|
||
| ERZİNCAN(DHA) | ||
Erzincan’da sabah saatlerinde askeri araca yapilan mayinli saldiri sonucu 9 asker şehit oldu. Teröristlerin yola yerleştirdikleri mayını, bu sabah askeri araç geçerken uzaktan kumandayla patlatması sonucu 1’i subay 9 asker şehit oldu, 2 asker de yaralandı. Şehit askerler arasında bir yüzbaşının da bulunduğu öğrenildi. Askeri timin Kemah İlçe Jandarma Komutanlığı’na bağlı olduğu belirtildi. Erzincan Valisi Ali Güngör, terör örgütünün saldırısını doğruladı. Bölgede operasyonlar sürüyor. |
Blog
-

Erzincan’da hain saldırı: 9 şehit
-

Güney Osetya’da neler Oluyor? (ASAM)
Kafkaslarda korkulan ve bir o kadar da beklenen olay meydana geldi ve 1992’den günümüze “dondurulmuş” durumda olan Güney Osetya anlaşmazlığı yeniden kapsamlı ve sıcak bir çatışmaya dönüştü. Gelişmeler sadece bölgede yaşamını sürdüren 70 binin üzerindeki sivili değil, tüm Kafkasları ve bu bağlamda küresel dengeleri de doğrudan ilgilendirmektedir. Saakaşvili’nin iktidara gelmesinden (2004) bugüne sorunlu bölgeler şeklinde tanımlanan Abhazya ve Güney Osetya sınırında yaz ayları çatışmalarla yüklü biçimde geçmekteydi. Saakaşvili’nin ülkeyi kısa sürede üniter yapıya geri döndürme söylemi Abhazya ve Osetya merkezli bir çatışmanın yeniden başlaması beklentilerini daima canlı tuttu. Acara’da yürütülen başarılı operasyon da bunun işareti olarak görüldü. Fakat Saakaşvili bu politikasını, önündeki en büyük engel olarak gördüğü Rusya nedeniyle bir türlü gerçek manasıyla uygulayamadı. Bunun yerine Rusya’yı uluslararası alanda şikayet etmek, ülkesini Batı dünyası ve onun kurumlarına yakınlaştırmak ve dönem dönem ufak askeri/polisiye harekatlarla adımlar atma çabasında oldu. Bu genel eğilim doğrultusunda geçen 2008 yazının sonuna doğru da, Gürcü kuvvetleri anayasal düzeni yeniden tesis etmek adına Güney Osetya’ya girdiler. 8 Ağustos sabahı başlayan operasyonla kısa sürede başkent Tskhinval ve çevresinin kontrolünü ele geçirdiler. Bu ilk adım sonrasında sadece Güney Osetya’nın kuzeyde Rusya’ya yakın Java bölgesi Gürcü kuvvetlerinin kontrolü dışında kaldı. Gürcistan açısından bu harekât ülkede anayasal düzenin yeniden tesisi adına yapılması gereken polisiye bir operasyon ya da bir tür iç güvenlik harekâtı olarak tanımlanmaya çalışılacaktır. Fakat sürecin gelişimi dikkate alındığında bunun çok da mümkün olamayacağı rahatlıkla söylenebilir. Nitekim Gürcistan’ın attığı bu adım, daha önce Abhazya’da Gal bölgesinde girişilen operasyonda ve Acara’da olduğu gibi cevapsız kalmadı. Gürcü-Oset anlaşmazlığının başladığı 1990’lı yılların başından günümüze, Osetya’daki halka Rus vatandaşlığı veren Rusya (neredeyse toplam nüfusun yarısı), diplomatik açıklamalarla yetinmeyerek derhal karşıt harekât başlattı ve 100’ün üzerinde olduğu belirtilen tankla askerlerini Osetya’ya soktu. Peşi sıra Rus savaş uçaklarının, aralarında askeri havaalanlarının da bulunduğu Gürcistan’daki bir takım stratejik hedefleri bombaladığı haberleri uluslararası ajanslara düşmeye başladı. Uluslararası toplum tarafları çatışmaları sonlandırarak barışçıl yöntemlerin temel alındığı bir yönde hareket etmeye çağırsa da, bu sürecin yeni ve öncesinden daha sıkıntılı bir dönemi başlattığı aşikârdır.
Uluslararası toplumun en büyük korkusu bu ‘savaşın’ ilk önce Abhazya’ya sonrasında da Kafkasların tamamına yayılarak kontrol edilmesi mümkün olmaya yeni bir süreç başlatması. Çatışmaların (savaşın) bir iki gün içerinde durması beklentisi ve çağrıları olmakla birlikte Rusya’nın Gürcistan’a istediği dersi vererek isteklerini karşılayacağı, pazarlık için koz elde edecek yeni bir noktaya ulaşana kadar durmayacağını söylemek mümkündür. Osetya meselesi, Rusya’nın diğer sorunlu bölge olarak tanımlanan ve Kosova’dan sonra bağımsızlığının uluslararası camia tarafından tanınmasını yeniden talep eden Abhazya’da yeni adımlar atmasıyla sonuçlanabilir. Bu ise Kafkaslarda daha da hareketli günler anlamına geliyor.
Olayın geçmişine bir göz attığımızda öncelikle şu hususlara dikkat çekebiliriz: Osetler etnik olarak Gürcülerden farklıdır. Sovyetler Birliği döneminde ikiye bölünen Oset nüfusun ağırlıklı bölümü bugünkü Rusya Federasyonu topraklarında kalan ve Kuzey Kafkasya’daki federal bölgelerden biri durumundaki Kuzey Osetya’da yerleşik durumdadırlar. Güney Osetya ise Gürcistan içerisinde özerk bir bölge olarak bırakılmış ve ayrı bir siyasi unsur olarak tanımlanmıştır. Sovyet döneminde yaşanan sorunlara rağmen bölgenin tam bir sorun merkezi haline gelmesi Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte olmuştur. Güney Osetya’da yaşayan ve nüfusun üçte birini oluşturan Oset azınlık, Gürcistan’a bağlanmayı reddederek bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu bağımsızlık ilanı resmen mümkün olmasa da, Osetya’nın Gürcistan tarafından kontrolü de fiilen mümkün olamamıştır. Osetler ilk önce bağımsızlık, sonrasında da Kuzey Osetya ile birleşme ve güçlü bir Osetya/Alanya oluşturma planları yaparken Gürcü yönetimleri üniter bir Gürcistan yaratmak adına bölgeye “Osetya” dahi dememişlerdir. Güney Osetya’yı kadim ismi “Samaçablo” şeklinde ya da başkentinden esinlenerek “Tskhinval bölgesi” olarak adlandırmışlardır. 1991–92 dönemindeki çatışmalardan sonra Rus Barış gücünün yerleştiği bölge bağımsızlık yönünde faaliyet gösterirken Gürcistan bu bölgeyi toprak bütünlüğüne yeniden dahil etmeye çalışmıştır. Taraflar arasında yürütülen görüşmeler sıkıntılı da olsa, Mikhael Saakaşvili’nin iktidara geldiği 2004’den bu yana daha da kötüleşmiştir. Saakaşvili Osetlere, biraz Acara’daki başarının biraz da ABD’nin desteğinin verdiği özgüvenle, üniter bir Gürcistan’ın içinde özerklik oluşturulması önerisi götürmüştür. Bu öneri Oset tarafınca kabul edilmemiş ve Osetler 2006’da yaptıkları referandumda tam bağımsızlık kararı almıştır. Bu gelişme taraflar arasındaki görüşmelerin 2006’dan bu yana neredeyse tıkanmış duruma gelmesinin de sebebidir. Bu tarihten sonra sürece özellikle Gürcistan’ın NATO üyeliği perspektifinin de tetiklemesiyle, Rusya gelişmelere çok daha doğrudan müdahil olmuştur. Moskova yönetimi önceliğini bu bölgelere vermiştir. Osetya ve Abhazya merkezli hava sahası ihlalleri, karşılıklı sınır ihlalleri gibi tartışmalarla zaten gerginlik yaşayan Rus-Gürcü anlaşmazlığı, Osetya ve Abhazya’nın statüleri noktasında düğümlenmiş durumdadır.
Gelişmeler, ABD’nin Gürcistan yönetimine tanıdığı öncelik ve Saakaşvili’nin politikalarıyla bugünkü çatışma noktasına ulaşmıştır. Gürcistan’ın büyük beklentilerle katıldığı NATO’nun Nisan ayındaki Bükreş zirvesinde Üyelik Eylem Planı (MAP) alamayarak eli boş dönmesinin, Saakaşvili’yi Aralık’ta yapılacak zirveden önce sorunlarını halletme yönünde harekete geçmeye zorladığı iddia edilebilir. Batı dünyasını, Rusya karşısında gittikçe zora düşen Gürcistan’ı İttifak şemsiyesi altına almaya zorlamak ya da sıkışan iç politik dengelerden milliyetçilik kartını ateşleyerek çıkma politikası gibi hesaplar içinde olabilecek Gürcü yönetiminin, Rusya’nın sert tepkisiyle ülkeyi zorlu ve sıkıntılı bir sürece taşıdığı aşikârdır. Bu süreç şimdiden, sadece Rusya ve Gürcistan ile Kafkasları ilgilendiren bir süreç olmaktan çıkmış durumdadır.
Genel olarak bakıldığında 2008 yılının Kafkasya’da hareketli ve sıkıntılı geçtiği görülmektedir. Ermenistan ve Gürcistan’da yapılan seçimler ve sonrasında yaşanan istikrarsızlık, Azerbaycan’da yapılacak seçimler ve seçimlerin ne getireceği tartışmaları ve dondurulmuş anlaşmazlıkların çözülmesi girişimleriyle, Kafkasya dünyanın yeni ilgi merkezi haline gelmiştir. Neredeyse 2000’li yılların başına kadar bir kenarda kaldıklarını ve unutulduklarını düşünen Kafkasya ülkeleri, hem AB hem de NATO ile sınır komşusu haline gelince Kafkasya için yeni bir dönem başlamıştır. Diğer taraftan artan doğalgaz ve petrol fiyatlarının tetiklemesiyle ekonomik olarak ayağa kalkan Rusya’nın, bu genişlemeleri tehdit olarak görmeye başlaması ve siyasal mücadeleye girişmesiyle Kafkasya bir tür mücadele alanına dönüşmüştür. Çünkü Rusya’nın sınırı ve “yakın çevresi” Kafkasya artık AB ve NATO’nun da sınırı ve yakın çevresidir. Kısacası Kafkasya’daki gelişmeler tüm dünya tarafından daha yakından izleniyor ve bölgenin sorunlarına ortak çözümler bulunmaya çalışılıyor. Çıkarların uzlaşmaması nedeniyle ortaya çıkan çekişme ise güç dengesi mücadelelerinin yeni boyutu olarak küresel alana yansımış durumda. Mevcut tablo, Rusya’nın kendi çıkarları çerçevesinde anlaşmazlıkların devamına ve hatta yeniden sıcak bir nitelik kazanmasına çalışırken, ABD ve AB ile kurumlarının ihtilafların çözümü için çaba gösterdiği yönündedir. Ama sonuca bakıldığında tarafların tamamının bu anlaşmazlıkları kendi çıkarları bağlamında yönlendirmeye çalıştıkları, seyri belirleyecek taktik ve stratejik adımlar attıkları görülmektedir. Bu mücadelenin Doğu Avrupa ve Batı Balkanlar’da olduğu gibi Batı dünyasının lehine ve Rusya’nın aleyhine bir sona doğru gidip gitmeyeceği ise önemli bir soru olarak karşımızda durmaktadır. Zira Kafkasya Avrupa değildir, Kafkasya ülkeleri de Balkan ya da Doğu Avrupa ülkeleri değlidir. Rusya’nın yakın çevresi olarak gördüğü bölgedeki etkinliği ve varlığı da Avrupa’dan farklı bir görünüm sergilemektedir.
Son dönemde iç sorunlarla boğuşan Türkiye’nin ise bu süreçteki rolü ya da yeri ise dikkatle üzerinde durulması gereken bir başlıktır. Başbakan Erdoğan’ın Akdeniz İçin Birlik Zirvesi’nde yaptığı konuşmada vurguladığı Türkiye’nin çevresindeki bölgelerdeki sorunlara çözüm getiren ülke algısının, Kafkasya’daki sorunların çözümüne etkisi ve katkısı dikkatle değerlendirilmelidir. Benzer biçimde, ilk defa yapılan Büyükelçiler Zirvesi’nde de Türkiye’nin içinde yer aldığı bölgelerde yapıcı roller yüklendiğinin vurgulanması önemlidir. Türkiye’nin Kafkasya’da, bölgesel bir takım sorunların tarafı olduğu da akla getirildiğinde sorunların çözümü süreci Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmektedir. Özellikle Türkiye-Ermenistan, Azerbaycan-Ermenistan, Dağlık Karabağ, Güney Osetya ve Abhazya (Rusya-Gürcistan) sorunları Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren sorunlardır. Türkiye sorunun çözümünde bir aktör olmaya çalışmakla birlikte sorunun da doğrudan bir parçası konumuna gelmektedir. Rusya ile Gürcistan arasındaki ilişkilerin çökmesi ve tarafların yıkıcı bir savaş sonrasında yaratacakları uzlaşmaz zemin, Türkiye’nin KEİ, BTC boru hattı, BTK demiryolu hattı gibi ekonomik ve siyasi projelerinin kötü etkilemesinin ötesinde Karadeniz merkezli giriştiği BLACKSEAFOR, Karadeniz Uyumu gibi bölgesel güvenlik girişimlerini de çökertme potansiyeli taşımaktadır. Yıllarca süren ince ayrıntılarla adeta tırnakla kuyu kazarcasına şekillendirilen bölgesel projelerin çökmesi Türkiye’nin istemeyeceği sonuçlar olacaktır.
*Doç. Dr. Mitat Çelikpala, TOBB Ekonomi Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, [email protected]
-

Saakaşvili Geh Bili Bili
Bugünlerde “Son Ağa” isimli televizyon dizisine takılıyorum. Herkese tavsiye ederim; oldukça matrak bir dizi Son Ağa. Özellikle müzikleri bir harika dizinin! Adam bağlamayı çalmıyor, sanki konuşturuyor. Dizinin müziklerinin merkezinde bir Anadolu Türküsü var. Çoktan beri dinlemediğim güzel bir Türkü bu ve bazı sözleri söyle:
“Horozumu kaçırdılar,
Damdan dama uçurdular,
Suyuna da pilav pişirdiler,
Bili geh bili geh, bili bili geh geh güzel horozum.
Ah kar beyazım”.
***
Gürcistan Devlet Başkanı Mihael Saakaşvili’nin Güney Osetya manevrasını görünce ne yalan söyleyeyim bu türkü yine geldi aklıma. Birkaç gündür bu türküyü mırıldanıyorum hep. Yemeğe otururken besmele çekmek yerine bu türküyü mırıldandığım için ev halkından zılgıt bile yemeye başladım bugünlerde!
Şaakaşvili, tam da bizim Türkü’deki Çil Horoz gibi çıktı. Önce batının da desteğiyle belki bir netice alırım düşüncesiyle tanklarını Güney Osetya’ya soktu. Karşısında yeni Rus Çar’ı Putin’in ordularını görünce önce Gürcü meclisinde savaş kararı aldırdı, baktı pabuç pahalı tırstı ve geri çekildi. Şimdi tek taraflı ilan ettiği ateş kese Rus tarafının da uyması için adeta yalvarıyor. Rus tarafı ise bastırdıkça bastırıyor; “Hayır, önce bir daha Güney Osetya’ya girmeyeceğiz diye bize yazılı taahhütte bulunun. Sonra da Saakaşvili tası tarağı toplayıp Devlet Başkanlığı koltuğundan, daha sonra da tekmil Gürcistan’dan çekip gitsin!”
Bizim türküdeki çil horoz bile bu Saakaşvili’den daha akıllı ve kurnaz olmalıdır diye düşünüyorum. Sen git boyuna posuna, endamına bakmadan 30.000 kişilik ordunla, senin toplam nüfusun kadar ordusu olan bir ülkeye diklen ve efelen! Olacak şey değil! Sakaşvili’nin salak bir âdem olduğu tipinden de bellidir zaten! Boylu, poslu ve endamlı bir adam ama sanırım bizim Anadolu tabiriyle biraz etli ekmek kafalı bir şahsiyet. Gürcü halkı muhtemelen çok pişmandır Amerika’nın turuncu yalanlarına kanıp Eduard Şvardnadze gibi Sovyet İmparatorluğu’nun Dış İşleri Bakanlığı’nı da yapmış bir politik dehayı alaşağı edip, bu etli ekmek kafalı Mihael Saakaşvili’yi tercih ettikleri için…
***
Aslında Gürcistan haklıdır
Ülkemizde Abhaz, Acara ve Oset asıllı birçok vatandaşımız yaşıyor. Elbette Gürcü asıllı vatandaşlarımız da var. Ancak Abhaz, Acara ve Oset asıllı vatandaşlarımız sakın kusura bakmasınlar; ben Gürcistan’ın ve Saakaşvili’nin haklı olduğuna inananlardanım. Bana göre de her önüne gelen azınlık kafasına estiği gibi devlet kuramaz, kuramamalıdır. Devlet kurmanın ve devlet olmanın da bir raconu olmalıdır diye düşünüyorum. Devlet kurmak ciddiyet ister çünkü. Devlet kurmak için evvela adam gibi millet olmak gerekir.
Madem Osetya, Acarya ve Abhazya Gürcistan sınırları içindedir ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğü, bu bölgelerin de kendi sınırları içinde kalmasını gerektiriyor, o zaman Gürcistan, bu bölgelerdeki huzursuzluklara müdahalede sonuna kadar haklıdır. Bu bölgelerin Gürcistan’dan bağımsızlığı ise sadece Rusya’nın işine yarar. Çeçenistan’ı ve İnguşistan’ı, yerle bir edip ve bu özerk cumhuriyetlerin ileri gelen bütün lider taifesini katlettikten sonra buralara egemen olan Rusya’nın, Osetya, Acarya ve Abhazya’yı rahat bırakacağını mı sanıyorsunuz? Dolayısıyla, bu küçük ülkeciklerin boşuna umutlanıp Gürcistan’ı Rusya karşısında daha da güçsüz bırakmaktan tez vakitte vazgeçmeleri gerekir.
Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti, başta 93 harbi olmak üzere; Rusya’nın çeşitli dönemlerde Abhazya, Osetya, Acarya gibi bölgelerde uyguladığı kıyımlardan kaçarak Türkiye’ye yerleşmek suretiyle Türk vatandaşlığı nimetini kazanmış insanların teşvik ve telkinleriyle bu küçük Cumhuriyetlerin bağımsızlığını destekleyemez. Üstelik böyle yaparak, adeta Türkiye ile bütünleşmiş durumdaki Gürcistan’ı zorda bırakamaz. Hele hele vaktiyle Çeçenistan ve İnguşetya’daki istiklal hareketlerine destek vermeyen ve böylece Cevher Dudayev, Şamil Basayev ve Arslan Maşadov gibi Çeçen liderlerinin ölümüne seyirci kalan Türkiye, şimdi durduk yerde Abhazya’ya, Acarya’ya ve Osetya’ya destek veremez. Doğu Türkistan’da soyları kesilmekte olan ve nüfusları 10-15 Milyon civarında olan Uygur Türkü’ne uygulanan soykırımı görmezden gelen, Doğu Türkistan’ın istiklali için mücadele verenlerin, TV’lerinde “Milatan” sıfatıyla zikredilmesine ses çıkarmayan ve bütün dünyada olduğu gibi Uygurların neslinin tükenmesini Çin’deki Panda neslinin tükenmesi kadar önemsemeyen Türkiye, Gürcistan’ı ve Rusya’yı kaybetme pahasına Kafkasya’daki iç karışıklıklarda taraf olamaz. Olduğu takdirde birileri de gelir bizim Güneydoğu’muzda taraf olur…
***
Rusya ve Gürcistan;
Bizim için hayati derecede önemi olan iki ülke. Gürcistan, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol boru hattının ve Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz boru hattının geçtiği ülke. Ayrıca Gürcistan, Şah Deniz Projesiyle Türkiye üzerinden Avrupa’ya sevk edilen doğalgazın da güzergah ülkelerinden birisi. Yakın geçmişte temeli atılan Kars-Tiflis-Bakü-Orta Asya demiryolu projesinin de geçiş ülkelerinden birisidir. Yani bir anlamda Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini Türkiye’ye ve Avrupa’ya bağlayacak bir bağdır bu demiryolu. Gürcistan, Ermenistan’ı ekarte ederek kardeş Azerbaycan’a ulaştığımız yegâne güvenli hattır Türkiye için. Ayrıca Gürcistan ile Türkiye arasında 1 milyar dolar civarında bir ticaret hacmi de vardır. Bu bakımdan Gürcistan, bizim için son derece önemli ve stratejik bir ülkedir.
…
Rusya’nın önemi ise Gürcistan’dan da fazladır. İlk başta yaklaşık 30 milyar dolar civarında bir hacme sahip ticari ilişkimiz var Rusya ile. Türkiye ihtiyacı olan doğalgazın yaklaşık %70’ini Rusya’dan sağlıyor. Hatta geçtiğimiz yıllarda sözüm ona kardeş ülke İran, doğalgazı kestiğinde, Rusya ilave gaz sevk etti Türkiye’ye. Hem Karadeniz altından (Mavi Akım), hem de Trakya hattından olmak üzere Rusya’dan doğalgaz geliyor ülkemize. Türk turizminde Ruslar’ın sahip olduğu pay ise hayati derecede. Zira Rusya, her sene iki milyonun üzerinde Turist gönderiyor Türkiye’ye. Türk müteahhitleri büyük projeler üstlenmiş Rusya’da.
…
Türkiye’nin geleceği için hayati öneme sahip bu iki dost ülke şimdi birbirleriyle boğas boğaza girmiş didişiyor ama Türkiye ortalıkta henüz yok. Cumhurbaşkanı ve Başbakan istikamette kayıplar. Şöyle devreye girip gümbür gümbür bir sorun çözme başarısı göstermiyorlar ülkemiz adına. Yapılan şey, sadece çocuk yaştaki Dış İşleri Bakanımız Ali Babacan’ın, her iki ülke Dış İşleri Bakanı’nı arayarak “İtidal” çağrısı yapmakla sınırlıdır. Ne demekse itidal çağrısı yapmak? Başbakan ise korkak horoz durumundaki Saakaşvili’yi aramakla iktifa etmiş. Oysa aranması gereken asıl kişi Saakaşvili değil, gerçek dünya lideri Vladimir Putin’dir. Hani Mavi Akım hattının açılış törenlerinde Samsun’da kol kola yürümüştünüz Putin ile. Şimdi neden aramıyorsunuz bu dostunuzu?
***
Birkaç gün önce de yazdım; “Vladimir Putin gerçek bir dünya lideridir” diye. Putin bunu bir kez daha gösterdi bize ve tüm dünyaya. Zira ABD Başkanı Bush, Olimpiyat Oyunlarını açılış törenleri için gittiği Pekin’de ABD Bayan Plaj Voleybol Takımı oyuncusu Kerri Walsh ile sarmaş dolaş poz vermekle ve takımın diğer bayan oyuncusu May-Treanor’un poposuna şaplak vurmakla meşgulken, aynı törenlere katılan Vladimir Putin özel uçağına atladığı gibi Kuzey Osetya’nın başkenti Vladikavkas’ta almıştır soluğu. Yani cephedeki askerlerinin yanında! Bu, bir anlamda askeri harekâtı bizzat Putin sevk ve idare ediyor demektir.
Vladimir Putin’in bu lider ve devlet adamlığı kişiliğidir ki; bugün Rusya ekonomisi 200 milyar dolar fazla veriyor ve Rusya Merkez Bankası’nın rezervlerinde 500 milyar dolar karşılığı altın mevcut. Putin sayesinde Rusya, neredeyse dünyanın doğalgaz ve Petrol tekelini eline geçirmek üzeredir.
…
Ve şunu hiçbir zaman unutmayalım ki; Rusya gümbür gümbür geliyor dostlar. Hem de meydanı ABD’ye ve onun miçolarına bırakmamak için. Enerji piyasalarını ve enerji hatlarını benim kontrolüm dışında oluşturamazsınız demeye getiriyor lafı. Doğrusu bir Türk Milliyetçisi olarak Rusya’nın bu durumuna sevineyim mi üzüleyim mi pek kestiremiyorum! 1970’li yıllarda olsaydı kesinlikle üzülür ve endişelenirdim bu durumdan. Ancak 2008’e geldiğimiz şu günlerde fazla üzüldüğümü söyleyemeyeceğim. Rusya’nın güçlenmesi ve ABD’ye “DUR” demesi, dünya barışı ve insanlığın geleceği açısından da son derece önemlidir çünkü.
Rusya, Sovyetler Birliği dönemindeki gücünde olsaydı, ya da en azından Mihael Gorbaçov’dan sonra Rusya’nın başına Boris Yeltsin gibi bir Votka Manyağı değil de değil de Vladimir Putin veya onun ayarında birisi gelseydi, örneğin kardeş ülke ve komşumuz Irak bu durumda olmazdı. Tabi Türkiye’de batının elinde oyuncak olmazdı. En azından batı ile pazarlık kozumuz olurdu ve bizi Rusya’nın kucağına bırakmak istemeyecek olan Batı, bize karşı çok daha anlayışlı olurdu. Ortada bir Sovyet veya Rus tehdidi olduğu için Türkiye’nin coğrafi konumu batı için çok daha anlamlı olurdu ve batı bizi bu kadar gözden çıkaramazdı.
***
Sonuç olarak diyebiliriz ki; Güney Osetya harekâtı, büyük ölçüde Saakaşvili’nin sonunu hazırlamış bulunmaktadır; yolcudur Abbas, bağlasan durmaz. İçerideki muhaliflerini susturup politik kariyerini cilalamak, Nato’ya girişi ve batı ile entegrasyonu hızlandırmak için oynamış olduğu kumarı kaybetmiştir Saakaşvili. ABD’nin başını çektiği batı ise “Kullan at” taktiğini bir kez daha hayata geçirmiş ve M. Saakaşvili’yi kolayca satıvermiştir.
Tıpkı Z.Ali Butto’yu, Şah Pehlevi’yi, Enver Sedat’ı, Yaser Arafat’ı ve Saddam Hüseyin’i sattığı gibi. Vladimir Putin ise, Güney Osetya harekâtındaki tutumu ile Rusya’nın süper güçler sahnesine gümbür gümbür dönmekte olduğunu gösterme fırsatı bulmuştur. Gerisini varsın tek başına dünya jandarmalığına soyunan Başkan Bush ve ABD düşünsün…
***
Komplo teorisyenlerine göre ise; petrol fiyatlarının düşüşe geçtiği bugünlerde Kafkasya’da sahneye konulan bu oyun, petrol fiyatlarının daha da düşmesine engel olmak içindir. Zira petrol fiyatlarının düşmesi hem ABD’nin, hem de Rusya’nın işine gelmemektedir. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artışla abat olan Rusya, fiyatların düşmesiyle bu kolay gelir kaynağından mahrum kalmayı göze alamazdı. Petrol fiyatlarındaki düşme, neticede Rusya’nın dünyada tekel oluşturduğu doğalgaz fiyatlarını da düşürecek ve Rus ekonomisini olumsuz yönde etkileyecekti. Ayrıca, petrol fiyatlarındaki düşüşler, başta nükleer enerji olmak üzere; alternatif enerji kaynaklarına yönelen ve bu konuda pahalı yatırımlar yapan ABD’nin bu yatırımlarını da gereksiz kılacaktı.
Neticede Prof. Dr. Mahir Kaynak gibi komploculara göre; ABD ve Rusya elbirliği ile böyle bir oyunu tezgâhlayıp sahneye koydular ve bir güzel de oynuyorlar.Hem de İran’a sataşıp daha pahalıya oynayacakları bir oyunu, Gürcistan üzerinden çok daha ucuza sahnelemiş oluyorlar…
11.08.2008
Ömer Sağlam
-

TEHLİKELİ ÇAĞRI
Kıbrıs Barış Harekatı’nın 34. yılına ulaşmış bulunuyoruz. 0 günlerde dünyaya gözlerini açmış olan çocuklar, günümüzde yolun yarısına ulaşmışlardır. Günümüzde yolun yarısının sağlık alanındaki gelişmeler nedeniyle daha yukarı rakamlara çekildiği biliniyor. Yolun yarısına gelenlerin belli deneyimlerden geçerek olayları ve yaşananları daha serinkanlı olarak değerlendirdiklerini söylemek de olasıdır. Duyguların ve önyargıların öne çıkarıldığı noktada ne yazık ki bunu söylemek olanaklı değildir.
Çok yakın sayılabilecek olan bu geçmiş, adeta unutturulmuştur. Israrla da unutturulmak istenmektedir. 1974 yılı Temmuz’unda Türkiye’nin adaya müdahalesini sağlayan gücün Kıbrıs Türkünün onurlu direnişi olduğu nerede ise yok sayılıyor. Daha ileri gidenler, yaşananları suç olarak da tanımlama cüretini bil
e gösterebiliyorlar.Bu işin bazı siyasetçiler eliyle veya onların gözetim ve denetiminde yaptırılıyor olması bazı çağrışımları da beraberinde getirmektedir. Yasal demokratik seçimlerle yönetime gelenlerin, adada barış adına yapmakta oldukları çalışmaları, bindikleri dalı kesmek olarak algılamak son derece yanlıştır. Onun öte
sinde anlam içermektedir.Karşı tarafın duruşunda herhangi bir değişikliğin yaşanmadığı görülüyor olması, olayın boyutundaki tehlikeyi göstermektedir. Adanın İngilizlere kiralandığı günden günümüze dek geçen 130 yıldır, Türkler varlık mücadelesini sürdürme
ktedirler.Son günlerde sıkça vurgulanmaya başlanan, ‘tek egemenlik ve tek devlet’ vurgusunun bu varlığın tasfiyesine yönelik olduğunun da unutulmaması gerekiyor.
Adada bu görüşleri savunanların olası bir birleşme sonrasında, görüşlerini açıklamayı bir yana bırakınız, konuşma haklarının bile olmayacağını kendilerine anımsatmak istiyoruz.
Bu kaygılarımızı Kıbrıs Rum Haber Ajansı’nın haberinde okumak olanaklıdır. Bu nedenle anılan haberde yer alan görüşleri sizlerle paylaşmak durumundayız.
Amerikan Stratejik Araştırmalar Kuruluşu StartFor tarafından hazırlanan raporun başlığı, “Kıbrıs Rum Tarafı İçin Bir Atılım”dır. Raporda, Kıbrıs Rum tarafı yeni birleşik Kıbrıs’ın konfederal bir devlet olması ve Türklere sınırlı vatandaşlık konusunda güvence istediği” vurgulanıyor.
“01 Temmuz’da yapılan görüşmede anlaşmaya varılan iki konu, Kıbrıslı Türklerin manevra alanının ne kadar dar olduğunu gösterdi. Öncelikle, Kıbrıs’taki iki siyasi varlığın bir Konfederasyona dönüşmesi şeklindeki Türk görüşü tamamen ortadan kalktı. Daha küçük nüfus ve daha zayıf ekonomi ile birleşik bir Kıbrıs’ta Türkler siyasi egemenliğe sahip olamayacak demektir. Kıbrıs Türk siyasi partilerinin görüşleri en aza inecek ve etnik çizgide yapılacak oylamalarda her zaman azınlıkta kalacaklar”…
Raporun devamında ise, “Kıbrıslı Rumların, hem Brüksel’de hem de sorumlu BM kaynaklı herhangi bir yeniden birleşmede, sorumlu kurum olan Güvenlik Konseyi’nde veto pozisyonları vardır. Kuzey Kıbrıs’ın siyasi ve ekonomik destekçisi olan Türkiye’nin, sonunda Kıbrıs Rum isteklerini imzalaması gerekecek…
Bununla birlikte, süreçte Türkiye’nin vetosu ve AB’nin Kuzey Kıbrıs’a sağlayacağı ekonomik yararları sağlayabilecek durumu olmayacak” deniliyor.
Bu güne değin Anadolu’dan gelen her yönlendirme Kıbrıs Türklerinin yolunu aydınlatmıştır. İçinde bulunduğumuz noktada bu hususa çok büyük bir gereksinim duyduğumuzun bilinmesini istiyoruz.
2000’li yılların başına kadar izlenen ve Anadolu’nun sesini yansıtan Yüce Türk ulusunun temsilcileri bu sesleri dikkate alıyorlardı. Şimdilerde bu seslerin dikkate alınmadığının bilinmesini vurguluyoruz. Gelinen bu noktada bu sesleri yeniden dikkate almalarını isteme hakkımızın saklı olduğunu belirtmek istiyoruz.
Anılan tarihten sonra yaşanmış olan kırılmaların, ortalık yerden kaldırılması konusunda, Yüce Türk ulusunun temsilcileri tarafından yerine getirileceğine inanmak durumundayız.
Adadaki çıkışın TBMM’nin olaya el koyması sonrasında özlenen noktaya taşınacağını hem bekliyor hem de istiyoruz.
Daha mutlu ve umutlu bir geleceğe giden yolda hep birlikte yürümek istiyoruz. Bu nedenle Barış ve Özgürlük Bayramının sonsuza dek kutlanmasını diliyoruz.
SEVGİ ile kalınız…
21 Temmuz 2008 -Ankara
Ahmet GÖKSAN -

Türkiye Kosova Pasaportlarını Tanıdı
T.C. Pristine Esgudum Burosu tarafından yapılan açıklamaya gore, Türkiye Cumhuriyeti makamlarının , Kosova Cumhuriyeti pasaportlarını tanıma kararı almıştır.11 Ağustos 2008, Pazartesi itibarıyla Kosova Cumhuriyeti pasaportlarına vize verilmeye ve sözkonusu pasaportlarla Türkiye’ye giriş yapılmasına başlanacaktır. Kosova Pasaportlarına Eşgüdüm Büromuzda UNMIK seyahat belgelerine uygulandığı şekliyle vize verilecek, ayrıca sınır kapılarında 10 Euro veya 15 ABD Doları karşılığı bandrol tatbiki suretiyle 1 ay geçerli çok girişli vize alınabilecektir.
Türkiye Cumhuriyeti ile Kosova Cumhuriyeti arasındaki köklü ilişkilerin doğal bir neticesini teşkil eden bu gelişme kamuoyuna saygıyla duyurulur.
KOSOVA RADYOSU
-

KIBRISLI TÜRKLER KARARINI VERMİŞ BİLE
Temmuz ayı içinde birbirinden habersiz yapılan iki kamuoyu yoklamasının sonuçları, geçen haftanın sonunda, sanki de söz birliği edilmişçesine birer gün arayla açıklandı.
Bunlardan birini yaptıran Rum tarafındaki önemli bir gazete, üstelik EOKA-B taraftarı bir gazete, diğeri de KKTC’de faaliyet gösteren siyasi bir parti. Her iki kamuoyu yoklamasının ana teması ve varmak istedikleri ana bulgu farklı ama içeriklerindeki ortak noktalar ve ortak kesitler çok fazla.
Tabii bu biraz da, her iki kamuoyu yoklamasına bakış açınıza da bağlı.
Beni ilgilendirenin, her iki kamuoyu yoklamasında yer alan toplam 1482 kişinin “Kıbrıs” konusunda neler düşündükleri olduğu için, iki kamuoyu yoklamasını üst üste koydum ve “Kıbrıs konusunda”ki ortak noktalarını çıkararak, alt alta dizdim ve sonra da belli başlıklar altında iki kamuoyu yoklamasının sonuçlarını birleştirdim.
Bu yöntemle KKTC vatandaşı olan Kıbrıs Türk Halkının “Kıbrıs konusu”nda neler düşündüğü istatiksel belli bir yanılgı payı oranı ile ortaya çıkıyor.
Bu kamuoyu yoklamalarını incelerken dikkatimi çeken ilk detay, “Katılımcıların” yaklaşık %80’ninin kendilerini “Kıbrıslı Türk KKTC vatandaşı” , %14’nün de “1974 sonrası Türkiye’den gelip adaya yerleşmiş KKTC vatandaşı” olarak tanımlaması.
Bu sonuç, birtakım kişilerin Hristofyas-Talat görüşmesinden sonra varılacak anlaşmanın “Referandum”a sunulması durumda, “Kıbrıs’lı Türklerin” azınlıkta olacağı varsayımını iyice zayıflatıyor. Aşağıdaki sonuçların, kim ne derse desin, kamuoyu yoklaması için toplam başvurulan ve isimleri seçmen listesinde yer alan KKTC vatandaşı kişilerin %80’nin, kendilerini “Kıbrıslı Türk KKTC vatandaşı” olarak tanımlayan kişilerin düşünceleri olması. Bu küçük detay çok önemli.
Kıbrıs sorununa ilişkin Talat ve Hristofyas arasında yapılacak “Kapsamlı Müzakerelerin” sonucu ile ilgili soruya 1.ci grubun %71’i, 2.ci grubun da %63’ü, iki liderin bir anlaşmaya varmayı başaramayacaklarını belirtmiş. Yani ortalama kamuoyu yoklamasına katılan kişilerin %68’i müzakerelerden olumlu bir sonuç beklemiyor.
İdeal çözümün ne olması gerektiği sorusuna “İki ayrı Devlet” olarak yanıt verenler, 1.ci grupta %62, 2.ci grupta ise %43. Yani, ideal çözümü adada, komşu ve dost iki ayrı devlet olarak düşünenlerin oranı genel toplama göre %52,5. Yarıdan fazla.
Bu sonuç diğer geri kalan kişilerin, yani %47,5’un, kamuoyu yoklamasına göre “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti” istiyor manasında da değil. Geri kalanların 1.ci grupta %14’ü, 2.ci grupta da % 30’u “Federal” bir devlet istiyor. Yani toplamın %21’i.
Mevcut durumun devamını isteyenler, 1.ci grupta %7, 2.ci, grupta %15,8. Yani toplamın %11.5’ğu “böyle gelmiş böyle gitsin” diyor.
Kıbrıs sorununun ne kadar zamanda çözüleceği sorusuna ise, 1.ci grupta bu soru direkt olarak sorulmamış ama buna yakın bir başka soruya yanıt verenlerin %71’i çözüm olmayacağını düşünürken, 2.ci grupta olanların da %40,7’si “Asla çözülmeyecek” yanıtını vermiş. Yani %55,85 adada asla bir çözüm olmayacağına inanıyor.
Kamuoyu yoklamasındaki en önemli sonuçlardan bir tanesi de, katılımcıların tümünün (%100), olası bir anlaşma durumunda, “kesinlikle olması” gerekenlerin başında “Türkiye’nin garantörlük hakkının devam etmesi”ni beyan etmeleri.
Olası bir “Çözüm durumunda”, Kıbrıs tümü ile AB şemsiyesi altına girecek bile olsa, Türk askerinin adada kalmasını isteyenler %76,4 oranında çıktı. Bu sonuçtan AB’ye ve Rumlara güvenin olmadığı kesin bir şekilde belli oluyor. Zaten aylar evvel yapılan bir kamuoyu yoklamasında da, “Çözüm olmaması durumda” Türk Askerinin adada kalmasını isteyenlerin oranı %96 olarak çıkmıştı.
Türkiye’nin tek yanlı müdahale hakkına yüzde 71.2 destek verilirken katılımcıların %61’i, mevcut Garanti Anlaşmalarını değiştirmeden Türkiye’yle bir savunma ve işbirliği anlaşması yapılmasını istiyor.
Buna ilaveten de bir başka önemli sonuçta, “Güven Duyulan Ülke” sıralamasında Türkiye yüzde 80.6 ile birinci sırada yer alırken, Güney Kıbrıs Yönetimine olan güvenin %6,7 ile en son sırada yer alması.
Belli ki, Kıbrıs Türk’ü kararını vermiş.
Her zaman ve her koşulda anavatanı Türkiye’yi yanında istiyor ve koşullar ne olursa olsun Türkiye’siz bir geleceği asla düşünmüyor.
Geçmiş aklında. Rum’a asla güven duymuyor. Koşullar ne olursa olsun, Türk askerini yanında hissetmek, eli ile dokunup, gözü ile görmek istiyor.
ATA ATUN
-

Son dakika : Rusya, Türkiye’yi suçladı / Rus Donanması Gürcistan’ın Karadeniz kıyılarını ablukaya aldı
August 10th, 2008 · No Comments
Vatan Gazetesi – 10 Ağustos 2008
Rusya’nın önde gelen gazetelerinden İzvestiya’da dün yayımlanan bir makalede, bundan üç ay önce Rusya Savunma Bakanlığı’nın yayınladığı askeri rapor esas alınarak, Gürcistan’a en çok askeri yardımın ABD ile Türkiye tarafından yapıldığı belirtildi ve Washington ile Ankara “savaş kışkırtıcılığı” yapmakla suçlandı.Yazıda, NATO üyesi ABD ile Türkiye’nin son yılarda kimi hibe, kimi satış yoluyla Tiflis yönetimine yüzbinlerce dolarlık silah verdiği belirtilerek, “Eski Sovyet cumhuriyetleri arasında son yıllarda en hızlı silahlanan ülke Gürcistan oldu. Sadece 2007 yılında Tiflis yönetimi silah alımları için 1 milyar doların üzerinde harcama yaptı. Gürcü askerleri askeri eğitim için genelde Amerikan ve Türk uzmanları tarafından eğitildi” deniyor.
Suçluluk hissetmeliler
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, kriz ile ilgili bir telekonferansta, “Gürcistan’a silah sağlayanlar, aralarında barışgücü askeri ve sivillerin de bulunduğu birçok Rus vatandaşının da bulunduğu sivil can kayıpları yüzünden suçluluk hissetmeliler” dedi. Lavrov, daha sonra, Güney Osetya’daki “etnik temizlikten” Ukrayna’yı suçladı ancak Rusya’nın açıklamasındaki tek hedefin Gürcistan gibi “renkli devrimle” iktidara gelen Kiev Yönetimi olmadığı bildiriliyor. Gürcistan ordusunun son iki yıldır hızla silahlanmasında, ABD, Ukrayna ve İsrail’in katkıları başı çekiyor. Türkiye de, Gürcü ordusununun modernizasyonunda önemli rol oynamıştı.——————-
10 Ağustos 2008
‘Gürcistan askerleri çekilmedi’
Rusya, Gürcistan’ın çekildiği haberlerini yalanladı. Karadeniz kıyıları abluka altında.
Rusya askeri yetkilileri, Gürcistan askerlerinin Güney Osetya’dan çekildiği haberlerini yalanladı. Rus savaş gemileri Gürcistan’ın Karadeniz kıyılarını ablukaya aldı.
Güney Osetya’daki Rus barış gücü birliklerinin komutan yardımcısı Vladimir İvanov, İnterfaks ajansına yaptığı açıklamada, “Barış gücü karakolları, Gürcü askerleri ile topçu ve zırhlı birlikleri varlığını tespit etti. Gürcistan Güney Osetya’dan askerlerini çekmedi” dedi.
Gürcistan İçişleri Bakanlığı sözcüsü, askerlerinin Güney Osetya’dan “tamamen çekildiğini” açıklamıştı.
Gürcistan’ın Yeniden Bütünleşme Bakanı Temur Yakobaşvili ise Gürcü askerlerinin Güney Osetya’nın başkenti Tshinvali’yi terk ettiklerini söylemişti.Yakobaşvili, birliklerin başkentte yaralananların tahliyesine imkan tanımak için mevzilerini değiştirdiklerini, Gürcü birliklerinin Güney Osetya’da kaldığını söylemişti.
Rus Donanması Gürcistan’ın Karadeniz kıyılarını ablukaya aldı
Rus donanmasına ait savaş gemilerinin Gürcistan’ın Karadeniz kıyılarını ablukaya aldığı bildirildi.
Rus donanmasından bir kaynak, Rusya’nın İnterfaks ajansına yaptığı açıklamada, gemilere, Gürcistan’a “silah ve askeri donanım girmesini engelleme emri” verildiğini söyledi.
Rusya, Batı ülkeleri ve Ukrayna’yı, Gürcistan’a silah sağlamakla suçluyor.
AA_____________________________
Gürcü birlikler çekiliyor
Rus güçleri Güney Osetya’nın başkenti Tşkinvali’nin kontrolünü ele geçirdiklerini açıkladı. Gürcü birlikler ise çekilmeye başladı.
Rus güçlerinin, Güney Osetya’nın başkenti Tşkinvali’den Gürcü askerlerini çıkarttıkları duyuruldu. Bu haber Gürcü kaynaklar tarafından bir süre yalanlandı. Ancak bölgeden gelen haberlere göre Gürcü birlikler yoğun olarak çekilmeye başladı.
Rus Kara Kuvvetleri Komutanı Vladimir Bolderev, Itar-Tass ajansına yaptığı açıklamada, “Taktik birlikler, Tşkinvali’yi Gürcü ordusundan tamamen kurtardı ve Gürcü birliklerini barış gücü askerlerinin bulunduğu bölgenin ötesine göndermeye başladı” dedi.
Savaşta ikinci gün
A.A Savaşın ikinci gününde Rus uçakları kentleri vuruyor. Reuters, 2 Rus uçağının Gori kenti civarını bombaladığını duyurdu.(Gori, Güney Osetya’nın 50km güneyinde bir Gürcü şehri. Bak: Ekteki harita)Rusya’dan yapılan son açıklama ABD’ye dolaylı bir suçlama olarak nitelendi. Açıklamada “Gürcistan’a silah sağlayanlar da suçlu” denildi. NATO üyesi olmak isteyen Gürcistan’a, ABD’nin silah sattığı belirtiliyor.
Güney Osetya’daki Gürcü mevzilerini bombardımana tutan Rus savaş uçakları, bölgenin sınırındaki Gori kentine de bomba yağdırıyor. Kentin dış mahallelerine Rus uçaklarından bombalar atılıyor. Bombardımanda ölen ve ağır yaralanan siviller oldu. Aynı zamanda Gürcü askerlerinden de ölenler ve yaralananlar var. Halk panik içinde kentten kaçmaya çalışıyor. Kentin çıkış yolları sivil araçlara açık bulunuyor.
Bu arada bir Rus general, Reuters’a yaptığı açıklamada “Askerlerimiz, Güney Osetya’daki Gürcü askerleri sürüyor” dedi.
30 BİNDEN FAZLA İNSAN GÜNEY OSETYA’YI TERK ETTİ
Rusya Başbakan Yardımcısı Sergey Sobyanin, son 36 saat içinde 30 binden fazla insanın Rusya‘ya sığınmak üzere Güney Osetya’yı terk ettiğini bildirdi.
(Güney Osetya nüfusu 70 bin)
.
RUSYA: “GÜNEY OSETYA’DA 2 UÇAĞIMIZ DÜŞÜRÜLDÜ”
.
—————
Rusya Federasyonu müdahale ettiGüney Osetya’ya savaş açan Gürcistan, başkent Tşkinvali’yi yerle bir etti. Olaya sert tepki gösteren Rusya, jetlerle Gürcü topraklarını bombaladı.
Tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya’nın Gürcistan ile yaşadığı gerginlik önceki gece savaşa dönüştü. Washington’dan tam destek alan Tifilis yönetimi, Osetya’ya savaş açarak, başkent Tşkinvali’ye girdi. Ateş üstünlüğü olan Gürcü birlikler, stratejik öneme sahip 11 yerleşim birimine girerek, başkentin kontrolünü ele geçirdi. Güney Osetya lideri Eduard Kokoeti Tşkinvali’yi terketti.
Askeri üssler vuruldu
Bunun üzerine savaşa müdahil olan Rusya, Gürcistan topraklarına bomba yağdırdı. Rus FU-24 bombardıman uçakları, çatışmaların devam ettiği sırada Kareli kentindeki polis merkezi, Tiflis yakınındaki Vaziani askeri üssü ve Marneuli havaalanını vurdu. Uçaklara karşı uçakla karşılık verildi. Havalanan Gürcistan uçakları da Güney Osetya güçlerinin mevzilerini ateş altına aldı. Bu borbadımanda 10 Rus askeri öldürüldü.
Rus ordusu, 150 tankla Güney Osetya’ya girdi.
Bölgedeki Rus barış gücü askerlerinin Komutanı Murad Kulahmedov, Gürcülerin başkent Tşkinvali’yi yerle bir ettiğini söyledi.
Etnik temizlik yapılıyor
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Osetya’daki köylerde etnik temizlik yapıldığına, Osetlerin katledildiğine dair raporlar aldıklarını söyledi. Güney Osetya lideri ise, başkentte binlerce sivilin öldüğünü açıkladı.
Görgü tanıkları, halkın büyük panik içinde olduğu ve bir çoğunun sığınaklarda saklandıklarını belirterek, kent merkezinde Gürcü birliklerine karşı Güney Osetlerin direnişinin devam ettiğini ifade etti.
Kuzey Osetya ve Abhazya’dan binlerce gönüllü, Gürcistan’a karşı savaşmak için Güney Osetya’ya gitti. Bu arada Gürcistan hükümeti, dün üç saat kadar ateşkes ilan etti. Ancak ateşkes çatışmaların durmasında etkili olmadı.
Halk panik içinde Tşkinvali’den kaçıyor
Aklını başına alBaşbakan Vladimir Putin ise, “Gürcistan yönetimi Güney Osetya’da çok saldırgan eylemler düzenliyor. Aslında ağır silahlar ve zırhlı araçlar kullanarak savaş başlattılar. Cevabımız sert olacak” dedi.
Beyaz Saray’ı
yardıma çağırdıGürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili, hava sahalarını ihlal eden Rusya’ya ait, aralarında bombardıman uçaklarının da bulunduğu 9 savaş uçağından 4’ünün düşürüldüğü söyledi. Güney Osetya’ya 150 Rus tankının girdiğini ifade eden Saakaşvili, Rusya’ya topraklarını bombalamaya son vermesi çağrısında bulundu. Güney Osetya’nın başkenti Tşkinvali’yi özgürleştirmeye başladıklarını ifade eden Saakaşvili, şu ana kadar 10 bin yedek askeri silah altına aldıklarını ve bu sürecin devam ettiğini söyledi. Saakaşvili, ayrıca ABD’den yardım isteyerek, Rusya’nın topraklarını işgal girişimine tepki göstermelerini istedi.
Kızılhaç: Durum endişe verici
Uluslararası Kızılhaç örgütü, Güney Osetya’nın başkenti Tshinvali’deki en büyük hastanenin kapandığını açıkladı, ambulansların başkentte yaralanan sivillere ulaşamadığını kaydetti.Tiflis, Türkiye’den elektrik istedi
Güney Osetya ve Rusya ile savaş Tiflis’te elektrik kesintisine yol açtı. Gürcistan, Türkiye’den elektrik istedi. Bunun üzerine Türkiye bu ülkeye elektirk verdi.Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, “Vatandaşlarımızın ölümünün cezasız kalmasına müsaade etmeyeceğiz. Suçlular hak ettikleri cezayı çekecektir” dedi. Güney Osetya halkının %90’ı Rusya Federasyonu pasaportu taşıyor.
Ekteki Gürcistan (Georgia) haritasında başkent Tiflis Gürcüce (Tbilisi) olarak yazılmış.
Kuzeyde Rusya sınırında (Kuzey Osetya ve Çeçenistan’ın güney komşusu) Güney Osetya haritada Rusça ismiyle Yugo Osetinskaya olarak görülüyor.
Kuzeybatıda yine Rusya sınırında Karadeniz’e kıyısı olan Abhazya haritada Rusça adı ile Abkhazskaya olarak geçiyor, başkenti Sohum Abhazca (Sokhumi) olarak yazılmış.
Güneybatıda Türkiye sınırındaki Acaristan ise Adzharskaya (Acarskaya okunur) olarak gösterilmiş, başkenti Batumi (yani Batum)
-

Putin: “Gürcistan’a gereken karşılığı vereceğiz”/ Abhazya Gürcistan’dan tek yanlı Bağımsızlığını ilan etti.
Abhazya: “Yukarı Kodori bölgesine operasyon düzenledik”Gürcistan’dan tek yanlı bağımsızlığını ilan eden Abhazya, Gürcülerin kontrolündeki Yukarı Kodori bölgesine operasyon düzenlediklerini açıkladı.
Abhazya yönetimi Dışişleri Bakanı Sergey Şamba yaptığı açıklamada, “Abhaz silahlı kuvvetleri, Gürcüleri Yukarı Kodori bölgesinden çıkartmak için operasyon düzenlemiştir” dedi.
Şamba, Abhaz güçlerinin operasyonda ağır toplar kullandığını söyledi. Abhazya lideri Sergey Bağapş da daha önce yaptığı açıklamada, Yukarı Kodori bölgesinin bombalaması için savaş uçakları gönderdiklerini belirtmişti.Abhazya lideri Sergey Bagapş’ın yardımcılarından Ruslan Kişmaria Rus İnterfaks ajansına yaptığı açıklamada, “Gürcü tarafı son birkaç gündür sınırlarımızdaki askeri yığınağını artırmakta” dedi.
(Abhazya haritası ekte)
Gürcistan’ın Güney Osetya’ya yönelik operasyonun başlamasının ardından tüm ordusunu sınır bölgesine yığan Abhazya, Gürcü güçlerine karşı savaşması için bin gönüllüyü Güney Osetya’ya göndermişti
Abazya derneği Ankara’da eylem yaptı
Kafkas-Abazya Dayanışma Derneği, Gürcistan’ın Ankara Büyükelçiliği’ne giderek, elçiliğin önüne “Tiflis kendini ateşe atma” yazılı siyah çelenk bıraktı, “ABD, AB, BM, AGİT ve uluslararası kuruluşlar, Gürcistan’ın bu saldırısına ellerini arkadan çırpacaklarına savaşa karşı çıksınlar” uyarısında bulundu.
Bu eylemden sonra Dışişleri Bakanlığı’na da “Uyarmıştık” yazılı siyah çelenk koyarken “Katil Gürcistan” yazılı pankartlar açarak, “Türkiye gereğini yapsın” dedi.
Putin: “Gürcistan’a gereken karşılığı vereceğiz”
Pekin’de bulunan Rusya Başbakanı Vladimir Putin, ABD Başkanı George W. Bush’la yaptığı görüşmede, Gürcistan’a gereken karşılığın verileceğini söyledi ve çok sayıda gönüllünün Güney Osetya’nın yardımına koşacağını belirterek, “Barışı sağlamak çok zor olacak” dedi.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Gürcistan’ı Güney Osetya’da etnik temizlik yapmakla, Osetleri katletmekle suçladı
-

Ekonomi için en büyük bir risk, hükümetin kendisi
The Economist dergisi son sayısında Türkiye’de son siyasi ve ekonomik gelişmeleri “Fırtına Sonrası” başlıklı bir haber analizinde değerlendirdi.
Tayyip Erdoğan The Economist, “Fırtına Sonrası” haber analizinde Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla yakın siyasi tehlikenin ortadan kalktığını belirterek, “Ancak AKP’nin laiklik yanlısı düşmanlarının, hep sessiz kalacağı kesin değil” yorumunu yaptı. “Ekonomi için daha büyük bir risk, hükümetin kendisi olabilir. Sayın Erdoğan, laikleri kışkırtmada ısrar edebilir” diyen dergiye göre, rektör atamaları tartışmaları “uğursuz işaret.”
Türkiye’de’de hükümet ile laikler arasındaki tartışmaların sürmesinin ekonomi için tehlike oluşturduğu öne sürüldü. The Economist dergisi, Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla yakın siyasi tehlikenin ortadan kalktığını belirterek “Ancak AKP’nin laiklik yanlısı düşmanlarının, sonsuza kadar sessiz kalacağı kesin değil” yorumunu yaptı. “Ekonomi için daha büyük bir risk, hükümetin kendisi olabilir. Sayın Erdoğan, laikleri kışkırtmada ısrar edebilir” diyen dergi, rektor atamalarına ilişkin tartışmaları ise “uğursuz bir işaret” olarak niteledi.
İŞ ÇEVRELERİ MEMNUN
Dergi, “Siyasi çatışmanın önlenmesi, ekonomik güvene katkıda bulundu. Ancak reform olmadan kısa sürebilir” diye yazdı. Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatmamasının iş çevrelerini memnun ettiğini, borçlanma faizlerinin düştüğünü, borsanın yükseldiğini, Türkiye’nin kredi notunun artırıldığını belirten dergi, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in krizinin Mart’tan bu yana Hazine’ye 16 milyar dolar mal olduğunu söylediğini anımsattı.
GÖZLER İLKER BAŞBUĞ’DA
Dergi, “Türkiye için yakın siyasi tehditin ortadan kalkmış olsa da AKP’nin laiklik yanlısı düşmanları sonsuza sessiz kalacağı kesin değil” dedikten sonra tüm gözlerin Genelkurmay Başkanlığına atanan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’da olduğunu kaydetti. Ancak “Eski stil laik” olarak nitelendirdiği Başbuğ için “yeni fikirleri olumlu karşıladığı söylendiği”ni, “Kürt ayaklanmasının sadece güç ile çözümlenemeyeceğini anladığı”nı yazdı.
ERDOĞAN ISRAR EDEBİLİR
YAŞ toplantısında 16 yıldır ilk defa irtica faaliyetlerinden dolayı hiçbir subayın ordudan ihraç edilmemesi, “ümit veren” bir işaret olarak nitelendirildiği analizde şu yorum yapıldı: “Ekonomi için daha büyük bir risk hükümetin kendisi olabilir. Sayın Erdoğan, temize çıkmış olduğunu hissederek üniversitelerde İslami başörtüsü yasağını kaldırmaya yönelik başarısız girişiminde yaptığı gibi laikleri kışkırtma konusunda ısrar edebilir.” The Economist, bu çerçevede Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün rektör atamalarına ilişkin tartışmaları “uğursuz bir işaret” olarak nitelendirdi. AKP’nin yerel seçimlerde “Laik yanlıları ve Kürtler’in yönettiği tek büyük kentler” olarak nitelendirdiği İzmir ve Diyarbakır’ı “ele geçireceği” açıklamalarının yardımcı olmadığını kaydeden dergi, yerel seçimler öncesi hükümetin “ekonomik popülizme doğru kaymasından” kuşku duyduklarını belirterek bir süre önce yoksullara ve Güneydoğu’ya yönelik 12 milyar dolarlık yatırım paketine dikkat çekti. Analizde iş çevrelerinde en büyük kaygısının ise, hükümetin “düşmanlarını yatıştırmak için reformları terk etmesi” olduğu da vurgulandı.
-

Ermeni tasarisina kar$i çikan milletvekili, Ermeniler tarafindan ölümle tehdit edildi
Ermeniler’den ölüm tehdidi!
ABD’de Ermeni meselesinde Türkiye yanlisi bir tutum izleyen Temsilciler Meclisi’nin Demokrat Parti Tennessee milletvekili Steve Cohen, Ermeni asilli Amerikalilar’dan ölüm tehditleri aliyor.
Fetullah Gulene yakin , Washington DC merkezli Amerika Türk Koalisyonu (TCA) adli kurulu$tan yapilan açiklamada, Milletvekili Cohen’in, ABD’de geçen yil Temsilciler Meclisi’nin gündemine gelen 1915 olaylarina ili$kin Ermeni tasarisinin kabul edilmesine kar$i çikmasinin ardindan, Ermeni asilli Amerikalilar tarafindan ciddi bir biçimde taciz edildi»i, Cohen’in ölüm tehditleri aldi»i kaydedildi.
TCA’nin Ba$kani Lincoln McCurdy, “Bir kongre üyesini ölümle tehdit etmek, terörizmden daha az bir $ey olarak adlandirilamaz” dedi.
McCurdy, “Türk Amerikan toplumu, Ermeni asilli Amerikalilar’in ve bütün Ermeni kurulu$larin bize, bu eylemleri kinamada katilmasini talep
ediyoruz. Özellikle de bu ülkede ve bütün dünyada Ermeni terörizmi tarihi i$i»inda” diye konu$tu.Steve Cohen, ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Türk Dostluk Grubu’nun da üyesi bulunuyor. Cohen, 4 Kasim’da yapilacak ABD kongre seçimleri öncesinde, Tennessee eyaletinde, kendi bölgesinde düzenlenen ön seçimi, Ermeniler’in aleyhteki yo»un kampanyasina kar$in rahat bir $ekilde kazanmi$ti.
Memphis’te yapilan Demokrat Parti ön seçiminde Cohen, oylarin yüzde 79’unu almi$, Ermeniler’in destekledi»i siyah avukat Nikkin Tinker ise
yüzde 19 destek toplami$ti. Yahudi kökenli ve beyaz olan Cohen, seçmenlerin büyük ço»unlu»unu siyahlarin olu$turdu»u bölgesinde, siyah
bir rakibi yenerek büyük ba$ari kazanmi$ti.Tinker, ön seçimden önce televizyonlardan yayimlatti»i reklaminda Cohen’i, “siyahlara kar$i $iddet dolu suçlar i$leyen yasa di$i beyaz örgütü Ku Klux Klan ile” özde$le$tirmi$ti. Bu reklami kinamak için Cohen’in evinde düzenledi»i basin toplantisina katilan Ermeni asilli bir
kameraman, basin toplantisinda Cohen’i, 1915 olaylari tasarisina kar$i çikmakla suçlayinca Cohen, kameramani evinden kovmu$ ve bu durum Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) tarafindan protesto edilmi$ti.Cohen’in ki$ili»ini hedef alan televizyon reklami, Ermeni tezlerini desteklemesiyle de bilinen Demokrat Parti’nin ba$kan adayi Barack Obama’nin da tepkisini çekmi$ ve Obama yazili bir açiklamayla, “Bu ate$li ve ki$isel saldirilarin, bizim politikamizda yeri var. Bunlar, Tennessee’nin iyi insanlarina yardim edecek nitelikte de»il” demi$ti.
iki yildir milletvekili olan Cohen, 1915 olaylarina ili$kin ABD Temsilciler Meclisi’ndeki tasariya kar$i çikarak geçen Ekim ayinda bir basin toplantisinda Türkiye’yi destekleyen bir konu$ma yapmi$ ve bunun ardindan ABD’deki Ermeni kurulu$larin hedefi haline gelmi$ti. ANCA, Cohen’in yeniden Temsilciler Meclisi üyeli»ine seçilmemesi için kampanya yürütüyordu. ANCA bu amaçla Ermeniler’in, Cohen’in rakibi Tinker’in seçim kampanyasina 35 bin dolar yardim yapilmasini sa»lami$ti.
Ermeni tasarisi, Temsilciler Meclisi’nin Di$i$leri Komitesi’nden geçmi$ ancak ABD Ba$kani George W. Bush yönetiminin a»irli»ini koymasiyla,
Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’nun gündemine oylama için getirilmemi$ti. ABD’de, 4 Kasim’da ba$kanlik seçiminin yani sira milletvekili seçimleri de yapilacak. -

Tarihde Bir dram: Serif Huseyin magduru Osmanli tuccari
From: Muhammet Safi
Bu konu onemli ve hatirlattiklari bir iki cumle ile beraber ekte bir belge cevirisi verecegim. Türkler dinden veya dine saygidan uzak kaldiklarinda, merhametleri guclerini azalttiginda muhatap olduklari manzara hic de hos olmamistir.
Osmanli donemini ve cografyasini ele alirken bugunku sinirlarimiz ve mevcut vilayetlerimize göre dusunmemek lazimdir.
Butun osmanli cografyasinda yasayan insanlarin tek devlet vatandasi oldugu ve hatta müslim ahalinin buyuk cogunlugunun turklerden ibaret bulundugunu unutmamak gerekir.Bize anlatildigi gibi Osmanli bir yerleri fethetmis, oralara adalet goturmus, vatanlarini kaybeden, kendi derebeylerinin zulmunden bikan insanlarda on ne ala, biz de musluman olalim diye müsluman olmuslar…. bunlar iyi niyet hulyalari… kimsenin musluman falan oldugu yok. herkes kendi dininde ve bunun boyle olmasi osmanlinin buyuklugudur aslinda…
Karamanoğlu beyliginin asimile edilmesi amaci sonucunda yeni fethedilen yerlere gonderilen bu beylik ahalisi “surgunde” bulunduklari yerlerin aksanini, orfunu kabul etmislerdir ve asirlar sonra biz onlara makedon, arnavut, bosnak, falan demisiz.
Araplarda da ayni sorun vardir. Ustelik musluman olmalarina ragmen yani din degistirmek zorunda kalmamalarina ragmen nedense turk kulturunu kabulde direnmislerdir. hatta turk hakimiyetini hic kabullenememislerdir. Henuz osmanli yikilmamisken bile halifelik ve mukaddes emanetler sorunu daha dogrusu islam aleminin liderligi sorunu Misir istanbul ve Hicaz olarak uclu haldeydi. Halifeligin ve mukaddes emanetlerin bize gelmesi sonrasinda yukarida soylediklerimin farkinda olan osmanli bu bolgeleri surre alaylari ile beslemistir. kendisine bas kaldiranlari acimadan ve tehir etmeden ortadan kaldiran geleneksel otorite misir’da kavalali mehmet ali pasa olayina ve yemen’deki yahya isyanina ayni tepkiyi vermemistir. Bunun pek cok sebebini yazarlar. islamci tarihciler islam milletinin kirilmasini istemedi derler. yabanci tarihciler baska, baskalari baska derler. asil sebep bu nazli cografyayi elinde tutmaktir. osmanli burasinin farkindadir.
Nitekim buralar elden cikmaya basladiginda sudan haric, butun bolgelerde anadoludan giden askerler carpismistir. Ataturkun trablusgarb savaslarini anlatirken hamasetle birlikte cezayirin o zaman acaba kurtarilmasi, ugrunda sehit dusulmesi gereken bir durumda olup olmadigini sorgulamak lazim.
irak savasi ve sonrasindaki durumu osmanli yasamistir.Bugünku suudi arabistan sinirlari dahilindeki cografya Hicaz seklinde adlandirilirdi.
Burada o zamanlar petrol yoktu. Medine fukarasi deyiminden de anlasilacagi uzere son derece fakir ve muhtac idiler. zayiftilar. osmanli bunlari resmen istanbuldan yolladigi iane ve yardimlarla besliyor, inasaat ve imar ile mamur ediyor, kendi memur hatta tuccarlarini (evet, osmanli oraya ticareti gelistirsin diye tesvikli tuccar olluyordu) yollayip hayati canli tutmak istiyordu. ustelik bunlar muslumandi da. din degistirmeleri gerekmiyordu. sadece bizim kulturumuzu kabul etseler yeterdi. dilimizi konussalar mesela. Fransiz isgalinden sonra bugun cezayir resmi dili fransizca olmus.Mekke Serifi atanmak icin istanbulda padisahin etegini opmeye o kadar yolu usenmeden bir kac kez tepen ve aldigi paralarla mekke de serif olan huseyin, birinci dunya harbi esnasinda ust paragrafta anlattigim yerlestirilen turk unsurlari mahvetmistir. mallarini gasb etmis, canlarini telef etmis, sag kalanlar da canlarini kacmakla kurtarmislardir.
Mekke, taif, medine, cidde civarlarinda sahipleri turk olan yerler vardir
ve bu yerlerin sahiplerinin torunlari bugun turkiye sinirlari dahilinde elan hayattadirlar.
Mirastan dogan mülkiyet haklari havadadir.
Basinda da yeraldigina gore Bulent Ecevit’in dedesi Medine Müdürünün miras degerinin 3-6 milyar dolar olduğu söyleniyor ve mülkiyet tapulari mirascilarinda mevcutmus.Hazreti muhammed’in mezarina sahip cikmakla kendisine yakisani sergileyen ataturkun sevenleri olarak bizler, tabii ki bu olaylari zihnimizde tarih olarak tutacagiz.
fakat surekli bu tarihi olaylari hikaye etmek yetmiyor
bizim de bir seyler ilave etmemiz lazim
mesela ektek dosyayi inceleyebilirsiniz.
osmanli arsivinde tesadüfen buldugum bir belgenin ceviris
osmanlinin ticaret yapmasi icin arabistana yolladigi bir tuccarin basina gelenler
kardesi mekke müdurudur.
kendisi oldukca zengindir
istanbula kacmis
ailesiyle sefalet icine dusmus
komsularinin yardimiyla yasiyor
torunlariyla tanistim
bilgileri dogruladik
torunlari da fukara sayilir
fakat adamlar varlik icinde yokluk cekiyorlar
varliklari bugun o petrol zengini heriflerde.
kul hakki, muslumanlik, falan filan hikaye
bu belge abartili olacak belki ama tek basina bir tarihtir.
umarim ekkli olarak gelmistir—
Muhammet Safi
Basbakanlik Osmanli Arsivi Uzmani
[email protected]
09 Ağustos 2008 Cumartesi 15:19 tarihinde Sefa Yürükel <[email protected]> yazdı:
Kutsal mezarı Atatürk kurtarmış
09 Ağustos 2008 Cumartesi 12:01
Suudiler Peygamberin mezarını yıkmak üzereymiş. Atatürk bunu haber
almış ve Suudileri titreten bir telgraf çekmiş. İşte o telgraf;
Suudiler 1926 yılında kendi sınırları içindeki tüm mezarlıkları yıkma
kararı alır. İşin en ilginç yanı Hz. Muhammed’in mezarının da Suudi
sınırları içerisinde olmasıdır. Ancak Atatürk öyle bir telgraf çeker
ki, Suudiler mezarın tek bir taşına bile dokunamazlar.===========
Bihi
(Bismillahirrahmanirrahim)
Büyük Millet Meclisi Hükümeti Hariciye Vekalet-i Celilesine
Ba’de’l-kayıt İdareye
Acizleri istidama rabt eylediğim ve bir çok şühud tarafından mümzâ ve mahtûm mazbata müfadından ve bi’t-tab’ icra edilecek tahkikattan anlaşılacağı üzere sâbıkâ Mekke-i Mükerreme’de mukim iken oranın emiri Şerif Hüseyin tarafından düçar-ı zulm olmuş, emval ve emlâki gasb edilmiş bedbaht bir Türküm. Mekke-i Mükerreme’de icrâ-yı ticaretle meşgul iken millet ve milliyetime olan fart-ı merbut ve sadakatimden dolayı bazı adavetine uğradığım Şerif Hüseyin’in isyanından bir kaç ay mukaddem sâkin bulunduğum hâneyi ihrak kasdıyla kundak koydurmak ve daha başka vasıtalarla hayatıma kasd etmek teşebbüsatında bulunması üzerine mecburen ve hafiyyen Cidde’ye gelerek oradan müteheyyi-i hareket bulunan Alman heyet-i bahriyesiyle Yenbaulbahr’e ve oradan Medine-i Münevvere tarikiyle İstanbul’a muvasalatla hayatımı kurtarabilmiştim. Şerif Hüseyin isyanını müteakip vekilime terk eylediğim takriben yüzbin altın lira kıymetindeki emval-ı ticariyye ile Mekke-i Mükerreme ve Taif’de mevcut haneler ve bir çok dükkanlarla dakik ve biçki fabrikalarımı zabt ve gasb eylediği gibi emval-ı ticariyyemi resmen furuht ettirip esmanını hazinesine idhal eylediğini muahharan Hicaz’dan gelip elyevm bazıları İstanbul’da mevcut bulunan memurin-i askeriyye ve mülkiyece malum ve musaddaktır.
Paşa hazretleri,
On bir kişiden ibaret olan efrad-ı ailemle beraber senelerden beri elim ve feci yoksuzluk içinde, müthiş zaruret ve sefalet arasında imrar-ı hayat eden acizleri, nihayet bir buçuk seneden beri esir-i firaş olarak ancak bir kaç komşumun muavenet ve tasdikiyle temin-i hayat etmekteyim. Başkalarının hukukunu müdafaa, esbab-ı saadet ve refahını temin gayesi yegâne vazife bilen adil ve yüksek bulunan zât-ı devletlerinden, aciz ve makhur bir hale ilka edilen bu zavallı müsted’inin hadd-i tevatüre varmak suretiyle derece-i sübut bulan hukuk-ı zayiasının on bir kişilik ailesini ölümden kurtarmak feryâdıyla huzur-ı adalette çırpınan bir bedbaht müsterhamın emval-ı mağsube ve menhubesinin hukuk-ı hususiyye düvel kavaidinin ilham ettiği mukabele-i bi’l-misil suretiyle herhangi bir tarik-i hukukî veya siyasîyle kurtarılmasını ve eğer bunlardan hiç birini temine bir imkan-ı hukukî ve siyasî yoksa herhangi bir şekil ve suretle olur ise olsun benim gibi aciz ve mariz düşmüş bir bedbahtın medar-ı hayat ve iaşesi olabilecek bir kaç lokma ekmek parası temin ve tahsisi kemal-ı süzişle istirham ederim. Ol babda emr ü ferman hazret-i men-lehü’l-emrindir.
Fi 9 Teşrin-i Evvel 1339 fi 9 Teşrin-i Evvel 1339
İstanbul’da Beylerbeyi’nde Araba meydanında Muhallebici Rüstem Efendi hanesinde sâkin Mekke-i Mükerreme Tüccarından Ahmet Fehmi
17 Teşrin-i Evvel 1339/854
20. 10. 1339
Salih
İdare
88/4832
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, HR.İM, nr: 85/46 Birinci Belge
Bihi
(Bismillahirrahmanirrahim)
Altın Lira-yı
Osmani
Mekke-i Mükerreme’de Babü’z-Ziyad’daki mağazamda ve Babü’l-Kutayb’daki
depoda mevcut biraktığım emval-ı ticariyyenin kıymeti 28.920Sakin olduğum hanenin alt katında olan emval-ı ticariyyemin kıymeti 13.600
Mağazamda dört kasa derunundaki nakit ve mücevheratımın kıymeti 25.467
Sakin olduğum hanelerin eşya-yı beytiyyesinin kıymeti 3.105
Bütün bir dakik fabrikasıyla biçki takımları tamamı kıymeti 3.785
Bir adet binek otomobil kıymeti 350
Taif’de mevcut eşya-yı beytiyemin kıymeti 1.300
76.597
Mekke-i Mükerreme’de beş bab kârgir hane ve on altı dükkânın takriben kıymeti 15.000
Taif’de iki bab hanenin kıymeti 5.000
Fabrikanın vaz’ olduğu arsanın kıymeti 1.500
Yekün 98.097
Fi 9 Teşrin-i Evvel 1339
Mekke-i Mükerreme Tüccarından
Vidinli
Ahmet Fehmi
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, HR.İM, nr: 85/46 İkinci Belge
Muazzez ……….. ve lâ-siyyema alem-i İslama vatanperverane ve fedakârâne bir çok hidemat-ı fiiliyye ve milliyye ifa eden Mekke-i Mükerreme mütehayyizan-ı tüccarından Vidinli Ahmet Fehmi Efendi’ye buğz ve adavet peyda eyleyen asi Şerif Hüseyin ilan-ı isyanından bir kaç ay mukaddem sakin bulunduğu hanesine ika-ı harik kasdiyle kundak koydurmak ve bi’l-vasıta hayatına kasd ettirmek teşebbüsat-ı tecavüzkârânesinde bulunmasından dolayı muma-ileyh Ahmet Fehmi Efendi bazı hayır-hâhânın delaletiyle hafiyyen Cidde’ye indirilerek Cidde’den müteheyyi-i hareket bulunan Yemen sevahiline iltica eyleyen Alman heyet-i bahriyesiyle Yenbaulbahr’e gelerek Medine-i Münevvere tarikiyle Dersaadet’e gelmek suretiyle hayatını kurtarmıştır. Şerif Hüseyin ilan-ı isyan etmesini müteakip muma-ileyh Ahmet Fehmi Efendi’nin vekiline terk eylediği tahminen yüzbin lira altın para kıymetindeki emval-ı ticariyye ile Mekke-i Mükerreme ve Taif’de mevcut hane ve dükkanlarla dakik ve biçki fabrikasıyla otomobili Şerif Hüseyin’in yed-i gasbına geçerek kendi malı gibi bi’l-müzayede satıp esman-ı balığasını der-ceyb etmiş ve emlakini dahi kâmilen mahdumu Şerif Zeyd’e mal eylemiştir. Muma-ileyh Ahmet Fehmi Efendi’nin milliyet ve vatanına merbutiyeti müsellem olan bir vatanperver olup elyevm fart-ı zaruret yüzünden bi-tab ve menzul düşmüş ve on beş nüfus ailesiyle sefalet ve felaketin son safahatını geçirmekte ve hayatıyla pençeleşmekte bulunmuştur. Bu gayet elim ve elim olduğu kadar vahim bir akıbete düçar olan bu biçare vatanperver şimdiye kadar hiç bir taraftan bir muavenet görmemekle beraber Beylerbeyi’nde müsteciren sakin bulunduğu hanenin bir çok aylardan beri icarını verememesinden dolayı da meskeninden atılmaya mahkümdür. Bütün Harameyn ahalisiyle hükümetimizin malumu olan bu tecavüzat-ı müessife ve ahval-ı elimeyi şühud-ı mütevatire ve hüccet-i katıa ile ikame-i dava ile isbat-ı müddea eyleyeceği ve avn-ı Hakla saye-i millette ihkak-ı hak edeceği derkâr ise de elyevm meydanda kalan muma-ileyh Ahmet Fehmi Efendi’nin ezher-i cihet hükümet-i milliyemize hukuk ve hayat ve namusunun vikayesiyle tehlikeye maruz kalan hayatının kurtarılması vecibeden bulunduğuna dair işbu mazbata bi’t-tanzim merci-i aidesine takdim kılındı.
Fi 9 Teşrin-i Evvel 1339
Mekke-i Mükerreme Harem-i Şerif Müdürü
Müteveffa Abddurrahman Raşit Efendi mahdumu
(İmza)
Hicaz Vilayeti Muhasebe Kalemi Müdavimlerinden ve elyevm
Dersaadet’de Cafer Ağa Hangâhı’nda Çorapçı Mehmet
Merhum müşarün-ileyhin Ağası
İbrahim
Şeyhülislam merhum
Hayrullah Efendi mahdumu
(İmza)
Sabık Hicaz Vilayeti Meclis-i İdare Başkatibi
ve elyevm Beyoğlu Dairesi Nezafet-i Fenniye Katibi
Cafer Reşid
Hicaz Meclis-i İdare Başkatib Muavini
(İmza)
Müstakil Hicaz Fırkası 129. Alay 2. Bölük 3. Birlik
Yüzbaşılığından mütekaid
(Mühür)
Müstakil Hicaz Fırkası Topçu Taburu’nun
Birinci Bölük Yüzbaşılığından mütekaid
(Mühür)
Hicaz Fırkası 62. Alay 4. Tabur 4. Bölük
yüzbaşılığından mütekaid
Mehmet Emin
Mekke-i Mükerreme’de Fatihatü’ş-Şikâ’da Hicaz Eczahanesi
Baş Eczacısı elyevm Dersaadet Divanyolu İtimat Eczahanesi
Sahibi
(Mühür)
Mekke-i Mükerreme’de Süveyz Çarşısı’nda sabine-i timar ve
elyevm Dersaadet’de Balıkpazarı’nda Komisyoncu
Mehmet Said
Taif Telgraf ve Posta Müdürü
Mehmet Hüsameddin
Mekke-i Mükerreme
Muhasebe-i Vilayet Yevmiye Mukayyidi
Abdurreşid
129. Alay 19 Tabur
Alay katipliğinden mütekaid
(İmza)
Mekke-i Mükerreme Harem-i Şerif Madar-i sabıkı merhum
Abdurrahman Efendi mahdumu
Ahmet Ragıb
Mekke-i Mükerreme Harem-i Şerif Muhasebe Baş Katibi
Vidinli Hacı Hakkı Efendi’nin mahdumu
İbrahim Fehmi
Taif’de Kunduracı
Ahmet
Mekke-i Mükerreme Harem-i Şerif Müdüriyeti Baş Katibi
elyevm Defterhane-i Evkaf Baş Memur-ı Sabıkı
Hakkı
Mekke-i Mükerreme esnafından
Galatalızade Osman Fehmi
Mekke-i Mükerreme esnafından
Galatalızade
Fehmi Nuri
7. Kolordu 57. Nizamiye Alayı 3. Tabur Yüzbaşılığından
mütekaid
Mehmed Vehbi
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, HR.İM, nr: 85/46 Üçüncü Belge
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Hariciye Vekaleti
Umur-i Şehbenderi ve Ticariye Müdüriyeti
Aded
4832
20959
Hariciye Vekaleti Dersaadet Murahhaslığına
Melfuf: 3
İstanbul’da Beylerbeyi’nde Araba Meydanı’nda Muhallebici Rüstem Efendi hanesinde sâkin Mekke-i Mükerreme tüccarından Ahmet Fehmi Efendi tarafından verilen istida melfufuyla birlikte irsal edilmiş olmakla İngiltere Fevkalade Komiserliği marifetiyle keyfiyyetin mahallinden istilam ettirilerek alınacak cevabın da inbası rica olunur efendim.
Mehmet Salih
Fi 25 Teşrin-i Evvel 1339
Hariciye Vekaleti namına
Müsteşar
…….
Kaleme, 28 minhü (25 Teşrin-i Evvel 1339)
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, HR.İM, nr: 85/46 Dördüncü Belge
Türkiye BMM Hükümeti
——
Hariciye Vekâleti
İstanbul Heyeti
Siyasi Şube
—-
Britanya Temsilcisine
Şifahi Nota
—
Konu:
Ahmed Fehmi’nin dilekçesi
Mekke’de mezkûr tüccar Ahmed Fehmi Efendi, Hariciye Vekâleti’ne tevdi ettiği dilekçesinde, yokluğunda yönetimini vekiline bıraktığı 100 bin Türk Lirası kıymetinde mallarına, gayrimenkullerine, un ve bıçkı fabrikalarına Hicaz Arab yetkilileri tarafından el konulduğundan ve satılabileceği ve devlet hazinesi adına müsadere edilebileceğinden şekva ediyor.
Muhterem Britanya Heyeti’nin temsilcisinin bilgisine bu hadiseyi taşıyarak, Muhterem Ahmed Fehmi sahibi olduğu gayrimenkul ve malların satışı hakkında malumat elde etmek maksadıyla yetki nezdinde nazik aracılığını kullanmasını istirham edilmektedir.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, HR.İM, nr: 85/46 Beşinci Belge
-

MOSSAD Irak’ta bilim adamlarını yok ediyor…
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın hazırladığı rapora göre İsrail istihbarat teşkilatı MOSSAD şuana kadar Irak’ta nükleer enerji konusunda uzman 350 bilim adamını ve 300 öğretim görevlisini öldürdü.
ABD Dışişleri bakanlığı tarafından hazırlanarak başkan Bush’a sunulan rapora göre öldürülen üniversite öğretim görevlileri çeşitli branşlarda eğitim veriyorlardı. MOSSAD 2003 yılından beri Irak’ta karışıklık çıkarmakta kullanılacak Kürtlerden ve farklı başka gruplardan militanlara eğitimler veriyordu.
Timeturk haber portalında yer alan habere göre; raporda Irak’ta bir süredir faaliyette bulunan İsrailli memurların ve subayların asıl görevinin nükleer enerji konusunda uzman olan bilim adamlarını ortadan kaldırmak olduğunu içeriyor. İsrailli subayların söz konusu bilim adamlarına yönelik faaliyetlerinin Iraklı bilim adamlarının Amerika’da nükleer çalışmalarını sürdürmeleri konusunda Amerika Tarafından bir türlü ikna edilememelerinden sonra başladığı da raporda yer alan bilgiler arasında. Amerika’da nükleer enerji sahasında çalışmaları hususunda ikna edilen birçok bilim adamınınsa daha sonra Amerika’da çalışmayı reddederek başka ülkeleri kaçtığı ifade ediliyor.
Rapor Irak’ta kalma konusunda ısrar edip ülkeyi terk etmeyen bilim adamlarının Amerikan ordusu tarafından sorgulamalara ve takibata tabi tutulduklarını hatta bazılarının bu yüzden işkence gördüklerini ileri sürüyor. Yine rapor İsrail’in bu bilim adamlarının ileride İsrail’in ulusal güvenliği için bir tehdit oluşturacağını düşündüğünü iddia ediyor.
Ürdün’de çıkan el-hakika e-devliye gazetesi bu rapora işarete ederek İsrail’in bu bilim adamlardan ancak onları ortadan kaldırarak kurtulabileceğ i, bunun içinse Irak’ta İşgalin başlangıcından bu yana baş gösteren şiddet ortamının en uygun bir ortam olduğu sonucuna ulaştığını yazdı.
Gazetenin haberine göre Pentagon’un İsrail istihbarat örgütlerinin verdiği raporlara sekiz ay önce muvafakatini bildirdikten sonra İsrailli komandolar bilim adamlarını öldürme görevini üstlendiler. Bilim adamlarını ortadan kaldırmada İsrailli komandolara Amerikalı bir özel güvenlik ekibi de yardımcı oldu. Habere göre Amerikan özel güvenlik ekibi öldürülecek bilim adamları hakkında şahsi bilgileri İsrailli güçlere bildiriyorlardı . Bu Amerikan İsrail ortak operasyonu sekiz ay sürdü ve bu süre içinde 350 nükleer enerji uzmanı bilim adamı ve 200 kadar da Üniversite öğretim görevlisi öldürüldü. Yine haber göre 1000 kadar ıraklı bilim adamı İsrail’in ve Amerika’nın hedef listesinde yer alıyor.
-

Atatürk olmasa bugün Hazreti Muhammed’in mezarı da olmayacaktı
Can Ataklı [email protected]
09.08.2008
Pazartesi akşamı Avrasya Televizyonu’nda Lale Şıvgın’ın sunduğu “Beyin Fırtınası” programına katılmıştım biliyorsunuz. Programın diğer konukları Nevzat Yalçıntaş ile Erol Manisalı idi.
Nevzat Yalçıntaş program sırasında Atatürk’le ilgili küçük bir anekdota yer vererek “Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı. Atatürk sıranın Hazreti Muhammed’in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek, ‘Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim’ demişti. Bunun üzerine Suudiler Hazreti Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi” dedi.
Programın ana konusu kapatma davası olduğu için bu konu fazla uzun sürmedi. Programdan sonra Lale Şıvgın, yayının yapıldığı Doğatepe tesislerinde bizlere birer çorba ikram etti. Bundan yararlanarak Yalçıntaş’a “Hocam programda anlattığınız olayın ayrıntılarını söyleyebilir misiniz?” diye sordum.1981 yılında 12 Eylül askeri yönetimi Atatürk’ün 100. doğum yılı nedeniyle kapsamlı bir program hazırlamış. Prof. Yalçıntaş o dönemde İlim Kurulu’nun başına getirilmiş. Amaç Atatürk’le ilgili çeşitli kaynaklardan arşiv araştırması yapmak ve “bilinmeyen Atatürk’ü” ortaya çıkarmakmış.
Yalçıntaş, “Dışişlerinde Münir Bey vardı. (Soyadını hatırlayamadı) İyi bir araştırmacı ve arşivciydi. Ona Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin araştırılması görevi verilmişti” diyerek anlatmaya başladı.
Sonra da sürdürdü: “Bir gün Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi. O sırada benim çalıştığım başbakanlık binası ile dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı.”
Prof. Yalçıntaş, Münir Bey’in gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti: “Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta ‘Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim’ anlamına gelen cümleler vardı.”
Yalçıntaş, burada Hazreti Muhammed’in mezarı ile ilgili kısa bir detay anlattı. İngiliz işgali sırasında komutan olan Fahrettin Paşa’nın kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini, aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini, sonunda İngilizler’in hiçbir şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed’in mezarını terk ettiklerini ancak kutsal emanetleri de yanlarına aldıklarını söyledi.
Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş’ın anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen’e geliyor. Tabii Evren Başkanlığı’ndaki Milli Güvenlik Konseyi’nin de haberi oluyor.
Sorun şu: Bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belge de ortaya çıkmış bir kere. Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk kitabının içine, hiçbir anons yapılmadan konuyor.
Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde “zevahiri kurtarmak” adına konuyor.
Peki bu belge şimdi nerede? Kimin koruması altında? Bu da bilinmiyor. Bilinen tek şey, Atatürk’ün İslam aleminin peygamberi Hazreti Muhammed’in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkesten saklanıyor.
*****
Hazreti Muhammed Mescidi Nebevi’de yatıyorHazreti Muhammed 571 yılında doğdu 632 yılında vefat etti. Peygamberimiz Medine’de oturduğu evde toprağa verildi. Bu mezar bugün dünyanın en büyük camisi olan Mescidi Nebevi’nin içinde.
Mescidi Nebevi, Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç etmesinden sonra ilk namaz kıldığı yer. Hazreti Muhammed, Medine’de oturduğu evin hemen yanına kentin ilk mescidini inşa ettirmişti. Bu mescit geçen yıllar içinde defalarca yenilendi. Bugün 600 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği Mescidi Nebevi’nin korumasını çok uzun yıllar Osmanlı askeri yapmıştı.
Arabistan’da mezar adeti yoktur. Ölüler herhangi bir yerde toprağa verilir, üzerine belirleyici bir şey konmaz. Bu nedenle sadece Hazreti Muhammed’in mezar yeri ile ilgili bilgi vardır. O’nun dışındaki İslam büyüklerinin mezarlarının yeri bilinmez. Bir süre önce Hazreti Muhammed’in annesine ait olduğu ileri sürülen bir mezar ortaya çıkarılmıştı. Ancak Suudi yönetimi bu mezarı da ortadan kaldırmış ve yerine otopark yapmıştı.
Atatürk’ün müdahalesi olmasa Suudiler, Mescidi Nebevi’nin hemen dibindeki Hazreti Muhammed’in mezarını da tamamen ortadan kaldıracaktı. Nitekim Hazreti Muhammed’le aynı yere defnedildikleri bilinen Sahabe’nin önde gelen isimlerinin mezar yerleri bugün dümdüzdür.
*****
Yaşar Nuri Öztürk: Ali Babacan araştırma izini vermediNevzat Yalçıntaş’la sohbetimiz sırasında “Bir gün Yaşar Nuri Öztürk Bey aradı. Benim bu anlattığımı duymuş, belgeye nasıl ulaşabileceğini sordu” dedi. Ben de “Belgeyi bulmuş mu?” diye sorunca “Onu bilemiyorum, ama galiba bir kitabına koymuş ben okuyamadım” dedi.
Bunun üzerine önceki gün Yaşar Nuri Öztürk’ü aradım. Öztürk, Yalçıntaş’ın anlattıklarını doğrulayarak, “Ancak bunu henüz bir kitabıma koymadım. Araştırmayı aşağı yukarı tamamladım, Gazi Mustafa Kemal ve İslam isimli çok kapsamlı bir kitap hazırlıyorum, bunun bitmesi üç yılı alır. Konu bu kitapta yer alacak” dedi.
Milletvekili olduğu sırada bu belgeye ulaşmak için çok çalıştığını söyleyen Öztürk, “Belge Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde. Milletvekili sıfatımla bu arşivlerde çalışmak için bakan Ali Babacan’a başvurdum, ama bana izin vermedi” diye konuştu.
Öztürk’e “Peki hocam, böyle bir belgenin açıklanmasını neden istemiyorlar?” diye sordum. Öztürk’ün cevabı çok ilginç oldu.
Şöyle dedi: “Atatürk’ü din ve İslam dışı göstermek isteyenler elbette bu belgeden rahatsız olacaklardır. Bu nedenle dini siyasete alet edenler emperyalistlerle iş birliği bile yapabiliyor. Dincilerle İslamı reddedenler bu noktada birleşebiliyor.”
-

Gürcistan-Rusya çatışması
BBC – 09 Ağustos, 2008 – TSİ 12:42
Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvivili, ”Rusya ile savaş halinde olduklarını” açıkladı.
Saakaşvili, televizyondan canlı yayınlanan Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, Rusya’nın ”Gürcistan topraklarını işgal girişimini uzun süreden beri planladığını” belirterek, ”İlan ediyorum. Rusya ile savaş halindeyiz” dedi.
Saakaşvili her türlü diyalog formülüne açık olduğunu söylüyor
Saakaşvili, Rusya’nın bugüne kadar sürekli kendilerini tahrik ettiğini belirterek, ”Sağımızdan vurdular suskun kaldık. Solumuzdan vurdular suskun kaldık. Artık yeter, buna son vermek lazım” ifadesini kullandı.
Saakaşvili, içinde bulundukları durum ile ilgili halktan gizleyecek bir şeyleri olmadığını belirterek, Gürcistan’ın kaderinin belirlendiği bir dönemde birlik çağrısında bulundu.
Saakaşvili ayrıca, “Bugün meclisten sıkıyönetim yasasını onaylamasını isteyeceğim” dedi.
Rusya’dan yalanlama
Rus ordusu ise, “Gürcistan’da sivil halkı bombaladığı” yönündeki açıklamaları yalanladı.
Genelkurmay Başkanı Yardımcısı General Anatoli Nogovitsin, bu açıklamaları doğrulamadığını, sivil halka karşı savaşmadıklarını belirtti.
Gürcistan televizyonu, Gürcistan’ın kuzeyindeki Gori kentinde düzenlenen bombardımanda birçok sivilin öldüğünü duyurmuştu.
Rusya, Güney Osetya’daki çatışmalarda şimdiye kadar 12 askerlerinin öldüğünü açıkladı.
Rusya Genelkurmay Başkanı Yardımcısı General Anatoly Nagovitsyn, “Çatışmalarda biz 12 asker kaybettik, 150 kadar yaralımız var” dedi.
Nagovitsyn, Güney Osetya’ya Ivanovo, Pskov ve Moskova bölgelerinden takviye birlikler gönderdiklerini belirtti.
Rus general, “Takviyenin amacı Rus barış gücü birliklerinin gücünü artırmak, BM’nin verdiği yetkiye uygun biçimde barışı tesis etmek için gerekli operasyonlara hazırlanmak ve bunları yapmaktır” dedi.
-

ERMENI LISTESI, YUSUF HALACOGLU’NUN GOREVDEN ALINMASINI NASIL ILAN ETTI
Yusuf Halaçoğlu’nun görevinden alınması
Khatchig Mouradian (Haçig Muradyan)Kaynak: gundemonline.ne
Yer: Türkiye
Tarih: 4.8.2008Watertown, Mass. (A.W.) – 23 Temmuz’da Resmi Gazete’de 21 Eylül 1993’ten beri Türk Tarih Kurumu’nun (TTK) başkanlığını yürüten Yusuf Halaçoğlu’nun görevinden alındığı duyuruldu.Halaçoğlu, İsviçre’de Ermeni Soykırımı’nı inkarı ve bu ülkede hakkında soruşturma açılması, Taner Akçam, David Gaunt ve Ara Sarafian gibi soykırım araştırmacılarıyla tartışmaları ve en son olarak da burada Watertown’da arşivlerini (Türk medyasında daha çok ‘Boston arşivi’ diye biliniyor) açması için ARF’ye 20 milyon dolar teklif etmesiyle -en azından Türkiye’de- kamuoyunu epey uğraştıran bir dizi olayla ünlenmişti.
Yıllardır, ilerici Türk akademisyenleri Ankara’yı Halaçoğlu’nu görevden almaya çağırıyorlardı. 23 Temmuz’da yazılmamak kaydıyla yaptığım söyleşilerde, bu akademisyenlerin bazıları karardan çok mutlu olduklarını söylemişlerdi.
Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan bir habere göre, -TTK’de pek çok kişinin Yusuf Hoca dediği- Halaçoğlu, Bodrum’da tatilde olduğunu ve gelişmelerin kendisinin ön bilgisi dışında cereyan ettiğini söylemişti. Halaçoğlu şöyle devam etmişti: ‘Bu her zaman için olabilecek bir konu. Şeyhülislamlardan biri; ‘Biz elimize ayakkabımızı almış insanlarız, her zaman için bulunduğumuz yerden başka yere gidebiliriz’ diyor. Biz aynı düşüncedeyiz. Bugün devletin şu görevini yaparsınız, yarın bilim adamı olarak görevinize devam edersiniz, normaldir bunlar, normal karşılıyorum’ dedi.
Görüştüğüm Türk yorumcular ve siyasi analistler genelde Halaçoğlu’nun görev süresinin sona erdiğini, çünkü iktidardaki AKP’nin TTK’nin başına kendisine yakın bir ismi atamak istediğini kabul ediyorlardı. Halaçoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 71 sandalyeye sahip olan aşırı milliyetçi MHP’ye çok yakındı. Aynı kaynaklara göre, Halaçoğlu’nun Türkiye’de ‘Derin Devlet’ olarak bilinen oluşumla bağları da onun yıllık sözleşmesinin uzatılmaması kararında rol oynamış olabilir.
AKP’nin Halaçoğlu’nun Ermeni Soykırımı ve Kürt sorununda takınmış olduğu aşırı radikal ve çatışmacı yoldan olmaması da ihtimal dahilindedir. Ne var ki, bunun Ermeni sorunuyla ilgili bir politika değişikliğine -şu an için Türkiye ve Ermenistan arasında genelde olumlu atmosfere- işaret edip etmediği belli değildir. Pek çok kişi AKP’nin Halaçoğlu’nun soykırım konusundaki çatışmacı yaklaşımından muhtemelen memnun kalmadığını, ancak partinin Ermeni sorununda ne ordu ne bürokrasi ile yüzleşmeye hazır olduğunu düşünüyor.
Kendisini tanıyan kişilerin ‘muhafazakar’, ‘İslamcı’ ve ‘milliyetçi’ olduğunu söyledikleri, çalışkan bir akademisyen olan Dr. Ali Birinci, Halaçoğlu’nun yerini alacak. Konuştuğum yorumcu ve araştırmacıların çoğu, çok büyük ihtimalle Birinci’nin TTK’yi -en azından Ermeni sorunuyla ilgili olarak- yepyeni bir yola sokmayacağını söylemekle birlikte, yeni başkanın en azından Halaçoğlu’nun sansasyon yaratan taktiklerine başvurmayacağı bekleniyor. Birinci’nin çalışmalarını yakından tanıyanlar, onun Türkiye’deki ‘yerleşik’ tarih bilgisine kimi zaman meydan okuyan ciddi bir araştırmacı olduğunu düşünüyorlar. Her ne kadar Birinci’nin Ermeni Soykırımı’yla ilgili yayınları yoksa da Türk asıllı bir akademisyen onun eğitim ve deneyimini soykırım konusunda kemikleşmiş inkarcı söyleme adım adım meydan okumak için kullanabileceğine dair ‘küçük bir umut ışığı’ gördüğünü ifade etti.Peki Halaçoğlu ne olacak? Gazi Üniversitesi’ndeki kadrosunu geri alacak ve muhtemelen kendi deyimiyle ‘sözde Ermeni Soykırımı’yla ilgili yapıtlarını yayınlamaya devam edecek. Son zamanlarda, kendi pozisyonunun ne kadar savunulmaz olduğunun farkına vardıktan sonra, Halaçoğlu’nun daha güvenilir araştırmalar yayınlamak için çalışmaya ve bir akademisyenin soykırımı tanıyan araştırmacılarla ‘yapıcı işbirliği’ dediği girişimlere başladığına inanan bir kaç -sadece bir kaç- akademisyen var. Ne var ki, Gaunt ve Sarafian’ın deneyimleri ışığında, bunu pek mümkün görülmediği söylenebilir. Elbette gerçekten de yeni bir başlangıç yapma arzusundaysa, hiçbir zaman çok geç sayılmaz. Her iki durumda da Türk -ve daha az ölçülerde, Ermeni- medyasını yıllardır meşgul eden Yusuf Hoca’nın söyleyeceklerini işitmeye devam edeceğiz gibi görünüyor.
KHATCHİG MOURADİAN (HAÇİG MURADYAN)
-

HALACOGLU ILE SOYLESI: Yurtdışında Ermeni içeride liberal mutlu
Akşam
8.8.2008Görevden alındığını AKŞAM muhabirinden öğrenen Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu,`Bu operasyonu yapanlar ileride ortaya çıkar. Hükümetin bir tek yetkilisini beni aramadı` dediTürk Tarih Kurumu Başkanı olarak 15 yıl hizmet verdikten sonra resmi yetkililer tarafından bilgilendirilmeden görevden alınan Yusuf Halacoğlu, `operasyon` olarak nitelediği süreci ve yaşadıklarını şöyle anlattı:
İlk sivil gün nasıl geçti?
Sırtımdan ağır bir yük kalktı. Yanlış anlaşılmasın, tarihi araştırmaları asla böyle görmüyorum. Ama TTK`nın sorumluluğu çok farklı. Orada söyleyeceğiniz her kelime sorumluluk gerektiriyor. Her gün 200 imzadan kurtuldum. Aşiretler kitabıyla ilgili çalışmalarımı hızlandırdım. Bu ayın sonunda bitiyor. Yaklaşık 42 bin aşireti gösteriyor.
Herkes kökenini rahatlıkla bulabilecek mi?
İndeks olacak. Aşiretinizi veya lakabını biliyorsanız bulabilirsiniz.
Kürtleri kızdıracak mısınız?
Kürt aşiretlerinin isimleri de var. Ben kafamdan uydurmuyorum. Osmanlı`nın tapu tahrir belgelerindeki bilimsel sonuçları yazıyorum. Anadolu`nun yerleşim tarihiyle ilgili çok önemli bir veri tabanı ortaya koyacağız. Kaynaklarımızı dünya kabul ediyor. 1453-1700 arasındaki süreci inceliyor.
GİZLİ GÖRÜŞMELERİ BİLİYORDUM
Ermenistan`la yakınlaşma Halaçoğlu`nu görevden etti` iddiaları doğru mu sizce?
Fazla etkisi olduğunu düşünmüyorum. Bu gizli görüşmelerden zaten haberim vardı. Herkes biliyor ki, Ermenistan`la diyaloğu en çok isteyen insan benim. 2005 yılında ilk teşebbüsü ben yaptım. Görevden alınmam farklı bir operasyon.
Arkasında kim var?
Daha sonra belli olur bu operasyonları kimin yaptığını. Daha sonra açıklığa kavuşur. Kim olduğunu tahmin ediyorum ama şimdi olmaz. Görevden alındığımı da sizden öğrendim zaten. Kimse beni aramadı haber vermedi. Vicdanım çok rahat. Kalsaydım belki devletin hoşuna gitmeyecek planlamalarım vardı. Kafkas, İran. Ortadoğu gibi masaların kurulmasını istiyordum. Kimseyi kızdırdığımı zannetmiyorum. Bugün hükümet budur, yarın diğeri olur. Türkiye`yi yöneten kimse ben bilgileri ona sunarım. İlk defa Bakanlar Kurulu`nda brifing verdiğimde Ermenistan sınırının açılması gündemdeydi. Sayın Başbakan`a, `Ben bilim adamıyım, görevimi yapıyorum. Ermenistan`la sınırın açılması şu an için mümkün değil.
Bizi soykırımla yani en adi suçla suçlayan Ermenistan`dır. İyi niyetle, jestle devlet yönetilmez` dedim. O da bunu teşekkürle karşıladı ve her zaman destek verdi. Kendisine görevden alırsanız itirazım olmaz da dedim.
Sevinenler oldu mu?
Londra`dan aradılar. Ermeniler lokal kiralamış ve cumartesi günü eğlence tertip etmişler. Çok mutlular. Türkiye`deki liberal kesim memnuniyetini belirtiyor.
Spor gibi etkinliklerin Ermenistan`la ilişkilerimizde yumuşamaya neden olacağına inanıyorum. Cumhurbaşkanı Gül`ün Dünya Kupası Elemeleri`nde yapılacak Türkiye-Ermenistan maçına gitmesi taviz değildir. İnsanlar birbirini tanımalı. Ermenistan`da Diaspora`nın etkisiyle büyüyen yeni nesil -teşbihte hata olmaz-Türkleri boynuzlu, kulaklı zannediyor. İşte bu yüzden diyalog gerekir.
`Dönme olmak ayıp mı?`
`Alevileri kötülemedim. Ermeniliği aşağılamıyorum. Yüzde 99`u Türkmen olan Alevileri Anadolu islamının temeli olarak görüyorum. Ermeni, Rum, Türk olmak bir şey ifade etmez. Çünkü yaratanın yarattığı insanlarız. 1.5 milyon Ermeni`yi sordular ben de sayılarıyla verdim. Dönme ayıp olan bir şey mi? Sokullu Mehmet Paşa`yı göklere çıkarırken Müslüman olan Ermenileri kötüleyebilir miyiz? İsim bile vermedim. Bunu benden sonra bir takım yerler araştırıp bulacaktır. Ben sadece listenin Amerikan arşivlerinde olduğunu söylemekle yetindim.`
Deniz GÜÇER/ANKARA
2008-08-08 Akşam
-

Tazehurmatu’da Türkmenler Sokakta
Kürtlerin Kerkük’e yönelik haksız talepleri Türkmenleri sokaklara döktürdü.Kürtlerin Kerkük talebine bir tepkide Türkmen Tazehurmatu’dan geldi. Kürtlerin Kerkük’e yönelik haksız talepleri Türkmenleri sokaklara döktürdü.Kürtlerin Kerkük talebine bir tepkide Türkmen Tazehurmatu’dan geldi.
Kürtlerin Kerkük’e yönelik haksız talepleri Türkmenleri sokaklara döktürdü.Kürtlerin Kerkük talebine bir tepkide Türkmen Tazehurmatu’dan geldi. Kerkük İl Meclisindeki Kürt grubun üyelerinin Kerkük’ün kuzeye bölgeye bağlanması yönündeki talebini protesto eden Türkmenler Kerkük sorununun çözümü için dini mercilerin müdahele etmesini istediler.Kerkük İl Meclisindeki Kürt grubun üyelerinin Kerkük’ün kuzeye bölgeye bağlanması yönündeki protesto eden Türkmenler Kerkük’ün siyasi geleceğine bütün grupların uzlaşmasıyla karar verileceğini söyleyerek, Kürt grupların Kerkük konusundaki tutumuna tepki gösterdi.Kerkük’e bağlı Türkmen Tazehurmatu ilçesinde yapılan protesto yürüyüşünde Kerkük’ün bir Irak şehri olduğu ve böyle kalacağına daire sloganlar atıldı.2 bine yakın Türkmen’in katıldığı protesto yürüyüşünde 22 Temmuz tarihinde Parlametonun onayladığı mahalli seçim yasası ve Kerkük’ü de ilgilendiren 24. maddeye destek verdiler.127 Milletvekilinin onayladığı bu maddenin Irak’ın milli çıkarlarına hizmet edecğini dile getiren Kalabalık Türkmenler, bunun Irak halkının iredesini yansıttığını söylediler.
28 Temmuz tarihinde Kerkük’te yaşanan şiddet olaylarına da tepki gösteren protestocular, Türkmenlerin her zaman barış ve huzurdan yana olduğunu vurguladılar.Irak Türkmen Cephesi Başkanlığı ve Türkmen Kuruluşlarına yapılan çirkinsaldırılara da tepki gösteren protestocu Türkmenler, Kürt asayış güçleri tarafından suçsuz yere tutuklanan Türkmenlerin bir an önce serbest bırakılmalarını istediler.Ellerinde bulundurdukları pakertlerde hükümeti ve Necef’teki dini mercileri Kerkük sorununa müdahele etmeye çağıran Türkmenler, Kerkük’ün Türkmen özelliğine sahip bir Irak şehri olduğunu ve böyle kalmaya devam edeceğine yönelik sloganlar attılar.Çeşitli pankartların açıldığı gösteride, gruplar için geniş güvenlik önlemleri alındı.Gösteride Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Mun’un Irak temsilcisinin değişitirilmesini isteyen Türkmenler Setven De Mistura’nın tarafsızlığını yitirib Kerkük sorununa tek grubun gözülyle baktığını dile getirdiler.
Tazehurmatu sokaklarını dolduran protestocular, Kerkük İl Meclisindeki Kürt grubu üyelerinin şehrin Kuzeydeki yerel Kürt yönetimine bağlanmasına talebine karşı çıkan çıkarak tutuklu Türkmenlerin bir an önce serbest bırakılmalarını istediler.
Gösteride dini merci Ayetullah seyit Ali Sistani’yi Kerkük sorunu ve Türkmenlere karşı yapılan zulüm ve haksızlıklara mühadele etmesini isteyen Türkmenler, Başbakan Nuri Maliki’nin Başkanlığından hükümetten Kerkük’e askeri güç göndermesini istediler. Kerkük İl Meclisindeki Kürt grubu üyelerinin Kerkük’e yönelik haksız taleplerine tepki göstermek üzere daha önceden Kerkük’ün Havice ilçesi, Bağddat’ın bir çok bölgesin ve Tikrit kenditnde de protesto gösterileri düzenlenerek Kürtlerin son Kerkük talebine tepki gösterilmişti.
Türkmeneli TV
-

Telafer’de patlama: 21 ölü
IRAK’ın kuzeyindeki Türkmen kenti Telafer’de bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda 21 kişi yaşamını yitirdi. IRAK’ın kuzeyindeki Türkmen kenti Telafer’de bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda 21 kişi yaşamını yitirdi.
Yetkililer, başkent Bağdat’ın 420 kilometre kuzeybatısındaki kentte bir pazar yerinde düzenlenen saldırıda 25 kişinin de yaralandığını belirtti. Kentte 16 Temmuz günü gerçekleştirilen bombalı araç saldırısında da 18 kişi ölmüştü.
(DHA)