|
Gaziantep’te düzenlenen mitinge katılan Tuncay Özkan, AKP hükümetini ve Ergenekon soruşturmasını eleştirdi TÜRKİYE genelinde 20 ilde dün ‘Biz Kaç Kişiyiz Platformu’nca, düzenlenen ‘Hukuka Saygı’ mitingi yapıldı. Ankara, İzmir ve İstanbul Kadıköy başta bir çok ilde yapılan mitinglerde özellikle Ergenekon operasyonuna gösterilen tepkiler dikkat çekti. Medyada çıkan ‘Emekli paşaların pazar günü Türkiye genelinde düzenleteceği mitinglerde olaylar çıkarılacak ve darbe için alt yapı oluşturacak’ haberleri yüzünden gergin başlayan mitinglerde tek bir olay bile yaşanmadı. Mitinge katılarlar ise Ergenekon operasyonuna öfke kustu. Özellikle miting ve darbe arasında bağlantı kurulması eleştirildi. İstanbul Kadıköy’deki mitingde atılan sloganlar ise dikkat çecikiydi: “Hainler mecliste, yurtseverler hapiste”, “Hükümet istifa, Tayyip Yüce Divan’a”, “Vatan, namus, ahde vefa”, “Ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye”, “Orduya uzanan eller kırılsın” ve “Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek.” Binlerce kişinin yürüdüğü İstanbul’daki mitinge Atatürkçü Düşünce Derneği, Biz Kaç Kişiyiz Hareketi, Memleket Sevdalıları Derneği üyeleri katıldı. Özellikle Memleket Sevdalıları Derneği üyeleri, giydikleri Türk bayraklı, kırmızı beyaz forma ile dikkat çekti.Ankara’da alanda 10. Yıl Marşı çalındı
Ankara’da Türk bayrakları ve Atatürk posterleri taşıyan platform üyeleri, Abdi İpekçi Parkı’nda bir araya geldi. 10. Yıl Marşı’nın çalındığı mitingde konuşan Biz Kaç Kişiyiz Platformu Ankara İl Başkanı Ali Hikmet Canpolat, Ergenekon gözaltılarını eleştirdi, “Kimse unutmasın, hukuk bir gün herkese lazım olabilir” dedi. İzmir Karşıyaka Demokrasi Meydanı’ndaki mitinge katılanlar ise ellerindeki Türk Bayrakları’nı sallayarak, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz”, “Ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye” sloganları attı.
Vural Savaş: Bizi de Ergenekon’a alsınlar Yargıtay Onursal Başsavcısı Vural Savaş, Antalya’daki mitingde yasalara aykırı dinlemeler yapıldığını söyledi. Bu delillerle hiçbir mahkemenin sanıkları mahkum edemeyeceğini öne süren Savaş, “Ben de Ergenekon soruşturmasına konu olabilirim. Mert konuşmanın zamanı geldi. Gitsinler bizi de Ergenekon’a alsınlar, o şerefe erişelim” dedi. Prof. Batum: Hukuku değiştirmek istiyorlar Mersin’de ‘Hukuka saygı’ paneline katılan ve Türkiye’nin çok zor bir dönemden geçtiğini belirten Prof. Dr. Süheyl Batum şöyle konuştu: “Günümüzde yaşanan sorunlar, hukukun değiştirilmesi isteğinden kaynaklanıyor. Kavga bu nedenle büyük. İktidarı, özgür basın, aydın kesim ve hukuk olmak üzere üç temel unsur sınırlandırır. Ancak medyanın yüzde 85’i, aydın kesimin bir bölümü nasıl olduysa susturuldu. Tek kalan hukuk da değiştirilmek, hatta kaldırılmak isteniyor. Bu sadece Türkiye’de değil, dünyanın büyük bölümünde aynı.” Özkan: Sandıktan çıkıp devrim yapacağız
Gaziantep’te düzenlenen mitinge eski bakanlardan Yaşar Okuyan’la birlikte katılan gazeteci Tuncay Özkan ise AKP hükümetini ve Ergenekon soruşturmasını eleştirdi. Özkan, “Hiçbir zalim karşısında boynumuzu eğmedik, eğmeyiz. Biz darbe değil, sandıktan çıkıp devrim yapacağız” diye konuştu…
|
Blog
-

Devrim yapacağız
Vatan Gazetesi – 7 Temmuz 2008 -

Denizbank’ı iyi ki satmışım
07.07.2008 | Jale Özgentürk | Referans Gazetesi
Önce Denizbank’ın yüzde 75 hissesini Belçikalı Dexia’ya 2 milyar 437 milyon dolara satarak sürpriz yaptı. Ardından 15 büyük grupla yarışarak Karayolları arazisini rekor fiyata alarak şaşırttı. Ahmet Nazif Zorlu, şimdi enerji, tekstil, beyaz eşya, elektronik ve gayrimenkul sektörlerinde büyümek üzere yola çıktı. Zorlu ‘Birincilik peşinde değiliz ama piste hep önde koşacağız’ diyor.Ahmet Nazif Zorlu… Türkiye’nin sıfırdan başarı öykülerinin en parlak örneklerinden birinin yaratıcısı. Tekstilde, beyaz eşya ve elektronikte yaptığı yatırımlarla 1980’lerden sonra Türkiye’nin önemli gruplarından biri haline gelen Zorlu, 1997’de özelleştirmeyle sadece beyaz bir kağıt ve bankacılık ön izni olarak bünyesine kattığı DenizBank’ı, 2006’da 2.5 milyar dolara Belçikalı Dexia’ya satarak farklı bir kulvara girdi. Finanstan çıkıp yeni bir sektör olarak gayrimenkulü seçen Zorlu’nun yine özelleştirmeden 15’e yakın grupla yarışarak 800 milyon dolara Karayolları arazisini satın alması ise başka bir sürprizdi.Son dönemin Türk ekonomisine yeni heyecan getiren işadamlarından biri olarak dikkat çeken Ahmet Nazif Zorlu, şimdi enerji, tekstil, beyaz eşya, elektronik ve gayrimenkul sektörlerinde büyümek üzere yola çıktı. Zorlu, “Birincilik peşinde değiliz ama pistte hep önde koşacağız” diyor. Açılan davalar nedeniyle Danıştay 6’ncı Dairesi tarafından durdurulan daha sonra ise itirazı kabul edilen Karayolları arazisiyle ilgili korku yaşamadığını söylüyor ve “Ülkemden, hukukundan korkmuyorum. Ülkemden kazandığımı ülkeme yatırıyorum. Kazandığım para artık benim değil Türkiye’nin. Yatırımlara devam edeceğim” diyor.Zorlu ile hem dünya hem de Türkiye ekonomisinde yaşanan gelişmeleri ve grup stratejilerini konuştuk:Dünya ekonomisinde ciddi bir kriz döneminden geçiyoruz. Gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?Dünyada 1990’lı yıllarda Amerika’da başlayıp ardından Çin, Hindistan gibi ülkelerin katıldığı bir büyüme süreci yaşandı. Bu büyüme süreci dünyayı büyüttü. Çin, yüzde 13’lere varan büyüme oranlarına ulaştı. Her yıl Avrupa’nın yarısı kadar büyüme demek bu. Bir de 1991’de başlayan demirperde ülkelerin dağılması da dünya ekonomisine olumlu yansıdı. O ülkelerde de tüketimin başlamasıyla dünyaya canlılık, para bolluğu geldi. 2002’den beri ise dünyada yaşanan para bolluğunu ben hayatım boyunca görmedim. Milyar dolarlar rahatlıkla konuşulur oldu. Ancak şimdi yeni bir dönem yaşanıyor. ABD’de finans sektöründe başlayan krizin nedeni 30 sene vadeli kağıtlarla fiktif büyümeler. Sanal ticaretin kağıt üzerinde büyümesi. Bunun getirdiği bir balon vardı. Balon patlamadı da, delindi, küçülmeye başladı.Resesyondan söz edebilir miyiz? Türkiye’ye nasıl yansıyor bu kriz?Evet resesyon görülmeye başladı. Ama Türkiye birinci çeyrekte büyüdü. Bu da enteresan. Bu gelişmiş ülkelerde başlayan kriz gelişmekte olan ülkeleri etkileyecek. Türkiye’yi etkiler mi? 2001’deki kadar etkileyeceğini düşünmüyorum. Türkiye’de hiçbir şey olmazsa bir soru işareti olur. Etkilenmeyeceğim, etkilenmeyiz diye bir şey yok. Tedbirli olunmalı. Fazla borçlanmamak, açık pozisyonda kalmamak, risk altına girmemek lazım. İhracatta önemli artış var. İç pazarda durgunluk var mı derseniz, var. Bu da gerçek. Türkiye özelleştirmeleri yapmasaydı, radikal kararları almasaydı, Özal döneminden beri piyasa ekonomisine geçmeseydi çok daha kırılgan olurdu. Bugün artık devletin elinde hiçbir şey olmaması lazım.Özelleştirmelerde yabancı sermaye de etkin oldu. Bu arada sizin banka da dahil satışlar oldu. Yabancı sermayeye yönelik bazı eleştiriler, korkular var.Dünyaya baktığınız zaman Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Avrupa’da bankalara baktığınız takdirde halka açık şirketlerin yüzde 50-60’ı yabancılarındır. Önemli olan senin kurumlarının zenginleşmesidir. Kurumlar ne kadar çok kârlı olursa devlet de oradan vergisini alır. Türkiye niye hâlâ bu durumda. Avrupa’ya bakın alt yapısını tamamlamış, insanların sosyal hakları tamamlanmış, işsizlik oranı az, herkes geçimini temin ediyor. Önemli olan bu. Paran yok büyüyemiyorsun. Adam 500 milyar dolar getirse kötü mü olur. Bana göre bu tartışma artık yersiz.Bankanızı sattığınıza memnun musunuz?Nasıl memnun olmayayım ki. Ticarette memnuniyet sattığınız fiyatla bugünkü fiyata baktığınız zaman anlaşılır. Şimdi niye sattık bankayı? Bankacılık öyle bir şey ki kazanıyorsun, büyümek mecburiyetindesin. Devamlı sermaye koyacaksın. Can dayanmaz. Sadece bankacılık yapıp orada büyüyeceksin, kazandığını içeriden çekmeyeceksin.Denizbank satışından ciddi bir sermayeniz oldu. Finanstan da çıktınız. Bundan sonrası için stratejileriniz ne?Zorlu Grubu olarak yatırımlarımıza devam ediyoruz. Tekstil, beyaz eşya ve elektronikte yatırımlarımız vardı. Finans sektöründen çıktıktan sonra dedik ki yepyeni bir sektöre girelim. Gayrimenkule girdik. Enerjide de büyüme kararı aldık. Bugün Türkiye’nin enerjiye büyük ihtiyacı var. Bugüne kadar neden enerjiye gitmediniz derseniz, sektörün devletin elinde olmasıydı. Yüzde 90 devletteydi. Devlet kar zarar hesabı yapmıyordu. Mesela elektrikte otomatik fiyatta geç kalınmıştır. Daha evvel olsaydı bu elektrik fiyatları daha gerçekçi olurdu. Bugünkü zam bu kadar yüksek olmazdı. Alıştıra alıştıra yapılırdı.Enerjide neler yapacaksınız. Projeleriniz neler?Rüzgar, kömür ve hidrolik konularında yatırım yapacağız. Dağıtımlardan da bazılarına gireceğiz. 2012 yılında 4000 megavat güce ulaşmak hedefimiz.Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Türkiye’nin stratejik sektörlerini belirleyen bir çalışma yapıyor.Türkiye’nin sektörel bazda nasıl büyümesi gerektiğini belirlemesi, bir sanayi politikası olması lazım. Mesela otomobil. 10 yıl önce bu sektör sıkıntıdayken bugün ihracatı 20 milyar dolarlara çıkmış. Efendim bunun yüzde 80’i ithalat diye eleştiriliyor. Olsun kendini geliştirirsin, yan sanayi kurarsın. İstihdam yaratıyorsun. Montajla da başlayabilirsin. Bu zaman içerisinde olur. Biz Manisa’da beyaz eşya fabrikasını kurduğumuzda bir tek yan sanayi yoktu. Şimdi 15-20 yan sanayi kuruluşu var. İthalattan da çekinmemek lazım.Tekstil konusunda bazı soru işaretleri var. Sizin tekstilde de önemli yatırımlarınız var. Bu sektöre yönelik bakış açısını doğru buluyor musunuz?Tekstil emek yoğun bir sektör. Sanıldığı gibi bitti diye de bir şey yok. Geçen yıl 20 küsur milyar dolar ihracat yaptı bu sektör. Bu sektörü gözden çıkaramazsınız. Bizim grup olarak tekstilde ihracatımız 5’inci ay sonu itibariyle yüzde 20’nin üzerinde arttı. Türkiye’nin geçmişine baktığınız zaman tekstilin bir geçmişi var. Biz artık tekstilde alt yapıya sahibiz, her türlü birikimiyle çok iyi yerlere geldik. Biz Zorlu grubu olarak 2005 yılında ihracatımız yüzde 25 düştü. Ama farkı gördüler. Geri gelmeye başladılar, bizim kalitemizi anladılar.Türkiye yıldız sektörlerden biri olarak kabul ettiği elektronikte ise hata yaptı, desteklemekte geç kaldı. Şimdi yeni çabalar var. İşe yarar mı?Elektronikte hiçbir zaman fırsatlar kaçmaz. Ama tabiî ki biz LCD’deki camı yapmayı kaçırdık. Orada teknoloji olarak adamlar yatırımlarını amortismanını yaptı. 9’uncu jenerasyonlara geldiler. Bunu Türkiye kaçırdı. Şimdi ikinci dönem var. Malzemelerini yazılımlarını yaparak rekabetçi duruma gelebiliriz, geliriz de. Vestel zaten bu yatırımını başlattı. Bu sektörde Polonya hükümeti destekler verdi. Uzakdoğulu firmalar buraya gittiler. Şimdi onlar birer birer oradan kaçmak istiyor, arayışta. Mühendis bulamıyorlar, işçilik pahalı, adam bulamıyorlar, yavaş yavaş döneceklerdir. Ciddi bir fırsat var.Destekleme nasıl olmalı?Buradaki desteklemeler çok iyi belirlenmeli. Sadece Ar-Ge olmaz. Polonya bu ülkelerde büyük destekler verdi. 400 milyon euroluk yatırımın 200 milyon eurosuna teşvik verdi. Bunu biz kendimiz için istemiyoruz. Biz kendimizden veriyoruz zaten. Devlet, sanayici işbirliği yapmak mecburiyetindedir. Bu işbirliği yapılmazsa, ikisi birbirini sömürüyor görürse o zaman ileri gidemeyiz. Ben para kazandığımda en büyük ortağım devlet. Ben şirketlerimden para alamıyorum ama devlete vergimi düzenli ödüyorum. Ne olursa olsun ister yerli ister yabancı sermaye yeter ki yatırım yapsın. Biz bu kadar yatırım yaptık. 30 bin çalışanımız var. Buradan çıkacağım de hadi bakalım, çıkabiliyor musun? Sürekli yeni yatırım yapmak mecburiyetindesiniz.Karayolları arazisine rekor fiyat ödediniz, davalar nedeniyle biraz başınız ağrıdı. Son karar sizin lehinize çıktı.Dava açıldığında Ahmet Bey bu kadar para verdin korkmuyor musun dediler. Dedim ki niye korkacağım. Ülkemde yatırım yapıyorum ve ülkeme güveniyorum. Bu ülkeden kazandığım parayı bu ülkeye yatırmak istiyorum. Yani her işadamı korkarsa, benim ülkemde başıma şu iş gelirse ne olur diye düşünürse olmaz. Bu ülkenin sanayide olduğu gibi gayrimenkulde de çok şey yapması lazım. Şehirlerin güzelleşmesi lazım. Gelecek nesillere bizim bir kültür bırakmamız lazım. Biz ülkemize, adaletine, hukukuna güveniyoruz. Güvenmeye de devam edeceğiz. Ben ilk gün söyledim. Biz oraya kültür varlığı dikmek istiyoruz. Orası yeşil alanlarıyla, insanların uğrak yeri olacak bir merkez yaratmak istiyoruz. Bir taş yığını getirmek istemiyoruz.Yani bir sorun çıkacağını düşünmüyorsunuz… Teklif verirken inceleme yapmış mıydınız? Bu gelişmeleri bekliyor muydunuz?Ne sorun olsun. Orada bir yapılaşma var. Emsalleri var. Yasa var 93’de çıkmış. Herşey çıkmış. Biz başkalarından hariç bir şey yapmıyoruz. Ayrıca başkalarından farklı yapıyı yükseltmiyoruz. Orada 150 metre çıkan var, biz 106 metreden yukarı çıkmıyoruz. Zaten satış öncesinde devlet, Anıtlar Kurulu’ndan, belediyeden görüş almış. Kimseye niye dava açtın diyemeyiz. Ama adalet kararını verecektir. Biz burayı şeffaf bir şekilde özelleştirmeden aldık. 15 grup girdi. Hukuka baktığımızda başka türlü bir karar beklemiyoruz. Biz diyoruz ki ükemize güveniyoruz, hukuka güveniyoruz. Yatırımlarımı yapmaya devam ediyoruz.Proje ne aşamada? Yarışma sonuçlandı mı? Davalar yüzünden gecikme yaşadınız mı?Proje yarışması devam ediyor. Bir aylık bir gecikme oldu. Ama bunu geceyi gündüze ilave ederek, kapatacağız. Deva arazisinde yıkımlara başladık. İzmir’de bir konut projesi için izin aldık. Rezidans yapacağız. Bu tür yatırımları merkezi yerlerde yapmak istiyoruz. Şehirlerin güzelleşmesine bir katkı yapmak için bunu istiyoruz. Biz sanayide olduğu gibi gördüklerimiz ülkemizde uygulamak istiyoruz.ORTAKLIĞA AÇIĞIZ GELENE GİT DEMEYİZYeni ortaklıklar ya da şirket satışınız var mı?Ortaklıklara açığız, gelene git demeyiz. Ama şu anda sadece beyazeşyada Whirpoll’la görüşmelerimiz sürüyor. Biz ortaklık yaparsak hem ülke, hem kurum, hem de iyi bir ortaklık sürecinin sonsuz olması gibi kurallara dikkat ediyoruz. Satış ise düşünmüyoruz. Sözkonusu değil.PİSTE KOŞMAYA DEVAM EDECEĞİZZorlu için gelecek hayaliniz ne? Nasıl bir grup olacaksınız?Bizim 55 senelik bir geçmişimiz var. 1970’lerden sonra sanayiye geçtik, bugün 30 bin kişiye istihdam yaratmış bir grubuz. Yıllardır ihracat şampiyonluğunu elimizde tuttuk. Hala 3 milyar dolar ihracat yapan bir grubuz. Bizim gibi 100 şirket olsa 300 milyar dolar ihracat olur. Yatırımlarımıza devam edeceğiz ama ben arkadaşlarıma şunu söylüyorum. Piste koşmaya devam edeceksin illa birinci olacağım diye değil. Ancak açık gerilerde değil, parmak ucu bile başarıdır. Herkes birinci olamaz. İlkelerimiz bu. Hedefimiz bu.Rakamlarla Zorlu* 54 şirket 30 bin çalışan var. 2007 ihracatı 3 milyar dolar.*2007 cirosu 4.6 milyar dolar.* 2008 hedefi 6 milyar dolar.*2010 hedefi ise 10 milyar dolar.Ahmet Nazif Zorlu kimdir?Denizli’de ailesinin ürettiği çarşafları satarak başladığı ticareti, Bursa’da ağabeyiyle kurduğu tekstil fabrikası izledi. Çorlu’da perde fabrikası kurdu. 2004’te Fransa’da perde üreten Concord’u bünyesine kattı. 1990’dan sonra sıkıntıya giren Vestel’i alarak elektronik alanına girdi. Güney Afrika ve ABD’de yatırımlar yapan Zorlu, Forbes’ın 2007 Milyarderler Listesi’nde 1.8 milyar dolarlık servetiyle 557. sırada yer aldı. -

Taraf’tan 3. darbe planı!
Sarıkız ve Ayışığı darbe planlarından sonra Taraf Gazetesi 3’üncü bir darbe planın ortaya çıktığı iddiasını bugünkü manşetine taşıdı.
Taraf şimdi de Ergenekon’un tutuklusu Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanlığı’nın son günlerinde hazırladığı ve öncekilere göre çok daha keskin ifadeler, somut şahıs isimleri içeren ‘Eldiven’ kod adlı darbe planını yayımladı. Plan, 1 Temmuz’da Eruygur’a ait evrak arasında bulundu.SORUŞTURMA ASIL ŞİMDİ BAŞLIYOREruygur’un yakalanmasıyla ele geçen bu ve öteki belgelerle ilgili olarak Taraf’ın görüştüğü birden fazla emniyet yetkilisi şu görüşte birleşti: Bugüne kadar yakalanan belgeler bir yana, Eruygur’dan elde edilenler diğer yana. Çetenin faaliyetlerine ilişkin soruşturma çok daha derinleşecek.
ÇOK AŞAMALI EL KOYMA PROJESİ
‘Eldiven’ darbesinin şeması, ilk adımın ordunun komuta kademesinin ikna edilmesi, TSK içinde genel mutabakat sağlanması, Yüksek Askeri Şura’da uygun terfilerin yapılması olduğunu gösteriyor. 10. Cumhurbaşkanı Sezer’in etkinliğinden istifade edilmesi de planın vazgeçilmezi.
YUMRUK İNDİRİLDİKTEN SONRA NELER OLACAKTI
‘Eldiven’ kod adlı darbe şemasına göre, hükümet bir çok cepheden yıpratılıp AK Parti bölündükten sonra, ‘Eldivenli Yumruk’ indirilecekti. Bu aşama, şemada ‘Dönüş Mümkün Değil’ sözüyle ifade edildi. Askeri müdahaleyi tanımladığı anlaşılan bu noktadan sonra yapılacak şöyle sıralandı: Anayasa, Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu değiştirilecek. Eğitim, Milli Güvenlik stratejileri ve dış politika yeniden şekillendirilecek.
AYGÜN, ELDİVEN’DE KENDİSİNİ DE GÖRDÜ
Son Ergenekon operasyonunda ilk gün tutuklanan ATO Başkanı Sinan Aygün’ün adı, Eldiven darbe planında açıkça yer alıyor. Bu, Aygün’e gözaltına soruldu. Cevabı ‘Bu belgede adımın geçtiğini ilk kez görüyorum’
Toplam 11 sayfalık sunumdan notlar:
TSK’DA UYUMSUZLUK
Sarıkız ve Ayışığı’nın devamı olana yeni planın girişinde ‘TSK içinde darbe planlarını destekleme’ bakımından uyumsuzluk olduğu belirtiliyor ve ‘bu uyumsuzluğu aşmak için yapılacaklar’ art arda sıralanıyor.Vatan Gazetesi – 8 Temmuz 2008 -

Türk Ordusundan rahatsızlıkta Batı-Siyasal İslam birlikteliği
2 Temmuz 2008 Yaşar Nuri Öztürk [email protected] Batı’nın, özellikle Avrupa’nın Türk Ordusu’na kini tarihin tanıdığı en amansız kinlerden biridir.
İngilizler İstanbul’u işgal ettiklerinde ilk istedikleri, Cuma selamlığındaki askerlerimizin oradan uzaklaştırılması olmuştur. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 8/138)
Türkiye, benzeri bir rahatsızlığa, AKP iktidarı döneminde tanık oldu. Anımsayalım, bir AKP ‘milletvekili’nin TBMM’deki ‘Mareşal Atatürk’ tablosuyla, TBMM’de güvenlik görevi yapan askerlerin yürüyüşleri sırasında çıkardıkları seslerden şikâyeti üzerine, 2000’li yıllarda tartışılmıştı.
Aynı AKP‘nin kurmay isimleri Türk Ordusu’ndan rahatsızlıklarını değişik vesilelerle ve değişik tavırlar sergileyerek ortaya koymaktadırlar. Bir milletvekilinin,Türk Ordusu’na mensup birliklerin ve okulların Ankara dışına çıkarılmasını ve başkentin ‘askerî bir kent’ görünümünden kurtarılmasını istemesi ayrı bir örnektir.
Ayrı ve talihsiz bir örnek…
Ne ilginç! Atatürk’ten rahatsızlık konusunda, Haçlı Batı ile siyasal İslamcı odaklar tarihin her döneminde bir biçimde kader ve mücadele birliği yapmışlardır. Bugün de aynen böyle yapmaktalar.
Tam bu noktada, Falih Rıfkı Atay şu ibret verici tespiti vicdanlarımıza iletiyor:
“Kurtuluş Savaşı öncesindeki işgal sırasında, ordu kumandanlarını şu veya bu vasıta ile küçük düşürmek bir parola idi.” ((Atatürk’ün Bütün Eserleri, 8/138)
Bugün de aynı değil mi?
İlker Başbuğ’un İsrail gezisi sırasında çekilen resimleri ve bunların dinci bir gazetede yayınlanması, Türk Ordusu’ndan rahatsızlığın tarafları arasındaki yardımlaşmanın yeni bir belgesidir. O fotoğrafları o dinci gazeteye kimler servis yaptı? Her halde turist rehberleri değil.
TÜRK ORDUSU NEDEN RAHATSIZ EDİYOR
Batı’nın Türk ordusuna kininin sebebi sadece Türk ordusunun caydırıcılığı, Haçlı tasallut ve emperyalizmi karşısındaki susturucu ve püskürtücü gücü değildir. Sebeplerin başında, Türk ordusunun, sadece ordu olarak kalmayıp Türk tarihinde aydınlık ve atılımın öncüsü oluşu gelmektedir.
Türkiye, bunca devrimi böylesine kansız ve kavgasız bir biçimde ve çok kısa bir zaman çerçevesinde nasıl başardı? Ordunun, sadece ‘asker’ olarak kalmayıp, aydınlanma ve ilerlemenin öncülüğünü de yapmış olması sayesinde…
Türkiye’nin işte böyle bir kaderi olagelmiştir. Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, ama gerçek budur.
Türkiye, sanayi devrimini gerçekleştirmemiş, bunun için de, cumhuriyet ve demokrasiyi taşıyan temel iki sınıf olan burjuva ve proleteryayı oluşturamamış bir ülkedir. Buna rağmen hem cumhuriyeti hem de aydınlanmanın motor unsurları olan temel devrimleri akıl almaz bir maharetle hayata geçirebilmiştir. Nasıl? Ordu’nun aydınlanmadaki öncülüğü sayesinde…
Batı’da; demokrasi, özgürlük, insan hakları ve aydınlanmanın yaratıcı ülkelerinden biri olan Fransa’da, sanayi devrimi yaşanmış, burjuva ve proletarya doğmuş olmasına rağmen, cumhuriyetin yerleşmesi büyük badirelerden sonra gerçekleştirilebilmiştir. Serüvene bakın:
1792 cumhuriyetin kuruluşu, 1799 Napolyon’un İmparatorluğunu ilanı, 1814 yeniden krallığa dönüş, 1848 ikinci cumhuriyetin ilanı, 1852 yeniden imparatorluk tartışması ve nihayet 1871’de bugünkü anlamda cumhuriyetin kuruluşu.
Batı bunları biliyor. Batı, bizim birçok nimeti ve değeri, Atatürk’ün eşsiz dehası sayesinde bedavadan elde ettiğimizi de biliyor. Millet olarak bizi kıskanırken, birey olarak Atatürk’e tatmin bulmaz bir kinle diş biliyor. Batı için Atatürk, Orta Asya steplerinin metafizikten habersiz, aydınlık, akıl ve bilim nedir bilmez vahşilerini, tarihsel süreç anlayışlarının hiçbiriyle izah edilemeyecek bir maharetle, aydınlanmanın doruğuna taşıyan, cumhuriyet ve laiklikle donatan affedilemez bir düşmandır.
Atatürk öldü, bu iş bitti diyemezsiniz. Diyebilmenize engel bir güç ve gerçek var: Türk Ordusu.
Türk Ordusu, Atatürk demek, Atatürk’ün ölümsüzlüğünün göstergesi ve garantisi demektir.
Türk ordusu, tagallüp ve tahakküm unsuru değil, öncelikle aydınlanma ve demokrasi unsuru olarak yer almıştır bizim tarihimizde. Batı şöyle düşünmekte ve bunun gereğini yapmayı değişmez iman olarak taşımaktadır: Türk ordusu ya yok olmalı, yahut da ruhu pörsütülmelidir. Birincisini yapmak imkânsız denecek kadar zordur. İkincisine gelince, Türkiye’nin içinden elde edilecek hain ve gafillerle gerekli işbirliği kurulursa amaca ulaşmak mümkündür.
İşte bugün bu ‘mümkün’ gördükleri amaca ulaşmaya çalışıyorlar. Çünkü Haçlılar biliyorlar ki, İslam dünyasında, o arada Türkiye’de, Atatürk’ün Anıtkabri’ni yok etmeyi Kâbe’yi yok etme şartına bağlasalar, buna razı olacak alçakların sayısı epeycedir.
Batı, özellikle son birkaç yılda, İslam dünyasında yakaladığı bu tarihsel fırsatı heba etmemek için can havliyle çırpınıyor. Esasında nefret ettiği AKP’yi bağrına basıp var gücüyle desteklemesi AKP‘de, az önce değindiğimiz hayatî emellerine uygun her şeyi bulmasındandır.
O halde, Türk ordusunu tâciz etmek ve etkisizleştirmek Avrupalı için iki maksada hizmet etmektedir:
1. Haçlı emel ve egemenliğine darbe vuran bir numaralı gücü zaafa uğratmak,
2. İslam dünyasının kaderini değiştirecek örneklere imza atan bir aydınlatma ve ilerletme gücünü etkisiz kılmak.
Büyük Atatürk, Türk ordusunun, işaret ettiğimiz bu özellikli durumuna çok erken bir zamanda dikkat çekmiştir. 30 Ağustos 1925 günü Kastamonu’da yaptığı bir konuşmada bu gerçeğin altını emsalsiz bir vukufla şöyle çiziyor:
“Ordumuz, milletin ilerleme ve yükselme adımlarına öncü olmuştur. Milletimizin bütün inkılaplarında birinci adımı işgal etmiştir. Diğer milletlerde, ordu ile millet yekdiğeriyle daima karşı karşıyadır. Halbuki iş bizde tamamıyla tersinedir…” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 17/290)
İşte, Türk Ordusu dendiğinde Haçlı Batı’yı rahatsız eden temel sebep budur.
Bu temel sebebi bilmeden Türkiye’nin dış politikalarına, özellikle AB ile ilgili politikalarına yön vermeye kalkmak, uçuruma giden kayalıklarda gözleri bağlı olarak yol almaya benzer. Böyle bir yol alışın en dikkat çekici örneği ise AKP iktidarının uyguladığı dış politika, özellikle AB politikasıdır.
AKP’NİN DIŞ POLİTİKASI
Büyük üzüntü duyarak söylemeliyim ki, AKP’nin uyguladığı genelde Batı politikaları, özel olarak da AB politikaları Türkiye üzerindeki Haçlı emellerine tatmin fırsat ve imkânı yaratan, temelinden basiretsiz politikalardır. Eğer ‘basiretsiz’ tâbirine itiraz ediliyorsa, onun yerine kullanılacak kelime çok daha ağır ve sarsıcı olacaktır.
Bu politikaların üçüncü bir izahı yoktur.
Daha neyi bekleyecekler! Gün bu gündür.
İLK ADIM MGK
Türk Ordusu’nu etkisizleştirme operasyonu, MGK’ya tasallutla başladı.
Tabiî önce MGK, sonra da devamı…MGK bunların, âdeta korkulu rüyası idi. Varsa yoksa MGK. Bunların MGK ile ilgili söz ve tavırlarını okuyunca insan gayrı ihtiyarı şunu düşünüyor: Güneş tutulmaları, gök taşlarının düşmesi, ozonun delinmesi, doğal felaketlerin ortaya çıkması, 11 Eylül terör dehşeti vs. şu bizim MGK yüzünden olmasın!..
Gerçek şu ki, Hıristiyan Avrupa’nın bir tür ‘üst kurmaylar Grubu‘ olan Avrupa Parlamentosu (AP) için MGK, asırlarca korkulu rüyalar yaşatmış bir gücün sembolü olarak ortadadır. Bu sembolden rahatsız olmamalarını beklemek, sadece saflık değil, ahmaklık olur…O MGK ve hatırlattığı güçler ayakta durdukça, bizi AB‘ye üye yapacaklarını sanmak da öyle…Unutmayalım, AKP iktidarının oylarıyla MGK’nın kolu-kanadı kırılıp ‘sivilleştirilme’ işlemi TBMM’de tamamlandığı gün (30 Ağustos 2003) Avrupa âdeta bayram etmişti. Türkiye ve Türkleri tâciz eden demeçleriyle ünlü Günter Verhuegen, gülücükleri ve heyecan dolu demeçleriyle bu bayramın âdeta resmî duyurusunu yapmıştı.
MGK’nun işini bitirdiler; şimdi doğrudan doğruya orduya bindiriyorlar. Fırsatlar yaratarak, bahaneler üreterek, sağdan girerek, soldan girerek, şöyle veya böyle, belirli aralıklarla Türk Ordusu’na mutlaka ve muhakkak sataşıyor veya saldırıyorlar.
6 Ekim 2004 İlerleme Raporu’nu, 17 Aralık 2004 Zirve Kararları’nı, 3 Ekim 2005 Müzakere Çerçeve Belgesi’ni ve nihayet, 8 Kasım 2005 Katılım Ortaklığı Belgesi’ni okuyun, bu söylediklerimi belgeleyecek çok şey bulacaksınız.
Suat İlhan, işin gerçeğini ta bel kemiğinden yakalamış. Şöyle yazıyor:
“Anlaşılıyor ki, Avrupa, bin yıldan daha uzun zamandan beri kahrını çektiği Türk Ordusu ile, AB mevzuatı içinde hesaplaşmaya niyetleniyor. Gerçekte hesaplaşmaya başladılar. AB’nin açık amaçlarından birinin, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni küçültmek, etki ve caydırıcılığını azaltmak olduğu anlaşılıyor.” (Suat İlhan, Avrupa Birliğine Neden Hayır, s.27-28)
Türk milleti, ordusuna tasallut ve sataşmanın en kahırlı dönemini yaşıyor denebilir.
SÖZÜN ÖZÜ
Avrupa’nın Müslüman Türk’ü tarihe gömme düşünün gerçeğe dönüşmesinin talep belgesi olan Sevr, Mustafa Kemal tarafından engellendi. Gök gözlü kumandan, kollarına girip savaş meydanlarına çektiği milletiyle Sevr’i yırtıp bir paçavra gibi yazanların ve imzalayanların suratına attı.
Mustafa Kemal, Batılı-Haçlı kini doruk noktasına çıkaran bir iş yaptı. Onu asla affetmezler. Mustafa Kemal onların genlerini tâciz etti, tarihsel rüyalarını kararttı, ufuklarını, ocaklarını söndürdü.
Mustafa Kemal Atatürk‘e yönelik Batı düşmanlığını değerlendirirken bu arka planı unutmak gafletini gösterenlerin aklına şaşarım.
Şimdi, Türk yeniden ‘Hasta Adam‘ haline getirildi. Düyunu Umûmiye, değişik adlar altında yeniden yaratıldı. Sevr’in şartlarını, çeşitli gerekçelerle ‘sineye çekilir’ bulan yeni Damat Ferit ekipleri ihdas edilip gereken yerlere oturtuldu.
Batılı-Haçlı için gün tam bu gündür. Korkulu rüyanın tepelenmesi için uygun zamandır.
Mustafa Kemal’i olmayan bir Sevr kulvarındayız.
-

Ermeni Ithamlarini Elimine Etmekde Dev Bir Adim
03 Temmuz 2008, Kaynak : Radikal
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi’nin (AGİTPA) 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarına karşı Türkiye’nin konunun tarihçilerin arşiv araştırmaları yoluyla çözümlenmesi tezini benimsediği kaydedildi. Kazakistan’da yapılan genel kurula katılan Türk Grubu Başkanı ve AKP milletvekili Alaattin Büyükkaya, ‘Demokrasi, İnsan Hakları Komisyonunun AGİT’te Saydamlık’ konulu raporu görüşülürken Türk heyetinin verdiği önergenin kabul edildiğini belirtip bunun bir ilk olduğunu kaydetti. AGİT BM’den sonra dünyanın en büyük uluslararası teşkilatı konumunda.
-

Başbağlar Katliamının 15. Yıl Dönümü
Başbağlar Katliamının 15. Yıl Dönümü
Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde, 15 yıl önce terörisler tarafından katledilen 33 kişi törenle anıldı.
Başbağlar’da 5 Temmuz 1993 tarihinde PKK terör örgütü tarafından gerçekleştirilen saldırıda katledilen 33 vatandaş, şehit edilmelerinin 15. yıl dönümünde törenle anıldı. Aradan geçen zamana rağmen köyde acılar tazeliğini korurken, törende duygu dolu anlar yaşandı.
Erzincan’a 204 kilometre uzaklıkta bulunan Barasor Vadisi’nin en son köyü olan Başbağlar’a 5 Temmuz 1993 tarihinde eli kanlı PKK terör örgütü üyesi 100 kişilik grup gelerek, yatsı namazında bulunan köyün erkeklerini bir alanda topladı.
Köyde kadın, çocuk ayrımı yapmadan meydanda yaklaşık 1,5 saat terör örgütünün propagandasının yapılmasının ardından erkekler köyün 100 metre uzaklığında ki kavaklık bölgeye götürülerek katledildi.
Terör örgütünün gerçekleştirdiği saldırıda 29 kişi kurşuna dizilirken, biri çocuk 4 bayan da yakılan evlerde diri diri yanarak can verdi.
Başbağlar’da yaşanan katliamın üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen ne Başbağlar ne de Erzincan halkı yaşananları unutamadı.
Köy meydanında düzenlenen törende, minik çocuklar açtıkları Türk bayrakları ve ellerine aldıkları dövizlerde teröre lanet okudu.
Anma törenine Erzincan Valisi Ali Güngör, Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle, Kemaliye Kaymakamı Yasin Özcan, Kemaliye Belediye Başkanı Mustafa Haznedar, İl Genel Meclisi Başkanı Sinan Kartal, Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu, Erzincan Belediye Başkan Yardımcısı Adnan Güler, bazı daire müdürleri ve Başbağlar halkı katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan anma töreninde konuşan Başbağlar Köyü Muhtarı Ali Akarpınar, “5 Temmuz 1993 tarihinde Başbağlar köyü kendi halinde yaşarken, milletine, bayrağına bağlılığı bir suç görülerek, akşam ezanı sırtlan sürülerinin hücumu ile 33 vatandaşımızı bir anda kaybettik. 214 hane, cami, okul, halk evi kundaklanarak yakılmıştır. Böyle bir acıyı yaşayan kardeşiniz olarak Allah kimseye böyle bir acıyı yaşatmasın.” dedi.
Başbağlar Köyü Muhtarı Ali Akarpınar, Başbağlar’ın Sivas’ın başlangıcı olmadığını, Sivas’ın sonucu olduğunu vurguladı.
Daha sonra kürsüye gelen AK Partili Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle de Sivas ile Başbağlar hakkında düşüncelerini dile getirdi.
Bu ülkenin bayrağının kanla boyandığını belirten Milletvekili Karakelle, “Biz şanlı bir geçmişi kahramanlık destanlarıyla dolu, tarihi olan asil bir milletin evlatlarıyız. Biz Çanakkale’de Türkü ile Kürdü ile Lazıyla, Çerkeziyle, Alevisiyle et tırnak gibi destan yazdık. Bu ülkenin bayrağını kanımızla boyadık. Sınırlarını kanımızla çizdik. Bugünde 70 milyonu bölmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Bu Ermeni taşeronu içimizdeki hainler dış güçlerden beslenen bebek katili Abdullah Öcalan’ın uşaklarını inlerinde imha edildi. Edilmeye de Allah’ın izniyle devam edilecektir. Yeter ki biz birlik ve beraberliğimizi bozmayalım.” diye konuştu.
Sivas’ta evlatlarını kaybeden anaların acısının yüreğini dağladığını ama Başbağlar’da ki anaların acısınında aynı şekilde yüreğini dağladığını ifade eden Karakelle, “Sivas’ta evlatlarını kaybeden analarında acısı yüreğimizi yakıyor. Ama Başbağlar’da ki analarında acısı yüreğimizi yakıyor. Biz bugün burada Sivas’ı kınayıp da, Başbağlar’ı kınamayanları da yüksek sesle kınıyorum. Biz Sivas’ı da kınıyoruz, 70 milyonu kardeş sayıyoruz. Bu 70 milyonu kardeş sayamayanlara lanet olsun diyorum, PKK’ya içimizdeki hainlere PKK terör örgütüne terör örgütü diyemeyenlerin de demeyenleri de yüce Türk adına onları da kınıyoruz. Buradan bu vatan için bayrak için canlarını feda eden tüm şehitlerimize Allahtan rahmet diliyoruz.” şeklinde konuştu.
Son olarak söz alan Erzincan Valisi Ali Güngör ise terörün sağı solu ve mantığı olmadığına dikkat çekerek, “Nereden gelirsen gelsin Türkiye Cumhuriyetine ve vatandaşlarına en temel hakkı olan yaşam hakkına saldırı düzenleyenler karşılarında güvenlik güçlerimizi ve yüce devletimizi bulacaklardır.” dedi.
Yapılan konuşmaların ardından 2001 yılında Başbağlar köyünde meydana gelen yangında evi yanan 10 vatandaş için yapılan konutların tapuları ve anahtarları teslim edildi.
Daha sonra Başbağlar köyünde 5 Temmuz 1993 tarihinde şehit edilen 33 vatandaş anısına yaptırılan şehitlik ziyaret edildi. Duaların okunmasının ardından tören sona erdi.
15 yıl önceki kanlı saldırıda dedesini kaybeden Elif Akpınar (11) ise “Keşke dedem yaşasaydı, ben de onu görebilseydim.” diye konuştu.
Haber Yayın Tarihi: 05 Temmuz 2008 Cumartesi Saat 16:06
-

İran’da PJAK Elebaşı Öldürüldü
İran’da PJAK Elebaşı Öldürüldü
06.07.2008 18:12
İran-Türkiye-Irak sınırında operasyon düzenlendiği duyuruldu.
İran, terör örgütü PJAK’a yönelik operasyonlarda bir elebaşının öldürüldüğünü açıkladı.
Devrim Muhafızları Komutanlığı, İran-Türkiye-Irak sınırında düzenlenen operasyonlarda bir teröristin öldürüldüğünü, birinin de sağ ele geçirildiğini duyurdu.
4 teröristin yaralandığı çatışmalarda, örgütün ağır zaiyat vererek dağlık bölgelere sığındığı kaydedildi.
Bölgedeki operasyonların aralıksız sürdüğü belirtildi.
-

Emekli Orgeneraller Hurşit Tolon ile Orgeneral Şener Eruygur tutuklandı.
Eski 1’inci Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon ile eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur dün gece çıkartıldıkları nöbetçi mahkemede terör örgütü kurmak ve lideri olmaktan tutuklandı.
ERGENEKON soruşturmasının 3. aşamasında gözaltına alınan eski Jandarma Genel Komutanı ve Atatürkçü Düşünce Derneği Gene Başkanı emekli orgeneraller Şener Eruygur ile eski 1. Ordu Komutanı Hurşit Tolon dün gece tutuklandı. İstanbul Nöbetçi 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin her iki sanığı terör örgütü kurmak ve yönetmek suçlamasıyla tutukladığı bildirildi. Mahkemenin Türk Ceza Kanunu’nun 312’nci maddesi kapsamında, “Cebir ve şiddet uygulayarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmaya kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçlamasından karar aldığı belirtildi. Böylece Ergenekon’da son bir yıl içinde tutuklananların sayısı 58’e yükseldi.
Daha önce aralarında ATO Başkanı Sinan Aygün’ün de bulunduğu 8 kişi tutuklanarak cezaevine konulurken, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Tümamiral İlker Güven Prof. Ercüment Ovalı, Erol Mütercimler, Adnan Türkkan ve Neriman Aydın’ın bulunduğu 11 kişi serbest bırakılmıştı.
Önceki gece tansiyonu yükseldiği için Taksim Hastanesi’ne kaldırılan Eruygur tedavisinin tamamlanması üzerine dün yeniden adliyeye getirildi. Eruygur ile Tolon savcı tarafından ifadeye alındı. Ancak Tolon ve Eruygur, savcılıkta sorgulanırken, gözaltı süresi bitti. Şüpheliler hakkındaki 4 günlük yasal gözaltı süresi dün sabah 07.00’da doldu. Ancak yol kayıplarının da hesaplanmasıyla bu süre 15.00’e kadar uzatıldı. Tolon’un ifadesi tamamlanıp, Eruygur’un ifadesinin alındığı sırada bu süre dolunca, savcı ifade tutanağına yasal süre dolduğu için ifadenin bitirildiğini yazdırdı ve iki emekli orgenerali tutuklanmaları istemiyle nöbetçi mahkemeye sevk etti. Saat 22.00 sıralarında başlayan Tolon ve Eruygur’un mahkemedeki sorguları saat 02.00 sıralarında sona erdi. Generallerin avukatları yargılamanın adil olmadığını öne sürerek, karara itiraz edeceklerini açıkladılar. Tolon ve Eruygur, sabaha karşı Metris Cezaevine gönderildi.
-

Diaspora Yahudileri / Osmanlı İmparatorluğu’nda Yahudiler
Yazının tamamını okumak isteyenler için:….Dönmeler kendilerine göre bir yaşam şekli benimseyerek Selanik’te bir mahalleye yerleştiler. Özellikle derviş tarikatlarıyla iyi ilişkiler kurdular. Öte yandan dışa doğru tam Müslüman görünen bu grubun kendi içinde Sabetaycı-Yahudi olarak kaldıkları anlaşıldığında Müslüman çevre bu kişilere “Dönme” lakabını taktı. Bu lakabın Yahudilikten Müslümanlığa geçtikleri için mi, yoksa gerçek Müslüman olmadıkları için mi takılmış olduğu açık değildir. Dönmeler zamanla İbranice’yi unuttular ve Ladino’yu kullanmaya başladılar. 19. yüzyılın sonlarından itibaren de tarikatın konuşma dili Türkçe oldu.Toplumsal yapı açısından bu üç alt-tarikat arasında bariz farklar vardı:
İzmirliler grubu (İzmirim veya İzmirlis) zengin tüccarlar, orta sınıf ve aydınlardan meydana geldiğinden bunlar “aristokrat” sınıfıydılar. İzmirlilere aynı zamanda “Kavayeros” ya da “kapancılar” da denirdi. İzmirliler 19. yüzyılın sonundan itibaren Türk çevreye karışma ve özümlenme eğilimi göstermeye başladılar.
Yaakovlar (Yaakoviyyim) daha çok alt-orta memur sınıfını içerir, çoğunluğu oluşturan Konyozo grubuysa küçük zanaatçı ve proletaryadan oluşurdu.
-

Kuddusi Okkır öldü – Okkır’ın eşi AİHM yolunda – Bunun hesabını kim verecek?
“Ergenekon soruşturması” kapsamında tutuklandıktan sonra sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilen işadamı Kuddusi Okkır, tedavi gördüğü Edirne’deki Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümünde öldü.Ölüm döşeğinde tahliye…
Okkır’ın eşi Sabriye Okkır, yaptığı açıklamada, “Ergenekon” soruşturması kapsamında tutuklanan ve sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildikten sonra hastanede tedavi gören eşinin yaşam mücadelesini kaybettiğini söyledi.
Eşi Kuddusi Okkır’ın sabah saat 06.00 sıralarında öldüğünü belirten Sabriye Okkır, TÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde işlemleri tamamladıktan sonra eşinin cenazesini İstanbul‘a götüreceğini kaydetti.
Okkır, eşinin bir süreden bu yana kanser tedavisi gördüğünü bildirdi.Okkır’ın eşi AİHM yolunda
5 Temmuz 2008
Şehriban OĞHAN/ ANKARA – Hürriyet
‘Çetenin finansörü olduğu’ iddiasıyla Ergenekon soruşturması kapsamında bir yıl önce tutuklanan, bu sürede kanser olan Kuddusi Okkır’ın eşi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceklerini açıkladı.
Hastalığı ortaya çıkınca hastane hastane dolaştırılan eşini, 3 hafta sonra bir yer sedyesinde yatarken bulduğunu hatırlatan Sabriye Okkır, “Uğradığımız haksızlıklar karşısında yalnız olmadığımızı bilmek istiyoruz” dedi.ERGENEKON soruşturması, daha dava süreci başlamadan, ‘çeteye finansal destek sağladığı’ iddiasıyla bir yıl önce tutuklanan ve akciğer kanserine yakalandığı için tahliye edilen Kuddusi Okkır’ın yaşadıklarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınıyor. Okkır’ın hastalık serüvenini bir dilekçeyle TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı ve bazı üyelerine anlatan eşi Sabriye Okkır, AİHM’e başvuracaklarını açıklarken, “Uğradığımız haksızlıklar karşısında yalnız olmadığımızı bilmek istiyoruz” dedi. Ancak dilekçesi bugüne kadar komisyon gündemine alınmadı.‘Hak ihlalleri silsilesi’Sabriye Okkır, Komisyona gönderdiği 4 Haziran 2008 tarihli dilekçesinde eşinin tutukluluğu ve hastalanması sürecinin bir hak ihlalleri silsilesi olduğunu savundu. Ölümle pençeleşen eşinin suçu sabitlenmeden cezalandırıldığını öne süren Okkır, yaşadıklarını şöyle dile getirdi: “Tedavisi zamanında başlatılmadı, ihmaller nedeniyle sağlık durumu çok kısa sürede ağırlaştı. Gelişmeler bize bildirilmedi, kendisini İstanbul‘da hastaneler arasında sayısız kez dolaştırıldığı üç hafta boyunca göremedik.‘Eşimi sedyede buldum’Eşimi üç haftanın sonunda Bayrampaşa Cezaevinde bir koridor köşesinde, yer sedyesinde tanınmayacak bir halde buldum. Konuşamıyordu, beslenemiyordu ve beni tanımıyordu. Eşimin sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmesi talebimiz, yoğun bakıma alınma raporu dahi ekte olmasına rağmen, kanıtları karartabileceği gerekçesiyle reddedildi. Bugün ise doktorlar eşim için yapılacak hiçbir şey kalmadığını, kaçınılmaz sona hazır olmamız gerektiğini söylüyorlar. Yukarıda anlatılan 3 haftalık işkence süresinin tanık olabildiğim son anıdır.” Sabriye Okkır’ın dilekçesinin kendisine de geldiğini belirten Komisyonun CHP‘li üyesi Ahmet Ersin, kendisinin de Komisyon Başkanlığı’na bir yazı yazarak, Okkır’ın durumu ile “şüpheli olarak gözaltına alınıp tutuklananların, olağanın dışında çok uzun süren ve bir türlü tamamlanmayan hazırlık soruşturmaları nedeniyle doğal hakim önünde savunma yapmalarının aylarca önlenmesinin insan hakları ihlali yönünden değerlendirilmesini istediğini” söyledi. Ancak bu başvurusunun da gündeme alınmadığını söyleyen Ersin, “Suçunun ne olduğunu bilmeyen insanların aylarca cezaevinde tutulmaları keyfilik izlenimi vermektedir, ağır bir insan hakkı ihlalidir. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu büyük bir görev ihmali içindedir. Komisyon Başkanlık Divanı Hükümetin yedek lastiği konumunda olduğu için böylesine ağır insan hakkı ihlallerine seyirci kalıyor” dedi.Bunun hesabını kim verecek?
06 Temmuz 2008 Pazar 19:14
Ergenekon’un kasası olarak suçlandı. Ölürken serbest bırakıldı. Parasızlıktan cenazesini belediye kaldırdı. İşte bir hayat!
İlgili Haberler
Aygün cezaevinde fenalaştı
Ergenekon’da tutuklu listesi
Ergenekon soruşturması kapsamında örgütün para kaynağı denilerek gözaltına alının Kuddusi Okkır, yaşamını yitirdi. 11 ay cezaevinde tutulan Okkır, kanser hastasıydı ve ölüm döşeğine düşene kadar serbest bırakılmadı.
Kaldırıldığı hastanede yaşama veda eden Okkır’ınKuddusi Okkır, geride bir çok
soru işareti bırakarak, vicdanları
sızlatan bir sonla hayata veda
etti. Belki suçluydu, belki de
değildi. Bunu dava açıldığında
öğreneceğiz. Ama onun ölüm
döşeğine düşene kadar tahliye
edilmemesi bir insanlık ayıbı
olarak ortada.cenazesini, parasızlıktan belediye kaldırdı.
Ergenekon soruşturması kapsamında 20 Haziran 2007 tarihinde tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’nde 10 gün tutulduktan sonra Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne nakledilen Kuddisi Okkır, 10 Mayıs tarihinden bu yana hastalığı nedeniyle Trakya Üniversitesi Edirne Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavi görüyordu.‘Akciğer kanseri, beyin ve kemik metastası’ tanısı konulan Okkır’ın bilinci kapalıydı ve doktorlar ilaç tedavisi ile Okkır’ın acı çekmemesini sağlamaya çalışıyordu. Aşırı derecede kilo kaybı yaşayan ve vücudunun çeşitli yerlerinde yaralar çıkan Okkır, yaşam savaşını saat 06.00’da kaybetti.SAĞLAM VERDİM ÖLÜ ALDIMKuddusi Okkır’ın ölümü üzerine gözyaşı döken eşi Sabriye Okkur, bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunduğunu ve ölüme gönderildiğini söyledi.Eşinin ölümünü beklediğini belirten Sabriye Okkır, “Sorumlular bunların cevabını bana versin. Eşimi benden ilaçsız aldılar, komada verdiler. Yaşanan bu olaylı uluslararası boyuta taşıyacağım ve hakkımı arayacağım. Meclis İnsan Hakları Komizsyonu’na
CENAZESİNİ BELEDİYE KALDIRDIÖrgütün para kaynağı olmakla suçlanıyordu. Ama ne gariptir ki geride bıraktığı ailesi cenazesini kaldıracak parayı bile bulamadı. Devreye gazeteciler girdi. Edirne belediyesini aradılar ve durumu anlattılar. Okkır’ın cenazesi belediye ambulansı ile İstanbul’a getirildi.
eşim hakkında dilekçe vermiştim. Ancak gündeme bile gelmedi. Sağlam bir şekilde benden aldıkları eşimin şimdi ben cenazesini alıyorum” dedi.CENAZESİ TOPRAĞA VERİLDİ
Cenazesi İstanbul’a getirilen Okkır için Maltepe Merkez Camisi’nde ikindi vakti cenaze namazı kılındı. Cenaze törenine, Okkır’ın eşi Sabriye Okkır, oğlu Oytun Okkır ve yakınları katıldı.Namazın ardından Okkır’ın cenazesi, ailesi ve yakınlarının alkışları eşliğinde cenaze aracına konularak, toprağa verileceği Yalova’nın Altınova Subaşı Köyü’ne götürülmek üzere yola çıkarıldı.Okkır’ın eşi Sabriye Okkır, gazetecilerin soruları üzerine, eşinin, bundan sonraki süreçte “suçlu mu, suçsuz mu olduğunun anlaşılacağını” söyledi.Oytun Okkır da, babasının ölümüyle ilgili yasal yollara başvuracaklarını, bu konuda yarın basın açıklaması yapacaklarını belirtti.BU FOTOĞRAF ÖLÜME GÖTÜRDÜ
Kuddusi Okkır’ı ölüme götüren süreci bir fotoğraf başlattı. Kuvayi Milliye Derneği’nin (KMD) Genel Başkanı Fikri Ka
Fotoğraftakiler, soldan sağa: Kuddusi
Okkır, Oktay Yıldırım, Fikri Karadağ,
Hüseyin Görüm ve Muzaffer Tekin.radağ, teşkilat başkanı Hüseyin Görüm, Ümraniye’de bir evde bulunan el bombaları yüzünden tutuklanan emekli askerler Muzaffer Tekin ve Oktay Yıldırım ile aynı karede yer alınca başı yandı.Medyaya Kuvvacıların hatıra fotoğrafı olarak yansıyan bu poz, Okkır’ı da cezaevine taşıdı. Suçlamalar Kuddusi Okkır’ın örgütün para kaynağı olduğu yönündeydi. Kuddusi Okkır,Teknopark Elektronik Bilişim ve Danışmanlık şirketinin sahibiydi. -

İskenderun’un Kurtuluş Coşkusu
İskenderun’un Kurtuluş Coşkusuna Japon Vatandaşlar da Ortak Oldu
Türk ordusunun Hatay topraklarına İskenderun’dan girişinin 70’inci yıldönümü coşku ile kutlandı. Türkiye’nin en sıcak kentlerinden biri olan İskenderun’da 2 yıldan bu yana belediye kurtuluş bayramını akşam saatlerinde kutlamaya başladı.
Türk ordusunun şehre girişi temsili olarak canlandırılırken, vatandaşlar mehmetçiğin üzerine gül yaprakları serpti. Ordu komutanı şehrin anahtarını İskenderun Belediye Başkanı Mete Aslan’a takdim etti.
İskenderun’da düzenlenen kurtuluş coşkuş törenlerini kentte bulunan japon vatandaşlarda heyecanla izledi.
Törenlere daha sonra sahil kordonu Atatürk Caddesi’nde devam edildi. İskenderun halkının yoğun ilgi gösterdiği kurtuluş törenlerinde İskenderun Kaymakamı Cengiz Horozoğlu, İskenderun Belediye Başkanı Mete Aslan ve İskenderun Deniz Üs Komutanı İsmail Taylan halkın kurtuluş bayramını kutladı.
Ak Parti Hatay Milletvekili Orhan Karasayar ve protokokol üyeleri ve vatandaşlar kurtuluş törenlerine katıldı.
Törende konuşan İskenderun Belediye Başkanı Mete Aslan, Fransızların Hatay’ı işgal ettiğinde Hatay halkının zulüm gördüğünü belirterek, “Tarihte yaşanmış olaylar için kin gütmek bizim kültürümüzde yoktur. İskenderun’a gelen her yabancı konuğumuza olduğu gibi Fransız vatandaşı konuklarımıza da kapımız ve kollarımız her zaman açıktır. Fransa’nın Türkiyeye karşı izlediği hastalıklı çok yüzlü politikalar, Fransa devletine güven ve saygı duymamızı imkansız kılmaktadır” şeklinde konuştu.
Belediye Başkanı Mete Aslan, Türk halkı olarak kenetlenme zamanı olduğuna vurgu yaparak sözlerine şöyle devam etti: “Biz milli şuur ve gururumuzu korudukça, Milli değerlerimize sahip oldukça, içimizde çıkarılmak istenen fitneye, kışkırtılan bölücülüğe karşı uyanık oldukça, her engeli, her yokluğu aşacağız.”
Törende Tankçı Üsteğmen İlhan Uzungöz ise Türk ordusunun Hatay topraklarına İskenderun’dan girişi ve zaferin nasıl kazanıldığı hakkında açıklamalarda bulundu. Öğrencilerin okudukları şiirlerin ardından önce Türk askeri protokülün önünden geçti ve halkı selamladı. İskenderun halkı ise Türk askerini ayakta alkışladı.
Bursa’dan gelen mehteran takımının geçişi esnasında ise vatandaşlar yerlerinde duramadı ve Mehter takımını ayakta alkışladı.
Japonya’dan gelen vatandaşlarda İskenderun halkının kurtuluş coşkusuna ortak oldu. Japonya’dan İskenderun’a gelen mühendis Masaru Aonaka ise İskenderun halkının bayramını kutladığını ve çok mutlu olduğunu söyledi.
Japon Aonaka mehter takımının geçişi esnasında ise elindeki cep telefonu ile mehter takımını görüntüledi.
Askeri araçların geçişleri ile kurtuluş törenleri sona erdi.
Haber Yayın Tarihi: 05 Temmuz 2008 Cumartesi Saat 22:15
-

Turkiye’de Neler Oluyor
Bir Ergenekon olayi aldi basini gidiyor. Meger kimler varmis bu orgutun icinde kimler. Buyuk adamlar hain olmaz diye birsey yok, eger olmaz diyenler varsa, MIT in tarihini okurlarsasa gorurlerki ikinci adam konumuna kadar gelmis oldugu halde baska devletlerin hesabina calismis oldugunu gorecekler, bazen devlet adamlarinin hata yapmasi bile hainlik gibi algilanir cunku yaptigi hatalar bir toplumun kaderini belirler, nitekim Enver Pasa’nin Alman hayranligi Birinci Dunya Savasinda Osmanli’nin yenilmesine dolayisi ile bir toplumun kaderine etki etmistir.
-

Üniversitede ’soykırım’ krizi çıktı
Üniversitede ’soykırım’ krizi çıktı
6 Temmuz 2008
ABD’deki Georgetown Üniversitesi’nin Türk Kürsü’nde sözde “Ermeni soykırımı” krizi patlak verdi.
2006 yılında öğretim görevlilerinden ve Türk Araştırmaları Kürsüsü Yönetim Kurulu üyelerinden Prof.Donald Quataert, öğretim üyelerinin 1915 yılındaki Ermeni olayını, “soykırım” tanımlamasına takılmadan araştırması gerektiğini savundu. Prof.Quataert, “Konu hakkındaki araştırma çalışmaları, soykırım tanımlamasından kaçınılmadan yapılmalıdır” dedi.
Bu açıklamadan bir süre sonra Prof.Quataert, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy’un kendisine, “Ankara’daki liderler çok kızdı, enstitünün finansmanını kesebiliriz” dediğini öne sürerek istifa etti.
Geçtiğimiz Mayıs ayında ise Quataert’ın geri dönmesi için akademisyenler bir mektup kaleme alırken, bazıları da kürsüden istifa ederek olayı protesto etti. Akademisyenler yazdıkları mektupta, Prof.Quataert’in görevine dönmesini ve kürsüye siyasi baskıların engellenmesi için kürsüye verilen paranın vakfa aktarılmasını istediler. Büyükelçi Şensoy, Prof.Quataert’ın istifasında bir rolü olduğu yolundaki iddiaları kesinlikle reddetti. Georgetown Üniversitesi’nden bağımsız olarak kurulan kürsü için, Türk hükümeti 3 milyon dolar bağış yapmıştı.
-

Kemal’in Askerlerini Karalayan Kitabı Protesto Ediyoruz
Avustralya ABC Radyosunda yer alan Saturday Breakfast isimli programin 21 Haziran 2008 tarihli yayininda, Giles Milton isimli bir yazarin “Paradise Lost: Smyrna 1922: The destruction of Islam’s City of Tolerance” isimli kitabinin tanitimi yapilmis, programa konuk olan yazar; “Mustafa Kemal’in askerlerinin 9 Eylul’de İzmir’i dusman isgalinden kurtardiktan sonra sehri yakip yiktigi, Hiristiyan ahaliyi katlettigi, kadinlara tecavuz ettigi,” gibi asilsiz iddialara yer vermistir. Ayni programin 28 Haziran 2008 tarihli yayininda bu defa adigecen “sozkonusu kitabi herkesin okumasi ve boylece Turklerin Hiristiyanlari nasil katlettiginin ogrenilmesi gerektigini” dile getirmistir.
Sozkonusu programin 21 Haziran 2008 tarihli yayinina adresinden ulasilabilmesi mumkundur.
Tarihsel gerceklerin carpitilmasindan ibaret olan anilan kitabin tanitimini gerceklestiren sozkonusu program nedeniyle, anilan yayin kurulusu nezdinde Kanberra Buyukelciligimizce gerekli resmi girisimler yapilmakta ise de, bu konuda degerli vatandaslarimizin da gereken hassasiyeti gostereceklerinden suphe duyulmamaktadir.
Saygı ile duyurulur
T.C. Sidney Baskonsoloslugu
Daha fazla bilgi için tıklayın:İŞTE İNGİLİZCE METİN VE ADRESİ
İngilizce protesto mektubunun gönderilecek adresi bu adrestedir:
COMPLAINT LETTER TO THE ABD RADIO NATIONAL MANAGER
Dear Sir/Madam,
I am writing to you in relation to the Saturday Breakfast program that was aired on 21 June and 28 June 2008 on ABC Radio National. Author Giles Milton was the guest of these programmes and he spoke about his recent book “Paradise Lost: Smyrna 1922: The Destruction of Islam’s City of Tolerance”. During the program, he uttered groundless and biased allegations about the march of Turkish army to Izmir in 1922 to rightfully save the city from enemy occupation.
I would like to point out that fabricating such blackening and one-sided stories about a nation’s history does not conform to scientific objectivity which seems to be totally lacking in the author’s book Furthermore, airing such biased views on a national broadcasting service does not comply with the spirit of harmonious relations among different societies successfully established by the multicultural character of Australia.
I therefore underline my deep disappointment and strongly protest the ABC Radio National for airing one week after another, such a biased interviews full of fabricated and slanderous propaganda. By the way, it was the Greek occupation army which had destroyed and burnt the beautiful Turkish city of Izmir and committed heinous crimes as they fled.
With the sincere hope of listening to programmes reflecting not only fabrications but also the objective truths of a story.
……………
Guide:
1. Click the link below to open ABC complaints page.2. Fill in the necessary spaces.
3. Copy and paste the above text to the appropriate space.
4. Click send. -

Mars çıplak gözle dolunay kadar büyük görünecek.
Hayatinizda ilk ve tek olacak DIKKAT!!!!!
Mars gezegeni Agustostan itibaren geceleri gökyüzünün en parlak cismi olacak. Mars çiplak gözle dolunay kadar büyük görünecek.
27 Agustos’ta Mars dünyaya 34,65 milyon mil yaklaştiginda en büyük göründügü gün olacak. 27 Agustos gecesi 00:30’da gökyüzünü izleyin.
Dünyanin iki ay’i varmiş gibi görünecek.
Mars’in dünyaya bu kadar yakin geçecegi bir sonraki tarih 2287 yili.
Bunu dostlarinizla paylaşin.
Bugün hayatta olan hiçbir kimse bu olayi tekrar göremeyecek ……
-

RUBİN TÜRKİYE’DE SİYASETE GİREBİLİR!
RUBİN TÜRKİYE’DE SİYASETE GİREBİLİR! Saturday, 05 July 2008 Michael Rubin Ergenekon soruşturmasını komplo olarak değerlendirdi, Erdoğan’ı Putin’e benzetti.Michael Rubin, Erdoğan’ın Ergenekon soruşturmasını kendisini eleştiren, yolsuzluklarını ve iktidarı kötüye kullanmasını sorgulayan kişilerden intikam almak üzere bir ‘bahane’ olarak kullandığını söyledi.
Cumhuriyet’in haberine göre Washington’daki düşünce kuruluşu American Enterprise Enstitüsü (AEI) uzmanlarından Michael Rubin, “Ergenekon” soruşturmasını bir “komplo” olarak tanımlayarak bunun Başbakan Tayyip Erdoğan’a ait bir “hayal ürünü” olduğunu söyledi. Erdoğan’ın bu soruşturmayı kendisini eleştiren, yolsuzluklarını ve iktidarı kötüye kullanmasını sorgulayan kişilerden intikam almak üzere bir “bahane” olarak kullandığını söyleyen Rubin, Erdoğan’ın Rusya Başbakanı Vladimir Putin’e dönüştüğünü ifade etti.
Rubin, 1 Temmuz’da Ergenekon soruşturması çerçevesinde gerçekleştirilen gözaltılara yönelik Cumhuriyet’e açıklamada bulundu. Gazetecilerin ve siyasi muhaliflerin gözaltına alınmasının Türk demokrasisine zarar verdiğini söyleyen Rubin, bu durumun Rusya’da Putin’in demokrasiyi ortadan kaldırmasına benzediğini söyledi.
Rubin, “Ergenekon komplosu kendisini eleştiren, yolsuzluğunu ve iktidarı kötüye kullanmasını sorgulayan kişilerden intikam almak için Erdoğan’ın bahane olarak kullandığı kendi hayal ürünü olarak ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu.
‘Gözaltılar ironik’
Rubin soruşturmanın Vakit, Yeni Şafak, Zaman gazetelerinin yanı sıra Turkish Daily News gazetesindeki bazı köşe yazarları tarafından Erdoğan’ın hukukun üstünlüğü ve yargıyı küçümsemesini örtmek ve bahaneler bulmak amacıyla kullanıldığını da vurguladı. Rubin, AKP’nin hukukun üstünlüğünü küçük görmesine karşın devletin kurumlarını kötüye kullanma eğilimi içinde olduğunu ifade ederek son gözaltıların bu açıdan “ironik” olduğunu ifade etti.
Pek çok Batılı diplomatın ve Türk yetkilinin AKP’nin kapatma davası konusunda bir “uzlaşı” sağlanmasını umduğunu ve Türk uzmanların Erdoğan’ın pişman olduğunu düşündüğünü ifade eden Michael Rubin, “1 Temmuz baskını uzlaşının mümkün olmadığını gösterdi” dedi. Rubin, “Ya AKP kapanacak ya da Kemalizm ve hukukun üstünlüğünün yerine dinin siyasi amaçlar için fırsatçı bir biçimde kullanıldığı ve özgür medya ve özgür sivil toplumun hor görüldüğü Putin tarzı bir yaklaşım gelecek” şeklinde konuştu.
1 Temmuz’daki gözaltıların Erdoğan’ın AB üyelik sürecine yönelik samimiyetsizliğini de ortaya koyduğunu belirten Rubin, “Erdoğan Türkiye’ye sömürge valisi gibi emreden AB yetkililerini kucakladı. Ancak barışıl siyasi muhalefeti ezmenin Türkiye’nin refahı ve demokrasisinden daha önemli olduğunu gösterdi” dedi.
Rubin, “Bağımsız medyanın, Türk işadamlarının, Türkiye’nin çok uzun süredir ihmal edilmiş çiftçilerinin, aydınlarının ve hukukun üstünlüğünü destekleyen herkesin Erdoğan’ın Putin’in yolunu izlediği bir dönemde demokrasiyi savunma görevi bulunduğunu” ifade etti. Rubin, “Batılı diplomatların da Türk yargısının ardında durarak hiçbir siyasetçinin hukuktan üstün olmadığı kavramını desteklemesi gerektiğini” dile getirdi.
-

DÜNYA MEDYASI BU DAVAYA ODAKLANDI
DÜNYA MEDYASI BU DAVAYA ODAKLANDI Saturday, 05 July 2008 Ergenekon kapsamındaki dünkü gözaltılar dış basında geniş şekilde yer aldı. Çarpıcı tespitlerde bulunan gazeteler, Türkiye ile ilgili öngörülerini sıraladı:İngiltere’de yayımlanan Times gazetesinin dış haberler editörü Bronwen Maddox, “Türkiye’nin geçmişinin liberal gelecek umutlarını yıktığı” ifadesini başlıkta kullandığı yorumunda, “Türkiye’nin dünkü gelişmelerle bir kargaşaya doğru sendelediğini” öne sürdü.
“Bu çatışmanın ortamının aylardan beri oluşmakta olduğu” görüşünü savunan yazar, “bu sırada Türkiye’nin müttefiklerinin eski nesil milliyetçi generallerin Avrupa’ya entegre genç politikacıların önünü açacağına ve bu durumun ortadan kalkacağına inandıklarını” belirterek, “Ancak bu olmayacak. Türkiye’nin liberal ve modern bir gelecek şansı kaybolurken, kimlik mücadelesi giderek daha kötü bir hal alacak gibi görünüyor” iddiasında bulundu.
Türkiye’de askerlerin laikliği korumak gerekçesiyle müdahalede bulunduğunu, bu durumun modern bir demokrasi kurma umutlarıyla çatıştığını savunan gazetenin yazarı, “aslında çatışmanın başlangıcını başörtüsü konusunun oluşturduğunu” kaydederek, “başörtüsü yasağı gibi bir yasağı Türkiye’nin dönüşmekte olduğu modern ve liberal bir demokraside sürdürmenin giderek zorlaştığını” yazdı.
AK Parti’nin kapatılması talebinin Türkiye’yi “önlenmesi imkansız bir cepheleşmeye” götürdüğü yorumunda bulunan yazar, “Bunun Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştıracağı da kesin” ifadesini kullandı.
Financial Times gazetesi, ilk sayfasında yer alan haberde, bu gözaltıların Türkiye’nin uzun vadeli istikrarına ilişkin kaygıları artırdığı görüşünü dile getirdi. Bu gelişmelerin Ankara’da siyasi hayatın tansiyonunu iyice artırdığını savunan gazete, dün piyasalarda yaşanan gelişmelere dikkati çekti.
The Guardian gazetesi, gelişmeleri başyazısında değerlendirirken, AK Parti hakkındaki kapatma davasında sözlü mütalaa yapılırken, polisin aralarında iki generalin de bulunduğu bazı önde gelen laiklik yanlısı isimleri gözaltına aldığını, çok az kişinin bu iki olayın birbiriyle bağlantılı olmadığını düşündüğünü yazdı.
“Tarafların dişlerini bilemekte olduğu” görüşünün dile getirildiği başyazıda, “asıl tehlikenin, tarafların Türkiye’deki siyasi ve anayasal dokuya onarılamaz şekilde zarar vermeleri olduğu” belirtildi.
Gazetenin başyazısında, Türkiye’nin bu noktaya “parlamenter siyasete fazla aldırmayan eski elitlerin yeni sosyal güçlerin parlamenter gücü eline geçirmesini kabullenememesi” yüzünden geldiğini savundu.
The Independent gazetesi de tam sayfa ayırdığı gelişmeleri kronolojik bir sırayla okurlarına hatırlattı. Haberde pek çok siyaset uzmanı ve gazetecinin görüşlerine yer verildi.
The Daily Telegraph, kapatma davasıyla ilgili olarak dün gelinen sözlü mütalaa aşamasının önemine işaret etti ve Türkiye’nin dün bu yeni aşamayla birlikte siyasi kargaşayla yüz yüze geldiğini öne sürdü.
İTALYAN BASINI
İtalyan basını, dünkü operasyonun AK Parti hakkındaki kapatma davasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın Anayasa Mahkemesine sözlü açıklama yaptığı güne denk geldiğine işaret etti.
La Stampa gazetesi, Türkiye’de dün yaşanan gelişme için, “Türkiye’de generaller tutuklandı. Bir tür Gladio’dan söz ediliyor” başlığını kullandı. Gazete, “Türkiye’de siyasi gerilimin had safhada olduğu bir dönemde tesadüflere pek inanılmıyor. Hükümeti göz dağı vermekle suçlayan Cumhuriyet Halk Partisi de mahkemelik vaziyette” ifadelerine yer verdi.
İtalya’nın en önemli ekonomi gazetesi Il Sole 24 Ore, Türkiye’deki gelişmeyi ilk sayfadan, “Erdoğan’ın polisi 24 laik eylemciyi tutukladı” başlığı altında, “Başsavcı İslamcı partinin yasaklanmasını talep ederken operasyon düzenlendi. Polis, aralarında iki emekli paşanın da bulunduğu 25 kişiyi, darbe hazırlığı yaptıkları iddiasıyla gözaltına aldı” ifadelerini kullandı.
Gazete, “Laikler ve İslamcılar. Türkiye rehine konumunda” başlıklı yorum yazısında ise iki kesim arasındaki gerilimin giderek tırmandığını ileri sürdü. Yorum yazısında, “Operasyon, askerler ile Başbakan Erdoğan’ın partisi arasındaki gerilimi de tırmandırdı. Asıl risk ise şu noktada: Maçı kim kazanırsa kazansın, ekonominin uluslararası nedenlerden dolayı zaten sıkıntı içinde olduğu bir dönemde enkazla karşı karşıya kalabilir” denildi.
ALMAN BASINI
“Ergenekon soruşturması” kapsamında, aralarında iki emekli generalin de bulunduğu 25 kişinin gözaltına alınması, Alman basınında, Türkiye’de “hükümet karşıtlarına operasyon yapıldığı” şeklinde ifadelerle yer aldı.
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi, “Emekli generaller gözaltına alındı” başlığıyla verdiği haberde, emekli generallerin gözaltına alınmalarını protesto etmek amacıyla İstanbul’da gösteriler düzenlendiğini, İstanbul ve Ankara’da Cumhuriyet ve Tercüman gazeteleriyle Atatürkçü Düşünce Derneği bürolarında aramalar yapıldığını kaydetti.
Die Welt gazetesi, “Türkiye’de emekli generaller sözde darbe planlarından dolayı gözaltına alındı” başlığıyla verdiği haberde, Cumhuriyet gazetesinden bir kişinin, “Türkiye’de bir İslam devleti kurulmasına karşı çıkanların ciddi bir tehlike içinde olduklarını söylediğini” yazdı ve “AK Parti’nin bu operasyonlarla ülkedeki gerginliğin daha da artmasına neden olduğunu” savundu.
Frankfurter Rundschau gazetesi, “Ankara’da hükümet karşıtları gözaltına alındı – AK Parti ile ilgili kapatma davasında iddianame okundu” başlığıyla verdiği haberde, AK Parti hakkında Ağustos ayı sonunda bir karar alınmasının beklendiğini belirtti.
AA
-

Kuddusi Okkır, büyük ihtimal hakkındaki iddianameyi göremeyecek
Kuddusi OkkırVatandaş Kuddusi Okkır, tam bir yıl önce… Geçen yıl haziran ayında Ümraniye soruşturması kapsamında tutuklandı. 8 ay boyunca Tekirdağ F 1 Tipi Cezaevi’nde tek kişilik hücrede tutulduktan sonra “majör depresyon” tanısıyla önce Bakırköy… Ardından ciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle Bayrampaşa Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Sonraki üç hafta ise Bayrampaşa ve Haseki devlet hastaneleriyle Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi arasında defalarca dolaştırıldı. Çünkü hiçbir hastane Kuddusi Okkır’ın yatışını kabul etmemişti.
Bu süre içinde Kuddusi Okkır’ın rahatsızlığı hakkında hiçbir bilgi alamayan, kendisiyle temas kurmasına izin verilmeyen Sabriye Okkır uzun uğraşlardan sonra eşini Bayrampaşa Cezaevi’nde buldu… Nasıl ve ne halde mi? Bir koridorun köşesinde, yer sedyesinde, konuşamaz, beslenemez ve kendisini tanıyamaz halde…
Kuddusi Okkır, eşinin devreye girmesinden kısa süre sonra Tekirdağ Cezaevi’ne… Oradan Tekirdağ Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Şu anda Trakya Üniversitesi Hastanesi’nde yatıyor. Uzunca süredir bilinci kapalı, yaklaşık 15 gündür de yoğun bakımda… Doktorlar bütün güçleriyle Kuddusi Okkır’ı yaşatmaya çalışıyorlar. Ancak umutlar her geçen gün biraz daha azalıyor.
Kuddusi Okkır, büyük ihtimal hakkındaki iddianameyi göremeyecek… Yani, neyle suçlandığını bile bilemeyecek… CHP Milletvekili Atilla Kart’ın kendisine yapılan bu muameleyi “gaddarlık” olarak nitelediğini ve Başbakan Erdoğan’a bu konuda soru önergesi verdiğini de öğrenemeyecek…