Blog

  • TBMM’den Ermeni iddialarına karşı araştırmalar envanteri

    TBMM’den Ermeni iddialarına karşı araştırmalar envanteri

    TBMM Başkanlığı, Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in, 1916’dan bu yana asılsız Ermeni iddialarına ilişkin Türkiye‘deki yayınların envanterini ve politikasını ortaya koyduğu “Ermeni İddialarına Karşında Türkiye‘nin Birikimi” adlı araştırmasını yayınladı.

    TBMM Kültür, Sanat ve Yayınlar Kurulu Başkanlığı’nca yayınlanan araştırmanın önsözünü Başkan Köksal Toptan kaleme aldı. Toptan, önsözünde, Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in araştırmasının, asılsız Ermeni iddiaları karşısında “Türkiye‘nin birikiminin daha ileri hedeflere ulaştırılması için yapılabilecekler konusunda düşünce fırsatı sunduğuna” işaret etti. Toptan önsözünde şu görüşlere de yer verdi:

    “Bilinen tarihi gerçeklere rağmen, bazı devletlerin çarpıtılmış Ermeni iddialarına iç ve dış politika malzemesi olarak kullanmaları ve parlamentolarında ülkemiz aleyhine kararlar almaları düşündürücüdür. Türkiye, geçmişin tartışmalı dönemleri hakkında yasama organlarınca karar verilmesinin yanlış olduğunu, tarihin tarihçilere bırakılması gerektiği görüşündedir. Asılsız Ermeni iddialarına destek çıkan ülkelerin parlamentoları, tarihin siyasi istismar vasıtası olarak kullanılmasında çok ciddi bir sorumluluk yüklendiklerini bilmelidir. Milletimiz, soykırım gibi kara bir insanlık lekesini tarihin hiçbir döneminde taşımamış ve taşımayacaktır. Elinizdeki eser, kronikleşmiş bir ihtilafın 1915’den beri nasıl bir seyir izlediğini ortaya korken, Türkiye‘nin birikiminin daha ileri hedeflere ulaştırılması için yapılacaklar konusunda düşünce fırsatı sunmaktadır.”

    Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in araştırmasında, Ermeni iddiaları karşısında dönemin Osmanlı Hükümeti’nin çalışmaları, Atatürk ve İnönü döneminin politikası gibi konulardan başka 1980’lerden itibaren Dışişleri Bakanlığı, Üniversiteler, Türk Tarih Kurumu, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı ile ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü ve çeşitli Türk sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları ayrıntılı şekilde değerlendiriliyor.

    Prof. Dr. Özdemir, araştırmasının amacını sunuş yazısında şöyle açıklıyor : “Bu çalışma, Türkiye‘de Ermeni araştırmalarının kısa tarihidir ve alana yeni başlayacaklara yararlı olacaktır. Fakat, Türk milletinin bugün karşı karşıya bulunduğu bir uluslar arası tuzağı boşa çıkartmak yolunda daha dinamik ve daha etkin bir milli plan uygulaması gerekliliğine ‘inananlar’ için el kitabı olabilirse o zaman amacıma ulaşırım.”

    İNÖNÜ’NÜN KISA ERMENİ ZİYARETİ

    Bu arada, Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in araştırmasında ilginç bir ayrıntı da ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün maç nedeniyle Ermenistan’a gidip gitmeyeceği tartışılırken, 1935 yılında Başbakan İsmet İnönü’nün Ermenistan’a kısa bir ziyarette bulunduğu ortaya çıktı. İnönü’nün Ermenistan’a yaptığı kısa ziyarete ilişkin araştırmada yer alan ayrıntılar şöyle:

    “Ermeni propagandası karşısındaki kararlı tutum, Türkiye‘nin Ermenistan ile arasında sıcak temasları ortadan kaldırmamaktadır. Nitekim 1935 yılında Başbakan İsmet İnönü’nün Ermenistan’a tarihin gölgesinde kalmış kısa bir ziyareti vardır. 17 Temmuz 1935 günü, Türkiye‘nin doğru sınırlarını ziyaret eden Başbakan İsmet İnönü, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ve yanındakiler, Ermenistan yetkililerinin daveti üzerine Iğdır’dan Karakale’ye geçmişlerdir. Türk Başbakan ve yanındakilerin bu ziyaretinde Ermenistan Başbakanı Tiflis’te olmadığından Sovyet Ermenistan’ı Başbakan Yardımcısı ile Sovyet Ermenistan’ı Ziraat Komiseri ve Sulama Şefi, Hudut Tugayı Komutanı ile bir Politeknik Mektebi Profesöründen oluşan heyet hazır bulunmuşlardır. Türk Başbakan ve yanındakiler Sardarabad Barajının nasıl işlediğinin ayrıntısını görmüşler ve hazırlanan bir salonda sabah kahvaltısından sonra dostluk konuşmaları yapmışlardır.”

    MECLİSİN ÖNCEKİ YAYINLARI

    TBMM Başkanlığı asılsız Ermeni iddiaları konusunda Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in iki ayrı çalışması geçen yıl iç ve dış kamuoyunun bilgisine sunulmuştu. “Türk Ermeni İhtilafı/Makaleler” ile Doç. Dr. Yusuf Sarınay ile birlikte İngilizce olarak “Türk Ermeni İhtilafı/Belgeler” adlı eserler TBMM Kültür, Sanat ve Yayınlar Kurulu Başkanlığı’nca yayınlanmıştı.

    (ANKA)

  • Kemalizm ve Sabetayizm

    Kemalizm ve Sabetayizm

     

    Mustafa ÇANKAYA

     
    Sabetaycılık konusu yeni olmamakla birlikte, bu konuda yayınlanan kitapların sayısı son yıllarda artmaya başlamıştır. Fakat Sabetaycılığı inceleyen kaynaklarda, Sabetayizm ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisini oluşturan Kemalizm’in uyuşmazlığına, Sabetaycıların, Kemalizm’i kendi yararları doğrultusunda kuşatmış olduklarına yeterince değinilmemektedir.

    Hâlbuki Yahudilik’ten dönerek ayrı bir inanç sistem geliştiren Sabetaycıların ideolojisini ele almak, tartışmak, doğruları ortaya koymak Türkiye için olduğu kadar, bölge devletleri yönünden de ayrı bir önem taşımaktadır.

    Emperyalizmin sınırlarımıza dek dayandığı, devletimizin kuruluşunun temel unsurunu oluşturan tam bağımsızlığımızın, ABD ile AB kıskacı altında kuşatıldığı, millî ve üniter devlet yapımızın yıkılması için gerekli altyapıların hazırlandığı bir ortamda, önümüzdeki engelleri bilmek ve bu engellere karşı yeterli önlemleri almak kaçınılmazdır.

    “Başarılı”, “saygın” olarak gösterilerek (ya da öyle dayatılarak) siyasetçi, yönetici, yazar, gazeteci, yorumcu ya da sanatçı olarak öne çıkarılan, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından kimilerinin örtülü kimlik paydasına sahip oldukları, akrabalık ilişkileri1 içinde bulundukları dikkat çekicidir. Onların kimlik ve davranışlarının örtülü yönünün Türk halkı tarafından tüm açıklığı ile bilinmesi için, gerekli çabayı göstermek ülkesine hizmet etmeyi onur bilen aydınların yurttaşların görevi olmalıdır.

    Bu bağlamda; Türkiye Cumhuriyeti’nin ideolojisi olan Kemalizm ile Osmanlı İmparatorluğu döneminde olduğu gibi cumhuriyet döneminde de etkinliğini sürdüren ve Türk toplumu içerisinde yaşayan bir cemaat yapılanması olan Sabetayistler ve Sabetayizm’i doğru tanıyarak, Kemalizm’e yönelik yaklaşımlarını bilimsel kaynaklar ışığında ortaya koymak gerekmektedir.

    Ancak Kemalizm ile Sabetayizm’in hiçbir zaman kıyaslaması yapılarak, Mustafa Kemal Atatürk ile Sabetay Sevi’nin karşılaştırılması gibi, tarihî bir hataya düşülmemelidir. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk’ün tarih sahnesine çıktığında; son Türk yurdu işgal edilmiş ve paylaşılmış, Atatürk işgal karşında emperyalizme karşı savaşarak bu savaştan başarılı çıkmış, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş ve yeryüzünde örnek bir devrimi gerçekleştirmiş, her zaman güvenilir, dürüst, örnek kişiliğini korumuş bir “kahraman” olarak anılmış ve anılacaktır. Yahudi topluluklarının Hıristiyan katliamları karşısında bir kurtarıcı bekledikleri bir aşamada, Yahudi Krallığı’nın mânevî tahtına oturmak için ortaya çıkan Sabetay Sevi ise “Sahte Mesih”2 olarak anılmış ve anılmaktadır.

    Ayrıca Sabetayizm, Osmanlı Yahudileri’nin kurtuluş ideolojisi olarak ortaya çıkmış iken Kemalizm; Osmanlı sonrasında geri kalan toprakları yurt edinmeyi ilke edinen, Türkmen kökenden gelen halk kitlelerinin kurtuluş, kuruluş ve varlığını sürdürme ideolojisidir. Kemalizm bu yönü ile ırksal bir ideoloji olmayıp, millî amaç içeriklidir. “Kemalizm” ideolojisi, bir siyasal yapıyı temsil etmekle birlikte, aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini güvenceye alan ilkeler bütünüdür. Sabetayizm ise bir dinî akımdır.

    “Tanrı’nın birliği ve İsrail’in seçkinliği”3 inancını taşıyan Yahudiliğin, farklılaştırılmış bir uygulaması olan Sabetayizm konusuna değinmeden önce, olası yanlış anlamaları önlemek için özenle vurgulamak isteriz ki; gerek Osmanlı döneminde gerek ise günümüzde, azınlık konumundaki yurttaşlarımızı potansiyel suçlu gibi görmek oldukça yanlış bir yaklaşım olur. Millî Kurtuluş Savaşımız sürecinde her yurtsever gibi azınlık yurttaşlarımızın bir kısmı da, millî kurtuluşa katkı vermişler, gönüllü olarak cephede bulunmuşlar, maddî yardım yapmışlardır. Savaş sürecinde sâdece İstanbul’da bin beş yüz Yahudi dul kadın “aguna” kalmış, gönüllü olarak cepheye giden Yahudi gençler olmuş,4 Yunanlılara karşı direnen Türkleri koruyan, millî mücadeleye katkılarından dolayı İstiklâl Madalyası almayı hak eden Yahudiler bulunmaktadır.5 Kaldı ki, yurttaşları arasında ayrım yapmak, ulus devlet ve ulus bütünlüğü hedeflemiş olan Kemalist Türkiye ideolojisi ile de bağdaşmaz. Ancak kimi gelişmeleri ve ayrımcı yaklaşımları bilmek, görmek, gerekli önlemleri almak da, her yurtseverin görevidir.

    Yahudilik Tarihi ile İlgili Kimi Hatırlamalar

    Sabetaycılığın, Yahudi kökenli olduğu gerçeğinden hareketle, Yahudilere yönelik tarihsel kıyımı ve Yahudilerin bu kıyım karşısındaki dirençlerini görebilmek için, öncelikle şu tarihî saptamayı yapmak gerekir:

    Babil Kralı II Buhtunnasar’ın (M.Ö. 605-562) Kudüs’ü ele geçirip, kenti yıktıktan sonra, Yahudi devletine son vermesi üzerine Yahudiler, dünyanın çeşitli yörelerine dağılarak ırklarını korumaya çalışmışlardır.

  • Soykırımcı Fransa

    Soykırımcı Fransa

    6 Agustos 2008 tarihli “Aksam” gazetesinden alinmistir.

    Timur Sumer

     

     

    Ruanda Araştırma Komisyonu, hazırladığı 500 sayfalık raporunda, “AB Dönem Başkanı” Fransa’nın bu ülkede, 1994’te yapılan soykırıma faal olarak katıldığına yönelik ithamlarına ilk defa resmiyet kazandırdı. BM verilerine göre 1994 yılının haziran-ağustos döneminde Ruanda’da 800 bin Tutsi ve ılımlı Hutu’nun ölümüyle sonuçlanan soykırım hakkında bir araştırma komisyonu oluşturulmuştu. Rapor, Fransa ve Avrupa’da bomba etkisi yarattı. Türkiye’yi her fırsatta sözde Ermeni soykırımı ile suçlayan Fransa’nın Ruanda’da soykırım hazırlıklarından haberdar olduğu, bu hazırlıklara katıldığı, cinayetlerde faal rol oynadığı belirtiliyor. Bölgedeki “insani yardım operasyonlarına” katılan Fransız askeri birimleri, soykırıma doğrudan destek vermekle suçlanıyor.

    ÖLÜM LİSTESİ HAZIRLAMIŞ

    Raporda Fransa ayrıca, soykırımcılara istihbarat, strateji, askeri eğitim desteği sağlamakla, “öldürülecek kişilerin listesinin belirlenmesine katkıda bulunmakla”, “silah temin etmekle” suçlanıyor. Komisyon, raporunda, Ruanda hükümetine, “Fransa devletine karşı uluslararası kurumlarda suç duyurusunda bulunmasını ve dava açmasını” öneriyor. Fransa, çeşitli yöntemlerle Ruanda hükümetine baskılar yaparak söz konusu soykırım suçlamalarına resmiyet kazandırılmaması için çaba harcıyordu.

    Türkiye’nin aleyhine inkâr yasası

    Fransa Meclisi genel kurulu, iki yıl önce, Sosyalist Parti’nin sunduğu sözde Ermeni soykırımını reddetmenin suç sayılmasını öngören yasa teklifini 19’a karşı 106 oyla kabul etmişti. Patrik Deveciyan’ın verdiği, bilim adamları ve tarihçilerin çalışmalarının yasanın yaptırımlarından muaf tutulmasına ilişkin değişiklik önergesi de reddedilmişti. Yasa sözde soykırımı reddedenlere, bir yıla kadar hapis ve 45 bin euro para cezası verilmesini öngörüyor.

  • Radovan Karadziç Bence Doğru Söylüyor

    Radovan Karadziç Bence Doğru Söylüyor

    Ne olursa olsun AKP’nin kapatılmaması, ülkemiz için hayırlı olmuştur.Hayırlı olmasına hayırlı olmuştur da, kararda bir tuhaflık vardır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bir kez daha ifade edelim ki; bu karar her ne kadar hukuki görünse de daha çok siyasi bir karar olarak hukuk ve ülke tarihimize geçmiş bulunmaktadır. Çünkü bize göre; Anayasa Mahkemesi, hukuki nedenlerden çok siyasi ve ekonomik nedenleri, yani ülkemizin sürüklenmesi muhtemel siyasi ve iktisadi kaos ortamını hesaba katmıştır kararını verirken. Yoksa sadece söylemlerine bakarak “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu” gerekçesiyle RP ve FP’yi kapatan bir mahkemenin, bu konudaki söylemi eyleme dönüştüren, yani türbanı hedef alarak anayasal düzenleme yapmaya kalkışan AKP’yi kapatması gerekirdi. Yani pozitif hukuk bunu gerektiriyordu. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin kararı farklı tecelli etmiştir. Daha doğrusu Anayasa Mahkemesi’nin kararı henüz tecelli etmemiştir! Şu andaki durum defacto bir durumdur! Yani ortalıkta fiili bir durum söz konusudur.

     

    Bunu biz söylemiyoruz. 2007 yılında bir ara AKP tarafından Cumhurbaşkanı yapılacağı da gündeme gelen Konyalı Sami Selçuk söylüyor. Peki, Sami Selçuk kimdir? Sami Selçuk, bu ülkenin belli başlı hukukçularından birisidir. Yargıtay Onursal Başkanıdır. İki dönem önce Yargıtay’ı o yönetiyordu çünkü. O, ayrıca bir hukuk profesörüdür. Şu anda Bilkent Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Açık söylemek gerekirse; Sami Selçuk, söylediklerine itibar edilmesi gereken bir şahsiyettir. Tıpkı Sabih Kanadoğlu ve Vural Savaş gibi…

     

    Prof. Dr. Sami Selçuk, “AKP hakkında açılan Kapatma Davası ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin kararı henüz oluşmamıştır” diyerek iddia makamını, yani kapatma davasını açan Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya’yı itiraza ve duruma vaziyet etmeye çağırıyor! Şu sözler kendisine aittir:

     

    “… Oylamaya göre, devlet yardımının kesilmesi yaptırımı ancak dört oyla çıkmıştır. Bu durum karşısında hem mahkemenin yasal biçimde oluşması, hem de toplama kuralı çiğnendiği için oylama butlan (hiçlik) ile sakatlanmış; karar çıkmamıştır. C. Başsavcılığı, karara karşı olağanüstü yollara başvurmalı, bu önemli kararın hukuka uygun biçimde çıkmasını sağlamalıdır.  Bu süreç işlemedikçe devlet yardımının kesilmesi yaptırımı uygulanamaz. Unutmayalım. Hukuk zar atmaz.”(bkz. Sami Selçuk, “Oylama geçersiz; karar çıkmamıştır” başlıklı makalesi, Star Gazetesi, 01.08.2008).

     

    ***

    Bu yazımızda asıl üzerinde durmak istediğimiz konu bu değil elbette. Ancak bu konu, gündemin diğer konuları için bir örtü görevi gördüğü için mecburen değinmek zorunda kaldık. Üzerinde asıl durmak istediğimiz konu Radovan Karadziç’tir. Daha doğrusu onun bazı sözleri.

     

    Malum; Bosnalı Sırpların lideri ve Bosnalı yüzbinlerce Müslüman’ın öldürülmesinin sorumlularından birisi olan Radovan Karadziç, 13 yıllık kaçak hayatı! yaşadıktan sonra nihayet yakayı ele vermiş durumdadır. Şu anda insanlık suçu işlediği gerekçesiyle Lahey’de yargıçların karşısındadır. 1992-1995 yılında yaşanan Bosna iç savaşında soykırıma tabi tutulan yüzbinlerce Müslüman Boşnak’ın öldürülmesinden sorumlu tutuluyor. Slobodan Miloseviç’ten sonra ikinci sorumlu olarak Lahey’de. Bu ikisi, Bosna’da yaşanan Genosit (soykırım)’in siyasi sorumluları olarak bilinmektedir. Geriye kaldı General Ratko Miladiç. Yani soykırım hareketinin askeri kanat sorumlusu…

     

    Medyaya yansıdığına göre; Radovan Karadziç’in yakalandığı sırada yapmış olduğu meslek de son derece ilginç. Karadziç, alternatif tıp üzerinde çalışıyormuş. Uzmanlık alanı erkeklerin ereksiyon sorununu çözmekmiş! Belli ki; Bosna-Hersek’te ırzına geçilen ve tecavüz edilen onbinlerce Müslüman Boşnak Kadını, Karadziç’e ilham kaynağı olmuş! Demek oluyor ki; bu konuda hayli tecrübeli ve beceriklidir! Umarız, tez zamanda o da Miloseviç’in akıbetine uğrar ve mahkeme sonunu göremeden geberip gider! Ancak hemen değil. Önce Bosna-Hersek’te döndürülen uluslar arası dolapları ve oynanan milletlerarası kirli oyunları bir güzel anlatsın, sonra nasıl olsa bir şekilde geberip gider…

     

    Onca hengâmede Dikkat ettiniz mi bilmiyorum; Radovan Karadziç Lahey’de ilginç laflar ediyor. Bir şekilde ABD’nin kirli çamaşırlarını ortaya boca ediyor. Mahkeme heyetine demiş ki; “Amerikalı diplomat Richard Holbrooke, 1996’da -Kaçarsan seni kovalamayacağız- diye bana söz verdi. Şimdi beni temizlemek istiyorlar!”(bkz. 02.08.2008 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde bulunan “Holbrooke ölümümü istiyor” başlıklı haber, s. 24).

     

    Habere göre; Amerikalı diplomat Richard Holbrooke ile 1996 yılında bir anlaşma imzaladığını da ileri süren Karadziç, siyasetten çekilip ortadan kaybolması karşılığında asla yargılanmayacağı garantisinin kendisine verildiğini, ancak Holbrooke’un son röportajlarında kendisi için “İdam cezasını hak etti” ifadesini kullandığını hatırlatarak şöyle konuşmuş; “O ve diğerleri beni temizlemek istiyorlar. Bu, ölüm-kalım meselesi. Bay holbrooke, hala ölmemi istiyor ve burada ölüm cezası olmamasına üzülüyorsa, merak ediyorum, acaba kolu buraya uzanabilecek kadar uzun mu?”(bkz. Aynı haber).

     

    Hürriyet’in aynı haberinde “Holbrooke: Anlaştık Ama Garanti Vermedik” alt başlığı altında ise Bosna savaşını sona erdiren Dayton görüşmelerinin ve dolayısıyla Bosna Barışının sözde mimari olarak bilinen Richard Holbrooke’un şu sözlerine de yer veriliyor:

     

    “Karadziç’in sözlerindeki doğruluk payı sıfırdır. Kendisiyle böyle bir anlaşma yapmam ahlak dışı olurdu. Kesinlikle böyle bir şey yok. Uydurulmuş bir hikâye. 1996’da Belgrad’a gidip Solobodan Miloseviç ve Karadziç’in iki adamıyla masaya oturdum. Karadziç’in siyasi hayattan çekilmesi konusunda anlaşmaya vardık. Bu anlaşma, görüşmelere katılmayan Karadziç tarafından da isteksizce imzalandı. Ancak ABD, Karadziç’e asla yakalamayacağı ve yargılamayacağı yönünde bir söz vermedi…”

     

    ***

    İşte size Radovan Karadziç’in ve Richard Holbrooke’un sözleri. Şimdi burada sizlere “Acaba hangisinin sözleri doğrudur?” ya da “Karadziç mi, yoksa Holbrooke mu yalan söylüyor?” diye sormayı abesle iştigal sayarım. Zira her ikisi de yalan söylüyor olabilir. Karaziç’in sözlerine “İftira”, Holbrooke’un sözlerine ise “Yalan” diyebilirsiniz. Ancak bana sorarsanız, Radovan Karadziç’in hayatı yanlışlarla doludur ama bu kez doğru söylüyor! Yalan söyleyen Richard Holbrooke’dur! Üstelik Holbrooke, Karadziç’le bir anlaşma yaptığını itiraf da ediyor. Slobodan Miloseviç’in akıbetine uğramak üzere olan R. Karadziç durduk yerde neden yalan söylesin ki? Zira söyledikleri yalan da olsa, gerçek de olsa artık bitmiş bir adam olduğunun kendisi de farkındadır. Üstelik ABD’nin “Önce kullan sonra deliğe süpür” şeklinde özetlenebilecek dış politikası ortada iken…

     

    Ayrıca Richard Holbrooke;  “… ABD, Karadziç’e asla yakalamayacağı ve yargılamayacağı yönünde bir söz vermedi…”  diyerek “Secaat arzederken Merd-i Kıbti, sirkatin söyler”  Türk atasözüne de uygun davranışlar sergiliyor. Anlaşalıcağı üzere; ABD, artık Radovan Karadziç’in teslim edilmesi vaktinin geldiğine karar vermiştir. Ya da AB’ye girmeye çalışan Sırbistan, Ulusal Kahramanı Karadziç’i satarak güya AB’ye ve ABD’ye cilve yapma kahpeliğinde bulunmuştur! Açık söylemek gerekirse; 13 yıldır bir türlü yakalanamayan Radovan Karadziç, kendisi gizlenmiyordu, bizzat birileri tarafından saklanıyordu. Demek oluyor ki; vakt-i kerahat geldi ve Karadziç’in bir şekilde teslim edilmesi zorunluluğu doğdu. Gerisi, büyük ölçüde lâf-ı güzaftır zaten… 

     

    Üstelik ABD, “Kullan at” politikasını her zaman uygulamıyor mu? Bu politikayı geçtiğimiz çeyrek asır içinde ilk önce İran’da uyguladı ABD. Şah Rıza Pehlevi’yi önce iyice pohpohlayıp şişirdi. Böylece Şahın elindeki petrolü ucuza kapattı ve karşılığında kendi elinde bulunan bütün demode ve külüstür silahları Şah’ın yönetmiş olduğu İran’a sattı. İran’dan alacağını aldıktan sonra Şah’ı Humeyni’ye teslim etmekte hiç tereddüt göstermedi. Bu sefer Saddam Hüseyin’e yöneldi ABD. Irak petrollerini ucuza kapatma adına Saddam Hüseyin’i şişirdikçe şişirdi ve sonunda onu İran’a ve Kuveyt’e saldırttı. Saddam Hüseyin ile işi bitince de onu ezeli düşmanı olan Iraklı Şiilere ve Kürtlere teslim edip, geldi Irak’taki petrol kuyularının ve su havzalarının başına bağdaş kurup oturdu.

     

    ABD aynı politikayı Afganistan’da da uyguladı. Önce Sovyet işgalini bahane ederek Peştunlara “Taliban” isimli bir örgüt kurdurdu ve bu örgüt üzerinden Afganistan’a yerleşti. Bu örgütün Rusları kovmasından sonra da bu örgüte cephe aldı. Aynı politikayı bu kez Yugoslavya’da uyguladı ve yine başarılı oldu ABD. Önce Yugoslavya’yı küçük küçük devletlere ayırdı. Ancak Yugoslavya AB’ye, özellikle de Almanya’ya yakın olduğu için burada rahat hareket edemedi. Çünkü AB, parçalanan Yugoslavya cumhuriyetlerinden bazıları ile bazı doğu bloğu ülkelerini hemen içine alarak ABD’nin Avrupa’daki yayılmasının bir anlamda önünü tıkamış oldu.

     

    Balkanlar’a yerleşmeyi kafasına koyan ABD, bu kez de önce Bosna’da, arkasından Kosova’da iç savaş çıkardı ve bu savaşları bahane ederek gelip Bosna-Hersek’e ve Kosova’ya yerleşti. İç savaş çıkarmayı uygun görmediği veya böyle bir savaşı başaramayacağını düşündüğü bazı ülkelerde ise (Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Kırgızistan vs) “Turuncu Devrim” adı altında devrimler yaptırarak kendisine yakın idareleri iş başına getirdi.

    Şu anda ABD, Bosna-Hersek ve Kosova vasıtasıyla Balkanlar’a, Irak ve Kıbrıs’taki İngiliz üsleri vasıtasıyla Ortadoğu’ya, Gürcistan vasıtasıyla Kafkasya’ya, Kırgızistan ve Afganistan vasıtasıyla Merkezi Asya’ya, Güney Kore vasıtasıyla da Uzak Doğu’ya yerleşmiş durumdadır.  ABD’nin bu şekilde sarıp sarmaladığı ve etki altına aldığı ülkelerdeki ekonomik ve politik sistemler ile hukuk sistemlerinin, ABD’yi görmezden gelerek bağımsız bir şekilde işlediğini iddia edebilir misiniz? Eğer bu soruya “EVET” diyebiliyorsanız, o zaman Prof. Dr. Sami Selçuk’un “Oylama geçersiz; karar çıkmamıştır” başlıklı yazısını bir kez daha okuyunuz lütfen. Hem bu yazıyı okuyunuz, hem de Cüneyt Zapsu’nun bir zamanlar ABD’de söylemiş olduğu iddia edilen ve siyasi darbı mesel haline gelmiş o meşhur özdeyişini bir kez daha hatırlayınız…

    5 Ağustos 2008

    Ömer Sağlam

  • Bu kadınları polisler mi bu hale getirdi?

    Bu kadınları polisler mi bu hale getirdi?

    Karakolda Dayak iddiası

    Uşak’ın Sivaslı İlçesi’nde, içki içip eğlenirken, gürültü yaptıkları iddiasıyla evlerine gelerek kendilerine uyaran polislerden şikayetçi olmak için gittikleri Emniyet Müdürlüğünde, dövüldüklerini ileri süren Nurten Peker, kardeşi Ayten Peker, arkadaşları S.D. ve komşularının oğlu A.K., savcılığa suç duyurusunda bulundu. Polisler de kadınlardan şikayetçi oldu.

    * Polisler bu hale getirdi…

    32 yaşındaki Nurten Peker ve 19 yaşındaki Ayten Peker, arkadaşları 16 yaşındaki S.D. ile birlikte pazar günü gittikleri ablalarının Sivaslı İlçesi, Everenli Mahallesi’ndeki evinde, gece geç saate kadar içki içip, eğlendi. İddiaya göre, eve gelen biri sivil polis İ.Ü. ile resmi üniformalı polis memuru H.Ç., “Gürültü yaptığınız için hakkınızda şikayet var” dedi. Bunun üzerine kapıyı açan Nurten Peker, polislerden kimliklerini ve şikayet olduğuna dair yazıyı görmek istedi. Kadınların iddiasına göre kendisini cinayet masasında komiser Cemil olarak tanıtan İ.Ü., Peker’in “Biz cinayet işlemedik” demesi üzerine, “İşimi sen mi öğreteceksin lan” diye bağırarak, hakaretlerde bulundu. Peker’in amirleriyle görüşmek istemesi üzerine, İ.Ü. ve H.Ç., “Amir de, memur da biziz” diyerek, evden ayrıldı. Polislerin evden ayrılmasının ardından ‘155 Polis İmdat’ yardım hattını arayan Peker, evine gelerek polis olduğunu söyleyen kişilerden şikayetçi olduğunu söyleyerek, nöbetçi amirle görüşmek istediğini belirtti. Ancak, “Bugün nöbetçi amir yok” cevabıyla karşılaştı.

    Bunun üzerine arkadaşı S.D., kardeşi Ayten Peker ve ablasının kapı komşunun oğlu 15 yaşındaki A.K. ile Sivaslı İlçe Emniyet Amirliği’ne giden Nurten Peker, yaşadıklarını şöyle anlattı:

    “Şikayet dilekçesi verdim. Ancak, polisler almak istemeyip, ‘Devletin polisini meşgul etmekten’ hakkında işlem yapmakla tehdit ettiler. Ben de bunun üzerine cep telefonumdan ‘155 Polis İmdat” hattını arayıp, ‘Telefonda şikayetimi kabul etmiyorsunuz, bari yazılı alınmasını sağlayın’ dedim. Ancak, telefon yüzüne kapandı. Bu sırada sonradan isminin İ.Ü. olduğunu öğrendiğim polis memuru cep telefonumu alıp, bana, kardeşim Ayten ve yanımdaki arkadaşım S.’ye vurdu. S., yere düştü. S.’yi kaldırıp, orada gördüğüm boş bir odaya götürüp, kendimizi içeri kitledim. Emniyet amiri olduğunu söyleyen bir kişi kapıyı kırarak, içeri girdi. S.’yi saçlarından tutarak, kafasını duvarlara çarptı. Sonra beni de saçımdan tutup, sürükledi. Ardından da ellerimi kelepçeleyip, darp ettiler. Bu sırada can havliyle bir polisin parmağını ısırdım. Aldığım darbeler nedeniyle bayılmışım. Üzerime su döktüler. Gözlerimi açtığımda, hastanedeydim. Kafamda, boynumda ve kollarımda darp izleri ve morluklar vardı. Polisler, sabah beni hastaneden alarak, savcılığa götürdü. Üç polis memurundan da şikayetçi oldum. Yanımdaki arkadaşım S. ile A. de polislerden şikayetçi oldu.”

    Sivaslı İlçe Emniyet Müdürü Mustafa Hilmi Özgönül, ihbar üzerine uyarıda bulunmak üzere eve giden polis memurlarının hakarete uğradıkları ve görevlerini yapmalarının engellendiğini belirterek, kadınların şikayet için geldikleri ilçe emniyet müdürlüğünde dövüldüklüre iddilarıyla ilgili ise soruşturma başlattıklarını söyledi. Özgönül, tarafların karşılıklı olarak birbirlerinden şikayetçi olduklarını soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.

    Hürriyet

  • BİRİNCİ BİTİRDİ

    BİRİNCİ BİTİRDİ

    Yalin ÖZER/BERLIN | 02.08.2008

    Adanalı Akkuş Ailesi’nin 12 yaşındaki kızı Aylin Akkuş Berlin Neukölln Regenbogen İlkokulu’nu birinci olarak bitirdi.

    Okulu 1.3 not ortalamasıyla birinci bitiren Aylin başarı madalyası ile ödüllendirildi. Okul birincisi elde ettiği başarısında ailesinin büyük desteği olan Aylin,’ Her gün çok yoğun ders çalıştığım söylenemez, fakat düzenli ve planlı olarak ödevlerimi yapıyorum, dersi derste dinliyorum. Bu sayede öğreniyorum’ sözleriyle başarısının sırrını açıkladı.

    Aylin’in babası Murtaza Bey ise, ‘Kızımla gurur duyuyorum, yılmadı, çalıştı ve sonunda bunun meyvalarını topladı. Daha önünde uzun bir yol var , inşallah hep böyle başarı ve gurur ile gidecek’ dedi. Başarılı öğrenci Aylin öğrenimine Albert Schweitzer Oberschule’ye devam edecek.

  • KGS İZİNCİLER İÇİN SORUN OLDU

    KGS İZİNCİLER İÇİN SORUN OLDU

    Türkiye’de Boğaziçi köprüleri ile paralı otoyollarda giriş ve çıkışlarındaki araç yoğunluğunu önlemek üzere başlatılan Otomatik Geçiş Sistemi (OGS) ile Kartlı Geçiş Sistemi (KGS)bir çok izinci için sorun oldu.

    Özellikle İstanbul üzerinden memleketlerine devam etmek isteyen birçok Avrupalı Türk, KGS kartlarını dolduracak yer bulamadıkları için ‘kaçak’ durumuna düştüklerini söylediler. 14 yıldan beri Frankfurt’ta yaşayan Karamanlı Mehmet Kocaer (38), İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne girişte seyyar satıcılardan 35 YTL’ye satın aldığı KGS kartı yüzünden sorun yaşadığını belirterek, başına gelen olayı şöyle anlattı:

    ‘Tüm yol boyunca otoyol ücretlerini bu kartla sorunsuz ödedik. Kredisi bittiği zaman kartı her hangi bir Ziraat Bankası şubesinden doldurabileceğim söylendi. Dönmeden önce hem Karaman hem de Ankara’daki Ziraat bankalarından elimdeki kartı doldurmak istedim. Şube şube dolaşmama rağmen kartı dolduracak bir şube bulamadım. Polise sordum; ‘Böyle devam edin. Sorun çıktığı yerde ödersiniz’ dedi. İstanbul’da saat gece 1.30 sıralarında köprüden geçtiğimizde kredi yeterli olmadığı için alarm çaldı. Yol kenarına çekip polise ödeme yapmak istedim. Bizi karayollarına yönlendirdi. Ancak o saatte kimseyi bulamadık. O zaman sınırda ödeme yapabileceğimi belirttiler. Sınırda da ödemek istedik. Kimsenin haberi yok. Böylece çıkıp geldik. Şimdi ne olacak ben de bilmiyorum. Lütfen yetkililer buna bir çare bulsun. Önümüzdeki yıl geldiğimiz zaman büyük ceza ödemek istemiyorum.’

  • İTTİFAK HOLDİNG’E CEZA

    İTTİFAK HOLDİNG’E CEZA

    04.08.08

    Stuttgart Yüksek Eyalet Mahkemesi, Konya merkezli İttifak Holding mağduru Ünal A. davasını karara bağlayarak, İttifak Holding’i ana parayı yasal faiziyle birlikte ödemeye mahkum etti. Mağdurlar Holding’in parayı ödememesi halinde icra yoluna gidebilecekler.

    Yüksek kar vaadiyle Avrupalı Türklerden para toplayan yeşil sermaye holdinglerinden Konya merkezli İttifak Holding’i Stuttgart Yüksek Eyalet Mahkemesi mahkum etti. 1999 yılında İttifak Holding’e 40 bin mark yatıran Ünal A.’nın açtığı davayı karara bağlayan yüksek mahkeme, İttifak Holding’in ana parayı yasal faiziyle geri ödemesine karar verdi.

    Davayı kazanan Ünal A.’nın avukatı Ünal Taşhan, mahkemenin bir yılda davayı sonuçlandırdığını belirterek, ‘Müvekkilim 1999’da İttifak Holding’e 40 bin mark yatırmış. Aradan geçen sürede parasını geri alamayınca geçtiğimiz yıl olayı mahkemeye taşıdık. 1 yıl süren dava sonucunda yüksek mahkeme, müvekkilimi haklı bularak, ana parayı yasal faiziyle Euro karşılığında geri ödemeye mahkum etti’ dedi.

    Ödemezlerse icraya gideceğiz

    İttifak Holding’in parayı ödememesi halinde icraya başvuracaklarını söyleyen Avukat, ‘Bununla ilgili Türkiye’deki avukatlarımız gerekli alt yapı çalışmalarını yaptı.  Öncelikle Almanya’da kazanılan bu davayı tanıtmamız gerekiyor. Mahkemenin tanıdığı yasal sürede ödeme gerçekleşmezse, hemen Türkiye’de tanıma davası açacağız. Peşinde de icra yoluna gideceğiz’ diye konuştu.

    Emsal olacak bir karar

    Stuttgart Yüksek Eyalet Mahkemesi’nden çıkarılan bu kararın diğer davalar için emsal teşkil edeceğini söyleyen avukat Taşhan, ‘İlk kez Almanya’da yüksek mahkeme düzeyinde İttifak Holding için bir karar çıkartıldı. Yüksek mahkemenin bu kararı diğer davalar için emsal teşkil edecektir’ şeklinde konuştu.

  • BAVYERALI TÜRKLERLE GURUR DUYUYORUM

    BAVYERALI TÜRKLERLE GURUR DUYUYORUM

    NÜRNBERG | 04.08.2008

    Bavyera Eyalet Başbakanı Günther Beckstein, 28 Eylül’de yapılacak eyalet meclis seçimleri nedeniyle Nürnberg’de düzenlenen bir yemekli toplantıda, son futbol şampiyonasında Türk ve Alman bayraklarıyla sokağa dökülen Bavyeralı Türkler’le gurur duyduğunu söyledi.

    ALMANYA’nın en büyük eyaleti Bavyera’nın Başbakanı Günther Beckstein (CSU), eyaletinde yaşayan ve “Bavyeralı Türkler” olarak nitelendirdiği Türkler’le gurur duyduğunu söyleyerek, son Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Türk taraftarın Türk ve Alman bayraklarıyla sokaklara dökülmelerinin sevindirici olduğunu kaydetti.

    Görev almaya hazırız

    Avrupa Türkiye Turizm İş Konseyi Başkanı Hüseyin Baraner’in, 28 Eylül 2008 tarihinde Bavyera’da yapılacak eyalet meclis seçimleri nedeniyle Nürnberg kentinde düzenlediği yemekli toplantıya, Bavyera Eyaleti Başbakanı Beckstein’in yanı sıra, Kemer Belediye Başkanı Hasan Şeker, Hürriyet Avrupa Yazıişleri Müdürü Halit Çelikbudak ile başta CSU’lu eyalet milletvekilleri Christa Matschl, Günter Gabsteiger, Türk Alman Bavyera Tabibler Birliği Başkanı Başkanı Op. Dr. İsmail Baloğlu ve eşi Gabrielle, olmak üzere çok sayıda CSU’lu yerel politikacı, Türk ve Alman 40 işadamı da hazır bulundu.
    Yemekli toplantının açılış konuşmasını yapan Hüseyin Baraner, Almanya’da yaşayşan Türkleri de artık Alman toplumunun bir parçası olduğunu vurgulayarak, “Türkler de artık Almamya’nın şekillenmesinde görevler almaya hazır” dedi.

    Dil öğrenimi yuvada başlar

    Daha sonra söz alan Eyalet Başbakanı Beckstein, öncelikle Kemer Belediye Başkanı Hasan Şeker’in de Türkiye’den gelip bu toplantıya katılmasından büyük memnuniyet duyduğunu belirterek, “Kendisinin tek bir kusuru var, o da Almanca bilmemesi. Konuştuklarını anlamasam da kendisinin harikulade, çok misafirperver ve çok candan bir insan olduğunu söyleyebilirim. Eşlerimiz de çok iyi anlaştı ve aralarında reçel tarifi alışverişi yaptılar. Misafirperverliğe örnek olan Sayın Şeker ve sevgili eşine tekrar hoşgeldiniz Almanya’ya diyorum” dedi.

    Beckstein, Almanya’da yaşayan göçmen çocukların başarılı olmaları için başlıca şartın Almanca’nın iyi öğrenilmesi olduğuna vurgu yaparken, “Bu nedenle, biz göçmen kökenli çocukların dil öğrenimini yuvadan itibaren başlıyoruz. Göçmen kökenli her bir çocuk, yuvada eğitmenlerin harcadığı efor açısından 1,3 çocuk olarak sayıldığını söyledi. Bu nedenle yuvalarda göçmen çocukların bulunduğu gruplar daha küçük ki, çocuklardan her biri daha fazla teşvik edilsin ve desteklenebilsin diye” dedi.

    Türkiye bölgesinde önemli bir köprüdür

    Kendisini, toplum içindeki sorunları açık bir dille konuşabilen bir kişi olarak tanımlayan Beckstein, Türkiye’nin dünyada demokratik ve laik olan tek ülke olması nedeniyle, bulunduğu bölgede bir köprü vazifesi gördüğünü belirterek, “Son gün ve haftalarda, Türkiye’de kaçırılan Bavyeralılar nedeniyle Türk hükümet yetkilileriyle sık sık telefonla görüştüm. Eskiden, bu tür ilişkiler diplomatik düzeyde kalırdı. Bugün ise ilişkilerimiz çok daha yoğun” dedi.

    Hızlı adımlarlayakınlaştırılmalı

    Türkiye’nin AB üyelik konusuna da değinen Beckstein, üyelik sürecinde, Türkiye’nin tam üyeliğine odaklanmak yerine, dünyanın en büyük devlet adamlarından olan Atatürk’ün kurduğu bu ülkenin Avrupa’ya nasıl daha da yakınlaştırılabileceği üzerinde yoğunlaşılması gerektiğini belirterek, “Biz CSU olarak Türkiye’nen büyük adımlarla Avrupa’ya yakınlaştırılmasından yanayız. AB de, genişleme sürecindeki kararlarında güvenlik ve dış politikada hareket kabileyetini yitirmeyecek şekilde genişleme sürecini yürütmeli ve yönetmelidir” dedi.

    Hedef yüzde 50’nin üzerinde oy almak

    Sekiz hafta sonra Bavyera’da yapılacak eyalet seçimlerinin tüm siyasi partiler için heyecanlı olacağını vurgulayan Beckstein, son kamuoyu yoklamalarına göre, partisi CSU’nun yüzde 48 ile yüzde 52 arasında oy alması beklendiğini ifade ederek, “CSU, önümüzdeki seçimlerde yüzde 50’nin üzerinde oy alma hedefi koyan Avrupa genelindeki tek bir siyasi partidir. Eğer oy oranımız yüzde 45 veya yüzde 43’lerde kalsa bile, tek başına iktidarda kalma sorunumuz olmaz. Ama hedefimiz yüzde 50’nin üzerinde oy almaktır ki, federal düzeydeki politakaya bundan sonra da etkimiz olabilsin” dedi.
    Hazırladıkları seçim programıyla 2020 yılına kadar Bavyera Eyaleti olarak dünyanın en çok kalkınmış ilk beş bölgesi arasına girmeyi hedeflediklerini anlatan Beckstein, “Önümüzdeki üç yılda yarısı mühendislik ve fen bilimleri olmak üzere 38 bin kişiye yüksek öğrenim imkanı sağlayacağız” diye konuştu.

  • ALMANYA’NIN UMUDU LEVENT

    ALMANYA’NIN UMUDU LEVENT

     İsa DEVEÇEKEN/ FRANKFURT

    Türk genci Levent Tuncat Pekin’de yapılacak olan Olimpiyatlarda tekvando dalında Almanya’nın altın umudu. 12 Almanya, 3 Avrupa Şampiyonluğu yanında bu yılki Amerika’da US Open Turnuvası’nın galibi olan 20 yaşındaki Levent,’Altın madalya’ için dövüşeceğini söyledi. 

    Almanya’nın Duisburg Kenti’nde doğup büyüyen 20 yaşındaki Türk genci Levent Tuncat, 2008 Pekin Olimpiyatları’nda Almanya’nın altın madalya umudu. Küçük yaşta başladığı Tekvando’da başarılı bir performans çizerek adeta şampiyonluklara abone olan Levent Tuncat’a Alman ‘Vanityfair’ dergisi iki tam sayfa ayırdı. Almanya’nın 7 Altın madalya umudundan birisi olarak lanse edilen Levent için “Onu şimdiden Şampiyon ilan edebiliriz’ yorumu yapıldı.

    Bruce Lee hayranı

    4 yaşından itibaren izlediği Bruce Lee filmlerinden etkilenerek tekvandoya başlayan Levent Tuncat ilk şampiyonluğunu 6 yaşında iken aldı. Babasının futbolcu olmasını istediği için ilk olarak futbol kulübüne götürdüğünü söyleyen Levent,” LeBruce Lee’ye hayranlığım iyice artmıştı. Babama futbolu bırakıp tekvandocu olacağımı söyleyince çok kızmıştı. Fakat isteğimi kırmayıp beni tekvando kulübüne yazdırdı” dedi.

    Altın madalya ile dönecek

    12 kez Almanya şampiyonu olan Levent son üç yılında Avrupa şampiyonluğunu kazandı. Amerika’da 2008 US OPEN Turnuvası’ndada birinci olan Levent, iddialı olduğunu söyledi. Hergün üç kez ikişer saat süren antrenmanlarla hazırlyandığnı vurgulayan Levent şunları söyledi:” Altın madalya için dövüşüp, Pekin’den Almanya’ya şampiyon olarak döneceğim. Türk gencinin neler yapabileceğini tüm dünya görecek”‘

  • İZİN YOLU ÇİLESİ MASAYA YATIRILACAK

    İZİN YOLU ÇİLESİ MASAYA YATIRILACAK

    Ünal ÖZTÜRK / AMSTERDAM | 04.08.2008

    İOT’nin (Hollanda’da Türkler için Danışma Kurulu) Genel Sekreteri Mustafa Ayrancı, Avrupa’daki vatandaşlarımızın Bulgaristan’dan geçişleri sırasında karşılaştıkları sıkıntılara son verilmesi konusunda görüşmelerde bulunmak üzere Sofya’ya gidecek.  

    Hollanda hükümetine toplumumuzla ilgili konularda danışmanlık yapan İOT’nin (Hollanda’da Türkler için Danışma Kurulu) Genel Sekreteri Mustafa Ayrancı, Avrupa’daki vatandaşlarımızın Bulgaristan’dan geçişleri sırasında karşılaştıkları sıkıntılara son verilmesi konusunda görüşmelerde bulunmak üzere Sofya’ya gidecek.

    Hollanda Dışişleri Bakanlığı’nın girişimleriyle bir süre önce Lahey’de düzenlenen ve Bulgar yetkililerin de katıldığı toplantıda yıllardır yaşanılan sıkıntıların anlatıldığını belirten Ayrancı, 18 Ağustos tarihinde Sofya ile sınır kapılarında yapacağı temaslara ilişkin davetin Bulgaristan Dışişleri Bakanlığı’ndan geldiğini söyledi.

    Mustafa Ayrancı Bulgar makamlarıyla görüşmelerde bulunacağını ve yetkililer ile birlikte sınır kapılarında inceleme yapacağını kaydetti. Vatandaşlarımızın rüşvet başta olmak üzere her türlü yasa ve insanlık dışı davranışlara maruz kalmalarına son verilmesini sağlamak amacıyla yıllardır mücadele yürüttüklerini belirten İOT Genel Sekreteri Ayrancı, ‘Bulgaristan’dan geçiş sırasında yaşatılan sıkıntılar bir kez daha masaya yatırılacak. Artık bu soruna son verilmesini istiyoruz’ diye konuştu.

  • CLAUDİA ROTH BODRUM’DA

    CLAUDİA ROTH BODRUM’DA

    BODRUM | 04.08.2008 

    Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, Bodrum Sağlık Vakfı’nda eğitim gören engelli öğrencileri ziyaret etti.  

    Yardımsever insanlardan engelli çocuklara yönelik hizmet veren vakıflara  yardım etmelerini isteyen Roth, “Bodrum’da da türlü sektörlerde çalışan birçok varlıklı insan yaşıyor. Bu insanlar, engellilerin eğitimine mutlaka destek olmalı’ diye konuştu. Roth, bir gazetecinin sorusu üzerine, Anayasa Mahkemesi’nin AK Parti’yi kapatmama kararının yerinde olduğunu söyledi.

    Roth, şunları kaydetti: ‘Doğru bir karar verildi. Bu sayede AK Parti’ye de şans doğdu.  Özellikle Türkiye’nin yeniden bütünleşebilmesi için yerinde bir karar. Türkiye’nin tek sorunu başörtüsü değil. Özgürlükler, düşünce özgürlükleri ve demokrasi. Bunlar çok daha öndeki sorunlar. Gelecekte Türkiye birbirine dönüşmek yerine daha da bütünleşecek ve böylelikle de  güçlenecek, Avrupa’da çok daha fazla dostu olacak. Bu dost ülkeler de Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokma sürecinde yardımcı olacaklar.’
           
    AK Parti’nin reformları sürdürmesi gerektiğini ifade eden Roth, ‘AK Parti’nin, AB’ye girme sürecini hızlandırmak için yenilikleri ve çalışmaları hızlandırması gerekiyor. Ancak tüm bunlar, AK Parti’nin eleştirilmeyeceği anlamına da gelmiyor’ dedi.
           
    Bodrum Sağlık Vakfı Başkanı Birol İnan ise Roth’un ziyaretinden memnun olduklarını kaydetti. Roth’un kızkardeşinin çocuklarının da engelli olduğunu belirten İnan, şöyle konuştu: ‘Roth’un böyle bir vakfın varlığından haberdar olmalarını istedik. Amacımız herhangi bir yardım talebinde bulunmak değil. Bizim amacımız vakfımızı tanıtarak ürettiğimiz projeleri karşılıklı yardımlaşmayla hayata geçirmek. Başkan Claudia Roth ile ileride ciddi projelerde işbirliği yapabiliriz’ diye konuştu. Roth, vakıfta eğitim gören engellilerle bir süre sohbet etti. Roth, engelli çocuklarla resim yaptı.

  • İslamcı Derin Devlete Doğru…

    İslamcı Derin Devlete Doğru…

     
      
     Cumhuriyet Basyazi
     
     
     

    Türkiyenin dünya çapında bir ilgi odağına dö-nüştüğü kesin!.. Anayasa Mahkemesinin kararı öncesinde ve sonrasında çarpıcı biçimde bu olgu görüldü ve yaşandı.

    Anayasa Mahkemesi önce gerekçeli bir teşhis koydu, AKPnin laiklik karşıtı eylemlerin odağına dö-nüştüğünü saptadı, sonra bu yolda ciddi bir uyarıyı gündeme getirdi.

    Ne var ki karardan sonra oluşan yorumlar ve tepkiler Türkiyedeki coğrafi, ideolojik ve siyasal kavganın yatışacağına ilişkin umutlar vermiyor.

    *

    Geçmişte de Türkiye Cumhuriyeti çok çalkantılı ve bunalımlı günler yaşadı. Ancak o günlerle bu günler arasında derin farklar bulunmaktadır.

    Geçmişte Doğu-Batı bloklarına dayanan dünya dengelerinde Türkiye Sovyetlere karşı savaşta İleri Karakol niteliğinde görülüyor, bu işleriyle anti komünist siyasetin devlet yapısında ağırlık kazanması güvence için doğal sayılıyordu.

    Doğu-Batı ikilemi çözülüp de dünya yeni bir sürece girince soru işaretleri gündeme girmeye başladı.

    Bir Amerikan askeri dergisinde yayımlanan Türkiye haritasında Anadolunun parçalanmış hali, can sıkıcı değişikliğin işaretlerindendir.

    Bugün ise Ortadoğudaki göstergeler, istekler ve eylemler Türkiye hesabına iyimserliğe yer bırakmıyor.

    *

    Çok yinelenen bir tasarıma göre Batı, Türkiyeye ne olduğu belirsiz bir İslam demokrasisini yakıştırmaktadır.

    Avrupa Birliğinde ülkemize dönük özel ortaklık statüsü, ABDnin Büyük Ortadoğu Projesine denk düşmektedir. Güneydoğu Anadoluda Kuzey Irakla birlikte düşünülen aşiret altyapısına dayalı federatif eğilimlerin son günlerde yine ısıtılması, tablonun öteki ucunda rağbet görmektedir. Böylece oldukça geniş bir coğrafyayı kapsayan olumsuz dış dinamiklerin hızlandığı bir sürece girmiş bulunuyoruz.

    *

    Tam bu sürecin hızlandığı zamanlama içinde ortaya çıkan ya da çıkarılan Ergenekon soruşturmasının boyutları ve amaçları ise dikkate değer…

    Ergenekon bir yıl önce dinci kesimde ortaya atıldığı zaman, medya bugünkü durumunda değildi.

    Bir yıl içinde dengeler çok değişmiştir.

    Her ne kadar Ergenekon davasında iddialar ve suçlamalar gülünç görünse Cumhuriyet 04.08.2008

    de belirli bir amaca yönelik hedefleri içerdiği anlaşılıyor.

    Medyada, cihet-i askeriyede, üniversitede, politikada, iş hayatında, Emniyette, istihbaratta, gizli örgütlerde, piyasada dünden bugüne saptanan çevreler ve kesimler 2500 sayfalık bir iddianamede, ilgisi bulunmayan kişileri bir araya getirmiştir; belli bir amaca hizmet etmektedir.

    Bu karışık tabloda yalnız İslamcılar kesiminden kimse yoktur.

    *

    Anti komünist süreçte devletlerin gizli örgütlerinde oluşturulan ve gladyo adı verilen, ya da Derin Devlettabir edilen oluşumlar Batıda çoğunlukla tasfiye edildiler.

    Türkiyede şimdi bu süreç mi yaşanıyor?

    Yaşanıyorsa, antikomünist gladyonun yerine İslamcı Derin Devlet mi ikame ediliyor?

    Gerçekleştirilen operasyon; hukuk, adalet ve yasalara ne ölçüde uygundur?

    Bir karşı devrimin sürecini örtülü de değil, açık biçimde yaşamakta mıyız?

    Gerçek şudur ki Türkiyede yaşanan olay, artık beynelmilel bir tasarıma dönüşmüş Ilımlı İslam modeli projesiyle örtüşmekte, Ergenekon da bu planlamanın bir ayağı görüntüsünü taşımaktadır.

    Laik Türkiye, hukuk devleti niteliğini korumak istiyorsa, dikkatlerini bu dava üzerine yoğunlaştırmalıdır.

    NATOcu derin devleti tasfiye ediyoruz diye İslamcı derin devleti yaratmak tuzağına düşülmemelidir.

     

  • “Türkiye’de tatil bir biradan daha ucuz”

    “Türkiye’de tatil bir biradan daha ucuz”

    Türkiye “ucuz tatil cenneti” olarak tanınmıştı. Ancak sonbahar kampanyalarındaki fiyatlar, “Bu kadar da olmaz” dedirtiyor. İngiliz Thomson, Ekim – Kasım ayları için haftada 14 Paund’a (30 YTL) turlar düzenlediğini duyurdu. Paketlerden birisinde, Marmaris İçmeler’de günlüğü 2 Paund’a (5 YTL) oda- kahvaltı var..

    Dünya’da kaç ülkede günde 5 YTL’ye “oda kahvaltı” tatil yapabilirsiniz? Türkiye ve Yunanistan’da sonbahar fiyatları bu rakamlara kadar düştü. TUI ile birleşen İngiliz Thomson , Ekim-Kasım dönemi için Türkiye’ye haftalık 14 Paund’a (30 YTL) turlar düzenlemeye başladı. Thomson’un duyurduğu sınırlı tur paketlerinde bir hafta Marmaris İçmeler’de günlüğü 2 Paund’a (5 YTL’den bile daha az) tatiller yer alıyor. Bu fiyatlara sınırlı sayıda Yunanistan tatil paketleri de hazırlandı. Fiyatlar, İngiliz gazetesi Daily Exppress’te “Gecesi 2 Paund’a fiyat savaşları” başlığı ile manşet oldu. Haberde “Bir bardak bira fiyatına tatil” yorumu yapıldı.

    Bu tatillerde yüzme havuzu olan, sahile yakın iki ya da üç yıldızlı otellerde kalınıyor. Uçak bileti pakete dahil değil. Ancak tur şirketi ucuz bilet temin etmekte de yardımcı oluyor.

    Daily Express Gazetesi, manşetten duyurduğu haberinde bu fiyatların diğer tur operatörlerini de harekete geçireceğini ve fiyatların daha da düşebileceğini belirtti.

    Konuyla ilgili olarak konuşan Thomson sözcüsü; “Her iş alanında olduğu gibi biz de dönem dönem kısıtlı bütçeye sahip olanlar için bu tarz promosyonlar yapıyoruz. Müşterilerimize mümkün olan en iyi şartları sunmaya çalışıyoruz” dedi.

    İngiliz Seyahat Acentaları Birliği ise “Bu fiyatlar yoğun dönemler dışında tatil yapmak isteyenler için oldukça iyi. Türkiye bu yıl oldukça popüler bir tatil rotası oldu. Euro bölgesinin dışında olması İngiliz turistlere cazip geliyor. Geçen yıldan beri rezervasyonlar yüzde 20 artış gösterdi” açıklaması yaptı.

    Thomson’un sonbahar ayları için düzenlediği promosyon paketinde Mayorka da geceliği 4 Paund’luk paketler ile seçenekler arasında yer alıyor.

  • Beyoghlow: Türkiye’nin bölgede rolü büyük

    Beyoghlow: Türkiye’nin bölgede rolü büyük

    Beyoghlow, Washington’da bulunan Rumi Forum adlı kuruluşta “Irak’ın Geleceği ve ABD Ulusal Çıkarları” konulu bir konuşma yaptı.

    Washington’da bulunan Ulusal Harp Akademisi (NWC) öğretim üyesi ve Orta Doğu uzmanı Dr. Kamal Beyoghlow, Türkiye’nin bölgesinde çok önemli bir stratejik rol oynayabileceğini, şu an bu konuma sahip olduğunu ve bunun avantajlarını kullanması gerektiğini belirtti.

    Beyoghlow, ABD ve İran arasında geniş görüşmeler yapılmasının ve bu görüşmelerin sadece İran’ın nükleer faaliyetlerine değil, ilişkilerin geneline de odaklanmasının gereğine işaret etti.

    “Türkiye ve ABD de geniş bir yaklaşım içinde birlikte çalışmalılar” diyen Beyoghlow, “sadece Irak konusunda değil, İran konusunda da. Şu an Türkiye’deki hükümet, çevresindeki tüm ülkelerle ilişki kurmaya çalışacak kadar akıllı. Bu da çok iyi bir yaklaşım” diye konuştu.

    Irak’ın kuzeyindeki terör örgütü PKK varlığının nasıl ortadan kaldırılacağına ilişkin bir soru üzerine de Beyoghlow, ABD ile Türkiye arasındaki stratejik ortaklığa işaret ederek, bu işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

    Beyoghlow, bir başka soru üzerine, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin oldukça sağlam olduğuna ve ilişkilerin yapısının da son derece iyi olduğuna dikkat çekerek, zaman içinde iki ülke ilişkilerinin daha da şeffaflaşmasının önemini dile getirdi.

    Türkiye’nin ulusal çıkarları konusundaki bir soru üzerine de Beyoghlow, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Bağdat’a yaptığı ziyareti hatırlatarak, “bu ziyaretin Türkiye’nin Irak’a birlikte çalışmak konusunda önemli bir mesaj verdiğini” düşündüğünü belirtti. Beyoghlow, Türkiye’nin istikrarlı bir Irak ve istikrarlı bir bölge istediğini dile getirdi.

    Beyoghlow, “Şu an hem ABD’nin hem Türkiye’nin stratejik çıkarlarını güçlendirmek için kullanabilecekleri bir stratejik ortaklığın mevcut olduğuna inanıyorum. Bu ortak çıkar da, Irak’ta uzun vadede istikrarlı, güçlü ve merkezi bir hükümetin korunmasıdır” dedi.

    AA

  • ERİVAN GÜNLÜĞÜ II

    ERİVAN GÜNLÜĞÜ II

    ERMENİ GENÇLERLE BARIŞ DİLİYLE SÖYLEŞİYORUZ… YULYA, ANUŞ, RUZAN, LİANNA VE RUDİK KARDEŞLİĞİ YAPILANDIRACAK
    Adnan Genç

    Kaynak: Birgün
    Yer: Türkiye
    Tarih: 5.8.2008

    YULYA, ANUŞ, RUZAN, LİANNA VE RUDİK KARDEŞLİĞİ YAPILANDIRACAK

    “Bizler savaş ve yokluğu yaşamış bir halkın çocuklarıyız. Ama barışın ne kadar önemli olduğunu yaşadığımız şu günlerde iyice kavramış olarak biliyoruz. Gelişmek isteğimizi sadece barışla sağlayabiliriz. Tutucu fikirler ve kapalı kafalarla bunu yapamayız”…

    Gençlerin Türkiye toplumuyla olan ilişkilerini öğrenmek istiyoruz. Vova Müzik Grubu’nun Erivan’a yaptığı başarılı olduğu kadar kalıcı ve sahici etkileri olduğunu da düşündüğümüz turnenin izlenimlerine koşut olarak, özellikle gençlerin Türkiye hakkında, barış hakkında sözleri olmalıydı. Çevirmenimiz Arpi Çakar üniversite öğrencisi beş genç buluyor ve söyleşiye oturuyoruz. Yarı İngilizce, yarı Türkçe ve çokça da Ermenice’nin konuşulduğu ama sözlerdeki temel motifin hemencecik barış tınılı bir söyleme dönüştüğü muhabbetimize başlıyoruz. 

    ÇOK HEYECANLI VE MUTLUYUZ…

    Ruzan 19 yaşında ve Erivan Devlet Üniversitesi’nde Politik Bilimler okuyor. Ruzan biraz da sözcü gibi konuşuyor. Diğer gençlere de onaylattığımız sözleri umut verici: “Biz Türkiye’den bir kültür grubunun gelmesine çok sevindik. Türkiye’yi hep izliyor ve merak ediyoruz. Batıya açılan kapımızın bu komşumuz üzerinden olduğunu biliyoruz… Hemşinlileri de çok az biliyor ve merak ediyorduk. Tarihlerini biliyorduk zaten. Ama hiç karşılaşmamıştık… Hakikaten bu tanışma ve kaynaşma fırsatını çok değerli bulduk. Hemşinliler’in eski çağlardaki dinlerini korumamış olsalar bile kültürlerinin korunmuş ve saklanmış bir halk olduğunu biliyorduk. Bu insanlarla tanışmak elbette enterasandı. Birbirine yakın özelliklerimizi merak ediyorduk. Müslümanlaşmış olduklarını bildiğimiz ve Ermeni kökenli insanlar olduklarını öğrendiğimiz bu topluluğu birkaç yıldır merak ediyorduk. Nasıl oluyordu da, dilleri aynı ama dinleri farklı… Gerçi bunların hiçbir karşılığı ve yaratacağı özel bir sıkıntı yok, olmamalı da. Ben onları kardeşlerim gibi görüyorum, tanıdıkça buna da sevindim. Hemşinliler kabul etmeseler bile ben onları Ermeni kökenli olarak görüyorum.”

    Giden toplulukta; hem müzisyenler hem de akademisyenler bu görüşe birebir katılmıyorlar tabii. Nasıl hissediyor olduğumuzun ve bu hisle yaptığımız kültürel arkeolojik çalışmanın kendisinin daha önemli olduğunu hatırlatıyoruz. Beklenmedik bir olgunlukla karşılanıyoruz. “Sizlerden her anlamda birleşme ve bizim önkabullerimize göre davranmanızı zaten beklemiyoruz. Kendinizi ne hissediyorsanız, osunuzdur” diyorlar. Üzerimizdeki yük kalkıyor. Bizler Hemşinli olduğumuzu ve Türkiye toplumunun bir parçası olduğumuzu özellikle vurguluyoruz.

    Gruptan Lianna da hem eğitimini alan hem de şimdiden gazetecilik yapan çok genç bir kız öğrenci… Vurgusunu gelecek üzerine düşüncelerine gönderme yaparak belirtiyor: “Bizim kültürümüz burada çok zengin ve geniştir. Savaş zamanlarında birçok değerli varlığımızı yitirdik. Ruslara kaptırdık değerlerimizi… Kaybolan kültürlerimizden birini, yok olmaya yüz tutmuş değerlerimizden birini de sizler gündeme getirdiniz… Özellikle dilinizi merak ediyorduk. Konser sırasında ve konferans boyunca hep dilinizdeki tınıyı ve anlamayı istediğim sözcükleri kavramaya çalıştım. Batı Ermenicesini de Doğu Ermenice’sini de dilimiz sayıyoruz. Ama 1000 yıl öncesinin dili olduğu iddia edilen Hemşince’nin araştırılmasını isterim… Bu eski ve bozulmamış dilin asıl Ermenice olduğunu söylüyorlar. İlginç ve önemli buluyorum bunu… Kısaca, barışçı bir gelecek istiyorsak, araştırmanın ve doğru bilginin peşinden ayrılmadan ortaklaşabilmeliyiz. Benim umudum da bu.”

    ‘BARIŞÇI BİR DÜNYA İSTİYORUZ’

    Anuş mini minyon ve sarışın bir kız. Adı da zaten ‘güzel-tatlı’ anlamına geliyor. Hukuk okuyor. O da diğer iki arkadaşı gibi düşünüyor ve ortaklaştırdığımız sorularımızdan bir bölümüne de o yanıtlar veriyor: “Size ilişkin hiçbir şey bilmiyordum. Hatta burada çıktığını söylediğiniz ‘Hemşinlilerin Sesi’ adlı gazeteyi bile duymamıştım. Daha çok gencim ve bu tür çalışmaların başlamasını, yapılıyor olmasını çok değerli buluyorum. Ülkenize gelip, gezmeyi ve yaşıtlarımla da tanışmayı çok isterim… Biz gençler arasında tarihe referans yapan pek olmaz… Biliriz, anlamaya çalışırız ama temel ilişki kaynağımız barışçı bir dünyayı istemek üzerinedir.”

    Yulya ve Rudik de arkadaşları gibi düşündüklerini özellikle belirtmek için parmak kaldırıyor. Rudik sinema prodüktörlüğü eğitimi alıyor… Abhazya kökenli Yulya ise gazetecilik eğitimi alıyor ve henüz hayata karşı çok tecrübesiz olduğunu belirtiyor… Her ikisi de öğrenecekleri çok şey olduğunu ama Hemşinlilerle karşılaşmayı önemli bir vesile saydıklarını söylüyor: “Merakımızı giderdik. Bize, sizlerin de ‘kalın kaburgalı’ olduğunu söylemişlerdi. Bunun aynılaştırma anlamını taşıdığını biliyorduk ama burada sizlerle bir kültür kardeşliği oluşturulabileceğini sevinerek gördük. Ezgilerimizi ve müziğimizi sizlerden duyuyoruz. Bizler de büyüklerimizden Anadolu türküleri dinlemeye alışkınız. Herkes, her zaman Erzincan, Muş, Van türküsü söyler. İçli türkülerdir. Bazen bara dururlar. Bunları öğrenmek istiyoruz…”

    Gençlerin isteklerini yerine getiren bir kültür merkezi var zaten; Naregatsi Sanat Enstitüsü. Halk bilimi öğretiyor, el sanatlarının gelişimine yönelik çabaları var ve sanat kursları düzenliyor. Hiçbirinden de beş dram ücret almıyor…

    Geleceğin barışçı dilini ve kardeşçe dünyasını bu gençler kuracak. Kendileriyle bunu da konuşmak istiyorum. “Bize ağır bir sorumluluk yüklüyorsunuz. Bizler savaş ve yokluğu yaşamış bir halkın çocuklarıyız. Ama barışın ne kadar önemli olduğunu yaşadığımız şu günlerde iyice kavramış olarak biliyoruz. Gelişmek isteğimizi sadece barışla sağlayabiliriz. Tutucu fikirler ve kapalı kafalarla bunu yapamayız. Bize güvendiğiniz için bizler de teşekkür ediyoruz” diyorlar…

    Ben de umutla ve keyifle ayrılıyorum yanlarından. Gelecek güzel günler adına ıslık çalarak sokaklara yöneliyorum…

    \%3E%20G%FCncel&Id=29890&DilId=1
  • Ermenistan’da camiye Türkiye’de kiliseye bakım

    Ermenistan’da camiye Türkiye’de kiliseye bakım

    Kaynak: Sabah
    Yer: Türkiye
    Tarih: 5.8.2008

    Türkiye ile Ermenistan arasında uzun yıllardır `soykırım iddiaları` nedeniyle gerginlik yaşanırken, son günlerdeki bir olay geçmişi bir nebze olsun unutturacağa benziyor. …

    Türkiye ile Ermenistan arasında uzun yıllardır `soykırım iddiaları` nedeniyle gerginlik yaşanırken, son günlerdeki bir olay geçmişi bir nebze olsun unutturacağa benziyor. Diyarbakır `da bulunan tarihi Ermeni kilisesi Ermenistan Rotary Kulübü, Ermenistan `da bulunan tarihi bir cami de Türkiye Rotaryenleri tarafından restore edilecek. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül`ün, Türkiye -Ermenistan arasındaki Dünya Kupası eleme maçı için Erivan `a davet edilmesinin konuşulduğu bu dönemde, Diyarbakır `dan Ermenistan `a oluşturulmak istenen bu köprü olumlu karşılanıyor. Rotary Güneydoğu Bölgesi Başkanı Selahattin Gönül, `Biz hoşgörü anlamında böyle bir girişimde bulunduk` dedi. Diyarbakır `da restore edilecek Surp Grigos Ermeni Kilisesi Balıkçılarbaşı`nda bulunuyor.

    \%3E%20G%FCncel&Id=29885&DilId=1
  • Amerika’da yaşayan Türkler, Güneydoğu’ya 5 TIR yardım gönderdi

    Amerika’da yaşayan Türkler, Güneydoğu’ya 5 TIR yardım gönderdi

    Sezai Kalaycı
    05/08/2008

    Amerikalı Türkler arasında başlatılan Güneydoğu’ya yardım kampanyasını tamamlayan ABD merkezli Helping Hands Yardım Derneği, 5 TIR dolusu malzemeyi Türkiye’ye gönderdi.

    TIR’ları uğurlama töreninde Türklerin yardımsever bir millet olduğuna değinen Genel Sekreter Murat Kaval, “Üç aylık bir sürede bu kadar büyük yardım toplayacağımızı tahmin etmiyordum. Bu, insanımızın ne kadar yardımsever olduğunu gösteriyor.” şeklinde konuştu.

    Dört aylık geçmişi olan derneğin 5 TIR dolusu yardım toplamasını büyük başarı olarak değerlendiren Kaval, kılık-kıyafet, kırtasiye, oyuncak gibi malzemeleri taşıyan TIR’lardaki yardım tutarının bir milyon doların üzerinde olduğunu söyledi. New Jersey eyaletinden deniz yolu ile İzmir, İstanbul ve Mersin limanlarına gönderilen yardımlar, Türkiye’de Kimse Yok mu Yardım Derneği ile ortak çalışılarak Güneydoğu’da ihtiyaç sahiplerine dağıtılacak. Kaval, yardım malzemelerinin tek tek elden geçirilerek paketlendiğini, bunun için de bin gönüllü insanın yardım ettiğini aktardı. Amerika’da yaşayan Türklerin uzun zamandır özellikle Türkiye’de yardıma ihtiyaç duyan kimselere yardım eli uzatmak için bir arayışta olduğuna vurgu yapan Kaval, kendi derneklerinin böyle bir boşluğu doldurduğunu ifade etti. Bu kampanyalarının başlangıç olduğunu anlatan Kaval, “Amacımız yalnızca Türkiye’deki değil, yardıma muhtaç her insana ulaşmak. Bugün yalnızca New York’ta bir milyon insanın açlık sınırında yaşadığını biliyor ve onlar için de gücümüz yettiğince yardım etmeyi planlıyoruz.” dedi.