Blog

  • Erivan büyükelçisi adayı Yovanovitch “soykırım” ifadesini kullanmadı

    Erivan büyükelçisi adayı Yovanovitch “soykırım” ifadesini kullanmadı

    Washington – ABD’de Ermeni tezlerini savunan Demokrat Parti’nin başkan adayı Senatör Barack Obama’nın yazılı sorularını yanıtlayan Başkan George W. Bush’un Erivan büyükelçisi adayı Marie Yovanovitch, Obama’nın ısrarlı ifadelerine karşın, 1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelendirmedi.

    Senato Dış İlişkiler Komitesinde onay süreci devam eden Yovanovitch, komite üyesi olan Obama’nın dört yazılı sorusunu yine yazılı olarak yanıtladı.

    Obama’nın, “Ermeni ’soykırımını’ çevreleyen olayları nasıl tanımlıyorsunuz?” şeklindeki sorusu üzerine Yovanovitch, özetle, ABD’nin, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki “kitle öldürmelerini, etnik temizliği ve ve zorunlu göçü” kabul ettiğini kaydetti, ancak Ermenilerin esas amaçladığı sözcük olan “soykırım” ifadesini kullanmadı.

    Obama’nın, “göreve başlamanızın onaylanması durumunda ’soykırım’ kurbanlarını nasıl anacaksınız?” sorusunu yanıtlayan Yovanovitch, özetle, Erivan’da her yıl nisanda düzenlenen resmi anma törenine katılma geleneğini sürdüreceğini söyledi.

    Barack Obama’nın, “Türkiye’de ’soykırımın’ daha fazla incelenmesi ve ’tanınması’ için ABD Dışişleri Bakanlığı ne adımlar atıyor?” şeklindeki sorusunu yanıtlayan Yovanovitch, Türk devlet arşivlerindeki arşivcilerin ABD’de tarihi araştırmaların yapılış biçimini izlemek üzere davet edilmesine ilişkin bir program üzerinde çalıştıklarını, Ermeni arşivcilerle de temas ettiklerini söyledi.

    Amerika Ulusal Ermeni Komitesi (ANCA) adlı kuruluş, Yovanovitch’in Obama’nın sorularına “kaçak” yanıtlar verdiğini ve bunun tatmin edici olmadığını ileri sürdü.

    ABD’de aralarında büyükelçilerin de yer aldığı üst düzey yetkililerinin atamalarının, Senato tarafından onaylanması gerekiyor.

    Yovanovitch, onay süreci için Senato Dış İlişkiler Komitesinde geçen ay düzenlenen oturumda, Ermeni yanlısı senatör Robert Menendez’in baskılarına karşın “soykırım” sözünü telaffuz etmemişti. Ermeni yanlısı bir başka senatör Barbara Boxer, bunun üzerine Yovanovitch’in durumunun komitede daha iyi incelenmesi için büyükelçi adayının onay sürecini bir ay için durdurmuştu. Komitenin, bu ay ortalarında, Yovanovitch’i oylaması bekleniyor. Ancak, Yovanovitch komiteden onay alsa bile, Ermeni yanlısı herhangi bir senator, büyükelçi adayının Senato genel kurulunda onaylanmasını engelleme yetkisine sahip bulunuyor.

    ABD’nin Erivan büyükelçiliği, Mayıs 2006’dan bu yana boş bulunuyor. Son büyükelçi John Evans, resmi ABD politikasını ihlal ederek 1915 olaylarını “soykırım” diye nitelendirmesinin ardından o ay görevden alınmıştı.

    Kaynak : Anadolu Ajansı

     

  • Gene Başardık Dostlar, başarılı bir kampanya oldu

    Gene Başardık Dostlar, başarılı bir kampanya oldu

    BIRLIKDEN KUVVET DOGAR – TURKISH FORUM AMBLEMI ALTINDA BIRLESINIZ

    From: Senem Shamsili [mailto:[email protected]]
    Sent: Saturday, July 12, 2008 8:34 AM
    To: Dr. Kayaalp Buyukataman, Genel Baskan Turkish forum
    Cc: ‘Taner Ertunc’  Baskan Turkish Forum Almanya ve Genel Baskan Vekili
    Subject: RE: FW: Izmir ve Turk Askeri Hakkindaki Kitap

     SIZLER : TURKISH FORUMUN DEGERLI ONDER VE ONCU  UYELERI    

    Candan tesekkurler……..

    Arkadaslar sagolun. Sizlerinde destegiyle  sesimizi duyurabildik.

    ABC radyosunda mektuplarimiz okundu. Bu konuda asagidaki degerlendirmeyi Turkish Foruma icin  yazdim. 

    Radio National’in 12 Temmuz tarihli Saturday Extra programinda Izmir ile ilgili kitap hakkinda gonderdigimiz mektuplardan ikisi okundu.

    Birisi Sayin Buyukelcimizin son derece icten ve profesyonel bir dille yazilmis icerikli mektubuydu.

    Sunucu bu konuda Turklerden bir cok mektup aldiklarini belirtti. Bu bizler icin guzel bir basari. Turk toplumunu goz ardi etmeye niyetli ABC icin mektup akinina ugramak tatsiz bir surpriz olmali!

    Bugunku programa su baglantidan ulasabilirsiniz:

    Programin sonunda sunucu Giles Milton adina bir kac soz sarf etti. Yazarin Yunanli ya da Ermenilerle degil de Izmirli Levantenlerle konustugunu soyledi.

    Levanten Osmanli doneminde yasamis Musluman olmayan ve ozellikle Akdeniz ulkelerinden gelen halklara verilen genel ad. Bu deyimi kitap boyunca kullanip sonra da Yunanli ya da Ermenilerle iletisim kurmadim demek abesle istigalden baska bir sey degil.
    Eger Saturday Extra programina mektup gondermeye devam edeceksek programin sunucusu Geraldine hanimi bu konuda aydinlatmakta fayda var!

    Dunyanin dort bir yanina dagilmis duyarli Turkleri., Turkish forumun onder ve oncu Uyelerini ve Avustralya Buyukelcimiz Sayin Murat Ersavci’yi etkili tepkilerinden dolayi bir kez daha tebrik ediyorum

    GENE BASARDIK DOSTLAR BASARILI BIR KAMPANYA OLDU :TURKUN SESI AVUSTURALYADA BIR KERE DAHA YUKSELDI: Izmir ve Turk Askeri Hakkindaki Karalamalar

     

  • Türk’ün yeniden doğuş destanı

    Türk’ün yeniden doğuş destanı

    Yilmaz Oztuna tarihci olarak her zaman takdirle andigim bir kisidir. Genclik yillarimda onun yonetiminde cikartilan HAYAT TARIH MECMUASI’ nin mudavimlerindendim. 12 ciltlik Turkiye Tarihi kitabininin tamamini okumustum. Yilmaz Oztuna’dan yine tarihi bir yazi okumak guzel bir sey. Gunluk kose yazilarinda yayinlanan bazi goruslerine (ozellikle AB hakkinda) katilmamakla bereber kendisini bir tarihci olarak her zaman takdir ederim. Cirkin bir dava’ya isim yapilan Ergenekon’un ne oldugunu hepimiz bilmeliyiz. Dava bir tarafa Turkiye bugun gercekten bir Ergenekon ortaminda cikis ariyor. Seriatcilarin demokrasi havarisi kesildigi Turkiye’de, Turklugu on plana cikaracak, Turk Devletinin asli unsurunu koruyacak yeni olusumlara cok ihtiyac var.

    Turkiye’de Turk Yeniden Dogmali ve Destan yazmalidir. Bu destan bugun Turkiye icin tarihteki Cin konumuna gelmis AB/ABD ye karsi yeniden yazilmalidir.

    MUSTAFA ERCILASUN [[email protected]]

    Türk’ün yeniden doğuş destanı

     

    12 Temmuz 2008 Cumartesi

    HAFTALIK DURUM
    Yazan: Yılmaz ÖZTUNA

    ALTAYLAR’DAN DÜNYAYA
    Bumın Kağan, kardeşi İstemi Kağan ile Ergenekon’da 96 yıl sıkışıp kalan milletini dağları eriterek Altaylar’dan indirdi. Onlara dişi bozkurt (asena) yol gösterdi, rehberlik etti.

    TÜRK KİMLİĞİ BURADA OLUŞTU
    Ergenekon’dan çıkışı başaran Bumın Kağan kardeşiyle Türk birliğini sağladı. Göktürk devleti ve hanedanı öyle bir prestij kazandı ki, artık bütün Türkçe konuşanlara Türk dendi. Millet ismimizin dayanağı da Göktürkler’dir.
    Ergenekon, Orta Asya’nın kuzey-doğu kesiminde bir vâdînin adıdır. Sözlük anlamı ‘sarp dağ geçidi’dir. Altay Dağlarındadır Çinlilerin T’u-kü-e (Tukyu) dedikleri, kendilerine Kök Türük (Göktürk) diyen bir Hun boyu, Milâd’dan sonra 400’e doğru Çin’in Şansi eyaletinin batı bölgesinde yaşıyordu. Başlarında Aşına (Kurt) sülâlesinden Hunlar’ın Mete hanedanından hükümdarları vardı. Türkler, Mete’den inmeyen hiçbir kişiyi meşru hükümdar kabûl etmemişlerdir. Zira Türklerin ‘Kök Tengri’si (Gök Tanrı) yalnız Mete soyuna kut vermiştir. Mete’nin şeref adı Oğuz Han’dır. İlk Osmanlı tarihçileri, önce Kayıhanoğulları olan Osmanoğulları’nın Oğuz Han soyu yani Mete torunu olduklarını özenle vurgulamışlardır.
    Çin imparatoru Tay-vy (saltanatı 424-451), Kök Türüklerin Tsiu-kiu-şi dedikleri Aşına uruğunu kılıçtan geçirdi. Sadece 500 aile, Altaylar’a can atıp kurtuldu. Ergenekon vadisine sığındı ve vadi girişini kayalarla kapattı. Çinliler bulamayıp döndüler. Şansi batısında Altay Dağları’na kuzey-batıya doğru 2.200 kilometredir. Göktürkler, Ergenekon’da demir madeni buldular. İşleyip silahlandılar.

    EFSANE SANILIYORDU
    Bu olay 439 yılında geçti. Bu tarihte Çinlileşmiş Türk asıllı, Türklerin Tabgaçlar dediği Kuzey Liang hanedanı, Çin’in bu kesiminde imparatorluk kurmuşlardı. Kendileriyle aynı sülaleden inen Göktürkler’i kılıçtan geçirdikleri anlaşılır. Özetlediğimiz olay, İslam devri tarihlerinde yazıldığı şekliyle, Türkler’in bir destanı, yani efsane sanılıyordu. 1864’te Fransız sinologu (Çince bilgini) Stanislas Julien, 6.000 ciltlik Pien-o-tien adlı Çin kronikinde bu olayı bulup Fransızca’ya çevirince, tarihi ve gerçek bir vak’a olduğu anlaşıldı. Bilindiği gibi Çin kronikleri yıl yıl vak’a-nüvislerce tutulduğu için, verdikleri bilgi kesindir (Stanislas Julien, Documents Historiques sur les Tou-kious T(Turcs), journal Asiatique, Paris 1864, VI. Seri, cilt II, s.348-9, tam tercümenin metni: III, 325-67, 490-549, IV, 200-42, 391-430, 453-477).
    Türk milletinin exodus’u (hurûc’u olan Ergenekon’dan çıkış, 535 yılındadır. Şu halde Türkler, Ergenekon’da 96 yıl yani 3 nesil (kuşak) kalmışlardır. Çoğalmışlar, büyük demir madeninin hemen yanında yaşamışlardır. Ergenekon’a Giriş’te Türkler’in başında Göktürk prensi Bilge Şad vardı. Ergenekon’da ölünce yerine oğlu Tavu Şad geçti ve önce yabgu (kral), sonra uluğ-yabgu (büyük kral) unvanlarını aldı. Tavu’nun yerine oğlu Bumın geçti.

    ERGENEKON’DAN ÇIKIŞ
    Bumın Kağan, elinde örs, çekiçle demir dövdü. Demirden dağlar ateşte eridi. Yol açıldı. Ama geçitler bitip tükenecek gibi değildi. Bumın, yanında at süren kardeşi İstemi, kâh kucağında kâh atının önünde gizli geçitleri bularak geçiren Bumın’ın evcil dişi kurdu Börte Çine, kutlu bir günde Ergenekon vadisinden çıktılar. Bumın, kağan (hakan) unvanını alarak Ergenekon’u boşalttı.
    552 yılı, Göktürk döneminin başlangıcıdır. Bumın Kağan’ın kardeşi İstemi Kağan’la tarihte az görülen bir âhenk içinde çalışarak Türk imparatorluğunu Japon Denizi’nden batıda Kırım’a, kuzeyde Sibirya’dan güneyde Himalayalar’a kadar yaklaşık 18 milyon kilometrekare büyüklüğünde bir cihan devleti kurmaları, bir buçuk asır sonra Bumın neslinden İlteriş Kutlu ve Kapgan Kutlu kardeşlerle Bilge Kağan ve Kül Tegin kardeşlerin ahenkli çalışmaları ile yüceldi.

    TÜRKÇE’DE BİRLEŞTİLER
    Göktürkler, Türk tarihinin dönüm noktasıdır. Gerçek başlangıcımız olduğunu söyleyen tarihçiler de vardı. Osmanlı Cihan Devleti’nin uzak temellerini, bambaşka bir coğrafyada çok sağlam şekilde attığını derin tarihçiler bilirler.
    Osmanlı Cihan Devleti’nin temelleri de Orhan Bey-Alâeddin Bey ve Süleyman Paşa Sultan Murad Kardeşler’in çok ahenkli çalışmaları ile atılmıştır. Kardeş kavgası başlayınca Devlet çetrefilleşmiştir.
    Göktürkler’e kadar Türkçe konuşan her kavmin, boy’un, oymağın ayrı isimleri vardı o isimlerle anılırlardı: Hunlar, Avarlar, Tabgaçlar, Uygurlar, Karluklar, Usunlar, Kanglılar ve daha sayabildiğiniz kadar sayınız. Göktürk devleti ve hanedanı öyle bir prestij kazandı ki, artık bütün Türkçe konuşanlara Türk dendi. Millet ismimizin dayanağı da Göktürkler’dir. Göktürk adının “Semavi Türkler” manasında iddialı bir şeref adı olduğu açıktır. Ergenekon’a sınmış (yenik, mağlub) bir Hun boyu olarak giren Türkler, o cendereden bir asır içinde şuurlanarak Göktürk kimliği ile çıktılar. Osmanlılar’ın gerçek atası, öncüsü, mürşidi ve müjdecisi olarak modern birçok Avrupalı tarihçi Göktürkler’den Osmanlılar’a tabirini kullanmıştır.

    DARDA KALIŞIN SEMBOLÜ
    Gençlerimiz, yoğun şekilde Ergenekon’un ne olduğunu soruyorlar. Bu yazımız bunun için ve aktüalite bakımından kaleme alındı. Gençlerimiz, nasıl tarih dersi okutuluyorsa, Ergenekon’u duymuşlar, ne idüğünü bilmiyorlar.
    Ergenekon’a Girmek: Edebiyatımızda, Türk’ün cendereye girmesidir. Tıkanıp kalmasıdır. Ergenekon’dan Çıkış: Türk’ün eski varlığına, büyüklüğüne dönmek için yaptığı tarihî hamledir. Bu bakımdan Mütareke döneminde (1918-1922) Anadolu’nun işgal altında bulunmayan kısmı Ergenekon’a benzetilmiştir. Büyük romancı Yâkub Kadri Karaosmanoğlu, bu yıllarda, İstanbul basınının büyük gazetesi İkdâm’da Milli Mücadele’yi desteklemek için kaleme aldığı milliyetçi yazılarını 3 cilt halinde Ergenekon adıyla toplamıştır.
    Bu bakımdan Ergenekon, bir milletin darda kaldığını, zorda bırakıldığını gösterir. Ama Ergenekon, aynı zamanda, bir küçük vadide Türk, 96 yıl çabalayıp kendini bulduğu ve çok şanlı bir geleceğe açıldığı için, şerefli bir isimdir.
    Ergenekon, Türk’ün madene, tekniğe, silaha hakimiyetini ve milli iradesini de simgeler. Demirden dağlar eritilerek geçit açılıp cendereden çıkılmıştır. Üstün silahlar yapılarak Altaylar’dan inilmiştir. Geçidi Bumın Kağan’a, yanında at süren kardeşi İstemi Kağan’a, dişi bozkurt (asena) yol göstermiş, rehberlik etmiştir. Kurt’un köpekler gibi eğitilerek yol gösterebileceği bugün kesin şekilde biliniyor.

    BOZKURT
    Bozkurt (Göktürkçe: Kök Böri) (kök=gök, semâvî, mavi boz renk), Mete Hanedanı destanında olduğu gibi zaten Bozkurt Sülâlesi Denen “kut verilmiş” Mete oğulları’nca da kutsaldır. Bu milli sembol, Türkiye Cumhuriyeti kurulurken aynen kabul edildi. Zira Göktürk bayrağında -bugünkü madeni ay-yıldız yerine- bozkurt başı olduğu biliniyordu. Kırmızı da, Türk büyük-hakanlık hanedanlarının ve sonunda Selçuklular’dan Osmanlılar’a milli Türk rengidir ki bayrağımızın rengi olmuştur.
    Ankara hükûmeti 1922’de 10 kuruşluk ve 1925’te 10 paralık posta pullarının üzerine -şüphesiz Atatürk’ün emriyle- Bozkurt koydu. 1925’te 5 liralık yıldız içinde büyük Bozkurt resmi bulunan banknotlar yayınlandı ve eski harfli olmasına rağmen 30’lu yıllarda tedavülde idi.
    Atatürk’ün emriyle milli eğitim bakanlığının (o zamanki adıyla maârif vekâleti’nin) girişine Ratib Tâhir’e (Burak) yaptırılan muazzam bir Ergenekon’dan Çıkış tablosu asılmıştı ki at üzerindeki Bumın Kağan’a yol gösteren Bozkurt bütün haşmetiyle canlandırılmıştı. Acaba bu tablo kimin emriyle ne zaman kaldırıldı ve şimdi nerededir?
    Atatürk devrinde üniversite gençliğinin teşkilatı Milli Türk Talebe Birliği ambleminde, üniversiteli gençlerin kasketlerinde bozkurt vardı. Daha pek çok askerî ve sivil kuruluşta, Kıbrıs Türk Mücâhid Teşkilâtı’nda bozkurt simgesi kabul edilmiştir. İlkokul izcilerine bile yavrukurt denmiştir. Bizans kartalı, Britanya arslanı, Japonya güneşi neyse bizde de millî simgenin bozkurt olduğu anlaşılır.

    ERGENEKON’U KUTLAMAK
    Türk hakanları asırlarca örste demir döverek Ergenekon Günü’nü kutladılar. (Bunun sonradan Nevrûz Günü’ne dönüştüğünü Prof. Abdulhalûk Çay uzun boylu anlatan bir kitap yayınladı.)
    Ergenekon’un kutlandığı, Türk birliğinin beraberliğinin sembolü olarak Türk devletini yönetenlerin sırayla örse çekiç vurmaları geleneğini asırlarca sonra Alparslan Türkeş canlandırdı. O günlerde, gazeteniz Türkiye’ye yazdığım yazının son paragrafını aynen naklediyorum:
    “Bu vesileyle Alparslan Türkeş dostumu candan kutluyorum. Bir hakanlık otağının gölgesinde Cumhurbaşkanı Özal’ı, Başbakan Demirel’i, başbakan yardımcısı Erdal İnönü’yü bir araya getirdi. Biz Batı Türklüğü ile Doğu Türklüğü arasında hoş bir mânâlı köprü kurdu. Altaylar’daki Ergenekon’dan nasıl açık denizlere ulaştığımızı Antalya’da simgeledi. Cenâb-ı Hak, emsâl-i kesîresiyle müşerref eyleye!…”

    Göktürklerin tarih sahnesine yeniden çıkışlarını sembolize eden kabartmalar.

  • Asuman Özdemir Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutuklu Evine nakledilmiştir.

    Asuman Özdemir Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutuklu Evine nakledilmiştir.

    Atakan Mert ağabey bildirdi:

    (Konu ile ilgili haber ve yorumlar www.1000zet.de’ de)

    Degerli Dostlar,

    Bazılarınız zaten medyadan haber almışsınızdır.  Geçen hafta Çapa hastahanesinde siroz  teşhisi konulan Asuman Özdemir bugün öğleden sonra, karaciğer problemi ve epilepsi nedeniyle, hastahanelere daha yakın(!)  olması bakımından  Gebze’deki hapishaneden Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutuklu Evine nakledilmiştir.

    Bir saat önce telefonla görüştüğüm eşi Özcan Beyin verdiği bilgi özetle şöyledir; Asuman’ın durumu şimdilik çok ağır olmamakla birlikte, acilen hastahaneye yatırılıp yoğun  bakıma alınmadığı taktirde hayati tehlikesi vardır.

    Yarın Asuman’ın avukatı ile İstanbul Barosu müştereken, hukuken neler yapılacağı konusunda bir yol haritası çıkaracaklar.

    Özcan Bey yarın Kocaeli’ne gidip orada yapılan son tahlilleri de alarak Çapa hastahanesindeki tahlilllere ilave ederek hazırlayacağı son sağlık dosyasını ilgili mercilere iletecektir. Özcan beyin şimdilik tek ve acil dileği Asuman’ın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılması ve acilen karaciğer konusunda uzman bir hastahaneye yatırılmasıdır.

    Benim şimdilik önereceğim şeyler şunlardır;

    1- Medyada tanıdığımız etkili kişilere yazılar yazarak kamuoyunun daha fazla     bilgilendirilmesini sağlamak,

    2- Bir insan ve duyarlı yuttaş olarak Sevgili Asuman’a  yüzlerce mektup göndererek moral desteği vermek,

    3- İnternet üzerinden birlikte oluşturacağımız bir metin ile imza kampanyası başlatmak

    Saygı ve sevgilerimle.

    Not:

    1- Özcan Bey  kendileri ile ilgilenen tüm dostlara teşekkürlerini iletmemi istemiştir.

    2- Konuyu bilmeyenler için; Asuman Özdemir 14 aydır iddianamesi hazırlanmadığından

    tutuklu bulunmaktadır.

    ######################################

    Fethiye Temiz hanımefendi bildirdi:

    Biraz once, Ozcan beyle konustum. O kadar caresiz ki… “Sucumuzun ne oldugunu bilseydik bari” deyip duruyor.

    Atakan’in verdigi bilgileri bana tekrarladi, elimizden geldigi kadar tum dunyaya bunu yayacagimizi ve Asuman’in ozgurlugu icin elimizden gelen cabayi sarfedecegimizi soyledim. Onu çok sevdigimizi ve masum oldugunu bildigimizi soyledim.

    Ben Asuman’i iyi tanirim, sabahlara kadar sohbet ederdik. Su anda ozgur kalsa ve sagligina kavussa bile bu cehennem gibi gecen 14 ayi ona kim geri verebilir. Heyecanla bekledigi torununun dogdugunu bile goremedi. Kocasindan bile bahsederken “Özcan beyim” diye bahseden bu kadar zarif bir kadın nasıl olur da bir terör örgütü üyesi olarak lanse edilir. Bu kadar teror örgütü uyesi kadın demeye bin sahit lazım olanlar meclisin içinde bayrağa küfrederken.. aklım hafsalam almıyor.

    Karaciğer nakli dediğiniz pat deyince olmuyor ki, donor bulunsa bile, doku tetkikleri, sıraya girme, şu, bu.. bütün bunların bilincindeler o yüzden çok umutsuz konusuyor Ozcan bey, tahlilleri bile yarim yamalak yapiliyor diyor.

    Eger mektup yazmak istiyorsanız, Bakirkoy Kadin ve cocuk Tutukevi adresine yazarsaniz, eline gecermis.

    Ehh ben ne diyeyim yani, içim öyle yanıyor ki.. Altan dost doğru söylüyor, böyle bir insanlık suçuna sessiz kalan, en az bu suca iştirak etmiş kadar suçludur.

    Kaygılarımla,

    #####################################################

    Hepinize iyi calismalar, saygi ve sevgiler

    M. BINzet

    mailto:[email protected] , mailto:[email protected]

    www.1000zet.de , www.1000zet.com

     

  • Washington Buyuk Elciligi onunde KKTC\’e aleyhine yapilan gosteriye karsit Turk toplumu gosterisi

    Washington Buyuk Elciligi onunde KKTC\’e aleyhine yapilan gosteriye karsit Turk toplumu gosterisi

    Title: Washington Buyuk Elciligi onunde KKTC\’e aleyhine yapilan gosteriye karsit Turk toplumu gosterisi
    Location: 2525 Massachusetts Avenue NW Washington DC
    Start Time: 14:00
    Date: 2008-07-20
    End Time: 17:00

  • Secim Yardim Kampanyasi Cong. Steve Cohen

    Secim Yardim Kampanyasi Cong. Steve Cohen

    Title: Secim Yardim Kampanyasi Cong. Steve Cohen
    Location: DCCC Second Floor Conference Room, 430 South Capitol Street, SE, Wash., DC
    Description: RSVP to Lydia Borland at 202-258-5816 or [email protected] or
    Lincoln McCurdy at 202-255-1176 or [email protected]
    Start Time: 08:30
    Date: 2008-07-15
    End Time: 09:30

  • Cong. Wexler kitap imzalama gunu

    Cong. Wexler kitap imzalama gunu

    Title: Cong. Wexler kitap imzalama gunu
    Location: Dacor Bacon House, 1801 F St NW, Washington DC
    Start Time: 19:30
    Date: 2008-07-14
    End Time: 21:00

  • Belçika: Kıbrıs’taki durumun sebebi Türkiye

    Belçika: Kıbrıs’taki durumun sebebi Türkiye

    Belçika senatosu, Kıbrıs’la ilgili bir tasarıyı kabul etti. Kararda, çözümsüzlüğün sorumlusu olarak Türkiye gösteriliyor.

    Güldener Sonumut
    NTV-MSNBC
    Güncelleme: 16:28 TSİ 11 Temmuz 2008 Cuma

    BRÜKSEL – Liberal Demokrat Senatör Phillipe Monfils tarafindan kaleme alıan kararın gerekçe bölümünde, “Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgal ettiği” ifadesi yer alıyor ve Türkiye’nin çözüm sürecinin mutlaka dışında tutulması gerektiği belirtiliyor. Kararda, sorunun bugüne kadar çözülememesinden de Türkiye ve Türk tarafının yaklaşımı sorumlu tutuluyor.

    Kararda ayrıca sürece müdahil olan üçüncü ülkelere de yaptırım uygulanması öneriliyor ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin adanın tamamında tek yasal egemen devlet olduğu öne sürülüyor.

    Tarafların çözüm arayışlarını uzlaşı, güven ve barış havası içinde sağlaması gerektiği vurgulayan kararda birleşme çağrısı yapılıyor.

    Belçika Parlamentou’nun oy çokluğu ile kabul ettiği kararda, Rumların Annan Planı’nı reddetmelerinin, “Kıbrıs sorununun çözümünü reddetmeleri şeklinde yorumlanamayacağı”, bu tavrın gerekçelerinin anlaşılabileceği ifade ediliyor.

  • Turkiye Nasil Kurtulur?

    Turkiye Nasil Kurtulur?

                                               

    Ayhan KILIC/Kanada [email protected]

    Orta-Dogu’nun kaderidir kaos yasamak, savaslarla beslenir cunku. Butun peygemberlerin, butun dinlerin ve dolayisiyla butun din savaslarinin odagidir ortadogu. Kutsal mekanlarin cogu buradadir, verimli topraklar buradadir, petrol buradadir, cehaletin ta kendisi buradadir, hurafeler buradadir, koyun surusu gibi millet burada ve diktatorler buradadir. Insanin inanasi gelmiyor, Allah dinleride, peygamberleride bu bolgeye gonderdigi gibi, lanetinide bu bolgeye vermistir sanki. Simdi diyeceksiniz ki Turkiye ile bu anlattiklarinin ne alakasi var. Turkiye dini itibariyle, kulturu itibariyle bir taraftan bu kulturun tamda ortasinda yer alirken diger yandan bati ile de modernlesmek adina ve cabasina hep irtibatlidir. Bir bakima bati ve batililar icin adeta bir gumruk kapisidir. Olsa da olmaz, olmasada olmaz bir durum arz eder Turkiyenin durumu bati kulturunde. Ne yasasin ne olsun taktigi yani. Baska bir deyisle Turkiye guclu olursa bolgeyi kontrolune alir, gucsuz olursa kimse bolgeyi kontrol edemez, serseri kursuna doner koskoca bir alan ve kimin elinde patlayacagi belli bile olmaz.

    Yillardir yurtdisinda yasiyorum, degisik ulkelerde bulundum, gozlemledim, sorguladim, yorumladim, ama su  son donemde yasananlar baska bir ulkede olsa yer yerinden oynar hicbir yonetici kurum, politikaci, burokrat, veya yonetici konumundaki hickimse sokaga cikacak yuz bulamazdi. Atalarimiz ne guzel soylemis “balik bastan kokar” oyle olmus belli ki. Balik bastan kokmusta herkes uyumus.

    Turkiyenin kurtulmasi ile ne alakasi var simdi bu anlatilanlarin diyeceksiniz. Sabredin bende onu anlaticam. Ortadogu insaninin en belirgin ozelligi kolay yalan soyler, kolay kandirir, kolay kandirilir, kor bakar, olaylar gozunun icine girer goremez. Bu aciklanamaz haller dinden gelen bir motifmidir, vicdanmidir, korkumudur, cahillikmidir derseniz, bana gore hepsidir. Biz dini sorgulamayiz(mazallah), din adamlarini sorgulamayiz, devleti sorgulamayiz, devlet erkanini sorgulamayiz, vekaleten gorev verdiklerimizi sorgulamayiz, guce itaat eder baglar elimizi, kirar dizimizi otururuz.  Tevazu bizde lutfen gosterilir, kibir vardir yani tevazumuzda, Ziya Pasa bosuna dememis ” fazla tevazu gosterme sahi sanirlar” aynen oyle yapariz yani, fazla tevazu gostermeyiz,  cunku sahi sanirlar.

    Simdi gelelim Turkiye nasil kurtulur konusuna. Kurtulurmu sizce? demem o ki Turkiye kurtulmaz, kurtulamaz. Ben savastan bahsetmiyorum, ben esaretten bahsetmiyorum, ben vatanin dis gucler tarafindan isgal edilmesinden bahsetmiyorum, ben kurtulmaktan bahsediyorum. Hangi cilgin bize zincir vuracakki, vuramaz, gerek te yok zaten, kandir al elinde ne varsa. zincir vurmaya gerek varmi soruyorum  size? Bakin arap dunyasina, gerek varmi askerlerle isgal etmeye? neyi var arap ulkelerinin, petrolu var, isleten kim? parayi yoneten kim? kazanan kim? baskalari.

    Iste tam da demek istedigim sudur ki, yoneticilerin biri gitti digeri geldi, degisen hic birsey yok. Bizim sozumuzle ozumuz bir olmadan duzelmez bu Turkiye. Aci ama gercek bu. Once insan duzelir, sonra toplum duzelir sonra  memleket duzelir. Memleket dedigimiz sey toplumun ta kendisi degilmidir zaten.  

    Ne hakimler taniyorum ki askerligini bile adam gibi yapamadilar, rusvet, kayirma, iltimas… ne bos insanlar taniyorum ki onemli yerlere geldiler, onemli insan oldular guya, ne polisler taniyorum ki otobanda caldirdigi silahi yiktilar bir gariban cocugun  ustune, ne ogretmenler taniyorum ki bu hukumet benim hakettigim maasi vermiyor, bende cocuklarin yazili kegitlarini okumuyorum diyor. Cok sayarim daha bunlardan, hemde cok. Simdi biz oturmus, o hakimden adalet, o plisten asayis, o bos ama buyuk koltuklarin insanindan yonetim ve o ogretmenden yeni nesiller bekliyorsunuz. Kurtulmaz bu Turkiye. futbol takimi sevgisi gibi politik ve siyasi yaklasimlarimiz oldukca, renk sever gibi politik liderler sevildikce, bos adamlar bas, yarim hocalar sih olunca, yarim bir doktorun elinde sihhat bulmak mumkunmudur? Bazi kameramanlar taniyorum muhabirlik yillarimdan dikerlerdi kamerayi polisin suratina baslarlardi cekmeye, polis tepki verdimi alttan alta vurulardi tekmeyi, cani yanan polis haliyle saldirirdi kameramana, ve aksam haberlerde “polis goevi basindaki kameramanlara nasil saldirdi? az sonraaa” diye ortaligi velveleye verirlerdi. Bu toplum kolay gelmedi bu hale, sulandi, itibar kaybetti, guven kaybetti, sayginligini kaybetti. Bir paranoya herkesi sardi. Ben muhabirdim kendi camiamizdaki ayibi soyledim, herkes kendi ayibini soylesin, temiz olani yok nasil olsa. Bu ayiplarla bu Turkiye kurtulmaz nasil olsa.

    Ayhan KILIC/Kanada

    [email protected]

  • FetHULLAH in Soz de Turk gercekte CIA okullari

    FetHULLAH in Soz de Turk gercekte CIA okullari

    From: Yusuf TAHA [[email protected]

    Bazi Fethullah in Turk okullarindan bahis ediyor. Alin gorun.

    Bu sahtekairin gercek Nufus mudurlugunde kayitli ismi, Fetullahdir; biz de bunu vurgulamak icin surekli FeTTullah deyip durduk. 30,01,1986 yilinda Izmir Nufus Mudurlugunden, degisme sebebi ile aldigi 3881 kayit no’lu kimliginde ismi Fe-T-ullah’ tir. Daha sonra adina bir H harfi ekleyip, Allah’ in fetihcisi anlamina gelen Fet-H-ullah’ a donusturerek saf insanlar uzerindeki etkisini arttirmaya calismistir (Ergun Poyraz, Fetullah’ in Gercek Yuzu, .26, Nisan2000)

    Fetullah’dir adi fethullah degil

    HEMEN HER OKULDA INGILIZ VE ABD’LI VAR

    Kirgizistan’da da 50-60 kadar Amerikali “ögretmen” var. Bunlar da diplomatik pasaportlu. Ve Kirgizistan’da “Fethullahçi” diye bilinen okullarda “ögretmenlik” yapiyorlar.

    Fethullah Gülen’in okullari, Adriyatik’ten sadece Çin’e kadar degil, Vietnam’a, Endonezya’ya kadar uzanmaktadir ve egitim dili olarak da Türkçeyi degil, Ingilizce’yi kullanmaktadir. Özellikle hazirlik siniflarinda haftalik ortalama 24 saati bulan İngilizce derslerine, çogu okulda ABD’li ve İngiliz “ögretmenler” giriyor.

    Orta Asya’da, Afrika’da, Amerika’da, Avusturalya’da kısacası dünyanın her tarafında “Türkiye’nin kültür misyoneri” olduklarını iddia ediyorlar.Programlarında haftada 3-8 saat Türkçe’ye yer verirken, 25 saat İngilizce verdikleri için ingiltere’den “üstün hizmet ödülü” alıyorlar.( Türkiye’de ise bu çocukların İstiklal Marşımızı nasıl Türkçe okuduklarını yüzlerce kez göstererek kamuoyunu yanıltıyorlar.)

    ABD’den ise “kırmızı pasaportlu CIA çıkışlı” öğretmen takviyesi ve siyasal dokunulmazlık, ekonomik güç desteği görüyorlar.Buralarda Türkçü, çağdaş, aydın gençler yetiştirmek yerine, sadece milli kimliğini bilmeyen, Türklük bilincinden yoksun molla yetiştiriyorlar. Ama bu okullardaki Türk olmayan öğrencilere hiç karışmıyorlar;dini eğitimden kesinlikle kaçınıyorlar;ulus biçimlerini etkilemeye çalışmıyorlar.Fethullahçıların yurt dışındaki okullarında Türk olmayan öğrencilere Türkçe eğitimi sadece şeklen veriyorlar.Türk kültürü asla öğretilmiyor.Belki şaşıracaksınız İslamiyet’de anlatılmıyor;öğretilmiyor.Bu okulların programları itibariyle ABD ya da İngiliz kolejlerinden hiç bir farkı yok!…ABD bölgesel hesapları gereği haritada nereyi işaret ediyorsa, Fethullahçı maşalar oraya gidiyorlar ve okul açıyorlar.

    İngiliz Kültürüne Katkı Ödülü

    Türk dünyasında kurulan okullar senelerdir Türk dünyasını Batıya, ille de ABD ve İngiltere’ye bağlama vazifesi görüyor. ABD’nin gönderdiği ve CIA pasaportu taşıyan 3000 Dolar maaşlı öğretmenlerin kontrolünde bu okullarda, İngilizce eğitimi ve Batı kültürü aşılanıyor. Yukarıda bahsettiğimiz raporda ve başka kayıtlarda da yer alan şu bilgi her şeyii, bu okulların kuruluş gerekçesini yeterince izah ediyor:

    “İngiltere, Fetullahçıları desteklemekle Türk Müslümanları konusunda da söz sahibi olma niyet ve iradesini ortaya koymuştur. Lord Rotherham, Londra’da, Gülen ve teşkilatının bu konuda yaptığı hizmetler nedeniyle yapılan ödül töreninde Fetullahçıların okul sayısını kendi okulları olarak kabul ile övünerek ’50’den fazla ülkede 500’den fazla okulumuz var’ demiştir.”

    Raporda yeralan ve Lord Rotherham’ı heyecanlandıran, Fetullah Gülen’e övgüler dizdiren ödül töreninin başlığını da eklemeden geçmeyelim:

    “İngiltere’ye ve İngiliz kültürüne yapılan katkılardan dolayı üstün hizmet ödülü…”

    İngiliz kültürüne üstün hizmet nedeniyle verilen nişan ve yapılan takdirler sadece Londra’dan değil, Kazakistan’ın başkenti Almatı’daki İngiliz Büyükelçisi tarafından da bizzat ifade edilmiştir. İşte 1995 Ekim’inde Kazakistan’daki İngiliz elçisinin ağzından sarfedilen övgüler:

    “Bu okulları açmak suretiyle İngiliz kültürüne yaptığınız hizmetler ve İngiliz kültürünü yaymakta gösterdiğiniz katkılar için İngiliz milletinin minnettarlığını bildiriyor ve teşekkür ediyoruz.”(Yeni Hayat, 1995 Ekim)

    10 Temmuz 2008 Perşembe 16:09 tarihinde okyanus <[email protected]> yazmış:

    ———- Yönlendirilmiş ileti ———-
    Kimden: Adnan Sertakar <[email protected]>
    Tarih: 10 Temmuz 2008 Perşembe 15:45

    Yusuf Taha Kardeşim;

    Tespitlerin aynen doğrudur. Ortada suç ve suçlu varken, işin ucunda istihbarat daire başkanlığı bile çıkmışken, özellikle Cumhuriyet Miting lerinin düzenleyisi konumundaki bu insanları göz altına almak, onları terorist, cuntacı yada çete yapmaz; olsa olsa Kahraman yapar!

    Ve hemen bir tüzeltme yapayım, FETO demek gerçekten çok yanlış…Fetoş demek gerekir ve bunu söylemek beni küçültmez, aksine, fetoşcuklarım hakkında ne kadar bilgiye sahip olduğumu gösterir!!!!

    Bugün Türkiye de;

    CIA vardır (1600 kişi olarak tahmin ediliyor)

    Mossad vardır (…sürekli değiştiği için net rakam verilmiyor)

    Alman Derin Devleti vardır (700 civarında oldukları sanılıyor)

    İngiliz ajanlarına hiç değinmiyorum, zira bakandan vekile kadar oldukça fazladır

    Ne acı ki bunların içinde en ağırı olan, Meclis Başkanlığı yapmış birinin “Türk Ordusu na ragmen manda ihtiyacımız her geçen gün artmaktadır” diyenlerde vardır….

    Görev başında darbeli matkap çalıştırmayan, emekli olunca ne yapabilir ki?

    Finansörü çulsuz olan bir çetenin taş atarak suikast yapması herhalde kaçınılmazdır :)))

    Ve hala birileri ısrarla, Şah Rıza Pehlevi nin pişirdiği, Hümeyninin servis yaptığı, rejim yıkma ve rejim yapma yolunda ortaya koyduğu senaryonun aynısını, ısrarla, bu dünyanın en aşşağılık adamı olan fetoşuğa baş rol verildiğini görmezden gelir…..

    Haydan gelen huya gider…

    Gavurla gelen gavur eliyle gider:….

    Tıpkı Şah Rıza Pehlevi gibi, tıpkı Saddam gibi….

    Birileri bu memleketten derin öçler ve kinler alırken, aslında gavurun kuacağına oturarak kendi geleceğini sattığını ne zaman görür; hah işte o vakit memleket kutulur…

    Zira, tanıdğım tüm fetoşcuklarım, vatan-millet-sakarya için bu emperyalistlerin eteğinde gezmektedir!!! Ne garip değilmi?

  • ŞEHİD “POLİSLERİMİZ” VE BÜTÜN ŞEHİTLERİMİZ HAKKI İÇİN

    ŞEHİD “POLİSLERİMİZ” VE BÜTÜN ŞEHİTLERİMİZ HAKKI İÇİN

    MİLLETİN BAŞI SAĞOLSUN. AMMAAA !… “YARGI, YASAMA VE YÜRÜTME” ARTIK.., MUTLAKA “GÖREVLERİNİ” YAPSIN!…

    “Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir. Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir; Çünkü Vatan, Millet ve Bayrak uğruna canını feda etmek ŞEHADETTİR !.. Kahramanlık; düşmana mert’çe saldırıp bir daha geri dönmemektir. Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından; Koşar adım gitmeli onların arkasından. Kahramanlık; içerek O şüheda tasından İleriye atılmak ve sonra dönmemektir…”
    Vazifelerini her ne şartta olursa olsun; Yüksek bir ruh, üstün bir özveri, fazilet ve feragatle ifa ve icra eden, toplumun huzuru için canlarını seve-seve ortaya koyarak “Vatan, Millet, Bayrak, Hürriyet, Hak-Adalet ve Hukuk uğruna”(9 Temmuz 2008 günü İstanbul’da) mertebelerin en yücesine yükselerek şehit olan:
    Koruma görevlisi Polis
    Nedim ÇALIK
    Trafik Polisi Mehmet SAÇAKLIOĞLU
    Trafik Polisi
    Erdal ÖZTAŞ’a
    Allahtan rahmet, kederli aileleri,”daha nice binlerce kahraman Türk Polisi’nin’ Şehâdet Şerbeti içme pahasına namus, onur, şeref ve şânla vazife yaptıkları Polis Camiasına” yakınlarına ve tüm sevenlerine sabırlar diliyor; Adalet, Fazilet ve Hukukun ülkemizde hâkim ve devletimizin; Her türden suç örgütü, potansiyel suçlu; Özellikle (acilen ve derhal) anarşist, terörist ve tedhişten ayıklayıp arındıracak “DÖRT BAŞI MAMUR VE MÜKEMMEL BİR HUKUK DEVLETİ’NE” iblâğ olmasını (dönüşmesi) temennisiyle:
    Kaynağı her ne olursa olsun ve her nereden gelirse gelsin insanlık düşmanı “anarşi, terör ve tedhişi”, bilumum yandaş-yoldaş, sempatizan-partizan, yardım ve yataklık unsurlarını şiddetle kınıyor ve nefretle lânetliyor; VE… Başta hükümet “YÜRÜTME ERK’İ” olmak üzere; Yargı ve Yasama dahil bütün Cumhuriyet Savcıları, Hâkimler, Ordu-Jandarma, Polis ve MİT’i “SIKI BİR İŞBİRLİĞİ VE MUTLAK SEFERBERLİKLE”, ülkemizde hüküm süren tüm anarşi, terör, tedhiş, gasp-irtikap, yalan-talan, yolsuzluk-hırsızlık, rüşvet-iltimas, dolandırıcılık ve suç şebekelerini; Fail, zanlı ve müsebbipleri her kim olursa olsun, makam-mevkii, resmi-siyasi ve sosyal statüleri ile titr’leri her ne olursa olsun yakalanmalarını, “bağımsız ve tarafsız” Türk Yargısının huzuruna çıkartılmalarını ve cezalandırılmaları suretiyle,
    BÜYÜK TÜRK MİLLETİ VE AZİZ VATANDAŞLARIMIZIN;
    Huzur, sükun, emniyet, adalet ahlakı ve güvenliğe kavuşturulmalarını, İSTİYORUZ !…
    AKSİ TAKDİRDE! Milletin bin-bir fedakârlıkla verdiği vergilerden mahsup ve tahsis olunan maaş ve sair bilumum edinim, tahakkuk ve tahsisleri zehir-zıkkım ve son kuruşuna kadar HARAM olsun. ALLAH; vazifesini hakkıyla ve şehitlerimiz gibi lâyıkıyla “en namuslu, onurlu, sorumlu ve dürüst” bir şekilde ifa ve icra etmeyenlerin tez zamanda BELASINI VERSİN….
    Mustafa Nevruz SINACI

  • Savaş Enerji İçindir

    Savaş Enerji İçindir

    From: Tolga Cakir <[email protected]>
    To: Haluk Demirbag

    Savaş Enerji İçindir

    Tony Benn geleceği trajik olarak nitelendiriyordu:

    […]

    “Amerikalılar, Irak’ı ve Afganistanı terk etmek zorunda kalacaklar. Batı’nın Orta Doğu harekatı tam bir çifte standart abidesidir… İran-Irak Savaşı’nda Amerika, Saddam Hüseyin’i silahlandırıyordu. Rusların da Afganistan’da olduğu dönemde, Amerikalılar, Rusları oradan atabilmek için Usama Bin Ladin’i silahlandırdılar. Tüm politikalar ikiyüzlülüğe ve çifte standarta dayalıdır. Ve sonuç bir trajedi olacaktır.

    Tony Benn, “Savaş petrol için, güç içindir!” diyordu.

    […]

    Kaynak: “Hangi Avrupa?”, Banu Avar, 2007

  • AMERIKALI GUVENLIK KACDI VE TURK TRAFIK POLISLERI KATLEDILDI

    AMERIKALI GUVENLIK KACDI VE TURK TRAFIK POLISLERI KATLEDILDI

    Dostlar

     Ben bu konsolosluga bir kac kez gittim..
     Disarida hep Turk polisi duruyor…
     İki tanede trafik polisi cekici araclari ile duruyor..
     Yalnis park eden otolari cekiyorlar..
     ilk olen( sehit olan )  bu iki trafik polisi… 
     Dogruyu yazmak icin bu notu gonderiyorum..
     (3) sehit polisimize allah rahmet eylesin..
     
     Hikmet Ersoy, Turkish Forum danisma kurulu uyesi

    09 Temmuz 2008 Çarşamba

    Kameralardaki saldırı anı, görgü tanıklarını doğruladı. Saldırıda, ABD’li güvenlikçilerin kaçtığı polisin ise çatıştığı ortaya çıktı.

    Kameralardaki saldırı anı,

    Kameralardaki saldırı anı, görgü tanıklarını doğruladı. Saldırıda, ABD’li güvenlikçilerin kaçtığı polisin ise çatıştığı ortaya çıktı.

     

     

    Kanlı saldırının hedefi Amerika konsolosluğuydu. Kapıda Türk polisi nöbet tutuyordu. Kurşunlar onlara sıkıldı. Ortaya çıktı ki bizimkiler çatışırken, Amerikalılar kaçmış… Görgü tanıklarının ifadesini, güvenlik kamerası kayıtları da doğruladı.

     

     

    VE WİLSON KONUŞTU !

     

    “Bize saldırdılar, siz öldünüz!”
    ABD Büyülçesi Wilson olaydan
    sonra kameraların karşısındaydı.
    Bir görgü tanığı şöyle anlatıyor; “Olay yerindeydim. Olayın gerçekleştiği sırada

    Bir görgü tanığı şöyle anlatıyor; “Olay yerindeydim. Olayın gerçekleştiği sırada, Amerikalı görevliler kendi kulübelerine kaçtı. Bizim polisimiz ateşlerine karşılık verdi. Karşılık sonucu saldırganlardan biri öldü.” Bir başka görgü tanığı ise “Olayın ardından içeriden hiç bir Amerikalı çıkıp müdahale etmedi. Neden böyle oldu. Ne zamana kadar böyle sürecek” şeklinde konuştu. Güvenlik kaydı şaşırttıKonsolosluk binasındaki güvenlik kayıtlarına polis el koydu. İnceleme başlarken ilk bilgiler, görgü tanıklarının “ABD’liler kaçtı” ifadesini doğruladı. Güvenlik kayıtlarına göre saldırı şöyle gelişti; “Başkonsolosluğun yakınındaki otoparkın önünde duran gri renkli otomobilden ellerinde silahlarla 4 saldırgan indi. Bu kişilerin tamamının sakallı oldukları görüldü.
    Bu kişilere ilk müdahale sokakta bulunan trafik çekicisinde görevli trafik polisinden geldi. İlk vurulan da bu polis oldu. Saldırganlar yaklaşık 50 metrelik mesafeyi koşarak kat etmeye başladı.

     


    Bu sırada konsolosluk girişinde bulunan Amerikalı güvenlik görevlilerinin içeriye kaçtıkları görüldü.

     


    Konsolosluğun öndeki kulübeden çıkan Türk polisleri saldırganlarla çatışmaya girdi. Saldırganlardan üçü bu çatışmada vuruldu. Ayakta kalan son kişi ise otopark istikametinden hızla gelen gri renkli otomobile binerek kaçtı.

     

    KAYNAK:İNTERNET HABER

     

  • AB PARASI ILE TURKIYENIN BOLUNMESINE ILK ADIM ATILDI

    AB PARASI ILE TURKIYENIN BOLUNMESINE ILK ADIM ATILDI

    Türkiye’nin 8. Cumhurbaskani Turgut Özal tarafindan ortaya atilan, daha sonra Kenan Evren ve Süleyman Demirel tarafindan da savunulan; “ülkenin eyaletlere bölünmesi” düsüncesi,…………………..

    AB PARASIYLA ADALET

     


    Eyalet sistemini kullanan Osmanliya özgü bölge (istinaf) mahkemeleri, Cumhuriyet’in kurulusunda seri mahkemelerle birlikte kaldirilmisti ama AB dayatmasi ve parasiyla yeniden geri döndü! Ilki Diyarbakir’da açilan mahkeme 9 ilde daha kurulacak. Seçilen iller, Özal’in öncülügünü yaptigi eyalet merkezleriyle örtüsüyor.  

    Ellerini çabuk tutup 2 yil önce bitirdiler!..
    Istinaf Mahkemeleri’nin yeniden kurulmasi için kesenin agzini açan AB, Diyarbakir’daki binanin yapimi için 7 milyon 284 bin euro verdi. 2010 yilinda bitirilmesi planlanan bina ay sonunda hizmete girecek. Anlasilan birilerinin acelesi var.

     

     

    Yeniçag böyle duyurmustu
    Yeniçag, istinaf mahkemelerinin ne anlama geldigini ve neden kurulmak istendigini, 7 Eylül 2007 tarihli sayisinda böyle vermisti.

    AB parasiyla mahkeme
    Türkiye’nin altini oymaya çalisan Avrupa Birligi’nin 7 milyon 284 bin euro hibede bulundugu Diyarbakir Bölge Istinaf Mahkemesi insaati tamamlandi

    Haber: Ceyhun BOZKURT
    Gazetemizin geçen yil mansetinden duyurdugu projesini ABD’nin yaptigi parasini AB’nin verdigi Diyarbakir’daki istinaf mahkemesinin binasi hizmete girmeye hazir.
    Türkiye’nin 8. Cumhurbaskani Turgut Özal tarafindan ortaya atilan, daha sonra Kenan Evren ve Süleyman Demirel tarafindan da savunulan; “ülkenin eyaletlere bölünmesi” düsüncesi,  AKP iktidari döneminde hayat buluyor. Osmanli Devleti zamaninda kurulan, Cumhuriyet’in hukuk devrimi kapsaminda seri mahkemelerle birlikte ortadan kaldirilan Istinaf Mahkemeleri geri dönerken, konu geçtigimiz yil adli yilin açilisin töreninde gündeme gelmisti. Eski Yargitay Baskani Osman Arslan, Istinaf Mahkemeleri kaldirildiktan sonra yeniden kurulmasi için tartismalarin basladigini, kanun koyucunun, bunlarin gerekli oldugu sonucuna vararak, 5235 sayili Bölge (Istinaf) Adliye Mahkemeleri Kanununu kabul ettigini ve Kanunun 1 Haziran 2005’te yürürlüge girdigini söylemisti.

    Hedef 2010 yili
    Kanun uyarinca, Hakimler ve Savcilar Yüksek Kurulu tarafindan 9 bölgede “Bölge Adliye Mahkemesi” (Istinaf Mahkemesi) kurulmasina karar verildigini animsatan Arslan, “Bölge Adliye Mahkemeleri kurulduguna göre, bundan sonra yapilacak is bu mahkemelerin sorunsuz olarak faaliyete geçirilmesi ve adalet hizmetine yararli olmasi için gerekenlerin yapilmasidir. Bölge Adliye Mahkemelerinin basarili olmasi ve beklentilere yanit vermesi, Yargitay’in batida oldugu gibi hukuki denetim yapmasina ve içtihat mahkemesi olarak çalismasina olanak saglayacaktir. Alt yapinin olusturulmasi için bu mahkemelerin 1 Haziran 2010’da faaliyete geçirilmesi uygun olacak” diye konusmustu. Arslan, Bölge Adliye Mahkemelerinin temel amaçlarindan birinin, ilk derece mahkemeleri ile yüksek mahkeme arasinda süzgeç görevi yapmasi oldugunu sözlerine eklemisti. Diyarbakir’da AB parasiyla kurulan mahkeme yeni kurulacaklara model olacak. Türkiye’nin altini oymaya çalisan Avrupa Birligi (AB) Diyarbakir Bölge Istinaf Mahkemesi insaati için 7 milyon 284 bin euro hibede bulundu. Temeli 1 Ocak 2007’de Diyarbakir’da atilan mahkeme binasi tamamlandi. Hiçbir bölgede mahkeme insaatina baslanmadigi halde Diyarbakir’a öncelik taninmasi kafalari karistirirken,  Avrupa Birligi’nin, Türkiye’nin üniter yapisini çökertmek için bölgesel ayrismalari körükledigi, adli ve idari yargi yapilanmasindaki etkinligini de artirdigi yorumlari yapildi. Yeni sistem, Ankara ve Erzurum’da da kurulacak üç pilot mahkemeyle çalismaya baslayacak.

    Saglanan destek
    Avrupa Birligi, mahkemelerin finansmani için önemli ölçüde destek veriyor. Ilk üç mahkemenin 30 milyon euroyu bulmasi beklenen bina bedellerinin yüzde 75’ini AB, gerisini Adalet Bakanligi karsiliyor. Projeyi Adalet Bakanligi görevlisi hakimler ve teknik personel hazirladi. AB’nin onayini aldi. Mimari projeler, Adalet Bakanligi’nin insa edecegi yeni binalara örnek olacak. Üç pilot binanin ihale sözlesmeleri 10 Ocak 2007’de imzalandi. 

    Evren de savunmustu
    Türkiye’nin 7. Cumhurbaskani Kenan Evren de, eyalet sistemine geçmesi gerektigini söylemisti. Evren, yaklasik bir hafta önce yaptigi açiklamada, ülkenin 8 eyalete bölünebilecegini belirterek, bu eyaletleri “Ankara, Istanbul, Izmir, Adana, Erzurum, Diyarbakir, Eskisehir, Trabzon” olarak siralamisti. Mugla Cumhuriyet Bassavcisi Mehmet Yurtseven, Kenan Evrenin “Türkiye 8 eyalete bölünebilir” seklindeki sözleriyle ilgili ilgili birimlere talimat vererek, inceleme baslatmisti.

    Çölasan da yazmisti
    Emin Çölasan, gazetemizin 7 Eylül 2007 yilinda mansetinden verdigi haberi ertesi günkü Hürriyet gazetesindeki  kösesine tasimisti. Çölasan, yazisinda sunlara yer vermisti:  Sevgili okuyucularim, dünkü Yeniçag Gazetesi’nde tüyleri ürperten fotografli bir haber vardi. Gazete bunu hakli olarak “AB finansmanli eyalet temeli” basligiyla vermisti ve alt baslik söyleydi:  “AKP’nin AB’ye verdigi eyaletlesme taahhüdünün harci Diyarbakir’da atildi. Finansmanini AB’nin sagladigi istinaf mahkemesinin insaati sürüyor.” Simdi insaatin önünde dikili duran koskoca tabelada neler yazdigini görelim:  “Diyarbakir Istinaf Mahkemesi Binasi Insaati. Construction of Court of Appeal Building Diyarbakir.  Hibe sözlesme bedeli: 7 milyon 284 bin euro. Financed by (parayi veren) European Union. (AB)  Faydalanici: T.C.Adalet Bakanligi. Republic of Turkey, Ministry of Justice…

     

     

     

  • Ermeni meselesinde tarihi belgeler için yardım talebi

    Ermeni meselesinde tarihi belgeler için yardım talebi

    “Ermeni meselesi” konusunda aşağıdaki tarihi belgelerin orijinalleri hakkında bilgisi olanların Turkish Forum ile irtibata geçmelerini rica ederiz

    (Translated from FRENCH text or translation into English)

    (Page 225) “HAYASTAN” No.2 – German paper in Armenian Language – (Text in Armenian speaks of definite German Victory)

    (Label on the face of the newspaper in French)

    February 1945 – The newspaper of the Armenian volunteers always announces final victory (to the left above: their badge decorated of one symbol resembling the swastika)! There are not more than very few copies of these Nazi Armenian newspapers, the most copies have been destroyed by the Armenians. Here is a copy of “Hayastan” which succeeded, survival!

    (Page 226) “HAYASTAN” German paper in Armenian Language, No. 1(125) Year 1945

    Translation and summary of the Armenian newspaper ” Hayastan ”
    The newspaper has three pages

    First page

    An address to the officers and the soldiers of Armenian volunteers units:

    <Good wishes for the New Year, accompanied with the assurance of a certain victory and an absolute liberation of the country.>

    A. Mouradian

    Second page

    Best wishes of General Sarkisjan addressed to Armenian volunteers.

    < Congratulations and courage, to the volunteers who for many years, were forced to live far from the country, and those who are dear to them! However, everything depends on volunteers; happiness, as well as the freedom of motherland. It is the trust put in the bellicose ardor and weapons, which will bring freedom and will make possible to celebrate in the liberated country once again.>

    Armenian wishes to all volunteers!

    < The New Year will be placed under the signature of the battle, reinforced for the release of fatherland. Our volunteers cannot, receive like other friends, letters or parcels from their relatives who stayed at the home. Our parents and our friends in Soviet Union do not have celebration party; they are plunged in a state of distress, they hope and with beating hearts that we come back as liberators. Here, in Germany, the children have the bright eyes of joy in front of presents and decorated Christmas trees. Our children, in the country, have nothing similar. They are hungry and cold and ask their parents when the liberators will arrive. It is because of them that our primordial duty is to implement everything for the freedom of fatherland. They shout revenge for the injustice, which was made towards them, and towards their parents by Bolchevistes and it is our duty to avenge them. The old year is about to end, and a new begins. Something will happen once again! Bolchévisme also comes near to its end, and something else will replace it. You, the Armenian volunteers must be the torchbearers of this new order; it is necessary that you must be victorious.

    Full of confidence, we enter the New Year. Victory will belong to us! Long live Armenia! Long live Armenian people! > Saharuni

    (Page 241) (Photograp)

    ” DRO ” (Drastamat Kanajan), was born in 1884 in Igdir (which today is the favorable place of departure to the ascent of Ararat). Already at the age of 19 years he joined the party of Dashnaks and fought against Tatars in Sanzegur. He assasinated prince Nacashidsé and the General Alichanov and he ran away to the Ottoman Empire.

    After 6 years in security in Turkish banishment, he returns back to the Empire of Tsar, immediately after the start of war in 1914, to fight Turks there. In 1918 he is the leader of the Armenian troops, which attack the neighboring country.

    Only 90 kilometers before Tblisi, the Giorgians could push back, the completely unjustified war and the Armenian attack. For the first time, the worldwide opinion was absolutely misinformed by news of massacres, acquainted with the true character of Armenian nationalism. At the end of 1920 Dro became the “Minister of the Defense” of Vratsian’s Armenian government! Together with Hovannes Terterian he signed the capitulation of his motherland in Bolsheviks, and was dictator of the military sovereignty for few weeks.

    Stalin was received in Moscow; some time before Dro would have obviously saved the life of the Giorgian Dshugashvili (Stalin).

    After a brief stay in Romania, he joined the Nazis and fought as commander of group of soldiers of an Armenian unit on the Crimea and in Caucasus and soon he became the leader of the Armenian Information Service.

    He was so-called, the best informed perso about the third Reich.

    In April, 1945 Americans arrested him, but they soon released him, because American Dashnaks of Boston had intervened in his favor. After a stay in Lebanon and many trips, he died in Boston in 1956.

    Because of his eventful and completely immoral life, which was exclusively orientated in an exaggerated and irrational nationalism, in which he submitted everything without having ever made sacrifices himself, “Dro” can be classified as one of the most tragic faces of wrong valuation which has ever existed in the bloody history of the Armenian people.

    A typical case of Armenian political madness: Hitler, Himmler and Henjakistes…

    This was not all of H.

    Political fanatics of all colors, camps of the political ghosts of Armenians joined the “crusade” of the Nazis against their ancient Soviet confederates, with whom they had just shared in brothers Poland and Baltic countries, to die so for absurd phantasm to give rise by Hitlerian help to a National Socialist Great Armenia under the shade of the Great Germany.

    The peak of the absurdity of this alliance was reached when in December 1942, General Armenian Dro (Drastamat Kanajan), who was considered to be the Armenian hero par excellence, and the writer Garo Kevorkian visited to the “leader of the Reich ”

    Mr. Heinrich Himmler and presented him a book of the pastor Lepsius: “The walk to death of the Armenian people “.

    It is obvious to think that this upset neither “Dro” nor Himmler, because they were themselves sending people in death!

    Himmler having given orders to kill millions, “Dro” nevertheless to thousands, appearing a priori on the list of death of Russians, and about 30.000 Armenians, who followed on the appeal of Mr ” Dro ” and affected to the Nazis!

    But Dro, had practice and experience to kill without scruples and Himmler was so impressed by him as after a talk of one hour and a half in prisoners’ camp east of Berlin, that he made him drive in his own car, so that “Dro” could choose his men there.

    He visited Armenian units in the oriental front several times, to impress them by his eloquence.

    As he knew the Soviet situation particularly well, he was soon taken for the most important German spy, in Soviet matters.

    Precisely for his level of incomparable information, it is unpardonable that he forced his Armenian compatriots literally until the last minute in the battle that was a hopeless since a long time, and had no glory. While he was released already after a short time by American occupying force, thanks to his very good relations in United States and died very esteemed, even loved immoderately by his compatriots and after several world tours, in Boston, where the mighty party of Dashnaks still are in command.

    Armenian commitment for the national socialist Germany probably had the purpose to delimit Jews in a very clear manner from the Armenians in territories dominated by the Nazis, though many ignorant, among of those who shared… (Rest is unreadable)

  • Uzay mekiğinin yakıt tankının genişliği niye 1.5 m. imiş?

    Uzay mekiğinin yakıt tankının genişliği niye 1.5 m. imiş?

    ABD’nin uzaya gönderdiği uzay mekiğinin yakıt tanklarının genişliği 4 feet, 8.5 inçtir. (yaklaşık 1,5 m.) Uzay mühendisleri bu tankları genişletmek istemişler, ancak başaramamışlardır.

    Çünkü bu tanklar fırlatma rampasına trenle gönderilmek zorundadır. Ve söz konusu tren yolu tünellerden geçmektedir. Tünellerin genişliği ise tren raylarının arasındaki genişlik olan 4 feet 8.5 inçten biraz fazladır.

    Neden 4 feet, 8.5 inç ? Çünkü vaktiyle tren rayları İngiltere’de böyle yapılmıştır ve ABD demiryolları İngiliz göçmenler tarafından inşa edilmiştir.

    Peki neden İngilizler bu genişliği kullanmışlar ? Çünkü ilk tren raylarını yapanlar eski tramvay yolu yapımcılarıdır ve tramvay yolunun genişliği tam olarak budur.

    Tramvay rayları neden daha geniş değildir ? Çünkü bu ölçü vaktiyle at arabalarını yaparken kullanılan genişliktir.

    * * *

    Soru: At arabalarındaki tekerlekler arasında neden bu ölçü dikkate alınmış ? Çünkü çok eskiden beri İngiliz topraklarından gelip geçen araçlar bu ölçüyü ortaya çıkarmıştır. Arabalar için başka bir ölçü kullanıldığında tekerlekler engebeli arazi üzerinde kalmakta ve kısa sürede bozulmaktadır.

    Bu eski yol izleri nasıl ortaya çıkmış ? derseniz…İngiltere ‘deki ilk uzun mesafeli yollar Roma İmparatorluğu tarafından kendi savaşçıları için açılmıştır.

    * * *

    Peki Romalılar’ın yol izleri neden bu ölçüdeymiş ?

    Çünkü Roma İmparatorluğu’nun ilk savaşçılarının arabaları yan yana getirilmiş iki atın çektiği araçlardır.

    Ve iki atın poposunun genişliği 4 feet, 8.5 inçtir.

    Sonuç olarak dünyadaki en gelişmiş ulaşım sisteminin füzelerinin dizaynı ikibin yıl önce yan yana getirilen iki atın popo genişliği ile belirlenmiştir.

    Bu kuralı değiştirmeye ise Ay’a giden, Mars’a gitme ve uzaya açılma planları yapan Amerikalı uzay aracı mühendislerinin bile harcı değildir …

  • Almanların çoğu vatandaşlık sınavında sorulan soruları yanıtlayamadı

    Almanların çoğu vatandaşlık sınavında sorulan soruları yanıtlayamadı

    BERLİN (A.A) – 09.07.2008 – Almanların çoğu, Alman vatandaşı olmak isteyen yabancılar için 1 Eylülden itibaren uygulanacak vatandaşlık sınavındaki soruları yanıtlayamadı.

    Bazı Alman televizyonları ve gazeteleri tarafından sokakta yapılan araştırmalarda halkın çoğu, kendilerine yöneltilen vatandaşlık sınavı sorularına doğru cevap veremedi.

    Bild gazetesinin internet sayfasında video görüntüleriyle yayımlanan bir araştırmada, “Norveç, Bulgaristan, İspanya ve Lüksemburg’dan hangisinin Almanya’nın komşu ülkesi olduğu” sorusuna hiçbir vatandaş Lüksemburg doğru cevabını veremezken, genç bir kız Lüksemburg’un devlet olduğunu bile bilmediğini söyledi.

    Almanya’nın nüfusunun çok sayıda kişiye sorulması üzerine de, sadece 2 kişi 82 milyon doğru cevabını verirken, çoğu vatandaş nüfusun yaklaşık 70 milyon olduğu tahmininde bulundu.

    Almanya’da koalisyon ortağı olan Sosyal Demokrat Parti kısaltması olan SPD’nin açılımının sorulması üzerine de çoğu vatandaş buna cevap veremezken, bir kız “Sosyalist Parti” cevabını verdi.

    Eski Doğu Almanya’nın (DDR) istihbarat teşkilatı olan STASI’nin ne olduğu sorusuna da çoğu vatandaş cevap veremedi.

    “N24” özel televizyonu da benzer bir araştırma yaparak, vatandaşlara Alman anayasasının ne şekilde adlandırıldığını sordu, ancak “Grundgesetz” (Temel yasa) cevabını çoğu vatandaştan alamadı.

    Yeşiller Partisinden Alman meclisi üyesi Hans-Christian Ströbele de, televizyona yaptığı açıklamada, soruların çoğunun ayrıntılı konularla ilgili ve gereksiz olduğunu belirterek, bu soruların çoğunu Alman vatandaşlarının yüzde 50’sinin ya da daha fazlasının bilemeyeceğini söyledi.

    -VATANDAŞLIK SINAVI TARTIŞMA KONUSU-

    Öte yandan Almanya İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble, “Stuttgarter Zeitung” adlı gazeteye yaptığı açıklamada, Alman vatandaşlığına geçmek isteyen yabancılar için hazırlanan vatandaşlık sınavını savunarak, bu sınavın fazla zor olmadığı görüşüne yer verdi.

    Alman vatandaşlığı verilmesinde cömert davranıldığını, ancak vatandaşlık verilmesinin ön şartsız olamayacağını ifade eden Schaeuble, vatandaşlık sınavının ehliyet sınavı kadar bile zahmetli olmadığını kaydetti.

    Yeşiller Partisi Eş Başkanı Claudia Roth ise, Alman vatandaşlığına geçmek isteyenler için engellere ihtiyaç olmadığını belirterek, çifte vatandaşlığı da savundu.

    Sol Parti Alman meclisi üyesi Sevim Dağdelen de Alman vatandaşlığına geçişlerin kolaylaştırılması çağrısında bulundu.

    Yeşiller Partisi Alman meclisi üyesi Volker Beck, “Berliner Zeitung”a yaptığı açıklamada, sınavla Alman vatandaşlığına geçilmesinin zorlaştırıldığını, çoğu Alman vatandaşında bile bulunmayan bilgiler istendiğini söyledi.

    Sosyal Demokrat Parti (SPD) Milletvekili Dieter Wiefelspütz ise, “Mitteldeutsche Zeitung”a yaptığı açıklamada, sınavı sakıncasız bulduğunu ve bir engel olarak görmediğini belirterek, cevapların öğrenilebileceğine dikkati çekti.

    (ERB-HA-ALŞ)
    09.07.2008 16:12:35

  • Gulbenkian Denklemi?: John Newsinger ve Sözde Ermeni Soykırımı

    Gulbenkian Denklemi?: John Newsinger ve Sözde Ermeni Soykırımı

    Yazar: John Newsinger; İngiltere’de Bath Spa Üniversitesinde tarih profesörü ve İngiliz solunun derin siyasi analizcilerinden biri…

    Kaynak: İngiltere’de istihbarat ve derin siyasi çevrelerin dergisi olan ve senede iki kez yayinlanan Lobster dergisi…

    Konu: Sözde Ermeni Soykırımı…

    Beyefendinin değerli yazıları ve eserleri var; mesela ‘The Carlyle Group’ hakkında Lobster dergisinin son sayısında bir analizi var.

    Bu aynı kaynakta Taner Akçam’ın sabıkalı, anarşist ve de terörist kimliğinden habersiz olarak Akçam’ın kitabını okuyucularına pazarlıyor… İngiltere’deki düzene tepesi atıp hıncını “faşist” İngiltere’nin “faşist” ‘müttefiği’ Türkiye’den almaya çalışan bir yoldaş psikolojisi ile yazıyor. Ama doğal olarak soykırım bilimi, Osmanlı Tarihi ve Ermeni konusu uzmanlık dalı falan da değil. Bu yetmezmiş gibi Osmanlıyı arkadan vurup servetini Londra’ya kaçıran Üsküdarlı Ermeni Calouste Gulbenkian’ın peşinden kurulan ‘Calouste Gülbenkian Foundation’dan da bol bol ‘araştırma’ fonları çekmesi ile ünlü bir üniversiteye çalışıyor.

    Bu arkadaşı bilgilendirmek ve aydınlatmak lazım.

    Saygılar

    Haluk Demirbağ

    A Shameful Act: The Armenian Genocide and the Question of Turkish Responsibility

    Taner Akcam

    London: Constable, 2007, 576pp., £9.99, p/b

    The Kurdish and Armenian Genocides: From Censorship and the Denial to Recognition

    Desmond Fernandes

    Apec Forlag: 2008, £309pp., 16.99, p/b

    John Newsinger

    Denial of the Holocaust is very much the preserve of the fascist right and its coded way for anti-Semites to indicate their support for Hitler and the Nazis. Denying the Holocaust has become a thinly disguised way of supporting it.

    What we confront with the controversies surrounding the attempted Armenian genocide during the First World War, however, is a denial that has been supported over the years by the Turkish state. Far from being the work of a discredited handful of fascists, denial of the Armenian genocide is Turkish government policy and it has been sustained by powerful diplomatic and commercial pressures. Quite remarkably, it has even succeeded in enlisting the Israeli government in its cause.

    The futility of this exercise in denial is conclusively demonstrated in Taner Akcam’s definitive account of the “The Question of Turkish Responsibility.” Here he painstakingly establishes that it was the Turkish government’s ‘intention to destroy a people’ between 1915 and 1917, a policy that resulted in anything from 600,000 to 1.5 million deaths. To carry out this crime, the regime established its Special Organisation, a paramilitary force of Kurdish volunteers, hardened criminals specially released from prison, and refugees bitter for revenge against the ‘Christian’ who had driven them from their homes in the Caucasus and elsewhere. These were the men responsible for the murder, rape and pillage that characterized this particular horror. There can no longer be any serious doubt about the origins of the Armenian genocide, and Akcam has put us all in his debt.

    Akcam is also to be congratulated for his account of opposition to the genocide within the Turkish administration and of the gangster fashion that it was dealt with. As he points out:

    ‘Some of the governors refused to accept the Central Committee’s instructions that deportation was to be understood as annihilation. In several cases uncooperative officials were actually murdered. Huseyn Nesimi, the prefect of Lice, refused to obey a verbal order and asked for the written copy. He was fired, called to Diyarbakir, and murdered on the way. Abidian Nesimi, the prefect’s son, wrote that the liquidation of government officials was ordered by Mehemet Resih, the governor of Diyarbakir, amongst others.’

    He lists other officials killed for refusing to carry out the massacre.

    Akcam also provides the most accessible account of the unsuccessful attempt by the British and their Allies to bring the culprits to account after War.

    It is worth noticing here that Akcam himself has fallen foul of the Turkish authorities. He was a student activist in the late 1960s and was eventually sentenced to ten years in prison for publicising the oppression of the Kurds. Today he is an eminent historian, living in Germany, but still the victim of harassment. In 2007, for example, in well-publicised episodes, he was detained by both the Canadian and United States immigration authorities because of allegations on the internet, including his Wikipedia biography, that he was a terrorist.

    Whereas Akcam’s volume is based on archival research, Desmond Fernandes’ book is more a critique of the contemporary phenomenon of denial. Although his title refers to ‘Kurdish Genocide’, in fact, he only briefly considers the Turkish state’s oppression of the Kurds. The bulk of the book focuses on how the Turkish government and its accomplices have tried to suppress discussion of the Armenian genocide. He provides an excellent demolition if Guenter Lewy’s The Armenian Massacres in Ottoman Turkey: A Disputed Genocide. But of greater interest is his recounting of Turkish attempt was made, for example, at intimidating Microsoft into suppressing an online encyclopedia entry. They ‘threatened Microsoft with serious reprisals unless all mention of the Armenian genocide was removed.’ He marshals an enormous amount of material demonstrating how Turkish governments have used their diplomatic and commercial clout to sustain denial. Once again, perhaps most surprising, is the way that Israeli governments have collaborated in this.

    Fernandes’ book is very densely argued and comes with an overwhelming mass of footnotes. He touches on so many issues that he left this reader with a huge number of references to chase up. This is an important book that deserves more attention than it, unfortunately, is likely to get.

    John Newsinger writes about the QinetiQ scandal on page 37.

    Source: Lobster: The Journal of Parapolitics, Summer 2008, Issue 55