşte vatandaşlar, şimdilik önerilerimiz bundan ibarettir . Bunlar hepimizin kabülüne sunulur.”

    Damat Ferit Hükümeti, 25 Mayıs 1919’da bütün gösterileri yasaklar.

    Halk, dua etmek amacıyla 30 Mayıs 1919 Cuma günü, Sultanahmet Camiinde toplanır. İzmir şehitleri için mevlüt okutulur. Halkın katıldığı tören, gösteriye dönüşür.
    Öğretim üyesi İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Milaslı İsmail Hakkı, Hamdullah Suphi Tanrıöver ile Şüküfe Nihal  konuşma yapar. Yapılan konuşmalarda, “İstiklal isteriz. Belaların sebebi saldırılar karşısında isyan edilmemesidir” denir.

    Gösteride dağıtılan bildiride özetle şunlar söylenir:

    “İzmir facialarını öğren. Anadolu senin kararını bekliyor. Haksızlara karşı feryat et. Alemin vicdanına hitap eden heyecanlarınla hakkını müdafaaya ve parçalanan vatanın imdadına koş. Bu gösteride kurtarıcı kararlarını ver ve kurtuluşun için çalışmaya yemin et.”

    İstanbul’da düzenlenen gösterilere tepki duyan işgalci güçler, 28 Mayıs 1919 günü, 67 Türk devlet adamını Malta’ya sürgün eder.    
    Mustafa Kemal’de, Anadolu’yu işgalci emperyalist güçlere karşı örgütlemek amacıyla 16 Mayıs 1919 günü, İstanbul’dan ayrılıyordu. 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü Samsun’a varan Mustafa Kemal, şu açıklamayı yapar:

    “Ortada Türk’ün barındığı bir Anayurdu kalmıştı onu da parçalamak istiyorlardı. Osmanlı Devleti, Padişah, Halife bunlar manasız sözlerdi. Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milli egemenliğe dayalı, kayıtsız şartsız bir Türk Devleti kurmak; Ya İstiklal Ya Ölüm.”

    Türkiye’nin her tarafından işgalci emperyalist güçlere karşı Kuvay-i Milli Dernekleri,direniş örgütleri kurulur. Bunlar daha sonra ulusal düzeyde birleştirilir.

    23 Temmuz 1919’da Erzurum ve 4 Eylül 1919’da açılan Sivas Kongrelerinde, bağımsızlık savaşı için önemli kararlar alınır.

    Sivas Kongresine Askeri Tıp Okulunun öğrencisi Hikmet Boran, asker sivil bütün Tıp öğrencileri adına İsmail Fazıl Cebesoy ve İsmail Hami Danişment de katılmıştır. 19 yaşındakı Tıp talebesi Hikmet Boran, Mustafa Kemal Paşa’ya, “Delegeleri bulunduğum Tıbbıyeliler beni buraya bağımsızlık yolundaki çalışmalara katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem, manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddederim. Mustafa Kemal’I, vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve lanetleriz” der.

    Mustafa Kemal, şu karşılığı verir: “Evlat, müsterih ol.  Gençlikle övünüyorum. Gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal ya ölüm! Gençler, vatanın bütün istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.”

    Kurtuluş ve bağımsızlık savaşı her türlü zorluk ve imkansızlıklara rağmen gerçekleştirilir ve Türkiye Cumhuriyeti kurulur. Türkiye Devletinin hükümet şeklinin cumhuriyet olduğu, 29 Ekim 1923’te ilan edilir. 

    Gençlik, 1918-1922 yıllarında Türkiye’nin bağımsızlık savaşında ön saflarda yeralmış üzerine düşen görevi yerine getirmiştir.

  • F-16’lar uçacak, tanklar yürüyecek

    F-16’lar uçacak, tanklar yürüyecek

    Turhan FEYİZOĞLU
    19 Aralık 2005, sayı: 97

    “Yukarıda mavi gök, aşağıda yer yaratıldıkta, ikisinin arasında insanoğlu yaratılmış. İnsanoğulları üzerine atalarım Bumin Hakan, İstemi Hakan tahta oturmuş. Oturarak Türk milletinin ülkesini, töresini idare edivermiş, düzenleyivermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Asker sevkedip dört taraftaki Kavmi hep itaat altına almış, mutlu kılmış. Başlılara baş eğdirmiş, dizlilere diz çöktürmüş… Ey Türk Oğuz Beyleri! Üstten gök çökmedikçe, alttan yer delinmedikçe bil ki, Türk Milleti, Türk yurdu, Türk devleti, Türk töresi bozulmaz.”

    (Göktürk-Orhun Kitabeleri’nde yazılan Bilge Kağan’ın hitabesinden bir bölüm).

    ***

    Türkler, insanlığın ilk devirlerinden beri Avrasya, Afrika, Ortadoğu, ve Uzakdoğu denilen bölgelere yön veren en büyük millet olmuş, günümüzde de tüm dünyaya yön verecek birikime sahip önemli bir millettir.

    Tüm dünyada herkes, Türk Milleti için şunu diyor:

    “Türk Milleti asker millettir.”

    Neden asker millet deniliyor? En yalın haliyle açıklamaya çalışayım. Türk Milleti, insanlığın var oluşundan beri “asker millet” anlayışını tüm hayatına uygulamıştır.

    “Batılı” olarak adlandırılan ve çok tartışılan bir kitabın yazarının değerlendirmesine göre bu durum şu tarihe kadar devam etmiştir:

    “Süleyman Şah’ın ölümünden sonraki üç yüzyıl içinde, onun onuncu halefi olan Kanuni Sultan Süleyman, Adriyatik kıyılarındaki Arnavutluk’tan, İran İmparatorluğu sınırlarına ve Mısır’dan Kafkasya’ya dek uzanan koskoca bir imparatorluğu adalet ve dirayetle yönetmeye başlamıştı bile. Macaristan ve Kırım ona bağlı prensliklerdi. Avrupa hükümdarları getirdikleri değerli armağanlarla huzuruna çıkarak, aralarındaki antlaşmazlıklar konusunda onun hakemliğine başvuruyorlardı. Orduları, Doğuya giden yol üzerinde yerleşmişti. Filosu tüm Akdeniz’e egemendi. Kuzey Afrika, hükümranlığını tanımıştı. İstanbul onundu. Bütün bunlardan sonra dünya egemenliğini elde etmek için uğraştı. 1580’de Viyana kapılarına dayandı ve Hıristiyan alemini kıskıvrak yakalamaya çalıştı. Başaramadı ve ölümünden sonra yozlaşma başladı. Halefi ayyaş (İkinci) Selim’di. Selim’in bir Ermeni uşağının piçi olduğu ve saltanat kanının onunla değiştiği söylenir. Bir istisna dışında, ondan sonra gelen yirmi yedi padişahın her biri bir öncekinden daha da dejenere idi. Yönetimi, saray haremi, iç oğlanları ve hadım ağaları ele geçirdi. İyi bir önderden yoksun kalan Türkler, tüm insanlıkla aynı şuaya girdi. Yapılarındaki çelik doku yok olmuştu. Enerjilerinden ve canlılıklarından eser kalmamıştı. Soy ve ahlak açısından çürümüşlerdi. Egemenlikleri altındaki bağımlı halklar, onlara başkaldırdılar… Muhteşem Süleyman’ın görkemli saltanatından sonraki üç yüzyıl içinde, Osmanlı İmparatorluğu müflis, mefluç ve çürümüş bir hale gelmişti. Bu imparatorluğun artık dağıtılması gerektiğine kani olan Hıristiyan güçler, onu baskı altına alıp, cesaret edebildikleri parçalarına el koymaya başladılar.”

    Neymiş. Türkler “Asker millet” olmaktan uzaklaştıkları zaman her şeyleriyle çöküntüleri olmuş. Demek ki “asker millet” özelliğini Türkler koruyacak, korumalı. Yoksa millet özelliği kalmayacak.

    Bu değerlendirmeyi ben yapmıyorum. Kim yapıyor? H. C. Armstrong adlı “Batılı” bir yazar, “Bozkurt” adlı kitabının 22. sayfasında bunu açıklıyor.

    Ben bir Türk vatandaşı olarak böyle bir değerlendirmeyi yapsaydım ne olurdu?

    Çağdaş (!), Batılı (!), özgür düşünceli (!) olarak nitelenen bazı aydınlar (!) tarafından yanlı davrandığım ileri sürülerek her türlü alçaltıcı ifadeyle değerlendirilecek, ölümle tehdit edilecektim.

    Armstrong adlı yazar, “Bozkurt” adlı kitabının 22. sayfasında yukarıda özetle aktardığım bölümde şunları diyor?

    1- Emperyalist Batıcı işgalci güçlerle işbirliği yapan Türkler, yozlaştı.

    2- Emperyalist Batıcı işgalci güçlerle işbirliği yapan Türkler, egemenliklerinde olan toprak parçalarını tamamen yitirdi.

    3- Emperyalist Batıcı işgalci güçlerle işbirliği yapan Türkler, savaşçılıklarını yitirdi.

    AB-ABD-İngiltere ve diğer emperyalist işgalci güçler bunu bildikleri için Türk toplumundan askerin özelliğini silmeye çalışıyorlar.

    Türk Milleti buna izin vermemeli.

    Türk Milleti “asker millet” olma özelliğini yitirmedi, yitirmemeli. Bu özelliğini korumalı.

    Avrupa Birliği (AB), İngiltere, ABD ve emperyalist işgalci güçler, 2005 yılında da Türklerin bu özelliğinden vazgeçmesini istiyor, bunun için çaba gösteriyor ve her türlü yolu deniyorlar.

    Ne diyorlar?

    “Askerin gücü azaltılsın”, “asker şuradan çıksın”.

    Bunu insan hakları, barış, kardeşlik adına söyleyen emperyalist işgalci-alçaklar, kendi askeri güçlerini artırmak için her türlü çabayı sarf ediyor.

    Seni hareketsiz hale sokuyor ki istediği gibi hareket etsin, sömürücü-işgalci emperyalist güç.

    Bunun son örneğini Irak’ta görüyoruz.

    AB-ABD-İngiltere-Fransa gibi emperyalist işgalci güçler Irak’ta soykırım yapıyor.

    Yarın, İran’da, bir başka gün Suriye’de, bir başka gün Türkiye’de aynı emperyalist işgalci tavırlarını sergileyecekler. Bunun için hazırlıklar yapıyorlar.

    Bunun için dikkatli ol sevgili kardeşim, arkadaşım, dostum.

    Günümüzde “kapkaççı” olarak nitelendirilen şahıslar bile senden daha örgütlü hareket etmektedirler. Bunu bilmeniz gerekiyor.

    “Kapkaççı” örneğin, cüzdanınızı çalıyor.

    Emperyalist-işgalci-kapkaççı güçler sizin tüm hayatınızı alabilir, yok edebilir. Bu örnekler yaşanıyor.

    Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde, AB-ABD-İngiltere işgalci emperyalist güçlerin desteğindeki maşalar-uşaklar tarafından alçakça yapılan saldırı sonucu yiğit yurtsever Türk gençleri asteğmen Ömer Fidan, asker Mehmet Duru, asker Cihan Olhan ve asker Mehmet Ali Çetin, şehit oldu. Yiğit yurtsever Türk gençleri Türk tarihinin ölümsüzleri arasına adlarını yazdırdılar. Onları unutmayacağız.

    Bu nedenle, Türk Milleti, doğuştan sahip olduğu “asker millet” özelliğine sahip olmalı, bu özelliğini korumalı, buna göre hareket etmelidir.

    “Asker millet” olma özelliği sadece “silahşor” olarak değerlendirilmemeli.

    “Asker millet” özelliği yaşamın her alanı kapsar.

    – Bayrağına sahip çıkman amacıyla savaşmalısın.

    – Dilini yaşatman amacıyla savaşmalısın.

    – Kültürünü yaşatman amacıyla savaşmalısın.

    – Ekonomine sahip olman amacıyla savaşmalısın.

    – Özgürlüğüne sahip olman amacıyla savaşmalısın.

    – Öz değerlerini koruman amacıyla savaşmalısın.

    – Ülkene sahip olman amacıyla savaşmalısın.

    Bütün bunların olabilmesi için ilk önce kendi varlığını korumalı, ülkene-toprağına sahip çıkmalısın.

    Bu nedenle Türk vatandaşı olarak ilk başta vatandaş olarak görevlerinin ne olduğunu bileceksin, sorumluluklarını yerine getireceksin. Bunları yerine getirebilmen amacıyla savaşçı olmalı, başarmak amacıyla savaşmalısın.

    Türk ve Türkiye’nin geleceğini korumak amacıyla ayrıca bu ülkenin askeri var, güvenlik güçleri var.

    Türk Milleti’ni ve Türk devletini korumak için binlerce yıldır varolan “asker millet” özelliğiyle oluşturulan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait “F-16” savaş uçakları her zaman korunma-savunma amacıyla istediği her bölgede uçmaya devam edecektir.

    Türk Milleti’ni ve Türk devletini koruma-savunma amacıyla başta tanklar olmak üzere her türlü zırhlı araç her bölgede yürütülecektir.

    Türk Milleti’ni ve Türk devletini koruma-savunma amacıyla savaş gemilerimiz, donanmamız denizlerimizi korumaya-savunmaya devam edecektir.1

    Türk Milleti “asker millet”tir.

    Türk ve Türkiye için kim nerede aşkla, sevgiyle hizmet veriyorsa onların yanındayız, hepsini seviyoruz, destekliyoruz.

  • Dünya tarihini bilmek için Türklerin tarihini bilmek gerekir

    Dünya tarihini bilmek için Türklerin tarihini bilmek gerekir

    Turhan FEYİZOĞLU
    2 Ocak 2006, sayı: 98

    “Türkçe konuşulan, Türk’e yurtluk etmiş olan yerler
    kıyamete kadar Türk’ün hükmü altında kalacak.”

    Oğuz Kağan

    Dünya tarihi Türklerin tarihinin bir özetidir. Dünyanın tarihini Türkler oluşturmuştu. Halen öyledir.

    Türkleri tanımayanlar için 2005 yılında gazetelere yansımış bazı haberlerden örnekler vererek bunu anlatmaya çalışacağım.

    Neden bunu anlatma gereği duyuyorum? Çünkü “Türk dünyası” hakkında Türkler bile yeterli bilgiye sahip değil.

    Bakın bir olay anlatayım. Tarih: 21-23 Mayıs 1993. Yer ve olay: Türkiye’de, Antalya’da “Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk-Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı” düzenlendi.

    Bu toplantıda ilk kez bütün Türk boylarının temsilcileri bir araya gelmiş ve tanımıştı. Güney Sibirya’da yaşayan Şor Türkleri de bu kurultaya katılmıştı. Kurultaya katılan Şor Türkleri temsilcisi o kadar Türk’ü bir arada görünce şaşırmış ve şunları söylemişti: “Biz Şor Türkleri ancak 3000 kişiyiz. Kendimizi az zannederdik. Oysa ne kadar çokmuşuz.”

    “Türk dünyası” kendi gücünün farkına varmalı ve bu işbirliğini geliştirmelidir. Türk’ün gücü nedir? Dünya tarihine bakalım. Türk donanması 16. yüzyılda dünya güçler dengesini değiştirecek işler yapıyordu. Bu yüzyıldan 21. yüzyıla geliyoruz. Aradan 500 yıl geçmiş. 25 Aralık 2005 tarihinde “Deportivolu Taraftarlar, Her Maçta Ay Yıldızlı Türk Bayrağı Açıyor” başlığıyla bir haber yayınlandı.

    Bu haber özetle şöyledir: “İspanya’nın kuzeyinde Portekiz sınırına yakın Galicia bölgesinde, ‘Vigo’ ve ‘La Coruna’ adında iki kent var. Bu iki kentin tepük oyuncuları karşı karşıya geldiğinde, ‘Deportivo La Coruna’ adlı tepük takımının taraftarları, rakip tepük takımı karşısında ellerinde Türk bayraklarıyla sahayı dolduruyor ve “En Büyük Türkiye!” diye bağırarak tepük takımındaki oyuncuları ve taraftarları coşturuyor.

    Tepük oyununun taraftarları öylesine bu işi benimsemişler ki, bu nedenle kurulmuş onlarca Türk taraftarı derneği bulunuyor. Türk taraftar derneklerinden “La Pasion Turca” adlı derneğin kurucularından Ricardo, “Türk bayrağına Deportivo Kulübü yaşadıkça sahip çıkacaklarını” söylüyor. Gazeteci Alberto Torres, bu ilginin nedenini şöyle açıklıyor:

    “Barbaros Hayrettin Paşa, Akdeniz’e hükmettiği sıralarda İspanya sahillerine kadar ulaşmış. O sırada İspanya’da yiğitliğiyle ünlü Galicia bölgesinin delikanlıları, Barbaros’a büyük destek vermişler. Bu işbirliğini içlerine sindiremeyen komşu kent Vigo’nun halkı ise La Coruna’ya Türklerle ortaklığa girmelerinden dolayı, onlara ‘Türkler’ adını takmışlar. Bu ad sporda, özellikle de futbolda günümüzde büyük bir rekabete dönüşmüş.”

    Bir başka olay ve yer. Felemenk ticaret gemileri, 1596’da Cava Adası’na (Endonezya) vardığında kendilerini karşılayanlar arasında İtalyanca bilen bir Türk tüccar da vardı. Bu nasıl olmuş? Bu tüccar orada nasıl bulunmuş? Osmanlı İmparatorluğu yönetimi sırasında “Sarı Selim” lakabıyla anılan “2. Selim” zamanında “Kurtoğlu Hızır Reis” komutasındaki 17 kadırga ve 2 levazım gemisinden oluşan Türk donanması, 1500’lü yılların ortasında Endonezya’ya gitmiş ve uzun yıllar o bölgede kalmış, halkı sömürgecilere karşı korumuş ve onlara her türlü bilgiye vermiş, onlarla kaynaşmışlar. Tekne-gemi yapımcılığını, tekne-gemi kullanmasını, ticaret yapılmasını öğretmişler halka.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünü kaybetmesiyle Endonezya’da Avrupa, İngiltere ve ABD işgalciliği-sömürücülüğü başlıyor. Aradan yaklaşık 500 yıl geçiyor. 21. yüzyıldayız. Endonezya’da bağımsızlık için savaşan gerillalar, zemininde kırmızı-beyaz renk olan bayraklarına simge olarak Türk bayrağının simgeleri olan “ay ve yıldızı” almışlar.

    Tüm Avrupa ülkelerinden değil, bazı Avrupa ülkelerinden örnek verelim. 1700’lü yıllarda İsveç Kralı, Ruslara karşı savaşırken Ruslardan kaçmış ve Osmanlı Devleti’ne sığınmış. Bir süre Osmanlı Devleti’nin misafiri olmuş. İsveç ile Rusya antlaşma yapınca ülkesine geri dönmek isteyen İsveç Kralı’nın yanında 300 Türk askeri güvenlik amacıyla görevlendirilmiş. Uzun bir yolculuktan sonra İsveç’e varılmış. İsveç Kralı’nın yanında İsveç’e giden Türk askerleri geri dönmemiş orada kalmışlar.

    Peki ne olmuş bu Türklere ve ne yapmışlar? İsveç’e giden bu 300 Türk askeri, “Askersund” Kasabası’na yerleşmişler ve hayatlarını orada devam ettirmişler. Almanya’nın özellikle güney bölgesinde bir çok yerleşim yerinin ismi Türk ismi taşıyor: Türkheim, Türkenfeld, Türkenkriege gibi. Kasabalardaki bu Türk isimleri 1960 sonrası giden Türkler nedeniyle kalma değil, daha çok 16. yüzyıldan sonra bu bölgelere giden Türk akıncılardan kalmadır. Almanya’nın Schwetzingen Kasabası’nda 18. yüzyıldan kalma ve Türklerin yaptığı bir camii vardır.

    Avrupa’dan Afrika’ya geçelim.

    22 Kasım 2005 tarihli bir gazetede, “Gambiya’da Türk Olmanın Cazibesi” başlığıyla yayınlanan haber özetle şöyledir:

    “BBC Fransızca bölümünde çalışan gazeteci Jean-Michel Duffrene Ramazan ayının sonlarında Batı Afrika ülkesi Gambiya’nın büyükelçiliğine gitmiş ve Fransız pasaportuyla ülkeye giriş için vize almak istediğinde vize vermemişler. Eşinin Türk olması nedeniyle Türk pasaportuyla başvurmuş ve Gambiya’ya girebilmesi için hemen vize vermişler.

    Gazeteci Duffrene, Türklerin burada yaptığı ekonomik-kültürel-eğitimsel katkılar sayesinde neredeyse Gambiya’nın her tarafında Türk izine rastlamanın mümkün olduğunu belirtiyor.

    Bir örnek de Türkiye’ye yerleşen bir ABD’li aileden örnek vereyim. 29 Kasım 2005 tarihinde “Bursa’ya Yerleşen ABD’li Aile Türkleşti” başlığıyla yayınlanan haber özetle şöyledir:

    “ABD’li David Mc Neill, bir otomobil yedek parça firmasındaki görevi nedeniyle 2 yıl önce eşi ve 4 çocuğuyla birlikte Türkiye’ye geldi. Türk kültürüne çok çabuk uyum sağlayan ve artık yaşamlarını Türkiye’de sürdürme kararı alan aile isimlerini de değiştirdi. David (Davut), eşi Angie (Ece), çocukları Graham (Görkem), Matthew (Mert), Murphy (Müfit) ve Austin de (Aslan) adını aldı. Çocuklarını özel okul yerine bir devlet okulu olan Nedim Öztan İlköğretim Okulu’nda okutan ailenin en sevdiği yemekler ise iskender kebap, fasulye ve pide çeşitleri. David Mc Neill, “Eşim ve çocuklarımla Bursa’ya yerleştik. Burada insanlar çok sıcak. Ben ve ailem çabuk adapte olduk. Burada çok mutluyuz, kendimizi bir Türk ailesi gibi hissediyoruz” demiş.

    Bunun nedenini ABD’li aile açıklıyor: Türkler bulunduğu her bölgede huzur, adalet ve barışı sağlamıştır.

    Türklerin egemen olmadığı bölgelerde savaş, yıkım, sömürü, işgal hakim olmuştur. Türkler dünyanın her bölgesinde, her tarafında bir dünya milleti olarak var ve yaşıyor. Dünya tarihi gösteriyor ki, Türklerin ve Türkiye’nin her şeyi yapabilecek gücü ve örgütlülüğü var. Yeter ki buna uygun hareket edip karar verebilelim. Gücünü ve etkinliğini hissettirsin.

    ABD-İngiltere ve İsrail, Irak’ı işgal ettiği gibi şimdi de İran ve Suriye’yi de işgal etmek istiyor. İran’da 30 milyon, Suriye’de milyonlarca Türk yaşıyor. “Evlad-ı Fatihan” dediğimiz bu yurttaşlarımıza ve orada yaşayan insanlara sahip çıkmak bizlerin görevidir.

    Türkler, bu bölgede, işgalci emperyalist-sömürgecilere karşı direnen tüm ülkelerle, güçlerle işbirliği yapıp buralardaki işgalcileri-sömürgecileri ve emperyalistleri bu bölgeden kovabilir. Bizlere her kesimin ihtiyacı var. Kimse Türklersiz iş yapamıyor ama Türklerin başında olanlar da bir iş yapmak istemiyor.

    Bölgeye barışı ve huzuru Türkler getirebilir. Bunun tarihte örnekleri çoktur. Bir kere daha hatırlatırım.

    Türk’ün olmadığı yerde barış, huzur, kardeşlik ve adalet olmaz.