Blog

  • ATATÜRK DEVRİMLERİ VE TRAVMA

    ATATÜRK DEVRİMLERİ VE TRAVMA

    From: ADD İZMİT [[email protected]]

    Ülkemizin kurucusu, kurtuluş savaşının eşsiz başkomutanı, devrimlerin ve cumhuriyetin mimarı GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E  saldırmak  karanlık güçlerin, onları besleyenlerin  içerde ve dışarıdaki bedbahtların ortak paydaları haline gelmiştir.

    23-06-2008 tarihli New York Times’da ki demecinde AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Atatürk devrimleri için “Türk toplumu bir travma yaşamıştır. Bir gecede kıyafetlerini, dillerini değiştirmeleri istenmiştir. Dini yaşama biçimleri ortadan kaldırılmıştır” dedi.

    Evet biz daha ileriye giderek şunları söylemek isteriz: Travmalar sadece  Atatürk devrimleriyle sınırlı değildir. 19 Mayıs 1919’dan itibaren MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN SAMSUN’A ÇIKMASIYLA BERABER TRAVMALAR YAŞANMAYA BAŞLANMIŞTIR. EN BÜYÜK TRAVMAYI DA ÜLKEMİZİ İŞGAL EDEN VE PAYLAŞMAYA KALKIŞAN EMPERYALİSTLER VE ONLARIN  MAŞALARI YAŞAMIŞTIR.  DAHA SONRA LOZAN GİBİ BİR ANTLAŞMAYA İMZA ATMAK ZORUNDA KALAN GÜÇLER ÇOK AĞIR BİR TRAVMA YAŞAMIŞLARDIR. TÜM BUNLAR DÜŞMAN CEPHESİNDE YAŞANAN TRAVMALARDIR. PEKİ  AKP NİN SÖZCÜSÜ DURUMUNDAKİ  DENGİR MİR MEHMET FIRAT’IN BAHSETTİĞİ TRAVMALARI KİMLER YAŞAMIŞTIR?

    “BİR GECEDE DİLLERİ DEĞİŞTİRİLDİ” DİYOR. BUGÜN ÜLKEMİZDE TÜRKÇE KONUŞMAKTAN, TÜRKÇE OKUYUP YAZMAKTAN ONUR DUYMAYAN, ÖVÜNMEYEN, ULUS OLMANIN OLMAZSA OLMAZLARINDAN OLAN DİL BİRLİĞİNİ SAĞLAMANIN  TRAVMALARINI YAŞAYANLAR OLSA OLSA ÜLKEMİZİN BİR NUMARALI HAİNLERİ, İŞBİRLİKÇİLERİ VE NAMUSSUZLARIDIR. VE DOĞRUDUR, BUNLAR İÇİN TARVMA ETKİSİ YARATMIŞTIR HALA DA YARATMAYA DEVAM EDİYOR Kİ DENGİR MİR GİBİLER ÇIKABİLİYOR.

    “BİR GECEDE KIYAFETLERİMİZ DEĞİŞTİRİLMİŞ” DİYOR.  ZATEN HAZMEDEMEDİKLERİ DE BU. ŞİMDİ PEÇE, ŞALVAR, BURKA, FES GİBİ KIYAFETLER GİYİLİYOR OLSAYDI AKP LİLERİN İŞLERİ DAHA KOLAY OLABİLİRDİ. ORTAÇAĞI YAŞAMAK VE YAŞATMAK ADINA YOLA ÇIKANLAR ELBETTEKİ TRAVMA YAŞAMIŞLARDIR, YAŞAYACAKLARDIR DA…

    DEVRİMLERİN IŞIĞINDAN GÖZLERİ KAMAŞANLAR, İSTER DIŞ İSTER İÇ DÜŞMANLAR, İSTER ILIMLI İSLAMIN BOP UZANTILARI BU TRAVMADAN KURTULAMAYACAKLARDIR.

    BİZE GÖRE DE, GERÇEK TRAVMA ŞU AN  DÜNYA HALKLARINI  YOKSULLUĞUN İŞSİZLİĞİN  AÇLIĞIN PENÇESİNE ATAN IRAK’TA  AFGANİSTAN’DA MİLYONLARCA İNSANI ÖLDÜREN, MİLYONLARCA İNSANI SAKAT BIRAKAN, ÇOCUKLARI ANNESİZ VE BABASIZ YETİM BRAKAN AMERİKAN EMPERYALİZMİNİN DÜNYA HALKLARI ÜZERİNDE YARATTIĞI TRAVMADIR. DENGİR MİR’LERİN NE MİSYONU NE DE YÜREĞİ BUNLARI SÖYLEMEYE ELVERİŞLİ DEĞİLDİR. AMA EMPERYALİZMİN AÇIK İŞGALİNE KARŞI ZAFER KAZANMIŞ DÜNYADAKİ TÜM EZİLEN ULUSLARA UMUT OLMUŞ,  ÖRNEK OLMUŞ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E VE DEVRİMLERİNE SATAŞMAK, CEPHE AÇMAK ONLARIN ŞEYH SAİTLERDEN GELEN GELENEKSEL DÜŞMANLIKLARIDIR, ÖYLE DE KALACAKLARDIR.

    ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
    İZMİT ŞUBESİ
    BAŞKAN
    AHMET KAVAZ

  • Müritler oy yağdırdı Gülen zirveye çıktı

    Müritler oy yağdırdı Gülen zirveye çıktı

    Amerikan Foreign Policy ve İngiliz Prospect dergilerinin yaptıkları ankette, Fethullah Gülen dünyanın en büyük halk entelektüeli seçildi.

    Vatan/Dış haberler

          Amerikan Foreign Policy ve İngiliz Prospect dergisinin dünyanın en büyük 100 entelektuelini seçmek için 2 ay önce başlattığı anket sonuçlandı. Dergiler önce 100 isimlik bir aday listesi belirledi. Adayları seçerken “ülkelerinin sınırlarını aşarak geniş alanda tartışmayı etkileme kabiliyeti göstermek” kıstas alındı. Sonra da bu isimler, internette oylamaya sunuldu. Siteye girenler, 100 isimden 5’ine oy kullandı. Sonuçlara göre, Gülen hareketinin kurucusu ve lideri Fethullah Gülen listenin birinci sırasında yer aldı. Foreign Policy, Gülen ile ilgili olarak “Milyonlarca destekçisi bulunan İslam bilgini Gülen kendi ülkesinde hem seviliyor hem de ondan nefret ediliyor. Gülen destekçilerine göre o ılımlı İslami yaşam prensiplerinde bir yaşamı teşvik eden ilham verici bir lider. Aleyhtarlarına göre ise laik sisteme bir tehdit” dedi.

          Anketi yapanları şaşırttı

          Fethullah Gülen’in listede birinci sırada yer alması anketi yapan dergileri şaşırttı. Foreign Policy, “Hiç kimse bu kadar oyu beklemiyordu. Bir ay içinde 500 bin oy aldık. Mayıs başlarında Gülen’e yakınlığıyla bilinen Zaman gazetesi, oylamayı birinci sayfasından duyurdu. Birkaç saat içinde Gülen’e oy yağmaya başladı. Onun çoğunlukla iyi yetişmiş destekçileri, sadece liderlerine değil, diğer Müslümanlara da oy verdi. Böylece listedeki ilk 10 isim de Müslümanlardan oluştu” diye yazdı. Guardian gazetesine konuşan Prospect dergisinin Genel Yayın Yönetmeni David Gooohart da, Fethullah Gülen’in ismini anketten önce hiç duymadığını itiraf etti. “Gülen’in destekçileri, anketimizi gülünç duruma düşürdü” diyen Goohart, “Gülen’in zaferi Avrupa’nın en önemli sorun olan Türkiye’deki ulusal laik kesim ile İslami demokrat AKP arasında yaşanan çekişmeyi yansıtıyor” dedi. Nobel Ödüllü Orhan Pamuk da 4’üncü oldu. Öte yandan Gülen’in Türkiye’deki kaderi bugün belli oluyor. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Gülen hakkındaki beraat kararının onanmasına ilişkin itirazı bugün görüşecek.

          İlk 10’da sadece Müslümanlar yer alıyor

          1- Fethullah Gülen
          2- Muhammed Yunus – Bangladeşli Nobel Ödüllü ekonomist. 
          3 Yusuf El Karadavi – Mısırlı İslam bilgini 
          4- Orhan Pamuk
          5- Aytzaz Ahsan – Pakistanlı avukat ve politikacı 
          6- Amir Halit – Mısırlı İslami TV programcısı 
          7- Abdülkerim Suruş – İranlı İslam düşünürü. 
          8- Tarık Ramazan – Euro-İslam sentezini savunan İsviçre vatandaşı İslam bilgini. 
          9- Muhammed Mamdani – Ugandalı İslam bilgini
          10- Şirin Ebadi – Nobel Barış Ödüllü İranlı insan hakları savunucusu 
          11- Noam Chomsky – ABD’li muhalif yazar 
          12- Al Gore – ABD Eski Başkan Yardımcısı ve çevreci. 
          13- Bernard Lewis – Amerikalı Ortadoğu uzmanı. 
          14- Umberto Eco – İtalyan yazar 
          15- Ayaan Hırsi Ali – Somali asıllı Hollandalı yazar
          16 – Amartya Sen – Nobel Ekonomi Ödüllü Hint ekonomist
          17- Ferid Zekeriya – Newsweek International’ın genel yayın yönetmeni. 
          18- Gary Kasparov – Putin muhalifi Rus insan hakları savuncusu. 
          19- Richard Dawkins – Darwinci İngiliz biyolog 
          20- Mario Vargas Llosa – Perulu muhalif yazar ve politikacı.

  • FETHULLAH GÜLEN’E TÜRKİYE VİZESİ

    FETHULLAH GÜLEN’E TÜRKİYE VİZESİ

                YARGITAY CEZA GENEL KURULU BERAAT KARARINI ONADI

                24.06.2008 12:13
              
                Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’ndan (TMK) yargılanan Fethullah Gülen’e verilen beraat kararını onayan Daire kararına yapılan itirazı reddetti.

                Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, ”laik devlet yapısını değiştirmek ve yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasa dışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyette bulunmak” suçlarından yargılanan Gülen hakkında beraat kararı vermişti.

                Yargıtay 9. Ceza Dairesi, beraat kararını onamıştı. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu karara itiraz etmişti.

                Gülen’in eyleminin TMK’nın 7. maddesi kapsamında değil, 765 sayılı TCK’nın ”cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” suçunu kapsayan 313/2-4 maddelerine aykırılık oluşturduğunu savunan Başsavcılık, suçun niteliğinin ve tarihinin doğru olarak tespit edilmesi için dosya kapsamındaki delillerin incelenmesi gerektiğini belirtmişti.

                Suç tarihinin temadinin son bulduğu iddianamenin hazırlandığı 31 Ağustos 2000 olduğunu ileri süren Başsavcılık, bu tarih dikkate alındığında dava zamanaşımının dolduğunu, bu nedenle 9. Ceza Dairesi’nin 5 Mart 2008 tarihli onama kararının kaldırılarak, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin beraate ilişkin 5 Mayıs 2006 günlü hükmünün bozulmasını istemişti. Başsavcılık, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’na göre düzeltilmesinin mümkün olduğuna işaret ederek, dava zamanaşımı dolduğu için kamu davasının düşürülmesini talep etmişti.

                Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını bugün karara bağladı.

                Genel Kurul, Başsavcılığın itirazını oy çokluğu ile reddetti. Ret kararıyla ile birlikte 9. Ceza Dairesi’nin onama kararı kesinleşti.
                AA

  • ABD, Fethullah Gülen’e Yeşil Kart vermedi

    ABD, Fethullah Gülen’e Yeşil Kart vermedi

    (FETULLAH GULEN DAVASI DUSTU  VE AMERIKA TARAFINDAN TURKIYEYE POSTALANMA HAZIRLIKLARI BASLADI  … TF)

    Razi CANİKLİGİL / NEW YORK – Hürriyet
              
          Uzun süredir ABD’de yaşayan ve Türkiye’de “Laik devlet düzenini değiştirmek amacıyla örgüt kurmakla” suçlanan, aldığı beraat kararı Yargıtay tarafından onaylanan Fethullah Gülen’e ABD’den kötü haber. ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Servisi, Yeşil Kart başvurusunu reddetti. Göçmenlik Servisi’nin bu kararı şu demek: 1 ay içinde ülkeyi terk et!

          ABD’de oturma, seyahat etme ve çalışma izni sağlayan “Green Card” (Yeşil Kart) için yaptığı başvuru ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Servisi (USCIS) tarafından reddedilen Fethullah Gülen, kararın düzeltilmesi için açtığı davayı kaybetti.  

          Mahkeme, Gülen’in “olağanüstü yetenekli eğitimci” statüsünde Yeşil Kart alabilmesi için öne sürdüğü argümanları yetersiz buldu. Göçmen bürosunu haklı bulan Pennsylvania Doğu Bölgesi Mahkemesi yargıcı Stewart Dalzell’in kararı sonrası Gülen’in bir ay içinde ABD’yi terketmesi gerekiyor. Ancak yasalarda açıkca belirtilmediği için bu süre kesin değil. Kaçak olarak ülkede kalabileceği bu sürenin de 6 aya kadar uzayabileceği belirtiliyor.

          GÜLEN ÖNEMLİ LİDER  

          Göçmen bürosunun yanı sıra Yurtiçi Güvenlik Bakanı Michael Chertoff ve FBI Direktörü Robert S. Mueller’den de şikayetçi olduğu davada Fethullah Gülen’i, Klasko, Rulan, Stock & Seltzer avukatlık şirketi savundu. Göçmenlik bürosu ise Eyalet savcısı Patrick L. Meehan ve yardımcısı Mary Catherine Frye tarafından savunuldu. Avukatları, dava dilekçesinde Gülen’in Türkiye’nin en önemli dini lideri, dini hoşgörü savunucusu ve dünyanın sayılı eğitimcilerinden biri olduğunu iddia etti. Gülen için 1992’de Pennsylvania’da “Golden Generation Worship and Retreat Center Inc.” tarafından “özel göçmen din görevlisi” statüsünde vize başvurusu yapıldığı ifade edildi.

          DOSYADAKİ MEKTUPLAR  

          2000 sayfadan oluşan dosyada ABD’deki Rumi Forum’un Başkanı Ali Yurtsever’in yardımı ile Türkiye’de ve ABD’de Gülen’e yakın önemli isimlerden referans mektuplarına yer verildi. Yurtsever, mahkeme kararının ardından 17 Haziran 2008’de mahkemeye gönderdiği mektupta, geçen kasım ayında Washington’da Georgetown Üniversitesi’nde Gülen hareketi için bir konferans tertiplediklerini, Gülen ile yakın temasta olduğunu daha fazla bilgi için kendisiyle temasa geçilebileceğini belirtti.

          40 KİTABI VAR

          Mahkemeye sunulan belgelerde Fethullah Gülen’in, Vatikan’da Papa 2. John Paul ile görüştüğü, yüzlerce kitap ve gazete makalesinde kendisi hakkında bilgiler yer aldığı, ayrıca kendi kurduğu hareket hakkında dünyanın sayılı üniversitelerinde konferanslar verildiği, Gülen hareketinin ABD başta olmak üzere dünyada yüzlerce okul açtığı bildirildi. Gülen’in 40 kitap ve yaklaşık 100 makale yazdığı, “Gülen Hareketi”nin de kurucusu olduğu belirtildi.

          FİNANSAL KAYNAKLAR

          Savcılık kayıtlarında ise Gülen’in finansal kaynakları üzerine iddialara yer verildi. Burada Gülen hareketinin projelerinin arkasında Suudi Arabistan, İran, Türk Hükümeti ve hatta CIA’ nın da bulunduğu iddia edildi. Ankara’da yıllık gelirinin yüzde 10 ve yüzde 70 arasındaki payını Gülen hareketine bağışladığını itiraf eden işadamlarının olduğu, bu rakamların kişi başına yılda 20 bin ile 300 bin dolar arasında değiştiği ileri sürüldü. İstanbul’da yaşayan bir işadamının 4-5 milyon doları her yıl Gülen hareketine bağışladığı, Gülen okullarından mezun olan gençlerin de her yıl 2 bin ile 5 bin dolar arası bağış yaptıkları belirtildi.

          Siyasi figür Savcı Gülen için şöyle dedi: “Dini ve siyasi bir figür, akademisyenlere para ödeyerek kendisi ve hareketi için yazı yazdırıp akademik prestij elde etmek istiyor.” Gülen’in yazdığı kitaplara da atıfta bulunan savcı, “Gülen’in yazdığı kitapların hiçbiri eğitimle ya da eğitim modelleri ile ilgili değil, tamamı dini çalışmalar. Ayrıca geleneksel laik eğitim ile inançlara karşı hoşgörünün harmanlanmasıyla bir eğitim modeli yaratıldığı şeklindeki ifade de inandırıcı değil” dedi.

          REFERANSLARI YETERLİ OLMADI

          Fethullah Gülen’in Yeşil Kart başvurusu için mahkemeye sunulan destek mektupları arasında ilk sırada CIA’den analiz ve prodüksüyon direktörü olarak emekli olan George Fidas’ın yazdığı mektup yer alıyor. CIA’nın Balkanlar uzmanı Fidas, Washington Üniversitesi Uluslarası İlişkiler Bölümü’nde ders veriyor.

          Yunan asıllı olan Fidas, ayrıca Joint Military Intelligence Council’de görevli. Referans mektubu yazanlardan eski CIA ajanı Graham Fuller, “Rand Corporation”da danışman. Mektup yazanlar arasında eski Başbakan Yıldırım Akbulut, AKP Kahramanmaraş Milletvekili, Meclis Milli Eğitim Komisyonu Başkanı ve eski Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam, ABD’nin eski Ankara büyükelçisi Morton Abramowitz de var. ABD’nin çeşitli üniversitelerinden teoloji profesörlerinin yanı sıra evanjelik ve katolik papazlarla TÜGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Saraylı da Gülen için mektup yazmışlar.

  • Hıncal Uluç’a Teşekkür ve Türk Danalarına Geçmiş Olsun!

    Hıncal Uluç’a Teşekkür ve Türk Danalarına Geçmiş Olsun!

    Türkiye’deki danalar gerçekten de büyük bir tehlike atlattılar!
    Bu yüzden onlara geçmiş olsun dileklerimi yollamak isterim!

    Nedenine gelince; bizim A Milli Futbol Takımı yüzünden!

    Hemen dudaklarınızı bükmeyin, açıklayacağım;

    Hani bizim Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan dediydi ya, “Almanya’yı yenersek 1111 kurban keseceğim” diye.

    O yüzden şey ettim.

    Malum İslam’a göre, bir dana 7 kişiye kadar kurban olabiliyor.

    Şimdi bölün binyüzonbiri yediye, karşınıza çıkar 158 baş dana ve 5 tane de koç.

    Maazallah! Türk Milli Takımı dün akşam yanılıp da Alman Milli Takımı’nı yenseydi, bugün Türkiye’de 158 dana ve 5 koçun kellesi gidecekti.

    Bilemediniz 1111 tane koçun başı…

    Belki de Hasan Doğan’ın cömertliği tutar 158 değil de 159 baş tosunun kellesini uçururdu. Olsun, 59. tosun da 7 kurbana bedel olarak değil, 5 kurbana bedel olurdu…

    ***

    Bugünlerde 159 baş tosunu veya 1111 adet koçu bir arada bulmak mümkün müdür bilmiyorum ama şöyle keçi meçi herhalde bu rakama ulaşacak sayıda hayvanımız kalmıştır.

    Zira eğer yeterli sayıda hayvanımız olsaydı şu Kırım Kongo Keneleri insanlarımıza değil, en azından hayvanlarımıza musallat olurlardı.

    Böylece her sene onlarca insanımızı kenelere kurban vermemiş olurduk!

    Ben size bir şey söyleyeyim mi?

    Siz bırakın Hasan Doğan gibilerin 1111 kurban fantezilerini, eğer sınırlarımızdan kaçak hayvan girmemiş olsa, insanımız Kurban Bayramı’nda bile kesmeye hayvan bulamayacak.

    Zira Türkiye’de hayvancılık bitmiş durumda.

    Tıpkı tarım gibi…

    Yoksa Deli Dana, Kuş Gribi ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı gibi hastalıkların Türkiye’de ne işi olabilir?

    Bu hastalıkların hemen hepsi sınırlarımızdan kaçak giriş yapan canlı hayvanlarla veya kaçak yoldan getirilen etlerle ülkemize gelmektedir.

    Ha bir de göçmen kuşlar var tabiî.

    Ancak Manyas, Sultan Sazlığı gibi sulak alanlar başta olmak üzere; göçmen kuşların geçiş yolları üzerinde bulunan sulak ve bataklık yerleri kuruttuğumuz için ve de yanlış avlanma yüzünden yerli yabani hayvan neslini bitirdiğimiz için göçmen kuşlar yoluyla dışarıdan bulaşıcı hastalık gelmesi de mümkün değildir.

    Allah’tan Milli Takım yenildi de! Milletçe rüyadan uyanıp bu gerçeklerle tekrar yüz yüze gelme fırsatı bulduk!

    ***

    Sevgili okuyucularım, bendeniz bir köy çocuğuyum ve çobanlık yaparak büyüdüm.

    O yüzden pire, bit, kene gibi kan emerek beslenen asalakları iyi tanırım.

    Hatta Kenenin küçüğüne Yavsı, bitin larvasına Sirke, ilk canlı haline Yavşak denildiğini de bilirim.

    Konak (kongak) kelimesi de galiba bitgiller familyasının bir evresini anlatmak için kullanılmaktadır.

    Köy insanı hayvanlarıyla mecburen içli dışlıdır.

    Bunun tabiî sonucu olarak saydığım asalak hayvanlarla da.

    Ancak ben bugüne kadar kene, pire ve bitten ölen, daha doğrusu hayvanlardan bulaşan hastalıklardan ölen insan hiç duymamıştım.

    Bizim zamanımızda evcil hayvanlardan bulaşsa bulaşsa uyuz bulaşır, kellik bulaşırdı.

    Onlar da sürersiniz üzerine katranı veya zifti geçer giderdi…

    Ancak şimdi öyle mi?

    Deli Dana’sı var, Kuş Gribi var, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi var, Ruam’ı var, Şap’ı var, Şarbon’u var, var oğlu var…

    Onlara da değil katran ve zift gibi koca karı ilaçları, Avrupa’dan ve Amerika’dan ithal milyarlık ilaçlar çare olmuyor.

    Allah’tan Milli Takım yenildi de! Milletçe rüyadan uyanıp bu gerçeklerle tekrar yüz yüze gelme fırsatı bulduk!

    ***

    1111 kurban esprisinin nereden kaynaklandığını şahsen bilmiyorum.

    Bunun anlamını açıklayan haberleri okumuş da değilim.

    Futbol oyununun, yan yana gelince 1111 yapan onbirer kişilik iki takım halinde oynanmasından dolayı mı orasını da bilmiyorum.

    Eğer öyle olsa, rakip takım için, yani elin gâvuru için neden 555,5 hayvan telef edelim?

    O yüzden ben bu 1111 rakamına çok fena takmış durumdayım.

    Arkadaşlarımdan birisi, bu 1111 rakamının, çeyrek final için 11 kurban, yarı final için 111 kurban, final için 1111 kurban esprisinden kaynaklandığını söyledi.

    Eğer öyleyse Hasan Doğan yine insaflı davranmış;

    Ya birde işi grup eleme maçlarından başlatsaydı!

    Maazallah ülkede taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmazdı!

    Aslında bu 1111 rakamı bana bir şeyler çağrıştırmaktadır dostlar;

    Yanlış bilmiyorsam bu 1111 rakamı Türkiye Cumhuriyeti’nin Askerlik Kanunu’nun sayısı oluyor.

    Ve bildiğim kadarıyla biz, 21.06.1927 tarihinde çıkarılan bu 1111 Sayılı Askerlik Kanunu gereğince askere alınan binlerce koçumuzu, binlerce kınalı kuzumuzu teröre kurban vermiş bir milletiz.

    Daha dün Tendürek Dağı’nda teröristlerce girdiği çatışmada bir üsteğmenimiz yaralandı. Önceki gün de Lice’de bir askerimiz şehit oldu.

    Dolayısıyla Hasan Doğan’ın uyduruk sebeplerle 1111 kurban kesmesine hiç gerek yoktur.

    Biz, bu gidişle şu 1111’e daha çok kurban vereceğiz gibime geliyor.

    Gerektiğinde elbette vereceğiz.

    Ancak ülkemiz üzerinde kahpece oynanan oyunlardan dolayı değil.

    Bu oyunları artık görmek, dahası bozmak zorundayız milletçe.

    Ve görüldü ki; bu oyun, Avrupa Şampiyonası maçlarında bile oynanmaktadır.

    Hem de hakemler lejyoner (paralı asker), düdük ve bayraklar uyarı ateşi, sarı kartlar tüfek, kırmızı kartlar top veya mayın olarak kullanılmak suretiyle.

    Allah’tan Milli Takım yenildi de! Milletçe rüyadan uyanıp bu gerçeklerle tekrar yüz yüze gelme fırsatı bulduk.

     

    ***

    Doğrusunu söylemek gerekirse; dün akşam ki Almanya maçına son derece üzüldüm.

    Çünkü Milli takımımız turnuva boyunca ilk defa dün gece futbol oynadı.

    İyi oynadı ve yenildi.

    Önceki maçlarda oynamadan kazanmasına nasıl şaşırarak sevindiysek, dün akşam oynayarak kaybetmesine de yine aynı şekilde şaşırarak üzüldük.

    Bana göre ve (tabi ki Rıdvan Dilmen gibi futbolu iyi bilen yorumculara göre de), futbol takımımızın bu başarısı, Fatih Terim’le değil, Fatih Terim’e rağmen olmuştur.

    Bu bakımdan Fatih Terim’in, maçtan sonra “bırakıyorum” şeklindeki açıklamasını isabetli buluyorum.

    Evet, Fatih Terim bir an önce bırakmalı, federasyon da kalması için çaba sarf etmemelidir.

    Zira Fatih Terim’in oyuncu tercihi son derece yanlıştır.

    Alman Kalecisi Lehman, dün akşam diyor ki; “Almanya gibi bir takıma karşı defanssız oynamanız yanlıştı!”

    Evet, bu yanlıştır ve bu yanlış Fatih Terim’indir.

    Çünkü Fatih Terim, Gökhan Zan, Servet Çetin ve Emre Belözoğlu gibi sezon içinde sakatlık yaşayan oyuncuları tercih etmiştir.

    Tümer Metin gibi Yunanistan’da futbol oynamayı unutmuş bir adama vefa borcunu ödeyeceğim diye Yıldıray Baştürk gibi bir dinamoyu küstürmüş, Halil Altıntop gibi bir santrforu takımdan çıkartarak kardeşi Hamit’in moralini bozmuş ve kapasitesini düşürmüştür.

    Gerçi Almanlar’a yenilmemiz o kadar şaşırılacak bir husus da değildir ve bu yenilgi futbolun tabiatı gereğidir.

    Ne diyordu İngiliz futbol adamı G. Lenekar:

    “Futbol 22 kişiyle oynanır, sonuçta hep Almanlar kazanır!”

    Allah’tan Milli Takım yenildi de! Milletçe rüyadan uyanıp bu gerçekleri görme fırsatı bulduk.

    ***

    Dün akşam Uğur Boral ilk golü atar atmaz silahlar patlamaya başladı bizim mahallede.

    Elbette sizin mahallelerde de.

    Demek ki; insanlarımız birkaç gündür özel olarak hazırlanmışlar bu işe.

    Balkonlar ve pencere önleri cephanelik haline getirilmiş durumda.

    Yetkililer her ne kadar medya aracılığı ile “Silah atmayı bırakın, çıkın sokaklara, caddelere ve meydanlara bağırarak ve halay çekerek, horon teperek sevincinizi dile getirin” demiş olsa da ne mümkün?

    Çocukluğu elindeki sapanla kuş öldürerek geçen, gençliği zevkine avlanarak geçen, canlı hedefe ateş edip vurmayı erkeklik sayan bir milletin çocuklarını hiç bağırıp çağırmak keser mi efendim?

    Küçük oğluna oyuncak olarak tabanca ve tüfek alan bir babaya “Silah atma” demek kâr eder mi?

    O ille de sıkacak bir yerlere.

    Ya benim gibi bir dağ başında boşluklara, ya da alttaki balkondan üstteki balkonlara doğru…

    Dün akşam bu milleti gerçekten de Allah korudu.

    Daha ilk golde, hatta anasına göre iki kişilik adam olan Kâzım Kâzım’ın direkten dönen şutunda silahlar patlamaya başladıysa, varın galip gelmemiz halinde olacakları siz hesap edin!

    Vallahi ortalık kan gölüne dönerdi!

    Allah’tan Milli Takım yenildi de! Milletçe rüyadan uyanıp bu gerçekleri görme fırsatı bulduk.

    Allah’tan Hıncal Uluç’un 19 Haziran 2008 günü yapmış olduğu “İnşallah Eleniriz!” şeklindeki duası kabul edildi de bugün Türkiye’de birçok aile ağlamaktan kurtuldu.

    Bu sebeple Duası makbul olan Hıncal’a bu millet ne kadar teşekkür etse azdır.

    Ne de olsa Hıncal’ın dedesi müftüdür ve Hıncal, ağzı dualı bir soydan gelmektedir…

    26 Haziran 2008

    Ömer Sağlam

  • TÜRK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    TÜRK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    İÇİNDEKİLER:

    TÜRKLER’İN EKONOMİK GÜCÜ ARTTI

    TÜRKİYE DOSTLARI GRUBU KURULUYOR

    “HAYIR”IN BEDELİ TÜRKİYE’YE

    ERMENİ LOBİSİ YENİ ELÇİYİ DE ENGELLİYOR

     

    ***

    25.06.2008

    TÜRKLER’İN EKONOMİK GÜCÜ ARTTI

    Almanya’da yaşayan Türkler’in ekonomik gücü arttı.  

    Alman birinci televizyon kanalı ARD’nin öğle kuşağında yayınlanan “Mittagsmagazin” programının ekonomi bölümünde yer alan görüntülü haberde, Almanya’da yaşayan Türkler’in artık sadece dönercilik sektöründe değil, hizmetten nakliyata kadar birçok sektörde de girişimci olarak faal olduklarına işaret edildi. Almanyalı Türkler’den 2. ve 3. neslin artık tüketim alışkanlıklarının da değiştiği ifade edilen programda, ayrıca Almanya’da 70 bini aşkın girişimcinin bulunduğu da vurgulandı.

     

     

    ***

    BRÜKSEL (A.A) | 25.06.2008

    TÜRKİYE DOSTLARI GRUBU KURULUYOR

    Türk asıllı Alman Sosyalist Vural Öger öncülüğünde toplanan Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 6 üyesi, Türkiye’nin AB üyeliğine destek için AP Türkiye Dostları grubu oluşturulması kararı aldı. 

     

     

    AP’nin 3. büyük grubu Liberaller’in Başkanı Graham Watson’un da yer aldığı Türkiye Dostları grubu girişiminin 2-3 ayda hazırlık çalışmalarını tamamlayarak yeni yasama yılında resmen faaliyete geçmesi hedefleniyor.

     

     

     

    ***

     

    “HAYIR”IN BEDELİ TÜRKİYE’YE

     

    MADRID(ANKA) – | 25.06.2008

    Almanya eski Dışişleri Bakanı Fischer, İspanyol El Pais gazetesince yayımlanan makalesinde İrlanda halkının Lizbon Antlaşmasını reddetmesiyle Avrupa’nın gereksiz yerde “siyasi felakete” sürüklendiğini ve AB’nin yeni üyeleri kabul edemeyeceğini öne sürdü. Fischer, “Bedelini ilk ödeyenler, Balkanlar ve Türkiye olacak” diye yazdı.

     

    Almanya eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, İrlanda halkının Lizbon Antlaşmasını reddetmesiyle Avrupa’nın ‘siyasi felakete” sürüklendiğini, AB’nin yeni üyeleri kabul edemeyeceğini savunarak ‘Bedelini ilk ödeyenler, Balkanlar ve Türkiye olacak” diye yazdı.

     

     

     

    ***

    ERMENİ LOBİSİ YENİ ELÇİYİ DE ENGELLİYOR

     

    ABD Başkanı George Bush’un Erivan’a büyükelçi olarak atamak istediği Marie Yovanovitch’in Senato’daki onay süreci, Ermeni lobisinden Demokrat Senatör Barbara Boxer tarafından bir ay için durduruldu. Diğer büyükelçi adayı Richard Hoagland, 1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelendirmediği için bir başka Ermeni yanlısı Demokrat Senatör Robert Menendez tarafından veto edilmişti. Yovanavitch de “soykırım” sözünü kullanmamıştı.

     

    Joschka Fischer, İspanyol El Pais gazetesince yayımlanan makalesinde  Fransa ve Hollanda’da Avrupa Anayasası’nın reddedilmesinin ardından Lizbon Antlaşmasının İrlanda halkı tarafından onaylanmamasının, ‘güçlü ve birleşik Avrupa’ya ikinci ve büyük bir olasılıkla kesin darbe” olduğunu savundu.

    Avrupa’nın ‘siyasi felakete” sürüklendiği görüşünü dile getiren Fischer, AB’nin dünya sahnesinde dış politikasında ciddi bir aktör olmaktan çıktığını belirterek bu gelişmenin, ABD’nin göreli bir gerilime yaşandığı, Rusya’nın yeniden güç kazandığını ve ‘Türkiye’nin iç politikasının kötüleştiği” bir döneme rastladığını ifade etti.

    Fischer, Lizbon Anlaşmasının reddedilmesinin de AB’nin genişlemesini de olumsuz etkileyeceğini belirtirken de ‘AB bloke olacak. Genişleme süreci, ya ertelenecek yada da tamamen duracak çünkü AB, Nis Antlaşması’nın temelinde yeni üyeleri kabul edemez. Bedelini ilk ödeyenler de, Balkanlar ve ardından Türkiye olacak.”

    Ülkeler ve AP’deki siyasi gruplar açısından geniş katılımlı olması öngörülen Türkiye Dostları grubu, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda her iki taraftaki önyargıların giderilmesi yanında vize kolaylığı sağlanması ve nakliyecilerin kota sıkıntısı gibi acil sorunlara çözüm bulunması için çalışacak.

    AP’deki Türkiye Dostları grubu girişiminin ilk toplantısında uzlaşma sağlanan diğer konular arasında bu yılın ikinci yarısındaki Fransa Dönem Başkanlığı sırasında Türkiye-AB ilişkilerinin daha da kötüleşmesinin engellenmesi, sık sık Türkiye ziyaretleriyle kamuoyunu bilgilendirme ve farklı girişimlere öncülük edilmesi bulunuyor.

    Türkiye Dostları grubu girişiminde Öger ve Watson dışında Sosyalistlerden Alman Jo Leinen ve Litvanyalı Sosyalist Justas, Liberallerden Macar Istvan Szent-Ivanyi ve Türk kökenli Bulgar Metin Kazak yer alıyor.

    Bu arada AB’nin anayasası sayılan “Portekiz Anlaşaması”nın İrlanda halkı tarafından reddedilmesinin ardından gelen şok atlatılarak, birliğin ideallerine sadık kalınması için çalışmalar başlatıldı.

    ‘GENİŞLEMEYE BAĞLI KAL’ ÇAĞRISI
            
    Aralarında ünlü yatırımcı George Soros, eski Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, eski Finlandiya  Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari ve eski Belçika Başbakanı Jean-Luc  Dehaene’nin de bulunduğu 42 aydın, İrlanda’daki referandumun ardından  AB’ye ‘genişlemeye bağlı kal’ çağrısı yaptı.

    Aralarında çok sayıda Avrupa Parlamentosu üyesinin de bulunduğu  aydınların imzaladığı ortak metinde AB’den ‘güçlü dış politika yürütmesi ve genişleme şüphelerine saldırması’ istendi.

    Avrupa Dış İlişkiler Konseyi adlı düşünce kuruluşunca yayınlanan ortak metinde, AB liderlerinden İrlanda referandumunun ardından ‘yeni bir kendine güvensizlik dönemine izin vermemeleri’ talep edilerek,  ‘Avrupalı vatandaşlar ve liderler, Avrupa’nın daha iyi kurumlar  hakkındaki iç tartışmasının çözülmesi için dünyanın ara verip  beklemeyeceğinin farkındadır. Nükleer İran tehlikesi, Orta Doğu’da savaş riski, Afganistan’da köktencilerle savaş, iklim değişikliği tehdidi, Afrika’nın sefaleti gibi tüm sorunların varlığı barış ve refahı  ilerletecek güçlü Avrupa gerektiriyor. Washington’daki yeni yönetim Atlantik İttifakını yeniden güçlendirmek ve ahlaki itibarını tamir etmek için güçlü bir Avrupalı ortağa ihtiyaç duyacak. Eğer kendine güvensizlik yaşayıp felç olursa Avrupa’nın dünyadaki konumu riske girecek’ denildi.

    ‘Genişleme sürecine bağlılığın yeniden vurgulanması ve dünyada tek sesle konuşabilmek için AB’nin (yeni) yollar bulmasının hayati önemine’ dikkat çekilen ortak açıklamada, Lizbon Anlaşması belirsizliği nedeniyle AB dış politikasının zayıflamasına izin vermeleri halinde AB liderlerinin ‘vatandaşlarının umutlarını ve çıkarlarını
    gerçekleştirmede başarısız olacakları’ uyarısı yapıldı.

    Haberle ilgili ARD’de çıkan videoyu izlemek için linki tıklayın:

  • “TARAF” GAZETESİ, “YANLIŞ CUMHURİYET” ve YANITLAR

    “TARAF” GAZETESİ, “YANLIŞ CUMHURİYET” ve YANITLAR

    “TARAF” GAZETESİ, “YANLIŞ CUMHURİYET” ve YANITLAR

    Dursun ATILGAN
    Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu
    Genel Başkanı

    “TARAF” gazetesinin 23 Haziran 2008 tarihli sayısında, Neşe Düzel’in,
    Sevan Nişanyan adlı bir Ermeni ile yapmış olduğu söyleşi var. Bu
    Ermeni yazarın “Yanlış Cumhuriyet” adlı bir kitabı da yayımlanmış.
    O kitaptaki, şu gaflet, dalalet, ihanet ve düşmanlık dolu cümleler,
    söyleşide öne çıkarılmış:

    Atatürk, mutlak iktidarı terk edebilirdi, ama etmedi. Memlekette her
    meydana
    heykelini diktirme işiyle şahsen ilgilendi. Bu putlaştırma hâlâ süren
    bir ‘kültürel-siyasi’ yıkım getirdi.”

    “Cumhuriyet, ‘gerçek laikliği’ getirmedi.  Bizde laiklik tasfiye
    hareketiydi. Dinin, devletin mutlak gücünü kısıtlama potansiyeli
    ‘laiklikle’ yok edilmek istendi. Çünkü amaç laiklik değil, mutlak
    iktidardı.”

    “Emperyalizme karşı savaştığımız yönünde hayret verici görüşü,
    1960’larda Doğan Avcıoğlu ve Mihri Belli icat etti. Aslında Kurtuluş
    Savaşı, Türkiye-Yunanistan savaşıdır. İki ülke arasında büyük bir
    savaş yaşandı.”

    “Cumhuriyet, diktatörlüğün kod adıdır. Cumhuriyete demokrasi için
    değil, şahıs diktatörlüğü için geçildi.”

    “Kurtuluş Savaşı, Sevr’e tepki değildir. Sevr, Kurtuluş Savaşı’na bir
    tepkidir. Sevr, Meclis açıldıktan sonra yapıldı.”

    “1918’de kadınlar tesettürü bıraktı. Ankara bu değişime inanılmaz bir
    taassupla karşı çıktı. Tesettürü savundu.”

    “Atatürk milliyetçiliği 1920’ler faşizmidir. Kurtuluş Savaşı’nda ise
    İslami cihat üzerinden hareket etti bu milliyetçilik.

    ” İngiltere’nin Türkiye’ye karşı hazırlattığı “Mavi Kitap” olarak
    bilinen ve sözde “Ermeni Soykırımı” olduğuna dair kitaptan belki de
    daha çok yalancılık, düzenbazlık, iftira dolu bu sözümona “kitaptaki”
    iddialara karşı, çok kısa yanıtlar verelim:

    “Atatürk, mutlak iktidarı terk edebilirdi, ama etmedi. Memlekette her
    meydana heykelini diktirme işiyle şahsen ilgilendi. Bu putlaştırma
    hâlâ süren bir ‘kültürel-siyasi’ yıkım getirdi.” deniliyor.

    Mustafa Kemal iktidarı niçin terkedecekti? Türkiye’yi emperyalist ve
    sömürücü güçlere teslim etmek için mi? Mustafa Kemal’i TBMM seçerek
    iktidara getirmedi mi? “Yazar”ın bu Bu beyanının üzerinde durmaya bile
    değmez.
    Ancak, “memlekette her meydana heykelini diktirme işiyle şahsen
    ilgilendi v.s.” gibi tamamen yalana dayalı olan iddia ve “putlaştırma,
    siyasal ve kültürel yıkım” iftirası, insanın midesini bulandırıyor.
    Bu cümle bana, Çetin Altan’ın oğullarından birisinin “tek heykelli
    ülke olarak sadece Türkiye kaldı” biçimindeki düşmanca ifadesini
    anımsattı.
    Bu konuda çok somut bir örnek verelim: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
    bir zamanlar “Anıtkabir’e çıkıp sap gibi saygı duruşunda bulunmaya
    karşıyım” diyordu; bugün, hem Anıtkabir’e çıkıp saygı duruşunda
    bulunuyor hem de her gittiği yerde kendi posterininin hemen yanına
    Atatürk posterini taktırıyor…

    “Cumhuriyet, ‘gerçek laikliği’ getirmedi.  Bizde laiklik tasfiye
    hareketiydi. Dinin, devletin mutlak gücünü kısıtlama potansiyeli
    ‘laiklikle’ yok edilmek istendi. Çünkü amaç laiklik değil, mutlak
    iktidardı.”

    Böyle saçma iddialarda bulunanlar, i n s a n için en değerli rejim
    olan Cumhuriyeti değil, Osmanlı zamanındaki “Millet sistemi”ni
    isteyenlerdir.
    Böylece devlet içinde devlet olma imtiyazlarını yeniden elde
    edebilsinler ve siyasal harekât buyruklarını da Kiliseden alabilme
    fırsatını yeniden yakalasınlar… Bir zamanlar Kıbrıs’taki Makarios
    misali…
    Din adamlarını siyasetin başına dikmek isteyen zihniyet, ne laikliği
    benimser ne de Cumhuriyeti…
    Laiklik sadece devlet işlerini din işlerinden ayırmak değil, aynı
    zamanda kişinin kendi aklını kullanabilme ve din adamlarının
    cenderesinden kurtulabilme ilkesidir. Bireyin Aydınlanma fırsatını
    bulabilmesinin temel güvencesidir.
    Laikliğe karşı olan herkes, devleti dînî kurallarla yönetmek isteyen
    fanatizm ve diktatörlük heveslileridir.
    Zaten bu sözde “yazar” da beslediği emeli şu cümlelerle ortaya
    koymaktadır:
    “… Dinin, devletin mutlak gücünü kısıtlama potansiyeli ‘laiklikle’ yok
    edilmek istendi”.

    “Emperyalizme karşı savaşıldığını, 1960’larda Doğan Avcıoğlu ve Mihri
    Belli icat etti. Aslında Kurtuluş Savaşı, Türkiye-Yunanistan
    savaşıdır. İki ülke arasında büyük bir savaş yaşandı.”

    Emperyalizme karşı savaşma konusundaki pek dangalakça ve ahmakça
    iddiaya ve benzeri saçmalıklara yanıtı, UNESCO 1979’da vermiştir:

    UNESCO’NUN ALDIĞI KARAR

    Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. yılına rastlayan 1981 yılının
    tüm dünyada Atatürk’ü Anma Yılı ilan edilmesi için, 1979’da UNESCO
    Genel Kuruluna katılan 156 ülkenin temsilcisinin oybirliği ile kabûl
    edilen karar şöyle:

    “Mustafa Kemal ATATÜRK
    – Uluslararası anlayış ve barış yolunda çaba harcamış üstün bir kişidir,
    – Olağanüstü bir devrimcidir,
    – Emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı savaşmış olan bir Önderdir,
    – İnsan haklarına saygılıdır,
    – Dünya barışının öncüsüdür,
    – İnsanlar arasında hiçbir renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz
    devlet adamıdır,
    – Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur” .

    Bu karara herhangi bir ekleme yapmaya gerek yoktur sanırım…

    “Kurtuluş Savaşı emperyalizme karşı değil, Yunanistan’a karşı yapıldı”
    iddiasına gelince, Çanakkale Savaşı’ndan itibaren 30 Ağustos 1922’ye
    kadar topraklarımızı işgal eden emperyalist ülkeler ve onların
    uşakları değil miydi?
    İngiltere, Fransa, İtalya paylaşmamış mıydı topraklarımızı Sevr planıyla?
    Yunanlıları dışardan Ermenileri içerden her türlü silahla donatan ve
    katliam yaptıranlar emperyalist ülkeler değil miydi?

    “Cumhuriyet, diktatörlüğün kod adıdır. Cumhuriyete demokrasi için
    değil, şahıs diktatörlüğü için geçildi.”

    Şu iğrenç iddiaya ve iftiraya bakınız. Aklı başında olan her i n s a n bilir ki,

    eğer Mustafa Kemal diktatörlük heveslisi olsaydı,
    kendisini hem Padişah hem de Halife ilan ederek, dünyanın en azından
    üçte birine hükmetmeyi gerçekleştirmez miydi?

    “Kurtuluş Savaşı, Sevr’e tepki değildir. Sevr, Kurtuluş Savaşı’na bir
    tepkidir. Sevr, Meclis açıldıktan sonra yapıldı.”

    Sevr’i, Kurtuluş Savaşı’na bir tepki olarak gösterme konusundaki
    maskaralığa gelince, Sevr’i anlayabilmek için önce Mondros’u bilmek
    gerekir.
    Okuma yazması olan ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihiyle ilgilenmek
    isteyen her i n s a n, önce Mondros’u okumalıdır, ki Sevr’i ve
    Sevr’i planlayan emperyalist güçlerin kimliğini daha iyi anlayabilsin…

    “1918’de kadınlar tesettürü bıraktı. Ankara bu değişime inanılmaz bir
    taassupla karşı çıktı. Tesettürü savundu.”

    Aslında, bu dayanaksız iddiaya yanıt vermeye bile gerek yok, ancak bir
    cümleyle gerçeği dile getirmek gerekiyor:
    Tesettürü savunan bir Devrimci, Türk Devrimi’nin halkalarına “Kılık
    Kıyafet Devrimi”ni ekler miydi?

    “Atatürk milliyetçiliği 1920’ler faşizmidir. Kurtuluş Savaşı’nda ise
    İslami cihat üzerinden hareket etti bu milliyetçilik.”

    Bu aymazlık, bana, Anti Kemalist Partinin Genel Başkan Yardımcısı
    Dengir Mir Mehmet Fırat’ın 1 Kasım 2003’te TRT’nin “Televizyon
    Gazetesi” adlı programında sarfettiği, gaflet ve dalalet dolu, Sevan
    Nişanyan’ın bu sözlerine paralel, bir benzetmesini anımsattı. Dengir
    Mir o programda, Atatürk Milliyetçiliğini Mussolini ve Hitler
    faşizmine benzetmişti… Düşündürücü değil mi?
    Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yaşamında en geniş yer tutan ilke
    Milliyetçiliktir. Bugün, Almanların ırkçı siyasetinden dolayı çeşitli
    Batı ülkelerinde, ama özellikle de günümüz Almanyası’nda bazı çekimser
    tavırlara ve yanlış yorumlara neden olan “Milliyetçilik” kavramı,
    ATATÜRK TÜRKİYESİ için özetle şu anlamlara gelmektedir:

    1.Çok uluslu Osmanlı Imparatorluğundan vazgeçme. Hem de özellikle
    Birinci Dünya Savaşının galibi Batılı emperyalist devletlerin nüfuz
    alanları ve sömürgeci siyaset güttükleri yıllarda.
    2.Panturanizm ve Panislamizm fikrini reddetme.
    3.”Ulusal Dikdörtgen” içinde (bugünkü Türkiye’nin haritasını
    kastediyorum) ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık.
    Bu konuda, Mustafa Kemal’in olağanüstü haklı gerekçesi şudur: “Çünkü,
    günümüzde dünya ulusları sadece bir egemenlik türü tanıyor, o da
    ulusal egemenlik”
    4.Yurttaşlık bilincinin oluşturulması ve ümmetçiliği reddetme.
    5.Yurttaşlık bilinci ancak ulus devletlerde olabilir. Kurtarılmış ve
    kurulmuş bir ülke, bir ulus ve bir devlet ile özdeşleşme ancak
    milliyetçilikle mümkündür
    6.Saldırganlığı ve yayılmacılığı asla hedef edinmeyen ve dünya
    yüzündeki tüm uluslarla kardeşçe ve barış içinde yaşamayı ilke edinen,
    yeni bir vatanseverlik duygusunun başarılması
    7.Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin ne ırka, ne de dine, ancak kültüre
    dayandırılması
    8.İmparatorluktan kalan tüm etnik gruplara eşit haklarla birarada
    barış içerisinde yaşama olanağının sağlanması
    9.ATATÜRK’ün Millet kavramı, ortak kültüre ve ortak tarihe dayanan
    hümanist bir kavramdır, ırkçı bir kavram değildir.

    10.ATATÜRK “Ne mutlu Türküm diyene” özlü sözüyle, yeni devletin
    yurttaşlarında yeni bir özgüven ve millî değerlere sahip olma bilinci
    uyandırmıştır

    Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Milliyetçilik” ilkesi yine O’nun tanımıyla
    şu formülde aranmalıdır: YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ…

    ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ’nin dünya barışı için bir tehlike olmadığının
    en açık ve kesin kanıtı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 1932’de
    Milletler Cemiyeti’ne üye edilmek üzere resmen davet edilmiş
    olmasıdır.

    ATATÜRK, “Medenî Bilgiler” adlı kitabın, kendi el yazısıyla yazmış
    olduğu bir bölümünde Türk Milleti’ni şöyle tanımlar: “Türkiye
    Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkına Türk Milleti” denir. ATATÜRK’ün
    sadece bu sözünü bile okumak, O’nun Milliyetçilik anlayışının “ırkçı
    bir milliyetçilik” olmadığının diğer bir kesin kanıtıdır.

    1920’lerde ve 1930’larda İtalya’da, Almanya’da, İspanya’da,
    Portekiz’de, Macaristan’da ve Sovyetler Birliğinde sağ, sol totaliter
    rejimler hüküm sürerken, Türkiye’de egemenlik hanedandan alınmış ve
    ulusa devredilmiştir.
    Cumhuriyetçi demokrasiye giden yol, önce özgürlüklerle düzlenmeye
    başlamıştır: Atatürk’ün kadınlarımıza kazandırdığı özgürlüklerle…

    Asla unutulmamalıdır ki, 1920’lerde ve 1930’larda, ALMAN NAZİ
    baskısından ve zulmünden kaçan çok sayıda Alman kökenli bilim adamı,
    sanatçı, müzisyen, mimar, mühendis, hukukçu v.d. kurtuluşu ve
    özgürlüğü ATATÜRK TÜRKİYESİ’nde bulmuşlardır. O tarihlerde Amerika’yı
    da seçenler olmuştur. Ancak, Türkiye’yi seçenlerin niteliği,
    Amerika’yı seçenlerin ise niceliği önde gelir.
    ATATÜRK TÜRKİYESİ’ni seçen bilim adamlarından sadece ikisinin, Prof.
    Dr. Fritz Neumark ile Prof. Dr. Ernst Hirsch’in anılarını okumak bile,
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün barışseverliğini, hümanistliğini ve
    antifaşistliğini, ortaya koymaya yeter…

    İşte yukarda dile getirdiğim, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Kadınına
    kazandırdığı özgürlüklerle birlikte, 1930 yılında yerel seçimlerde
    olmak üzere, 1934 yılında da genel seçimlerde, seçme ve seçilme hakkı
    denilen siyasî hakları da yasal olarak kazandırarak, kadınlarımızın,
    Türk Milletinin en saygın kesimi düzeyine yükseltilmesi sağlanmıştır.
    Bu tarihten başlayarak, yaşamın her alanında etkin olan Türk
    Kadınının, bugün üniversitelerimizdeki gösterdiği niteliksel başarı
    nicelik olarak da, kendisini “uygar” diye tanımlayan Batı ülkelerinin
    çoğundan pek çok daha öndedir.

    Bu bağlamda Atatürk’ün kadınlar hakkında söylediği şu veciz sözü de
    anımsatalım: “Dünya yüzünde gördüğümüz herşey Kadının eseridir”…

    Siyasal haklar konusunda bir karşılaştırma yapılması gerekirse, şu
    tablodan yararlanılmalıdır:

    Kadın Haklarının tanındığı ülkeler ve tarihler:
    > Avusturya 1918
    > Hollanda 1919
    > Lüksemburg 1919
    > Almanya 1920
    > Büyük Britanya 1928
    > Finlandiya 1906
    > Norveç 1913
    > Danimarka 1920
    > İsveç 1921
    > Polonya 1918
    > Macaristan 1919
    > Çekoslovakya 1920
    > Bulgaristan 1945
    > Yugoslavya 1945
    > Fransa 1946 Korsika için 1962
    > İtalya 1946
    > Romanya 1946
    > Belçika 1949
    > Yunanistan 1952
    > İsviçre 1971
    > Portekiz 1974
    TÜRKİYE 1930/1933/1934

    Ülkemiz işgal altındayken ve özellikle Ermeniler ve benzeri azınlıklar
    emperyalist ve sömürgeci güçlerle işbirliği yaparak, Osmanlıyı arkadan
    vururken; Cumhuriyetçi Demokrasinin güç kaynağı ve millet
    egemenliğinin dayanağı olan TBMM’ni kuran bir kimse nasıl diktatör
    ilan edilebilir?
    Özellikle Batı ülkelerinde, subaylıkla, hatta askerlikle hiç ilgisi
    olmayanlar, general üniforması giyerek ve diktatörlükler kurarak
    halkları ezerken;
    kendi beyninin ve bileğinin hakkıyla generalliğe yükselmiş olmasına
    rağmen, üniformasını çıkararak, Türk Halkıyla birlikte, Halka dayalı
    ve Halk mayalı Cumhuriyeti kuran ve Türk Milletinin ezici çoğunluğunun
    asla “diktatör” sıfatını yakıştırmadığı bir emsalsiz Önder’e, nasıl
    olur da diktatörlük iftirası reva görülebilir?

    TARAF gazetesi böyle gereksiz ve zararlı bir söyleşiyi yapmakla ve
    yaymakla, apaçık Ermeni propagandası yapmış olmuyor mu?

    Öyle analşılıyor ki, TARAF gazetesi, Türkiye tarafı değildir;
    Türkiye’ye, Atatürk’e, Türk Cumhuriyeti’ne ve Türk Bağımsızlığına
    karşı olanların tarafıdır.

    Dursun ATILGAN
    Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu
    Genel Başkanı

  • Milli Takımımızın Azmine Hayranım!

    Milli Takımımızın Azmine Hayranım!

    BEDRI BAYKAM’IN 24 HAZIRAN 2008 TARIHLI CUMHURIYET MAKALESI EKTEDIR.      

     

    Milli Takımımızın Azmine Hayranım!                                                                                                                                                                                             Bedri Baykam

           Bu salının bir başka güzelliği var. Sevgili İlhan Selçuk ağabeyimizin yeniden o çarpıcı makalelerine başladığı günü yaşıyoruz. Ameliyatından hemen önce kendisine yaptığım o kısa ziyarette en derin gülümsemesiyle doğanın kuralları ile şakalaşıyordu. Ne mutlu ki şimdi bu sayfalarda hepimize büyük güç vermeye devam edecek.

           İlhan Abi, futbolu en çok sevenlerimizdendir. Umarım Milli Takım ona yarın finali hediye edecek. Bunu başaracağımıza inananlardanım. Fatih Terim’in oyuncularıyla oluşturduğu havaya inanıyorum. Ekibimizin dayanışmasına, sahada oynadığı arzulu içten futbola da inanıyorum.

           Futbolu oynayanlar bilir. Kaleciler bazen çıkıp gol kurtarırlar, bazen ise “balığa çıkmış” gibi yakalanıverirler. İşte 119. Dakikada Rüştü öyle yakalandı. Aut çizgisine paralel olarak, kalesini kapatmak için nasıl canla başla geri koştuğunu, mimiklerinde onun tüm kariyerini görerek yaşadım. Büyük Rüştü bir metre fazla koşunca top bir salise önce kapadığı delikten ağlarımıza gitti.

           Ondan sonraki iki dakikada bir evreni dolduracak kadar olay yaşandı. Dünya gazeteleri başlıklarını belirlediler: “Türkiye bu sefer son dakikada kendi oyununa geldi”, “Türkiye, buraya kadar”. O anda, Rüştü’nün Fatih Terim’in ipini çekmek isteyen kanlı kalemşörlerimiz de ellerini oğuşturuyorlardı. Ben ise yalnız hayata küstüm. Paris’teyim. Arkadaşları bırakıp sessizce odama gittim. Bu bir “ani ölüm” haberiydi ve hepimizi arkadan vurmuştu. Sonra salondan gol çığlıkları geldi! Ama o iki dakika, iki karanlık yıl kadar uzun sürmüştü.

           Düdük hakemin ağzında, maçı bitirmek üzere. Rüştü hızlı davranıp ofsayt atışını ceza sahasında Semih’in olduğu yere adrese teslim indiriyor. O noktada top üç-dört kişi arasında yarı kayıp, kovada balık gibi zıplarken, “nöbetçi golcü” kendisini dünya literatürüne sokan sol voleyi doksana çakıyor. Fenerbahçeli Şenol’un 1960’larda Beşiktaş kalesine bıraktığı “santrası yapılmayan gol”ün kulağı çınlasın! Bu mucizeden farklı bir şey: Bu ölüyü diriltmek. Kaza anından önceye filmi geri sarmak. Kabustan uyanmak!!

           Kendimi Etoile Meydanı’na ve Champs-Elysées’ye attım. Senegal’i yenip dünya kupasında yarı finale çıktığımızda da oradaydım, Çek Cumhuriyeti zaferinden sonra da. On binlerce Türkle beraber, dünyanın en meşhur bulvarını kırmızı-beyaz bayraklarla ablukaya almak ve kutlamayı sabaha kadar sürdürmek harikaydı. Bayrağını kapan Cezayirlisi de, Afrikalısı da, bizlere katıldı. Bu “mazlum milletler”in aldıkları rövanştı!

           Beni üzen iki grup var. Birincisi başarılarımıza “şans” diyenler! Bunlardan bazıları densizliği tam abartıp “inanmıyorsan bahse girelim, Almanlar bizi fena yenecek” diyor. Ne kadar acı! Bir Türk, iddiasını kazanabilmek için Alman gol atınca sevinecek: “Bak gördün mü, ben demiştim!” Aferin futbolda bilmem kaç kere şampiyon olmuş bir dünya takımının bizi yeneceğine bahse girmişsin, bravo, büyük öngörü! Ben inadına: “Bize bu gururu yaşatanlar, Almanları da dize getirecekler” deyip, bahis hakkımı böyle kullanmayı tercih ediyorum. Onlara yollayacağımız her güzel işaret, her enerji dilimine ihtiyaçları var. Portekiz ve Hollanda için “şampiyon olacak” diyenler ne yapıyor şimdi? Türkler, Çarşamba sahada olacak. Cristiano Ronaldo ise şu anda evde play station oynuyormuş! Golleri son dakikada atmamız olsa olsa, maça konsantrasyonumuzu, kararlılığımızı ve kondisyonumuzu gösteriyor. Tam tersine, alkışlayın. Semih’in vuruşu mu? Rüştü’nün ortasından tutun, Emre’nin kafasıyla sekişten, doksana takılışa kadar, zeka, maharet, azim ve kondisyon eseri, buna “şans” diyenler, sporun doğasını anlamamışlar.

           Kızdığım ikinci grup, “Bu başarı, 2002’deki dünya 3.lüğünden daha büyük” diyenler. Çok şaşırdım bunu söyleyenler arasında Nihat Kahveci’nin de adı geçiyor. Umarım basının hatasıdır. Bir kere Dünya Kupası’nda, başta sürekli favoriler Brezilya ve Arjantin olmak üzere, Şili, Kolombiya, Nijerya, Kamerun, Senegal gibi, her çiviyi sökebilecek futbolculara sahip takımlar var. Dünya Kupası, tabii ki Avrupa Uluslar Kupasından çok daha önemlidir, aksini iddia eden ilkokula dönebilir. Şimdi bunu söyleyenlerin tezi, tam bir şark kompleksiyle besleniyor: “Efendim biz o turnuada hiç Avrupa takımıyla oynamadık, Brezilya, Kosta Rika, Çin, Japonya ve Senegal’le oynayıp çıktık. O yüzden çok önemli değil!” Vay vay fışkıran zekaya bak! Şimdi Avrupa takımları zamanından önce yenildilerse ve karşımıza çıkamadılarsa, bu o takımın suçu mu oluyor? Ayrıca bırakın bu 1970’ten kalma fikirleri. Dünyada futbolu yalnız Almanya, İtalya ve İngiltere’ye ait bir spor sanmak, sömürgeci fikirlerin esiri olmaktan başka bir şey değildir. O yüzden kimse 2002 takımının hakkını yemesin, nankörlük etmesin!

           Türkiye’ye döndüğüm gün önce soğuk bir şeyler içelim dedim. Benzincide durduk. Önümde her tarafı boyalı bir tulum giyen bir işçimiz vardı. Bir buçuk litre kola, bir litre su, on plastik bardak ve bir renkli spor gazetesi aldı. Belli ki on işçi arkadaş yarım saat dinlenip, o gazeteyi okuyup, birbirlerinden Hırvatistan maç yorumunu dinleyip, dertlerini unutup yola devam edeceklerdi. İşte “Fatih’in Aslanları” her şeyden önce bunu başardılar! Gerisi hikaye!

           Haydi çocuklar, dökün bizi sokağa yine! İnadınızı, tutkunuzu, heyecanınızı ve sizi seviyoruz.

  • Değerli duyarlı Türk Vatandaşları

    Değerli duyarlı Türk Vatandaşları

    Değerli duyarlı Türk Vatandaşları

     

    Dünyanın dengesini bozanların birçoğunu gözden geçirdiğinizde, bunların genel olarak kendi dengelerinin bozuk olduğunu anlarsınız. Bu insanlar için dünyanın kirlenmesi önem taşımadığı gibi insanlık kirlenmesini de teşvik ederler. Bu insanlar; özel hırslarının önüne de geçemeyerek, dengesiz bir şekilde konuşmaya ve hatta toplumları da etkilemeye kalkışmaktan utanmazlar. Öyle ki, konuştukları çatının altında bu olanakları, kendilerine nasıl ve kim tarafından sağlandığını bilmemezlikten, verilen hak ve özgürlükleri görmemezlikten gelmekten utanmazlar. Konuşmalarının tarihsel içeriklere dayandığını da söyliyerek ve bu arada devamlı bir şekilde atasözlerini de bu konuşmalarına ekliyerek haklılık payı ararlar. Toplumların karanlıklara yuvarlanması bu insanlar için önemli değildir..

    Bunların sayıları, bu postmodern çağda alabildiğine çoğalmıştır. Bu kişiler bu çatıya yakışmayan söz ve iddialar ettiklerinden dolayı istifaları gerekmektedir..

    Değerli duyarlı Türk Vatandaşları..

    Bu konularda, birliğinizi ispatlamanın zamanı geçmesin..

    Karanlık düşünceye dur de..

    İnsanlığın önünü açan her düşünceye yol ver..

     

    Kişi olarak tepkilerimizi gücünü sömürgecilerden alan bu dengesizlere, çatılara, kurumlara iletelim derim..

     

    Aydınlık günler dileğiyle

     

    Hanife Saban Akbaba

  • TÜRK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    TÜRK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    İÇİNDEKİLER:

    SINIR KAPILARI HAZIR
    ALMANYA’DA ROJ TV’NİN FAALİYETİ YASAKLANDI
    TÜRKİYE-ALMANYA MAÇINA DOĞRU
    ALMAN DEVLET BAKANI BÖHMER İLE TÜRKİYE’NİN BERLİN
    BÜYÜKELÇİSİ ACET ORTAK DOSTLUK ÇAĞRISINDA BULUNDU
    EDİRNE’DE FAHRİ KONSOLOSLUK DEVİR TESLİM TÖRENİ
    VALİ BÜYÜK: ”EDİRNE TARİH BOYUNCA STRATEJİK ÖNEME SAHİP OLMUŞTUR”ALMANYA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ CUNTZ: ”ALMANYA VE TÜRKİYE ÇOK İYİ DOST VE MÜTTEFİKTİR”
    FRANSA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ EMİE: ”EDİRNE’NİN İKİ AB ÜYESİ ÜLKEYE YAKIN OLMASI BÜYÜK ŞANS”
    ÜNLÜ PROFESÖR BİR MİLYON DOLAR HARCAYIP ABD’DE TÜRK EVİ AÇTI
    BELÇİKA YARGITAYI: DHKP-C TERÖR ÖRGÜTÜ, DAVA YENİLENMELİ
    BÜYÜKANIT: BARZANİ BENİ HAKLI ÇIKARDI
    KÜRTLER KANADALILARLA İKİ PETROL ANLAŞMASI İMZALADI
    EN İYİ 100 OTELDEN 17’Sİ TÜRK
    İSRAİL, TÜRKİYE ÜZERİNDEN RUS GAZI ALACAK 

    ***

    SINIR KAPILARI HAZIR

    Avrupa’da izin sezonunun başlamasıyla birlikte yurda girişler başlarken, sınır kapılarında da hummalı şekilde çalışma devam ediyor. Yaz döneminde 24 saat aralıksız hizmet verecek olan sınır kapılarına personel takviyesi yapıldı.

    Avrupa’da yaşayan Türkler’in yurda giriş günleri yaklaştıkça Edirne’de bulunan sınır kapılarında hummalı bir çalışma başladı. Vatandaşların ülkeye hızlı bir şekilde giriş yapabilmeleri için sınır kapılarına 40 personel takviyesi yapıldı.İzincilerin mağdur olmaması için gümrük ve polis peronlarının sayısı yaz sezonunda tam kapasite olarak 24 saat süre ile hizmet verecek. Kapıkule’de yoğunluk yaşanması halinde izinciler Hamzabeyli, İpsala, Pazarkule ve Kırklareli’ndeki Dereköy Sınır Kapılarına yönlendirilecek.

    520 işçi aralıksız çalışıyor

     

    Kapıkule Sınır Kapısı’nın modernizasyon çalışmaları nedeniyle Ağustos 2007 itibariyle 30 yıllığına Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOBB) devrinin ardından 4 ay önce başlatılan inşaat çalışmaları sürüyor. Modernizasyon çalışmaları nedeniyle gümrük sahasının içi şantiyeyi andırırken, ihaleyi alan Öztaş İnşaat firması 520 personel ile 24 saat aralıksız çalışmalarını sürdürüyor.

     

    ***

    1.2 milyon giriş yapıldı

    Edirne Gümrükler Başmüdürlüğü ekipleri ise yaz sezonunun yaklaşması ile birlikte önlemlerini artırmaya başladı. Haziran ayı içinde yurda giriş yapmaları beklenen işçilerin Kapıkule Sınır Kapısında kuyrukta bekleyerek mağdur olmamaları için polis ve gümrük peronlarının yıkımı sonbahara bırakıldı. İşçilerin yurda giriş yapmasının ardından polis ve gümrük peronlarının sayısı 12’ye çıkartılacak ve 24 saat süre ile kesintisiz hizmet verilecek.

    Gümrük sahası içine yapılan ve Eylül ayında bitirilmesi planlanan TIR gümrük sahası inşaatı ise işçilerin sıkıntı yaşamaması için hızlandırıldı.TIR gümrük sahasının inşaatının 15 Temmuz’da bitmesi bekleniyor. Bu inşaatın bitmesinin ardından gümrük sahası içindeki trafik hafifleyecek ve işçilerin giriş ve çıkışları daha rahat sağlanabilecek.Geçen yıl Haziran ile Eylül ayı içerisinde Kapıkule Sınır Kapısını kullanarak yurda giriş yapan araç sayısı 185 bin, kişi sayısı ise 1 milyon 277 bin olarak kayıtlara geçti.

    Alternatif Hamzabeyli

    Kapıkule Sınır Kapısı’na oranla daha küçük olan Hamzabeyli Sınır Kapısı’nda da hazırlıklar tamamlandı. Geçtiğimiz yaz sezonunda 18 bin araç ile birlikte yaklaşık 90 bin kişinin giriş yaptığı Hamzabeyli Sınır Kapısındaki 4 peron sayısı yoğunluğun yaşanmasıyla birlikte 8’e çıkartılacak ve 24 saat süre ile hizmet verilecek.Kapıkule Sınır Kapısı’nın Yap-İşlet-Devret modeli ile 30 yıllığına Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOOB) devrinin ardından başlayan modernizasyon çalışması yaz sezonunun yaklaşması nedeniyle gözleri Bulgaristan Lesova Sınır Kapısı’ndan yurda girişi sağlayan Hamzabeyli Sınır Kapısına çevirdi.

    Bunun üzerine Edirne Gümrük Başmüdürlüğü ekipleri Avrupa’da çalışan işçilerin Türkiye’ye Haziran ayı içerisinde başlayacak olan girişleri için çalışmaları hızlandırdı. Kapıkule’nin modernizasyon çalışmaları nedeniyle tam kapasite hizmet veremeyecek olması nedeniyle alternatif olarak gösterilen Hamzabeyli Sınır Kapısı’nda ise hummalı bir çalışma başladı. Ekipler Hamzabeyli Gümrük Sahası içinde yer alan misafirhane, tuvalet ve protokol binasını Nisan ayı içinde yıktı ve küçük araçların daha rahat geçiş yapabilmesi için Bulgaristan Lesova Sınır Kapısına uzanan bağlantı yolu yapım çalışmalarına başladı.

    Çalışmalar kapsamında yıkılan yerlerin yerine daha ilerleyen günlerde daha modernleri yapılacak.Bağlantı yolunun yapımı ise önümüzdeki hafta bitirilmesi planlanıyor. Günlük ortalama 800 TIR ile 70 küçük aracın geçiş yaptığı Hamzabeyli Sınır Kapısı’ndan yaz sezonunda ortalama 5 bin aracın geçiş yapması bekleniyor.

    Pazarkule en küçük sınır kapısı

    Yunanistan’ı Türkiye’ye bağlayan ve şehir merkezine 10 kilometre uzaklıkta bulunan Pazarkule Sınır Kapısı’nda ise işler doğal halinde yürüyor. Edirne’deki diğer sınır kapılarına oranla çok küçük olan ve tek peron ile hizmet veren Pazurkule yoğunluğun yaşanmasıyla birlikte işçilere alternatif olarak sunulacak.

    İpsala’dan günde 3 bin 500 araç geçebilir

    Edirne’nin İpsala İlçesinde bulunan İpsala Sınır Kapısı’da da izinciler için hazırlıklar tamamlandı. 5 peronu ile 24 saat hizmet verecek olan İpsala Sınır Kapısı’nda Free Shop mağazası da bulunuyor. Geçtiğimiz yıl yaz sezonunda 54 bin araç ile birlikte yaklaşık 250 bin kişinin giriş yaptığı İpsala Sınır Kapısında bu yaz sezonunda günlük ortalama 3 bin 500 aracın geçiş yapması planlanıyor.

    Kimlik numaranızı hazır tutun

    Avrupa’da yaşayan işçilerin yurda girişleri için tüm önlemlerin alındığını belirten Edirne Gümrükler Başmüdürü Mehmet Hatipoğlu, şunları söyledi:

    “Biz gerekli tedbirlerimizi aldık. İnşaat çalışmalarına rağmen bir sıkıntı yaşanacağını düşünmüyoruz. Geçtiğimiz yıl yaz sezonunda Kapıkule’den günde ortalama 6 bin araç geçiş yaptı. İşçilerimizi en hızlı şekilde sınırdan çıkartmak için ekiplerimiz ellerinden geleni yaptı. Bizim tek isteğimiz yurda giriş yapmadan önce işçilerin mutlaka TC Kimlik numaralarını hazır etmeleri. Gümrük işlemleri için TC Kimlik numarası gerekiyor.

    Bu numara olmadığı zaman görevli memurumuzun araştırması süre alıyor ve işlem uzuyor.Bu işlemin uzamaması için mutlaka TC kimlik numarasını vatandaşlarımızın yanında bulundurması gerekiyor. Eğer Kapkule’de yoğunluk yaşanması halinde işçilerimizi diğer sınır kapıları olan Hamzabeyli, İpsala, Pazarkule ve Dereköy Sınır Kapılarına yönlendireceğiz. Şu an bu sınır kapılarımızda hiç bir sorun ve sıkıntı yok. İşçiler dilerlerse bizim yönlendirmemeze gerek duymadan rahatlıkla bu kapıları da kullanabilir.’

    Yurda giriş başladı

    Bu arada Almanya, Fransa ve Avusturya’da yaşayan Türkler, belirli aralıklarla Kapıkule Sınır Kapısını kullanarak yurda giriş yapmaya başladı. Rahat bir yolculuk yaptıklarını belirten izinciler, “Okulların kapanması ile birlikte hemen yola koyulduk. Önümüzdeki hafta yoğunluğun artacağını düşünerek erkenden yola koyulduk ve ülkemize giriş yaptık. Şu ana kadar çok rahat bir yolculuk yaptık. Umarız dönüş yolunda da rahat bir yolculuk yaparız” dediler.

    Ulaşım

    Kapıkule Sınır Kapısı’nı kullanarak yurda giriş yapan yolcular İstanbul yolunu kullanmak istiyorlarsa 18 kilometrelik bağlantı yolununun ardından TEM yolunu geçiş yapabilirler. Edirne ile İstanbul arası 230 kilometre. Kapıkule’den Edirne şehir merkezine giriş yapmak isteyen işçiler ise 25 kilometre yolculuk yaptıktan sonra şehir merkezine ulaşmış olurlar. Buradan TEM yolunun Doğu girişi ise 7 kilometre uzaklıktadır.

    Pazarkule Sınır Kapısını kullanarak yurda giriş yapan işçiler ise Karaağaç mahallesini kullanarak Meriç ve Tunca köprüleri üzerinden şehir merkezine girecekler.Daha sonra ise TEM yolu Doğu girişini kullanarak İstanbul TEM otoyoluna geçiş yapabilirler.Hamzabeyli Sınır Kapısını kullanan yolcular ise 39 kilometre sonra TEM yoluna bağlanacaklardır.

    Eğer şehir merkezine geçiş yapmak isteyen olursa 5 kilometre daha gitmek durumunda. İpsala Sınır Kapısını kullanan yolcular ise ilk olarak D-100 karayolunu kullanacaklar. Duble yol olan D-100 karayolunda ulaşım gayet rahat. 190 kilometrelik yolun ardından isteyen Kınalı Köprü beldesinden TEM yoluna geçiş yapabilirler.

     

     

    -ALMANYA’DA ROJ TV’NİN FAALİYETİ YASAKLANDI

    BERLİN (A.A) – 24.06.2008 – Almanya İçişleri Bakanlığı, terör örgütü PKK’nın yayın organı olan Roj TV’nin Almanya’da herhangi bir faaliyette bulunmasını yasakladı.

    Bakanlıktan yapılan açıklamada, İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin, Danimarka’da yayın yapan Roj TV ile ”Mesopotamia Broadcast” adlı yayın kuruluşunun faaliyetlerini 19 Haziranda yasakladığı belirtildi.

    Açıklamada, yasağın, söz konusu yayın kuruluşlarına program hazırlayan, merkezi Wuppertal kentinde bulunan Alman ”VIKO Fernseh Produktion GmbH” adlı kuruluşun kapatılmasına ve adı geçen tüm kuruluşların mal varlıklarına el konulabilmesine imkan verdiği kaydedildi.

    Roj TV’nin Almanya’da faaliyetleri 1993 yılında yasaklanan PKK’nın propaganda televizyonu olduğu ve uydu üzerinden Almanya’da da yayın yaptığı hatırlatılan açıklamada, örgütün sözcülüğünü yapan bu yayın organının bir anlamda bugüne kadar PKK’nın faaliyetlerini sürdürmesine yardımcı olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, adı geçen yayın kuruluşunun, örgütün şiddete başvurmasını desteklediği ve Türkiye’de saldırılar düzenlemek için üye bulmaya çalıştığı kaydedildi.

    ”VIKO Fernseh Produktion GmbH” adlı kuruluş hakkında da 2007 yılının Eylül ayından bu yana soruşturma yapıldığı belirtilen açıklamada, bu çerçevede 7 Mayıs 2008 tarihinde çok sayıda büroda ve çalışanın evinde arama yapıldığı ifade edildi.

    Aramaların ağırlık noktasını Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin oluşturduğu bildirilen açıklamada, yasak kararlarının 19 Haziran 2008 tarihinde Danimarka ve Wuppertal kentinde bulunan kuruluşlara iletildiği kaydedildi.

    (EA-HA-MCT)

    ***

    -TÜRKİYE-ALMANYA MAÇINA DOĞRU
    -ALMAN DEVLET BAKANI BÖHMER İLE TÜRKİYE’NİN BERLİN BÜYÜKELÇİSİ ACET ORTAK DOSTLUK ÇAĞRISINDA BULUNDU

    BERLİN (A.A) – 24.06.2008 – Avrupa Şampiyonası yarı finalinde yarın akşam Almanya ile Türkiye arasında oynanacak karşılaşma öncesinde, Alman hükümetinin göç ve uyumdan sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer ile Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Ahmet Acet, ortak dostluk çağrısında bulundu.

    Başkent Berlin’deki Alman meclisinin (Reichstag) önünde bir araya gelen Böhmer ve Acet, yarınki maçın bir dostluk havası içinde geçmesini temenni ettiler.

    Böhmer, Türk milli takımının son dakikaya kadar mücadele eden bir takım olduğunu belirterek, adil, dostça ve çok gollü bir maç olmasını ümit ettiğini söyledi.

    Alman milli takımını desteklediğini, ancak Türk milli takımının kazanması durumunda da Türkiye’nin Avrupa Şampiyonluğu kupasını almasını istediğini ifade eden Böhmer, bu maçın uyuma da en iyi şekilde katkı sağlayacağına inandığını kaydetti.

    Büyükelçi Acet de karşılaşmanın her iki toplumun kaynaşması için iyi bir vesile olacağını belirterek, maçın nasıl biteceği sorusuna karşılık da karşılaşmanın berabere sonuçlanacağına ve penaltı atışlarından sonra Türkiye’nin finale kalacağına inandığını söyledi.

    Karşılaşmadan sonra olay çıkma ihtimalinin sorulması üzerine de Acet, “Ben hiçbir zaman olumsuz düşüncelerle hareket etmem. Alman güvenlik kuvvetleri de zaten gerekli önlemleri alacaktır. Bizim onları bu konuda uyarmamıza bile gerek yok” dedi.

    Türk ve Alman toplumunun birlikte yaşayabilecek iki toplum olduğunu kaydeden Acet, Almanya’nın kazanması durumunda bu ülke için Türklerin de sevineceğini, Türkiye’nin kazanması durumunda da Alman halkının Türkiye için sevineceğini söyledi.

    Dünya Şampiyonu olan Alman bayan milli futbol takımı oyuncularıyla Başbakan Angela Merkel’in ve Böhmer ile Acet’in imzaladığı bir futbol topu da açık artırmayla satılacak. Topun satışından elde edilen gelir bir çocuk projesine bağışlanacak.

    (HA-SRP)

    ***

    -EDİRNE’DE FAHRİ KONSOLOSLUK DEVİR TESLİM TÖRENİ
    -VALİ BÜYÜK: ”EDİRNE TARİH BOYUNCA STRATEJİK ÖNEME SAHİP OLMUŞTUR”
    -ALMANYA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ CUNTZ: ”ALMANYA VE TÜRKİYE ÇOK İYİ DOST VE MÜTTEFİKTİR”
    -FRANSA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ EMİE: ”EDİRNE’NİN İKİ AB ÜYESİ ÜLKEYE YAKIN OLMASI BÜYÜK ŞANS”

    EDİRNE (A.A) – 24.06.2008 – Edirne Valisi Mustafa Büyük, Edirne’nin tarih boyunca stratejik öneme sahip olduğunu söyledi.

    Vali Büyük, Fransa’nın Edirne Fahri Konsolosluğunu yürüten Dr. Ercan Dursunoğlu’nun Almanya’nın da Edirne Fahri Konsolosluğuna atanması dolayısıyla Av Köşkü’nde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Edirne’nin tarihi ve kültürel özellikleri ve iki AB ülkesine sınır olması nedeniyle öneminin her geçen gün arttığını bildirdi.

    Sınır ülke olmaları nedeniyle birtakım sorunlar yaşadıklarını, bu sorunları da ortak projeler oluşturarak çözüme kavuşturmak istediklerini ifade eden Büyük, ”Edirne tarih boyunca stratejik öneme sahip olmuştur. Bu önemli konumu her geçen gün artmaktadır. Turizm konusunda çalışmalarımız devem ediyor. Dünya Kültür Mirası Listesi’ne Edirne’nin girmesi için çalışmalar yapıyoruz. Turizm açısından da iyi bir noktaya geleceğimizi ümit ediyorum” dedi.

    Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Dr. Eckart Cuntz ise Almanya ve Türkiye’nin çok iyi dost ve müttefik olduğunu söyledi.

    Almanya ve Türkiye arasında ilişkilerin yoğun olduğunu ifade eden Cuntz, şöyle devam etti:

    ”Ülkemiz her alanda çok iç içe geçmiş ilişkilere sahip. Özellikler insanlararası ikili ilişkiler çok yoğun. Hatta bu yılın nisan ayında Trakya Üniversitesinde Almanya Buluşma Merkezi bile açılmıştır. Bu bölgeden çok sayıda insan yıllar önce Almanya’ya gitmiş ve orada ikinci vatanlarını bulmuştur. Bu insanlar çok güçlü köprü vazifesi görüyor. Tıpkı geçmişte Almanya’da yaşamış, çalışmış ve okumuş olup da ülkelerine dönmüş olanlar gibi. Almanya’nın Edirne’de iyi dostluklar kazanmasından çok mutluyum ve gururluyum.”

    Edirne’nin Almanya’nın Kronach şehri ile kardeş şehir olduğunu belirten Cuntz, iki şehrin kardeş şehir olmasının dostluğun diğer boyutu olduğunu söyledi.

    Almanya Edirne Fahri Konsolosluğunu 19 yıldır sürdüren Rifat Çulha’nın görevini Dr. Ercan Dursunoğlu’na teslim edeceğini belirten Cuntz, Çulha’nın konsolosluk adına Almanya ve Türkiye arasında büyük hizmetleri olduğunu belirtti.

    Dursunoğlu’nun da başarılı hizmetlerde bulunacağına inandığını kaydeden Cuntz, şunları söyledi:

    ”Dursunoğlu, ana dili dışında Almanca, Fransızca, Yunanca ve İngilizce biliyor. Edirne’de hekimlik yapıyor ve geniş bir çevreye sahip. Almanya sizin çok faydanızı görebilir. Fransız dostlarımız bizden önce sizin değerinizin farkına varmışlar ve sizi bu bölgeye fahri konsolos olarak kazanmışlar. Türkiye’de aynı anda hem Fransa hem de Almanya’yı temsil eden ilk kişi olduğunuzu da belirtmek istiyorum. Sanırım bu dünyada bir ilk.”

    Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Bernard Emie ise Yunanistan ve Bulgaristan’a hudut şehri olan Edirne’de olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.

    Edirne’nin iki AB üyesi ülkeye yakın olması büyük şans olduğunu ifade eden Emie, şunları söyledi:

    ”Fransa olarak yanınızda olacağız. Edirne’nin UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınması için de yanınızdayız. Fransa, Edirne’ye büyük önem veriyor, bu nedenle buradayız. Dursunoğlu’nun Almanya Fahri Konsolosluğuna atanmasından mutlu oldum. Dursunoğlu’na başarılar diliyorum.”

    Fransa ve Almanya’nın Edirne Fahri Konsolosu Ercan Dursunoğlu ise Türkiye’nin yıllardır modernleşme ve demokratikleşme gayreti içinde olduğunu, 1 yıldır Fransa’yı Edirne’de temsil ettiğini belirten Dursunoğlu, ”Beni bu iki göreve de layık gören herkese teşekkür ediyorum. Benim görevim 3 ülke arasında insanların ön yargılarını yıkmak. Bu 3 ülkeyi bir arada daha mutlu günlere taşımak istiyorum. Bu ağır sorumluluğun bilincindeyim” dedi.

    Almanya’nın Edirne Fahri Konsolosluğu görevini Dursunoğlu’na teslim eden Rifat Çulha da Edirne ve Almanya arasında sorunların çözümü konusunda başarılı çalışmalar yaptıklarını belirterek, Dursunoğlu’na yeni görevinde başarı diledi.

    Daha sonra, büyükelçiler Cuntz ve Emie, Çulha’ya ayrılış belgesini, Dursunoğlu’na atama belgesini verdi.

    (MŞ-BAR-NA-HAN)

    ***

     

    25 Haziran 2008

     

    ÜNLÜ PROFESÖR BİR MİLYON DOLAR HARCAYIP ABD’DE TÜRK EVİ AÇTI

    Mardin’in Savur İlçesi’nde sekiz kardeşin yedincisi olarak dünyaya gelen, halen Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü Başkanlığı’nı sürdüren Prof. Aziz Sancar, yaklaşık bir milyon dolar harcayarak bir Türk Evi açtı. Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’ne seçilen üçüncü Türk olan Aziz Sancar ve eşi Gwen Sancar tarafından kurulan AGS Foundation bünyesinde hizmet veren Türk Evi, doktora öğrencileri için yurt görevi de görecek. Türk Evi’nde kütüphane, konferans ve sinema salonları da bulunuyor.

     

    1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde sekiz kardeşin yedincisi olarak dünyaya gelen, ilk ve ortaokulu Savur’da, liseyi Mardin’de okuyan ve 2005 yılında dünyanın en prestijli kuruluşlarından Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’ne seçilen Prof. Aziz Sancar, Türk Evi kurma fikrinin ABD’ye geldiği ilk yıllara dayandığını belirtiyor. Yıllar önce Texas Dallas’ta Amerikan üniversite dünyasına adım atan Aziz Sancar, karşılaştığı güçlükler karşısında ileride kendi birikimleriyle bir Türk Evi kurmaya ve ABD

     

    ’ye gelen Türk öğrencilerin hayatını kolaylaştırmaya karar veriyor.
    Kuzey Carolina Üniversitesi kampusu içinde yer alan Türk Evi, ünlü bilim adamının kendisi gibi nitelikli bilim adamı yetiştirme hayallerine de hizmet edecek. Prof. Sancar, Amerikan Bilimler Akademisi’ne seçilmesini sağlayan ve vücudun biyolojik saatini düzenleyen “kriptokrom” enzimi ile ilgili olarak Hürriyet’e şunları söylemişti:

     

    “Biz bu enzimin biyolojik saati ayarladığını ileri sürdük ve hemen enzimi yapan genin patentini aldık ve öyle olduğunu ispatladık. Şunu soyliyeyim ki, kriptokromun keşfi benim yaptığım en beklenmedik keşiftir ve bana çok mutluluk vermiştir. “

     

     

    ***

     

    25 Haziran 2008

    BELÇİKA YARGITAYI: DHKP-C TERÖR ÖRGÜTÜ, DAVA YENİLENMELİ

     

    Belçika’da Yargıtay, dört ay önce serbest bırakılan terör örgütü DHKP-C üyelerine ilişkin adli kararı bozarak sanıkların yeniden yargılanmasına karar verdi.
    DHKP-C ’yi “terör örgütü, suç örgütü ve çete” olarak niteleyen Yargıtay, örgüt üyelerinin, Belçika dışında işlediği suçlardan da yargılanabileceklerine hükmetti. Karara göre sanıkların tekrar yargılanması Brüksel Temyiz Mahkemesi’nde yapılacak. Anvers Temyiz Mahkemesi, 7 Şubat 2008 tarihli son kararında, terör örgütü DHKP-C üyesi sanıkları serbest bırakırken, bu kişilerin ve bağlı bulundukları örgütün Belçika dışındaki eylemlerini dikkate almayı da reddetmişti. Anvers Temyiz mahkemesi, firari terörist Fehriye Erdal’ı 2 yıl tecilli hapis ve bin 230 Euro para, Musa Aşoğlu’nu 3 yıl tecilli hapis ve bin 230 Euro para, Kaya Saz’ı da 21 ay tecilli hapis ve bin 230 Euro para cezasına çarptırmıştı.

     

     

    ***

    Haber Kaynağı

    BÜYÜKANIT: BARZANİ BENİ HAKLI ÇIKARDI

    Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, TUSAŞ-Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. bahçesindeki kokteylde gazetecilerle sohbet etti.

    Büyükanıt, “Mesud Barzani’nin ‘PKK terör örgütü diyemem’ demecini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Dediklerimin hepsini biliyorsunuz. Demek ki haklıymışım. Bizim şehit verdiğimiz, can, mal verdiğimiz PKK’ya terör örgütü dememenin ne anlama geldiğini siz değerlendirin. Eğer bu terör örgütü değilse başka terör örgütü yok dünyada. PKK gelmiş geçmiş en kanlı terör örgütüdür” yanıtını verdi.

    ***

    Haber Kaynağı

    KÜRTLER KANADALILARLA İKİ PETROL ANLAŞMASI İMZALADI

    Irak’ın kuzeyini kontrol eden Bölgesel Kürt Yönetimi, merkezi Irak yönetiminin karşı çıkmasına rağmen, Kanada firması Talisman ile iki petrol anlaşması imzaladı.

     

    Bağdat yönetimi Kürtlerin ulusal petrol yasası çıkmadan bu tür petrol anlaşmaları imzalamasına şiddetle karşı çıkıyor.

     

    Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Başbakanı Neçirvan Barzani’nin makamından yapılan açıklamada, Barzani ve Talisman arasındaki anlaşmaların önceki gün imzalandığı duyuruldu. Anlaşmaya göre, Talisman’ın bir yan kuruluşu, Kalar-Bavanur yatağının yüzde 40 işletmesine sahip olacak. Bu yatağın diğer yüzde 40’lık yönetimiyse Kanada şirketi WesternZagros’a ait. Kalan yüzde 20, yerel hükümete ait olacak. Talisman’ın bir diğer yan kuruluşu da Halepçe yakınlarında petrol arayacak.

     

    ***

    EN İYİ 100 OTELDEN 17’Sİ TÜRK

    TUI’nin 35 milyon misafiri arasında yaptığı misafir memnuniyeti anket çalışması sonucu dünyanın en iyi 100 oteli arasında 17 Türk oteli yer aldı.

    ANTALYA
    Dünyanın büyük tur operatörlerinden TUI’nin yaptığı misafir memnuniyeti anket çalışması sonucu, dünyanın en iyi 100 oteli arasında 17 Türk oteli yer aldı. TUI Türkiye Ürün ve Kontratlar Müdürü Melih Yetiş, geçen yıl 1 Ocak ve 31 Aralık tarihleri arasında dünyada TUI ile seyahat eden 35 milyon misafirleri arasında yapılan “misafir memnuniyeti” anketinin sonuçlandığını bildirdi. Anket sonuçlarına göre, dünyanın en iyi 100 oteli arasına 17 Türk otelinin girdiğini belirten Yetiş, 17 Türk otelinin, dünyanın en prestijli turizm ödülü olan “TUI Holly” ödülünü almaya hak kazandığını kaydetti.

    Yetiş, bir önceki yıl bu ödülü almaya hak kazanan Türk oteli sayısının 13 olduğunu hatırlatarak, “Bu sayının 17’ye çıkması, ülkemizin kaliteli turizm ve misafir memnuniyetinin artması anlamına gelmektedir” dedi.

    Yetiş’in verdiği bilgiye göre, dünyanın en iyi 100 oteli arasına giren Türk otellerinin adları şöyle:

    “Amara Beach Resort (Side-Antalya), Barut Club Hotel Hemera (Side-Antalya), Barut Hotel Lara Resort Spa & Suites (Lara-Antalya), Cornelia de Luxe Resort (Belek-Antalya), Gloria Serenity Resort (Belek-Antalya), Hotel Delphin Deluxe Resort (Alanya-Antalya), Hotel Delphin Palace (Lara-Antalya), Hotel Marmaris Park (İçmeler-Marmaris-Mugla), Hotel Melas Resort (Side-Antalya), Hotel Papillon Ayscha (Belek-Antalya), Hotel Papillon Zeugma (Belek-Antalya), Hotel Yetkin (Alanya-Antalya), Iber Otel Sarigerme Park (Sarigerme-Muğla), Magıc Lıfe Kemer Imperial (Kemer-Antalya), Robınson Club (Çamyuva-Kemer), Antalya Robınson Club Nobilis (Belek-Antalya), Robınson Club Pamfılya (Side-Antalya)”.

    25.06.2008

    ***

    İSRAİL, TÜRKİYE ÜZERİNDEN RUS GAZI ALACAK

     

    İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Binyamin Ben-Eliezer, Gazprom’dan İsrail piyasasına da doğalgaz vermesini istedi. Moskova’da gerçekleşen görüşmede, İsrail’in önümüzdeki dönemde doğalgaz talebinin hızla artacağı dile getirildi.

    İsrail’in 2010 yılına kadar 8 milyar metreküpe ulaşacak talebini karşılamak için Mavi Akım ve Türkiye hattının kullanılması planlanıyor.

    Gazprom Başkanı Aleksi Miller, İsrailli bakan Ben-Eliezer’la güzergah konusunu konuştu. Buna göre Mavi Akım kullanılacak. Ancak Türkiye’den İsrail’e uzanacak bölgeye yeni hat inşa edilmesi gerekiyor.

    Gazprom başkan yardımcılarından Sergey Kupriyanov, görüşmelerin uzun süredir devam ettiğini, gaz alım konusunda görüşmelerin devam ettiğini, ancak miktar konusunda herhangi bir netlik olmadığını açıkladı. 2006 yılında Rusya eski devlet başkanı Vladimir Putin’le İsrail başbakanı Ehud Olmert Mavi Akım’ın İsrail’e kadar uzatılması konusunu görüşmüştü. İsrail’in sabit fiyatla doğalgaz alma talebinde ısrar etmesi üzerine anlaşma sağlanamamıştı.

    Gazprom’dan yapılan açıklamaya göre, İsrail enerji ihtiyacının yüzde 67’sini petrolden karşılıyor. Kömür de enerji tüketiminde yüzde 30’luk bir paya sahip. Doğalgaz tüketimi ise yüzde 1’den daha az. 47 milyar metreküp ispatlanmış doğalgaz rezervi olan İsrail, yılda 800 milyon metreküp doğalgaz üretiyor. Ülke şimdilik az miktarda olsa da İsrail-Amerikan konsorsiyumu olan Yam Thetis ve İsrail-Mısır konsorsiyumu olan Akdeniz Gaz Grup’dan doğal gaz alımı gerçekleştiriyor.

    Tel-Aviv 2010’dan itibaren Mısır’dan yıllık 1,7 milyar metreküp doğalgaz alımı konusunda anlaşma sağlamış durumda. İsrail’li bakan Ben-Eliezer, ay başında Azerbaycan enerji şirketi SOCAR’la yaptığı görüşme çerçevesinde Bakü’den de önemli miktarda doğalgaz almayı planladığı kaydediliyor.

    25 Haziran 2008, Çarşamba

     

     

    Dünyanın en ünlü bilim adamlarından birisi olan ve DNA onarımı konusunda yaptığı çalışmalarla Amerikan Bilimler Akademisi’ne seçilen Prof. Aziz Sancar, eşi ile birlikte kurduğu AGS Foundation (Aziz-Gwen Sancar Foundation) bünyesinde bir Türk Evi açtı.
    ABD’nin Kuzey Carolina eyaletinde açılan ve yaklaşık bir milyon dolara mal olan Türk Evi’nden doktora öğrencileri yararlanacak. Üç katlı bir binada açılan Türk Evi’nde öğrencilerin kalacağı mustakil daireler, kütüphane, konferans ve sinema salonlarının yanısıra Amerikalılara Türkçe kursları veren bir merkez de yer alıyor.

     

  • TURK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    TURK TOPLULUKLARINDAN HABERLER

    İÇİNDEKİLER:

    AB TEMEL HAKLAR AJANSI RAPORU

    -AB ÜLKELERİ IRKÇILIKLA YETERİNCE SERT MÜCADELE ETMİYOR
    -IRKÇI SALDIRILAR ARTTI

    ROTH: BÖHMER KURULTAYA KATILMAYARAK KIBRINI GÖSTERDI

    KOLAT’LA YOLA DEVAM

    EĞİTİM BAKANI TÜRK GENÇLERİNİ ÖVDÜ

    -YARI FİNAL MAÇI ÖNCESİ BÜYÜKELÇİLER ”DOSTLUK” DEDİ

    -EDİRNE’DE FAHRİ KONSOLOSLUK ATAMA TÖRENİNE KATILAN FRANSA

    VE ALMANYA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİLERİ, ALMANYA-TÜRKİYE

    MAÇINDA DOSTLUĞUN VE CENTİLMENLİĞİN KAZANMASINI İSTEDİ

    ALMAN EĞİTİM SİSTEMİ DEĞİŞMELİ

    GÖÇMEN GENÇLERE KONTENJAN AYRILSIN

    ABD, TÜRKİYE’DEKİ 2 BİN IRAKLI’YI ALACAK

    ***

    AB TEMEL HAKLAR AJANSI RAPORU

    -AB ÜLKELERİ IRKÇILIKLA YETERİNCE SERT MÜCADELE ETMİYOR

    -IRKÇI SALDIRILAR ARTTI

    VİYANA (A.A) – 24.06.2008 – Avrupa Birliği’nde ırkçılık ve ayrımcılığın hala yaygın olduğu ve AB üyesi ülkelerin bunlara karşı yeterince sert mücadele vermediği bildirildi.

    AB Temel Haklar Ajansı, bugün yayımladığı yıllık raporunda, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere AB üyesi 9 ülkenin ırkçılık ve yabancı düşmanlığıyla aktif olarak mücadele ettiğini, ama diğer üyelerin çoğunun AB’nin sert “ırk eşitliği direktifinin” birçok bölümünü yerine getirmediğini belirtti.

    Raporda, “ırkçılık, ayrımcılık, kökleşmiş dezavantajlar, ırkçı şiddet ve saldırıların Avrupa’daki birçok kişi için hayatın bir gerçeği olmaya devam ettiği” kaydedildi.

    Merkezi Viyana’da olan ajansın raporunda, İngiltere’nin 2006-2007 yıllarında toplam 95 ırkçı saldırı davasında ceza verdiği, bu sayının diğer 26 üye ülkedeki cezaların toplamından daha fazla olduğu belirtildi.

    Raporda İngiltere’nin yanı sıra Bulgaristan, Fransa, İrlanda, İtalya, Macaristan, Romanya, Finlandiya ve İsveç’in ırkçılıkla mücadelede mevcut yasal araçları iyi kullandığı kaydedildi.

    Buna karşın Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Almanya, Estonya, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Litvanya, Lüksemburg, Polonya, Portekiz ve Slovenya’nın belirtilen dönemde ırkçılığa karşı herhangi bir ceza vermediği belirtildi.

    Rapora göre, ırkçı şiddet ve saldırıları yakından takip eden 11 AB ülkesinin çoğunda 2006-2007 döneminde ırkçı saldırılar artarken, anti-semitizm İngiltere, Fransa ve İsveç’te arttı.

    Ayrıca Fransa ve Almanya’da aşırı sağcı grupların işlediği suçlar da arttı.

    Raporda 27 üyeden 16’sının ırkçılıktan kaynaklanan suçları uygun biçimde takip edip kaydetmediği için genel durumun anlaşılamadığı belirtildi.

    Avrupa Parlamentosu’na bugün sunulacak raporda, Romanların Avrupa’da konut, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim konularında en fazla ayrımcılığa uğrayan grup olduğu belirtildi.

    (AP-SO-SRP)

    ***

    ROTH: BÖHMER KURULTAYA KATILMAYARAK KIBRINI GÖSTERDI

    Almanya Türk Toplumu (TGD)`nin 7. Olagan Kurulu hafta sonu yogun bir katilimla gerçeklestirildi.Kurulun basligi ise, bir anlamda Almanya`daki uyum politikalarinin tükendigine isaret ediyordu. Çünkü kurul, göçmenler için uyum yerine katilim kavraminin desteklenmesi çagrisinda bulunuyordu. Çok sayida siyasetçi ve sivil toplum temsilcisi Cumartesi günü bu çagri altinda biraraya geldi. Sadece bir kisi disinda; o kisi de Göç ve Uyumdan Sorumlu Bakan Maria Böhmer`di.

    Multikulti.de
    ***

    KOLAT’LA YOLA DEVAM

     

    Süleyman SELÇUK/BERLIN | 23.06.2008

     

    Almanya Türk Toplumu (TGD) Genel Başkanlığına tekrar Kenan Kolat getirilirken, başkan yardımcılıklarına Bahattin Kaya, Hakan Civelek, Şeref Erkayhan, Sabriye Supcun, Hilmi Kaya Turan, Arif Arslaner, Cebel Küçükkaraca, Hüseyin Yılmaz seçildi.

    BERLİN’de yapılan Almanya Türk Toplumu’nun (TGD) 7. Genel Kurulu’nda tek aday olan Kenan Kolat, oy çoğunluğu ile tekrar Genel başkanlığa getirildi. Genel Kurulda raporların okunması ve tartışılmasından sonra yönetim kurulu aklandı. Yapılan seçimlerde Yürütme ve Yönetim Kurulları yenilenirken, Genel Başkanlığa ikinci kez Kenan Kolat ve başkan yardımcılıklarına da, Berlin Türk Alman İşadamları Birliği (TDU) eski başkanı Bahattin Kaya başta olmak üzere Hakan Civelek, Şeref Erkayhan, Sabriye Supcun, Hilmi Kaya Turan, Arif Arslaner, Cebel Küçükkaraca, Hüseyin Yılmaz seçildi.

    Yeni yönetim

    Almanya Türk Toplumu Genel kurulu’nda yönetim kuruluna şu kişiler getirildi: ‘Serdar Yazar, Budak Dilşad, Celale Yıldız, Rena Büyükyıldız, Ömer Köşkeroğlu, Hamide Türker, Gülseren Doğaner, Güven Polat, Cumaali Kangal, Köksal Böttcher, Alişan Genç, Erinç Ercan, Tayfun Çilingir, Sami Pakel, Erhan Songün, Deniz Güner, Serkan Tören, Harun kahveci, İsmet Uçan Alişan Genç, Erhan Songün Denetleme kuruluna ise, Azmi Akgül, Yemlihan koç, Nülifer Dann, Tufan kıroğlu ve Nalan Arkat seçildi.   

     

    ***

    EĞİTİM BAKANI TÜRK GENÇLERİNİ ÖVDÜ

    Ünsal TURAN / KOPENHAG | 23.06.2008

    Danimarka Eğitim Bakanı, kompozisyon ve tarih yarışmasında birinci olan iki öğrenciyi makamında tebrik ederken, Çağlanur Avcı’nın geçen yıl birinci olduğunu hatırlatarak, “Türk gençleri çok akıllı ve çalışkan” dedi. Yarışmada “Modern Türkiye” yazısıyla bir Danimarkalı öğrenci 3. seçildi.

    DANİMARKA Eğitim Bakanı Bertel Haarder lise öğrencileri arasında düzenlenen kompozisyon ve tarih yarışmasında birinci gelen iki öğrenciye ödülünü makamında verdi. Bertel Haarder, Danimarkalı iki öğrenciye ödüllerini verirken, geçen yılın birincisinin Türk kızı Çağlanur Avcı’nın olduğunu hatırlatarak, Türk gençlerinın çok akıllı ve çalışkan olduklarını söyledi.
    Türkiye yazısı 3. oldu

    Bertel Haarder, Çağlanur’un yazısını çok beğendiğini, Türkler arasında anlatılacak çok ilginç hikayeler olması gerektiğini söyledi. Her yıl çeşitli konularda düzenlenen Kompozisyon ve tarih yarışmasının jüri başkanı Devlet Arşivleri Halkla İlişkiler Müdiresi İnge Bundsgaard, bu yıl yarışmaya aralarında Türk gençlerinin de bulunduğu 64 öğrencinin katıldığını belirterek, “Geçtiğimiz yılın birincisi Çağlanur Avcı oldu. Çağlanur, 1969 yılında Türkiye’den ayrılarak Danimarka’ya göçmen olarak gelen dedesinin hikayesini yazmıştı. Bu yıl dereceye giren Türk genci olmadı ancak Rungsted Lisesinden 3. sınıf öğrencisi Nicholaj N.Hjort ‘Modern Türkiye’ yazısıyla üçüncü oldu” dedi.
    Hürriyet’e övgü

    Bakanlıktaki ödül töreninde, iki ayrı dalda birinciliği paylaşan Mette Mane Lund Jensen ve Rasmuss Graversen diplomalarını, 5’er bin kron para ödülünü Bakan Bertel Haarder’in elinden aldılar. Törene katılmayan ikincilere 2’şer bin Kron üçüncülere 500’er Kron para ödülleri ve ilk 10’a giren öğrencilere de çeşitli ödüller verildiği bildirildi.

    Ödül törenine katılanlara Hürriyet gazetesini de överek anlatan Bakan Bertel Haarder, “Bu tür güzel haberler her zaman Hürriyet gazetesinin baş sayfasında yer almıştır” dedi.
    ***

    -YARI FİNAL MAÇI ÖNCESİ BÜYÜKELÇİLER ”DOSTLUK” DEDİ

    -EDİRNE’DE FAHRİ KONSOLOSLUK ATAMA TÖRENİNE KATILAN FRANSA

    VE ALMANYA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİLERİ, ALMANYA-TÜRKİYE

    MAÇINDA DOSTLUĞUN VE CENTİLMENLİĞİN KAZANMASINI İSTEDİ

    EDİRNE (A.A) – 24.06.2008 – Edirne’de fahri konsolosluk atama törenine katılan Fransa ve Almanya’nın Ankara büyükelçileri, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası yarı finalinde yarın yapılacak Almanya-Türkiye maçında dostluğun ve centilmenliğin kazanmasını istedi.

    Almanya’nın Edirne Fahri Konsolosluğuna Dr. Ercan Dursunoğlu’nun atanması dolayısıyla Av Köşkü’nde yapılan törene katılan Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz ile Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Bernard Emie, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası yarı finalindeki Almanya-Türkiye maçına ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    Büyükelçi Emie, Fransa’nın şampiyonadan erken elenmesinden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. 

    Emie, Almanya ve Türk futbol takımlarının güçlü ekipler olduklarını ve karşılaşmanın sürprize açık olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

    ”Yarınki maç öncesi Türkiye’de yaşayan biri olarak kalbim sallanıyor. Almanya, gerek Avrupa gerek dünya kupalarında iyi performans sergileyen bir ekip. Türkiye de başarılarını bu turnuvada sergiledi. Çok iddialı bir maç olacak ama skor tahmini yapmak çok zor. Bence maçın normal süresi 2-2 biter. Uzatmalarda da kim hak ederse o kazansın. Hem Almanya hem de Türkiye’yi tutuyorum. Maçı dostluk kazansın.”

    Büyükelçi Cuntz ise Türk Milli Takımı’nın mücadeleci bir ruha sahip olduğunu belirtti. Cuntz, şöyle konuştu:

    ”Almanlar tecrübeli, ancak Türkiye çok tehlikeli bir rakip. Çünkü her zaman sürprizlere açık bir takım. Ancak unutmamak gerekir ki Hamit Altıntop gibi Almanya’da top koşturan bir futbolcunuz var. Almanya maçı kaybetse bile, Türkiye’nin kazanmasında Almanya’nın bir katkısı olacak. Son saniyeye kadar maçta ne olacağı belli olmaz. Sahada dostluk ve centilmenlik havasının estiği bir karşılaşma olmasını diliyorum.”

    (BAR-MŞ-SÇ)

    ***

    ALMAN EĞİTİM SİSTEMİ DEĞİŞMELİ

    Erkan MISIRLI/ MÜNIH | 23.06.2008

    Sosyal Demokrat Halk Dernekleri Federasyonu başkanı Ahmet İyidirli Alman Eğitim Sistemi’nin değişen toplum yapısına göre yeniden uyarlanarak göçmen çocuklara eşit eğitim hakkı verilmesi gerekir dedi.

    ALMANYA’nın Münih kentinde Sosyaldemokrat Halk Dernekleri Federasyonu Güney Almanya Örgütü “Göçmen Çocukların Eğitimi ve Sorunları” başlıklı bir sempozyum düzenledi. Sempozyuma katılan konuşmacılar  HDF genel Başkanı Ahmet İyidirli “Eğitim Politikaları ve Göçmenler”, Dr. Etem Ete “Aile ve Çocuk ilişkileri”, Dr. Özgür Savaşçı “Anadilin ve Çok Dilliliğin Önemi” ve Meslek Danışmanı Ahmet Naz ‘Meslek Seçimindeki Sorunlar’ konusunda bilgiler verdiler. Sempozyumu Türkiye Halk Derneği Münih Başkanı Necip Şahin yönetti.
    Toplum yapısına cevap veremiyor

    HDF Genel Başkanı Ahmet İyidirli Almanya’nın toplum yapısının değiştiğini Eğitim Sistemi’nin de bugünkü toplum yapısına cevap vermediğini göçmenler açısından sorunlar yaşandığını belirterek değişmesi gerektiğini söyledi.
    Almanya’nın artık bir göç ülkesi olduğunu belirerek bugünkü Alman Eğitim Sistemi’nin ayrımcı yapısı gereği başta Türkler olmak üzere göçmenlerin sosyal kökenlerinden dolayı kaybedenler arasında olduklarını söyledi.
    Eğitimin anaokulundan üniversiteye kadar ücretsiz olması gerektiğini, Alman Eğitim Sistemi çocukları kabiliyet ve yeteneklerine göre elerken sosyal ve etnik kökenlerini dikkate alarak duyarlı olmasının da büyük önem taşıdığını vurguladı. Ahmet İyidirli, anadille eğitimin temel bir hak olduğunu bu talebin inanç ve inatla sürdürülmesini istedi.
    Meslekte yanlış seçimler

    Aktif adlı Meslek Danışma Merkezi sorumlusu eğitmen Ahmet Naz meslek eğitimi konusunda Türk gençlerini belirli mesleklerde yığılmalar yaparak yanlış tercihlerde bulunduğuna dikkati çekti. Naz Alman Eğitim Sistemi’nin yapısal sorunlarının meslek eğitim ve yaşamına da yansıdığını belirterek, “Meslek konusunda aile ve genç tercih yaparken kafalarındaki değil hem yeteneklerine hem de iş piyasasının gereklerine cevap verecek mesleklere eğilmeleri gerekir. Bugün 350 meslek olmasına rağmen Türk gençleri 5-6 meslek konusunda ısrarcı olunup yanlış seçimler yapılmakta. Bu konuda meslek danışmanlarına başvurulması en iyi yoldur’ dedi.
    Çocuklarımıza vakit ayıralım

    Dr Etem Ete Türk anne ve babaların  çocuk eğitimi konusunda daha duyarlı olmalarını isteyerek, eğitimin okulda değil ailede başladığını söyledi. Çocuk yetiştirmede ilk 4 yılın büyük önem taşıdığını belirten Dr. Etem Ete, “Bizi biz yapan temel taşlar 0-4 yaşlarında atılır. Çocuklarınıza vakit ayırın. Onlarla konuşun oynayın. Sevildiğini, korunduğunu bilsin. Bilmediğiniz konularda uzmanlara danışın. Eğitimde başarı okul öncesi eğitime bağlıdır” dedi.
    Dil ve düşünce ayrılmaz

    Dil Bilimci Dr. Özgür Savaşçı “Anadil ve Çok Dilliliğin Önemi” konulu konuşmasında  dil ve düşünce arasında ayrılmaz bir bağ olduğuna değinerek, “Dil ve düşünce, bir yaprağın iki yüzü gibidir” dedi.
    Çocukların 6 yaşına kadar dil öğrenme yeteneklerinin çok yüksek olduğunu belirterek bundan her ailenin yararlanmasını tavsiye etti. Anadilin çocuğun öğrendiği yada edindiği  ilk diller olduğunu söyledi.
    ***

    GÖÇMEN GENÇLERE KONTENJAN AYRILSIN

    Metin ES / DUISBURG | 23.06.2008

    AWO-Integration tarafından Duisburg’da düzenlenen podyum tartışmasında bir araya gelen uzmanlar, kamusal alanda göçmenlere eşit şans tanınmadığı tezinde ortak görüş belirtirken, “mutlaka kontenjan ayrılmalıdır” dediler.

    Almanya’nın Duisburg kentindeki AWO-Integration tarafından 13. Federal Gençlik Hizmetleri Kongresi kapsamında ‘Gençlik hizmetleri nasıl kurtulur? Çokkültürlü açılım personel ile başlar. Katılım şimdi, kontenjan hemen olmalı’ başlıklı bir podyum tartışması düzenledi. AWO-Duisburg Genel Müdürü Wolfgang Krause ve Duisburg Anakent Belediye Belediye Başkanı Adolf Sauerland’ın selamlama konuşmalarını yaptıkları podyum tartışmasına SPD Federal Milletvekili Lale Akgün, Almanya Türk Toplumu Başkanı Kenan Kolat, SPD NRW Eyalet Milletvekili Angela Tillmann, Türk-Alman Forumu Başkanı Bülent Arslan, Eğitim Bilimci Prof. Dr. Ursula Boos-Nünning ve AWO-Integration Genel Müdürü Karl-August Schwarthans konuşmacı olarak katıldılar. Sinan Kumru’nun yönettiği etkinlikte konuşmacılar kamusal alanda göçmenlerin hiç denecek kadar az olmasından yakınarak, mutlaka belirli bir kontenjan sağlanması gerektiğini savundular.
    UYUM DEĞİL KATILIM TALEBİ  

    SPD Federal Milletvekili Lale Akgün, Almanya’da doğup, büyüyen ve burada yetişen gençlerin eşit şanlara sahip olması gerektiğini savunarak şunları söyledi:

    ‘Örneğin Duisburg’un göçmen oranına göre bütün meslek alanlarında bu oran yansımalı. Ancak bugüne kadar bu mümkün olmadı. Kaldı ki Türk genç akademisyenler burada fırsat eşitliğini sağlayamadıklarından ötürü Türkiye’ye dönüyorlar. Bu olay Almanya için büyük bir kayıp. Almanya’da bir milyon civarında işçi açığı var. Bu sayı önümüzdeki yıllarda daha da artacak. Artık kafaların değişmesi gerekiyor. Öncelikle Almanların göçmenleri artık kabullenmeleri ve onlara sahip oldukları şanları tanımaları zaruridir.’

    Kenan Kolat ise, ‘Almanya’da hizmet veren ve alan mercilerde göçmenler açısından maalesef fırsat eşitliği tanınmıyor. Açıkçası Türk göçmenlere karşı da bir dışlanma söz konusu. 2007 yılında Almanya’da yapılan araştırmaya göre aynı eğitimi almış ve aynı  liseden mezun olan gençlerden Türkler sadece yüzde 27 oranında meslek yeri bulurken, diğer göçmenlerde bu oran yüzde 45 ve Alman gençlerinde de yüzde 67 oluyor. Bu şunu gösteriyor ki; fırsat eşitliği göçmenlere tanınmıyor. Benim önerim artık resmi dairelerde ve çeşitli kurumlarda göçmen kökenli gençlere yüzde 10’luk bir kontenjan uygulansın. Böylece resmi daireler de kültürel bir zenginlik kazanmış olacaktır. Uyum değil, katılım talep ediyoruz’ dedi.

    GÖÇMEN AKADEMİSYENLER ÇEVİRMEN OLUYOR

    Kamunun göçmenlere açılımını desteklediğini, ancak kontenjan uygulamasının beklentiye cevap vermeyeceğini ifade eden Bülent Arslan, ‘Bu uygulamayla birçok kurum, örneğin pek de dezavantaj yaşamayan İngiliz, Fransız kökenli göçmeni bulup kontenjan hakkını kullanma yoluna gidebilir’ diye konuştu. SPD Eyalet Milletvekili Angela Tillmann ise kesinlikle göçmenler için kontenjandan yana olduğunu ve NRW Eyaleti’nde ciddi bir potansiyelin bulunduğunu vurguladı. Birçok dile hakim pırıl pırıl göçmen kökenli akademisyen gençlerin sadece çeviri hizmetleri için kullanıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Ursula Boos-Nünning şunları söyledi: ‘Alman gençlik hizmetleri ve kamu kurumları bu küçük çeviri hizmetleriyle çokkültürlü açılım yaptıklarını sanıyorlar. Bu potansiyel kullanılmazsa, göçmenler kendi gençlik hizmetlerini oluşturacak, paralel yapılar ortaya çıkacak. Göçmenler akademisyenler için kontenjan oluşturmak tarihi bir gerekliliktir’ dedi. AWO-Integration Genel Müdürü Karl-August Schwarthans da 80 çalışanından yarısının göçmen kökenli olduğuna dikkat çekti.
    ***

    24 Haziran 2008

    ABD, TÜRKİYE’DEKİ 2 BİN IRAKLI’YI ALACAK
    A.A.

    ABD Büyükelçiliği Sözcüsü Kathryn Schalow, “Türkiye’deki Iraklı mültecilerden en az 2 bini ABD’ye yerleştirme niyetimiz var” dedi.

    Bush Yönetimi, binlerce Iraklı mülteciyi ABD’ye yerleştirme planı çerçevesinde Türkiye’deki Iraklı sığınmacıların önemli bir bölümünü almayı düşünüyor. ABD Büyükelçiliği Sözcüsü Kathryn Schalow da, “Türkiye’deki Iraklı mültecilerden en az 2 bini ABD’ye yerleştirme niyetimiz var” şeklinde konuştu.

    Birkaç bine ulaştığı belirtilen Türkiye’deki Iraklı sığınmacıların 2 bininin ABD’ye yerleştirilmesi planının, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Iraklı Mülteciler Koordinatörü James Foley’nin geçen hafta Ankara’ya yaptığı ziyaret sırasında ele alındığı öğrenildi.

    Foley’nin, 19-20 Haziran günlerinde Ankara’da Dışişleri ve İçişleri Bakanlıklarının yanısıra, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği yetkilileriyle de görüştüğü belirtiliyor.

    ABD Büyükelçiliği Sözcüsü Kathryn Schalow da, Foyle’nin Ankara’daki görüşmelerinin “çok iyi” geçtiğini ve “olumlu” olduğunu söyledi. Schalow, “Toplantılar, Iraklı mültecilerin yeniden yerleştirilmesi için Türk hükümeti ve hükümet dışı kuruluşları ile, mültecileri kabul eden ülke olarak ABD arasındaki işbirliğinin önemini pekiştirdi” dedi.

    Iraklı mültecilerin ancak küçük bir kısmının Türkiye’de olduğunu kaydeden Schalow, “Türkiye’deki Iraklı mültecilerden en az 2 binini ABD’ye yerleştirme niyetimiz var” şeklinde konuştu.

     

  • Obama Kandırması

    Obama Kandırması

    Obama tutuculukta McCain’den fazla farkli degildir. Ondan ve Bush’tan daha iyi konusuyor ve yaziyor, meslekten avukat ve sonra da siyasetci oldugundan, agzi lâf yapiyor. Dogactan ve egitimi nedeniyle, kendini dinletip sanki gercek bir secenekmis gibi umut veriyor.

    Prof. Dr. Turkkaya ATAOV
    TurkishForum Danisma Kurulu Uyesi

    New York: Yari Afrika kokenli ve siyah deriliyle evli Barack Obama gibi biri Amerikan siyaset cekismesinde ilk kez onde gelen iki partiden birinin baskan adayi konumuna oturdu. Bu bir yenilik sayilabilir. Yine siyah Powell ve Rice bakan olabilmisler,Jackson aday adayi asamasindan geri donmustu. Ancak Obama’nin basarisinda ne ABD, ne de dunya icin temel degisikligin isaretleri var. Tam karsiti, oradaki duzenin, degisim sozu veren, ama duzenden yana siyah derililere de gereksinimi var. Obama Beyaz Saray’a girecek olsa, birtakim surumluk degisiklik onerilerinde bulunabilir de. Ne var ki, ne o koklu donusumlerden yanadir, ne de duzen onun boyle bir konuma gelip oturmasina izin verir.

    Benim bu yorumum onun yayimlanmis kitabinda soylediklerine ve soylemediklerine dayaniyor. Surumde uzun sure ilk sirada kalmis olan kitabinin basligi “Umudun Kustahligi” diye cevrilebilir. Ilk kitabi daha cok babasina ve cocukluguna, bu ikincisi de siyasetteki deneyimlerine odaklaniyor. Ikisi de ani agirlikli, ama ikincisinde siyasete iliskin gorusleri oraya buraya serpistirilmis. Yazdiklarina ve yazmaktan kacindiklarina bakarak Obama’nin Amerika’da ve dunyada gunumuzdeki egemen duzenin savunucusu oldugu soylenebilir ve soylenmelidir.

    Ozellikle rakibi Demokrat Parti’deki elestirmenleri Obama’yi “asiri, devrimci” bulabilirler. Ancak Obama tutuculuktaMcCain’den fazla farkli degildir.

    Ondan ve Bush’tan daha iyi konusuyor ve yaziyor, meslekten avukat ve sonra da siyasetci oldugundan, agzi laf yapiyor. Dogactan ve egitimi nedeniyle, kendini dinletip sanki gercek bir secenekmis gibi umut veriyor. Bu kandirmacaya degil, onun gercek inanclarina bakalim.

    Once, Obama sermayeci duzenin ve gunumuz kuresellesmesinin hayrani. Ilk ve ortaokul yillarinda kimi arkadaslarinin ve baskalarinin kapitalizmi yermelerini “sorumsuzca” buluyor. Icte ve dista sonuna dek somuru demek olan kuresellesmenin kapilarini acan eski Baskan Reagan’in “Amerikan halkinin bekledigini” getirdigini soyluyor. 1929 Buyuk Ekonomik Bunalimi gelip cattiginda o zamanki Baskan Roosevelt’in coken kapitalizmi kurtarmak icin basvurdugu “Yeni Yaklasim”siyasetini bile bugun icin fazla buluyor. Obama’ya gore duzenin acik ve gizli savunuculugunda yasadisi isler de yapmis olan (ve kapitalizmin de emperyalizmin de is bitiricilerinden) Bill Clinton’i “yoksullukla savasimda kisisel sorumluluk almis olan ve gormezden gelinmez bicimde ilerici” olarak alkisliyor. Esi Hillary de, ondan onceki Demokrat aday SenatorJohn Kerry de Obama’ya gore, “kapitalizmin erdemlerine ve Amerikan ustun ordusunun korunmasina inanmis”kisilermis!

    Kendi partisine ogudu su: “Siyasette merkezden uzaklasmayin, asiri partizanlik yapmayin!” Ona bakilirsa, 1968 kusagi asiri sagi kamcilamistir. Oysa Amerikan halki “alcakgonulludur” ve fazla bir sey istemiyor. Varligin yarisi en ustteki yuzde bire ait oldugu bugun de istemiyor? Ya da dunya nufusunun yalniz yuzde 4’unu olusturan Amerika, cevreyi en az ucte bir oranda bozarken, bu denklemlere Obama’nin soyleyecegi yalnizca bunlar mi? Marx’a ve Yeni Sol akimina “kacik” diyor. Kendi “gercekci”ymis! Yani, tekelci sermaye ve emperyalizm yararina gercekci.

    Ona kalirsa, Amerika’da anayasanin da buyurdugu gibi bir “halk yonetimi” varmis. Amerikan tarihini de siyasetin gercek isleyis bicimini de iyi bilmedigi kanisindayim. Adaylik savasimini iyi kavramis. Para nasil toplanir, nerelerde nasil konusulur, hangi orgutlu baski kumelerine nasil odunler verilir, onlari ogrenmis. Ama Amerika’da irk sorununun artik cozumlendigini saniyor. Hele kendi esi ve siyah cocuklariyla Beyaz Saray’a girdikten sonra. Ya disarida kalanlar? Onlarin issizlik, saglik, egitim ve benzeri sorunlari?.. Sorun daha 14’luk kizlarin McDonald’s’da kanserli yiyeceklerle midelerini doldurup duba gibi sisecek bozuk parayi ceplerinde bulundurmalari degil.

    Tekelci sermaye, ormanlari, bitki ve hayvan turlerini yok ediyor, ekim alanlarini zehirliyor, dogayi yok ediyor, tum kaynaklari eline aliyor, baska uluslari tutsak ediyor, surekli kan dokuyor ve bunlari ozgurluk ve demokrasi ugruna yaptigini soyluyor. Obama bu konularda suskun. Ama “Ermeni soykirimi” diye bir seyden birkac kez soz etti. San Francisco’dayken New York’ta basilan ve Ermeni sorunuyla ilgili uc kitabimi ona verilmek uzere biraktim. Ama Obama, benimkilerin yaninda, Amerikan gecmisine iliskin yanlislarini da duzeltecek olan H. Zinc, J. Loewens, J. Feagin ve M. Brown gibilerinin yazdiklarini da okumali.

  • IKINCI BIR ORHAN PAMUK YARATILMAKDA

    IKINCI BIR ORHAN PAMUK YARATILMAKDA

    Het interactief Nederlands persbureau Nieuwsbank vond voor u: IPA and WiPC condemn conviction of publisher book Armenian question http://www.nieuwsbank.nl/en/2008/06/23/d006.htm   
    ————————————————————
    Ingezonden persbericht 

    23 June 2008

    IPA and WiPC condemn conviction of publisher over book on Armenian question 
    SOURCE: International Publishers’ Association (IPA), Geneva; Writers in
    Prison Committee (WiPC), International PEN, London 

    (IPA/WiPC/IFEX) – The following is a 19 June 2008 joint IPA and WiPC press release:

    Article 301 TPC: International writers and publishers strongly condemn the sentencing of Publisher Ragip Zarakolu for “insulting the State” 

    Geneva, London 19 June 2008 – The International Publishers Association

    (IPA) and the Writers in Prison Committee of International PEN strongly condemn the sentencing of publisher Ragip Zarakolu in Istanbul on 17 June 2008 for “insulting the State” (Article 301 TPC) to a five-month prison sentence, reduced to a fine.

    The organisations are especially alarmed that this is the first conviction since this article was slightly amended on 30 April 2008, after over 1,000 people, including writers, publishers and journalists, have been brought to the courts in the three years since its inception in 2005. IPA and PEN have been calling for the repeal of this law ever since it was presented in draft form, and are deeply disappointed that rather than remove this legislation, the amendments are simply cosmetic.

    Around 29 writers and journalists are on trial today under Article 301. They are among a total of 79 charged under a range of laws that impinge on the right to free speech, including Article 318 that has led numerous commentators on conscientious objection to the courts, and a raft of articles under Anti-Terror legislation and against “incitement” that have been used against writers on the Kurdish issues. There is clearly much more to do to bring ^Turkey in line with its international requirements that safeguard free expression.

    Ragip Zarakolu, recipient of the 2008 IPA Freedom to Publish Prize and an Honorary Member of several PEN Centres worldwide, has said that he will appeal the sentence and is determined to go as far as the European Court of Human Rights, if need be. IPA and PEN support him in demanding that he be acquitted on appeal and urge the ^Turkish Judiciary to complete this trial swiftly, efficiently and fairly.  

    The case leading to the conviction of Ragip Zarakolu was initiated in December 2004 for the publication of London-based author George Jerjian’s book, entitled: “The truth will set us free Armenians and Turks reconciled”. The first hearing of this case took place in Istanbul on 16 March 2005 and since then there have been more than ten hearings. Ragip Zarakolu was originally charged under Article 159 TPC, which criminalized acts that “insult or belittle” various state institutions. This article was abolished in 2005 and replaced with the now notorious Article 301. In some cases, defendants on trial under Article 159 benefited from the changes by having their cases closed, but this was not so for Zarakolu. Instead, he found that his trial continued under the new law. When Article 301 was slightly amended on 30 April 2008, Zarakolu hoped that this time the case would be dropped, or at the very least referred to the Ministry of Justice for review as now provided under the amendments. However, the judge ruled that, as Zarakolu was tried under the old Penal Code Article 159, the new amendments do not pertain. 

    Observers believe that Zarakolu is being singled out by the more conservative elements of the judiciary because of his decades of struggle for freedom of expression, and particularly his promotion of minority rights. Throughout his life, Ragip Zarakolu has been subjected to a series of long, time-consuming and expensive court hearings. The conduct of the trial in itself took the form of harassment and punishment against the defendant for daring to produce works that touch on sensitive issues, such as the ^Armenian question, and Kurdish and minority rights.

    The sentencing of Ragip Zarakolu shows that the recent cosmetic change to Article 301 TPC was not enough to put an end to freedom of expression trials in ^Turkey. ^Turkish legislation (new Article 301, Law 5816, etc.) must be amended or repealed to meet international standards, including the Charter of Fundamental Rights of the European Union. 

    Ragip Zarakolu will be awarded the 2008 IPA Freedom to Publish in Amsterdam on 18 September 2008 during the opening ceremony of the International Seminar on Neo-censorship (18-20 September 2008). This seminar is part of the Amsterdam World Book Capital 2008 programme. For more about the seminar, please see:

    http://www.amsterdamworldbookcapital.com/index.cfm?page=agenda&y=2008&m=9&d=18 

    IPA, established in Paris in 1896, represents the publishing industry worldwide through 65 national, regional and specialised publishers associations in 53 countries. International PEN was founded in 1921 in London. It is represented worldwide through 140 centres in over 100 countries. Both organisations are accredited Non-Governmental Organisations enjoying consultative status to the United Nations and seek to promote and defend the fundamental freedoms to publish, to read and to write, defending the rights of authors and publishers to create and distribute intellectual works in complete freedom. 

    RECOMMENDED ACTION:

    Send appeals to the Turkish prime minister:

    – expressing alarm at the conviction of Ragip Zarakolu on charges that are in direct denial of his right to freedom of expression

    – pointing out that Article 301 of the ^Turkish Penal Code is not compatible with Article 10 of the European Convention on Human Rights and Article 19 of the International Covenant on Civil and Political Rights, both of which protect the right to free expression and to which ^Turkey is a signatory

    – referring to the existence of numerous other laws in Turkey that are used against writers and journalists in the legitimate practice of their right to freedom of expression

    – calling for there to be a further review of Turkish legislation to remove from its remit all possibility of trials and convictions that breach the international standards to which Turkey is committed

    APPEALS TO:

    Prime Minister Recep Tayyip Erdogan
    Office of the Prime Minister
    Basbakanlik
    06573 Ankara
    Turkey
    Fax: +90 312 417 0476 

    Please copy appeals to the source if possible, and to the Turkish ambassador in your own country. To find the address:

    Updates the Zarakolu case arising from George Jerjian’s book:

    For further information, contact IPA, 3, avenue de Miremont, Ch-1206,

    Geneva, Switzerland, tel: +41 22 346 3018, fax: +41 22 347 5717, e-mail:

    [email protected], [email protected], Internet:

    ; or the WiPC, International PEN,

    Brownlow House, 50/51 High Holborn, London, WC1V 6ER, U.K.,
    tel: +44 207 405 0338, fax: +44 207 405 0339,
    e-mail: [email protected],
    Internet:

  • Washingtonda İran senaryoları

    Washingtonda İran senaryoları

    DÜŞÜNCE KURULUŞU RAPORU

    ELÇİN POYRAZLAR

    WASHINGTON – ABDnin İrana nükleer programı nedeniyle saldırmaya hazırlandığı yönündeki savların basında yer almasının ardından Washingtondaki önemli düşünce kuruluşları da bu konudaki çalışmalarına hız verdi.

    ABDnin etkili düşünce kuruluşlarından Washington Yakındoğu Politikaları Enstitüsü tarafından İrana yapılacak olası askeri bir saldırının sonuçlarına yönelik bir rapor hazırlandı. Patrick Clawson ve Michael Eisenstadt tarafından kaleme alınan Son çare: İrana karşı önleyici askeri eylemin sonuçları başlıklı raporda, ABDnin askeri saldırısına İranın nasıl yanıt vereceği ayrıntılı bir biçimde değerlendiriliyor. Raporda İranın nükleer programı konusunda diplomatik çabalara öncelik verilmesi, ancak askeri eylemlerin sonunda gerekli olabileceği görüşü öne sürülüyor. İrana askeri saldırının başarısının istihbarat, zamanlama ve koşullara bağlı olduğu belirtilerek, bu konuda ABD, İran ve dünyanın diğer yerlerindeki kamuoyu görüşünün de önemli olduğu vurgulanıyor.

    Saldırı seçenekleri

    İrana karşı düzenlenecek ABD saldırısının türü, ölçeği ve kapsamının önem taşıdığının belirtildiği raporda önleyici askeri eylemler arasında örtülü eylem, saklı tesislere saldırı, kapsamlı saldırı ve İrana İsrailin saldırması sıralanıyor.

    Örtülü eylemlere İranın en az tepki vereceği görüşünün ileri sürüldüğü raporda, bu eylemler içinde kilit bilgisayar sistemlerine virüs sokmak, önemli ekipmanlara zararlı tasarı kusurları yerleştirmek veya kritik tesisleri sabote etmek sayılıyor. Raporda saklı tesislere saldırıya örnek olarak İsrailin Eylül 2007de Suriyenin nükleer tesisi olduğunu iddia ettiği bir binaya yaptığı hava saldırısı gösteriliyor. İranın nükleer altyapısını hedefleyen geniş kapsamlı bir hava saldırısına İranın büyük tepki vereceğinin vurgulandığı raporda, ABD yerine İsrailin saldırması durumunda İranın yanıtının farklı olacağı tezi ileri sürülüyor.

    Raporda olası bir askeri saldırı karşısında İranın yanıtları arasında, Nükleer Silahsızlanma Antlaşmasından çekilme, bölgesel petrol ihracını aksatma, İran petrol ihracını durdurma, Körfez Bölgesinde ABD altyapısına saldırı, Irakta ABD güçlerine saldırı, Lübnanda Hizbullahı kullanarak İsraile saldırı, Dimonada İsrail nükleer reaktörüne saldırı, Arap ülkelerinde terörü
    besleme ya da tam ölçekli savaşa gitme gibi olasılıklar sayıldı

  • “SINIR ÖTESİ”  BU HAFTA BATI TRAKYA’YI VE YUNANİSTAN’DAKİ TÜRK AZINLIĞI MASAYA YATIRIYOR

    “SINIR ÖTESİ” BU HAFTA BATI TRAKYA’YI VE YUNANİSTAN’DAKİ TÜRK AZINLIĞI MASAYA YATIRIYOR

    KANAL A TV’DE CANLI OLARAK YAYINLANAN, YAPIMCILIĞINI VE SUNUCULUĞUNU DR. MEHMET SEYFETTİN EROL’UN YAPTIĞI DIŞ POLİTİKA PROGRAMI “SINIR ÖTESİ”NDE 26 HAZİRAN 2008, SAAT:22:45’DE “YUNANİSTAN’DAKİ TÜRK AZINLIĞI, BATI TRAKYA’NIN HUKUKİ STATÜSÜ, YUNAN SEVRİ VE 29 OCAK OLAYLARI” ELE ALINACAK.

     

    PROGRAM KONUKLARI:

    • GAZİ ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. İLYAS DOĞAN;
    • ARAŞTIRMACI YAZAR MEHMET GÜZEL;
    • HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ YRD. DOÇ. DR. HALİM ÇAVUŞOĞLU;
    • RUMELİ BALKAN TÜRKLERİ FEDERASYONU GENEL BAŞKANI ÖZCAN PEHLİVANOĞLU

     

    PROGRAM KAPSAMINDA AŞAĞIDAKİ SORULARA CEVAP ARANACAK:

     

    • BATI TRAKYA GERÇEKTEN YUNANİSTAN’A MI AİT?
    • BATI TRAKYA’NIN HUKUKİ STATÜSÜ NEDİR?
    • YUNANİSTAN’DAKİ TÜRK AZINLIĞI SADECE BATI TRAKYA’DA MI YAŞIYOR?
    • DİĞER BÖLGELERDEKİ TÜRK AZINLIKLAR NİÇİN GÜNDEME GETİRİLMİYOR?
    • YUNANİSTAN, NİÇİN “TÜRK AZINLIK” İFADESİNİ KABUL ETMEK İSTEMİYOR?
    • BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI YUNANİSTAN AÇISINDAN GERÇEKTEN BİTTİ Mİ?
    • YUNANİSTAN, 29 OCAK OLAYLARINDAN DOLAYI TÜRKLERE TAZMİNAT ÖDEDİ Mİ?
    • YUNAN SERVİ TÜRK AZINLIĞA TAZMİNAT HAKKI TANIYOR MU?
    • BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, YUNANİSTAN’DAKİ TÜRK AZINLIĞIYLA İLGİLİ NASIL BİR HATA YAPTI?
    • YUNANİSTAN VATANDAŞLIĞINDAN ÇIKARTILAN TÜRKLERİN DURUMU NE OLACAK?
    • AVRUPA BİRLİĞİ, YUNANİSTAN’IN BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞINA DÖNÜK POLİTİKALARI KARŞISINDA NİÇİN SUSUYOR?
    • TÜRKİYE, BATI TRAKYA TÜRKLERİNİN SORUNLARINA, BATI TRAKYA TÜRKLÜĞÜNE NE KADAR SAHİP ÇIKABİLİYOR?
    • BATI TRAKYA VE TÜRK AZINLIKLARIN HAKLARININ KORUNMASI NOKTASINDA KAÇ STRATEJİ MERKEZİMİZ VAR?
    • BATI TRAKYA TÜRKLERİ HAKLARINI NASIL ELDE EDEBİLİR?
    • TÜRKİYE VE YUNANİSTAN’DAKİ TÜRK AZINLIK NE YAPMALI?

     

    PROGRAMA SORU, GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİNİZLE SİZ DE KATKIDA BULUNABİLİRSİNİZ. BUNUN İÇİN ELEKTRONİK POSTA ADRESİMİZ:

     

    [email protected] 

  • ABD Türkiye’den 37 kişiyi lider adayı yetiştirmiş

    ABD Türkiye’den 37 kişiyi lider adayı yetiştirmiş

    From: ahmet oskay [[email protected]]

    Kendi değerlerini Türkiye’ye benimsetmek için çeşitli kesimlere mensup 37 lider adayı yetiştirmiş
    ABD’den itiraf gibi rapor Özgürlük ve Demokrasiyi Geliştiren Ülkeler Raporu, ABD’nin Türkiye’deki faaliyetlerini tek tek sıralıyor. Raporda, “Türkiye’de ihtiyaç duyulan yasal reformları vurgulayacak liberal değerleri desteklemek açısından Amerikan değerlerini yansıtan bir kamu diplomasisi zaruridir” vurgusu yapılıyor.

    BAHADIR SELİM DİLEK- Cumhuriyet- 22.06.2008
     
    ANKARA – ABD’nin sadece 2007 yılında Türkiye’den çeşitli kesimlere mensup 37 kişiyi “lider adayı” olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu bilginin yer aldığı ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2008 tarihli Özgürlük ve Demokrasiyi Geliştiren Ülkeler Raporu’nda ayrıca Washinton yönetiminin kendi değerlerini Türkiye’ye benimsetmek için yürütmekte olduğu faaliyetler de tek tek sıralandı.

    Raporda, ABD’nin Türkiye’de yürüttüğü çalışmalar “Amerikalı konuşmacıların katıldığı etkinlikler, değişim programları, büyükelçilik personeli ya da ülkeyi ziyaret eden Amerikalı yetkililerin verdiği demeçler ile elçilik Bilgi Kaynak Merkezi aracılığıyla verilen doğru bilgi kaynakları” şeklinde sıralandı. Raporda, “ABD, vatandaşların eğitimi, halka dayalı eylemcilik ve çeşitliliğin yönetimi gibi konularda Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Değişim Programı’nı finans etmektedir. Hukukun üstünlüğünü desteklemek ve yargının modern ve tarafsız olmasını sağlamak için yapılan çalışmalara yardımcı olmak amacıyla büyükelçilik, çok sayıda yasa koyucu, yerel siyasi lider, hâkim, adliye görevlisi, gazeteci, akademisyen ve STK görevlisinin bu programa katılmasını sağlamıştır. 2007 yılında 37 Türk, bu programlara katılarak ABD’ye gitmiştir ve Amerikalı meslektaşlarıyla tanışarak, Amerika’nın siyasi, adli ve sosyal sistemlerinin yapısı ve işleyişini daha yakından incelemiş ve ABD’nin insan hakları ve demokrasi geliştirme çalışmalarını gözlemlemiştir” denildi. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği yetkililerinin yürütmekte olduğu faaliyetler ise özetle şöyle anlatıldı:

    “Büyükelçilik görevlileri ülke içinde seyahat etmektedir. Görevliler, Amerikan politikaları ve değerlerini açıklamak ve Türk-Amerikan ortak menfaatlarını vurgulamak üzere konferanslara, seminerlere ve programlara katılır. İfade ve din özgürlüklerinin artması ve çeşitliliğe daha fazla hoşgörü gösterilmesi için büyükelçilik çalışanları, bazen de uygun olduğunda AB’li meslektaşlarıyla ortak çağrıda bulunurlar. Basın özgürlüğü ve sorumluluğunu desteklemek üzere, medyanın her kesiminden gazeteci, gazetecilik, ABD siyasi sistemi, dış politikası ve insan hakları meseleleri ile ilgili düzenlenen ziyaretçi programlarına katılmıştır.”
     
    Arsive gitmeniz icin linki tiklayin.

  • Türkiye Rusya değildir, Recep Tayyip Erdoğan da Putin değildir

    Türkiye Rusya değildir, Recep Tayyip Erdoğan da Putin değildir

    “Türkiye Rusya değildir, Recep Tayyip Erdoğan da Putin değildir”
    Egemen Bagis, AK Parti Istanbul Milletvekili

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış, ‘Türkiye Rusya değildir, Recep Tayyip Erdoğan da Putin değildir’ dedi.

    Egemen Bağış, The Wall Street Journal gazetesinde 17 Haziran 2008  tarihinde yayımlanan yazısında, ‘American Enterprise Enstitüsü Kıdemli Dış Politika Analisti’ Micheal Rubin’in aynı gazetede 6 Haziran 2008 tarihinde yer alan ‘Türkiye’nin Putin’i gitmeyi hak ediyor’ başlıklı yazısını değerlendirdi.

    Bağış, yazısında şunları kaydetti:

     ‘Türkiye Rusya değildir, Recep Tayyip Erdoğan da Putin değildir. Türkiye’nin demokratik seçimle işbaşına gelmiş başbakanının ve hükümetinin görevden alınmasını önermek, Türk seçmeninden başka kimsenin haddi değildir.

    Adı geçen yazı baştan sona temelsiz siyasi iddialar ve yarım doğrularla doldurulmuştur. Türkiye’de kimin neyi savunduğunu görmek çok kolaydır.

    Hükümetimiz demokrasiyi, hukuku, insane haklarını, serbest piyasayı ve AB’nin siyasi-ekonomik standartlarını savunmaktadır. Diğer tarafın bunların hiç birine tahammülü yoktur. Demokratik seçimle işbasına gelen hükümete de tahammülleri yoktur. O yüzden bir yalan kampanyası yürütülüyor.
    Son 6 yıldır AK Parti hükümeti seçmene hesap vermiştir, milletine hesap vermiştir, anayasaya hesap vermiştir ve de üyelik süreci çerçevesinde AB’ye hesap vermiştir. O yazıda anlatılan bir Türkiye gerçekte yoktur. Bizim sözlerimiz yeterli değilse, o zaman mart ortasından bu yana yapılan AB açıklamalarına bakın. O açıklamalar AK Parti’nin dün, bugün ve de yarın Türkiye’nin ve Avrasya’nın tek umudu olduğunu göstermektedir.’

    Rubin’in yazısına bakıldığında, ‘Türk hükümetinin kandırmaca içinde, Türk seçmeninin kandırılmış, bütün AB hükümet liderleri, AB milletvekilleri ve AB üst düzey yetkililerinin aldatılmış, bütün  dünyanın kör edildiğinin’ anlatıldığını ifade eden Bağış, buna karşın Rubin’in ‘Tek başına gerçeklerin vaazını verdiğini’ kaydetti.

    Egemen Bağış, gazetedeki yazısında, ‘Bu kişinin yaptığı utanmadan sağa sola çamur atmaktır. Üstelik bu kez çamuru, The Wall Street Journal sayfalarına paketleyerek savurmuştur’ ifadelerini kullandı.

  • Rice, AKP’ye övgüler yağdırdı

    Rice, AKP’ye övgüler yağdırdı

    “Türkiye’de yoksul, dindar her kesimi ülkenin bir parçası haline getirdiler”

    DIŞ HABERLER – Vatan Gazetesi – 22 Haziran 2008

    ABD Dışişleri Bakanı Rice, AKP’ye övgüler yağdırdı: AKP daha önce yapılmadığı şekilde kırsal kesime ve dindar insanlara ulaştı. Türkiye’de laik demokrasinin önemli olduğuna inanıyorum ama dindar insanların ülkenin bir parçası olması da önemli.

    New York’ta Dış İlişkiler Konseyi adlı düşünce kuruluşunda konuşan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, kapatma davası konusunda kendisine sorulan soruya, “Türkiye’deki mevcut siyasi tartışmalara dahil olmayacağız” diye yanıt vermesine rağmen AKP ile ilişkileri “mükemmel” diye nitelendirdi. AKP’den AK Parti diye söz etmesi dikkat çeken Rice, “Türkiye’de etnik azınlıklara ve dindarlara AK Parti dışında kimse ulaşamadı. Türkiye’nin laik demokrasisi önemli ama dindar insanların ülkenin bir parçası olması da önemli” dedi. İşte Rice’ın sözleri:

    Babacan ve Gül arkadaşım:

    İlk olarak AK Parti ile mükemmel ilişkilerimiz olduğunu söyleyebilirim. Tek kelimeyle mükemmel. Şu an Cumhurbaşkanı olan ve daha önce Dışişleri Bakanlığı yapan Abdullah Gül ile çok iyi lişkilerim var. Aynı şekilde şu anki meslekdaşım Ali Babacan’la da öyle. Her ikisiyle de Irak ve Ortadoğu konusunda mükemmel ilişkilerimiz var. Irak’a en çok destek veren komşulardan oldular. Ali Babacan ile bir araya geldiğimizde küresel meselelerden konuşuyoruz. Türkiye bizim için küresel bir partner oldu. Aynı zamanda da NATO üyesi. AK Parti’nin Türkiye’ye ilişkin başlattığı demokratikleşme sürecinin de olumlu olduğunu düşünüyorum.

    Müdahil olmayacağız:

    Türkiye’de farklı insanlara ulaştılar. Örneğin Kürtler’e… Son seçimde Kürt bölgesinden yüksek oy aldılar. Daha önce hiç yapılmadığı şekilde yoksullara ve kırsal kesime ulaştılar. Aynı zamanda dindar insanlara da ulaştılar. Türkiye’de laik demokrasinin önemli olduğuna inanıyorum ama dindar insanların ülkenin bir parçası olması da önemli. Peki şimdi ne yapabiliriz? Bence Türkiye’deki demokratik kurumlara verdiğimiz desteği sürdürmemiz gerekiyor. Kapatma davasıyla ilgili tartışmalara müdahil olmayacağız. Bu Türkiye’nin meselesi. Ancak Türkiye’de reform, demokrasi, laik demokrasi için sesimizi yükseltmeye devam etmeliyiz.

    Avrupalılar anlamalı:

    Türkiye’ye AB’ye girmek için adil bir şans verilmezse bunun bedelini hepimiz öderiz. Avrupa da öder, ABD de… Türkiye üzerinde bir bölünme çizgisi olamaz. Bana bazen Ortadoğu’da demokrasinin neye benzeyebileceği sorusunu sordukları zaman “Türkiye’deki gibi” düşüncesi geliyor aklıma. Zor olduğunu anlıyorum ama AB de anlamalı.