Blog

  • Türk Sporunda Dr. Abdullah Cevdet Modeli ve Güreşteki Dinci Yapılanma

    Türk Sporunda Dr. Abdullah Cevdet Modeli ve Güreşteki Dinci Yapılanma

    Svetlana Sudak, Karin Melis Mey, Alemitu Bekele Degfa, İris Rosenberger. Bu isimleri bileniniz var mı? Hiç zannetmiyorum. Çünkü bilmeniz imkânsız. Çünkü ne isimleri, ne de soy isimleri bizden değil. Peki, Melek Hu ve Cem Zeng’i tanıyor musunuz diye sorsam? Ön isimleri Türkçe olsa da galiba bu isimleri de tanıyor olamazsınız. Bahram Muzaffer de size yabancı olmalıdır. Peki; Elvan Abeylegesse desem galiba hepiniz tanırsınız. Çünkü bu tavşan dişli çıt kırıldım senci kız, 5-6 yıldır içimizde. Onu artık tanıyoruz. Tıpkı bu sene Ramazan Şahin diye bir güreşçiyi tanıdığımız gibi…

    Evet değerli okuyucularım; yukarıdaki isimlerin hepsi de sporcu ve kâğıt üzerinde de olsa hepsi Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı. Hepsi de Pekin olimpiyatlarında ülkemizi temsil ettiler. Ramazan Şahin Rusya’nın Dağıstan Özerk bölgesinden ama galiba Türk değil. Çünkü hiç Türkçe bilmiyor. Serbest güreşlerde 66 kiloda altın madalya kazandı. Elvan Abeylegesse ise atletizmde 10.000 metrede gümüş madalya kazandı. Diğerleri mi; diğerleri tıpkı bizim yerliler gibi hepsi karavana attılar. Boşuna yük oldular bu fakir milletin sırtına.

    Bu sebeple ben bu olimpiyatlarda hep şöyle düşündüm: Pekin’e 68 kişilik bir işe yaramazlar ordusu ile gideceğimize keşke olsaydı da sadece Michael Phelps gibi tek bir sporcu ile gitseydik! Adam tek başına 75 milyonluk Türkiye’nin 8 katı altın madalya kazandı. Ya da Svetlana Sudak, Karin Melis Mey, Alemitu Bekele Degfa, İris Rosenberger gibi işe yaramaz 11 yabancıyı devşirip Türkleştireceğimize, bunlara verdiğimiz paraların yüz katını verip bir Usain Bold satın alabilseydik. Adam rekor kırarken adeta dünya ile dalga geçiyor.

    Devşirmelerin içinde yine de en başarılısı Elvan Abeylegesse’dir. Zira 5-6 yıldır ülkemizi başarı ile temsil ediyor bu kız. Ancak buradan açıkça çağrı yapıyorum, lütfen bu kıza biraz yardımcı olun. Biraz besleyin bu kızı. Maazallah, koşarken küçük bir hortum çıksa bu kızcağızı melek yapıp göklere yükseltecek. En azından hayırsever bir diş tabibi çıksın da şu kızın dişlerini bir elden geçirsin. Zira hiç abartmıyorum; sahip olduğu fiziki görüntü ile 5000 ve 10.000 metrede yarışan bayan sporcuların en çirkini Elvan’dır. Kenyalı ve Etiyopyalı zenci rakipleri bile ondan çok daha güzel ve çok daha alımlılar. Lütfen şu kızla biraz daha yakından ilgilenin. Madem garibi yurdundan yuvasından koparıp ta buralara getirdiniz, bari adam gibi sahip çıkın kendisine.

    Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay’ı oldum olası sevmemişimdir ben. Vekilken sevmiyordum, asil olunca hiç sevmemeye başladım. Kusura bakmasın ama 75 milyonluk bir ülkenin spor teşkilatını yönetecek kapasite ve tecrübede görmüyorum kendisini. Bu yüzden AKP, eğer bu ülkenin sporuna gerçekten ivme kazandırmak istiyorsa, kendisini derhal görevden almalı ve yerine adam akıllı birisini getirmelidir. Bilgili, tecrübeli, sporcu ruhlu ve otoriter birisini demek istiyorum. Tabi siyasi kaygıları ve mülahazaları bir tarafa atarak…

    İddia ediyorum; eğer Mehmet Atalay’ın oturduğu koltukta şimdi bir başkası oturuyor olsaydı, bu ülkenin son devirlerde yetiştirdiği en büyük kabiliyetlerden Süreyya Ayhan yok olup gitmezdi. Hiçbir genel müdür de Süreyya Ayhan’ı Yücel Kop’a yem etmezdi.

    Ata sporumuz güreş, öteden beri uluslar arası müsabakalarda yegâne yüz akı spor dalı olarak bilinmektedir. Ancak Pekin olimpiyatlarında Türk Milleti’ni utandıran spor dallarının başında güreş gelmektedir. Bu sebeple federasyon başkanı Osman Aşkın Bak derhal istifa etmeli, aksi takdirde hemen görevden alınmalıdır. Şahsen kendisini tanımam. Bildiğim kadarıyla aktif güreş hayatı da yok Dr. Osman Aşkın Bak’ın. Muhtemelen siyasi mülahazalarla federasyon başkanı yapılmıştır. Güreş Federasyonu Başkanı seçildiğinde dinci medyada şu kabil yağdanlık yazılar yayınlanmıştı hakkında: “…Türk güreş tarihinde 1980’li yıllarda Osman AAtaç Bey, 2001-2004 Osman Şansal başkandan sonra federasyon başkanlığı görevine gelen Dr. Osman Aşkın Bak için belki de bu zamana kadar görev alan en genç başkan diyebiliriz. Evet, 40 yaşında ata sporumuzun patronluk koltuğuna oturan Dr. Osman Bak için en iyisi biz de ‘güreşte Genç Osman devri’ dersek yerinde olur kanaatindeyim…”(1).

    Osman Aşkın Bak’ın siyasi kanaati nedir bilmiyorum. Ancak serbest Güreş Milli Takım antrenörü Adem Bereket’in ve olimpiyat şampiyonu olan Dağıstan göçmeni Ramazan Şahin’in sahip oldukları fiziki görüntü, güreş federasyonunda dinci bir yapılanma olabileceğini akla getirmektedir. Asıl adı Ramazan İrbayhanov olan Ramazan Şahin’in Çeçen asıllı olduğuna ilişkin bilgiler var internette. Çeçenlerle Türkler’in akrabalıkları ne derecedir, emin değilim ama iki yıldır Türkiye’de olan Ramazan Şahin’in bir kelime dahi Türkçe bilmiyor olması, oldukça ilginç! Adam inatla Türkçe öğrenmiyor olmalıdır!

    Sahip olduğu top sakalıyla Ulu camii müezzini görüntüsü veren antrenör Adem Bereket de oralardan gelmiş olmalıdır. Çünkü o da Türkçeyi zar zor konuşuyor. Çeçenlerin Türklükleri tartışmaya açık olsa bile, Müslüman oldukları tartışmasızdır. Ayrıca Çeçenler, şu anda Suudi Arabistan’da yaygın olan Vahhabilik öğretisinin etkisi altındadırlar ve Vahhabilik, oldukça katı kuralları olan ve siyasi yönü ağır basan bir mezheptir. Afganistan ve Pakistan’ın altını üstüne getiren, zaman zaman ülkemizi de vuran El-Kaide terör örgütü de büyük ölçüde bu mezhepten beslenmektedir. Mezhebin temelinde Ahmet b. Hanbel ve özellikle İbni Teymiye’nin görüşleri yatmaktadır. Bu bakımdan başta Güreş Federasyonu olmak üzere; spordaki dinci yapılanmaya dikkat edilmeli ve spor, dini propaganda aracı olmaktan bir an önce çıkarılmalıdır. Eğer maksat İslami propaganda ise, olimpiyat benzeri geniş çaplı spor müsübakalarında şampiyon olan bir Müslüman sporcu, bunu zaten kendiliğinden yapıyor demektir. Daha fazlasına gerek yoktur.

    ***  

    Türk sporunda halen geçerliliğini koruyan Dr. Abdullah Cevdet modelini ilk başlatan isim Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’dır. Turgut Özal’ı bu konudaki ilk icraatı Naim Şalamanov’u Bulgaristan’dan satın alarak Türkiye adına yarışlara sokmak olmuştur. Naim Süleymanoğlu’ndan bahsediyorum. Naim Şalamanov, 1986 Melbourne olimpiyatlarında göstermiş olduğu başarıdan sonra, casusluk filmlerine taç çıkartılacak biçimde kaçırılmış ve Türkiye’ye getirilmiş ve Türk vatandaşı yapılmıştır. Daha sonra da uluslar arası müsabakalarda Türkiye adına yarışabilmesi için Bulgaristan’a 1.000.000 dolar fidye verilmiştir. Naim Süleymanoğlu’nun Türkiye’ye iltica etmesinde hiç şüphesiz ailesinin Türk olmasının yanı sıra, o sırada Todor Jivkov yönetimindeki Bulgaristan’da Türklere karşı uygulanan eritme politikasının da etkisi vardır.

     

    Aslen Türk asıllı olmakla birlikte Naim Süleymanoğlu, Türkiye’deki devşirme sporcu uygulamasının ilk adımı olmuştur. Naim’den sonra, genelde Bulgaristan ve Sovyetler Birliği’nde yaşayan Türk asıllı ailelerin çocukları olmak üzere; Türkiye’ye karşı bir teveccüh yaşanmıştır. Özellikle güreş, halter ve boks gibi daha çok bireysel güce dayanan sporlarda pek çok yabancı sporcu gelip Türk olmuş, sonra da Türkiye adına yarışmışlardır. Bu konuda en büyük etken, galiba Naim Süleymanoğlu’na duyulan resmî ilgi ve sağlanan maddi imkânlar olmuştur. Zira Türkiye, 1988 Seul olimpiyatlarında son derece başarılı olan Naim Süleymanoğlu’nu Türkiye’ye dönüşünde son derece tantanalı törenlerde karşılamıştır. Böyle görkemli bir tören, Türkiye’de bir ilk idi ve böyle bir tören, o güne kadar devlet adamları için bile yapılmamıştı bu ülkede. Sanırım dünyada da bir örneği de yoktu böyle bir törenin.

    Turgut Özal’ın sporda uygulamaya soktuğu Dr. Abdullah Cevdet modeli, ilk başlarda genelde Türk Cumhuriyetlerinden gelen sporcuları kapsarken, son yıllarda genelde üçüncü dünya ülkeleri denilen ve daha çok geri kalmış ülke sporcularını da kapsar şekilde genişlemiş bulunmaktadır. Ayrıca ilk başlarda güreş, halter ve boks gibi ağır ve bireysel güce dayalı sporları kapsarken, son yıllarda hemen hemen sporun her dalında sporcu getirilmekte, Türkleştirilmekte ve Türkiye adına yarıştırılmaktadır. İşte yukarıda isimleri verilen insanlar da bu kabil sporculardandır.

    Ancak Pekin olimpiyatları göstermiştir ki; sporda kalkınmanın yolu bu değildir ve bu yöntem, son derece yanlış bir yöntemdir. Öte yandan sporcular, bidayette insan olmalarının yanı sıra, artık uluslar arası ticaretin aracı haline gelmiş birer ticari meta haline gelmişlerdir. Artık onların da bir piyasası ve borsası vardır. İyi sporcu iyi paradır artık. Demek oluyor ki; Türkiye bütçesine göre hareket etmiş ve bütçesine uygun sporcular almıştır. Az paraya az yetenekli sporcu almış demek istiyorum.

    Türkiye büyük paralar verip başarılı sporcular satın alamayacağına ve uluslar arası müsabakalarda başarılı olmak zorunda olduğuna göre; o zaman geriye tek bir şey kalıyor; o da her alanda olduğu gibi spor alanında da oturup bu ülkenin insanlarına yatırım yapmaktır. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur. Elin oğlu nasıl sporcu yetiştiriyorsa aynı yöntemlerle sporcu yetiştirmek gerekir. Michael Phelps günde 12.000 kalorilik besin alıyor ve bu kaloriyi harcamak için günde 80 km. yüzüyorsa Derya Büyükuncu da aynı şeyi yapacaktır. Demek ki; sporda başarının temel şartı iyi ve düzgün beslenmek, sonra da çok çalışmaktır. Michael Phelps henüz 23 yaşında ve iki olimpiyatta 14’ü altın olmak üzere toplam 16 madalya kazandığı halde Derya Büyükuncu,  üst üste katılmış olduğu 5 olimpiyatta hiçbir başarı gösteremiyorsa ve sürekli nal topluyorsa bunun sebebi gayet açıktır. Derya Büyükuncu, iyi beslenmiyor, kendisine iyi bakılmıyor ve iyi çalıştırılmıyor…

    İddia ediyoruz ki; bugüne kadar gerek olimpiyatlarda, gerekse diğer uluslar arası büyük spor karşılaşmalarında dereceye girip Türk Milli Marşı’nı çaldırma ve Türk Bayrağı’nı göndere çektirme başarısı gösteren hiçbir sporcu, Türk Devleti’nin yapmış olduğu bilinçli ve planlı çalışmanın ürünü değildir. Bunların hemen tamamı, kendi bireysel çabaları, özverileri ve bireysel yetenekleri ile başarılı olmuşlardır. İthal Naim Süleymanoğlu’na gösterilen ilginin hiç birisi diğer sporculara gösterilmiş değildir.

    Bu bakımdan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından, Maltepe Başıbüyük mezarlığında halen hayatta olan Roma Olimpiyatları’nın şampiyon güreşçisi Müzahir Sille, 1956’da İstanbul’da düzenlenen Dünya Kupası’nda şampiyon olan Yaşar Yılmaz ve 3 tane Dünya ikinciliği bulunan Dursun Ali Erbaş için şimdiden mezar hazırlanıp isimlerinin yazılı olduğu mezar taşları dikildiğine ilişkin haberi(2) ibretle, dehşetle ve içimiz acıyarak okuduk. Oysa muhtemelen belediye kaynaklarını ona buna hortumlatan İstanbul Büyükşehir Belediye yönetiminin yapması gereken, halen hayatta bulunan şampiyonlar için bedava mezar yeri tahsis etmek değil, onların sağlıklı ve konforlu bir yaşam sürecekleri modern konutlar tahsis etmek olmalıydı. Konuya ilişkin haberi hazırlayanları candan kutluyorum. Türkiye’de hâkim olan yönetim anlayışını göstermesi açısından son derece başarılı bir haber yapmışlar. Belki birileri çıkar da bu bayağılığa, bu adiliğe ve bu aşağılık davranışlara artık “DUR” der…

    ***

    Peki, yazımızın başlığına ilham kaynağı olan Dr. Abdullah Cevdet kimdir? İsterseniz bir iki kelime ile de olsa Dr. Abdullah Cevdet hakkında bilgi verelim: Bazı kesimlerce özellikle boy hedefi haline getirilmiş olan Dr. Abdullah Cevdet, bugün Malatya iline bağlı bir ilçe olan Arapkir doğumludur. Arapkirli tabur imamı Hacı Ömer Efendi’nin oğludur.Tıbbiye okumuştur. Asıl mesleği doktorluktur.II. Meşrutiyet sonrası batılılaşma yanlılarının öncülerindendir.

     

    Kimilerine göre; Dr. Abdullah Cevdet’in, devrinin Türkçü ve İslamcı aydınları tarafından boy hedefi haline getirilmiş olmasının, bugün de pek çok insan tarafından yine aynı gözle bakılmasının sebebi; fikirlerinin maksatlı olarak yanlış yorumlanmasıdır. Zira Dr. Abdullah Cevdet, kalkınmanın lokomotifinin kaliteli işgücü olduğunu, bunun için de nüfus artışına ihtiyaç bulunduğunu savunuyor, ancak ülkede yeterli nüfus artışı sağlanıncaya kadar aradaki insan gücü boşluğunun, dışarıdan göç alarak doldurulmasını teklif ediyordu. İşte onun bu teklifi, muhalifleri ve düşmanları tarafından batıdan damızlık erkek getirilmesi, “kana kan katmak” şeklinde yorumlanmış ve kendisine cephe alınmıştır(3). 

    Dr. Abdullah Cevdet’in konuya ilişkin fikirleri, “Türk ırkının ıslahına ihtiyaç vardır. Bu bakımdan batıdan damızlık erkek getirilmesi gerekir!” şeklinde yorumlanabilir mi bilmiyorum. Ancak onun fikirleri muhalifleri ve muarızları tarafından öyle yorumlanmış ve bugün de aynı şekilde yorumlanmaya devam etmektedir. Çünkü geçtiğimiz yıllarda (2006 yılında) Ankara’nın Çankaya ilçesinde onun ismiyle anılan bir sokağın adı değiştirilmek istenmiş, ancak Danıştay bu değişikliği iptal etmiştir.   

    Dediğim gibi; Dr. Abdullah Cevdet’in temel fikri, eğer ekonomik kalkınmanın temel fonksiyonunun kaliteli insan gücü olduğu noktasında ise ve savaşlarda en gürbüz çocuklarını yitirmiş Osmanlı gibi bir ülkenin ekonomisinin insan gücü ihtiyacını karşılamak için dışarıdan gelecek göçleri, geçici de olsa bir çözüm yolu olarak düşünmüşse bunun herhangi bir kötü tarafı olmamalıdır. Çünkü aynı şeyi, geçmişte ve bugün başta Almanya ve ABD olmak üzere bütün kalkınmış ülkeler uygulamışlar ve uygulamaya da devam ediyorlar… 

    22.08.2008

    Ömer Sağlam

    _____________

    1- Avni Tarhan, “Güreşimizde Genç Osman Devri” başlıklı makalesi, Zaman, 21.03.2007. 

    2- internet sitesinde bulunan 21.08.2008 tarihli ve “İşte Türkiye’nin spor politikası: Az maaş boş mezar” başlıklı Uğur Demirkırdı imzalı DHA kaynaklı haber. 

    3- bkz. Zeki Arıkan, internet adresinde bulunan 26.02.2006 tarihli ve “Dr. Abdullah Cevdet” başlıklı yazısı.  

  • Kamera Arkasini Gormek

    Kamera Arkasini Gormek

    Kamera Arkasini Gormek

    [email protected] / Kanada

    Herkes, ama herkes hayat denen filmin icinde aslinda . Baskalarini seyrederken seyirci, baskalari bizi seyrederken oyuncuyuz. “Turk gibi guclu” sozunu soyleten ve avrupaya hayranlik uyandiran osmanlinin torunlari Tanzimat’la birlikte baslayan bati hayranligi sayesinde once fransizlara ozenselerde taklitle asil olunamayacagini anlayinca olaya ne kadar fransiz kalindigini anladilar. Ummetcilik fikrinden kalan fikir kirintilari bizi ne kadar arap dunyasina yakinlastirsada araplar bizi sevmedi, sevemedi. Ataturk’u anlamaya calissakta anlayamadik, ozumuzden gelen sesi dinlemedik, batici olacagiz derken birde bakmisiz ki amerika, avrupa hayrani olup cikmisiz. Biz avrupa hayrani oldukca avrupa bize uzaklasti, bizim elli yildir girmek icin ugrastigimiz topluluk neredeyse dagilmak uzere, biz hala kriterlerine uyma cabasiyla ugrasip duruyoruz, oysa avrupa kriterleri dedigimiz insan olmanin onemli kriterleri aslinda.

    Birilerine benzemeye calisirken ozumuzden utanir hale gelmisiz meger. Insanin kendi olmasi kadar guzel sey varmidir? 1920 lerde Karadeniz bolgesinde Lazistan’i kurmaya calisan Churchil unutuldu, kurdistani kurmaya calisan amerika avrupa ikilisi geldi, alevilik konusu kasindi tutmadi, ermeni konusu kasinmaktan yara oldu biz hala derdimizi anlatamadik dunyaya. Ataturk Izmir’de denize doktugu yunanlilarla Balkan Pakti’ni imzalarken doguda Iran ve Irak’la Sadabat Pakti’ni imzalamistir, Rusya ile saldirmazlik anlasmasi imzalarken yuzunu batiya donmustur. Sizce benim ulkemde, yonetimler, yoneticiler, gencler anlamismiyiz Ataturk’u. Benim anlamakta zorlandigim, herkes ataturkcu oldugunu iddia ederken nasil oluyorda onun dunya politikalrina bu kadar uzak kaliyoruz.

    Gelelim gunumuze; Neler oluyor neler, sinir komsumuzun sinirlari degisti, Iran hedef tahtasi, Bulgaristan, Yunanistan Avrupa Birlig’ne girdi, Suriye izole dilmis ve ikinci hedef. Turkiye’nin politikasi ne ? belli d egil.

    Rusya silkelenip kendine gelirken, Gurcistan gibi bizim icin stratejik oneme sahip bir ulke savas yasarken Turkiye’nin politikasi ne? belli degil. Mehmet Akif’in “kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela ” dedigi savas icin gelmis gemiler bogazlari gecemezken simdi savas gemileri geciyor Bogazimizdan, Stratejimiz ne? belli degil. Illede Avrupa olsun ister camurdan olsun dedigimiz Avrupa bir anda gundemden dustu yerine simdi” Kafkas Birligi” projesi diye bir proje atildi. Neden Kafkas cunku Ermenistan var. Peki Turki cumhuriyetler? belli degil. Turk cumhuriyetleri ile iyi iliskiler kurmayisimizin yada kuramayisimizin tek degil belki ama en onemli sorumlusu Turkiye dahil olmak uzere Turki cumhuriyetlerin basindaki idarecileridir. Ve Turkiye Dunyanin merkezinde yanliz bir ulkedir. Ne avrupali, ne Asyali, ne de Amerikali.

    Hz. Muhammed’in mezarini Suudiler yikacakmis Ataturk onlemis  aman kimse duymasin, arap dostlar kizar, aman Tuki cumhuriyetlere yakin durmayalim Rusya bozulur, aman Avrupa’ya yakin durmayalim Amerika bozulur, aman Avrupa’ya yakin durmayalim Amerika bozulur. Boyle bir dis siyaset olabilirmi?. Bilen varsa banada soylesin su andaki Turk dis siyaseti nedir, yada varmidir. Bolgede giderek yanlizlasan bir Turkiye var.

    Bence izlenilen film aldatmaca, eger kamera arkasini bir izleseniz bir daha o filmde oynayan aktorleri, aktristleri izlemezsiniz, bir daha o filmin yonetmenine itimat etmezsiniz. Cunku cevirdigimiz hic bir filmin senaryosunu biz yazmiyoruz, oyunculari secen yonetmenler bizden degil, sadece ve sadece oyuncular yerli, onlardaninda gozunu san ve sohret burumus. Gonul isterdi ki yapim yerli olsun, varsin hasilat yapmasin.

  • Ermenistan’ı Tanımak…

    Ermenistan’ı Tanımak…

    Seyfi Şahin

    Ermenistan, Türkiye sınırlarını tanımıyor.

     

    Ermenistan, dünyanın her yerinde Türk milletini ve Türkiye’yi soykırımcı ilan ediyor.

    Ermenistan, Avrupa ve Amerika’daki lobileri ile her fırsatta Türkiye aleyhinde kararlar aldırıyor.

    Ermenistan, yayınladığı haritalarda Türk topraklarını yani Doğu Anadolu’yu Büyük Ermenistan toprakları içinde gösteriyor.

    Ermenistan, Azerbaycan toraklarının beşte birini işgal ediyor.

    Ermenistan, Hocalı soykırımı uyguluyor.

    Ermenistan, bir milyon Azeri Türkünü kaçkın yani mülteci hale getirmiş tren vagonları içinde aç sefil yaşatıyor.

    Ermenistan, hala Azeri topraklarını ve yukarı Karabağ’ı işgal altında tutuyor.

    Ermenistan, Erivan yani Türkçe Revan şehrindeki bütün Türk eserlerini yok ediyor. Topraklarındaki bütün Türk camii, medrese, kümbet han, hamam, kervansaray ve diğer eserleri yok ediyor. Ermenistan’ı halen Taşnak dernekleri kontrolündeki bir Türk düşmanı çete yönetiyor.

    Her zaman ve her yerde Türk düşmanlığını telaffuz ediyor.

    TÜRKİYE NE YAPIYOR?

    Türkiye’yi yöneten AKP iktidarı, Ermenistan’la gizli görüşmeler yapıyor.

    Ermeni sözde soykırım propagandalarına karşı kahramanca mücadele edip, kendi vesikaları ile Ermeni iddialarını çürüten Türk tarih kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu’nu görevden alıyor.

    Türkiye’de Taraf’lı bir gazete çıkararak ve AKP politikalarını da destekleyen Ermenici bazı paçavralara destek veriyor.

    Akdamar adasındaki yıkık kiliseyi onararak Ermenilerin düşmanlıklarına meşruiyet kazandırıyor.

    Bir çok Türk gazeteci öldürülmesine rağmen onları görmezlikten gelen Tayyip Erdoğan hükümeti, Hırant Dink adlı “Türk düşmanı ve damarlarında kirli Türk kanı taşıyan” diyerek Türk milletine hakaret eden bir gazetecinin öldürülmesinde kıyameti koparıp onun ailesine baş sağlığına gidiyor.

    Bu hükümet Türkiye’de gizlice 30 bin Ermeni vatandaşına iş imkanı sağlıyor. Halbuki Türkiye’de Türkler işsizlikten aç sefil dolaşıyorlar.

    AB ile yapılan bir anlaşmada Ermenistan’ı tanımak ve onlara yardım yapmak için bazı akitlere giriyorlar.

    Ama bütün bunlardan daha yenisi Gürcü, Rus savaşı bahane edilerek başbakan Tayyip Erdoğan Ermenistan’a da gideceğim diyor. Onlarla da görüşeceğim diyor.

    TÜRKİYE’Yİ KİMLER YÖNETİYOR?

    Ermenistan hiç taviz vermediği halde, bir adım geri atmadığı ve Türk milletine hala düşmanlık ettiği, sınırlarımızı tanımadığı, Azerbaycan’dan ve Karabağ’dan çekilmediği halde Tayyip Erdoğan’ın Ermenistan’a gitmek istemesi ve onları tanıması sizlerin aklına neyi getirir?

    Türkiye ve Türk milleti kendini seven, haklarını koruyan bir yönetim tarafından idare edilmediği şüphesini doğurmaktadır.

    Tayyip Erdoğan hükümeti, Kıbrıs’ta, Irak’ta ve her yerde Türkler maalesef hakkıyla temsil edememektedir.

    Allah bu millete bir baş göndersin vesselam.

  • Kafkas İstikrar Paktı’nın Altından “Ermenistan Açılımı” Çıktı

    Kafkas İstikrar Paktı’nın Altından “Ermenistan Açılımı” Çıktı

    Doç. Dr. Çağrı ERHAN

    20 Agustos 2008

    Rusya Federasyonu ile Gürcistan arasında Güney Osetya sorunu dolayısıyla başlayan çatışmanın ilk günlerinde Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin Kafkas İstikrar Paktı önerisini açıklamıştı. Ardından Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Medvedev ve Başbakanı Putin’le görüşen Erdoğan, önerisinin son derece sıcak karşılandığını ifade etmişti. Medya organlarının büyük bölümü de bu önerinin Türkiye’nin bölgesel liderlik rolünü pekiştirdiğini ifade etmişlerdi.

    Diğer taraftan, açıklandığı günden itibaren takip ettiğimiz öneriye üç temel eleştiri yöneltmek mümkündür:

    1-Bölgede çatışma devam ederken ve gerginlik giderek Rusya ile ABD arasında yeni bir “Soğuk Savaş” fırtınası estirmeye başlamışken bu planın ortaya atılması zamanlama açısından hatalıdır. Kuşkusuz Türkiye egemen ve bağımsız bir ülkedir. Fakat ittifak ilişkisi içinde bulunduğu ABD ile Rusya arasında ipler gerilmişken ne ölçüde bağımsız hareket edebileceği akıllara gelen meşru bir sorudur.

    2-Öneri son derece aceleyle hazırlanmıştır. Başbakan’ın Dışişleri Bakanlığı’ndan ısrarlı talebi üzerine, içeriği müphem sadece başlığı belirgin bir fikir kamuoyuyla paylaşılmıştır. Bu öneriyi önümüzdeki süreçte diri tutacak ve gerekli açılımları yapabilecek kadro kısıtlıdır. Hariciyemizin “alan uzmanı eksikliği” olarak tarif edilebilecek kronik sıkıntısı bu konuda da hemen su yüzüne çıkmaktadır. Dışişleri Bakanlığı personeli “açılım yorgunu” olmuştur. Uzun vadeli stratejik planlar dâhilinde yürütülen ve ilgili dairelerin personeli başka yere tayin olsa bile genel ilkeler çerçevesinde aynı şekilde sürdürülen kapsamlı politikalar yerine, sıcak gelişmelere bağlı, sonuca değil konjonktürel gereksinimleri karşılamaya odaklı bu türden açılımlar Bakanlık içinde dahi heyecan yaratmayabilir. Kısa süre sonra gündem değiştiğinde hep beraber şahit olacağımız gibi, bu açılım da, daha öncekilerle benzer bir kaderi paylaşacak, giderek gündemde geri sıralara düşecektir.

    Türk dış politikasında “sabun köpüğü diplomasisi” olarak vasıflandırılabilecek bu türden açılımların kalıcı olmadıkları ve beklenen faydayı sağlamadıkları görülmüştür. Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlığından, Medeniyetler İttifakına, Irak’a Komşu Ülkeler zirvelerinden, Kıbrıs, Afganistan, Ahıska açılımlarına ve hatta Filistin-İsrail ve Suriye-İsrail arasında arabuluculuğa kadar pek çok açılım kamuoyunda olağanüstü heyecan yaratacak biçimde başlatılmış ama bir süre sonra sabun köpüğü misali ortadan kaybolmuştur.

    Hâlihazırda, Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ), Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO), D-8 Girişimi vb. uzun yıllar önce kendi başlatmış olduğu projelerden beklediği faydayı sağlayamamış olan Türkiye’nin alelacele yeni açılımlar üretmeye çalışması ne kadar doğrudur ?

    3-Rusya’nın Gürcistan’la; Türkiye ve Azerbaycan’ın ise Ermenistan’la aynı masa etrafında oturup, bölgeye ilişkin ortak kararlar alabileceklerini düşünmek gerçekçi değildir. Kısa vadede de bu türden bir platformun oluşturulması mümkün değildir. Rusya Dışişleri Bakanı’nın bir hafta önce “Kimse Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden söz etmesin” dediğini bir an için hatırlarsak herhalde krizin Ağustos 2008’de olup bitenlerle sınırlı kalmayacağını, Kafkasya’nın iki yeni bağımsız devlete (Abhazya, G. Osetya) gebe olduğunu düşünmek için bir çok sebep mevcuttur.

    Bununla birlikte, bazen dış politikada -tıpkı iç politikada olduğu gibi- kamuoyuyla paylaşılan bilgilerle, gerçek niyet birbirinden farklı olabilir. Bazen de, baştan hiç planlamamış da olsanız, ortaya çıkan yeni durum sizi bazı yeni hareket tarzlarına itebilir. Bunlardan hangisinden dolayı olursa olsun, Türkiye, G. Osetya Krizi ile başlayan ve Başbakan’ın Kafkas İstikrar Paktı önerisiyle şekillenen son 15 gün sonucunda Ermenistan’la yeni bir dönemi başlatabileceğinin sinyallerini veriyor.

    Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin neden sıkıntılı olduğunu, iki ülke arasında neden diplomatik ilişkiler bulunmadığını burada uzun uzadıya yer vermek gereksizdir. ASAM internet sitesinde ve ERAREN’in sayfasında bu konularla ilgili onlarca makale yayınlanmıştır. Ancak burada önemli görülebilecek bir noktanın altını çizmek yeterli olacaktır: Erivan istekli olmadıkça bu alanda ilerleme sağlamak mümkün değildir. Bugün itibariyle Erivan yüzünü tamamen Moskova’ya dönmüştür. Dolayısıyla, Türkiye’nin hassasiyetlerine zarar vermeyecek bir barış havasının Ermenistan’la birlikte estirilmesi ancak Rusya’nın “olur”unun alınmasıyla mümkün olur. Kuşkusuz Rusya’nın bu “olur”unun da kolaylıkla sağlanabileceği düşünülmemelidir.

    Türkiye son iki yıldır en az üç kez Ermenistan’a “zeytin dalı” uzatmış ama karşılık bulamamıştır. Elbette, iki komşu ülke arasında var olan bu anormal durum sonsuza kadar sürdürülemez. Ne halkının çoğunluğu açlık sınırında yaşana Ermenistan ne de AB’ye, komşularıyla anlaşmazlıklarını çözme sözü veren Türkiye bu durumun devamından medet umabilir. Her iki taraf için de hayırlı olacak yeni bir dönemin başlangıcı o zaman neden bu kadar gecikmiştir? Neden Türkiye’nin uzattığı el havada kalmaktadır? Cumhurbaşkanı Gül’ün Türkiye-Ermenistan maçını izlemek üzere Erivan’a gitmesi sorunları çözecek midir? Erivan’la eşzamanlı olarak, Erivan’a hâkim başkentlerin de olumlu yönde harekete geçirilmesi sağlanmadığı sürece, Türkiye’nin Ermenistan’a ilişkin projelerinin beklentilerini karşılaması uzak bir ihtimaldir.

  • ‘Ermenistan’la da görüşülecek’

    ‘Ermenistan’la da görüşülecek’

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Rusya ve Gürcistan arasında yaşanan savaşın ardından bölgede kalıcı barışın sağlanması amacıyla gündeme getirdiği Kafkas İttifakı Projesi çerçevesinde Ermenistan’la da görüşmelerin yapılacağını söyledi.
    Erdoğan, Azerbaycan ziyareti öncesi Atatürk Havalimanı Devlet Konuk Evi’nde basın toplantısı düzenledi.
    Kafkas İttifakı Projesi’nin kalıcı barışın tesisinde bölgenin ortak yararına katkı sağlayacağına yönelik bir mekanizma olduğunu söyleyen Erdoğan, bu oluşuma Rusya ve Gürcistan’ın olumlu yaklaştığını belirterek, “Ziyaretimde Sayın Aliyev ile gündemdeki konuların yanı sıra özellikle bu platformla ilgili görüş alışverişinde bulunacağım. Bu konuda platformun altyapısını ve çatısını oluşturmanın bölge için hayırlı olacağına inanıyorum” diye konuştu.
    Erdoğan, bu platforma Ermenistan’ın dahil edilip edilmeyeceği ve sınır kapısının açılıp açılmayacağına ilişkin bir soru üzerine, “Platformla ilgili olarak Ermenistan’la da görüşmeler yapılacak. Bu hafta içerisinde Dışişleri Bakanımızın Rusya Dışişleri Bakanı ile görüşmeleri olacak. Ve bu görüşmenin ardından Ermenistan’la yapılacak görüşmenin şeklinin nasıl olacağına karar verilecek” diye yanıtladı.  

    ‘Ermenistan%20ile%20g%F6r%FC%FEece%F0iz’&ver=40

  • FLAŞ HABER: ‘TÜRKİYE, İNSANİ YARDIM GEMİLERİNİN GEÇİŞİNİ ONAYLADI’

    FLAŞ HABER: ‘TÜRKİYE, İNSANİ YARDIM GEMİLERİNİN GEÇİŞİNİ ONAYLADI’

         
    Wednesday, 20 August 2008

    ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Robert Wood, Türkiye’nin, Gürcistan’a insani yardım malzemeleri taşıyan 2 Amerikan donanma gemisinin Karadeniz’e geçişine onay verdiğini ve bu gemilere bir Amerikan sahil güvenlik gemisinin de eşlik edeceğini bildirdi.Wood, açıklamasında, ”Türkiye, Gürcistan’a insani yardım taşıyacak 3 geminin Karadeniz’den geçişini onayladı. Bu gemiler, 2 Amerikan donanma gemisi ve bir Amerikan sahil güvenlik gemisinden oluşacak” dedi.

    WASHINGTON (A.A)

  • MCCAIN, SON ANKETLERDE OBAMA’DAN 5 PUAN ÖNDE

    MCCAIN, SON ANKETLERDE OBAMA’DAN 5 PUAN ÖNDE

         
    Wednesday, 20 August 2008

    Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adaylığını garantileyen John McCain, son kamuoyu yoklamalarına göre, Demokrat Partili rakibi Barack Obama’nın 5 puan önünde gidiyor.Reuters ve Zogby tarafından yapılan ankete göre, Amerikalı seçmenin yüzde 46’sı McCain’i, yüzde 41’i ise Obama’yı destekliyor. Geçen ay anketlere göre Obama, 7 puanla McCain’in önünde gidiyordu.

    ABD seçmeninin eğilimini değerlendiren söz konusu anket, Obama’nın Hawai’deki bir haftalık tatili sırasında yapıldı.

    Kafkasya’da ortaya çıkan kriz döneminde McCain, ilk açıklamalarında etkili, ne yaptığını bilen bir devlet adamı görüntüsü çizmede daha başarılı kabul edilmişti. Obama ise krizde yaptığı ilk açıklamada, her iki tarafa da eylemlerinde dikkatli olma uyarısı yapması, McCain’in sürekli eleştirdiği ”deneyimsizliğine” bağlandı.

    Uluslararası bir kriz döneminde iki liderin davranışları, kasım ayında seçimi kazanan adayın altı ay sonra Beyaz Saray’da göreve başlayacağı düşünüldüğünde, bir çeşit ABD Başkanlığı provası olarak mercek altına alındı.

    Bunun dışında McCain, enerji alanında da açık denizde petrol sondajı yapılması, nükleer santraller kurulması gibi somut politikalarla ortaya çıkıyor. Daha önce, açık denizde petrol sondajına, hem ülkenin enerji problemine kalıcı çözüm getirmeyeceği hem de çevreye zarar vereceği gerekçesiyle karşı çıkan Obama, McCain’in açık bir biçimde açık deniz petrol sondajını desteklemesinin ardından çark etti ve şartlar gerektirirse kendisinin de bu yöne kayabileceğini söyledi.

    Koyu bir Obama taraftarı olarak bilinen ve Amerikan HBO televizyonu için hazırladığı haftalık ”New Rules” (Yeni Kurallar) programını sunan Bill Maher, CNN televizyonunda Larry King’in sorularını yanıtlarken, Obama’nın son dönemde görüşlerini McCain’e yaklaştırdığını ve bunun Obama’nın oy kaybetmesine yol açabileceğini söyledi. Obama’nın görüşlerini merkeze yaklaştıracak şekilde yumuşatması, liberal Demokratlar arasında hoşnutsuzluk yaratıyor.

    Obama’nın, Avrupa ve Orta Doğu’yu kapsayan yurt dışı ziyareti ABD’de kısmen olumsuz bir etki de yarattı. Sık sık televizyonlarda görünen, her adımı canlı olarak yayınlanan Obama için yorumcular, ”Bu yüzü sürekli ekranda görmekten bıkmadınız mı?” sorusunu sormaya başladı. McCain’in seçim kampanyası ise Obama’ya gösterilen bu ilgiye karşılık, Demokrat Partili aday Obama’yı, Hilton otellerinin varisi Paris Hilton ve pop müzik yıldızı Britney Spears ile kıyaslayan reklamlar yayınlamıştı. Bu reklamlarda Obama için, ”Onun kadar ünlüsü yok. Ancak ülkeyi yönetme kapasitesi var mı?” denilmişti.

    John McCain, daha önce Demokrat Parti içinde adaylık için Obama’ya karşı kuvvetli bir kampanya sürdüren New York Senatörü Hillary Clinton’ın taktiklerini de kullanıyor. Clinton da seçim kampanyası sırasında Obama’nın, ”gecenin üçünde Beyaz Saray’ın telefonu çaldığında hemen duruma el koyacak bir lider olmadığı” anonsunu içeren televizyon reklamlarına ağırlık vermişti. Şimdi benzer reklamlar McCain tarafından kullanılıyor.

    Son ankette, konut piyasasındaki sarsıntı ve petrol fiyatlarındaki artış ile ekonomik sıkıntıların hissedildiği ABD’de seçmen, ”sizce ekonomiyi kim en iyi yönetebilir?” sorusuna yüzde 49’la McCain yanıtını verirken, Obama için bu oran yüzde 40 oldu.

    ABD başkanlık seçimleri 4 Kasım’da yapılacak. Her iki partinin seçmenlerinin, kendi adaylarına verdiği destek bakımından da McCain daha iyi durumda görünüyor. Cumhuriyetçi Partili seçmenin yüzde 81’i, McCain’i destekliyor. Demokrat Partili seçmenin kendi partisinin adayına desteği ise Obama için bu ay 9 puan gerileyerek yüzde 74’e düştü. Kazanırsa ABD’nin ilk siyah başkanı olacak olan Obama’ya Katolik, Hristiyan, bağımsız ve gençlerden gelen oylarda azalma olduğu belirtiliyor. Obama, kuvvetli destek gördüğü siyah oyların yüzde 90’ını ise muhafaza etmeyi sürdürüyor.

    Reuters ve Zogby ortak kamuoyu yoklamasına göre, yaşları 18 ile 29 arasında olan seçmenlerin 46 yaşındaki Obama’ya oyları geçen aya göre yüzde 12 geriledi ve yüzde 52’ye indi. 72 yaşındaki McCain ise genç oyların yüzde 40’ını alıyor.

    Yaz boyunca Obama, bir çok kamuoyu yoklamasında birkaç puanla McCain’in önünde gidiyordu. Haziran ayında bu oran 5 puana kadar çıkmıştı.

    Son yapılan anketin yüzde 3’lük yanılgı payı bulunuyor.

    A.A

  • Dursun Karataş’ın taziye teşekkürünü sadece Cumhuriyet yayınladı

    Dursun Karataş’ın taziye teşekkürünü sadece Cumhuriyet yayınladı

    İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan ve Hollanda’da kanserden ölen yasadışı DHKP-C lideri Dursun Karataş’ın ailesi tarafından verilen taziye teşekkürürü ilanını sadece Cumhuriyet gazetesi yayınladı.

     
    Türkiye’de Sabancı suikastı, Hiram Abas, emekli Yarbay Ata Burcu, emekli Orgeneral Hulusi Sayın, emekli Oramiral Kemal Kayacan süikastleri gibi pek çok kanlı eylemi gerçekleştiren DHKP/C terör örgütünün elebaşı Dursun Karataş, 12 Ağustos’ta ölmüştü. Karataş, 15 Ağustos’ta da DHKP/C’lilerin sloganları arasında defnedilmişti.Cenazanin ardından PKK’nın da içinde olduğu pek çok yasa dışı terör örgütü başsağlığı mesajları yayınlamıştı.Karataş ailesinin bu mesajlara teşekkür için yayınladığı taziye teşekkürü ilanını sadece Cumhuriyet gazetesi tarafından yayınlanması dikkat çekti. Ayrıca dikkat çeken bir konu metinde geçen ve büyük harfle yazılan “DAYI” sözcüğü. Sözcük DHKP/C literatüründe örgüt liderine deniyor.
     

     

    Tarih:21 Ağustos 2008

    Kaynak: Zaman

  • Milletimizden Gizlenen Atatürk

    Milletimizden Gizlenen Atatürk

     
    Her gün, “Gizlenen bir Atatürk” le karşılaşıyoruz.. Yıl 1926’dır.

    Her gün, “Gizlenen bir Atatürk” le karşılaşıyoruz..
    Yıl 1926’dır.
    Daha önce (1924) Mekke’yi ele geçirip Hz. Peygamber(s.a.v)’in kızı Fatım’a’nın doğduğu ev ile Peygamberin namazgâhını tahrip edip, ilk Müslümanların Mekkeli müşriklerden gizlice toplandıkları Erkâm’ın evi kapısına kilit vuran Vehhabiler, Medine’ye yöneldiler. Vehhabi Faysal, Arabistan’ın en fanatik Vehhabilerinden olan Faysal Derviş’i Medine üzerine gönderdi.
    Mesele uzun…
    Netice olarak on ay kadar süren bir kuşatmadan, Vehhabi kuşatmasından sonra direnemez hale gelen Medine, düştü. Fanatik Vehhabi kadı Abdullah bin Büleyhid, Medine’de “şirk ve bidat odağı” olarak değerlendirdiği mezar ve türbe taşlarını yerle bir etmeye başladı. Baki Kabristanı da bu yıkımdan nasibini aldı. Sıra Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın türbesine gelmişti ki, İbni Suud buna mâni oldu.
    İşte tam bu noktada biz, bizden gizlenmiş bir Atatürk’le daha karşılaşıyoruz. Devamını,  ART’de anlatan Nevzat Yalçıntaş’tan dinleyelim. 
    Bir gün, Dışişleri Bakanlık Arşivi’nde araştırmalar yapan Münir Bey telefonla Yalçıntaş’ı arar:
     “- İlginç bir belgeyle karşılaştım, bunu size mutlaka göstermem lâzım!”
     “O sırada” der Yalçıntaş, “Benim çalıştığım Başbakanlık binası ile Dışişleri binası aynı yerdeydi. Münir Bey atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı”
    Yalçıntaş da Münir Bey’in gösterdiği belgeyi görünce çok şaşırır. Belge, bir “Telgraf metni” dir. Henüz kurulan Suudi Devleti kralına gönderilmiştir. Altında Atatürk’ün imzası vardır ve şöyle demektedir:
     “- Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin bir üzüntüyle öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam, orduyu aşağıya gönderirim!”
    İşte Türk milletinden gizlenen Atatürk bu.
    Laik ve Atatürkçü geçinenler de bu Atatürk’ü Türk milletinden gizliyorlar, Suudi dostları, Büyük Ortadoğu Projesi taşeronları da.. Birilerine göre Atatürk’ün Allah(c.c.) ve Muhammed(s.a.v)’le hiç alakası yok, ötekilere göre ise Atatürk “Deccal!”, Vatikan’ın elini öpenler ve “Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınıp, “Süpürmeyin kullanın” diyenler ise mücahit..
    Yani her iki taraf da Atatürk’ü dinsiz göstermek, yani milletten koparmak için ittifak halindeler de, farkında değiller; yahut da farkındalar da, biz bu işlerin farkında değiliz?!
     1937 yılında Bombay Chronicle gazetesinde rahmetli Atatürk’ün 1937 yılında TBMM’de yaptığı bir konuşma bakınız nasıl haberleştiriliyordu:
    ” Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz, vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık, fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslâmiyet’in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzu altına girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz!
    Yani, Müslüman yurdunda Yahudi devleti kurdurtmayacağız, diyordu rahmetli.
    Devam ediyordu:
     “Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet’e lâkayd olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamber’in son arzusu, yani mukaddes toprakların daima İslâmiyet hâkimiyetinde kalmasını temin için, hemen bugün kanlarımızı dökmeye hazırız. Ceddimizin Selâhiddin-i Eyyûbi idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların, yabancı hâkimiyeti ve nüfuzu altında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, -Allah’ın inayetiyle- kuvvetliyiz..”
    İşte “Gizlenen Atatürk’ümüz” bu..
    Bu kararlılığı da öldürülme sebebi oldu.
    Yani o, Allah-u âlem, şehittir.
    Öyle olmasaydı son sözleri, “Ve aleykümselam” olur muydu..
    O, öldü yahut öldürüldü, Türkiye’ye bir haller oldu.
    Ne haller olduğunu da Hindistan’ın kurucusu Mahatma Gandi çok güzel özetler:
     “-Biz Türkiye Cumhuriyeti’ni, dünyanın en güçlü devletlerini dize getiren bir büyük devlet olarak tanıdık. Türk Milleti’nin emperyalistlere karşı verdiği mücadeleden ilham da aldık. Fakat Atatürk öldükten sonra Türkiye küçük bir Balkan devleti derekesine düştü!”
    İnsanın içi yanıyor…
    Hasan Demir

    19.08.2008 21:42:23

  • Sözde Ermeni soykırımını tanıdı, ‘kardeş şehir’ statüsünden çıkartıldı

    Sözde Ermeni soykırımını tanıdı, ‘kardeş şehir’ statüsünden çıkartıldı

    Ali Ümit ÜLKER/ KIRKLARELİ, (DHA)

     

    KIRKLARELİ Belediyesi, sözde Ermeni Soykırımını tanıyan Bulgaristan’ın Dobriçh ile Burgaz Belediyesi’yle ilişkilerini kesti. Ayrıca Dobriçh, ‘kardeş şehir’ statüsünden çıkartıldı.

    Bulgaristan’da çok sayıda Türk yaşamasına rağmen bu ülkedeki bazı belediye meclislerinin Sözde Ermeni soykırımını tanıması Kırklareli Belediyesi ile arasını açtı. Sözde Ermeni soykırımı iddiasını belediye meclisinde ilk onaylayan tarafın Burgaz Belediyesi olduğunu belirten Kırklareli Belediye Başkanı CHP’li Cavit Çağlayan, kendilerine Dıişleri Bakanlığı’ndan ‘AB sözleşmelerini imzalamayın, kardeş şehir ilişkilerine girmeyin, varsa da iptal edin’ uyarısı yapıldığını söyledi. Çağlayan, “Bizlerin Burgaz kenti ile kardeş şehir ilişkimiz yok. Bakanlıktan gelen yazı sonrası Burgaz Belediyesine sözde Ermeni soykırımı hakkında aldıkları kararın yanlış olduğunu bunu kınadığımızı ve iki belediye arasındaki ilişkilerin de olumsuzluk yansıtacağını ve sınır ötesi projelerini imzalamayacağımızı bir yazı ile bildirdik” dedi. Çağlayan sözlerine şöyle devam etti:

    “Son seçimlerden sonra Burgaz Meclisi’nde etkili olan ATAKA Partisi’nin bu işin altında olduğunu sanıyorum. Ama Burgaz Belediyesi yine de iyi ilişkilerin devam etmesini istiyor. 12 belediye bu kararı onaylamış. Bunların içinde bizi ilgilendiren Dobriçh belediyesi. Dobriçh bizim ‘kardeş şehrimiz.’ Dobriçh Belediyesi’nin böyle bir kara alması bizi üzdü. İyi ilişkilerimizin devam etmesinden yanayım. Ama bu kınamayı da yapmamız gerekiyor. Bu işin bir bedeli olduğunu bilmeleri lazım. Bu süreç içinde Burgaz’dan sınır ötesi bir proje geldi. Yaklaşık olarak 600 bin YTL’lik bir sınır ötesi işbirliği projesi. Sınır ötesi işbirliği projesini bizimle imzalamaları gerekiyor. Biz bu projeyi imzalamadık. Biz bu anlamda onların 600 bin YTL’lik projelerine mani olduk. İmzalamamızın sebebini ve gerekçesini onlara söyledik.”

  • Türkiye Montrö’ye uydu, sadece 3 ABD yardım gemisinin geçişine izin verdi

    Türkiye Montrö’ye uydu, sadece 3 ABD yardım gemisinin geçişine izin verdi

    Amerikan donanmasının “insani yardım” gerekçesiyle  Boğazlar’dan geçip Gürcistan’a gitmesine Türkiye’nin izin verdiği bildirildi. Hürriyet’ten Zeynep Gürcanlı’nın haberine göre, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Robert Wood, Türkiye’nin, Gürcistan’a insani yardım malzemeleri taşıyan 2 Amerikan donanma gemisinin Karadeniz’e geçişine onay verdiğini ve bu gemilere bir Amerikan sahil güvenlik gemisinin de eşlik edeceğini bildirdi. Rusya’nın tepkisini çekmemek için son derece özenli davranan Türkiye geçişe neden izin verdi? Montrö Anlaşması bu durumu nasıl düzenliyor? İşte tüm soruların cevapları:

     

    Önce Hürriyet’teki haber:

    Türkiye, ABD gemilerine izin verdi   
     
    Zeynep Gürcanlı YAZIYOR
     
    Wood, açıklamasında, “Türkiye, Gürcistan’a insani yardım taşıyacak 3 geminin Karadeniz’den geçişini onayladı. Bu gemiler, 2 Amerikan donanma gemisi ve bir Amerikan sahil güvenlik gemisinden oluşacak” dedi.

    Türkiye Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Amerikan gemilerinin 22 Ağustos cuma günü, ayrıca yarın 2 İspanyol askeri gemisinin Boğazlardan geçeceğini bildirdi.

    Amerikan ve İspanyol askeri gemileri aynı zamanda kargo gemisi olarak görev yapıyor.

    Montrö Antlaşması’na göre Karadeniz’e şeridi olmayan ülkeler için Boğazlardan geçmek için 15 bin tonu geçmemesi gerekiyor. Hem Amerikan hem de İspanyol gemilerinin tonajları bu kuralı ihlal etmediğinden Montrö Antlaşması’nın delinmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığı da bildirildi.

    Dışişleri Bakanlığı konuyla ilgili yarın bir açıklama yapacak.

    ABD’nin bu teklifisnin yarattığı durum ve Montrö Anlaşması’nın düzenlemeleri ile ilgili olarak Milliyet’ten Semih İdiz bugün şunları yazmıştı:  
    Washington ile Montrö sıkıntısı

    Rusya’nın Gürcistan’ı işgal etmesinin Türkiye’nin başını farklı şekillerde ağrıtacağını son yazılarımızda vurgulamaya çalıştık. Bu çerçevede Türkiye’nin, gerek NATO içinde, gerekse NATO dışında olan ittifak ilişkilerinde yeni sıkıntıların doğabileceğini de göstermeye gayret ettik.
    Buradaki temel sorun, Türkiye’nin ittifak ilişkisi içinde olduğu ABD ile büyük ekonomik ve siyasi çıkarları olan Rusya arasında sıkışıp kalmasıdır. Şimdi bunun canlı bir örneğini yaşayabileceğimizi gösteren bir gelişme ile karşı karşıyayız.
    O kadar ki, ABD’de daha şimdiden “Türkiye Amerika’ya tezkere kazığının bir benzerini atmaya hazırlanıyor” türünden yaygara koparanlar var. Burada tabii ki Washington’un Gürcistan’a insani yardım taşıması için göndermek istediği söylenen savaş gemilerden söz ediyoruz.
    ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı James Cartwright geçen hafta yaptığı bir açıklamada, Washington’un, Gürcistan’a iki adet insani yardım amaçlı hastane gemisi gönderme üzerinde çalıştığını söylemişti.
    Pentagon sözcüsü Bryan Whitman’ın, önceki gün, Türkiye ile ABD donanmasına ait gemilerin Boğazlardan geçişini temin edecek bir anlaşma üzerinde çalıştıklarını söylemesine rağmen,  Dışişleri Bakanlığından öğrendiğimiz kadarıyla düne kadar bu konuda Ankara’ya resmi bir talep gelmedi.

    İnsani yardım gönderilecek
    Buna karşın dışişleri çevreleri, çok iyi ilişkiler içinde olduğumuz Gürcistan’ın söz konusu olması nedeniyle, Türkiye’nin bu ülkeye yapılacak her türlü insani yardım için, yasal sınırlar içinde kalmak suretiyle, gerekli her türlü kolaylığı gösterdiğini ve göstereceğini vurguladılar. 
    Ankara’daki ABD Büyükelçiliği kaynakları ise Türkiye ile,  deniz yolu dâhil olmak üzere, Gürcistan’a insani yardım göndermenin çeşitli yolları üzerinde durduklarını, ancak Boğazlardan gemi geçişleri konusunda henüz resmi bir talepte bulunmadıklarını doğruladılar.
    Ancak, Pentagon sözcüsü Whitman’ın sözleri, henüz gelmediyse de Ankara’ya önümüzdeki günlerde bir talebin gelebileceğini ortaya koyuyor. Bu sözler ayrıca, akla diğer bazı soruları getiriyor. Bunların başında da, bu gemiler için niçin, Whitman’ın ifadesiyle, “bir anlaşma üzerinde çalışıldığı” sorusu geliyor.
    Zira bu konuda bir “antlaşma” zaten var. Bu da 1936 tarihi Montrö Antlaşması. B u anlaşma ise Karadeniz’e kıyıdaş olmayan ülkelerin savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini sıkı kurallara bağlamış bulunuyor.
    Bu nedenle, ABD savaş gemilerinin Boğazlardan geçişleri de sınırlamalara tabi. Her şeyden önce ABD, 15 bin ton üstündeki savaş gemilerini Boğazlardan geçiremez. Buna denizaltıları da dâhil. Bu tonajın altında ki gemiler in geçişleri ise 15 gün önceden istenmesi gereken izne tabi. 
    Ancak iş bununla da bitmiyor. İzini alan ülke Boğazlardan aynı anda en fazla 9 gemi  geçirebiliyor. Bunların toplam  tonajı ise 45 bin tonu  aşamıyor.  Bu gemiler  de Karadeniz ’d e en fazla 21 gün kalabiliyor. 
    “Hastane gemileri”ne gelince, geminin kaptanı subay olarak silahlı kuvvetl ere kayıtlı ise, mürettebatı da  askeri disipline tabii ise  bu bir “savaş gemisi ” sayılıyor. Bu nedenle de yukarıda zikredilen koşullar bu gemiler için de geçerli oluyor.

    Deneme girişimleri
    “Montrö Antlaşması” denince,  Türkiye’de ilk anda danışılacak isimlerin başında Uluslararası Hukuk Profesörü Hüseyin Pazarcı gelir. Kendisiyle dün bu konuyu konuştuk. Halen DSP Balıkesir milletvekili olan Pazarcı,  Washington’un eskiden beri Boğazlar konusunda “deneme girişimlerinde” bulunduğunu belirterek şöyle konuştu:
    “ABD, sağlık malzemesi v.s. der ve bunun yarattığı muğlâklıktan yararlanmak ister. Bunlar deneme girişimleridir . Bir formülle boğazları açamaya ve bu yolu da sonra genişletmeye çalışır. ”
    Pazarcı’ya Türkiye’nin bu durumda ne yapması gerektiğini sorduğumuzda, Ankara’nın elinde “kitabi davranıp kurallar uygulamaktan başka bir seçeneğinin olmadığını” söyledi. “Aksi takdirde Karadeniz’de dengeler bozulur ve bundan en çok zarar gören ülke de Türkiye olur” diye ekledi.
    Yokladığımız dışişleri çevreleri de aynı görüşteler. Bu nedenle Washington’un Montrö’nün gerçekleri karşısında anlayışlı olmasını beklediklerini söylediler. Buna karşın Türkiye’nin, insani yardımını hava yolundan Gürcistan’a ulaştırabilmesi için ABD’ye her türlü kolaylığı gösterdiğini vurguladılar. Bu yolun herhangi bir sınırlamaya tabi olmadığını da belirttiler.

    21.8.2008

  • PKK’ya uyuşturucu cezası ‘idam’

    PKK’ya uyuşturucu cezası ‘idam’

    A.A

    Terör örgütü PKK’nın uyuşturucu kaçakçılığı faliyetlerini yoğunlaştırdığı bildirildi. İran’da yakalanan 8 örgüt mensubunun idam cezasına çarptırıldığı kaydedildi.

    Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, terör örgütüne yönelik operasyonlarını aralıksız sürdüren İran güvenlik güçleri, geçtiğimiz aylarda Sine kentinde düzenledikleri bir operasyonda, 8 teröristi 60 kilogram uyuşturucuyla yakaladı.

    Tutuklanarak İran Devrim Mahkemesi’nde yargılanan terör örgütü mensuplarından Adnan Hasanpur, Abdulvahid Hiva Botimar, Ferzad Kemanger, Enver Hüseyinpenahi, Ferhad Vekili, Eli Heyderiyan, Erselan Evliyayi, Hebibulla Letifi’nin, “terör örgütü adına uyuşturucu satmak, silahlı eylem yapmak, cinayet, silahlı gasp ve teröre başvurmak, adam kaçırmak, bölge halkını tehdit etmek ve İran’daki karşı devrimci gruplarla işbirliği yaparak, İran’ın toprak bütünlüğünü hedef alan terörist eylemlerde bulunmak” suçlamalarıyla idamla cezalandırıldıkları kaydedildi.

    Bu arada, İran’ın, terör örgütü kadrolarına yönelik “idam” cezası uygulamasının, örgüt kadrolarında büyük panik ve korkuya neden olduğu, terör örgütü yönetiminin İran’a gönderilecek kadro temininde büyük sıkıntılar yaşadığı bildirildi.

    PKK’NIN UYUŞTURUCU SABIKASI

    Terör örgütünün uyuşturucudan topladığı paralarla terör eylemlerini finanse ettiği geçtiğimiz aylarda “ABD Uyuşturucu İle Mücadele İdaresi” (DEA) tarafından yayımlanan raporla teyit edilmişti. PKK’nın asıl gelir kaynağının uyuşturucu olduğuna ve Avrupa’da eroin pazarının kontrolünü ele geçirdiğine dikkat çekilen raporda, İran, Irak ve Güney Kıbrıs üzerinden Avrupa ülkelerine ulaştırılan uyuşturucu trafiği ile ilgili olarak narkotik birimlerinin PKK’ya karşı daha somut tedbirler almaları yönünde uyarılarda bulunulmuştu.

    Avrupa Birliği (AB) Polis Teşkilatı’nın (EUROPOL) “AB Terörizm Durum ve Eğilimler 2008” başlıklı raporunda ise AB’nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK’nın, uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı, sahtecilik, haraç alma gibi organize suç faaliyetlerinden elde ettiği milyonlarca avroyu silah alımı ve terör eylemlerinin finansmanı için kullandığı belirtilerek, PKK’nın Avrupa ülkeleri için “en tehlikeli örgüt” olduğu vurgulanmıştı.

    “Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Organize Suçlarla Mücadele Bürosu” (UNODC) tarafından yayınlanan raporda da Afganistan’dan getirilen eroinin, terör örgütü PKK tarafından İran, Irak, Güney Kıbrıs, Yunanistan, İtalya ve Romanya üzerinden Avrupa ülkelerine taşınan uyuşturucunun örgüte önemli miktarda finansman sağlandığı belirtilerek, terörizm ve uyuşturucuyla mücadele konusunda uluslararası işbirliğinin önemine dikkat çekilmişti.

    Source: www.hurriyet.com.tr, 20 Ağustos 2008

  • Doğu Türkistan da yaşanan insan Hakları ihlalerini protesto etmek için bir eylemci kendini yaktı.

    Doğu Türkistan da yaşanan insan Hakları ihlalerini protesto etmek için bir eylemci kendini yaktı.

    Çin’nin Doğu Türkistanda uygulamakta olduğu mezalimi kınamak ve dünyaya duyurmak amacıyla, Çin’in Türkiye Büyükelçiliği önünde bir eylemci kendini ateşe vererek yaktı.

    Bu gün Ankara da bulunan Kocatepe camisin de öğle namazına mütakip, Doğu Türkistan da Çinlilerce katledilenler için kılınan temsili cenaze namazından sonra Çin’in Türkiye Büyükelçiliği önüne giden göstericiler, eylemlerine burada devam ettiler.

    Doğu Türkistanlı göstericilerin, Çin Büyükelçiliği önünde düzenlediği eylemde, bir anda ortaya çıkan eylemci kendini yaktı. Polisin hemen müdahalesiyle ateş söndürüldü. Böylece insanlık dışı bir dramın yaşanmasına engel olundu.

    İnsanlık dışı uygulamaları, tasvip edilmeyecek bir yöntemle, kendini yakarak protesto eden eylemci, görenleri dehşete düşürdü.

    Hemen Ankara Numune Hastanesi’ne kaldırılan protestocu Mehmet Dursun Uygurtürkoğlu’nun bedeninde ciddi yanıklar olmasıyla birlikte ölüm tehlikesinin olmadığı yetkililerce bildirildi.   08 Ağustos 2008

  • At Avrat Reina! Türkiye aleyhine bir ingiliz makalesi

    At Avrat Reina! Türkiye aleyhine bir ingiliz makalesi

     

    2010 Avrupa kültür başkenti seçilen İstanbul için ‘ne kültür başkenti İstanbul Avrupalı bile değil’ diyen İngiliz GQ dergisinden A. A Gillbakınız daha neler demiş; Şehirde cazdan metale ve alaturkaya kadar her türlü müziğin dinlenebileceği barlar var. Kentin en ünlü gece kulübü ise Reina. Yüksek sınıf bir eğlence mekanı olan Reina‘ya ulaşmak bir kabus! Türkler inanılmaz bir saldırganlıkla araba kullanıyor ve özellikle bu mekanın bulunduğu hatta trafik insanı çileden çıkarıyor.

    Reina‘nın kapısında ilginizi ilk çeken şey; çift taraflı park etmiş Mercedesler ve sinirli bodyguardlar oluyor. İçeri girerken üzeriniz aranıyor. Bunun nedeni olası bir El Kaide saldırısından çekinilmesi değil, Türk erkeklerinin silaha olan merakı. Geçmişten gelen ‘at, avrat ve silah’ tutkularından vazgeçemeyen Türk erkeklerinin çoğu silahla dolaşıyor ve onlara karşı dikkatli olunması gerekiyor.

    Müthiş bir manzaraya sahip olan Reina‘da her türlü içki bulunuyor. Mekanda eğlenen Türk erkekleri Rus bodyguard’lara benziyor. Kadınlar ise sarışın, mini etekli, etine dolgun ve erkekleri tahrik etmek için mutlaka göğüs dekoltesi veriyor! Kadınlar dansöz gibi kıvırıyor. Erkeklerse bir metronun içinde tek elleriyle demire tutunmuş bilinçsizce sağa sola sallanan tipler gibi…

    İnsanlar gece boyunca eğlenir gibi yapıp, aslında birbirini kesip sevgili arıyor. Reina‘daki şişko erkeklerin yanlarındaki kadınlar için fahiş fiyatlara şampanya patlatması tam bir Ortadoğululuk göstergesi. Türk erkeklerinin hepsi birer John Travolta. Sık sık tuvalete gidip saçlarını ıslatıyorlar, gömleklerinin bir düğmesi açık dolaşıyorlar ve etrafa vurucu bakışlar atıyorlar. Bu halleriyle çok gülünçler.

    İstanbul öyle bir kent ki, her yer güvenli ama insanları güvenilir değil! Sokaklarda türbanlı hatta kara çarşaflı kadınlarla transeksüeller birlikte yürüyor. Bazı restoranları New York‘unkilerle yarışacak düzeyde ama Ortaçağ’dan kalma karanlık köşeler de var.

    Kentte birçok cami var. Bunlar arasında belki de en görkemlisi Sultan Ahmet Camii. Dışarıdan gerçekten harika ama içerisi buram buram ayak kokuyor! Temizlikleriyle övünen Müslümanlar Allah‘ın karşısına galiba ayaklarını yıkamadan çıkıyor! Orayı gören her turist böyle düşünüyor.

    Gill, yazısında Türkiye’nin bugüne kadar AB’ye girebilmek için boş yere alay konusu olduğunu da belirtmiş: ‘Türkler kendilerine ‘Midnight Express’ filminin hatırlatılmasından nefret etseler de Türkiye okumamış gençleri, Kürt terörü ve çingeneleriyle Avrupa’nın içinde bir işçi sınıfı olarak kalmaya mahkum.’

  • Türkiye’de Ermeni Dili ve Edebiyatı Bölümü Açılması

    Türkiye’de Ermeni Dili ve Edebiyatı Bölümü Açılması


    Muhammet Safi [[email protected]], Turkish Forum Danisma Kurulu Uyesi

    YÖK, Nevşehir Üniversitesi bünyesinde Ermeni Dili ve Edebiyatı Bölümü kurulmasına izin verdi.. (Basın)

    Evet,
    “Artık Ermenilerin de akademik bir üst çatıları oldu. Türkiye’de unutulmaya yüz tutmuş olan bir dil canlanacak. Ermeni bir ana babadan doğmalarına rağmen Ermenice konuşamayan vatandaşlarımız artık kendi dillerini öğrenecek. Bütün Ermeniler Ermenice konuşacak ve Türkiye yıkılacak…!!!”
    Veya
    “Ermeniler bize bir gol daha attı. Böyle devlet mi idare edilir? İki kaz gütmesini bilmeyen adamları başa getirirsen olacağı buydu. Satılık adamlar!!!”
    diyenler olabilir…

    Ama Türkiye’de o kadar “Bilmem ne” Dili ve Edebiyat Bölümü var ki… Say say bitmez.

    Aslında bu bölüme ihtiyaç var mıydı diye sormaktan öte, Türkiye’de Filolojiler ne iş yapıyor diye sormak lazım. Bunların fille mutlaka bir ilgileri vardır diye düşünenlere bile rastlarsınız, hele bir bakkala, manava, kalfaya hatta bir belediye başkanına bir sorun bakalım, ne diyecekler size: Filoloji nedir? Böyle bir bölüm var mı? Burada ne okutulur diye…

    Türkiye’de Hungaroloji diye bir bölüm var, Macar dili ve edebiyatı da deniyor. Sümeroloji diye de bir bölüm var. Buna da Sümer dili ve edebiyatı deniyor. Fakat benim bildiğim kadarıyla bu bölümler var olduğu için hiç kimse Sümerceden edebiyat ve tarih alanında araştırmalar yapıp da onu bizimle paylaşmadı. Sümerler Türktü biz Sümer. Haydin Sümerce konuşalım, herkes Sümerce konuşursa ne olur bir düşünün….. olmadı. Olamazdı da.

    Macar arşivlerinin didik didik incelendiği filan da yok.
    Macaristan’ın yerini bilen de yok…
    Macarların Türk olduğunu kim biliyor ki Türkiye’de. Milli kurtuluş günlerinin Atilla’nın Macaristan’ı fethettiği gün olduğunu Maccar Türkoloji Profesörleri yazdılar çizdiler, yoksa bizim Macar Filolojisi mezunları değil…

    Fars dili ve edebiyatı bölümümüz de var. Fakat Mevlana’nın Farsça kaleme aldığı Mesnevisinin türkçe çevirilerinden hiç birini bu bölüm mezunları yapmadı. Tuhaf değil mi?
    İran arşivlerinde bulunan bizimle yani Türklerle ilgili emsalsiz malzeme, arşiv kaynakları da incelenmiş değildir.

    Rus dili ve edebiyatı bölümü mezunlarından hiç birisi maalesef Dostoyevski’yi tercüme bile etmemiştir. İlginç olan bir şey daha var. Bu bölüm mezunları komünist bile olamadılar. Rus filolojisi bölümü mezunu olupda ben solcuyum, hatta biraz daha erkekçesi ben komünistim diyene rastlamadım.
    Üstelik Türkiye’de bulunan tercüme bürolarının Rusça çeviri hizmetini verenler kimlerdir biliyor musunuz? Azeriler veya Türki cumhuriyetlerden Türkiye’ye gelenler… Yani Rus dili ve edebiyatı mezunları Türkçe’den Rusça’ya Rusça’dan Türkçe’ye çeviri yapamıyorlar!!!

    Bu ağır bir itham değil, filoloji mezunlarını aşağılamak için de söylemiyorum, işin ta gerçeği… Kral çıplak…. Hammer çeviren bir İngiliz Filoloji mezunu var mı? Öyle Arsenal Livepool maç skronnu Arsenal: 2- Liverpool 2 diye çevirmekten bahsetmiyorum.

    İngiliz arşivlerini araştıranlar var. Fransız arşivlerini de.. British Museum veya National Biblioteq gibi yerlerde araştırma yapan Türk araştırıcılar vardır. Fakat bunlar maalesef Fransız ve İngiliz filoloji mezunları değillerdir.
     
    Türkiye’de Filoloji mezunları sadece yabancı dil öğretmeni olurlar. İlk öğretim veya liselerde.

    Bahse konu olan Ermeni dili ve edebiyatı bölümüne gelince….
    Bekri Mustafa Ayasofya Camii’ne imam olmuş…. Gerisi hikaye…

    Fakat burada şöyle bir durum var. Bunu dikkate almalıyız.
    Sui misal emsal olmaz… Bahsettigim filoloji bölümlerinin halleri iç açıcı olmayabilir.

    Ancak Ermenice konusu önemlidir.
    Birincisi bizim Ermeni vatandaşlarımız vardır.
    Yunan dili ve edebiyatı bölümü ile Rum vatandaşlarımıza bir arz yapabilmişiz.
    İkincisi, bizim tarihi ihtiyacımız vardır.
    Osmanlı arşivi açılmamış olsaydı, ne olurdu-
    Bir tane bile soykırım belgesi yoktur. Bütün belgeleri tasnif ettikten sonra bunu söyleyebiliyoruz.
    Eğer bunu söyleyemez durumda olsaydık, Almanların soykırım bedellerini hatırlayın, 2004’te son taksidi ödenen 125 milyar mark, 500 bin yahudi için-
    Ermenilerin iddiaları ilk olarak 3 milyon idi
    Sonra iki milyona düştü.
    Arşiv açılınca 1.5 milyona indi. Ki bu sayı bütün osmanlıdaki Ermenilerin sayısıdır.
    Katliam bedelini siz hesaplayın…
    Kaldıkı toprak talepleri vardır. Somut olarak bizden arazi istiyorlar.
    Osmanlı arşivinin açık olması buradan bir şey çıkmaması bizi davamızda haklı çıkardı. Fakat iddiaların arkasını kesmedi.
    Ermenistan Arşivlerinin de incelenmesi gerekecek.
    Ama bizde ermenice bilen Türk yok.
    Ermeni vatandaşlarımız var tabii ki.
    Ama Ermenice bilen Türk yok…

    Onun için bu bölümün açılması yerindedir.

    Bir zamanlar gazetelerden birisinde bir haber vardı:
    Genelkurmay Başkanlığı NASA birimi kurmuş şeklinde uzayıp gidiyordu.
    Haber başlığı şuydu:
    İki sandalye bir masa
    Al sana NASA….

    OSMANLI ARŞİVİ’NDEKİ BELGELERE GELİNCE
    Osmanlı Arşivinde genelikle belgeler Osmanlıcadır
    Hariciye tasnifinde ise ağılıklı olarak Fransızcadır
    Konsolosluklar evrakı arasında Rusça-Kiril alfabesi ile yazılan belgelerin sayısı oldukça fazladır
    yer yer Japonca belgeler de vardır
    Türk hanlıkları (Buhara, Semerkant Türkistan) başta olmak üzere İran ile yapılan yazışmalar Farsça’dır
    Hicaz bölgesi ile Afrikaya yönelik olanların bir bölümü arapçadır.
    Son dönemdeki basılı materyal örneklerinin ek yapıldığı belgelerde İngilizce de yaygın olarak bulunmaktadır
    Bunun haricinde ise arap harfli türkçe yani osmanlıcadır.

    Ermeni sorununa ait belgeler ise Fransızca, Rusça, İngilizce ve Osmanlicadır. Osmanlı Arşivi’nde Ermeni sorununa ait ermenice belge neredeyse bulunmamaktadır.
    Osmanlı’daki yabanci temsilcilikler ile bizim büyükelçiliklerimizin verdigi bilgilerin bulunduğu belgeler de bu türdendir

    Arşiv’deki belgelerin tamamı  bizim devletimizin yani Osmanlı’nın resmi belgeleridir.
    Dolayısıyla kendi dilimiz ağırlıktadır.

    Ermenice olarak mesela Darphane ve Damga matbaasındaki eski belgelerin bir kısmı Ermenicedir.
    Maliye evrakı ile diğer mali dairelerde ayrıca Sağlık alanında yine yer yer Ermenice belgeler bulunmaktadir. Fakat bunlar çok azdır.

    Bunun sebebi ise o zamanlar tebaa-i sadıka denen Ermeni vatandaşlarımızın hesap konusundaki maharetleri ile yabancı lisana aşinalıkları ve finans dunyasi ile olan temas yoğunluklarıdır.

    Ermenistan devletinin arşiv kayıtları tamamen Errmenicedir.  Hınçak partisinin arşivi Ermenicedir ve önemlidir. Rus arşivlerindeki belgelerin arasında Ermenice olanların sayısı yüksektir
    Osmanli arsivinde arastirmaci olarak ermeniler -az sayida da olsalar- arastirma yapmaya gelmislerdir. bu konuyu arastiran ermenistan vatandasi olmayan baska ulke vatandaslari ile yerli bazi arastirmacilar da bulunmaktadir

    Fakat Rusya ve Ermenistan arsivlerinde arastirma yapacak kadar ermenice bilen araştirma görevlisi, bilimadami, docent vb kariyeri olan adamimiz yoktur maalesef
    Bu konuda tek calisma vardir.
    O da Mehmet Perincek’in kitabidir. Mehmet Perinçek’in Ermenice bilip bilmedigini bilmiyorum. Ermeni olup olmadığını da. Belki anadili Ermenicedir. Belki, Osmanli arsivinde bazi yabancilarin Osmanlica bilenlere belge okutup kendileri okumuş gibi kitap makale yazdiklari gibi Perinçek de ermenice belgeleri ermmenice bilen birisine çevirtmis olabilir. Fakat eger kendisi ermenice öğrenmişse ve bilimsel ihtiyaçlara cevap verebilecek kadar da biliyorsa bu çok iyi bir durum demektir.

    Türkiye’deki Üniversitelerin edebiyat fakültelerinde, malum oldugu gibi Hungaroloji, Süremoloji gibi bölümler 15-20 yılda  ancak mezun verebiliyorlar.Hocaların sayısının öğrencilerden fazla olduğu bölümlerdir. Bunların faydası var mıdır, olmalı mıdır, bunları düşünmek bile bilimsel değildir, aptallıktır. Türkiye’de elbette filolojiler olacaktır ve olmalıdır da…
    Zebur ve Tevrat’ı İbranice’den okuyup tefsir edebilecek Türk bilimadamımız var mıdır? Yoktur
    İncili Latince’den okuyup Türkçe’ye çevirecek ve hatta tefsirini yapabilecek Türk ve Müslüman bilimaadamımız var mıdır? Yoktur.
    Pontus coğrafyasındaki dil ile Yunan coğrafyasındaki lisanın aynı Rumca olmadığını kelimeleriyle örnekleriyle etimolojik olarak ele alabilecek derecede Yunanca ve Rumca bilen Türk bilimadamı var mıdır? Yoktur.
    Ermeni harfleriyle yazılmış Türkçe metinleri edebi ve tarihi olarak inceleyip bilim dünyasına aktaracak adamımız var mıdır? Yoktur.
    O zaman bunları kimler yapar?
    Türkçe bilen Türk ve müslüman olmayanlar… Modern zamanların Lavrensleri yaparlar… ve  yapıyorlar da…
    Bırakın filolojileri… Beri gelin beri…
    Günümüzde Stanford Shav’ın yazdığı Osmanlı tarihi ayarında Türk tarihi yazacak bir bilimadamımız var mıdır? Yoktur…

    Ermeni dili ve edebiyatı bölümünün olmaması büyük bir eksikliktir. Bunu kabul edelim.
    Bizim eksiklerimiz saymakla bitmez.
    Türkiye’de dil bileni bir tarafa bırakın. Ben daha önemlisini söyleyeyim. Türkiye’de Türkçe bilen Türk dilcisi var mıdır? Yoktur.
    Nasıl yoktur. Hangi dilbilimcilerimiz İstanbul Türkçesi dışında Türkiye coğrafyasında konuşulan mahalli dilleri tek tek inceleyip de şu kelime de Türkçedir, bunu konuşanlar da Türktür demiştir. BU hususta Karadeniz örneğinde söyleyeceğim çok şey vardır, lakin yeri değildir. Canım Türkçe kelimeleri, İstanbul’daki Rum hanımlarının kullandığı Türkçe’de olmadığı için Rumca, Ermenice, Gürcüce, Lazca diye bizlere yutturanlara meydanı boş bıraktılar. Ömer Seyfettin ve zamandaşlarının revaç verdiği ve günümüze kadar gelen bu dile Türkçe dedik, bu ağızda olmayan kelimeleri dışladık.

    Yine Türkiye’de Farsça bilen tarihçi sıkıntısı vardır.
    Türkiye’de Fransızca bilen Tarihçi sıkıntısı vardır

    Türkiye’de Rusça bilen tarihçi sıkıntısı vardır
    Dahası Türkiye’de Kafkas ve Kırım yöresi halkların lisanının bilen tarihçi sıkıntısı vardır.

    Türkiye’de Arapça bilen tarihçi sıkıntısı vardır

    Ermeni Dili ve Edebiyatı bölümünün yeni açılması çok geç kalınmış bir adımdır. Sadece diaspora olarak ermenileri ele almak yanlıştır. Türkiye’deki Türk vatandaşı ermenilerin akademik olarak dillerini okuyabilecekleri bir yer olmasi normaldir. Fransiz dili ve edebiyati, İngiliz dili ve edebiyati, Fars dili ve edebiyati, Yunan dili ve edebiyatı, Arap dili ve edebiyatı gibi bölümler vardır.

    Burada dikkatimi çeken bu bölümün neden Ankara Üniversitesi veya İstanbul üniversitesi bünyesinde açılmadığıdır.
    Nevşehirde açılmasını anlamadım. Bu bölümlerin müfredatlarında sadece ermenice yoktur. Filolojilerin bulunduğu bir fakültede açılsa idi mesela İstanbul edebiyat fakültesi gibi, diğer ortak derslerin öğretilmesi daha kolay olurdu. Ayrıca bu bölüme devam edecek olan muhtemel katılımcıların bilimlerini en iyi uygulayacaklari şehir bilimsel olarak istanbuldur.

    Netice itibariyle ifade etmek gerekirse Ermeni Dili ve Edebiyatı bölümünün türkiyedeki bir üniversitede açılması geç kalınmış bir adımdır.
    İnşallah suyunu çıkarmadan burada güzel hizmet verilir.

    Önemli bir konu da şudur
    Türkiye’de mütercimlik müessesesi vardır. Yani tercüme sektörü var. Anında tercüme hizmetinden her dile çeviri veya her dilden Türkçe’ye çeviri yapıyorlar…
    Resmi ve büyük özel sektör mütercimlerinin anadilleri Türkçe değildir. Anadili Türkçe olan ve Türkiye’nin her dile tercümesiniyapabilen insanlarin olmasi gerekiyor.
    Çince mütercimlerin büyük çoğunlugu Çinlidir. Adamlar tükce öğrenmiş bize istedikleri gibi çeviriiyorlar.

    Allah rahmet etsin sözünü, anadili Türkçe olmayan,  Türk ve müslüman olmayan bir mütercimin tercümesini düşünebiliyor musunuz?
    Tarih, kültür ve edebiyat konusunda millilik, coğrafya ile sınırlandırılamaz. Askeri ve siyasi millilik hudutları vatanımızın sınırları ile aynıdır. Fakat tarih, kültür ve edebiyat alanında sınırlarımızın ötesini kapsamamız gerekiyor. Bu coğrafyalarda maalesef İstanbul Türkçesi konuşulmuyor.  Sınırlarımızın dışındaki halklar taürih, kültür ve edebiyat coğrafyamızın vatandaşlarıdır.

    Burada bütün Türk şive lehçelerine, Gürcüce, Arapça, Farsça, Fransızca, Boşnakça, Yunanca, Rumca, Bulgarca, Makedonca, Sırpça, Romence, Rusça vb diller bence İngilizceden çok daha önemlidir.

    Hele Çince, Malayca, Urduca, Sudanca, Korece, Japonca konuşanlara, hatta bu dilleri bilen bilimadamlarına ihtiyaç vardır.
    Ermeni dili ve edebiyatı böylümünün açılmasının ardından ben isterim ki, yabancı dil sınavı kapsamı genişletilip bilimadamlarımıza ingilizce gibi bir iki baba dil dayatmasından vazgeçilsin.

    Özet olarak

    Ermenistan arşivindeki belgelerle rus arşivlerindeki belgeler ermenicedir.
    Bunları araştıracak adamımız yoktur
    Bu bölüm bu amaca hizmet edecekse fevkalade önemsiyorum.

    Not:
    Ermenistan’da Türk Dili ve Edebiyatı bölümü olsaydı bu bölümün açılması çok mu normal olacaktı? Bu tür yaklaşımları tarihe gömdük. Artık “dış baskılara endeksli ters refleks” üzerine politika inşa etmiyoruz. Yani birileri bir şey yapacak sonra biz bir şeyler yapacağız. Olumlu ya da olumsuz, önemli değil, dışarıya bağlı atılımlar yapmak devri bitmiştir.

    Örnek verelim: Finli yabancı birisi Peygamberimize hakaret içeren karikatürler kaleme alınca anında müslüman olduğumuzu hatırladık. Halbuki 24 saat Türkiye’de ondan daha kötüsü yapılıyordu. Kimsenin umurunda değildi. İlle de saı dışarda olan bir sopayla dürtüklenmemiz gerekiyor…

    Türkiye artık lokomotif olmuştur. Vagon mantığıyla politika üretme devri bitmiştir. Bu mealde son olarak şunu da söyleyeyim.

    Orhun abidelerini kim buldu acaba? Göktürk yazıtlarını kim okudu acaba? Yine Finliler? Finlandiyada Türk dili ve edebiyatı bölümü taa 100 sene evvelinden vardı. Çünkü Türkler o zaman dünya lideriydiler. Bizde Fin dili olması gerekmiyordu. Finliler kimdiy ki?

    Bugün Amerikan Dili ve edebiyatının Türkiye’de olmasının tek sebebi Amerika’nın dünya devi olmasıdır. Bu durum yeterli gerekçedir. Diğerleri ikinci üçüncü sıradan tali sebeplerdir. Yoksa İngiliz dili ve Edebiyatı diye bir bölüm vardır. Maksat ingilizce ise gerek yoktur denebilir…

    Ermenistan dili ve edebiyatı bölümünün açılmasını yukarıda da söylediğim gibi, kültürel, edebi ve tarihi coğrafyamızda sürdürülebilir hakimiyet kurmak istiyorsak desteklemekten başka yapacak bir şey yoktur. Ancak İstanbul Üniversitesi bünyesinde olmalıydı… Bunu söylemek için büyük mevkide oturan yüksek rütbe ve makam sahibi adam olmak gerekmiyor.

    Fakat Ankara’nın,  sis çökmüş Esenboğası’nda kimse görmesin diye merdümgiriz ve münzevi olarak yaşamak istiyorsak bu bölümün açılmasına karşı çıkmak lazım!!!

    Muhammet Safi


    From: Mehmet Toy
    Sent: Tuesday, August 19, 2008 8:57 PM
    Cc: [email protected]
    Subject:  Nevsehir Universitesinde Ermeni dili ve edebiyati kursusune izin verildi

    Saniyorum osmanli arsivlerinin buyuk cogunlugu ermenice degil. Arsivleri okumak icin ermeniceye bu denli gereksinim oldugunu sanmiyorum.  Belki ermenistandaki arsivler ermenicedir. Orayada zaten Turkleri sokmazlar.

    Peki Ermenistanda Turk DIli ve Edebiyati Kursusu var mi?

    Mehmet Toy



  • Rusya BM tasarısına karşı çıktı

    Rusya BM tasarısına karşı çıktı

     
    BBC – 20 Ağustos, 2008 – TSİ 07:41  
     
    Rusya, Fransa’nın BM Güvenlik Konseyi’ne Gürcistan konusunda sunduğu karar tasarısını geçen hafta Fransa lideri Nicolas Sarkozy’nin öncülüğünde varılan ateşkes anlaşmasının koşullarıyla çeliştiği gerekçesiyle reddetti.

    Medvedev’in Sarkozy’ye cuma gününe kadar çekilmiş olacaklarını söylediği ileri sürülüyor

    Tasarı, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün altını çiziyor ve Rusya’ya güçlerini çatışma öncesindeki konumlarına çekmesi çağrısında bulunuyor.

    Ancak Rusya geçen hafta varılan ateşkes anlaşmasının, askerlerinin Güney Osetya sınırının Gürcistan tarafındaki güvenlik bölgesine çekilmesine izin verdiği görüşünde.

    Moskova ayrıca, NATO’nun Gürcistan’da askerleri kaldığı sürece Moskova’yla normal ilişkilerin imkansız olduğu uyarısını sert tepki gösterdi.

    Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov dışişleri bakanları toplantısı sonrası NATO’yu, ön yargıyla hareket etmek ve Tiflis’teki kendi ifadesiyle “cani rejimi” kurtarmaya çalışmakla suçladı.

    Lavrov, ”Görünen o ki NATO, saldırgan bir taraftan kurban yaratmaya ve cani bir rejimi suçsuzmuş gibi göstermeye çalışıyor. Çökmekte olan bir rejimi kurtarmaya ve Gürcistan yönetiminin yeniden silahlanmasında rol almaya çalışıyorlar” görüşünü dile getirdi.

    Lavrov ayrıca iki noktanın da altını çizdi: “Gürcistan’ı işgal etmiyoruz…Ayrılıkçı Güney Osetya bölgesini ilhak etme gibi bir niyetimiz de yok” dedi.

    Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ise, Rusya’nın bazı Avrupa ülkelerinin ittifaka katılmalarına engel olmasına izin verilmeyeceğini söyledi.

    Rusya: Cumaya kadar çekilmiş olacağız

    Rus yetkililer, devlet başkanı Dimitri Medvedev’in Fransa lideri Sarkozy’ye, Rus askerlerinin cuma gününe kadar ya Güney Osetya’ya ya da sınır boyundaki güvenlik kuşağına çekilmiş olacağını söylediğini açıkladı.

    Ancak Medvedev, 500 kadar askerin bu kapsam dışında olduğunu, Güney Osetya sınırının iki tarafında, barışgücü askeri olarak faaliyet göstereceklerini belirtti.

    Amerika Birleşik Devletleri ise Rusya’nın bu açıklamasına tepkili.

    BBC’ye konuşan Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Rusya’nın ve bu ülkenin devlet başkanının saygınlığının tehdit altında olduğunu söyledi.

    Salı günü Rus askerlerinin Gürcü kenti Gori’den çekildikleri görülmüştü.

    Ancak BBC muhabirleri, bölgede hala bazı topçu pozisyonları ve kontrol noktalarının bulunduğunu aktarıyor.

    Gürcistan’ın Karadeniz kıyısındaki Poti limanının işletmecileri de, Rus güçlerinin buradaki ticari limanın kontrolünü ele aldıklarını söyledi.

     
  • ‘İğrenç’ kitaba ağır tepki

    ‘İğrenç’ kitaba ağır tepki

    Obama’yı ‘iğrenç’ olmakla suçlayan kitaba çok sert bir cevap geldi: Para kazanmaya çalışıyor.

    New York Times gazetesinin çok satanlar listesinde 1 numaraya oturan ‘The Obama Nation’ kitabına Obama yanlılarından çok sert bir cevap geldi. Obama’yı gizli bir Müslüman ve kokain bağımlısı gösteren kitaba karşı ‘Yayınlanmaya Uygun Değildir’ isimli bir dökümanı yayınlayan Obama yanlıları kitabın yazarı Jerome Korsi’yi başkan adayı üzerinden para kazanmakla suçladı. Obama’ya yönelik dezenformasyonu engellemek için kurulan ‘fightthesmears.com’ adresinde yayınlanan döküman Obama’nın biyografisiyle alakalı güvenilir bir kaynak özelliğini de taşıyor.

    (star)

  • KAFKASLARDA RÜZGAR EKEN , FIRTINA BİÇER / KAFKASLARDA DEĞİŞEN DENGELER VE YENİ STRATEJİLER

    KAFKASLARDA RÜZGAR EKEN , FIRTINA BİÇER / KAFKASLARDA DEĞİŞEN DENGELER VE YENİ STRATEJİLER

    1- KAFKASLARDA RÜZGAR  EKEN , FIRTINA BİÇER

                                                                         Doç. Dr. Oya Akgönenç

    8 Ağustos Cuma gününden bu yana Gürçistanın Osetya bölgesinde ki çatışmalar herkesi şaşırttı. Hele şu gün varmış olduğu nokta daha da endişe verici bir durum çünkü Rusya şu anda Gürcistanın içine girmiş bulunmakta.

         Kafkaslarda gelişmelere,  bir kaç değişik açıdan bakarsak,  olayın ne olduğunu daha iyi anlamış oluruz.

         a) yıllardır altan alta gelişen ve sonunda patlama noktasına ulaşan etnik ve ayırımcı hareketlerin , zamanı uygun bularak tekrar su yüzüne çıkması   (Gürcistan içinde ki Osetya ve Abazya da ki durumlar gibi)

         b) Kafkaslarda, tekrar eski etki  alanlarını elde etmek için mücadele eden bir Rusya Federasyonunun varlığı ve  adeta yine eski sert uslübu ile  dünya’ya “buralar benim etki ve yetki alanımdır” mesajını göndermesi,

         c) Enerji kaynak ve koridorlarının kontrol ve mümkünse hakimiyetini kendi “milli çıkarları “ ile özümseyen ABD’nin,  Kafkasya ve Hazer havzasında ki stratejik eylemleri ve bir noktada dünya’ya ve Rusya’ya, “Kafkaslarda ben de varım” mesajını vermesi.

          d) Bölge devletlerin milli çıkarları, aralarında ki dostluk veya hüsumetler

    İşte hepsinin toplamı, Kafkasyada ki olayların oluşumuna katkıda bulunan faktörlerdır.  Onun için Kafkaslarda Rüzgar eken, mutlaka Fırtına biçer.

    Yörenin Yapısı:

    Gürcüler, Osetler, Abazalar kimdir? soruları da önemlidir. Yörenin yapısı onun tarih boyu yaşadığı hayatın da adeta özetidir.

    Bu gurupların  hepsi Kafkas milletleridir. Gürçüler çok çok eski dönemlerde Asyadan gelip, Kafkaslara yerleşmiş ve I.Ö. 400 yıllarda bile bir krallık kurmuş bir millettir. Tarihleri Milad öncesine giden eski bir kavim.  En şaşalı dönemleri ise 12. yüz yılda Kraliçe Tamara dönemine rastlar. O dönemde geniş bir krallık kurarak etkilerini Kafkasya’ya, Karadeniz kıyılarına ve hatta Doğu Anadoluya  yaymayı başarmışlardır.

    Çok eski çağlarda yani Millattan sonra 4. yy.da Bizans imparatorluğunun etkisi ile  Hristiyan olmuşlardır. Bugün nüfusunun çoğunluğu Hristiyandır  ama aralarında  %10-12’si de kadarı da  Müslümandır.

    Bu ülke 16. yüz yılda Osmanlı veya Iran imparatorluklarının etkisinde kalmış ve sırası ile onların idaresine girmiş ve onlar arasında bir çekişme konusu olmuştur.

    18. yüz yılda da ise bu  her iki devlet te zayıflayınca, Gürcistan, Rus Çarlığının idaresi altına düşmüştür. 

    1918-22  Vladi-kafkas Federasyonu devridir.  Rus ihtilalinden sonra Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan bu birliği kurarak, bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Ne yazık ki çok kısa süren bu bağımsızlıktan sonra hepsi tek , tek  Sovyetlerin pençesine düşmüşdür.

    1936 dan itibaren de Gürcistan,  Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinden biri haline gelmiştir.

    1992 de Sovyetlerin dağılmasından sonra da diğerleri ile birlikte bağımsızlığını ilan etmiştir.

    Gürcistanın, bugün 4.600.000 kişilik bir nüfusa ve yaklaşık Konya ve Kars illerimizin toplamı kadar,  yani 69.700 km2 lik bir toprağa sahip küçük  bir Kafkas ülkesidir. Ülkesinde, ayrıca çeşitli azınlık gurupları vardır ve bölge insanlarından geniş bir yelpaze de  bulunmaktadır.

     Osetyalılar ve Abhazalar Kimdir:

                Osetlere gelince, onlar da yüzlerce yıl önce, Asyadan gelip, çok dağlık bir bölge olan Vladikafkas ve Güney Osetya’ya yerleşmiş guruplardır. Slav veya Türk değillerdir. Kendilerine has bir gurup olup eski “Alanlar” olarak bilinen bir guruba aittirler.

    Osetler, Hristiyan olup, her zaman kendilerini Ruslara daha  yakın hissetmişlerdir. Diğer Kafkas milletleri Rus hakimiyetine karşı 150 yıla yakın savaşırken, Osetler bunu yapmamışlar ve diğer devletlere yardım etmemişlerdir. Daima Ruslarla iyi geçinmişlerdir. Ama Rus değildirler.

    Nüfuları 70 ile 100,000 kişi kadardır. Toprakları hemen Rusyanın yakınında ama Gürcistan sınırları içindedir. Yaşam yerlerinin boyu,  Gürcistanın onda veya on ikide biri kadardır. Yaklaşık bizim Adıyaman vilayetimiz kadar bir yerdir.

     Bu da ikiye ayrılmıştır. Güney Osetya ve Kuzey Osetya arasında çok yüksek dağlar mevcut olduğundan, geçişi bir tunel vasıtası ile yapabilmektedirler.

            1990lardan sonra Sovyetler dağılınca,  Rusya etkisini sürdürebilmek için  yavaş yavaş pek çok Güney Osetin’e Rus pasaportu vermiştir. Zaten Kuzey Osetya adeta Rusyanın her türlü etkisi altındadır.  Her iki Osetya da da Rus parası ve pasaportu  çok daha fazla rağbet görmekte ve kullanılmaktadır. Bu durum Gürcistanla büyük gerginliklere sebep olmaktadır.

                Abazalara gelince onlar Türk/Çerkez gurubundan kişilerdir. Adige lisanına yakın bir lisan kullanırlar ( Çerkezceye akraba bir dildir)   Sohumi en önemli limanlarıdır. Gürcistandan kuzeye Rusya’ya uzanan bir kol, bir uzantı gibi olan topraklar Abazya olarak bilinir. Karadeniz kıyıları boyunca uzanan toprakları çok büyük değildir.

     Toprakları  yaklaşık 8,600 km2 dir. Yani bizim Aydın veya Bitlis ilimiz kadardır.  nüfusları da yaklaşık 200 ile 250,000 arasıdır. Abazalar Sünni Müslümandırlar.

     Bir de Acaralar vardır. Öz Türk olan bir guruptur. Acaralar Türk sınırın

    da Hopa’ya yakın Sarp sınır kapısının olduğu çoğrafyada ve az ötesinde yer almaktadırlar . En önemli şehirleri aynı zamanda Gürcistanın da en önemli limanı olan Batumi yani Batumdur. Türklerle araları çok yakın olan bu gurup, Gürcülerle de arayı düzeltmiş ve bir antlaşma yapmış durumdadır.

                 Gerek Acara’lardan ve  gerekse Abaza’lardan  pek çok kişi Türkiyede yaşamaktadır. Tabii, ülkemizde çok sayıda müslüman Gürcüler ve çok  az sayıda da Oset’ler bulunmaktadır.

                Bir de Meşketi Türkleri vardır ki, Stalin bunları Rusyanın dört bir tarafına dağıtmıştır. Onlar da geri dönüp, vatan saydıkları Gürcistanda yer tutmak istemektedirler. Bu da Gürcistan için bir problemdir.

     Kısacası  Kafkaslar bir mozaik gibidir. Renkli kültürler, zengin ve eski tarihler, heyecanlı ve azimli insanlar ve mücadeleci karakterleri ile fevkalde enteresan bir bölgedir.

    Kafkas Tiyatrosunda Sergilenen Oyun:

    Aslında, şu anda Kafkaslarda fevkalade karışık ve bir o kadar da tehlikeli bir oyun segilenmektedir. Bugün şahit olunan savaş aslında başkalarının savaşıdır. Görülen bu  savaşa “proxy wars” veya “Taşeronlar Mücadelesi” de denilebilir. Bunlar, başkası adına yapılan savaşlardır.

     Herşeyden once Bugün Kafkaslarda,  Rusya ve Amerika tekrar birbirlerinin gücünü ve sabrını ölçmektedir. Görünürde, önde savaşan küçük guruplar  kimseyi şaşırtmamalıdır. Her birinin arkasında başka güçler  mevcuttur.

     Putin, Bejing’de ki olimpiyatlara katılmaktaydı, aynen diğer dünya liderleri gibi. Cuma gecesi, Gürcistanda bu olaylar  patlak verir vermez, derhal Çin’den ayrılarak doğrudan Vladikafkas’a yani Kuzey Osetyanın başkentine geldi ve oradan Rus müdahalesini bizzat idare etmeye başladı.

    Bu son derece önemli bir harekettir. Rusya’nın  olaya verdiği önemi göstermektedir. Putin , şu anda: 1) olay yerinden gelişmeleri bizzat izlemektedir.

    2) Rusya çok hızlı ve sert tepki vermektedir, 3) Rusya, Kafkaslarda taktik ve strateji değiştirmektedir.

             Bütün bunlara dikkat etmek gerekir. Rusya bu gün, Gürcistanın hava alanlarını bombalamış, bir küçük sahil koruma gemisini batırmış ve Gürcistan  Cumhurbaşkanının istifasını talep etmiş bulunmaktadır.Gürcü birlikleri Osetyadan tamamen  çıkana kadar “Ateş-Kes’e “ yanaşmayacağını ilan etmiştir.

    Kısacası, Rusya  bölgede yeniden bir “King Maker” olmaya başlamıştır yani, Rusya yeniden bölgede “Belirleyici Güç, İktidar yapıcısı” rolüne bürünmektedir.

                           

                                                    Yarın: Kafkaslarda yeni Stratejiler/ Sürpriz Gelişmeler

     

    2- KAFKASLARDA DEĞİŞEN DENGELER VE YENİ STRATEJİLER

                                                                         Doç. Dr. Oya Akgönenç

    Değişen Dengeler:

    Kafkaslar, fevkalade değişikliklere sahne olmaktadır. Orada sergilene gelişmeler mahalli bir mücade olmayıp, dünya çapında yeni “güç dengeleri düzeni”nin yapılanmasını ifade etmektedir.

     Kafkaslar da ki savaşa “Taşeronlar Savaşı”  yani “proxy wars” demek daha doğru olur çünkü her ne kadar önde Gürcü’lerle,  Oset’yalılar savaşıyorsa da aslında burada büyük güçler yeni dengeler kurmaktadırlar. Amerika,  Rusya’yı test ediyor. Rusya, Dünya’ya yepyeni bir mesaj veriyor, Avrupa Birliği ise daha ölçülü davranmaya çalışıyor.

    Görünüşte, bir süre için, büyük güçlerden hiç bir  işin içinde olmak istemiyor. Onların yerine ölenler ve öldürenler, ızdırap çekip, herşeyini kaybedenler hep “mahalli delikanlılar” yani orada ki Kafkas Halkları. Bir de, bu mücadele sırasında  yüksek makamından , büyük bi gürültü ve şaşkınlıkla yerlere serilen ( resmen öyle oldu- TV’lere aks etti) Saakashvili nin prestiji, otoritesi ve cumhurbaşkanlığı.

    Ama büyük güçlerden biri, herkesten sabırsız çıkıp, olayların ortasına girdi.

    Bu arada, Amerika ve  Rusya birbirlerinin gücünü ve sabrını yeniden ölçüp,  değerlendirmelerini güncellediler. Oyun, aynen bir satranç tahtasında olduğu gibi oynandı.  zamanı gelince piyonların bir kısmını öne sürüldü, bir kısmını da yedekte beklettildi.

    Rusyanın Tepkisi:

    Putin, diğer dünya liderleri gibi, 8 Ağustosta Dünya Olimpiyatlarının açılış merasiminde bulunmak için Bejing’de idi.  Aynı gece, Gürcistanda bu olaylar  patlak verince, Rusya başbakanı Putin, Çin’den ayrılarak doğrudan Vladikafkas’a yani Kuzey Osetyanın başkentine uçtu. Rus güçlerinin Osetya’ya müdahalesini ve sonra da Gürcistana girişlerini  bizzat olayların mahallinden izlemeye başladı.

    Bu son derece önemli bir hareketti. Rusya’nın  olaya verdiği önemi ve bu bölge üstündeki plan ve hazırlıkları ile birlikte kararlılığını da  göstermekteydi. Rusya, Osetya da olanlara  çok hızlı ve sert bir tepki vermiştir. Ama, dikkatle izlendiğinde, bunun adeta “hazırlanmış” bir tepki olduğu intbaı ağır basmaktadır. Ortaya çıkan gerçek, Rusyanın, Kafkaslarda hızla taktik ve strateji değiştirmeye başlamış olduğudur.

             Rusya, Gürcistan’ın hava alanlarını ve mühimmat depolarını da bombalamış, ve bir küçük sahil koruma gemisini de batırmıştır. Bu askeri harekatın yanı sıra, siyasi olarak,  Gürcistan  Cumhurbaşkanı’nın istifasını talep etmiş ve bütün Gürcü birlikleri Osetyadan tamamen  çıkmadan, “Ateş-Kes’e “ yanaşmayacağını bildirmiştir.

    Kısacası, Rusya  Kafkasyayı adeta yeniden bir “Near Abroad” konsepti yani “Arka bahçe” anlayışı ile sahiplenme, koruma ve düzeneme politikasına girişmiştir. Rusya, bölgede yeniden  “Belirleyici Güç” rolüne bürünmektedir.

                Bu kadar hızlı ve sert bir tepki ve cevap beklemeyen Gürcistan güçleri ilk çatışmalardan sonra çekilmeye ve Gürcistan içine dönmeye başlamışlardır. Yalnız ne var ki,bu arada , Güney Osetya’nın başkenti Tskhinvali,büyük zarar görmüştür. Gözlemcilere göre, ”saldırılar, şehri ele geçirmek için değil, şehri yerle bir etmek için” yapılmış gibi görünmektedir. Bu çatışmaların sonucunda1500 kişiden fazla insan hayatını kaybetmiş ve 30,000 den fazla kişi de yerlerinden kaçarak, mülteci haline gelmiştir. Büyük bir insanlık dramı yaşanmıştır.  Dolayısı ile, uluslar arası gözlemcilere göre de  Gürcistan saldırısı da tesadüfi bir olay olmayıp, planlanmış ve hesaplanmış bir olay gibi görünmektedir.

    Kısacası hem sahada ki taraflar ve hem de onların arkasından ki  büyük güçle, hazırlıklarını epeydir yapmakta olup, en büyük dramı  iki ateş arasında kalanlar yaşamıştır.

    Gürçistanda Şaskınlık ve Panik:

                Gürcistan’da oldukça büyük hamleler yapan, cumhurbaşkanı Saakashvilli, olayların başlamasının ardından Dünya’dan yardım istemiş ama asker ve silah olarak hiçbir şey alamamıştır. Sadece, Irak’a  ABD güçlerine yardım için gönderilen 2000 Gürcü askeri geri çekilmiş ve hemen cepheye sevk edilmiştir.

                Gözlemcilerin ifadesine göre olayların başladığı sırada, Gürcistan topraklarında ABD askerleri de bulunmaktaydı.  En başta 1000 kadar olan askerlerin, olaylar sırasında sadece 130-150 arası olduğu iddia edilmektedir. (rakkamlar 150 ile 1000 arasında oynamaktadır)

                Rusya’nın bu derece şiddetli tepki vereceğini hesaplamayan Gürcistan büyük bir şok yaşamıştır. Rusya, aşırı tepki göstererek, bir de  Gürcistana ambargo koyabilmek için, Ukraynada ki donanmasını Gürcistan sahillerine gönderip, ikinci bir cephe açmışdır. Daha sonra sahilde bulunan Poti şehrine(limanına) doğru Rus birlikleri harekete geçmiştir. Böylece, Gürcistanın ikinci problem bölgesi Abhazya’ya direk temas koridoru kurulmuştur. Rusya hiç çekinmeden, bu problem bölgelerde faaliyet göstermekte ve adeta Gürcistanı içinden oyma çabalarını rahatça yürütmektedir.

                Rusya ile Gürcistan arasında ki gerginliğe ait bazı çarpıcı bilgiler Amerikan basınında yer almış bulunmaktadır. Buna göre, Putin ve Saakashvilli birbirlerinden asla hoşlanmamakta ve bunu da saklamamaktadırlar. Bu iki lider mizaç ve kişilik olarak ta birbirinin  zıddıdır.

     Rusya, Osetyada ki faaliyetlerini sürdürürken, Saakashvilli, Putini arıyarak, bu gelişmelerden Batılı liderlerin hiç hoşlanmayacağını ve hatta neler düşündüklerini söyleyerek, Rusyadan biran once ”elini Osetya’dan çekmesini” istemiştir. Yazılanlara  göre,  Putinin cevabı kaba hatta terbiye sınırlarını zorlayan tarzda olmuştur.  Bu olayların hangi noktaya ulaştığını anlattan  açık bir örnektir.

    Yeni Stratejiler:

    Rusya, epeydir içinde biriken öfke ve kızgınlık ve hırsını, Osetya saldırıs dolayısı ile Gürcistandan almıştır. Rusya,  epeydir, ABD’nin hem Kafkaslarda ilerlemesine ve hem de NATO genişlemesine içerlemekteydi. Gürcistanın hem AB’ye ve hem de NATO’ya girmek için yaptığı başvurular ve ABD’nin  de onları NATO’ya almak için yaptığı çabalar da Rusyanın sabrını taşıran son olaylar olmuştur

                Diğer taraftan, Gürcistanın enerji koridorları olarak tercih edilmesi, ekonomik çıkarları açısından Rusyayı fazlaca rahatsız etmiştir. Ve,son olarak da Kosova olayının rövanşı için Osetya mükemmel bir fırsat olmuştur.

    Putin idaresinde ki Rusya büyük bir toparlanma içine girmişti, bunu devam ettirmektedir. Rusya adeta 20 geçmiş yılın rövanşını almak üzere harekete geçmiş bulunmaktadır. Rusya bu tepkileri ile ABD’ye  ve AB’ye gerekli mesajları gönderdiğini düşünmektedir. Hatta, bu ara, Türkiye’ye bile bir mesaj yollamıştır.

                Kendi eski etki alanını, yeniden belirlemeye çalışan ve bunu korumak için her şeyi göze alacağını gösteren bir Rusya ortaya çıkmaktadır.

                Diğer tarafta Kafkaslarda yeni oyuncular mevcuttur. Bölgede ağırlığını hissettirmeye çalışan bir ABD ve hızla değişen Bölge dengeleri asla gözden kaçmamalıdır. Kafkaslarda yeni dengeler kurulmaya çalışılmaktadır. Bu hem büyük güçleri ve hem de bölge güçlerini etkileyecektir.

    Son verilen bilgilere göre son yıllarda 1000 kadar ABD askeri uzmanı, Gürcistan ordusunu yetiştirmek üzere orada çalışmaktadır. ABD silah, mühimmat, eğitim birçok şeyi sağlamaktadır. ABD, Gürcistanı NATO  üyesi yapmak için de büyük gayret göstermektedir. Bunun yanı sıra 1000 kadar İsrailli uzman ve danışmanın da Gürcistanda çalıştığı yabancı kaynaklarca aktarılmıştır. Israilli iş adam ve yatırımcılarının da Gürcistanda olduğunu İsrai’in Haaretz gazetesinde çıkan analizlerden anlaşılmaktadır. Gürcistan Irakta ABD ve Britanyadan sonra asker olarak katkıda bulunan 3. ülkedir.

    Gürcistan,  Batı ile sıkı bir ilişki içindedir. Buna rağmen son 4 gün içinde Gürcistana, Batıdan direkt bir yardım gelmemiştir. Bu arada AB tam bir arabulucu gibi çalışmaktadır. Bu işte Fransa cumhurbaşkanı ve aynı zamanda Avrupa Birliği dönem başkanı Sarkozy üstlenmiş bulunmaktadır. Görünen o ki AB’nin hazırlayıp, teklif ettiği barış antlaşması bile Gürcistanı toprak ve otorite kaybetmekten kurtaramayacaktır. Önümüzdeki bir kaç hafta pek çok şeyin değişebileceği kritik bir dönemdir.