Blog

  • KAPATMA DAVASI RED EDİLDİ!  BASINDAN/YORUMLAR

    KAPATMA DAVASI RED EDİLDİ! BASINDAN/YORUMLAR

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    Hangi üye ne yönde oy kullandı?
    Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç açıkladı…30.07.2008 18:17    

    Anayasa Mahkemesi tarihi kararını akşam saat 18:05’te açıkladı, AK Parti kapatma davasında 6 ya karşı 5 oyla kapatma istemi reddedildi. AK parti Hazine yardımlarının yarısından mahrum bırakılacak.Anayasa Mahkemesi kararını açıkladı. Mahkeme 6 karşı 5 oyla AK Parti’nin kapatılmamasına
    karar verdi.Anayasa Mahkemesi aylardır bütün dünyanın merakla beklediği kararını 3 gün süren görüşmelerin ardından bugün açıkladı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç saat 18:05’de yaptığı açıklamada AK Parti’nin Hazine yardımının yarısından mahrum bırakılmasına karar verildiğini açıkladı.

    6 KAPATILSIN, 4 HAZİNE YARDIMI KESİLSİN, 1 RED OYU
    Haşim Kılıç yapılan oylamada 6 üyenin AK Parti’nin kapatılması yönünde oy kullandığını, 4 üyenin ise AK Parti’nin laikliğin karşıtı eylemlerin odağı olduğunu ancak çok tehlikeli boyutta olmadığını belirttiğini 1 üyenin ise davanın reddi yönünde ok kullandığını açıkladı. Kılıç, daha sonra bir soru üzerine ise red oyu kulanan üyenin kendisi olduğunu belirtti.Haşim Kılıç      RedOsman Paksüt    Evet

    Fulya Kantarcıoğlu Evet

    Mehmet Erten   Evet

    Necmi Özder Evet

    Şevket Apalak   Evet

    Zehra Ayla Pektaş   Evet

    Sacit Adalı     Hazine yardımından mahrum bırakılsın

    Ahmet Akyalçın    Hazine yardımından mahrum bırakılsın

    Serdar Özgüldür   Hazine yardımından mahrum bırakılsın

    Ferruh Kaleli      Hazine yardımından mahrum bırakılsın

    =======================================

                                                                                                                            31 Temmuz 2008

     

     

    Olmak ya da Olmamak

    Mehmet Bedri Gültekin

    Kapatma kararı

                Anayasa Mahkemesi AKP hakkındaki kapatma davasını karara bağladı. Nitelikli çoğunluğun sağlanamamasından dolayı AKP kapanmaktan kurtuldu.

                Ama Anayasa Mahkemesinin kararını doğru okumak gerekiyor. Mahkemenin hukukçu üyelerinin tamamı, yani 10 üye AKP’nin suçunu sabit görmüştür. Bu Parti’nin, “laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği” konusunda fikir birliğine varmıştır.

                Ayrıca altı üye yani Anayasa Mahkemesi üyelerinin çoğunluğu, AKP’nin kapatılması gerektiği kanaatine varmıştır.  Dört üye ise bu Parti’nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği kanaatinde olmasına rağmen, bu durumun kapatma için yeterli ağırlıkta olmadığını düşünmüştür.

                Kısacası şöyle bir tablo ortaya çıkmıştır. Türkiye’yi, en yüksek Yargı Kurumunun da saptadığı üzere, suçu sabit olan bir Parti yönetmektedir.

        

    Hükümeti’in derhal istifa etmesi gerekmektedir.

     

    HAŞİM KILIÇ

                AKP’nin kapatılma istemine ret oyu veren tek üye, Haşim KILIÇ’tır. Haşim Kılıç, bilindiği üzere hukukçu değildir. Mahkeme üyeliğine, Anayasa’ya aykırı bir uygulamanın sonucu getirilmiştir.

                Haşim Kılıç, 1975-77 yılları arasında bir devlet memuru iken, daha sonra İBDA-C adlı illegal bir örgüte dönüşecek olan Şeriatçı bir gruba ait Gölge Dergisinin Ankara temsilciliğini yapmış, bu grupla ilişkilerini 1980’lerin sonuna kadar sürdürmüştür.

                Gerçeğin kamuoyuna açıklanması üzerine, Haşim Kılıç yalan söylemiş ve yalancı tanık kullanarak inkâr yoluna gitmiştir.

                Son oylamadaki tutumundan da anlaşılacağı üzere hukuki kaygılarla ve Anayasa’ya göre değil, Cumhuriyete düşman olan ideolojisinin gereklerine göre hareket etmektedir.

                Anayasa Mahkemesinin başında, yalan söyleyen bir kişi olamaz. Cumhuriyet düşmanı ideoloji sahibi bir kişi, Cumhuriyet’in en yüksek Yargı Kurumunu yönetemez.

                Haşim Kılıç, kararı açıklarken yaptığı konuşmada, AKP’ye yeni bir Anayasa hazırlaması için çağrı yaparken bir hukukçu değil, bir siyasi görüşün militanı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

                Haşim Kılıç da istifa etmelidir.

     

    AVRUPA VE AMERİKA’NIN BASKILARI

                Türkiye tarihinde mütareke günlerinden bu yana yabancılar, hiçbir yargılamaya bu kadar müdahil olmadılar.

                Neredeyse her hafta gelip giden heyetlerin birinci gündem maddesi  dava oldu.

                Türkiye’yi açıkça tehdit ettiler. Ekonomiyi çökertme ve iç kargaşalıklarla Türkiye’yi istikrarsızlaştırma; davadan kapatma çıkması durumunda; Türkiye’nin karşılaşacağı durumlar olarak ifade edildi.

                Ne yazık ki bütün bu baskılar sonuç vermiştir. Emperyalizme karşı tarihin ilk Kurtuluş Savaşı’nın sonunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti, 90 yıl aradan sonra Ergenekon davası sürecinde yaşananlarla birlikte, yeniden emperyalistlerin müdahil olduğu bir yargılama utancı yaşamıştır.

     

     

    AKP’NİN FATURASI

                Altı yıl Türkiye için ağır bir bedel anlamına gelmiştir. Bu altı yılın sonunda;

                1. Cumhuriyet ve laiklik karşıtı uygulamaları ile toplumumuzu bölmüştür. Toplumsal barışı dinamitlemiştir. Bizi millet olarak bir arada tutan bağları çözmüştür.

    2 Türkiye ekonomisini çöküşün eşiğine getirmiştir. Beş yıl içinde dış borç ikiye katlanmış, Ülkenin bütün stratejik kurumları yabancılara peşkeş çekilmiş, tarım çökertilmiş, iç ticaret yabancı tekellerin eline geçmiş, cari açık adeta ekonomiyi rehin almış durumdadır.

    3. Türkiye’nin AB kapısında millet olarak çözülme, devlet olarak dağılma sürecini yaşamaya devam etmesi anlamına gelmektedir. Kayıtsız şartsız olarak boyun eğilen AB ve ABD dayatmaları, milletimizi bir yandan etnik topluluklar, mezhepler, tarikatlar, aşiretler ve bölgeler biçiminde bölmekte, öte yandan ABD’nin BOP Projesi uyarınca federal bir yapıya doğru gidilmektedir.

    AB kapısında Türkiye’nin kaderi bölünmek ve iç çatışmalarla parçalanmaktır.

     

    MİLLETİN ADALETİ

    Milletimize ve Cumhuriyet yargısı’na güveniyoruz. Cumhuriyet ve Atatürk Türkiye’si düşmanı olanlar milletin adaletinden kaçamayacaktır.

               

    =================================

    anayasaMahkemesi merakla beklenen davayı sonuçlandırdı. Yüksek Mahkeme, Ergenekon davasının rövanşı olarak görülen davada AK Parti’yi kapatmadı ama, cezalandırdı…

    Yüksek Mahkeme 3 günlük yoğun mesainin ardından, AK Parti’nin “laikliğe aykırı fiillerin odağı” olduğu, “sivil darbe” ile şeriat sistemini getireceği iddiasıyla kapatılması talebiyle açılan davada, “kapatma” değil, Hazine yardımının yarısının kesilmesine karar verdi.
     

     

     

     

     
     
     
     

     


    Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, dava sonucunda AK Parti’nin kapatılmadığını, ancak 6 üyenin kapatılma, 4 üyenin de Hazine yardımından yoksun bırakılması kararına vardığını, partinin son yıl aldığı Hazine yardımından 1/2 oranında yoksun bırakılmasına karar verildiğini açıkladı.

    AK Parti’nin bu kararı nasıl değerlendireceği merakla bekleniyor. Ankara kulislerinde, partinin bu “ceza”yı kabul etmeyip, erken seçim kararı alabileceği, yerel seçimle birlikte çifte sandık kurularak, erken genel seçime gidilmesini isteyebileceği konuşuluyor.

    Bu karar, Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanı seçimindeki “367” kararı gibi, hukuki açıdan da tartışma yaratacak.

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    ===================

    From: [email protected] On Behalf Of Hasip Gültaş [[email protected]]
    Sent: Wednesday, July 30, 2008 12:06 PM
    To: [email protected]
    Subject: [TFAB:564] KAPATMA DAVASI RED EDİLDİ!

     

    7/30/2008 Karakter Boyutu:

    AK Parti`nin kapatılması istemiyle açılan dava sonuçlandı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç AK Parti hakkındaki beklenen kararı açıkladı!

    Yargıtay Cumhuriyeti Başsavcılığı`nın AK Parti`nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumana geldiğiğinin gözeltilerek 2800 / 1001 b maddesi gereğince temelli kapatılmasına karşı bir dava açılmış durumdadır. Bu dava ile ilgil ibirlikte 61 kişinin siyasi hayattan yasaklanması durumunda da talebi var.Türkiyedeki bütün halkımız gözünü bu kararın sonucu beklemek durumunda kalmıştır.Hakaretlere maruz kaldık ben arkadaşlarımın bu konudaki düşüncelerini ve duyguluaranı bundan dolayı üzüntülerimi belirtiyorum. O neden le bizim çalışma düzenimiz neyi gerektiyorsa o çerçeveden olaylara bakmak zorunda kaldık. Bu davaların gerek siyasi gerekse ekonomik önemi nedeniyle bu davanın bir anönce sonuçlanmasını göz ardı edemezdik. Bu davanın öneminin ne kadar önemli olduğunu ve toplumu ne kadar ilgilendirdiğini görmemezlikten gelemezdik. Arkadaşlarımızı da görevlendirirken bu çerçevye dikkat ettik. Arkadaşımız bu konuda deneyimli ve birikimli idi.Adı geçen ve eleştirilen arkadaşımınız tercih sebebi türban meselesinin arkadaşımız tarafından incelenmiş olması sebebiyle bu partinin görülmesiyle ilgili ve kolaylık olmasından dolayı arkadaşımız görevlendirilmiştir. Bunun haricinde herhangi bir şey düşünmeyelim. Siyasi parti kapatmalarla ilgili bizim bu davada bir partinin kapatılmasıyla ilgili mutlu olduğu söylenemez. Biz de bu davalarda karar vermelerde çok ciddi sıkıntılar çekiyoruz. Ancak ne yazık ki bu konuda çağdaş demoktarit ülkelerle olan yasal değişiklikler yapılmayıp ne zaman ki bir siyasi parti kapatma davası gündreme gelir ise o zaman tartışılmaya başlar. Ama bu maalesef pek gerçekleşmedi ve bu tartışmalar bu tür davalar açılmaya başladığı anda canlılığını kazandı. Ben bu sonucun çok iyi değerlendirileceğine ve analiz edileceğine temennisinde bulunmak istiyorum. Anayasadaki bu sayıyı tutturamamış olmasından dolayı bir kapatma kararı çıkmamıştır. Ama bu kararın sonucunda bu partiye bir ihtar kararı çıkmıştır.==============    

     

     

     

    Anayasa Mahkemesi önünde olağanüstü bir hareketlilik yaşanıdı. Mahkeme önünde bekleyen gazeteciler, saat 16.30 itibariyle bina içerisine alınmaya başlandı.

    Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nin istemiyle 14 Mart 2008 Cuma günü açtığı davayla ilgili 11 üyenin kararını düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı.

    Kılıç’ın açıklaması şöyle:

    Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç, düzenlediği basın toplantısında AK Parti’nin kapatılması talebinin reddedildiğini açıkladı.

    61 kişiyle ilgili ilgili siyasi yasak talebi var. Önemli konuların dava konusu haline getirilerek Anayasa Mahkemesi’nin önüne konulmuş olması bizi ve ülkeyi siyasal, ekonomik ve sosyal açıdan önemli sonuçlar doğurdu. 70 milyon halk gözünü Anayasa Mahkemesi’ne dikti. Tabi bu karar bundan önceki başörtüsü kararı diye adlandırılan AK Parti’nin kapatılması en önemli iki dava olarak önümüze geldi.

    Bu davaların görülme süreci ile ilgili basın basın organları ve yazarlar ahlaki ve insani değerleri aşarak hakarete uğradık. Arkadaşlarımın duygu ve düşüncelerini ifade ediyorum. Üzüntülerimizi ifade ediyoruz. Bu mahkemenin kendi yaptığı planlama çerçevesinde yapılıyor.

    Dışardan gelen baskılar neticesinde planlama yapmadık bundan sonra da yapmayacağız. Bu davaların gerek sosyal, ekonomik ve siyasal boyutları nedeniyle biz bu davanın bir an önce sonuçlandırılmasını istedik. Biz de bu ülkede yaşıyoruz. O nedenle bu konudaki bu davanın önemini toplumu ne kadar ilgilendirdiğini görmezden gelemezdik. Arkadaşlarımızı görevlendiriken bu çerçeveye dikkat ettik.

    Raportör deneyimli ve birikimli arkadaştı. Dava ile ilgili raporunu yazdı. Arkadaşımız yanlız başına yazmadı 3 arkadaşımız yazdı.

    Raportörün bu konudaki adı geçen arkadaşımızın neden tercih edildiği konusuna gelince başörtüsü raporu da arkadaşımız yaptı. Enine boyuna araştırma yaptı.

    Hiç bir arkadaşımız mutlu olduğunu söyleyemez. Demokrasi adına biz de hepimiz ciddi davalarda sıkıntılar yaşıyoruz. Ancak ne yazık ki bu konuda çağdaş demokratik ülkelerle adına anayasal değişiklikler yapılmayıp siyasi parti kapatma gündeme gelir o zaman kuralların değiştirilmesi gündeme gelir. Oysa böyle olmaması gerekir. Kapatma davaları ilgili siyasi partilerin uzlaşması sonucu yapılmasını isterdik. Tartışmalar siyasi parti kapatma davaları ile canlılığını kazandı. Bir kez daha siyasi aktörlerimize seslenmek istiyoruz. Toplum bu konuda rahatsızlık varsa bu konuda uzlaşarak bu değişiklikleri süratle yapmanızdır. Biz toplum olarak hangi kesimden hangi düşünceden inançtan olursa olsun tüm toplumun birlikte yaşamasını elimizden geldiğince göstermeliyiz.

    Bundan sonraki siyasi hayatta gerginliği azaltmak adına gerekli çalışma yapılacağına inanıyorum. Arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Ülkenin bu kadar önemli konuda kısa sürede karar aldıkları için teşekkür ediyorum.

    AK Parti’yi kapatmama kararı alındı. 1/2 oranında verilen yardımın kesilmesi kararı verildi. Ben red verdim. Paksüt, Erten, Özler, Apalak, Ayla, Pektaş kapatılması yönünde oy kullandı. Adalı, Akyalçın, Özgündür, Kaleli ise yardımların kesilmesi yönünde oy kullandı

    =============.

    Financial Times başyazısı: “Ulusal felaketin eşiğinde”
     
    “Türkiye’de hüküm süren siyasi kriz İstanbul’daki bombalı eylemle daha da derinleşti”
     
    AKP kapatılırsa kaos çıkar, Türkiye’nin geleceği tehlikeye girer!”
     
    “Ulusal felaket yaşanır”
     
    İstanbul’da patlayan bombalar, AKP hakkındaki kapatma davasının görüşülmeye başlamasına denk düştü
     
    “Türkiye’nin modernitesi ve yakın geleceği tehlikede”
     
    “AKP’nin kapatılması, Cumhurbaşkanı  Gül ve Başbakan Erdoğan’a siyaset yasağının getirilmesi “Seçmenlere yönelik yargı darbesi” anlamına gelecektir”
     
    “Bunu izleyecek kaos, Türkiye’yi yıllarca geri götürür”
     
    “Laikler ile muhafazakarlar arasındaki mücadele kritik bir noktaya geldi” 
     
    AKP davası, halktan büyük yetki alan başarılı Neo İslamcı bir parti tarafından tehdit edilmiş hisseden askeri, bürokratik ve yargı elitinin kumarıdır
     
    ++++++++++++++++++++++++++++++++
     
    The Daily Telegraph:
     
    “Anayasa Mahkemesi, iktidardaki partiyi “fazla İslamcı” diye anayasayı ihlal suçlamasını içeren bir iddianameyi kabul ederek, “ender rastlanan bir adım” attı.
    “Bu, geçmişte sık sık ordunun silahlı gücü ile kuvvetlendirilen laik elitin kudretini gösteriyor”
    Bu meselelerin generaller yerine mahkeme tarafından çözümlenmesi daha iyi. Daha iyi olanı ise, davanın, Başbakan Recep Erdoğan’ı ve hükümetini, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel aldığı laik ilkelere bağlılığını sağlamaya cesaretlendirmesi gibi olumlu bir sonucu doğurmasıdır.” 
     
    ++++++++++++++++++++++++++++++++++
     
     
    The İndependent ’in köşe yazarı Adrian Hamilton:
     
    “İslam ile Batı konusundaki tartışmayı bir kenara bırakalım. Bu mücadele demokrasi ile ilgilidir. Eğer seçilmiş Türk hükümeti kaybederse, hepimiz bunun sonuçlarının kurbanı olacağız
     
    “Türkiye hükümetsiz kalabilir, İstanbul’daki bombalamalar, AKP’nin kapatılmasını izleyebilecek şiddetin bir örneği.”
     
    “Ümraniye olayları dikkat çekici. Türk devletinin geleceğinin söz konusu”
     ========================

     

     

     

    30 Temmuz 2008

    DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkındaki kapatma davasına ilişkin kararını değerlendirdi:

    “ANAYASA MAHKEMESİ AKP’NİN LAİKLİĞE KARŞI FİİLLERİN ODAĞI HALİNE GELDİĞİ TESPİTİNİ YAPMIŞTIR”

    ** DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, AKP’nin kapatılmasına ilişkin dava hakkında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara herkesin saygı duyması gerektiğini belirtirken, “Anayasa Mahkemesi, AKP’nin laikliğe karşı fiillerin odağı haline geldiği tespitini yapmıştır” dedi.

    ANKARA- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Anayasa Mahkemesi’nin,  ‘AKP’nin laikliğe karşı fiillerin odağı haline geldiği’ tespitini yaptığını söyledi.

             Sezer, Anayasa Mahkemesi’nin AKP’nin kapatılmasına yönelik dava hakkında verdiği kararı, AA’ya değerlendirdi. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara herkesin saygı göstermesi gerektiğini söyleyen Sezer, “Anayasa Mahkemesi, AKP’nin kapatılmamasına karar verdi. Ancak ‘laikliğe karşı fiillerin odağı haline geldiği’ tespitini de yaptı” dedi.

    Sezer, Anayasa Mahkemesi’nin kararını tartışmayı doğru bulmadığını belirtirken,  AKP’nin Türkiye’yi iki kutuplu bir hale getirdiğini, bu durumdan hiç kimsenin medet ummaması gerektiğini söyledi. DSP lideri, “AKP’ye oy veren vatandaşlarımız, ülkeyi geliştirmek yerine başka işlerle uğraşsın diye oy vermemişti. Ancak onların da bundan sonra gönül rahatlığıyla oy verebilecekleri, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişimini düşünen, laik, demokratik cumhuriyete sahip çıkan bir parti var, DSP var” diye konuştu.

    ARTIK HİÇ BİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK

    AKP’nin Türkiye’yi iyi yönetemediğini kaydeden Sezer, “Şimdi bize AKP’yi yenme fırsatı yaratıldı. Bu imkan önümüzde duruyor” dedi ve şunları söyledi:

     “Anayasa Mahkemesi’nin kararına saygılı olmak durumundayız. Biz DSP olarak saygılıyız da. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağına göre DSP, AKP’yi siyaseten yenmek için çalışmalarını sürdürecektir. DSP, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal açıdan, yurt içinde ve yurt dışında hak ettiği yere gelmesi için elinden geleni yapacaktır”

     

     

     

     

     

     

     

    ====================

     

     

     

     

     

     

     

     

  • SGK Prim Borçlarının Yeniden Yapılandırılması

    SGK Prim Borçlarının Yeniden Yapılandırılması

    T.C. SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNDAN DUYURULUR

    Sosyal Güvenlik Kurumu olarak yaklaşık 70 milyon insanımıza sosyal güvenlik hizmeti sunmaktayız. Bu hizmetin kaliteli, hızlı ve etkin bir şekilde yapılabilmesi ve gelecek nesillere sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sisteminin bırakılabilmesi, Kurum gelirlerinin zamanında ve tam olarak tahsil edilmesine bağlı bulunmaktadır.

    Öte yandan, son yıllarda bazı işverenlerimiz ve sigortalılarımızın çeşitli nedenlerle ödeme yükümlülüklerini zamanında yerine getiremedikleri de bilinmekte olup, bu bağlamda Kurumumuza olan prim ve diğer borçların ödenmesi konusunda cazip koşullar içeren, borçların taksit yada peşin olarak ödenmesi ile 5458 sayılı Kanun uyarınca yapılandırılma anlaşmaları bozulanların yapılandırma anlaşmalarının ihyasına ilişkin 5763 sayılı İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile getirilen hükümler, Resmi Gazetede yayımlanarak 26 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

    Söz konusu Kanunla;

    1- Başvuru tarihini takip eden bir ay içinde borç aslının, gecikme cezası ve gecikme zammının % 15’i ile birlikte ödenmesi halinde, bakiye gecikme cezası ve gecikme zammının % 85’inin terkin edilmesi,

    2- Borçların, 12 aya kadar taksitle ödenmesinin istenilmesi halinde, gecikme cezası ve gecikme zammının % 55’inin; 13 ila 24 aya kadar taksitle ödenmesinin tercih edilmesi halinde ise % 30’unun terkin edilmesi,

    3- Borcun peşin ödenmesi halinde bir aylık taksitlendirme faizi alınmaması,

    4- Taksitle ödemelerde taksit faizi de dahil hiçbir faizin uygulanmaması,

    5- Teminatın aranmaması,

    6- 24 aya kadar taksitlendirme imkanı,

    7- Daha önce konulmuş olan hacizlerin, ödemeler nispetinde kaldırılması,

    8- Bankalar ve ihale makamları nezdindeki hacizlerin ise ilk ödemeden sonra kaldırılması,

    9- Borçlarını anılan Kanuna istinaden peşin ya da taksitle ödenmesi veya yapılandırma anlaşmalarının ihya edilmesi suretiyle üretim, yatırım ve Devlet
    yardımı gibi destek ve teşviklerden yararlanılabilmesi,

    10- Borç durumu ile ilgili Devlet ihalelerine girmeye elverişli borcu yoktur yazılarının alınabilmesi,

    11- Kurum tarafından yapılan icra takip, haciz ve satış işlemlerinin durması, şeklinde, çok önemli avantajlar getirilmiş olup, ayrıntılı bilgi Sosyal Güvenlik İl/Devredilen SSK Sigorta Müdürlüklerimizden veya Kurumumuzun www.sgk.gov.tr internet adresinden öğrenilebilir.

    Yeni düzenleme ile getirilen ve burada sadece bir kısmı ifade edilen birikmiş borçların ödenmesine yönelik bu imkanlardan sigortalılarımız ve işverenlerimiz yararlandırılması ile Sosyal Güvenlik kapsamında girilecek olan yeni dönemde açacağımız beyaz sayfada borçlu kalınmaması için işverenlere ve sigortalılarımıza duyurulur.

    03.06.2008 tarih 2008-50 sayılı “Sosyal Güvenlik   Alacaklarının,Yeniden Yapılandırma Anlaşmalarının İhyası/PeşinVeya Taksitle   Ödenmesi” genelgesi için buraya tıklayınız.

  • 1.1.1945 tarihli Hayastan Gazetesi

    1.1.1945 tarihli Hayastan Gazetesi

    Gönderilen ve üzerinde Hitlerin resmi bulunan, Almanya’da 1945 de basılı Ermenice HAYASTAN gazetesi, değerli bir dost ve onun irtibatı ile, okunabilen kısımlar için Ermeniceden Türkçeye çevrili olarak eklidir. Yazı, Hitlerin Basın Bürosu tarafından 1.1.1945’te yayınlanan bir Yeni Yıl bildirisidir ve Hitler bunda zaferden ve Yahudilere karşı olan garezinden bahsetmektedir. Ermeniler hakkında tek kelime yoktur. Nazi Ermenileri, bunu yayınlayarak, Hitler’in gözüne girmek istemişlerdir.  Mesele anlaşılmıştır.

    Diğer  Fransızca metinler İngilizceye çevrili olarak http://armenians-1915.blogspot.com/2008/07/2524-patriotism-related-atrocities.html   linkten tevzi edilebilir.

    Sevgi, Saygı, Selam

    Şükrü

    Fürer’in Orduya Emri

          Fürer’in baş kalemi 1.1.45

          Fürer, yeni yıl münasebetiyle, Alman Silahlı Kuvvetlerine aşağıdaki düzeltilmiş emri yayınladı. 

          “Askerler !

          Alman toplumu için şu anda savaşın dünya çapında ki önemi açık ve bellidir: ki savaş, “olmak veya olmamak”, yani “hayat ve ölüm” mahiyeti kazanıyor.Yahudi ve uluslar arası hainlerin maksadı, halkımızın yok edilmesidir. Ben 1939 tarihinde bu şekilde  görüş bildirdim, bazıları düşüncelerimi haddini aşmış saymış olabilirler ve her yıl aynı sözü tekrar etmekle bunu açık bir nasihat gibi değerlendirebiliyorlardı. Ancak şu anda hiç kimse şüphe duyamıyor artık düşmanlarımızın bize besledikleri kinin varlığından. Bunlar sadece resmi ve ifade özgürlüğü ilkesine bağlı basında kabul edilmekle kalmıyor ayrıca devlet görevlilerinin demeçleriyle de ortaya konuyor. Savaşı idare biçimi ve ortak savaş zamanlaması adına göz ardı edilen, düşmanlarımızın siyasi hazırlık çalışmaları, aynı şekilde bize besledikleri kine delildir. Yahudi-doğu bolşevizminin amaçları öz itibariyle, Yahudi-Batı kapitalizminin yok etme gayretlerine uygun düşüyor. Bütün hürriyet sevdalısı toplumlar ne pahasına olursa olsun kul edilmelilerdir. Çerçil, Doğu Almanya’nın Polanya’ya teslim edilmesi gerektiğini ilah ediyor, yani aslında Rusya’ya verilecek, hem sadece doğu Prusya ve Dantsigı değil ayrıca Pomeranian ve Silezian da. Halk neye ait oluyor, sonra Çerçil, terörist hava saldırıları sayesinde ilave olarak altı milyondan fazla Almanyalının, yani kadın ve çocukların yok edilmesi işinin başarılabileceği yönünde ki umudunu açıklıyor. Onun koruduğu — Köln de kendisi tarafından, Batı Almanya Fransız egemenliği altına geçmesi, Almanya’nın kalanının ise parça-parça verilmesi gerekliliğini talep ediliyor. Bu hepsi Stalin yaklaşımıyla hazırlanmış, Alman halkının dağıtılması ve imhasını içeren, kendi tarafından çoğaltılan programa tam olarak uygun düşüyor. Bunların hepsi aynı amacı taşımaktadırlar, ki ayrıca Amerikan bakanı Yahudi Mordenatun da bunun için gayret ediyor.

          Bunların hiç biri benim için beklenilmedik şeyler değildir. Bizim düşmanlarımızın düşünceleri her zaman.——————————-

          Olmak yada olmamak zaten biz bu savaşta 5 yıldan fazla ne için savaşıyoruz. 6 ncı yılda bizim azmimizin daha ateşli bir mahiyette olması gereklidir, ancak en yüksek nokta zaten elde edilmiştir.

          Bu güne kadar Alman halkı ve onun ordusu, görülmedik sayıda buhranlar ve tepki saldırılarını,düşmanın bizi boğmak için giriştikleri bütün denemelerini başarıyla geride bırakmıştır. Hatta bu yıl bize karşı girişilen düşman müdahalelerinin geri püskürtülmesi başarılabilir ve ————————————————————————– onun ordusu, diğer Avrupalı müttefiklerimiz. Başlayan — Romanya,İtalya, Macaristan cephlerinin devrilmesinden ve son bozgundan sonra, genel savaşın idare edilmesi işi İtalyan Kralı tarafından terk edilene kadar Faşist İtalya’nın Duçi’ye karşı düzenlenen darbenin tertiplenmesinde, savaşı bizimle sürdürüyordu, biri diğerini izliyor ihanetlerin. Bunları Finlandiya hükümetinin zavallı silahsızlaştırılması takip etti, Romanya kralının ve onun ————————————————————————————————————üstünde. Bunların hepsi ve ülkenin içinde tertiplenmiş iğrenç cinayet geçen yıl ayyuka çıktı, ki ancak birkaç saatlik süreçte yok edildi ve bununla da sona erdi. 20 Temmuz cephelerinde sıkışmış anlayışı ilerlettiği halde hem bizim dostlarımızın teessüfleri gibi aynı hem düşmanlarımızın nazarında azalttı Alman direnişiyle alakalı olan inancı, ancak her halde  hesap edilebilir Alman alın yazısının dönüm noktası.

         Dahili sabotaj vasıtasıyla Alman Sosyalist Devletinin kendi mücadelesinin en ağır günlerinde yok etme ve Almanya’nın düşmanlarına teslim edilme girişimi bir daha sonsuza kadar başarısızlığa mahkum oldu. Söyleyebilirim ki, bu son ve nihai denemeydi. Bununla onaylanmış oluyor benim 1 Eylül 1939 tarihli  beyanatım ki bu savaşta Alman halkı ne silah gücüyle ne de zamanla yenilmesi mümkün değildir ki 1918 Kasım 9 tarihli asla tekrarlanmayacak.

           Askerlerim bu karar, yaşayan Almanya halkının ve hepsinden öte sizin için anlamlı oluyor ağır memnuniyetlerinizi çekmekte. Ancak bu halkın gelecekte kurtarılmasının biricik yoludur. Almanya’nın bulunduğu bu bahtsızlık içinde, o hakikat kaybolurdu eğer kendi hakkında olan inancını kaybetseydi. Bununla da gelecekte varlığını sürdürebilmek hakkından mahrum kalırdı.

          ASKERLERİM

          Ben sizin sabırsızlık ve fedakarlıklarınızı anlıyorum ve ben sizden ve ne istemek gerektiğini biliyorum ki ne isteniyor sizden. Alın yazım,  en üst düzeyde ve medeni bir tarzda bir devlet oluşturma isteği üzerinde geliştirip , ağır sorumluluklar yüklüyor yüklüyor bana.

          Ben bunu şükranla kabul ettim ve alınyazıma minnet borçluyum ki beni layık gördü halkımızın gelecek tarih için böyle zor ve kesin bir işe yönlendirme işine. 20 Temmuzdan sonra  fazlaca meşguldüm savunmadan hücuma geçme hazırlığı çalışmalarıyla.

    Bizim için aynı zamanda açıktır ki Avrupa cephesinin kendini aşmış sayısıyla, sadece Alman güçleriyle savunma yapmak mümkün değildi. Fakat bu sebeple biz mecbur kalmış olduk müttefiklerimizin ihanetinin neticesi olarak cephemizi daraltmaya, buna rağmen asla hiçbir karış toprağı direnmeden bırakmadık.

          ——————————————————————————————————————————-

    — suda ve su altında, — faaliyetler icra ederdi, ancak nereye ait oluyor Alman vatanı, özellikle kadınlara, yaşlılara ve çocuklara, sonra onların rızaları da eksik değil. O sorumluluk ki………………

  • DAĞ FARE DOĞURMUŞTUR

    DAĞ FARE DOĞURMUŞTUR

    Ergenekon davasının 2500 sayfalık iddianamesi, geçen cuma günü mahkeme tarafından kabul edildi. Böylece de, iddianamenin içeriği de kamuoyu için açıklanmış oldu. İncelediğimiz kadarıyla iddianamede onlarca olay sayılıyor ve savcılık, bu olaylar arasından kanıtlar yardımıyla ya da mantıksal bağlar kurarak, Hükümeti devirmek için ortam oluşturmak adına harekete geçmiş silahlı bir çete”nin varlığını ispata çalışıyor. Medya ise daha önce iddianameden sızdırma spekülatif haberler sürecinde yapıldığı gibi iddianamenin özüyle ve arasındaki felsefeyle değil de, “Abdullah Öcalan’ın Ergenekon’la bağlantısı”, “Büyükanıt’a suikast planı” gibi sansasyon yaratacak başlıkları haber yapıyor sadece.

    İddianeme artık açıklandığına göre mantığı, kanıtları, her daim gündemde olacak ve tartışılacaktır. Ancak şu var ki göründüğü kadarıyla, Ergenekon Operasyonu’nun başından beri, özellikle hükümete yakın basın tarafından öne sürülen, bu davanın bir “Temiz Eller davası” olacağı, Kontrgerilla ile tarihsel bir hesaplaşma yapılacağı” iddiası boşa çıkmıştır. Zira iddianame, Ergenekon örgütünün hükümeti devirmek için yaptığı ve planladığı eylemlere dayandırılıyor ama devletin hiçbir kurumunu ve görevi başındaki hiçbir devlet yetkilisini kapsamıyor. Mesela Veli Küçük yargılanıyor ama adı Küçük’le birlikte anılan JİTEM iddianamede yer almıyor. Çünkü iddianame; asker, polis, jandarma ve MİT’i, hatta devletin tüm resmi kurumlarını bu soruşturmanın dışında tutmakta ve deBu çete organizasyonunun ordu ve MİT içine sızmayı başaramadığı” öne sürülerek, kontrgerilla ve “derin devlet”e ilişkin suçlamaları da geçersiz kılmayı amaçlayan bir nitelik arzetmektedir.

    Yani savcılığa göre bu çete, kimi rayından çıkmış emekli subaylar, mafya artıkları ve gözünü hırs bürümüş siyasilerce oluşturulmuş; devletin ordu, MİT gibi kurumlarına sadece sızmaya çalışmıştır! Yoksa savcıya göre bu çete, devlet içinde örgütlenen güçlerin, sivil yaşamı da kapsayan partileri, dernekleri kullanan, emniyet ve jandarma içindeki örgütlenmesinden de güç alarak giriştiği, topluma yön verme, bunun için de hükümeti zorla alaşağı etme amacı da güden bir girişim asla değildir! Cidden ilginç bir bakış açısı doğrusu. Eğer bu operasyon ciddi anlamda bir temiz eller operasyonu olsaydı durum hiç de böyle olmazdı. Birkaç emekli subay, yazar, bilim adamı ile sınırlandırılamazdı. Zira akıl var mantık var bu insanlar arkalarında güvenebilecekleri destekleri olmadan ve yıllarca neye güverek, nasıl bu bahsedilen eylemleri yapabilecek ve de yıllardır yakalanamamış olacaklardı? Gerçek anlamda akıl ve mantık almıyor doğrusu.Görülen anlamıyla Ergenekon, AKP’ye karşı muhalefet eden ve kimi yasadışı araçları ve yolları kullanan bir çete sorununa indirgenmiştir. Bu şekliyle iddianame, Devlet içinde çeteleşme” merkezli bir dava niteliği taşıyan Susurluk’un bile gerisine düşmüştür. Ki sürekli de bazıları bu davanın Susurluk’un devamı niteliğinde olduğunu söyleyip durdular. Oysa iddianamenin bugünkü hali, bu davanın daha önce devlete hizmet vermiş ama bugün ABD ve yerli egemenlerin dönemsel çıkarları için ayakbağı oluşturmaya başlamış çevrelerin tasfiyesi operasyonu olduğu konusundaki tüm teorileri ispatlar bir nitelik yaşımaktadır. Ve bu haliyle de görüldüğü kadarıyla öyle çok fazla iddiası olan bir iddianame değildir.

     

    Oysa ortaya çıkan bombalar ve onların kullanılışı, Veli Küçük şahsında Susurluk davasından beri süre gelen iddialar, JİTEM ve onun faaliyetleri olarak gösterilen Sapanca-Adapazarı-Düzce üçgenindeki cinayetler, Mehmet Ağar’ın sözünü ettiği “bin operasyon”un açıklığa kavuşturulması soruşturulabilirdi. Yani tam anlamıyla insanların kafalarındaki soru işaretlerini açığa çıkaracak şekilde bir temiz eller operayonu olabilirdi. Ancak çok sığ kalmıştır. Yayınlanan iddianame bu yönde bir atılım içermemektedir. Yazıktır ki savcılık davayı, “AKP’ye karşı bir hükümet darbesi için ortam hazırlama”ya indirgeyip bununla sınırladığı için, Darbeyi yapacak olanların kim olduğu” hakkında da (bunların bakkal, kasap,yazar, emekli subaylar olamayacağını bilindiği için) net bir açıklama söz konusu değildir.

    İddianamede sayıp dökülenlere bakıldığında savcılığın bir “uzlaşma” üstünden hareket ettiği, bu davanın orduya, emniyete, jandarmaya, MİT’e dokunmadan götürülmesi için çalışıldığı izlenmektedir. Böylece de dava, yaptıkları ve istekleriyle artık eski efendilerini de rahatsız eden, deyim yerindeyse kimi “çizmeyi aşan” kesimleri tasfiye etme amaçlı bir davaya konumuna getirilmiştir. Yalnız sakın yanlış anlaşılmasın bu uzlaşı tabii ki masa başına oturularak varılan bir uzlaşı değildir. Bu bir anlayış, bir devlet ve iktidar anlayışı olarak algılanmalıdır.

    Sonuç gösteriyor ki “dağ fare doğurmuş” tur. İddianame hiçde yaratılan sansasyonlar kadar etkileyici, kapsamlı değildir. Aksine Susurluk davasının bile gerisinde bir görüntü sergilemektedir. Şimdi oturup davanın normal seyrinde ilerleyişine bakacağız hep birlikte. Ne diyelim hayırlısı…

  • İnsanlık suçu terör kayıtsız şartsız kınama ve mücadeleyi gerektirmektedir!

    İnsanlık suçu terör kayıtsız şartsız kınama ve mücadeleyi gerektirmektedir!

    BASIN AÇIKLAMASI
    Berlin, 29.07.2008

    İstanbul’da bombalı saldırı sonucu 17 insan öldürülmüş ve 155 kişi yaralanmıştır. Bu hunhar terör eylemi yoğun bir alış veriş caddesinde yapılmış ve sivil halk hedef alınmıştır. Öldürülenlerin arasında 5 çocuk, hamile kadınlar ve yaşlılarda bulunmaktadır.

    Bu vahşi saldırıyı kimler hangi nedenle yaptıysa da, tüm demokratik güçlerin terörün her türüne karşı tavır alması gerekmektedir.

    Terör örgütlerini veya saldırılarını korumaya veya haklı çıkarmaya yönelik hiçbir özür veya neden kesinlikle kabul edilemez!

    Kimi kişilerin bunu bu zamana değin yapmaları beni büyük hayretlere düşürmektedir. Özellikle bu tür tutumlar teröristleri daha fazla terör saldırıları yapmada  cesaretlendirmektedir.

    Bu nedenle özellikle bu kişileri, hangi partilerde veya örgütlerde olurlarsa olsunlar, insanlık suçu terörün her türlüsünü kayıtsız şartsız kınamaya ve terör örgütlerine karşı tutum almaya cağırıyorum. 

    Hakkı Keskin

  • ‘Ergenekoncu Çömez’in’ daha büyük bir suçu var!

    ‘Ergenekoncu Çömez’in’ daha büyük bir suçu var!

    Yiğit Bulut

    Konu yargı aşamasında olduğu için hiç yorum yapmadan “Ergenekoncu” ifadesini “tırnak” içinde yazdım yani benim değil başkalarının ifadesi…

    Peki Çömez’in suçu ne?

    Arz edeyim…

    Mektubu bana bir milletvekili gönderdi… Arşivini karıştırırken Çömez’in milletvekiliyken, “Tarım ve Köy İşleri Komisyonu” üyelerine gönderdiği bir mektup bulmuş…

    Çömez, yazdıklarını o dönemde hem üyelere hem de gazetelere göndermiş. Konu “Cargill”. Evet, Çömez gerçekten büyük bir suç işlemiş ve “uluslararası bir gıda kartelinin” Türkiye’deki “menfaatlerine” çomak sokmuş! Kardeşim sen “Kim oluyorsun da böyle bir uluslar arası yapıya karşı ülkeni savunan bir mektubu” diğer vekillere gönderiyorsun!

    Peki Çömez mektupta neler diyor?

    Aynen aktarıyorum,

    “… Aşağıdaki nottan da anlaşılacağı gibi, görüşülecek olan kanun teklifinin bir şirket adına çıkartılıyor olduğu kanaati ortaya çıkmaktadır… Zât-ı âlinizin, kanun teklifinin görüşmelerinde, bu kanaati ihmal etmeyeceğinize ve ekteki bilgileri dikkate alacağınıza olan inancım tamdır

    * Cargill, 1865 yılında Amerika’nın Iowa Eyaleti’nin Conover Kenti’nde kurulmuş, yaklaşık 140 yıllık geçmişi olan bir Amerikan şirketidir. Günümüzde 60’ın üzerinde ülkede 90 bin çalışanıyla, yıllık 60 milyar dolar cirosu olan bir şirkettir. Ülkemizdeki ana üretim konularından biri de nişasta bazlı şeker üretimidir.

    * Cargill, Bursa ili, Orhangazi Ovası’ndaki tesisini, 195 bin metrekare birinci sınıf tarım arazisi üzerine kurmuştur.

    * Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ilgili dört ayrı dava açılmıştır. Şirket halen, özel izinlerle faaliyetini sürdürmektedir ve ‘soruna’ kalıcı bir hukuki çözüm aramaktadır.

    * Bu arayışlar çerçevesinde, fabrikanın kurulu bulunduğu alan, Bakanlar Kurulu kararı ile Özel Endüstri Bölgesi olarak ilan edilmiş ancak bu işlemle ilgili, Danıştay 10. Dairesi, yürütmenin durdurulmasına hükmetmiştir.

    * Şirket yetkilileri, Başbakanlık’ta bazı bürokratlarla toplantı yapmış ve teknik çalışma neticesinde iki çözüm yolu bulunmuştur. Bunlardan ilki, ileri teknoloji kullanan mevcut tesislerin bulunduğu alanlar için, yetkinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na devredilmesi, ikincisi ise, 5403 sayılı kanunun geçici 1. maddesinde yer alan ’gerekli izinler alınmadan, tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış ve tarımsal bütünlüğü bozmayan tarım arazilerinin istenilen amaçla kullanımı için, Bakanlığa müracaatta tanınan 6 aylık sürenin’ yapılacak yeni bir kanunla, 6 ay daha uzatılmasıdır.

    * Yukarıdaki bilgilerden anlaşılacağı gibi, firma için özel bir çalışma yapılmakta ve yasa çıkartılması önerilmekte-talep edilmektedir.

    *Sözü edilen bölge, birinci sınıf tarım arazisidir. Bahse konu arazinin, Bursa 2020 yılı 1/1000 Ölçekli Mevzi İmar Planı’nda, İznik Orhangazi Planlama Bölgesi sınırları içinde ve bu sınırlar içinde geçerli olan İznik Gölü Çevre Düzeni İmar Planı’nda Tarımsal Niteliği Korunacak Alan’da (Sulama Alanı ve Uzun Mesafeli Koruma Alanı) kalışı son derece önemli bir ayrıntıdır.

    *Orhangazi Ovası’nda sanayi tesisi yapmak için daha önce başvurmuş olan 6 firmanın istekleri reddedilmiştir.

    *Tesisin, 3.500 ton suyu bir günde kullanacağı (Bu miktar, 90.000 nüfuslu bir kentin günlük gereksinimidir), ilerleyen zamanda, kullanılacak bu yeraltı suyunun, yöre zeytinliklerine olumsuz etki yapacağı, ortaya konan önemli bilgi ve görüşler arasındadır…

    Sevgili dostlar, mektubun bazı bölümlerini sizlere aktardım. Bir cümle de Çömez’e Haddini bil, uluslararası “büyük işlere” burnunu sokma yoksa daha da beter olursun!

    Sonuç: Bu ülkeye “sahip çıkmaya” çalışan kimler telef oldu kimler! Ve maalesef bizler halk olarak “onlara asla” sahip çıkmadık!

  • İddianamenin tamamı : 2455 sayfa, VE YORUMLAR

    İddianamenin tamamı : 2455 sayfa, VE YORUMLAR

     

     

    From: [email protected]

     

    Ömrünüz vefa ederse okuyup bitirirsiniz

    Bir de bunun onbinlerce sayfa tutan ekleri var.

    Bu dava aylarca sürer.

    Bir de gözümüzü açıp bakmışız ki…

    Millet bu davayla uyutulurken Kıbrıs Rumlara verilmiş, Ermenistan sınır kapısı açılıp Azerbaycan sırtından hançerlenmiş.

    Dava biter amma…. Kıbrıs bir daha geri gelmez.

     

    1-400. SAYFALAR  /

     

    401.800. SAYFALAR

     

    801-1200. SAYFALAR   /

     

    1201-1600. SAYFALAR

     

    1601-2000. SAYFALAR /

     

     2001-2455. SAYFALAR

    –~–~———~–~—-~————~——-~–~—-~

     

    From: Intigam Mamedov

     

    Subject: Re: İddianamenin tamamı : 2455 sayfa,

     

    Serdar Bolad ve TURK halki merhabalar.
    Serdar beyin fikirlerinde dogruluq vardir.

     


    Menim zennimce, Turkiye sinir kapilarini Ermenistana acarsa, neinki Azerbaycan Turklerinin hetda butov musalman Qavqazin  sirtindan hancerlemish olacaqdir.
    Hepiniz bilyorsunuz ki, ERMENI ceteleri dunyanin hep yerinde  Turkiye ve Turk cumhuriyyetlerine karshi siyasi kompaniyani  genishlendirmekdedir. Azerbaycanda yashadigim dovurde, ermenilerin her defe ishletdiyi bu kelami size hatirliyorum.


    Bizim icin Turk birinci dushmendir, Ikinci dushmenimiz ise,  Yehudilerinle bahem olan dushmenimiz Muselmanlardir.
    Ermeniler her zaman bashqa milletleri kullanmaqla kendilerine devlet yaratmish, hemin milletleri turke dushmen yaratmaga sovq etmeishdir. Meselen , her zaman turku ozune kardesh bilen Kurt halkindan da zamanla istifade etmish, shimdi de, o yolda hereketlerini  devam etdiriyorlar. Amma Kurt halkinin icinde satilmish olanlar kimi de kendi Turk milletinin icinde de, sapi ozumuzden olan baltalar, kafalarinin boshlugundan dogru bir yasham ortagini fikirleshmeyerek, paraya satilmaga devam ediyorlar. O ise ki, milleti ne kadari ile sikishdirsalar bile, Esil Turk Halki oyunlara gelmeyeceklerine eminem.

    Turk Devleti  Boyuk Musata Kamal Pashanin qoyub getdiyi Dovlet, emin ellerde olacagina  inanir ve bundan sonra da Turk bir devlet kimi dunya durduqca hemish yashar olacagina shubhe etmierem. Ancaq ne kadari ile gec deyil, satilmishlari Devletin  icerisinden kenarlashdirmaq gerekyor. Buna Turk halkinin gucu yeterlidir.


    Uyhuda olanlara ise tovsiyem shudur. Insan kendisini kayb edince, elinden her shey cikacaq, ilk once saglamligi, etrafi, topragi daha sonra ise, miletinin yohlugunu kayb ede biler. Kendinizi kayb etmeyin, Uyuhudan ayilin !
    SAYILARLA

    Intigam Ibrahimoglu
    -~———-~—-~—-~—-~——~—-~——~–~—

    —–Original Message—–
    From: ZEHRA KILIÇASLANSubject: Re: İddianamenin tamamı : 2455 sayfa,

     

     

    Merak ediyorum, tarihi boyunca kendine çok pahalıya patlayan bütün sonuçlarını göze alıp her daim Azerbeycanın arkasında olmuş TC, acaba neden sedec bir kez dostluğunu göstermesi gereken yerde Azeri dostlarını yanında bulamamıştır? “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiniı Azerbeycan tanımamıştır” Neden dersiniz? Dostluk gösterisi ve çok pahalıya patlayan ve uluslararası arenada hiçbir getirisi olmayan Ermenistan sınırnın Azerbeycan uğruna kapatılması meselesine karşılık, neden Azeri dostlarımız en azından sadece bir Kıbrıs meselesinde Türkiyenin değil de Yunanın yanında  olmuştur?

     

    ULUSLARARASI ILISKILERDE MENFAATLER SÖZ KONUSUDUR. MENFAATINI ÖNCE KENDI MILLETI ADINA KULLANMA KORUMA OYUNUNU NE YAZIK KI AZERI DOSTLARIMIZ KADAR OYNAYAMADIGIMIZ ACIK… TÜRKÜN TARİH BOYUNCA PAKİSTANDAN BAŞKA DOSTU OLMAMIŞTIR VE NE YAZIK KI ONUN DA FAYDASI KENDINE BILE YOKTUR.

     

    —–Original Message—–
    From: [email protected] On Behalf Of Sefa Yürükel

    To: [email protected]
    Subject: İddianamenin tamamı : 2455 sayfa,

     

    Ben Degerli SS Aya nin goruslerine katiliyorum. Azerbaycana karsi

    yapilacak bir hata diger Turk dunyasi icerisinde yer alanlarida

    Turkiyeye karsi daha dikkatli (olumlu yonde degil) olmayi

    gerektirecektir. Bundada hakli olacaklardir. Ermenistanla iliskiler

    kurulmasi su asamada getirisi olmayan intihar politikasidir. Sebebi

    ise Ermenistanin, Emperyalist gucler desteginde, 4. TTTT politikasi,

    Kars ve Lozani kabul etmeme, Ermenistan Anayasasindaki ithamlar, “Bati

    ermenistan” tezleri ve haritalarindan, Karabagi isgalden

    vazgecmiyecegini bildiren bir Ermenistanla bu tip iliskilere girmek,

    Uluslararasi arenada belki birilerine hosgorunmek icin yapmaya

    calisilacak( Abdullah Gulun Powel le imzaladigi 9. maddelik sozde

    gizli Ihanet antlasmasinda butun bunlar var) Ama Turkiye ve Turk

    Dunyasi ile iliskiler parcalanacaktir. Guvensizlik ortaminda Ataturkun

    Turk Dunyasi ile ilgili stratejisi  gecici olarak (Turkiyemnin basina

    Milli bir siyasi iktidar gecene kadar) da olsa buyuk kirilmalara

    ugrayacaktir. Unutmayalim, Turkiye Anavatan, Azerbaycan Vatan, KKTC

    Yavru Vatan olarak anilmaktadir. Bu duruma zarar gelmemesi icin uyanik

    olmak ve birbirimize ihanet etmemek gerekir.

     

    Saygilarimla

    Sefa M. Yürükel

     

    2008/7/29 SS Aya <[email protected]:

     Zehra hanım serzenişinde biraz haklı olabilir fakat unutulmamalıdır ki,

     1974’te Azerbeycan yoktu, Sovyetler vardı. Azerbeycan yeni yeni kendini

     süratle bulmakta olan ve aynı kandan-soydan millettir. Devletler arası

     ilişkilerde “menfaat söz konusu ise”,  TC  süratle gelişen ve enerji

     dünyasında büyük pay kapan Azerbeycan’ın  pilavını bırakıp, Ermenistan’ın

     “kumlu-çakıl taşlı” bulguruna itibar ederse, bu taşlar ülkenin midesine

     oturur ve deler. Milletimiz ve onu idare edenler, şu basit gerçeği maalesef

     görmemektedir. Yüzyıla yakın bir süredir, Ermeni milletinin mahvına sebep

     olan çeteci-haydut Daşnaklar, Ermenistan dışından ipleri ellerinde tutmakta,

     Ermenistanın siyasi hayatının dizginletrini tutmakta, arada onlara bahşiş

     vermektedir. Ermenistandaki halk ve siyasetçiler, “diasporanın desteği

     olmadan” ne yerlerinde durabilirler ne de birşey yapabilirler. Daşnak

     mafyasının gücü, kolları ve destekçileri  tahminlerin çok üstündedir,

     Parlamentolara, Nobele, Soroslara ve içimizdeki yazarlarlar kitapçılara

     kadar uzanır. Bun için de, özellikle ABD, Kanada ve Fransa’da varlıklı veya

     orta halli Ermenilerden güçlerine göre durmadan para toplanır, zenginleri

     tehdit edilir, ölmek üzere olanlar bütün varlıklarını bağışlarlar. Bu işin

     hacmi bilinmiyor fakat senelik bir milyar Dolara yakın olduğu söylenir. Bu

     paranın toplanmasında, bir kısmı reklam için harcanarak (Müze-Heykel-Seçim

     Bağışları-Bilim adamlarını mamalama) bilinmeyen kısım ceplere indirilir.

     ASALA militanlarını Lübnan’da eğitmek için on milyonlarla dolarlar böyle

     toplanmış ve kısmen harcanmıştır. Bu tulumba dönmektedir ve herkesin gözünde

     Türkiye’den koparılacak büyük piyango TAZMİNAT vardır!  Ermenistanın durumu

     bir bahanedir ve “diasporadan kopamaz”. Cumhurbaşkanımız, uyarılara rağmen

     “dolandırıcıkların reklam ülkesine giderse”, daha şimdiden ondan beklenen

     şey, “Soykırım anıtına giderek çelenk koymasıdır”!  Ne dersiniz? Protokol

     gereği, bu hakarete boyun mu eğecektir?  Sebep? Efendim Türkler gelen

     yabancı devlet adamlarına Anıtkabir ziyaret ettirirler… Biz de mukabele

     edelim, Türkler soykırım anıtımıza çelenk koysun!

     Sevgili vatandaşlar, ortada soykırım falan olmadığı doğrudan şu ana

     kadar bulunan ve internette herkesin girip okuyabileceği Ermeni ve Amerikan

     (İngilizce) belgelerle sabittir, bunların orada olduğu da  (free E library)

     [armenians-1915.blospot.com] birçok vesile ile “ilgili olması gerekenlere

     duyurulmuştur”. Bu aşamada ne arşive ne şahide gerek kalmıştır. Soykırım

     falan olmamıştır, taa o tarihlerden başlayarak  Ermeni zenginlerin

     soyuluşu-öldürülüşü-şantajı-ihanet-çapulculuk vardır. Osmanlı’nın

     aczi, yoklukları  beceriksizliği vardır ve karşılıklı  mukatele yaşanmıştır

     ve bunun müsebbipleri de, bugün bütün dünyada Ermenilerin iplerini tutan ve

     dünya Soykırım orkestrasını  idare eden, görünmeyen bir teşkilat vardır.

     Ermenistan halkı bizardır, ancak beyni yıkanmıştır, karşı gelemez ve bu ufak

     hesaplar yüzünden ana yasasını değiştiremez, soykırım, toprak ve tazminat

     talebinden vazgeçemez… Hadi Ermenistan hükümeti, diasporaya isyan ederse

     ve TC ile hudutları açtırarak  kendine ekonomik yarar sağlarsa, diayspora

     Ermenileri ne yapacaktır? Heykelleri kırıp, müzeleri kapatacaklar mıdır?  Bu

     işten geçinen “binlerce” kişinin maaşı nereden çıkacaktır?  Azeri

     kardeşlerimizi terketmek kadar büyük bir aptallık yaparsak, işte o vakit

     Enver paşanın Sarıkamış hatasının daha büyüğünü işlemiş oluruz!

     Pakistan’ın dostluğu Mustafa Kemal’in mücadelesine, müslüman Hintlilerin

     bunu bir kurtuluş olarak görmesine, şair ve filizofları İkbalin önceleri

     Mustake Kemalin islamı kurtarışına, sonradan Cumhuriyeti kurunca da

     kesilmeyen desteğine dayanır. Evet, Pakistan ananelerden gelme bilgilerle

     her seviyede daima Türkleri desteklemiştir ve bizler de halk arasında

     Pakistanı buna yakın sempati ile sevmekteyiz. Peki Pakistanla dostluğumuzda,

     “karşılıklı yararlar var mı ki?” Azerbaycan için niçin YARAR arıyorsunuz? Ki

     çok büyük yarar vardır ve ileride olacaktır…     Cümleye sevgi  selam

     SSA

     

  • ADALET ETKİSİ VE YARGI YETKİSİ

    ADALET ETKİSİ VE YARGI YETKİSİ

                                                                                                      Mustafa Nevruz SINACI

    Sıkça kullanılan “hukuk devleti” sözcüğü; Eğer, “adalet ahlâkı” geçerliyse doğrudur.

    Bu durumda ülkede kadim adalet hükmünü sürdürmekle birlikte 21. yy’da farlı bir boyutta önem kazanan “sosyal devlet” kavramı da gelişmiş; Kanun önünde eşitlik yerleşmiş ve en önemlisi: Rüşvet, iltimas, gasp-irtikap, hırsızlık-yolsuzluk, görevi kötüye kullanma, fiili livata, fuhuş, ahlaki tefessüh, yozlaşma ve çürüme kökünden kazınmış; Yerini emniyet, huzur, güven, sükunet, istikrar, zenginlik ve mutluluk almış demektir.

    İŞTE, ADALET İKLİMİ VE HUKUK DEVLETİ BUDUR   

    Türk yargı sistemi 1876, 1921, 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları, mecelleden neş’et alt yapısı, binlerce yılı bulan birikimi, deneyimi ve 1979 yılına kadar İsrail dâhil halen pek çok ülkede uygulanan adalet ve hukuk sistemlerinin ana referansı olmak gibi medar-ı iftihar bir sıfatla dünya hukuk literatüründe fevkalade mümtaz ve müstesna bir değeri haizdir.

    Türk hukuk, adalet ve yargı sisteminin (günümüzde çok önem kazanan) en mütemayiz ve kayda değer yanı da; İnsan hak ve hürriyetleri, onurlu-sorumlu, namuslu, ilkeli ve dürüst yaşam biçimi, bir başka deyişe “doğrusal yönde (pozitif) norm, standart ve kriterler oluşturma geliştirme konusunda objektif, formel-reel (gerçek) ve rasyonel (akılcı) karar / içtihat irsalidir.

    KURUCU UNSUR’DAN (ATATÜRK’DEN) ÖRNEKLER

    Bu nedenle Gazi Mareşâl (Prof.) Mustafa Kemal ATATÜRK:

    “Devlet biçiminde örgütlenmiş bir milletin anayasasında ilk şart adalet bağımsızlığıdır. Adalet gücü bağımsız olmayan bir ulusun devlet olarak varlığı kabul edilemez” .(1920)

    “İstiklal Savaşımızın amacı olan tam bağımsızlık kavramının adaletin bağımsızlığını da kapsaması tabiidir. Bu nedenle, her bağımsız devletin vazgeçilmez bir hakkı olan adaletin dağıtımı görevine kimseyi karıştırmayız” (1922)

    ‘Mademki; devlet bir idare ve hâkimiyeti maliktir, onu ifade ve infaz için bir takım vasıtalara muhtaçtır. Bu vasıtaları ihtiva eden devlet teşkilatında millet meclisi ve hükümet teşkilatı esastır. Demokrasi prensibi hâkimiyeti milliye prensibi şekline inkılâp etmiştir. Bir vatandaş kendi hürriyet ve hakkını kendi maddi kuvvetine dayanarak temine kalkışamaz. Bu hususlar fertlerin kuvvet ve teşebbüsleri ile değil, milletin iradesini haiz olan devletin kudret ve nüfuzu ile temin olunabilir.”

    “Türk, istibdat ve esaret zincirlerini parçalayabilmek için dahili ve harici bedhahlar (düşmanlar) karşısında hayatını ortaya attı, çok kanlı ve tehlikeli mücadelelere girdi, sayısız fedakarlıklara katlandı ancak ondan sonra hürriyetine sahip oldu. Bu sebeple hürriyet Türk’ün hayatıdır. Artık Türkiye’de her Türk hür doğar, hür yaşar. Türk yurttaşları demokrat, hür ve mesul vatandaşlardır. Türk ferdi hürriyetinden ve menfaatlerinden teşkilatı esasiye kanununda tayin olunduğu kadarını cumhuriyete bırakmıştır. Cumhuriyet ferdin, ona bıraktığı bir kısım hürriyeti, Türk milletinin, dahilde hürriyetini ve harice karşı istiklalini temin için kullanır.’

    ‘Hürriyetler başlıca ferdin maddi ve manevi menfaatlerine tekabül eder; dar anlamda kişisel hürriyettir. Bunlardan en önemlileri seyahat ve yerleşme hak ve hürriyetidir. Bununla birlikte keyfi tutuklamaları, hapis cezasını yok etmek gerekmektedir. Ferdi mülkiyet çok önemlidir. İnsanın emek ürünü olan her şeye sahip olması, devletin müdahale edemeyeceği, ferdin yüksek haklarındandır. Temel haklardan ticaret çalışma ve sanat hürriyeti önemlidir. Bunlardan başka, devletin, siyasi veya kamunun menfaat ve emniyeti amacıyla tekeli altında bulundurduğu işleri başkaları yapamaz. İkinci grup hürriyetler ferdin fikir, inanç hayatındaki hürriyet ve haklarıdır. Bunlardan vicdan hürriyeti ferdin istediğini düşünmek, istediğine inanmak, siyasi bir fikre sahip olmak, mensup olduğu bir dinin gereklerini yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz’.

    ‘İçtima hürriyeti ve matbuat hürriyeti aynı prensipten çıkar. O prensip insanların, fikirlerini serbest söylemek ve neşretmek hakkıdır. Vatandaşlar, kendi talim ve terbiyeleri için ve umumun menfaatleri noktasından fikirlerini teati etmelidirler. En büyük hakikatler ve terakkiler, fikirlerin serbestçe ortaya konması ve teati edilmesi ile meydana çıkar ve yükselir.” (Prof. Dr. A. Afet İnan, Medeni Bilgiler ve Atatürk’ün El yazıları, Ankara, 1969, s. 390 vd.)

    ‘Kişilerin hak ve özgürlüğü devlet egemenliği ve isteklerinin saklı bulundurulmasına bağlıdır. Devlet felce uğratılırsa kişi özgürlüklerini koruyacak hiçbir güç ve araç kalmaz. Vatandaş olan kişiler kendi özgürlüklerinin bir kısmını rızaları ile severek ve gerekli görerek devlete vere gelmişlerdir. Devlet, kendine özgü istekle kişisel özgürlüklerin bir bölümüne, o özgürlükleri sağlamak için sahip olur. Yeter ki devletin buyrukluğu ulusun genel mutluluk ve refahına, vatandaş özgürlüklerinin sağlanmasına harcanmış olsun’ (Atatürk 17 Şubat 1931)

    Ayrıca; 1 Mart 1924 tarihinde TBMM II. Dönem açış konuşması, 30 Ağustos 1924 Dumlupınar konuşması, Ankara Hukuk mektebine yazdığı telgraf, 9 Ekim 1925 tarihli Cumhuriyet savcılarına seslenişi, 5 Kasım 1925 tarihinde Ankara Hukuk Fakültesini açarken yaptığı konuşma, 1 Kasım 1928 tarihinde TBMM III. Dönem Yasama Yıllını açış konuşması, Ankara İstiklal Mahkemesi kararı ve Mahkeme başkanlığına yazdığı telgraf, Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının verilmesine dair kanun üzerine açıklamaları, 1 Kasım 1937 tarihinde TBMM V. Dönem 3 ncü Yasama Yılı ve 1 Kasım 1938 tarihinde TBMM V. Dönem 4.ncü Yasama Yılı açış konuşmaları Atatürk’ün adalet ve hukuk üzerine düşüncelerini yansıtan çok özgün metinler ve tarihi belgelerden sadece bazılarıdır. Ancak, Halife Hazreti Ömer (R.A.) dayanaklı “Adalet Mülkün Tekelidir” vecizesi bütün bu söylemleri şamildir.

    Burada özellikle ve bilhassa “devletin tapusu, istiklâli ve tam bağımsızlığı” vurgulanır.

    Tapu 1995 GB antlaşması ile delinmiş bu nedenle TC yargısı, hakim ve savcıları çok vahim, talihsiz, kabulü ve sindirilmesi gayrikabil feci bir darbe, gasp ve aşağılanmaya maruz kalmıştır. Yaşanan süreç “büyük Türk medeniyeti, bilgi toplumu, insan hakları, adalet ve hukuka dayalı” Türk hukuk-adalet sisteminin bertarafını (yok edilmesini) amaçlamaktadır. Bu gidişle artık istiklal ve bağımsızlık da kalmayabilecektir.

    Dolayısıyla mevcut yargıya düşen görev fevkalade büyüktür.

    Türk yargısı bu süreçte ayağa kalkmak, kuvvetler ayrılığı ilkesi kapsamında gerçek yerini ve rolünü üstlenmek, yıllardır yaşanan sistematik dezinformasyon, psikolojik-biyolojik savaş, kronik yozlaşma, adetten hale gelen hak-hukuk gaspları, rüşvet, iltimas, nüfuz-din-dava -misyon tüccarlığı, çıkar örgütlenmesi, yolsuzluk, suiistimal, görevi ihmal, yetki tecavüzü ve başta “yürütme” erk’i kaynaklı bütün anlaşma, eylem-işlem, temlik-tahakkuk ve yaptırımları ele almak; YASA DEĞİL! ADALET VE HUKUK perspektifinde incelemek, değerlendirmek ve Türk Milleti Adına “BAĞIMSIZ ve TARAFSIZ” (halktan ve haktan yana objektif) bir süreci başlatmak ve/veya halihazır Ergenekon kod adlı (temiz toplum+temiz devlet+temiz hükümet=Temiz Eller) operasyonunu ucu her nereye kadar varırsa varsın mutlaka “sonuna kadar” devam ettirmek mecburiyetini haizdir.  

    Türk milleti Hâkim ve Savcılarına yürekten inanmakta ve güvenmektedir. Unutmayın! 

    “Gerçek bir hukukçu bu gereklerin hiçbirini göz ardı edemez. Diplomayla, yetki belgesiyle, giysiyle, ortam ve konumla değil, bilgiyle ve yeterlikle, çalışma ve yararlı olma çabasıyla hukukçu olunur. Hak edilmeyen ün ve san yüktür.” (Yekta Güngör Özden)

    Yargı Yetkisi: “Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.”

    Bak: Anayasa Madde: 9

  • KELİMELERİN KAVGASI, KAVRAM KARGAŞASI VE KARANLIK İLİŞKİLER

    KELİMELERİN KAVGASI, KAVRAM KARGAŞASI VE KARANLIK İLİŞKİLER

    Mustafa Nevruz SINACI

    Eğer, ortalıkta nutuktan geçilmiyor, herkes konuşuyor fakat bir türlü işler doğal yoluna ve oluruna girmiyorsa; Ülkede kelimelerin kavgası ve maksatla üretilen bir kavram kargaşası var demektir. Günümüzde bu bir taraftan darbe söylemleri, diğer taraftan tam bir muammaya dönen Ümraniye soruşturması nedeniyle yoğunlaşan söylemler sorunun adeta tezahür biçimi.

    BİR GÖZLEMCİ’DEN ÖRNEK

                “DARBE HAKKI” …

                Bu ülke çok darbeler gördü: başarılısı, başarısızı! İnsanlar gördü: darbeden çok şey bekleyeni, beklemeyeni!

                Ortalık toz-duman; ülke gene cadı-kazanı; yeni darbeler yolda gibi, ey halkım!

                Darbeyle bir yere varılamayacağı artık öğrenildiyse, bu ders alındıysa, yapılması gereken şey: darbeden çok şeyler bekleyenlerin ve de beklemeyenlerin “kendi kendilerine bir darbe” yapmalarıdır, eş deyişle,  “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni samimi olarak özümsemeleridir, yani;

                Sakın gülmeyesin, “kendi kendine darbe” nasıl olur“ demeyesin ey halkım!

                Ben, “kendine darbe” yapanlardan birisiyim.

    Kendine darbe yapmak, yukarıda da işaret edildiği üzere, “yurdu ve milleti özden çok sevme” ilkesini özümsemekle gerçekleşiyor.

    Bunun hiç kimseye zararı olmadıktan başka, faydası da cabası, bu tür bir darbenin…

    Sözü edilen ilkenin özümsendiği ortamda hiç kimse bir başkasına haksızlık etmez.

    Haksızlığın olmadığı yerde, darbeden bir şeyler bekleyen de olmaz;  “darbe hakkı “ da doğmaz. “Darbe”ye gerek kalmaz. Bu kadar basit…(Bilinç Üniversitesi Rektörü Galip Baran)

    ESASA BAKALIM

    Lügât da kavram:

    a) Bir nesnenin, duygunun ya da düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı, anlamı, anlam yükü, genel kabul görmüş, bilim ve toplumca onaylanmış, kullanılan anlamı.

    b) Felsefi. Nesneler veya olayların ortak özelliklerini içine alan ve onları bir ortak ad/ isim altında toplayan genel tasarım.

    Kavram kargaşası: Kavramların birbirine karıştırılması, konu ve kavramlar arasında anlaşmazlık, uyumsuzluk, belirsizlik ve karışıklık olması hali.

    GÜNCEL SORUNLAR BAĞLAMINDA

    Örneğin: “Yasa”, “demokrasi” ve “bilinç” kavramları ile ilgili saptamalarımız:

    Bir ülkede Cumhurbaşkanları dâhil olmak üzere herkes; kurallar ve yasa’ya, işine ve kolayına geldiği yerde; işine ve kolayına geldiği zamanda ve işine ve kolayına geldiği kadar uyuyor ve demokrasinin “sınırsız özgürlük” olmadığını bilmiyorsa;

    Trafik Yasası’nın yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralını (belki sürücü iken değilse bile) yaya iken çiğniyorsa, sözü edilen yasanın yayaları ve sürücüleri ilgilendiren kurallarıyla bir bütün olduğundan bi-haberse; lafı güzafa gelince “duyarlıyım-hassas’ım” gibi laflar ediyor, lâkin “bilinçliyim, ya da toplumu, halkı, birilerini bilgilendiriyorum-aydınlatıyorum” demesi gerekirken ‘bilinçlendiriyorum’ diyorsa yani toplum bilinç yoksulu ise:

    Çok açık bir anlatımla;

    Edilen laflar ile yapılan uygulamalar ve davranış biçimleri birbirini tutmuyor, bütünleşmiyor, örtüşmüyor “eylemler ve söylemler” birbirini net olarak tamamlamıyorsa; İman ile amel edilmiyor demektir. Ortada bir yalancılık, iki yüzlülük, çifte standart ve popülizm vardır. Bu davranış biçiminin tam karşılığı mürailiktir. 

    O ülkede kelimelerin kavgası, dilde anarşi ve “kavram kargaşası” var demektir.

    O ülkede “barış” olamaz. Demokrasi ve uzlaşma kültürü gelişemez. Karşılıklı anlayış, hoşgörü ve toleranstan söz edilemez. İşte O ülke Türkiye’dir. Meselâ:

    Çevre: İnsanı saran ve hayatın istikrarla devamını sağlayan doğal bitki örtüsü, hava, su ve buna mütedair mütemmim cüzler (tamamlayıcı ve bütünleyici unsurlar) milli servet ve millet malı olarak kabul edilip korunmuyorsa; Dereler, denizler ve göllere lâğımlar bağlanıyor ve şehir atıkları sahraya dökülüyorsa, üretim tesisleri ve fabrikalarda arıtma tesisi yoksa;

    Tüketim: İktisadi imkânlar ve tasarruf ilkelerine riayet edilerek yapılmıyor, üretici ile tüketici arasına hak ve hukuka aykırı ‘maliyet arttırıcı faktörler’ giriyor, üründen katlamalı vergi alınıyor, kalite gözetilmiyor, serbest rekabet yapılamıyor, garanti kurumu işletilmiyor, standartlar uyulmuyor ve sonuçta üretenle tüketen zararda, aracı-tefeci, komisyoncu haksız, ahlâksız fahiş kârda oluyorsa.. Ülkede pahalılık, yoksulluk ve kronik enflasyon varsa;

    Trafik: Yılda asgari 5000 can alıyor, ardında her yıl 13-14 bin sakat bırakıyor ve yol açtığı tahribatla toplumda onarılması imkansız derin acı, yara, kayıp, kaygı-korku ve tahribata neden oluyorsa; Cadde ve sokaklarda araçlar park edebiliyor ve bu önlenemiyorsa;

    Sağlık: Sektörde mafyalar cirit atıyor, ‘insanlık düşmanı’ yasa dışı örgütler tarafından sömürülüyor, ilâç ateş pahasına satılıyor, devlet hastaneleri ücretli bakım-tedavi uyguluyor,  hastanelerde rehin kalınabiliyor veya fakir-fukara-guraba hastanelere gidemiyor, sağlıklı beslenemiyor, temiz su içemiyor ve çağdaş standartlara uygun meskenlerde oturtulamıyorsa:

    Vergi: İnsan hakları, adalet ve hukuka en ziyade uygun olması gereken kamu vergi düzeni “az kazanandan az, çok kazanandan çok” realitesi üzerine kurulu değilse, toplumsal denge, adalet ve hakkaniyetten uzaksa, mükellefin ekseriyeti vergi kaçırıyorsa;  

    Rüşvet: Resmi-özel bütün sektörlerde işler rüşvet ve iltimasla yürüyor, şeffaf devlet ilkesi hayata geçirilemiyor, avantasız ihale alınamıyor, ‘temiz toplum-temiz hükümet’ ilkesi uygulanamıyor, mutlaka ve acilen gerekli olmasına rağmen ülkede bir “TEMİZ ELLER” operasyonu yapılamıyorsa: Kelime-kavram ve yasal erkler üzerine şaibe çökmüş, kara eller ve menfur karanlık emeller ‘hükümetler üzerinde’ vesayet ihdas etmiş demektir.

                YÖNETİŞİM SORUMLULUĞU

                Şimdi sıra, İstanbul ve Bodrum HABİTAT Konferanslarında öğrendiğimiz Yönetişim kavramına geldi. Bu kavram, devletle Sivil Toplum Kuruluşlarının işbirliği yapmalarını sağlamak amacıyla geliştirilmiş olan bir başka ilkeyi, “çözümde ortaklığı” yaşama geçirmek için düşünülmüştü.

    Yukarıdaki açıklamalardan kolayca anlaşılacağı üzere, halkın bilinç düzeyi uygun olmadığından “çözümde ortaklık” da maalesef gerçekleşemedi. Sebebi kelimelerin kavgası, kavram kargaşası ve anlaşmak-uzlaşmak yerine, çözümsüzlüğü çözüm olarak gören; “Bulanık suda balık avlama avantajını kullananlara” zaman kazandırmak.

    Yukarıda yazdıklarımla; devleti yönetenlere, yaşadıklarımızdan çıkarmaları gereken bazı dersler olduğunu hatırlatmak; benim gibilerin, devlete sahip çıkma çabalarında neden yalnız kaldıklarını anlatmak istiyor ve böylece “Devleti denetleme sorumluluğu” mun gereğini de yerine getirdiğime inanıyorum.

    Anlayana Sivrisinek SAZ, Anlamayana davul zurna AZ…  

    *Galip BARAN; HABİTAT Yasa Bağımlıları Kozası Kolaylaştırıcısı

  • TARİHİN TEKRARINA DUR DEMEK

    TARİHİN TEKRARINA DUR DEMEK

    Mustafa Nevruz SINACI

    Milli şair merhum Mehmet Akif Ersoy’un şu mealde bir mısra-ı var:

    “Sen eğer bilsen ve bilgiyle yönetsen-yürütsen; Tarih tekerrür etmez?”

    Orijinali: KISSADAN HİSSE

    Geçmişten, adam hisse kaparmış…

    Ne masal şey!

    Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

    ‘Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;

    Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

    TEKRARA (tekerrüre) DUR DEMEK

    Yarım asır önce yolu kesilen ve alçakça bir ihanetle çökertilen milli rejim şimdilerde ayağa kalkma, kendine gelme, aslına dönme ve tekrar Atatürk ilkeleri ve Türk İnkılâbı yoluna girme mücadelesi veriyor, verebiliyor. Denk gelen tarih ve dönem çok önemli;

    Şöyle ki, tüm dünya hızlı bir kaos-karmaşa, bunalım-buhran ve krize sürükleniyor.

    Kendi kendine değil, yedi kız kardeşlerin başını çektiği evrensel bir çete tarafından.

    Bu çete: Papalık (babalık)’tan feyiz, destek ve ilham alan “ilâh+silâh+ilâç” tacirleridir.

    Sözde yenidünya düzeni, globalleşme ve küreselleşmenin ‘Küresel Emperyalizm” nam ve hesabına ‘organize suç örgütü’ bunlar. Bazı geri zekâlı, safdilli veya paralize tiplerin ileri sürdüğü gibi NATO tipi gladyo falan değil. Özellikle Türkiye için hiç değil. Düpedüz sivil ve siyasi organizasyon, Türkiye için birileri böyle konuşursa bilin ki o da bu menfur yapının ta göbeğindedir. (Bak: Genelkurmay Özel Harp Dairesinin kuruluş tarihi ve kuruluş amacına)

    Şu an için Oxford dâhil dünyanın en şöhretli üniversiteleri bu düzeni tahkim edecek prototipler yetiştiriyor. Atatürk’ün dediği “Yurtta ve dünyada sulh” adalet, eşitlik ve hukuk sağlayacak, insan haklarını sağlamlaştıracak “özne” şahsiyetler değil! Bizde de durum aynı.

    Yani sonuçta insanlık yaradılış amacı olan barış, hürriyet, adalet, refah, zenginlik ve mutluluk yerine koşar adım felâkete gidiyor. Sürükleniyor. Türkiye de bu azgın dalgaya zorla sürüklenmek isteniyor. Meselenin özü bu, oysa Türkiye insanlık dışı ‘İnsani Boyut ve Bilgi Toplumu’ karşıtı emperyalist ülke olamaz. Bu menfur olgu, ilim dışı tertip ve teşebbüs Türk insanının doğasına, inancına ve bütün âlemin esasta fıtratına (yaradılış amacına) aykırıdır. 

    Ama ne var ki, yarım asra yakın süredir virüs bedene sokulmuş ve tahribatını hayli ilerletmiş bulunmaktadır. Afganistan, Irak, Sudan ve Pakistan pisi-pisine hastalığın pençesine düşmüş, İran ve Türkiye henüz operasyon aşamasındadır.

    ŞİMDİ TAM ZAMANI

    Zira kutsal vücudumuza neşter çalınmadan, asil ruhûmuz domuz kanıyla kirletilmeden ve hak’a tapan kalbimiz, derin bilinç ve engin şuurumuz bulanmadan kendimize gelmek, tezgâhtan diri bir zindelikle yeni doğmuş gibi kalkmak zorundayız.

    Bu onurlu-soylu kalkış ve yeniden diriliş; Yüksek bir azim ve irade işidir.

    Atatürk’ün dediği ‘gerektiğinde milleti kurtaracak azim, irade, kararlılık ve bilinç’ şuur budur. Bu şuurla iç temizlik, çürümüşlük ve yozlaşmadan arınma, adalet ahlâkı ve hukuku hâkim kılarak ‘dört başı mamur bir hukuk devleti olma’ çabası tam bir fedakârlık ve kararlılıkla uygulanmalıdır. Süreç budur. Galip Baran bu sürecin öncüsü ve sözcüsüdür.    

    Kendini TC yurttaşı olarak algılayan ve tanımlayanlar için mesele çok basit. İşe;

    DEVLETİ SAHİPLENMEK GEREK

    Bu devlet, ülke ve millet benim” bilinciyle başlamak; Sevgili halkımız arasında ASLA “sağcı-solcu, alevi-sünni, dinli-dinsiz, milliyetçi-enternasyonalci, Müslim-gayri Müslim, asli unsur-tali unsur” gibi ayrım gözetmemek, ayrımın hain Gladyo-Oligark, kripto-koza ve Baronlar tarafından; Halkı bölme, parçalama, yağmalama-sömürme amacıyla kullanılan yalanlar olduğunu bilmek; Bu bilinçle sadece “iyiler-kötüler, doğrular-yanlışlar”ı dikkate alarak “iyi insan ve dürüst vatandaşların” tıpkı Galip Baran gibi “hak-adalet hukuk ve ahlak yolunda” mücadeleye başlamak gerekir.

    GÖREV: Cumhurbaşkanı dâhil tüm kurum ve kuruluşlara Meclise, yargıya, savcıya başvurmak, suç duyurularında bulunmak, davalar açmak, dilekçeler vermek kötüleri deşifre ve adalete havale etmektir. Ayrıca, yönetime hesap sormalı “hak, adalet ve hukuk nerede” demeli, hukuk yoluyla adalet istemeli; Haksızlıklar karşısında hükümet uyarılarak sorumlu vatandaşlık görevi hakkıyla yerine getirilmelidir.

    4982 ve 3071 Sayılı Kanunlar gereği bu yasal bir yol-görev ve hukuki haktır. Eğer, Temiz Toplum, Temiz Devlet, onurlu-sorumlu, adaletli-dürüst, saydam hükümet; Kısaca “Hukuk Devleti” istiyorsak “yönetimi izleme ve denetleme hakkını kullanmak zorundayız. Zira hesap seçimlerde sorulur’ lâfı yalan ve ütopyadır. Doğrusu Galip Baran’ın bilinç, demokrasi, hak-adalet ve hukuk yolunda, sabır-inanç, azim, irade ve kararlılıkla yürümektir.

    Günümüzde mutlak zaruret haline gelen “Okul Dışı Eğitim” konusunun yıllar önceki öncüsü bakınız bundan on yıl önce ne demiş?

    TOPLUMUN ÖNDE GELEN SORUNU

    Bodrum HABİTAT Konferansında oluşturulan Trafik Kozası Kolaylaştırıcısı Galip Baran trafik kazalarında “insan kusuru”nu en aza çekme düşüncesinden hareketle başlattığı “okul dışı eğitim” çalışmaları kapsamında: Makul yöntemler ve uygun şekilde üzerine gidildiğinde, toplumun önde gelen problemlerinden “bana-necilik” aymazlık ve sorumsuzluk sorununun üstesinden kolaylıkla gelinebileceğini söyledi ve şu açıklamalarda bulundu:

    Trafik kurallarına uyalım, uymayanları uyaralım çağrısından esinlenilerek başlatılan bu tür çalışmaların amacı kentsel ve kırsal çevreyi ve doğayı tarihsel yapısıyla korumak,

    Çarpık yapılaşma, israf, gereksiz masraf, tüketim savurganlığı ve her türlü yanlış iş, yanlış davranış, haksızlık ve yolsuzluğu önleyecek, eş deyişle, toplu yaşamanın kurallarından (insan hakları, adalet ahlakı ve hukukla örtüşenlerin) tümüne uyma, uymayanları uyarma sorumluluğunu üstlenecek ve yaşam boyutunda tekrarı önleyerek toplumun önünü açarak, sürekli gelişme ve ilerleme amili örnek ve gerçek ‘yurttaş’ı üretmek”;.

    Askerlik, vergi mükellefiyeti, oy kullanma mecburiyeti gibi zorunlu görevler yerine getirilerek kazanılan vatandaşlığa karşın; Yurttaşlığı fazladan bazı sorumluluklar üstlenerek edinilebilen bir statü olarak düşünüyorum”

    Eğer, HABİTAT diliyle söyleyecek olursam, devleti-hükümeti ‘yapılabilir’ kılacak projeleri yaşama geçirmek, toplumsal sorunlardan yakınmak, eleştirmek ve protesto etmenin ötesinde bir anlayışla, ‘elini taşın altına koyarak ve sorumluluğu paylaşarak’ çözmek için çalışıyorum ve bu bağlamda çalışılması gerektiğine inanıyorum”

    Bodrum’dan sonra Ankara ve İstanbul’da başlattığı bu uygulamayı yaygınlaştırma konusunda zorluklarla karşılaştığını kaydeden Baran, insanların bu tür “okul dışı eğitim” çalışmalarında yer almaktan bazı kaygılar nedeniyle kaçındıklarını ifade etti ve bu kaygıların aşılabilmesinin çaresinin yine bu tür etkinliklerde yer almak olduğuna dikkat çekti…

  • GERÇEK GÜNDEM; HALKIN GÜNDEMİDİR

    GERÇEK GÜNDEM; HALKIN GÜNDEMİDİR

    Mustafa Nevruz SINACI

    Modern ve muasır (çağdaş) devletlerin var oluş nedeni halktır.

    Eskilerin çok veciz deyimi ile “halkla hizmet, hak’a hizmettir” şiarı doğrultusunda; Milleti yaşat ki, devlet yaşasın. Atatürk’ün emir ve deyimi ile: “Egemenlik (idare-yönetme ve yürütme hakkı) kayıtsız ve şartsız milletindir.”

    Adalet ahlâkı ve hukuk bilimi açısından da: “Millet iradesinin devlet idaresinde temsil ve temayüzü” Bunun açıklaması şöyledir:

    “Millet devleti, adaleti esas alan ve adına hukuk denen usul ve esaslar muvacehesinde; Kendi içinden müşavere (demokrasi) yoluyla bizzat seçtiği akil, alim, ilkeli-onurlu ve sorumlu siyasi önderler yoluyla yürüteceği ve tam bir eşitlikle yönetileceği ‘iş bölümü’ cihazı amacı ile kurmuştur. Yani, devlet içinde halk huzur, emniyet-güven ve barış içinde olmak; Birbirine paralel gelişen bir denge (adalet-hukuk) zenginlik ve mutluluğu (imkân ve fırsat eşitliği) dâhilinde yaşamak ve paylaşmak zorunda ve durumundadır.

    İŞTE DEVLET BUDUR.

    Dolayısıyla devletin gündemi halkın gündemidir. Böyle olmak zorundadır.

    Ancak halk da, gündemine seçtikleri ve atadıklarını iyi kullanmak, denetlemek ve takip etmek suretiyle sahip ve hâkim olmak mükellefiyetini haizdir.

    ÖZGÜN ÖRNEK  

    Sorumlu vatandaş, yasa bağımlısı Galip Baran’ın yakınmalarını dün bu sütunlarda okudunuz. Orada, gerçek gündemi, insan-birey ve vatandaş bağlamında yaşanan gerçek karşısında yapılması gerekeni her halde anladık, apaçık gördük ve algıladık.

    Zira devlet bizim. Türkiye de Türkçe yayınlanan yabancı kaynaklı kartel medyasının aksine; Milli devlet ve milli mücadele banisi, “özgür, adil, hür, hâkim ve hükümran Türkiye” yanlısı yerel basın, bölge basını ve internet gazetelerinin halkın gönül hanesine seslenen, aklına hitap eden sorunsal şu: Milletin kahir ekseriyeti mahvolmuş bir haldedir.

    İltimas tek geçer akçe. Rüşvetsiz iş ve ihale alınamıyor. Avantasız iş yapılmıyor.

    Yolsuzluk gasp, suiistimal had safhada, ülke baştanbaşa, tam bir sorumsuzluk, basiretsizlik ve aymazlıkla AB sevdası uğruna dipten düze yağmalanıyor.

    Osmanlı’nın son yıllarında da durum aynı değil mi idi?

    Eğitim amacını yitirdi, yönetim kalitesi tabana vurdu..Koca koca üniversiteler tahsilli hırsız, yolsuz, çete-mafya, anarşist-terörist ve tedhiş elemanları üretiyor. Sanki ülkede alim ve akil adam kalmamış gibi, AB ve ABD’den, Büyük Atatürk’ün şiddetle men ve reddettiği batıdan, kötü batılıdan medet umuluyor. Büyük bir onur kaybı bu…

    İLİM EVRENSELDİR

    Oysa ilim evrenseldir. Müminin yitik malıdır. Nerede bulursa almalı, halkı için kendi ülkesinde, öz insanı yararına hayata geçirmelidir. Binlerce yıllık Türk medeniyeti ve “Medeni Siyaset” geleneği bunu gerektirir. ‘Gelin yapın, gelin alın” demeyi değil!..

    Bu basitliktir. Acizliktir. Basiret ve beka noksanlığından ileri gelir..

    Adalet ahlâkı, hukuk ilkeleri, siyaset ve yönetim bilimine aykırıdır.

    Şimdi akıllı, imanlı-şuurlu, milliyetçi-memleketçi ve bilinçli olmak zamanıdır.

    Bakınız karşımızda yer alan dost, müttefik ve müşterek maskeli haydutlara, ne kadar bencil, çıkarcı, menfaatperest ve emperyalistler. Cumhuriyet bunlara karşı kurulmadı mı? Devlet halk ile kaim ve millet iradesi ile daim denilmedi mi? Yoksa şu zamanın mesulü vekil ve vükelânın okuma yazması da mı yoktur. Yahut bu, anlama, algılama kabiliyetsizliği mi?

    Başta Atatürk olmak üzere, kimse medeni devletlerle ilişki kurmayın ticaret yapmayın, dünya devleti olmayın demedi. Aksine eşitlik-mütekabiliyet kaydı şartıyla bunu teşvik ettiler. 

    NE AB’Sİ KARDEŞİM !…

    Milletin sırtına yük, ağırlık, borç ve sıkıntı getirecek, getirdiğinden çok daha fazlasını götürecek bir sömürü düzeninde bu ülke ve halkın işi ne? Daha şimdiden millet batmış. Esnaf ve zanaatkâr çökmüş. Tarım-toprak, ziraat bitmiş. İşsizlik, açlık, yokluk-yoksulluk almış yürümüş. Yalan-talan, yolsuzluk-suiistimal, nitelikli dolandırıcılık, görev ihmali, anarşi-terör-tedhiş olabildiğince büyümüş. İşte tefessüh etmiş batıdan ithal kültürün eseri bu..

    Ümraniye iddianamesi açıklandı. Şapka düştü kel göründü. Darbe faili zanlılarla demokrasi havarileri birbirine karıştı. Dillerde dolaşan isimlerin % 90’ı dışarıda medya sahibi, eski bakan, vekil, büyük iş (!) adamı, hatırlı-nüfuzlu, muteber yurttaş rolünde! Karşımıza bir ördüğüm çıkmış durumda. Allahtan korkmadan, milletten utanmadan Ergenekon adıyla tanımlanan organizasyonda anarşi-terör-tedhiş zanlılarından, kıdemli mason, misyoner, dönme-devşirme, koza ve kriptolara kadar her melânet var. Bu ne iş? Mesele vatan kurtaran Şaban komedisine dönüştü. Olay: Tam teşekküllü “temiz eller” operasyonunu zorunlu kılıyor.

    TEKLİF VE TEMENNİ

    Ey Hükümet, Yargı yahut Yasama! Yapın artık şu “TEMİZ ELLER” Operasyonu’nu daha ne bekliyorsunuz? Sanki başka çare mi var? Elbette yok.

    Abdullah Gül, Recep Tayip, bakanları ve partisine sorarlar:

    “Yoksa bir korkunuz, çekinceniz, karanlık maziniz ve meş-um bağlantılarınız mı var? Hüküm, hikmet ve adaletle ifa edemediğiniz ‘yürütme’ bu kadar tatlı, kârlı, kazançlı, cazip ve dayanılmaz mı geliyor. Şart mı? Bunca şaibe altında parlamenter kalmanız?

    Açın adalet ve hukukun önünü, çözün Cumhuriyet Savcılarının elini.

    Beklenen ve istenen: Adaletin tecelli-i ve “Hukuk Devletinin” avdetidir o kadar.

    BİR DERS: ÖZGÜRLÜK & AŞK (*)

    “Olgunlaşmamış insanlar aşka düştüklerinde birbirlerinin özgürlüklerini yok eder, bir tutsaklık yaratır ve bir hapishane yaparlar.

    Olgun bir kişi tek başına kalacak sağlamlığa sahiptir.

    Ve olgun bir kişi sevgi verdiğinde ona bir ip bağlamadan verir, sadece verir.

    Onun sevgisini kabul ettiğinde sana minnet duyar.

    Birbirini seven olgun insanlar birbirlerine özgürleşmeleri için yardım ederler;

    Birbirlerine her türden tutsaklığı yok etmek için destek olurlar.

    Sevgi zorunlulukla aktığındaysa çirkinlik vardır.

    Unutma, özgürlük sevgiden daha yüksek bir değerdir.

    Hindistan’da nihai (ulaşılacak en yüksek) noktaya ‘moksha’ denir.

    Moksha özgürlük demektir. O halde şayet sevgi özgürlüğü yok ediyorsa buna değmez. Sevgiden vazgeçilebilir. Ama özgürlükten asla!.. Özgürlük kurtarılmalıdır. Özgürlük daha yüksek bir değerdir. Özgürlük olmadan mutlu olamazsın, bu imkansızdır!.”

    ‘OSHO-MATURITY’ & ‘GALİP BARAN’

    (*) Gönderen ‘Bilinç Üniversitesi’ Türkiye, 

  • Baki -Tbilisi-Qars demiryolu ve onun Geostrateji ehemiyyeti

    Baki -Tbilisi-Qars demiryolu ve onun Geostrateji ehemiyyeti

    From: elnur huseynov [[email protected]

     

     

    Baki -Tbilisi-Qars demiryolu ve onun Geostrateji ehemiyyeti

     

    Dunen Turkiyenin Qars sheherinde Baki Tbilisi Qars demir yolunun temelqoyma merasimi kecirildi.Her 3 respublikanin (Azerbaycan,Gurcustan,Tukiye)prezidentleri merasimde ishtirak etdiler ve region ucun vacib olan siyasi ve iqtisadi fikirler seslendirdiler.Bu gun bu projenin heyata kecmemesi ucun ermeni diasporasi ve onlari destekleyen dovletlerin tezyiqlerine baxmayaraq nehayet ki,demiryolu reallashmasi heyat kecdi,Ermenistan daha bir neheng lahiyeden kenar qaldi

    Amerika ve ekser qerb olkeleri bu projeni ona gore destek vermirdiler ki,Ermenistan Iran ve Rusiyadan iqtisadi cehetden asili veziyyete dushecek ve Irevanin son shansida elden cixacaqdir,Hetta Amerikanin EKSIMBANKI lahiyenin heyata kecmesi ucun kredit ayirmaqdan imtina etdi,ancaq buna baxmayaraq Azerbaycan dovleti demiryolunun cekilmesi ucun bir deqiqede olsun geri cekilmedi ve Gurcustan ve Turkiyede projeni desteklemekle yeni heyat verdiler.Gurcustanin iqtisadi cehetde zif olmasi Azerbaycan dovleti Gurcutan 200 milyon$ illik1 faizi kridet ayirdi.

    Bu gun ne ucun Ermenistan ve qonshu dovletler demiryolunun cekilmesi ucun bu qeder narahatliq kecirirler.Mence burada Ermenistan faktoru ayzberqin gorunen terefin bir uzudur.En esas fikir bu proje Turk dunyasinin iqtisadi cehetden birleshmesi ve bir araya gelmesi muhum rol oynayacaq reginal lahiyelerdendir.Orta Asiyada Turk dovletleride oz musbet fikirlerini bildiribler ve gelecekde bu demiryolu vasitesi ile yuk dashimalarini heyata kecirmelerini bildirmeleri lahiyenin

    ehemiyyetini daha da artirir.Cin Xalq Respublikasida Orta Asiya vasitesi ile istehsal etdiyi mallari Avropa ve Tukiye bazarina cixartmaq ucun lahiyeni destekleyir.

    Gurcutan dovleti de bu lahiyeden boyuk gelirler goturecek.Gurcustan prezidenti Mixail Sakaashviliin sozu desek Azerbaycan bu olkenin musteqilliyinin qorunub saglanilmasinda qarantiya rolunu oynayir.Kecen il Rusiya bu olkeye qazi neqlini kesdikde Azerbaycan ucuz qiymetlerle oz qazini verdi,ve Gurcu cemiyyetini qazsiz qalmaqdan qurtardi.

    Azerbaycanin Gurcustanla bagli ozul siyaseti vardi.Cunki Gurcutanda 500 min Azerbaycan turku yashayir ve onlarin gurcu cemiyyetine inteqrasiya meselesinde boyuk problemler var.Bu olke vasitesi ile Azerbaycan oz iqtisadi siyasetini heyata kecirir.Ermenistan ve Rusiya terefinden desteklenen ermeni diasporasi fealiyyet gosterir ki, bu iqtisadi lahiyelere manecilik toretmek hereketleri problemler yarasalarda amma hec bir neticesi olmadi.Xususi ile Gurcustanin etnik munaqishelerden eziyyet kecmesi Azerbaycanla beynelxlaq arenada birge addim atmaga mecbur edir.Bu yaxinlarda BMT de Azerbaycanin ishgal olunmush rayonlarinda veziyyetle bagli qetnameye Gurcustan liheni ses vermesi her iki olke arasida olan munasibetleri inkishafina daha da tekan verdi.

    Baki Tbilisi Qars demir yolu vasitesi ilde 20 milyon ton yuk dashinmasinin nezerde tutulmasi Azerbaycanin iqtisadiyyatina boyuk gelirler getirecekdir.Azerbaycandan ve Turkiyeden insanlarin her iki olkeye sefer etmesi daha suretli gedecekdir.Cunki Azerbaycan hemishe turk dunyasi ucun bir korpu rolunu oynayib,hemde her iki respublikanin beynelxlaq arenada nufuzlarinin artmasinda boyuk rol oynayacaqdir.Amerikanin ve qerb olkeleri ne qeder projenin realizasiyasu ucun aktivlik numayish eletdirmeseler de sonunda destekleyecekler,

    Cunki her uc dovlet avroatlantikaya inteqrasiya kursunu tutublar. ve qerb bu olkelerle elaqelerinin inkishafi ucun hec vaxt hec bir zaman ermeni diasporasinin telimati ile ishleyemecekdir.Cunki Cenubi Qafqazda Rusiya ve Iran faktorunun zeiflemesi ucun Baki Tbilisi Qars demiryolunun ehemiyyeti bu olkler ucun muhum rol oynacaqdir.Ermeni diasporasinin Xerclediyi pullarin hec bir neticesi olmayacaqdir. Amma esasi odur ki BTQ demiryolu Turk dunyasinin birliyinin guclenmesinde muhum rol oynayacaq ve 7 turk dovletini siyasi iqtisadi ve menevi cehetden guclenmesine tekan verecekdir.

    Elnur Elturk

     

  • Ermenistan’da Sokaklar Kızıştı

    Ermenistan’da Sokaklar Kızıştı

    Ermenistan’da Sokaklar Kızıştı
    Ermeni iddialarını araştırmak için Türkiye`nin or¬tak komisyon fikrine sıcak bakan, “Sınırlar açılsın” diyen Ermenistan Cumhur¬başkanı Sarkisyan’ın Türkiye ile olan ilişkileri düzeltme çabası muhalefeti sokağa döktü.

    Rusya`nın başkenti Mos¬kova`ya yaptığı bir ziyarette Türkiye`nin ısrarla üzerinde durduğu Ermeni iddialarını araştırmak için bilim adamları ve tarihçilerden oluşan ortak komisyon fikri için “Bu ko¬misyona prensipte varım. Ön¬celikle 21`inci yüzyıla hiç ya¬kışmayan sınırlar sorunumu¬zu çözelim. Sınırlarımızı karşılıklı açalım. İlişkileri güçlendirelim” dedi. Bu sözler üzerine, muhalefe¬te bağlı 50 bin kişinin sokaklara döküldüğü iddia edildi. Muhalefet liderleri başkent Erivan`daki gös¬teride okudukları bildiride “Soykırımın tanınması çabalarımızı Türkiye ile komis¬yon fikrine sıcak bakarak kös¬tekliyor” denildi. İstifası istenen cumhurbaşkanı ayrıca cumhurbaşkanlığına gel¬diği seçimde hile yaparak tutuklattığı muhalif göstericilere hapishanelerde işkence yaptırmakla suçlanıyor. Gösterileri organize eden ise Sarkisyan`ın se¬lefi eski cumhurbaşkanı Ter Petrosyan… Muhalif kanada ge¬çen Petrosyan dünkü protesto¬da yaptığı konuşmasında “Ağustos ayından itibaren Sarkisyan`ı istifaya zorlamaya yö¬nelik gösterileri başlatacağız” dedi. 1 Ağustos`ta Sarkisyan koltuğundaki 100`üncü günü değerlendireceği bir konuşma yapacak. Bir Erme¬ni gazetesi Petrosyan`ın eşi, gelini ve çocuklarının öldürülme tehlikesiyle ABD`ye kaçtığını yazdı.*

    Diğer taraftan, Ermenistan’ın “Taşnaksütyun” partisi, sözde soykırım hakkındaki asıl gerçeklerin açığa çıkacağından endişe ediyor. Parti, Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ın Ermeni-Türk komisyonu kurulması yönündeki teklifini doğru bulmadı.

    Arminfo’nun haberine göre, konu hakkında düzenlediği basın toplantısında “Taşnaksütyun”un parlamento fraksiyonu sekreteri Artyuşa Şahbazyan, sözde Ermeni soykırımı hakkında tarihi araştırma yapmanın doğru olmadığını belirterek, “biz her zaman bu olayın varlığını şüphe altında bırakmanın doğru olmadığını söyledik. Serj Sarkisyan’ın aslında ne demek istediğini net anlayamamış olabiliriz. Bu yüzden de, iktidarın bundan sonraki dış politikasını izlemeye devam etmeliyiz” dedi.**

    Kaynak: *Ortadoğu-07/07/2008
    **ANS-05/07/2008

    ================================
    Tarihçiler Ortak Komisyonu
    Türkiye ve Ermenistan arasında uzlaşma girişimlerinde Ermenistan’da en fazla itiraz çeken nokta, Başkan Sarkisyan’ın 1915 olaylarının incelenmesi için bir tarihçiler ortak komisyonu kurulmasına karşı olmadığı hakkındaki sözleri olmaya devam ediyor. Ermenistan’da Taşnak Partisi’nin en yetkili kişisi olan Kiro Manoyan Ermeni “soykırımının” gerçekliğini sorgulayacağı için böyle bir komisyona itiraz ederken, aynı zamanda Ermeni “soykırımının “ tanınmasının ve Türkiye ile Ermenistan arasındaki diğer önemli sorunların tarihi değil siyasi sorunlar olduğunu belirtmek suretiyle, Ermenilerin tazminat ve toprak taleplerine dolaylı bir şekilde gönderme yapıyor. Ermenistan dışında Taşnak Partisi’nin Batı Avrupa için Merkez Komitesi de “soykırımın” tarihi gerçekliğinin kanıtlanmaya ihtiyacı bulunmadığını, bu konuda hiçbir taviz verilmeyeceğini, Türkiye dâhil Ermeni “soykırımının” uluslararası tanınmasının Ermeni halkı ve devletinin güvenliği ve geleceği için elzem olduğu belirtilerek, Ermenistan ve Diasporanın “soykırım” konusundaki ortak tutumunun açık, kesin ve müzakere edilemez olması gerektiği belirtiliyor.

    Ermenistan’da önemli bir kuruluş olan Soykırım Anıtı ve Müzesi’nin direktörü Hayk Demoyan ise tarihçiler ortak komisyonu kurulduğu takdirde bu gruba katılacak olan Türk tarihçilerinin “soykırım” olduğuna inananlar ve inanmayanlar arasından seçilmesi gerektiğini ifadeyle daha şimdiden Türkiye’nin işine karışmaya çalışıyor.

    Kısaca 1915 olaylarını incelemek üzere bir tarihçiler ortak komisyonu kurulması olasılığının Ermenistan’da milliyetçi çevrelerde ciddi endişe yarattığı görülüyor. Buna karşın, aksini savunan, diğer bir deyimle böyle bir komisyonun yararlı olabileceğini belirten bir görüş, şu ana kadar belirtilmemiş bulunuyor.

    Diğer yandan bir tarihçiler komisyonu kurulması fikri uluslararası alanda git gide taraftar toplamaya devam ediyor. Son olarak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Parlamenter Asamblesi, Astana’da yaptığı ve 3 Temmuz’da sona eren toplantısında kabul ettiği deklarasyonda, üye ülkeler tarihin tartışmalı dönemlerine objektif ve bilimsel ışık tutabilmek amacıyla, o ülkeler tarafından tarih ortak komisyonları kurulmasının teşvik edildiği bildiriliyor. Böylelikle Türkiye’nin 2005 yılında Ermenistan’a yaptığı tarihçiler ortak komisyonu önerisi açıkça desteklenmiş oluyor.

    Bu deklarasyon, ayni zamanda, üye devletlerin arşivlerini tüm araştırmacılara ve diğer ilgili kişilere tam olarak açması çağrısında bulunuyor. Türkiye’nin arşivleri açık. Ermenistan arşivlerin de açık olduğu söyleniyorsa da bazı kişilerin bazı arşivlerden uzak tutulduğunu gösteren olaylar var. Boston’daki Taşnak arşivlerinin ise, esas itibariyle, kapalı olduğu biliniyor.

    AGİT’in yukarıda değindiğimiz deklarasyonuna, Ermenistan hariç, diğer ülkeler olumlu oy verdiler. Bu durumda benzer bir metnin Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi ve NATO Asamblesi tarafından da kabul edilmesi zor değildir. Hatta, uygun bir gündem maddesi altında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da arşivlerin açık olması yanında tartışmalı olaylar için tarihçiler ortak komisyonu kurulması fikirlerini içeren bir kararı kolaylıkla alabilir.

    Ermeni milliyetçi çevrelerinin bu fikirlere karşı olmaya devam etmesi esasen Güney Kafkas ülkeleri arasındaki işbirliğinin dışında kalmış olan Ermenistan’ı bu kez tarihi araştırmalar konusunda genel olarak kabul edilen normları da reddeder duruma düşürebilir; bu da zamanla, halen üzerinde çok durulan “soykırım” gerçekliği iddiaları için sonun başlangıcı olabilir.

    Kaynak: ERAREN- 08/07/2008
    Ömer Engin Lütem, TURKISH FORUM DANISMA KURULU UYESI
     
     
    16.07.2008
  • Astana’da Uluslararasi Kazakoloji Sempozyumundan Izlenimler

    Astana’da Uluslararasi Kazakoloji Sempozyumundan Izlenimler

    Astana’da Uluslararasi Kazakoloji Sempozyumundan Izlenimler

    Doc. Dr. Abdulvahap Kara

     Abdulvahap Kara [[email protected]]

    Astana’nin Kazakistan’in baskent olusunun 10. yili kutlamalari cercevesinde “Astana Memlekettik Tildin Tugiri”, yani “Astana Resmi Dilin Kaidesi” konulu uluslar arasi sempozyum gerceklestirildi. Astana Valiligi ile Kultur ve Enformasyon Bakanligi Dil Komitesinin 25-26 Temmuz 2008 gunlerinde ortaklasa gerceklestirdikleri sempozyuma bir cok ulkeden “kazaktanuvsilar”, yani Kazak tarihi ve kulturu uzerine calismalar yapan arastirmacilar katildi.

    Uluslar arasi ilk Kazakca Sempozyum

    Bu sempozyum ile Kazakistan’da ilk defa uluslar arasi bir bilimsel toplanti tamamen Kazak Turkcesinde yapildi. Bilindigi gibi, 1989’de Kazakistan’da Kazak Turkcesi resmi dil statusunu kazanmisti. Ancak aradan 20 yila yakin bir zaman gecmesine ragmen Kazak Turkcesi sadece resmi dairelerde ve ticari isletmelerde degil, egitimde ve bilimsel calismalarda da  Sovyet doneminde yayginlastirilan Rusca’nin golgesinden kurtulma mucadelesini devam ettirmektedir.

     

    Ancak, bu sempozyum oncekilerinden cok farkliydi. Sadece Kazak bilim adamlari degil, Kazakistan disindan gelen Kazak olmayan bilim adamlari da Kazak Turkcesinde bildirilerini sundular. Bu da,  Kazak Turkcesinin bilim dili olmadigi yonunde kuskulari olanlarin haksizligini kanitlayan somut bir vaka oldu.

    Sempozyumun sonunda katilimcilar ve Kazakistan’da Kazak Turkcesinin yayginlik kazanmasina hizmet edenler “Kazak Diline Hizmet Madalyasi” ile taltif edildi.

    Resim: Kazak Diline Hizmet Madalyasi ile Odullendirilenler

     

    Kazakca Ogrenmenin Webteki Adresi

    Sempozyum Kazak dili uzerine web portalin acilisi ile basladi. Genis kapsamli olarak hazirlanan ve til.gov.kz adresinde bulunan portalda Kazak dili arastirmalari ve egitimi uzerine herseyi bulmak mumkun olacak. Kazakca hazirlanmis sozlukler, ansiklopediler ve e-kitaplarin yanisira, turkoloji alaninda gerekli temel metinler de burada yer alacaktir. Henuz gelistirme asamasinda olan portal icin oneri ve tekliflere acik olundugu da belirtildi.

    Resim: Cumhurbaskanligi Kultur Merkezi’ndeki tablodan bir kesit

     

    Kazakistan Cumhurbaskani Nursultan Nazarbayev’in Kazak Turkcesi’nin gelistirilmesi ve kullanim alaninin yayginlastirilmasi hususundaki karari dogrultusunda gerceklestirilen sempozyuma Turkiye’den Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Prof. Dr. Bilge Ercilasun, Prof. Dr. Mustafa Oner, Prof. Zeynes Ismail, Doc. Dr. Abdulvahap Kara, Yrd. Doc. Dr. Ali Abbas Cinar ve Ar. Gor. Mehmet Yasin’in disinda ABD, Guney Kore, Hollanda, Baskurdistan, Kirgizistan, Almanya’dan bilim adamlari katildilar.

    Resim: Turkiye’den gelen bilim adamlari toplu halde

     

    Boyle Bir Sempozyum Sovyet Doneminde Mumkun Muydu?

    Kazakistan Cumhurbaskanligi Ic Politika Dairesi Baskani Alibek Askarov bu sempozyuma sadece Kazakca bildiriler sunuldugu icin buyuk oneme haiz oldugunu belirtti. Kazakistan Kultur ve Enformasyon Bakan Yardimcisi Darhan Minbay Kazakistan Cumhurbaskani Nursultan Nazarbayev’in resmi dilin gelismesi icin tum tedbirleri almaya calistigini belirterek Zeki Velid Togan’in Kazak diline, Turklerin zengin dil hazinesini muhafaza etmesi acisindan buyuk deger verdigine dikkat cekti. Kazaklarin Altaylarda dogup Turkistan’da buyudugunu soyeleyen Minbay Kazakca’nin en buyuk ozelliginin diyalektlerinin olmamasi, en batidaki ile en dogudaki Kazak’in birbirini anlamasi soyledi.

    Astana Vali Yardimcisi Emirhan Rahimcanov, sempozyumu son yillardaki en onemli toplantilardan biri olarak degerlendirdi. Sovyet doneminde boyle bir toplantinin yapilmasinin mumkun olmadigini soyleyen Rahimcanov bagimsizlik doneminde Kazak dilinin bu mertebeye yukselmesinin gurur verici oldugunu ifade etti.

    Kazak Dili Ogretmenlerinin Maasi Yukseltilmeli

    ABD’den sempozyuma katilan William Fierman Kazakca konusmasini “Assalavmagleykum kurmetti ariptester” diyerek baslayarak soyle surdurdu: “Bu toplantiya katilmaktan buyuk mutluluk duydum. Cunku, bu toplanti Kazak dilinin derecesini yukseltmede onemli bir adimdir. Sovyetler Birligi doneminde boyle bir toplanti duzenlemek mumkun degildi. 30 yil once Taskent’te de durum boyleydi. 20 yil once Kazakistan’da Kazakca resmi dil olarak kabul edildi. O zamandan beri bir cok gelismeler oldu. Dilin kullanim alani genisledi. Ancak Kazakca bugunku konumundan daha iyi bir yerde olmaliydi. 1995’te Kazakistan’da Kazakca tamamen gecerli olmaliydi. Yine de Nazarbayev’in dil politikasini anliyorum. O, Kazakca’yi yetiskinlere degil, yeni nesillere ogretmek istiyordu. Maalesef zaman gecti. Ebebeynler cocuklarinin Kazakca ogrenmelerine Kazakca hikayeler okuyarak yardim etmeleri gerekiyordu. Cunku, Kazak dilinin yuksek mertebe kazanmasi icin onun aile icinde de konusulmasi gerekiyordu. Ayrica Kazakca ogreten ogretmenlerin maaslari da yuksek olmaliydi. Kazakistan’da Rusca egitim veren okullarda Kazak Edebiyati Kazakca okutulmaktadir. Bu iyi bir yontemdir, ancak ayni sekilde Kazak tarihi de Kazakca okutulmalidir.

    Guney Kore’de Kazakca Egitimin Gelecegi

    Guney Kore’den Prof. Dr. Son Young Hoon akici Kazakcasiyla sunlari soyledi: “Kazakistan ve Astana buyuk bir gelisme kaydetti. Kazakistan ve Guney Kore arasindaki diplomatik iliskiler 1992’de basladi. Guney Kore’de 2004’de Orta Asya dilleri kursusu kuruldu. 2008 yilinda bu kursu ilk mezunlarini verdi. Hali hazirda 80 ogrenci bu kursude egitim gormektedir. Artik Guney Koreli arastirmacilar Kazakistan ile ilgili arastirmalarini Rus dili uzerinden degil, Kazak dili uzerinden yurutmektedir. Diplomatik iliskiler ile Kazakistan’da yerli ve yabanci sirketler faaliyetlerini Rusca yurutmeyi surdurdukleri takdirde, Kore’de Kazakca egitim ve ogretimin gelecegi karanlik olacaktir. Bu yuzden daha simdiden kursude ogrenciler Ozbek dilini daha cok tercih etmeye basladilar. Bu durumu Kazakistan Hukumeti dikkate almalidir.

    Hollanda’dan Robert Ermers, dilin halklari birlestirdigi gibi, bolme kabiliyetinin de oldugunu, bu yuzden dile onem vermek gerektigini soyledi.

    Somurgelestirilmis Zihniyetlerin Bagimsizligi

    Kazakistan’in onde gelen yazarlarindan Tolen Abdikov yurtdisindan gelen bilim adamlarinin Kazakca konusmalarindan dolayi iki duyguyu bir anda yasadigini soyledi. Ozetle konusmasinda sunlari ifade etti. “Ilk olarak memnuniyet duydum. Cunku, yabancilar bizim dilimizde konusmasi, halkimiza ve dilimize olan saygilarindan dolayidir. Ikincisi utanc duydum. Ulkede Kazakca’nin resmi dil olmasina ragmen, hala Rusca’yi kullanan resmi dairelerimizin oldugunu dusununce mahcup oldum. Gencleri komsunun diliyle degil, kendi ana dilimizle egitmeliyiz. Her seyden once resmi dilin statusunu iyi bilmeliyiz. Kazakistan’da turlu milletlerden insanlar var. Onun icin Kazakca degil, Rusca konusmaliyiz diyenler, ana dil ile resmi dilin arasinda farki anlamayanlardir. Kazakca ana dil olarak sadece Kazaklarin dilidir. Fakat, Kazakca resmi dil olarak hem Kazaklarin ve hem de Rus, Alman veya Koreli gibi hangi milletten olursa olsun, tum Kazak vatandaslarinin dilidir. Kisacasi resmi dil herkese gecerlidir. Biz somurgelesmis bilinclerin bagimsizligi meselesi ile ilgilenmedik. Sadece siyasi bagimsizlik elde etmekle yetindik. Sovyet donemindeki aliskanliklarimizi devam ettirdik. Bagimsizlik sadece siyasette degil, bilincte, zihinde ve dusuncede de olmaliydi. Bundan sonra bunun icin mucadele etmeliyiz.

    Kazak Turkcesi Icin Yeni Prensipler Gerekli

    Kazakistan Avrasya Universitesi Alas Arastirmalari Enstitusu Muduru Prof. Dr. Diykan Hamzabekuli “Yurt disindan gelen bilim adamlarinin dini ve milliyeti farkli da olsa Kazakca konusmasi, Kazak dilinin gelismesine hizmet etmeye calismasi bilimsel cevrelerde iyi karsilandi. Alfabemizde hala 42 harf vardir. Ahmet Baytursunov’un Arap harfli Kazak alfabesinde 28 harf vardi. Biz nicin Sovyetlerin mirasini hala devam ettiriyoruz. Kazak diline gerekli olmayan harfleri niye tasfiye etmiyoruz? Ingilizce’de fanksin diye soylenen kelimeyi nicin Rusca soylendigi gibi funktsiya diye alip kullaniyoruz. Dilimiz icin yeni prensipler kabul etmenin zamani geldi.” diye konustu.

    Can, Dil, Vatan, Hangisi Onemli?

    Kirgizistan Cumhurbaskanligi Resmi Dil Komitesi Baskani Tasboo Cumagulov, ozetle sunlari soyledi: “Insanin cani kaninda, milletin cani dilindedir. Halk ana dilinde konusursa, yasar. Komsu oldugumuz icin, akraba oldugumuz icin dertlerimiz aynidir. Bu yuzden ortak dertlere ortak cozumler bularak birlikte hareket etmeliyiz. Dilin onemi hakkinda bir hikayede, bir gence insanustu bir varlik canini mi alayin, yoksa canini birakip dilini mi alayin, yoksa dilini birakip vatanini mi alayin? diye sormus. O zaman genc, benim canimi da, vatanimi da al, fakat dilimi alma. Cunku ben olsem bile, benden sonra gelecek ve benim dilimi konusacak olan nesiller vatanimi tekrar geri alabilirler. Fakat dilim yok olursa, halkim da yok olur. Halkim yok olursa, vatanim da elden gider demis.

    Aytmatov Gore, Jacques Chirac Kazaklarla Akraba

    New York’da dolasan iki Kirgiz gence bir Amerikali yaklasarak sormus: “Siz Kazak misiniz, yoksa Kirgiz misiniz?” Gencin ikisi de sasirmislar, “bizim alnimizda mi yaziyor, Kazak veya Kirgiz oldugumuz? Neden oyle sordunuz? Cunku, -demis Amerikali-, yabanci diyarlarda sadece Kirgiz ve Kazaklar kendi aralarinda Rusca konusurlar.” Unlu yazarimiz Cengiz Aytmatov eserlerinin % 70’inde Kazaklari anlatir. Kazaklara olan sevgisinin bir isareti de onun Fransa Cumhurbaskani Jacques Chirac’a soyledikleridir. Paris’te Fransiz Cumhurbaskani ile gorusmesinde, Aytmatov onun Kazakistan’a hic gitmedigini ogrenince, mutlaka Kazakistan’a gitmesi gerektigini soyler. Chirac “Nicin?” diye sordugunda, Aytmatov “Cunku, Kazaklar sizin en yakin akrabalarinizdir” diye cevap verir. Sasiran Jacques Chirac “Anlamadim, Kazaklar nereden benim yakinlarim oluyor” deyince, “Cunku sizin adiniz bile Kazakca. “Cak siraq”, Kazakcada “yak kandil” demektir.”

    Astana’da 100 Yillik Is 10 Yilda Basarildi

    Ege Universitesi’nden Prof. Dr. Mustafa Oner, Kazakca yaptigi konusmasinda “Turk genel bir kavramdir. Bu kavrami, bizler sizlerden izin almadan ulkemize ad olarak aldigimiz icin ozur diliyorum. Ataturk turkolog degil, bir asker, bir generaldi. Ancak, Turk tarihi ve kulturu ile ilgili butun kitaplari toplamis ve incelemistir. Bazilarini Turk diline cevirtmistir. Simdi Kazakistan Cumhurbaskani Nursultan Nazarbayev de “Kultur Mirasi Programi” cercevesinde milyonlarca dolarlik harcamayla ceviri kitaplarin yayinlanmasini saglamistir. Astana sehri sadece Kazakistan’in degil, tum Turk Dunyasinin baskentidir. Burada yapilanlar 10 yillik degil, 100 yillik istir.” dedi.

    Resim: Prof. Dr. Mustafa Oner Kazakistan TV’ye roportaj verirken

     

    Koreliler ile Turkler Arasindaki Benzerlikler

    Guney Kore’den gelen hocalarin hocasi niteligine haiz Prof. Dr. Jaemahn Suh Turkce konusma yaparak sunlari soyledi: “Ne kadar ilgimi cekse de Kazakca ogrenemedim. Ama bir cok ogrencimin Kazakca ogrenmesini tesvik ettim. Koreliler ile Kazaklar arasinda bazi benzerlikler var. Mesela ikisinin de dili Altay dil ailesine mensuptur. Yuz cehrelerinde benzerlikler vardir. Kazakistan’a gelen bir cok Koreliler akrabalarina ve dostlarina benzeyen insanlar gorduklerini hayretle anlatmislardir. Samanizmle ilgili ortak geleneklerimiz vardir. Bazi milli calgilarimiz da benzemektedir. M.O. devirlerde Hun Imparatorlugu ile Korelilerin atalari komsu olmuslardi. Daha sonra Cinlilerin buyuyup araya girmesi ile komsuluk iliski bitmistir. Ayrica Hunlar da batiya dogru kaymislardir.”

    Resim: Guney Koreli Hocalarin Hocasi Prof. Dr. Jaemahn Suh ile birlikte

     

    Kazakistan’da Kazakca Ogrenmek Zor Zenaat

    Koreli ogrenci Cho Don Hi “Kazakistan’da hic Kazakca konusamayan cok Kazak gordum. Benim Kazakca ogrenmemdeki en buyuk zorluk, Korece ile Kazakca arasindaki gramer farkliliklarindan ziyade, Kazaklarin kendi ana dillerinde degil, Rusca konusmayi tercih etmeleri oldu. Bundan dolay bazen kendimin Kazakistan’da bulundugumdan suphe ettigim anlar da olmadi degil. Kazakistan son uc asri Ruslarin hakimiyeti altinda gecirdi. Sovyet doneminde milletleri birbirine yaklastirma bahanesi ile Rusca Kazakistan’da hakim konuma getirildi. Bu sebeple Kazakca bilmeyenleri elestirmemek lazimdir. Internet sitelerinde Kazak genclerinin ana dilleri hakkindaki tartismalari gordukce memnun oluyor ve gelecek acisindan umitleniyorum. Dilin olmadigi yerde millet de yoktur. Dil kaybolursa, millet de kaybolur.” dedi.

    Iste bunlar Astana sehrindeki sempozyumda Kazak dili uzerine sunulan bildirilerden ilginc buldugumuz kesitlerdir. Bunlarin disinda Kazak tarihi ve dili uzerinde cesitli konularda ilginc bildiriler oldu. Ancak biz bunlari ele almadik. Sempozyum kitabi basildiginda bu bildirilerin tamamini okumak mumkun olacaktir.

    Yukaridaki notlardan da anlasildigi uzere, Kazakistan’in Sovyet doneminden miras olarak kalan onemli sorunlardan birisi dil meselesidir. Kazakistan bagimsizligini ilan ettigi 1991’de ulkede yasayan Kazaklarin % 35-40 gibi buyuk bir orani Kazakca’ya nazaran Rusca’yi daha iyi konusabilmekteydi. Kazakistan’da baris ve huzura buyuk onem veren Kazakistan Cumhurbaskani Nazarbayev dil problemini kisa bir surede degil, uzun yillara yayarak cozmeyi hedeflemektedir. Nitekim aradan gecen 18 yil zarfinda problem tamamen cozulmus olmasa bile, buyuk gelismeler kaydedilmistir. Kazaklar arasinda Kazakca konusma orani arttigi gibi, Kazak olmayan Kazakistan vatandaslari arasinda da Kazakca bilenlerin sayisi gunden gune artmaktadir.

    Bu durum, sempozyumun ikinci gununde yapilan torende acikca gozlemlendi. “Kazak Diline Hizmet Madalyasi” ile odullendirilenler arasinda yer alan 50-60 yaslari arasindaki bir Leh kokenli hanim Kazakca yaptigi konusmasinda sunlari dedi: “Leh kiziyim. 17 yasimdan beri Kazakca konusuyorum. Kendimi Kazak olarak hissediyorum. Rusca konusanlara Kazakca cevap veriyorum” dedi. Astana 20.30 Haberlerinin Rus kokenli TV sunucusu Maksim Gorjin de Kazakca’ya hakimiyetinden dolayi madalya alanlar arasindaydi.

    Minyakazak

    Bu arada Astana sehrinin gunden gune daha buyudugunu ve yeni binalarin yukseldigini de ifade etmeliyim. Gecen sene gordugum Astana’da bu sene yeni binalar, ozellikle 10. yil kutlamalari vesilesiyle yeni anitlar ve duzenlemeler yapilmis. Bunlar arasinda en cok ilgimi ceken “Atameken”, yani “Atayurt” parkiydi. Buna “Minyakazak” da diyebiliriz. Cunku Istanbul’daki “Minyaturk” gibi, Kazakistan’daki tum tarihi ve turistik yapilarin maketlerinin yer aldigi buyuk bir gezi alaniydi. Burayi dolastiginizda, Turkiye’nin uc bucuk kati buyuklugundeki Kazakistan’i birkac saat icinde gezmis oluyorsunuz. Astana her gecen daha da buyuyor, guzellesiyor ve buyuluyor. Gezide bir arkadasimizin dedigi gibi “Astana ruya sehri”dir. XXI. Yuzyilin ornek kenti olmaya adaydir. Astana ayni zamanda 10 yilda bir sehri yeniden bastan basa insa eden Kazakistan’in ekonomik gucunu gostermesi acisindan da cok onemlidir. 10 yilda yepyeni bir kent insa eden Kazakistan onumuzdeki yillarda cok daha buyuk islere imza atacaginin sinyallerini veriyor.

    Kazakistan’daki Sempozyumlara Katilacaklar Sarki Ogrensin

    Son olarak bu sempozyumu duzenleyen Dil Komitesi Baskani Prof. Dr. Erden Kacibek ve ekibinin olaganustu misafirperverliginden de soz etmek gerekiyor. Yurtdisindan gelen konuklari 23 – 27 Temmuz gunlerinde Astana’da bulundugumuz dort gun boyunca olaganustu bir sekilde agirladilar. Her gece Astana sehrinin farkli guzide restoranlarindan birinde sazli – sozlu ortamlarda Kazak milli yemeklerinden tattik. Ayrica Erden Hoca’nin konuklari sabaha karsi 03.00’te bizzat karsilamasi ve yine ayni saatte havalanina gelerek ugurlamasi herkesi duygulandirdi. Erden Hoca hakkinda kucuk bir ayrintiyi da Kazakistan’da sempozyumlara katilmayi dusunenler icin yazmadan gecemeyecegim. Hoca, misafirlere sarki soyletmeyi cok seviyor. Bu yuzden Kazakistan’da sempozyumlara katilmak isteyenlerin zor duruma dusmemeleri acisindan en azindan bir sarki, Kazakca veya Turkce fark etmiyor, ogrenmelerinde fayda var.

    Resim: Prof. Dr. Erden Kacibek bizleri havalaninda ugurlarken

     

    Sonuc

    Iste bizim 25-26 Temmuz 2008 gunlerindeki “Astana Resmi Dilin Kaidesi” isimli sempozyumdan izlenimlerimiz bunlardir. Netice itibariyla Kazak dilinin, ozellikle onun bilim dili olarak yayginlasmasinda tarihi bir sempozyum oldu. Oyle saniyorum ki, Kazak dili tarihi acisindan donum noktasi sayilabilecek oneme haiz bir sempozyum olarak da kayda gececektir. Nazarlarinizga rahmet.

  • Irlandalilarin Osmanlilara Tesekkuru

    Irlandalilarin Osmanlilara Tesekkuru

    Lozan’da bizimle alâkali muzakereler yapilirken Yahya Kemal de orada imis. Avrupali butun delege ve temsilciler bizim aleyhimize oy verirken, sadece Irlanda temsilcisi her oylamada bizim lehimize parmak kaldiriyormus. Bu durum sairimizin dikkatini cekmis ve bir firsatini bulup kendisine;
    ‘Herkes bizim aleyhimizdeyken, siz her seferinde lehimize oy kullaniyorsunuz; bunu nicin yapiyorsunuz?’ diye sormus. Irlandali Yahya Kemal’in yuzune soyle bir bakmis ve; ‘Boyle yapmaya mecburum. Benim gibi her Irlandali da buna mecburdur.
    Biz bir yandan aclik ve kitliktan kirilip, bir yandan salgin hastalikla bogusurken (1845-1849) diger Avrupalilardan hicbir yardim ve destek gormedik. Ama sizin Osmanli dedeleriniz, yardim olarak hem para hem de gemiler dolusu erzak gonderdiler. O zor gunlerde bize insanca, dostca uzanan eli asla unutamayiz. Siz her zaman desteklenmeye lâyik bir milletsiniz; bunu cok iyi hak ediyorsunuz!’ diye cevap vermis.
    Bu menfî durumlardan sonra bir milyona yakin Irlandali Amerika’ya goc etmistir. Hattâ bunlardan bazilari Amerika’da Cumhurbaskani bile secilmistir.Kokleri Irlanda’ya dayanan Amerikan Baskanlari:
    1- Andrew Jackson, 7. Baskan (1829-1837)
    2- James Knox Polk, 11. Baskan (1845-1849)
    3- James Buchanan, 15. Baskan (1857-1861)
    4- Ulysses S Grant, 18. Baskan (1869-1877)
    5- Chester Alan Arthur, 21. Baskan (1881-1885)
    6- Grover Cleveland, 22. ve 24. Baskan (1885-89, 1893-97)
    7- William McKinley, 25. Baskan (1897-1901)
    8- Woodrow Wilson, 28. Baskan (1913-1921)
    9- John Fitzgerald Kenndy, 35. Baskan (1961-1963)
    10- Lyndon Baines Johnson, 36. Baskan (1963-1969)
    11- Richard Milhous Nixon, 37. Baskan (1969-1974)
    12- James Earl Carter, 39. Baskan (1977-1981)
    13- Ronald Wilson Reagan, 40. Baskan (1981-1989)
    14- George Herbert Walker Busch, 41. Baskan (1989-1993)
    15- William Jefferson Clinton, 42. Baskan (1993-2001)
    16- George W Busch, 43. Baskan (2001-….)
    Irlanda’yi kasip kavuran kitlik doneminde, Osmanli Devleti’nin yaptigi nakdî ve aynî yardimin hatirasina gectigimiz mayis ayinda Dublin’e yetmis mil uzakliktaki Drogheda sehrinde toren yapilarak, o doneme ait tarihî bir binaya sukran plâketi asildi.
    Tarihî bilgi ve belgelere gore iki milyon Irlandalinin goc etmesine ve olumune sebep olan aclik ve kitlik felâketi sirasinda Sultan Abdulmecid, Irlanda halkina on bin sterlin yardimda bulunmak istedigini bildirir. Fakat kendi topraklarina dâhil bulunan bu bolgeye sadece iki bin sterlin vermeyi kararlastiran Ingiltere Kralicesi Victoria, Istanbul’daki buyukelcisi vasitasiyla, Sultan’in teklifine karsi cikar ve neticede Osmanli bagisi bin sterline iner. Sultan Abdulmecid bunun uzerine Irlanda’ya tahil yuklu bes gemi gonderir. Fakat Ingilizlerin Dublin Limani’na sokmadiklari erzak dolu yardim gemileri, yuklerini Drogheda Limani’na bosaltir (1847). Bu donemde Ingiltere ve kita Avrupasi sanayi devriminin getirdigi refah ve zenginlik icinde olduklari hâlde Irlanda’ya yardim etmezken, Osmanli’nin hem maddî sıkıntı icerisinde, hem de cok uzak bir cografyada olmasina ragmen insanî yardimda bulunmasi burada dikkat edilmesi gereken onemli hususlardan biridir.
    Iste, bu hâdisenin hatirasina Drogheda Belediyesi’nce yaptirilan sukran plâketi, 150 yil once Turk gemicilerin misafir edildigi eski belediye sarayinin duvarina (simdiki Westcourt Oteli) cakildi. Duzenlenen torende konusan Irlanda Buyukelcimiz Taner Baytok, hâdiseyi The Threshold dergisinde, Thomas P. O’Neill imzasiyla 1957 yilinda yayimlanmis yazidan ogrendigini soyledi.
    Baytok, Irlanda asilzâdelerinin padisaha gonderdikleri ve hâlen Topkapi Sarayi Muzesi arsivinde muhafaza edilen tesekkur mektubunun da bu Osmanli yardimini dogruladigini belirtti. Mektupta soyle deniyordu:
    “Asagida imzalari bulunan biz Irlanda asilzâdeleri, beyefendileri ve sâkinleri, Majesteleri tarafindan, aci ceken, kederli Irlanda halkina gosterilen comert hayirseverlik ve alâkaya en derin minnetlerimizi saygiyla takdim eder ve onlar adina Majesteleri tarafindan Irlanda halkinin ihtiyaclarini karsilamak ve acisini dindirmek uzere comertce yapilan bin sterlinlik bagis icin tesekkurlerimizi arz ederiz.”
    Kralice Victoria’nin, kendi topraklarina dâhil bir bolgeden yukselen cok âcil yardim cagrisina karsi yapilmak istenen nakdî yardimi engellemesi ve bunu onda bire dusurmesi ibret verici bir vakaydi. (Maalesef dunyanin baska yerlerinde gunumuzde de benzer hâdiselere rastlamaktayiz.)
    Buna karsilik Osmanli Sultani’nin, siyasî surtusmeleri ve nakliye gucluklerini de goze alarak, dort bin kilometre uzaga tahil yuklu gemiler gondermesi, buyuk bir âlicenaplik ornegiydi. Buyukelcimiz Baytok, Avrupa’da demokratiklesme ve insan haklari konusunda haksiz tenkitlere mârûz kaldigimiz bir sirada gerceklesen bu sukran plâketi torenini, Turklerin insan sevgisinin, muhtaclara ve aci cekenlere nasil yardima kostugunun delili olarak degerlendiriyordu.
    Irlanda halkinin kadirsinas jesti Turk kamuoyunda bir moral tesir saglayacakti.
    Drogheda’nin Belediye baskani Alderman Frank Goddfrey de, sehir ambleminin Osmanli hilâl ve yildizi oldugunu hatirlatarak “Sukran plâketimiz, iki ulke insanlarinin dostluk sembolu olacaktir, umidindeyim. Dostumuz Turkiye’yi en kisa surede Avrupa Birligi icinde gormek istiyoruz.” dedi.
    Kitlik ve Aclik Muzesi muduru de, Turk halkina ve Osmanli Devleti’ne minnettar olduklarini vurguladi.Arsivlerimize bas vurunca, hem Irlanda asilzâdelerinin tesekkur mektubuna, hem de Ingiliz Buyukelciligi’nin o zaman gonderdikleri tesekkur belgesine ulasildi.
    Bizler icin ve gecmisimiz acisindan iftihar vesilesi bu belgelerin dunyaya duyurulmasi da, bilhassa ulkemiz aleyhine bazi olumsuzluklarin yasandigi su gunlerde cok muhim olsa gerek…
    “Geceyarisi Ekspresi” ve “Musa Dagi” gibi asilsiz filmlerle ulkemize iftirada bulunanlara karsi verilecek en guzel cevap, bu hâdisenin belgesel bir film hâline getirilip dostlugun nasil olmasi gerektigini dunya kamuoyuna duyurmaktir.
    Boyle bir film, tarihî bir hakikati aciklamaktan baska, gelecekte kurulacak dostluk ve munasebetlerin hangi temeller uzerinde sekilleneceginin de bir gostergesi olacaktir.

  • NEWSWEEK’İN ÇARPICI KAPATMA DAVASI YORUMU…

    NEWSWEEK’İN ÇARPICI KAPATMA DAVASI YORUMU…

    AK Parti’nin kapatılması halinde ciddi bir iktidar boşluğu ortaya çıkacağını yazan Newsweek “Ordunun siyasetteki rolü dahil ‘kutsal inekler’ en sert şekilde tartışılıyor” ifadesine yer verdi.Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkındaki davayı görüşmeye başlaması hemen öncesi Batı basınında Türkiye’de “demokrasi yargılanıyor” yorumları yapılıyor. Prestijli Newsweek dergisi, Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatması halinde “tehlikeli bir iktidar boşluğu”nu yaratacağı”nı savunduğu analizinde “Ankara’daki siyasi sahne gerilimle dolu. Mahkeme ve Kemalist destekçileri için en tehlikelisi, AKP’yi yasaklamaya çalışmanın geri tepebilmesidir” yorumunu yaptı.

    Newsweek dergisi, son sayısında Owen Matthews imzalı, “Demokrasi Yargılanıyor” başlıklı bir haber analizinde Anayasa Mankemesi’nin AKP’yi yasaklaması halinde neler olacağı sorusuna yanıt aradı. AKP’nin “gizli bir İslamcı gündem” ile suçlandığını, davayı eleştirenlerin, “yargı darbesi” nitelemesini yaptıklarını kaydeden dergi, “Suçlamaların dayanıksızlığına karşın mahkemenin partiyi beraat etmesi beklenmiyor” dedi. Yazıda “Türkiye, şimdi tasavvur edilemeze doğru yöneliyor” dedikten sonra şöyle devam etti: “Partiyi kapatma ve önde gelen üyelerine siyasi yasağın getirilmesi, siyasi krize yol açar, ülkeyi lidersiz bırakır ve tehlikeli bir iktidar boşluğu yaratır. AKP kurucuları, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, Batı’da çok sayıda dostu olan yüksek profilli küresel şahsiyetler.” ABD’li dergi, Erdoğan ve Gül’ün “düşürülmesi” nin AB ve Afganistan, İran, Irak ve Suriye gibi zorunlu bölgelerde AKP’nin desteğine güvenen ABD’den büyük bir tepki geleceğini, Türkiye’nin AB’ye katılma çabalarına daha da zarar vereceğini de savundu.

    “Avrupa’nın Türkiye’ye olan güveninin ciddi bir erozyona uğradığı” iddiasına yer veren dergi, şunları yazdı: “Ankara’daki siyasi sahne gerilimle dolu. Mahkeme ve Kemalist destekçileri için en tehlikelisi, AKP’yi yasaklamaya çalışmanın geri tepebilmesidir.”

    ‘KUTSAL İNEKLER SORGULANIYOR’

    Newsweek, “En olası sonuç uzlaşı” da diyerek Anayasa Mahkemesi’nin önündeki diğer alternatiflere dikkat çekti. Ancak bunların da Türkiye’nin siyasi sisteminin temel sorununa yanıt oluşturmayacağını savunan ABD’li dergi, “Eski siyasi kalıp artık Türkiye’ye küçük geliyor” ifadesini kullandı. Türkiye’nin yaşanan kargaşanın olumlu bir yönünün de ülkenin “Kemalist Ortodoks inançları”nı sorguladığını belirterek, “Gazeteler, siyasetteki ordunun rolü dahil “kutsal inekler’i sorgulamak dahil ülkenin anayasasını görülmemiş sertlikle tartışıyor” diye yazdı. Ergenekon davasına da değininen Newsweek, şu görüşünü dile getirdi: “Ergenekon, Kemalist sistemi savunmak için cinayet kullanan, silahlı kuvvetler ile aşırı milliyetçi tetikçiler arasında kurulan bir dizi komploların sonudur. Şimdiye kadar bu tür komplocular ender yargılandı. Ancak bu defa farklı görünüyor ve Türkiye’nin laik eliti daha az dokunulmaz görünüyor.” Yazıda şu ifadelere yer verildi: “Mahkemelerin kararları, Türkiye’de iktidarın gerçekten kimin elinde olduğunu belirleyecek. Kendilerini Türkiye’nin anayasası koruyucuları olarak gören subaylar ve kendi kendilirini vatanseverler olarak ilan edenler ya da Türk halkı.”

    ‘RADİKALLER KAZANIR’

    İngiliz Observer gazetesinin AKP’ye açılan kapatma davası ile ilgili yorum-analizinde şu ifadelere yer verildi: Türkiye kapatma davası ile Müslüman kimliğini demokratik sisteme oturtmanın sınavını veriyor. Eğer bu proje başarısız olursa karlı çıkan İslam ile demokrasinin asla bir arada yapamayacağını düşünen radikaler olacaktır. AKP popülartitesine fazla güvenerek bazı adımlar attığı için tamamen suçsuz değil ama karşıtları da halkın güvenini yeniden kazanmaları gerektiğini bilmeli…

  • OBAMA, MCCAIN KARŞISINDA GÜÇ KAYBEDİYOR

    OBAMA, MCCAIN KARŞISINDA GÜÇ KAYBEDİYOR

    ABD’de Demokrat Parti’nin başkan adaylığını garantileyen Senatör Barack Obama’nın, Orta Doğu ve Avrupa’yı kapsayan ve ”pop star” nitelemelerine yol açan yurt dışı gezisi farklı yorumlarla karşılandı.Illinois Senatörü’nün yedi ülkeyi kapsayan ziyaretine medyanın ve ziyaret edilen ülkelerin liderlerinin gösterdiği ilgi, Obama’nın Cumhuriyetçi Partili rakibi Arizona Senatörü John McCain’in bazı yorumculara göre, ”kıskançlıkla” karşılamasına ve Irak’tan belli bir takvimle asker çekme konusundaki görüşlerini Obama’ya yaklaştıran açıklamalar yapmasına neden olmuştu.

    Ancak ABD’de yapılan son kamuoyu yoklamaları, Obama’nın bazı kritik eyaletlerdeki oyunun, geçen hafta içinde McCain’e göre gerilediğini gösteriyor. NBC News ve Wall Street Journal tarafından yapılan bir kamuoyu yoklamasıyla Amerikan seçmenin yüzde 55’inin, ABD başkanlığı görevi için Obama’yı ”en riskli seçim” olarak gördüğü, McCain için ise bu oranın sadece yüzde 35 olduğu ortaya çıktı. Aynı ankete göre, paylaşılan değerler ve geçmiş bakımından seçmenlerin yüzde 58’i, McCain’i kendilerine daha yakın buluyor. Bu oran Obama için yüzde 47’de kaldı.

    Quinnipiac Üniversitesi tarafından yapılan bir başka araştırmaya göre ise McCain, anketlerde Colorado’da Obama’nın önüne geçerken, Michigan, Minnesota ve New Hampshire’da oylarını artırarak, Obama’ya yaklaştı. NBC televizyonuna konuşan Obama, ”İnsanların neden beni en riskli ABD Başkanı olarak gördüklerini anlıyorum. Ben yeniyim. John McCain ise 25-30 yıldır siyaset sahnesinde” dedi.

    Obama, başarılı geçen yurt dışı ziyaretlerinin ABD’de işini zorlaştıracak bir unsur olabileceğini kabul ederken, Amerikan halkının, artan petrol fiyatları ve tutsat (mortgage) krizi yüzünden zorluk çektiğine işaret etti.

    Amerikalı seçmenin, ABD Başkanı olacak kişiden beklentileri büyük. Amerikalılar, her şeyden önce ”kaybedenleri” sevmiyorlar. Bu bakımdan, televizyonlarda başarılı bir üçlük basket atan, pop yıldızı gibi her gittiği yerde kalabalık bir gruba hitap eden, dünya liderlerinden büyük ilgi gören Obama ”kazanan taraf” olarak görülebilir. Ancak komedi programlarında üzerinde süper kahraman kıyafetleriyle ”kurtarıcı ve başkomutan” olarak parodisi yapılan Obama’nın, tam da bu süper kahraman görüntüsü yüzünden Amerikan halkında, ”bizim gibi olmayan, bizden olmayan” duygusunu yarattığı yönünde yorumlar da bulunuyor.

    İngiliz Financial Times gazetesi, ”şu Amerikalılar çok garip” diyerek, bu çelişkiye dikkat çekerken, Amerikan halkının, kendisi gibi olan, Cumhuriyetçi Partili ABD Başkanı George W. Bush gibi ”karşılıklı bira içebileceği” bir ABD Başkanını Beyaz Saray’da görmek istediğine işaret etti. Gazete, aynı zamanda Amerikan seçmeninin, babası Kenyalı, annesi Kansaslı olan, çocukluğunu Havai ve Endonezya’da geçiren Obama’ya kendini yakın hissetmeyebileceği tezini öne sürdü. Yorumculara göre, Obama, pek çok Amerikalının aksine ”fast food” bile sevmiyor; siyahları temsil ettiği söylense de bazı siyahlar için Obama, ”içi beyaz bir eliti” simgeliyor.

    Ayrıca Washington’daki gözlemciler, ”Kasım ayındaki ABD Başkanlık seçimine kadar daha çok zaman var” uyarısında bulunuyor. Gözlemcilere göre, ABD başkanlık seçimlerinde Almanlar oy kullanacak olsaydı, Barack Obama, en azından Berlin’de kendisini dinlemeye gelen 200 bin kişinin desteğiyle seçimi kazanabilecekti. Ancak dünyanın ilgisi Obama’nın Amerikan seçmeninin oylarını toplayacağını garanti etmiyor. Bazı yorumlara göre, Obama’ya ülke dışında gösterilen yoğun sevginin temelinde, ”Bush olmaması” var. McCain ise aksini kanıtlamaya çalışsa da Bush politikalarıyla yakın bir görüntü sergiliyor.

    MCCAIN’İN ZOR HAFTASI

    Amerikan basınına göre, Arizona Senatörü McCain ve onun seçim kampanyasını yürüten ekip, Obama’nın ”başkomutanlık için hazırım, dış politikada iyiyim” mesajını kuvvetle veren dış gezisini sıkıntıyla izledi. McCain’in seçim kampanyası, Obama’nın her bir ziyareti ve konuşmasının Amerikan televizyonlarından canlı yayınlanmasına karşılık olarak, geçen salı gününden itibaren, popüler web sitesi Youtube’a, medyanın Obama’ya gösterdiği ilgiyle alay eden ”Obama Love” (Obama Aşkı) adlı bir video koydu. Daha sonra telif hakları düşünülerek kaldırılan videoda, ”Obama’ya aşık olan medyanın” bu aşkı ifade etmek için, ”Gözlerimi Senden Alamıyorum” (I Can’t Take My Eyes Off Of You’) ve ”Sen Gerçek Olmak İçin Fazla İyisin” (You Are Too Good To Be True) gibi şarkılar arasından seçim yapabileceği ifade edildi.

    Ancak gözlemcilere göre, McCain’in, ana haber bültenlerine yansıyan Obama ile karşılaştırmalı görüntüleri ve komedi programlarına yansıyan hali içler acısıydı. Bir tarafta Obama, Almanya’da 200 bin kişilik bir gruba konuşuyor; hemen arkasından televizyon ekranlarında McCain, Pennsylvania’da bir süpermarkette, müşterilerle artan fiyatlar hakkında konuşan yaşlı adam portresi çiziyor. Hatta televizyon kameralarına yansıdığı şekliyle tam bir kadın müşteriyle fiyatların pahalılığından bahsederken, yandaki raftan 20 kadar konserve kutusunun yere düşmesi ve bir süpermarket çalışanı beceriksizce bu kutuları yerine koymaya çalışırken McCain’in, memnuniyetsizlikle bir bakış attığını görmek mümkün.

    Komedi kanalında ise günlük haberleri parodileştiren John Stewart’ın sunduğu programda McCain, tekerlekli saldalyede, dizlerine battaniye örtmüş ve ”All By Myself” (Tamamen Kendi Başıma) şarkısını dinlerken karikatürleştiriliyor. Tabii Obama’nın ekranlara yansıyan Amerikan Başkanı edalı görüntüsünden payını alan sadece McCain olmadı. Obama’nın Berlin’de konuşma yaptığı sırada ABD Başkanı Bush da Washington’da bir konuşma yapıyordu ama iki dönemlik yönetiminin sonuna gelmiş olduğu ve etkisi azaldığı için ”Topal Ördek” tabir edilen Bush’un konuşması canlı yayınlanmadı. Bütün bunlar olurken, Financial Times gazetesinin biraz da alaycı bir tavırla ”McCain de Ohio’daki German kasabasında Schmidt Restoran ve Sosis Evi’ne gidip sosis yiyerek, Alman kültürünü ziyaret etmiş oldu” ifadesini kullandı. Obama’nın konuşmasıyla ilgili bir soru üzerine McCain, ”Almanya’da bir konuşma yapmayı ben de isterim. Ancak ben bunu başkan adayı olarak değil de ABD Başkanı olarak yapmayı tercih ederim” diyerek, Obama’ya yöneltilen ”ABD Başkanı seçilmiş gibi davranarak Beyaz Saray’a karşı çizgiyi aşıyor” eleştirilerine destek vermiş oldu. Ancak Obama, CNN röportajında bu konuya açıklık getirerek, ”ABD’nin sadece bir Başkanı var. Ben kimsenin işini üstlenmiş değilim” dedi. Obama aynı röportajında, McCain’in de dış geziler yaparak Kanada, Meksika ve Kolombiya’da halka hitap ettiğini hatırlattı. Muhabirin, ”ancak sizin kadar ilgi görmedi” sözlerine karşılık Obama gülerek, ”Evet, benim kadar ilgi görmedi” dedi.

    ALMANYA EN BAŞARILI

    Obama’nın Irak, İsrail, Ürdün, Afganistan, Almanya, Fransa ve İngiltere’yi kapsayan dış gezisinin zirvesini belki de Almanya ziyareti oluşturdu. Almanya Başbakanı Angela Merkel, diğer ülkelerin liderlerine göre Obama’ya daha mesafeli yaklaşmış olsa da Demokrat Parti’nin başkan adaylığını garantileyen Obama’nın konuşmasının 200 bin Almanı toplaması, üzerinde Almanya’nın Ekim ayında yapılan bira festivalini hatırlatacak şekilde ”Obama Fest” yazılı rozetlerin rekor düzeyde satılması, Obama’ya Alman ilgisini gösterdi.

    New York Times gazetesine göre, Obama, Alman dinleyicileri için ”şiir gibi” konuştu, Atlantik’in iki yakasının aynı idealleri ve tarihi paylaşmasından bahsetti. Ancak gazeteye göre, elzem konuların, ticaret, savunma ve dış politikadaki farklılıkların, Obama başkan olsa da devam etmesi bekleniyor. Gazete bu konular arasında Rusya, Türkiye, İran ve Afganistan, yeni yakıt tankerleri ve Avrupa’nın 11 yıldır bazı Amerikan ürünlerine uyguladığı ithalat yasağını saydı.

    IRAK

    Obama’nın ziyaretinin önemli bölümlerinden birini Irak oluşturdu. Irak Başbakanı Nuri El Maliki, 16 ay içinde Amerikan askerlerinin çekilmesine yönelik planı onayladığını söyleyerek, Obama’ya destek verdi.

    Ancak Washington Post gazetesi, Maliki’nin geçmişte de sık sık iç politikaya oynayan bir lider olduğuna dikkati çekti ve Amerikan liderliğine kim gelirse gelsin, sahada görev yapan askerleri ve Irak’taki mevcut durumu dikkate almadan bir takvim uygulayamayacağına dikkati çekti.

    Bu arada, Irak’ta gerekirse 100 yıl kalınacağını savunan ve çekilme takvimi açıklamanın sadece teröristlere yarayacağını söyleyerek kendisini Bush ile aynı çizgiye koyan McCain’in, Obama’nın sözlerine yaklaşacak şekilde sözlerinden çark etti. McCain, bir televizyon programında, 16 aylık çekilme takviminin “fena fikir” olmadığını söyledi. Ziyaretinin son ayağında Obama Londra’daydı. İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile iki saatlik görüşmesinin ardından Obama, ABD’nin problemleri, müttefikleriyle işbirliği içinde çalışarak çözebileceği mesajı verdi. Obama, küresel ısınma ve uluslararası terörizm gibi konularda ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Obama, İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair ve muhalefetteki Muhafazakar Parti lideri David Cameron ile de görüştü.

    LİDERLERİN BEDEN DİLİ

    Obama’nın medyada dünya liderleri tarafından kabul edilen bir lider görüntüsü sergilemesinde, ziyaret ettiği ülkelerin liderlerinin söyledikleri kadar, beden dilleri de önemli rol oynadı.

    Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy, “ele avuca sığmayan” enerjisiyle merdivenleri birer ikişer atlayarak Obama’yı arabasından çıkar çıkmaz karşılarken, görüşecekleri binaya geçmeden önce eliyle ”gel bakalım” jesti yaparak, samimi bir hava çizdi. Bazı gözlemcilere göre ise bu ziyaretlerin en çok kime yaradığı tartışma konusu. Örneğin Sarkozy’nin kamuoyu yoklamalarında yüzde 38’lerde seyrettiği belirtiliyor ve Obama ile yakın görüntüsü vermek, iyi bir halkla ilişkiler hareketi olabilir.

    Ürdün Kralı Abdullah da sık sık sırtını sıvazladığı Obama’yı geçirmek için, teamüllerin aksine havaalanına kadar geldi. Benzer görüntüler, İsrail, Irak, Afganistan’daki liderler ve üst düzey yetkililerle de yaşandı.

    Obama karşısında yenilerek devreden çıkan Hillary Clinton ise ABD başkenti Washington’daki büyük kitapçıların ”ucuz kitaplar” bölümünde, ”A Woman In Charge” (İdaredeki Kadın) kitabının kapağından ironik bir şekilde Washingtonlulara gülümsemeyi sürdürüyor.

    (a.a)

  • ALI SIRMEN KIMIN BORUSUNU CALIYOR

    ALI SIRMEN KIMIN BORUSUNU CALIYOR

    TURKISH FORUMDAN ONSOZ:

    BILIMSEL ARASTIRMALARINA DAYANARAK HAKIKATI SOYLEMEKDEN CEKINMIYEN, SAYIN YUSUF HALACOGLU’NA ALI SIRMEN’DEN  TAHMINLERE DAYANAN ARASTIRMASIZ  VE MESNETSIZ YAPILMIS BIR HUCUM ..  ..  LAIK TURKIYENIN EN KUVVETLI EVLATLARI KENDILERINE EN FAZLA IHTIYAC OLUNAN, ERMENISTANLA MUZAKERELER  DEVRESINE GIRERKEN IKIYE AYRILMAK UZERE ..  .. BU ILK ADIM. .. ACABA KIMIN MENFAATINE ..

    Halaçoğlu’nun Gidişi ve Kimlik Sorunu

    ALİ SİRMEN                                                                                          Cumhuriyet 26.07.2008

    Dün bu sütunda, emekli Büyükelçi Candan Azer’in bir uyarı mektubu yayımlandı. Konunun uzmanı Sayın Azer ile yaptığımız telefon konuşmasında, emekli büyükelçi, başka bazı noktalara da dikkat çekiyor, özellikle Filistin’de Yahudilerin, devletlerinin kuruluşları öncesinde gayrimenkul edinmeleriyle, İngiliz yönetimindeki Kıbrıs’ta Rumların aynı doğrultudaki girişimlerini bir kez daha dikkatlice anımsamamızda yarar olduğunu söylüyordu.

    Sayın Azer, Türk ve Ermeni heyetleri arasındaki görüşmeler için İsviçre’nin seçilmiş olmasının yanlışlığını da mektubunda vurguluyordu.

    Tam bu olaylar olurken Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Halaçoğlu’nun Türk Tarih Kurumu Başkanlığı görevinden alınması (ki, Devlet Bakanı Yazıcı görevden alınmanın söz konusu olmadığını, Halaçoğlu’nun süresinin dolduğunu söylüyor) görüşmelerin bir sonucu olarak yorumlandı, medya tarafından. Dünkü Vatan gazetesinde çıkan bir haber ise, Ermenistan’da Dışişleri Bakanlığı’nda da, diyalog karşıtlarının görevlerinden alındıklarını bildiriyordu.

    Halaçoğlu’nun görevden alınması basında çeşitli tepki ve eleştirilere yol açtı.

    Her şeyden önce, Halaçoğlu’nun başında bulunduğu kurumun, başlangıçtaki statüsünün Atatürk’ün iradesi ve hukukun temel ilkeleri hiçe sayılarak, 12 Eylül yönetimi tarafından değiştirilmiş olduğunu anımsatmakta ve TTK Başkanı’nın görevden alınmasından da çok o göreve siyasi iradenin kararıyla getirilmiş olmasının yadırganmamış olmasının tersliğini vurgulamakta yarar var. Bir özerk kuruluş, darbeyle siyasi iradenin tasarrufu altına sokulursa, başkanının onun isteğiyle gelmesi gibi gitmesini de yadırgamamak gerekir.

    ***

    Doğrusunu isterseniz, ben Halaçoğlu’nun bu olay üzerine değil, çok daha önce görevinden alınmış olmasını yeğlerdim.

    “Kürt Alevi olarak bilinen birçok insan da maalesef Ermeni dönmeleri” sözünü söylediğinde görevinden alınmalıydı Halaçoğlu. Bu maalesef sözcüğünün kabul edilmesi mümkün değildir. Ermeni kökenli olmak da esef edilecek ne vardır? Yaşanmış olan tarihi trajediler, Ermenilerin bu toprakların kültürlerine katkılarını, geçmiş zenginliklerimizdeki paylarını görmezden gelmemize ya da unutmamıza neden oluyorsa, bunun adı, ırkçılık ve şovenizm değil midir? Böyle bir davranışta bulunan kişinin bilimsel çalışmalarının değeri ne olursa olsun, TTK’nin başında kalması esef edilecek bir durum değil midir?

    Halaçoğlu’nun çalışmalarının bilimsel niteliği ne olursa olsun, sonuç değişir mi?

    Hitler Almanyası’nda da, çeşitli alanlarda çalışmalar yapmış olan ırkçı bilim adamlarının çalışmalarının bilimsel nitelikleri onların amaçlarını kabul edilebilir hale getirmemişti.

    Değerli tarihçimiz İlber Ortaylı galiba konunun bam teline parmak basıyor. Ortaylı dün Hasan Pulur’un da köşesinde yayınladığı bir konuşmasında, “Halaçoğlu’nun yazdıklarında ve tebliğlerinde bilime ters düşen bir yan yoktur” diyordu.

    ***

    Ama aynı Ortaylı, yine de Halaçoğlu’nun insanların kimlikleriyle ilgili açıklamalarına itiraz ediyor ve diyor ki:

    – İnsanlar kimliklerini kendileri açıklarlar, Türkiye’de onların yerine birilerinin kimlik açıklama eğilimleri son derecede yanlıştır.

    İşte olayın bamteli burada. Yüzyıllar boyu kültürler etnik gruplardan oluşan zengin mozaik olan Anadolu’da saf ırklar aramak veya toplumsal ya da ulusal birliği ırk esasına dayandırmaya çalışmak, çağdaş ulus kavramını hiç anlamamış olmak demektir.

    Bizleri bir araya getiren öğe ırkımız ya da dinimiz değil, birlikte yaşamak isteğimiz olmalıdır.

    Bu yüzdendir ki, çağdaş bir toplumda, etnik kökenleri ne olursa olsun, bir insan kendini ne olarak hissedip algılıyorsa, odur.

    Kimliğini şu ya da bu olarak açıklayan kişiye, “Hayır sen Ermenisin, Rumsun ya da Kürtsün” demek ırkçılığın dik âlâsıdır.

    Aynı şekilde, varsayalım ki bir kişinin katışıksız olarak Türk Oğuz boylarından geldiğini kanıtladınız. Ama adam kendisini, Türk olarak değil, uyruğunu kabul ettiği başka bir ülkenin kimliğiyle tanımlıyor ya da kendisini Ermeni veya Kürt olarak kabul ediyor. Şimdi bu adama karşı,

    – Hayır kardeşim sen öz be öz Türksün, demenin ne anlamı olabilir?

    Adam haklı olarak size şu yanıtı veremez mi:

    – Bırak da kimliğime kendim karar vereyim.

    Halaçoğlu olayı üzerine bazı konuları daha ciddi olarak düşünmeliyiz sanırım.

    asirmen@cumhuriyet.com.tr