Blog

  • DÜŞMAN SAFINDA GÖREV ALANLAR!

    DÜŞMAN SAFINDA GÖREV ALANLAR!

    66744

    Cemil Can- 20 Mart 2016-Pazar

    Terörün sorumlularını işaret edip, onları sabah akşam eleştirerek sorunumuzu çözemeyiz.

    Hükümetin bütün başarısızlığını rağmen; halkın hala yapabilecekleri var: Terör eylemlerinden sonra dik durmak, çok korkmuş olmamıza rağmen bunu belli etmeden yaşamak, her zeminde terörü ve teröristleri lanetlemek, terör örgütlerinin arkasındaki emperyalist güçleri teşhir etmek ilk akla gelenlerdir.

    Devlet de görevini eksiksiz olarak yerine getirirse, başarılı olacağımız kesindir.

    AKP hükümeti, bu başarının sonuçlarını ilk seçimlerde oya çevirecek diye, yurttaşlık ödevlerimizi yerine getirmek kaçınamayız.

    Korku, panik ve kargaşa yaratacak sözler etmek; terör örgütünün ekmeğine yağ sürmektir.

    Henüz Kızılay’da patlayan canlı bombanın şokunu atlatamadan, İstiklal Caddesi’ndeki ile sarsıldık.

    Belli ki emperyalist devletler, güvenlik güçlerinin Güneydoğu’da PKK’ya karşı elde ettiği başarılardan paniğe kapıldılar: Hain projelerinin sekteye uğrayacağı endişesi ile düğmeye bastılar, patlayan canlı bombaların hepsi ABD yapımıdır…

    ***

    “Açılım”a derhal dönülmesini isteyen CIA’nın Türkiye uzmanı Hanry Barkley’in, 5 ay önceki sözleri gerçekleşti: Barkley, 1 Kasım seçim sonuçlarının 7 Haziran gibi olmaması halinde, “İstiklal Caddesi’nde de bomba patlarsa Türkiye ne yapacak? Türkiye’nin turizme ihtiyacı var ” (1) diyerek, Türkiye’yi tehdit etmişti…

    ABD için dış politika üreten CFR’nin kıdemli üyesi emekli Büyükelçisi James Jeffrey, “Türk hükümeti PKK’yı tamamen mağlup edemez. PKK da Türk hükümetinin herhangi bir siyasetini değiştirmesi yönünde zorlayamaz” (2) diyerek, Türkiye Cumhuriyeti ile PKK terör örgütünü denk gösterme çabası içindedir…

    Marc Edelman ile Morton Abramowitz, “Açılım” masasına dönmemiz için adeta yırtınıyor: 11 Mart günü Washington Post’a yazdıkları makalede; “Erdoğan ya reform yapmalı ya da istifa etmeli” diyecek kadar ileri gittiler. (3)

    Bu kişiler sıradan gazeteci-yazar değiller.

    İkisi de ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi olarak görev yapmıştır.

    Dolayısıyla istekleri, kişisel değerlendirme olarak kabul edilemez.

    Bu densizliği, ABD’nin iç işlerimize doğrudan müdahale ettiğinin en açık kanıtı olarak bir tarafa not edelim…

    ***

    19 Mart günü, İstiklal Caddesi’nde patlayan canlı bomba Mehmet Öztürk’ün, IŞİD bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

    Almanya, bu eylemin yapılacağını biliyordu: Alman Konsolosluğu ile lisesini bir günlüğüne kapattılar.

    Nitekim, 24 saat geçmeden Beyoğlu Kaymakamlığı önünde patlama gerçekleşti.

    13 Mart günü, Kızılay’daki canlı bomba eylemini gerçekleştiren Seher Çağla Demir’in ise PKK üyesi olduğu kesinleşti.

    Kızılay saldırısının, 17 Şubat günü Merasim Sokak’ta askeri servis araclarına yapılan saldırı ile benzerlikleri de oldukça fazla…

    ABD Büyükelçiliği de Kızılay’daki patlamadan birkaç gün önce, Bahçelievler civarında dolaşmayın diye yurttaşlarını uyarmıştı!

    Güya sosyal medyadan öğrenip, Türk makamlarına teyit ettirdikleri bu istihbarata göre, Ankara’da canlı bombalar patlayacaktı.

    Hayati önemdeki bu bilgi, bir de Bilal’in TÜRGEV’ine gitti.

    CHP Milletvekili Murat Demir’in verdiği soru önergesinden anlaşıldığına göre, TÜRGEV de patlamadan birkaç saat önce, öğrencilerini Kızılay’a gitmemeleri konusunda uyarmıştı!..

    Sahipsiz kalan Türk halkını ise hala uyaran yok!

    ***

    Güvenlik güçlerinin operasyonları ile iyice köşeye sıkışan ABD’nin karagücü PKK ile 10 örgüt, “Halkların Birleşik Devrim Hareketi” adı altında birleşerek, emperyalist devletler safında yerlerini aldılar. (4)

    “Sol” ve “Devrimci” unvanını kullanan pek çok örgütün, gerçekte sol ve devrimcilikle bir ilgilerinin olmadığı, bu vesile ile bir kez daha anlaşıldı.

    Adında hangi yanıltıcı ifade bulunursa bulunsun, terör örgütü PKK ile işbirliğine giden tüm örgütlerin, taşeron oldukları ve arkalarında ABD’nin olduğu da bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı.

    Ortadoğu’daki başlıca terör örgütlerinin hamisi ve kullanıcısı ABD’dir. Nokta.

    Çıkarları gerektirdiği zaman; terör örgütü olan PYD’yi, “model ortak” ve “müttefik” olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyeti’ne tercih edebiliyorlar!

    IŞİD’i emperyalist devletlerin kurduğu, ABD Savunma İstihbarat Başkanı Emekli Korgeneral Michael Flynn’nin beyanları ile sabit hale geldi. Flynn, sonunda IŞİD’ı Batı istihbarat örgütleri ile İsrail’in yarattığı” gerçeği itiraf etti.(5)

    IŞİD’in ABD ve İsrail hedeflerine karşı bir tek eyleminin olmaması, bu tespitin en önemli ikinci kanıdır.

    Ayın şekilde PKK’nın da Amerika’nın “karagücü” olduğu da, Obama’nın beyanı ile sabittir. (6)

    Bütün bunlar açıkça ortaya koymaktadır ki, yaşamakta olduğumuz terör, ABD ile Türkiye arasında 24 Temmuz’da başlayan savaşın bir sonucudur.

    Savaştan kaçma şansımız yok, kabulümüzdür.

    Üzücü olan, düşman saflarına geçen hainlerin çokluğudur…

    DİPNOTLAR:

    (1) http://odatv.com/ya-istiklal-caddesinde-bomba-patlarsa-1903161200.html

    (2) http://www.aydinlikgazete.com/pkk-eylemlerini-artiracak-roportaj,113.html

    (3) http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/abdli-iki-eski-elciden-erdogana-sert-elestiri-1132075/

    (4) http://www.dayanisma.net/2016/03/14/daglarda-halklarin-birlesik-devrimci-hareketinin-kurulusuna-taniklik-baki-gul/

    (5) http://www.haberler.com/abd-li-general-obama-isid-i-bilerek-7602764-haberi/

    (6) http://www.aydinlikgazete.com/dunya/obama-pkk-kara-gucumuz-h73476.html

  • İstihbarat ve terör

    İstihbarat ve terör

    Hakkı Keskin, 18.3.2016,

    Planlanma, hazırlık aşamasında veya yapılma ihtimali olan terör saldırıları hakkında, önceden veri ve bilgi sahibi olmak, devletin ilgili kurumlarının, öncelikle de istihbarat kurumlarının, ana görevidir. Bunun nasıl yapılacağı, bu alanda en iyi uzmanları çalıştırması gereken, başta Milli İstihbarat Teşkilatı olmak üzere, ilgili tüm diğer kurumların bilmeleri gereken bir alandır.
    Bu sistemin ABD, İngiltere, Almanya ve bazı diğer ülkelerde başarıyla çalıştığını görüyoruz. Nitekim bu ülkelerde hazırlık aşamasında olan bir çok terör saldırıları, gerçekleştirilemeden, belirlenebilmekte ve teröristler saldırı öncesi tutuklanabilmektedirler.
    Terör eylemi hazırlığı içersinde olanların, izlenerek önceden belirlenmesi ve saldırı öncesi yakalanmaları, Türkiye’de ne yazık ki gerçekleşememektedir.

    5 YILDA 15 SALDIRI
    Son 5 yılda yapılan 15 terör saldırısı, bu acı gerçeği kanıtlamaktadır. 20 Eylül 2011’de Ankara Kızılay Kumrular caddesinde ve son olarak da 13 Mart 2016 Pazar günü yine Ankara Kızılay Güven Park’taki hunhar terör saldırısında, topluca 274 insanımız yaşamını yitirdi ve 766 kişi de yaralandı.
    Bu sayıda terör saldırısı yaşayan, savaş halindeki Afganistan, Suriye ve savaşın neden olduğu ülke Irak ve bazı Afrika ülkeleri dışında, Türkiye’den başka bir ülke olduğunu sanmıyorum.
    Ne yazık ki istihbarat kurumları, terörle mücadele ve vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak gibi ana görevlerinden çok, anayasal haklarını kullanan ve demokratik yollardan AKP hükümetlerini eleştirenleri hedef alarak, çalışmalarını bu alana yoğunlaştırdılar. Yüzlerce yurtsever insanın, sahte ve düzmece belgelerle hapse atılmaları, bu yoldan mümkün olabilmiştir.
    SORUMLULAR DERHAL İSTİFA ETMELİDİR
    Terörle mücadelede öncelikle sorumlu olan, İçişleri Bakanlığı ve İstihbarat Kurumları yetkililerinin görevlerinin üstesinden gelemedikleri açıkça görülmektedir. Sadece son altı ayda üçü Ankara ve biri İstanbul’da olmak üzere 179 kişi yaşamını yitirdi ve 385 kişi yaralandı. Son dönemde terör saldırılarında büyük bir artış görmekteyiz.
    Benzer bir durum bir başka ülkede olsa, sorumlu siyasiler ve bürokratlar derhal görevlerinden istifa ederler veya uzaklaştırılırlardı. Eğer varsa, vicdanının sesini duyan veya etik değeri olan her sorumlunun, bu adımı kendiliğinden atması gerekir. Bunun diğer ülkelerde sayısız örneği vardır. İzmit Körfez Geçişi Asma Köprüsü inşaatında taşıyıcı halatın kopmasından kendisini sorumlu tutan Japon mühendis Ryoichi Kishi, bırakın istifayı, Mart 2015 tarihinde intihar etti. Ve “Olayın sorumluluğu tamamen bana ait. Kimsenin kusuru bulunmamaktadır” yazılı notu bırakarak.
    Türkiye’de yaşanan bu yoğunluktaki teröre ve bunca insanın yaşamını yitirmelerine karşın, hiçbir şey olmamışçasına, siyasi, ve insani ahlakın gereği olan istifa etme sorumluluğu yerine getirilmemektedir. Bu politika asla kabul edilmemelidir. Siyasiler ve onların atadığı istihbarat ve güvenlik yetkilileri, görevlerini gereğince yerine getiremiyorlarsa ve bunun sonucu olarak da yüzlerce insan katlediliyorsa, bunun sorumluluğunun üstlenilmesi ve istifa mekanizmasının işletilmesi gerekir. İstifa işlemini yürütmesi gereken kişi tabii ki başbakandır. Muhalefet partilerinin yalnız “istifa” çağrısıyla yetinmeyerek, gerekli istifaları zorlayacak farklı yöntemleri kullanmaları gerekir.
    TERÖRE KARŞI ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ GEREKLİ
    ABD yetkililerinin, Ankara Güvenpark`ta Pazar günü yaşanan terör saldırısını iki gün önceden haber verdiği söyleniyor. Yine ABD ve Almanya yetkilileri, muhtemelen 20 martta da Ankara veya İstanbul’da yeni terör saldırıları olabileceğini vatandaşlarına önceden duyuruyorlar. Bu ülkelerin istihbarat bilgileri Türkiye ile paylaşılmıyor mu? Eğer teröre karşı önlemlerde bile kaçınılmaz olan işbirliği sağlanamıyorsa, bu durumun analizinin çok iyi yapılması gerekir.
    Hükümetin izlediği son derece yanlış ve bağnazca Suriye Politikası, Türkiye’yi bir yandan IŞİD, diğer yandan kentlere taşınan PKK ve yan kuruluşlarının hedefi ve terör alanı haline getirdi. Altını çizerek yineliyorum; hükümet aralarında terör örgütleri de bulunan Esat karşıtı güçlere destek verme politikasından ivedi olarak vazgeçmelidir.
    Terör konusunda, sadece sözlü açıklamalarla yetinmeyerek, deneyim, teknoloji ve haber alma stratejilerinden yararlanabileceği tüm ülkelerle somut işbirliği ve ortak çalışmaya gidilmelidir.
    Türkiye’nin ana gündemi, vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak, bunun için de terörle mücadele olmalıdır. Başkanlık sistemi ve yeni anayasa gibi konularla, toplumu daha fazla ayrıştırma stratejisinden Cumhurbaşkanı ve AKP artık ivedi olarak vazgeçmelidir.

  • İsrailli grupta üst düzey Mossad görevlisi mi vardı?

    İsrailli grupta üst düzey Mossad görevlisi mi vardı?

    İstanbul’daki saldırı ardından pek çok soru işaretlerini de akılda bıraktı.  Çok hızlı bir refleksle İsrail’in vatandaşlarını askeri uçakla alması en büyük soru işretleri arasında idi. Soruların tüm cevaplarını şu anda net olmadığı için bilmesekte olaylarla ilgili Jön Türk’ün analizi yine adından çok söz ettireceğe benziyor. İşte o ilginç analiz;

    Taksim İstiklal Caddesi’nde 3’ü İsrail (ki bunlardan ikisi aynı zamanda ABD vatandaşı), 1’i İranlı 4 kişinin ölümüne neden olan terör saldırısı sonrası bol soru işaretli gelişmeler yaşanıyor. Saldırıda doğrudan iki  İsrailli turist kafilesinin hedef alınması, İsrail’in kafiledeki bazı kişilerin görüntülerine sansür uygulaması, “Saldırı Mossad’a mıydı” sorusunu gündeme getirdi.

    Terör saldırısı iki İsrailli turist kafilesinin, İstiklal Caddesi üzerinde buluştuğu sırada meydana geldi.

    Saldırı sonucu 3 İsrail vatandaşı ile 1 İran vatandaşı hayatlarını kaybetti. Saldırıda 11 İsrailli de yaralandı.

    israillimsd3Saldırıda hayatını kaybeden İsrail vatandaşlarının kimlikleri şöyle:

    Avraham Goldman – 70 yaşında ve aynı zamanda ABD vatandaşı,

    Yonatan Suer – 40 yaşında. Tel Aviv’de ikamet ediyor. Doğum gününü kutlamak için eşiyle birlikte İstanbul’a gelmiş. O da aynı zamanda ABD vatandaşı.

    Yonathan Suher

    Simha Dimri – 60 yaşında. İsrail Dimona’dan. Eşi Avi ile birlikte kafiledeydi. Avi Dimri de patlamada yaralandı.

    israillimsd2
    Simha Dimri (sağda) eşi Avi ile birlikte

    Yaralılardan 5’i, İsrail Hava Kuvvetleri’nin tahsis ettiği uçakla apar topar İsrail’e götürüldü.

    Edindiğimiz bilgilere göre, İsrailli turistler arasında Mossad’ın üst düzey bir operasyon görevlisi de vardı.

    Nitekim, İstanbul’da çok güçlü bir ağa sahip olan İsrail istihbaratının İstanbul’dan gönderdiği ve basına servis edilen görüntülerde bazı yüzlerin maskelenmesi dikkat çekti.

    israillimsd1
    İsrailli kafile, patlama öncesi (Ran , Yehudit , Naama , Dudi Halifa , Anat Kama , Anabel , İra). Maskelemeye dikkat!

    Kafiledekilerin İstanbul gezisinden maskelenen bir görüntü daha:

    israillimsd5

    Hedefteki Mossad görevlisinin, İsrail’e götürülen yaralılardan biri olduğu öğrenildi.

  • TÜRK BAYRAMI NEVRUZ KUTLU OLSUN

    TÜRK BAYRAMI NEVRUZ KUTLU OLSUN

    nevruz.1

    Nevruz, Türklerin Bayramıdır,kelime olarak; yeni gün, toprağın ve hayatın canlanışı, baharın başlangıcı anlamına gelmektedir. Nevruz ile benzer kutlamalarda kullanılan, “yeşil, kırmızı, sarı” renkler geleneksel Türk renkleridir

    Türkiye’de bir gelenek olarak devam etmekte olan Nevruz; altı Türk Cumhuriyeti (Azerbeycan, Türkmenistan, Tataristan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan) ile dokuz Özerk Türk Cumhuriyetinde “Milli Bayram”olarak kutlanmakta ve “Genel Tatil”günü olarak kabul edilmektedir.

    Yeryüzündeki Türkler’de ve Türk kökenli tüm topluluklarda, bu günler birbirine benzer büyükşenliklerle kutlanır.

    İlk Türk topluluk ve devletlerinde olduğu gibi M.Ö. 3.Yüzyılda Mete Han zamanında da bu kutlamaların büyük şenliklerle yapıldığına ilişkin bulgular mevcuttur.

    Eski Türk topluluklarında ve devletlerinde olduğu üzere Selçuklu’larda ve Osmanlı’da da Nevruz kutlamalarıyapılmaktaydı.

    Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügati’t Türk isimli eserinde“Türklerde yılın başlangıcı Nevruz’dur” demektedir.

    Ayrıca Türk edebiyatı ve musikisinde Nevruz, 700 yıllık geçmişe sahip olan ve bir çok türü olan bir “musiki makamı“dır.

    Atatürk de, 22 Mart 1922 günü Ankara Keçiören’de Nevruz Şenlikleri düzenletmiş ve bizzat katılmıştır.

    Nevruz”kutlamalarına ve “Ergenekon” adına bilerek veya bilmeyerek başka anlamlar yüklenmesi, bunu yapanlar adına büyük bir talihsizliktir. Çünkü tarih boyunca süregelen bu isimler ve büyük anlamlarıhiç bir şeyden etkilenmeyecek kadar saf ve güçlüdür.

    2010’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 3000 yıldan beri kutlanmakta olan Türk kökenli bu şenliği, Dünya Nevruz Bayramıilan etmiştir.

    Türk Bayramı Nevruz ve Ergenekon kutlu olsun.

    Av.A.Erdem Akyüz

  • Rusya Suriye’den çekildi ama…

    Rusya Suriye’den çekildi ama…

    Rusya Devlet Başkanı Putin’in aniden Suriye’den askerlerini geri çekmesi, çeşitli yorumlara neden oldu. En çok da “Savaşın ortasında çekilme bir anlaşmanın sonucu mu?” sorusunu gündeme getirdi. Evet, bize göre Rusya’nın Suriye’den askerlerini geri çekmesi bir anlaşma sonucudur. Öyle sanıyoruz ki bundan sonra Rusya mücadelesini masada verecektir.
    Şunu da ekleyelim:
    Putin çekilme kararından sonra yaptığı açıklamada “Hedeflerimize ulaştık” demiştir.
    Putin’in açıklamaları bu kadarla da sınırlı değil. Yaptığı açıklamalarda “Eğer Suriye’de bize ihtiyaç duyulursa birkaç saat içinde orada oluruz” diyerek Suriye üzerindeki etkinliğinin sürdüğü mesajlarını duyurmuştu.
    Bunun anlamı çok açık. Rusya Devlet Başkanı, Suriye’de ve bölgede “Ben ne istersem onu yaparım. Canımın istediği gibi hareket ederim. Canım isterse girerim, istemezse çıkarım. Bölgedeki her şey benden sorulur” demek istiyor.
    Suriye’de ve bölgede dengelerin Rusya’nın aleyhine gelişmeye başlarsa Putin, beklenen hamleyi yapmaktan çekinmeyecektir. Açıklamalarında da zaten bunu vurgulayarak her an yeniden dönüş yapabileceklerinin mesajını vermiştir.
    Suriye ile ilgili yazdığımız yazılarda hep şu noktaya değindik anımsatalım:
    Suriye’nin ve bölgenin şekillenmesinde iki süper güç Amerika ile Rusya kafa kafaya verdiler ve aralarında anlaştılar. Her iki ülke de bu nedenle gerek Suriye’de gerekse bölgede çok rahat hareket ediyor.
    Zaten Putin’in açıklamalarını iyi değerlendirdiğimizde bunu açıkça görebiliriz.
    İşin önemli noktası bizi ilgilendiren konulardır.
    Rusya, askerlerini Suriye’den çekti çekmesine ama yine ülkede ve bölgede etkin durumda bulunuyor. Suriye ve bölgede güç dengesi şu anda Rusya’nın elinde bulunuyor. Putin bu gücü ve dengeyi sağladı. Suriye’de Tartus ve Lazkiye’de kalıcı üsler elde etti. Yerleştirdiği S-400 füze savunma sistemleri ile de ülkenin hava sahasına hakim oldu.
    Türkiye’nin önünü tamamen tıkadı.
    Şu anda Suriye’de etkin değiliz. PKK’nın devamı olarak gördüğümüz PYD güçlerine karşı da sınırdan obüs topları ile müdahale edebiliyoruz. PYD’nin Rojava’da üç kantonda özerk bölge ilan etmesi karşısında sadece “tanımıyoruz” diyebildik. Suriye’deki oldu-bittilere de sadece seyirci durumundayız. İnsani yardım malzemelerini bile gönderemiyoruz.
    Rusya, PYD konusunda da büyük oynuyor.
    Dikkat edilecek olursa daha önce PYD’lilere Rusya’da büro açılmasına izin vermişlerdi. Bu büronun ileride büyükelçilik statüsünde hizmet vereceği de açıklanmıştı. Amerika ve müttefiklerinin de PYD’yi koruma altına aldıklarını zaten biliyoruz.
    Şimdi, PYD’nin üç kantonda özerk bölge ilan etmesi karşısında Amerika ve Rusya’dan gelen tepkilere inanmayınız. PYD, Amerika ve Rusya’nın izni olmadan böyle bir adımı atabilir mi? Bu adımın atılmasında bu iki süper gücün etkisi vardır. Bunun kokusu da zaman içinde çıkacak ve hepimiz göreceğiz.
    Burada asıl dikkat edilmesi gereken konu, Suriye Devlet Başkanı Esad’ın konumudur.
    Esad koltuğunu her şeye rağmen koruyor. Rusya, bu koltuğun korunmasını da sağlama aldı. Muhaliflere karşı Esad güç kazandı. Daha önce kaybettiği birçok yeri de Rusya’nın desteği ile almayı başardı. Putin, bölgedeki gücü ve ağırlığı sayesinde Esad’ın görevden uzaklaştırılmasının da önünü şu an için tıkamış bulunuyor.
    Zaten Amerika da Esad için “Bundan sonraki dönemde Esad’sız bir çözüm şart” diyorsa da bu söylediklerinde pek fazla ısrarcı olmuyor.
    AB üyesi ülkeler ise, tamamen sığınmacı sorununa odaklandıkları için şu anda Suriye’de kimin koltuğu koruyacağı, kimin korumayacağı konusu ile pek fazla ilgilenmiyorlar. Sığınmacıların ve terörün belasının ülkelerini sarmasından endişe ediyorlar. Onların sorunu çok başka şeyler.
    Bu nedenle Suriye konusunda karar verici ülke olarak karşımızda Amerika ve Rusya’yı görmekteyiz.
    Daha önce de yazmış ve vurgulamıştık.
    Bölgede ve Suriye’de en büyük kayba uğrayan ülke şu anda Türkiye olmuştur.
    Baştan bu yana uyguladığımız yanlış Suriye ve bölge politikaları ile böyle bir sıkıntının içine düştük. Sayıları üç milyonu bulan sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz. Suriye sınırı yolgeçen hanına döndü. Adeta Ortadoğu’da terörle iç içe yaşayan bir ülke konumuna döndük. Sahada da da masada da yokuz. Her şey bizim dışımızda şekilleniyor. PKK’nın devamı olarak gördüğümüz PYD’yi bile müttefiklerimize “terörist grup” olarak kabul ettiremedik.

  • AKP’li kadın yöneticiden ‘Keşke hepsi ölseydi’ tweeti!

    AKP’li kadın yöneticiden ‘Keşke hepsi ölseydi’ tweeti!

    AKP Eyüp Kadın Kolları Tanıtım ve Medya Birim Başkanı İrem Aktaş, İstiklal Caddesi’ndeki canlı bomba patlamasında hayatını kaybeden İsrail vatandaşları için, Twitter’dan “Keşke yaralanmayıp hepsi ölseydi” yazdı.

    İstanbul İstiklal Caddesi’ndeki patlamada 12 yabancı uyruklu vatandaşın da yaralandığı duyuruldu. İsrail Dışişleri Bakanlığı ise yaralı 12 yabancı uyruklu kişinin 3′ünün İsrail vatandaşı olduğunu duyurdu. Saldırıda yaralanan 3 İsrail vatandaşı ile ilgili bir tweet paylaşan AKP Eyüp Kadın Kolları Tanıtım ve Medya Birim Başkanı İrem Aktaş’a tepki yağdı.

    Sözcü’de yer alan habere göre, İsrail vatandaşlarının yaralandığına dair yayınlanan haberin altına İrem Aktaş, “Beter olsun İsrail vatandaşları. keşke yaralanmayıp hepsi ölseydi” yazdı.

    TEPKİLER ÜZERİNE TWEETİ SİLDİ

    Aktaş ise aldığı tepkilerin üzerine yayınladığı bu mesajı sildi ve Twitter’daki profilini korumalı hale getirdi.

    İHRAÇ KARARI VERİLDİ

    AKP Eyüp Kadın Kolları Tanıtım ve Medya Birim Başkanı İrem Aktaş, İstiklal Caddesi’ndeki canlı bomba patlamasında hayatını kaybeden İsrail vatandaşları için, Twitter’dan “Keşke yaralanmayıp hepsi ölseydi” yazdı. Paylaşım sonrası Aktaş’ın partiden ihraç edileceği kararı açıklandı.

    AKP Eyüp İlçe Kadın Kolları Başkanı Hatice Yücel, “Keşke İsrail vatandaşları ölseydi” diyen AKP Eyüp Kadın Kolları Tanıtım ve Medya Birim Başkanı İrem Aktaş‘ı ihraç edeceklerini açıkladı. AKP’li Hatice Yücel, söz konusu tweetin AKP’nin görüşlerini yansıtmadığını, paylaşımı yapan ilçe kadın kolları üyesi için ihraç sürecinin başlatıldığını bildirdi.

    Hatice Yücel, sosyal paylaşım sitesi Twitter’dan yaptığı açıklamada, “AK Partili bir teşkilat üyemizin sosyal medyaya yansıyan açıklaması AK Parti’nin görüşünü kesinlikle yansıtmamaktadır. Teşkilatımızda kendisi ile ilgili gerekli işlemler yapılmış ve ihraç süreci başlatılmıştır. Masum insanları hedef alan terör saldırısını kınar, hayatını kaybedenlere taziyelerimizi sunar, yaralılarımıza acil şifalar dileriz” ifadelerini kullandı.

    ​AKP Eyüp Kadın Kolları Tanıtım ve Medya Birim Başkanı olduğunu belirten İrem Aktaş isimli kadın, twitter’dan “Beter olsun İsrail vatandaşları keşke yaralanmayıp hepsi ölseydi” ifadelerini kullanmıştı. AKP’li kadının paylaşımı İsrail’in önde gelen yayınlarından Jerusalem Post’ta da haber olmuştu.

    Çarpıcı iddia: Taksim’de patlayan canlı bomba aranan IŞİD’çi
    Türkiye, İstiklal Caddesi’ndeki canlı bombaya kilitlenmişken bakın A Haber’de ne vardı…
    Ünlü şarkıcı Skin, İstiklal Caddesi’ndeki patlamayı anlattı
    Reuters’a konuşan yetkili açıkladı: Taksim saldırısını hangi örgüt yaptı?
    Taksim saldırısına Hükümet’ten ilk açıklama
  • AKP’li Ahmet Üstün’den Davutoğlu’na ağır hakaret: KATIKSIZ GERİ ZEKALI!

    AKP’li Ahmet Üstün’den Davutoğlu’na ağır hakaret: KATIKSIZ GERİ ZEKALI!

    Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun “Tüm dokunulmazlıkları kaldıralım” çağrısına, AKP’lilerden tepki gelmeye devam ediyor.

    Mustafa Karaalioğlu gün dokunulmazlık çıkışının Davutoğlu’nun kendi hamlesi olduğunu yazmıştı.

    AKP’nin twitter fenomenlerinden Ahmet Üstün ise bu hamleye çok ağır sözlerle tepki gösterdi.

    Üstün attığı tweette, “RTE ve tüm Ak Partiye sesleniyorum..Bu rest fikrinin mucidi,ilk ortaya atanı,ya katıksız haindir,ya da katıksız geri zekalıdır.Biline..” ifadelerini kullandı.

    İŞTE O AĞIR TWEET;

    Muharrem İnce’den Davutoğlu’na hodri meydan: PKK silah stoklarken görmezden gelenleri de yargılayalım!
    Havuz kalemşorundan şok sözler: Davutoğlu’nun sonu yaklaştı… ALİ BABACAN, AKP’DEN İSTİFA EDECEK!
    Karaalioğlu: Dokunulmazlık Hamlesi Davutoğlu Patentli
    Davutoğlu’nun Dokunulmazlık Çıkışının ŞİFRELERİ
    Davutoğlu “Dokunulmazlıkları Kaldıralım” Dedi, Saray’a Yakın Gazeteci İtiraz Etti
    AKP’li Ahmet Üstün’den şok sözler: MİT’İN YERİNE OLSAM…
    AKP’li Ahmet Üstün’den çağrı: ERDOĞAN, DAVUTOĞLU’NDAN İSTİFASINI İSTESİN!
    AKP’li Ahmet Üstün’den şok sözler: Yargıda Perinçek’in adamları çok cesur! Muhafazakarlar son derece ezik korkak!
  • İLK SORUMLU ERDOĞANDIR!

    İLK SORUMLU ERDOĞANDIR!

    Hala gerçeği görmemekte direnenler, devlet adamı kılığına girip çözüm önerdiklerini zannedenler!
    Olmayan akıllarıyla topluma yön vermeye kalkanlar, terörle yaşamaya alışmalıyız diyen eblehler, “aman istikrar bozulmasın” deyip AKP’ye oy veren ve verdirenler!
    Devletten maaş alıp Cumhuriyetin yıkılmasına seyirci kalan resmi ve sivil zerzevatlar, üç kuruş menfaat için ihanete ortak olanlar hepiniz bu güne kadarki ölümlerden de, bundan sonra olacaklardan da sorumlusunuz!
    Sorumlu olmasına sorumlusunuz ama ilk sorumlu Erdoğan’dır.

    Devleti yöneten bir insan hem yaptıklarından hem yapmadıklarından, hem söylediklerinden hem söylemediklerinden sorumludur.
    Bu da ne demek diyebilirsiniz! Anlatalım;
    Devleti yöneten kişi, yaptığı her işten Anayasa ve Yasalar karşısında sorumludur. İster dokunulmazlığı olsun, ister olmasın.
    Kendisine bitme noktasında teslim edilen terörü bitirmemekle yani işini yapmamakla da hem Anayasa ve Yasalar, hem de Türk Milleti huzurunda sorumludur.

    Devleti yöneten kişi, Türk Milletine söylediği sözlerden sorumludur!
    Yine, Türk Milletine gerçekleri söylemeyip, yalan söylediği için de sorumludur.
    Öyle “Beni kandırdılar, beni aldattılar, çok safmışız” demekle kimse kendisini kurtaramaz!
    Bu sözler, Ankara’daki patlamada ölen genci, anasına geri getirecek mi?

    Pazar günkü patlama, Ankara’da 6 ay içinde gerçekleşen üçüncü patlama!
    Bırakın Başbakan-İçişleri Bakanı- Vali-Emniyet Müdürünün istifasını, bir tane bekçinin bile istifa etmemesi sizce yüzsüzlük ve Türk Milletine saygısızlık
    değil midir?

    14 yıldır ülkeyi tek başına sen yöneteceksin!
    Oslo- Habur rezaletlerini sen organize edeceksin!
    Cemaat denen terör örgütünü, Türk Devletinin kozmik odasına sen sokacaksın!
    Barzani denen PKK koruyucusunu “Onur Konuğu” diye çağıracaksın!
    PKK’lıların şehirlere bomba-ağır silahlar depolamasını görmezden geleceksin!
    PKK’lıların mahallelerimizi barikat ve tünellerle doldurmasına izin vereceksin!
    PKK’lıların vergi toplamasına, mahkeme kurmasına ses çıkarmayacaksın!
    Devletin soyulmasına ve her türlü yolsuzluğa bizzat yol vereceksin!
    Millet fakirleşirken sen ve ailen dolar-avro depolayacaksınız!
    Türk Milletinin inançlarını çarpıtıp, insanları yalanlarla tahrik edeceksin!
    Diyarbakır’da on binlerce kişinin önünde Öcalan’ın mesajını okutacaksın!
    Ne Mutlu Türküm Diyene, yazılarını utanmadan kaldırtacaksın!
    Ve şimdi “Amman birlik ve beraberlik içinde olalım” diyeceksin!
    Oldu delikanlı, sen bu masallarla ancak Bilal’i kandırabilirsin…

    Senin iş bilmezliğin, beceriksizliğin yüzünden kaybettiğimiz canlarımızın, şehit ve gazi olan evlatlarımızın hesabını elbette ki senden soracağız. İlk önce senden soracağız. Bu yavrularımızın bir damla kanı, senin çocuklarının tüm servetinden çok daha kıymetlidir bizler için.
    Sonra Davutoğlu ve “Açılım Süreci” denen ihanet sürecinin aktörlerine, partilerini sana baston yapan zavallı Genel Başkanlara, Tombalak Paşalara, ödlek Emniyet Genel Müdürlerine ve elbette ki Pers Prensi Başçavuş Fidan’a hesap soracağız.

    Türk Milletinden umudumu hiçbir zaman kesmedim. Yakında bu cevher ayağa kalkacak ve salaklara, cahillere, hainlere o karşı konulmaz sillesini vuracaktır.

    Eyy Cumhur’un Başı;
    Hadi şimdi televizyonlarına çık veya muhtarları topla ve “BOP Eşbaşkanlığını” nasıl ve niçin kabul ettiğini, bu görevin Türkiye’yi ne hale getirdiğini anlat
    Türk Milletine!

    Türk Milleti seni ve ekibini artık çok iyi tanıyor. Birkaç gün sinip Sarayına kapanacaksın, olayın kapanmasını, ateşin sönmesini bekleyeceksin.
    Sonra yine televizyona çıkıp ya Paralelcileri ya Esad’ı ya da Anayasa Mahkemesini suçlayıp vicdanını avutacaksın!

    Ne yaparsan yap, sadece ve sadece kendini kandırabilirsin. Hesap günü yaklaşıyor…

    Sağlık ve başarı dileklerimle 15 Mart 2016
    Rifat Serdaroğlu

  • TAPULAR DA DELİNDİ

    TAPULAR DA DELİNDİ

    Devlet denen yapı, sizin tapunuz için şunu demektedir;
    “Bu tapu benim devlet olmamım gereğidir. Sen istemedikçe kimse bu malı senden alamaz. Devlet olarak ben istimlâk edersem, gerçek değerini sana öderim. Tapunun garantisi benim.”

    Kanun koyucu Anayasa’da, tapu güvenliğini devlete bıraktı ise, özgürlüğümüzü de “Tabii Hâkim-Tabii Mahkeme İlkesine” emanet etmiştir.
    Bu ilke “Hukuk Devleti” olmanın en önemli şartıdır.

    Tabii Hâkim-Tabii Mahkeme ilkesi;
    Herhangi bir olay veya uyuşmazlık halinde, karar verecek Hâkimin ve Mahkemenin, o olay veya uyuşmazlık olmadan önce görevlendirilmiş ve o somut olayla Hâkimin ve Mahkemenin kuruluş bakımından ilgisi olmaması demektir.

    Yani olay gerçekleştikten sonra, sırf o olayla ilgilensin diye kurulacak Mahkeme ve görevlendirilecek Hâkimler, kişiye ve olaya özgü kurulmuş olağanüstü mahkemelerdir ki, hukuk devleti ve anayasa böyle saçma bir uygulamayı kabul etmez…

    Örnek verelim;
    17/25 Aralık 2013 Hırsızlık-Yolsuzluk-Rüşvet olaylarını ortaya çıkaran Cemaatin adamlarının yargılanması için, olaya özgü Mahkeme oluşturuluyor ve “Tabii Hâkim ve Tabii Mahkemeler” devre dışı bırakılıyorsa, o mahkemelerin vereceği kararların tümü, tartışmalı ve kabul edilmesi mümkün olmayan kararlardır. Yassıada Mahkemeleri gibi…

    Anayasamızın 37. Maddesi, “Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kuramaz” diye emretmektedir.

    Anayasanın rafa kalktığını söyleyen Cumhur’un Başı’nın, Anayasamızın bu emrine de uymayacağını bilmek için kâhin olmaya gerek var mı?
    Cumhur’un Başı, 11 Yıl (ON BİR YIL) ülkeyi beraber yönettiği, elemanlarını devletin en hassas birimlerine ve Türk Devletinin tüm sırlarının saklandığı “Kozmik Odaya” girmesine izin verdiği Cemaatten, 17/25 Aralık’ın intikamını sözde hukuk yoluyla almak için “Sulh Ceza Hâkimlikleri” gibi yeni bir kurum oluşturulması emrini verdi.

    16 Haziran 2014’te çıkarılan 6545 sayılı kanunla “Sulh Ceza Mahkemelerini” kaldırıldı ve yerine “Sulh Ceza Hâkimlikleri” kuruldu.
    Bundan böyle bir soruşturmada arama, yakalama, tutuklama kararı Sulh Ceza Hâkimleri tarafından verilecekti. Bunların kararlarına itiraz da, yine diğer Sulh Ceza Hâkimine yapılabilecekti!
    Bu Hâkimlikler çok az sayıda kurulmuştu! Örneğin İstanbul Adliyesinde kaldırılan 38 adet Sulh Ceza Mahkemesi varken, sadece 6 adet Sulh Ceza Hâkimliği kurulmuştur. Sulh Ceza Hâkimleri 17 Temmuz 2014 tarihinde atandılar ve 5 gün sonra gözaltına alınma ve tutuklama furyası başladı.

    Kim olursa olsun, suçu ne olursa olsun herkesin ama herkesin Anayasa teminatı altında yargılanma ve savunma hakkı vardır. Makamı ne olursa olsun bir kişi istedi diye, evrensel hukuk ilkelerine, anayasaya ve demokrasiye aykırı yargılamalara imza atanlar en az Cemaat elemanları kadar suçludurlar.

    AKP-Cemaat aşkı yaşanırken Türk Ordusuna ve Türk Aydınlarına kurulan kumpaslar şöyle işlerdi;
    Önce isimsiz ihbar gelir! Cemaatin Savcısı ve Polisi soruşturmaya başlar.
    Polis baskın yapılan evdeki buzdolabının arkasında sahte bir cd bulur ve kişi gözaltına alınır. Cemaatin Hâkimi de şak diye tutuklama kararı verir!
    Zavallı kişi suçsuzluğunu ispat edene kadar içerde yıllarca kalırdı!

    Şimdi AKP Polisi, AKP Savcısı, AKP Yargıcı benzer sistemle çalışıyorlar!
    Polis, delili oluşturup Savcıya veriyor! Savcı tutuklama ve Kayyım atanması için Yargıca başvuruyor. Özel yetkili Sulh Ceza Hâkimi, kişilerin tutuklanmasına ve malları için Kayyım atanmasına karar veriyor. Şakır şakır işleyen tesisler, fabrikalar, medya grupları birkaç ay içinde işlemez hale getiriliyor, ya yandaşlara satılıyor, ya da kapatılıyor!

    Bu hukuk dışı uygulama o kadar saçma hale geldi ki, geçen hafta Bursa’da iki tane yemek dağıtan şirkete Kayyım atandı! Yakında simitçinin tablasına, taksicinin plakasına, kebapçının ocağına da Kayyım atanırsa hiç şaşırmayın!

    Böyle bir durumda zaten tırsık olan işadamları-medya kuruluşları-üniversiteler-sivil toplum kuruluşları korkudan başlarını bile kaldıramaz hale geldiler.

    Badem ekibi, şu an Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde istediği kişi ve kurumun, tesis, taşınır taşınmaz her türlü mala el koyma olanağına sahiptir!
    Yönetenlerin bu özgürlüğü, sadece dikta rejimlerinde ve mollalar yönetimlerinde olur.

    Şimdi bu kafadaki Bademlerin “Yeni Anayasa” yapmak istemelerindeki nedeni anlayabiliyor muyuz?
    “Anayasa İhlal Suçunu” yok etmek ve yargılanmamak için yeni Anayasa yapmak istiyorlar! Biat kültürüne, federe din devletine inananlardan, özgürlükçü ve çağdaş bir anayasa yapmalarını beklemek! Öyle bir dünya yok, değerli okurlar…

    Bademe sormuşlar; “Boynun niçin eğri?”
    Badem yanıt vermiş; “Nerem doğru ki!”
    Kaç kere söyledik, inanın sayısını ben de unuttum; Yamuk ağaçtan düz baston çıkarsa, Bademden de çağdaş ve özgür bir anayasa çıkar…
    Hadi şimdi herkes tapusuna baksın, delik mi, değil mi diye!

    Sıfırladın mı oğlum? Oh oh aferin tosunuma… Hadi bir gemicik daha alın!

    Sağlık ve başarı dileklerimle 19 Mart 2016
    Rifat Serdaroğlu

  • TURKISH FORUM – DUNYA TURKLERI BIRLIGI ISTANBULDA , ANKARADA VE TUM TURKIYEDE  TERORIST HUCUMUNDA SEHIT DUSENLERIN VE AGIR YARALANAN GAZILERIMIZIN AILELERININ ACISINI PAYLASIR

    TURKISH FORUM – DUNYA TURKLERI BIRLIGI ISTANBULDA , ANKARADA VE TUM TURKIYEDE TERORIST HUCUMUNDA SEHIT DUSENLERIN VE AGIR YARALANAN GAZILERIMIZIN AILELERININ ACISINI PAYLASIR

    TURKISH FORUM – DUNYA TURKLERI BIRLIGI 5 KITAYA YAYILMIS TUM UYELERI ADINA, TERORIST HUCUMLARI SEBEBI ILE  HAYATLARINI KAYBEDEN SEHITLERIMIZIN VE YARALANAN GAZILERIMIZIN   AILELERININ ACILARINI PAYLASIR VE TURK ULUSUNA UMUTLU GUNLER ILERDE BIZLERI BEKLIYOR SAKIN  UMUDUNU KESME DER ..

    INSALLAH ULU ONDERIMIZIN CIZDIGI DOGRULTUYA BIR GUN DONEREK GENE KOSAR ADIMLARLA ILERLEMEYE , TURK OLARAK ARALIK VERMEDEN GURUR DUYMAYA DEVAM EDECEGIZ.

    BU OLAYLAR  BIZE TERORU DURDURMAK ICIN KABUL EDILEBILECEK TEK ACILIMIN TERORISTIN BASINI EZMEK OLDUGUNU DEFALARCA VE ACIKCA IZAH ETTI..

    LANET OLSUN TERORU YARATAN VE DESTEKLIYENLERE..
    LANET OLSUN TERORISTLE ANLASMA YAPMAYA CALISANLARA ..

    Turkish Forum – World turkish Alliance strongly condemns the ongoing terrorist attacks in Turkey , We mourn the loss of life and offer our heartfelt condolences to the families of the victims and the Turkish nation.

  • Halk düşmanlığına alışmayacağız!

    Halk düşmanlığına alışmayacağız!

    9. März. 2016 / 17:48

    İstanbul’daki kabul edilmez menfur intihar terör saldırısında hayatını kaybedenlerin ne asıllı olursa olsun ailelerine saygıyla taziyelerimizi sunar ve yaralılara acil şifalar dileriz. Türkiye’de vuku bulan terör girişimlerinin kimden gelirse bir halk düşmanlığını-public enemy-olduğunu artık kabul etmeliyiz. Türkiye dünyada halk düşmanlığın adeta merkezi olmuştur.Bu insanlara korku salmak amaçlı her türlü baskı ve teröre güçlü bir şekilde kınamak yetmez.

    Viyana-Yeni Vatan Gazetesi


    Kaderinize razı olun, alışın ve kanıksayın bu teröre ona göre bundan sonra yaşamınızı ayarlayın mesajına karşı her yerde hayır alışmıyacağız, kanıksamıyacağız ve teröre ve arkasındaki tüm oyun kurucularına özellikle toplu bir şekilde lanet okumalıyız.

    Bugüne kadar 12 savaşta muhabir olarak çalıştığını yazan tecrübeli gazeteci Şerif Turgut, savaşların toplu ölümleri kanıtsamayla başladığını ve Türkiye’de yapılanın bu olduğunu belirterek şöyle devam etti; “Tepki verin, hesap sorun. Aman ha kanıksamayın. Ölürsünüz, sevdiklerinizi öldürürler.”

    AK Partisine yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi’nin “Terörle yaşamaya alışmamız gerekiyor” sözlerine de tepki gösteren Şerif Turgut, “Hah işte, bu dil hele de gazetecilerden çıkmaya başladıysa çok tehlikeli. Niye ‘terörle yaşamaya alışma mız gerekiyor’ Siz hiç bunu bir Amerika’lı ya da Avrupa Birliği’li gazeteciden duydunuz mu?  Sakın alışmayın sakın.” diye yazdı.

    Yeni Vatan Gazetesi olarak Türkiye vuku bulan kimden gelirse gelsin  kalleş tüm terör olaylarını nefretle kınıyor ve kamuoyunu bu konuda ister Türk ister Kürt ister Alevi ister Sunni olsun hep birlikte bu terör nereden gelirse gelsin, sert tepki göstermeye, nefretle kınamaya ve özellikle alışmamaya davet ediyoruz.

    Terörün ister Devlet ister bir Terör Örgütü  ile direk ve indirek yapılması o terörü yapanlara şeref namus ve güç kazandırmaz ve davalarına hizmette etmez.

    Türkiye tüm vatandaşları ile şu anda yurt içinde ve  yurt dışında büyük bir oyunun kurbanı yapılmak isteniyor. Türkiye Ortadoğu bataklığından en kısa sürede çıkmalıdır.  Kendimizi kandırmyalım. Bu terör olayları adeta göz göre Türkiye sınırları içine çekilmiştir. Hedef Türkiye’yi Afganistanlaştırmak. Iraklaştırmak ve Suriyeleştirmektir.

    Göz göre göre tüm sag duyulü siyasi, ekonomik ve yazar ve çizerlerin tüm uyarıları dikkate alınmamıştır. Perşembenin geleceği çarşamba gününden belli değil midir? Yurtta sulh dünyada sulh siyasetini artık duyan var mı?  İçte nefret, öfke  sen düşman o dost siyaseti ile nereye kadar gidilecek ?

    Sorunları Avusturya’ya getirmeyelim getirmeyelim. Tamam. Ama ne Türk ne Kürt düşmanlığına ne Türkiye’de nede Avusturya’da müsade edelim. Hedef Kürt ve Türkleri birbirine düşürmek. Müsade etmeliyelim.

    Kahvede, evde, okulda, iş yerinde veya spor alanlarında bu sorunları kışkırtarak değil tam tersine insani değerler ile çözüleceğini ön plana çıkaralım.

    Ayrımcılık yapanları sert bir şekilde uyaralım.

    Gerekirse mesafa koyalım.

    İçimizdeki cahil ve lümpen provakatörlere ne  asıllı olursa kışkırtma yapmasına ve düşmanlık tohumu atmasına müsade etmiyelim.

    Terörü kimden gelirse hep birlikte protesto edelim.

    Alışmıyalım! Kanıksamıyalım.

    Teröre, teröristlere ve arkasındaki güçler ve güçleri  göz göre göre kışkırtanlara lanet olsun…

    Bin kere lanet olsun…

    yenivatan.at

  • Tayyip çekip gidecekmiş…

    Tayyip çekip gidecekmiş…

    İstihbarat bilgileri varken İstanbul’un göbeğinde canlı bomba ve yine yaralılar ve yine

    can kaybı…

    Bu patlayışları başta ABD ve İsrail ortaklığının planladığı ve yaptırdığı gün gibi aşikârdır.

    Amaç halkı sindirmek…

    Dolayısı ile BOP ‘ni hayata geçirmektir.

    Hatırlarsak CIA’nin Türkiye uzmanlarından Henri Barkey 5 ay önce Ankara’da yapılan IŞİD saldırısını “yarın öbür gün İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde yapsalar ne olacak?

    Türkiye’nin turizme ihtiyacı var(!)demişti…

    Bunların hepsinin haberi var çünkü proje onların…

    ***

    Efendim Tayyip çekip gidecekmiş.

    Eeee! Sonra ne olacak, bir Valinizi mi cumhurun başına geçireceksiniz?

    Birincisi burası sizin koloniniz değil.

    Her ne kadar PKK ya kara gücünüz olarak baksanız da Türkiye bölünmez bir bütündür.

    Bize göre hain bölücülerdir.

    Gerekli dersi almaktadır ve kökü kazınacaktır.

    İkincisi bizim içişlerimize burnunuzu sokmak sizin ne haddinize…

    Tayyip elbette gidecek ama sizin emrinizle değil, halkın oyları ile demokratik bir şekilde gidecek.

    Saddam ve Kaddafi gibi değil…

    Bunu böyle kafanıza koyun ey Amerika, ey İsrail…

    Bu milletin adı Türk Milletidir.

    (Ah, birde Tayyip bunu söyleyebilse…)

    Bizler Ne Irak’a, ne, Suriye’ye ne de Mısır’a benzeriz.

    Gerekirse aynı İstiklal Savaşımızdaki gibi el ele verir, haddinizi bildiririz.

    Türklere düşmanlığınız öteden beridir.

    Birincisi, Milli Mücadelemizde yedi düvel olarak saldırdınız,

    Ülkemizi işgal ettiniz.

    Yenildiniz…

    Bunu hazmedemiyorsunuz.

    Nasılsa Mustafa Kemal yok artık diye düşünüyorsunuz.

    İkincisi, aslında Türk’ün yüreğinden, gücünden korkuyorsunuz…

    Bundan ötürü teröristleri besleyip üzerimize geliyorsunuz.

    Aynen 1919 lar gibi…

    Tek fark, bu sefer sinsice…

    Unuttuğunuz bir şey var ki onu size hatırlatayım.

    Bu ülkede Mustafa Kemaller bitmez.

    Bir ölürse bin doğar,

    Mustafa Kemal Atatürk kalplerde yaşar…

    ***

    Ey Tayyip!

    İktidarın uğruna şu güzelim ülkeyi ne hale getirdin, mutlumusun?

    Elinle besledin bunları.

    Göz yumdun, aman süreç bozulmasın diye,

    Bombaları, silahları yığdılar,

    Şanlı Bayrağımızı gönderinden indirdiler.

    Askere polise nanik yaptılar.

    ***

    Neyse ki hatanı anladın ama geç oldu.

    Şimdi görevini yapmanın ve sorumluluğunu üstlenmenin tam zamanı…

    Şakası yok bu işin.

    Ehliyetsiz adamlara şu zor durumda paye verdin.

    Ben senin yerinde olsam hemen dışişleri ve içişleri bakanlarını değiştirir,

    Yerlerine profesyonel birilerini getiririm.

    Danışmanların da, MİT müsteşarında işe yaramaz.

    Elin oğlu okulları boşattırıyor, burada yaşayan vatandaşlarını kolluyor.

    Bizim yetkililer ise ayakta uyuyorlar.

    Taksime giden yolları ihbarlara rağmen neden tutmadılar?

    Neden üstlerini aramadılar ha?

    Masum protestolarda aslan kesiliyorlar ama.

    Nerede senin valilerin, nerede emniyet müdürlerin?

    Güneydoğuya da bölgeyi tanıyan orada görev yapmış isterse emekli olmuş, isterse Silivri’den alnının akı ile çıkmış komutanları görevlendir.

    Durum vatanı korumaksa ve sen samimi isen yeniden düşün.

    Sana biat edip yanında hazırola geçenlerden,

    Yanlış bilgi verenlerden değil, sana gerçekleri anlatacak,

    Başımızı bu beladan kurtaracak akıllı ve yürekli adamları belirli yerlere getir.

    Hangi komutan, hangi siyasetçi olursa olsun, yeter ki vatansever olsun..

    İçten, dıştan düşmanla, hainle sarılmış 4 bir yanımız.

    Ve durum çok vahimdir…

    Unutma ki bize bizden başka dost yoktur…

    Bu günkü katliamda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ve yabancı uyruklulara tanrıdan rahmet yaralılara acil şifalar dilerim…

    Tünay Süer  20.03.2016

  • SANIK, AYAĞA KALK

    SANIK, AYAĞA KALK

    AHMET KILICASLAN AYTAR

    Suriye İç Savaşı’nın siyasi çözümüne ilişkin Cenevre Görüşmeleri BM’in yeniden yapılandırılmasına fırsat oluşturdu.
    BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkına sahip Rusya, Çin; Suriye de savaş suçları işleyerek hukuku ihlâl eden Esad rejimi kadar muhalif tarafların, teröristlerin ve destekleyen ülkelerin paylarını üstlenmelerini,
    Söz konusu suçların esaslı bir biçimde kategorize edilmesini,
    Yeni Suriye’nin kurulmasına ilişkin bağlayıcı kararın bu bileşkeden çıkarılmasını,
    Bu sistematik hukukun BM’de yeni bir dünya statüsünün oluşmasına yol açmasını talep ediyordu. 
     
    *
    Soykırım suçu, suçlar hiyerarşisinin doruğunda nitelendirilen bir eylem ve hukuk ihlâlidir. 
    Uluslararası hukukun çerçevesi içerisinde değerlendirilen soykırım suçu zamanla ulusal hukukun düzenlemeleri kapsamına girmiştir.
    1948’de kabul edilen ve 12 Ocak 1951’de yürürlüğe giren BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin ihlali, ilgili devletin sorumluluğunun doğmasına neden oluyor. 
     
    *
    Ne ki, modern çağın evrensel siyasi örgütlenme biçimi olarak benimsenen ulus-devletin ve kaynaklık ettiği ulusal-uluslararası hukukun tabi olduğu yerel, bölgesel ve küresel dönüşümler;
    Soykırım Sözleşmesi’nin yorumlanmasında Uluslararası Divan’ın yargı yetkisinde: uluslararası hukuk: uluslararası insan hakları hukuku: ceza hukuku ve uluslararası ceza hukuku alanlarında farklı algılar oluşturmuş bulunuyor. 
     
    *
    Cenevre Görüşmeleri vasıtasıyla Suriye’de işlenen suçların esaslı bir biçimde kategorize edilmesi  ve farklı algılardan ortak bir bileşke çıkarmayı teminen; 
    5 Şubat’ta Avrupa Parlamentosu, İslam Emirliği (IŞİD) tarafından Irak ve Suriye’de bir kısım  dini ve etnik azınlıklara karşı katliamları soykırım olarak tanımış, 
    Parlamento IŞİD tarafından yapılan ihlallerin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınması için BM Güvenlik Konseyi’nin desteğini talep etmiştir.
     
    *
    14 Mart’ta ise bu kez ABD Temsilciler Meclisi’nin, IŞİD’in azınlıklara karşı işlediği suçları soykırım olarak niteleyen kararı çıkmış,
    Bu kararla birlikte Suriye ve Irak’ta IŞİD’in işlediği soykırım suçuna yardım ve destekte bulunanlara karşı uluslararası düzeyde kanuni icraatler almanın yolu açılmıştır.
    IŞİD Örgütü uluslararası kanunları tanımasa da bu kanunlar sadece katliam işleyerek soykırım uygulayanları değil, aynı zamanda her hangi bir şekilde yardım ve destekte bulunanların da cezalandırılmalarını öngörüyor.
    ABD Dışişleri Bakanı J.Kerry Amerikan Temsilciler Meclisinin kararı onaylamasından 3 gün sonra bu suçların araştırılması için uluslararası uzman bir mahkemenin teşkil edilmesi çağrısında bulunmuştur.
     
    *
    Bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan ki, devletlerin uluslararası ilişkiler açısından görevlerini belirleyen, 1947’de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen kararlara aykırı davranmakla itham edilmekte,
    Suriye’de ve Irak’ta radikal örgütleri silahlandırıp-yönlendirmek ve savaşa salmakla: diğer bir devletin iç işlerine müdahale etmek: başka bir devlet sınırları içinde iç savaş çıkarmak: insan hakları saygılı olmamak: barışı tehdit edici davranışlardan uzak durmamak: hukuku ihlal edenlerle yardımlaşmak fiillerinden sorumlu tutuluyor.
     
    *
    Recep Tayyip Erdoğan, hiç bir zaman tutarlı bir terör politikasına sahip değildir. 
    Halkın yaşam hakkını ve ülkede yaşanan sorunlarını çözüm iradesini umursamaz.
    Siyasal iktidarının varlığı ve sürmesi neyi gerektiriyorsa ona göre hareket eder ama gerçek bir şeytan zekâsındadır!
     
    *
    Ve bakınız,aslında Irak ve Suriye’de üzerine atılı suçlardan yırtmak amacıyla,
    Ankara’daki son saldırının ardından yaptığı açıklamada “terörün ve teröristin tanımının yeniden yapılması gerektiğini” söylüyor.
    Türkiye’de tek adam diktasını pekiştiriyor.
    Evet ama esasen İç hukukta 2002’de iktidara geldiğinde silahlı terör örgütü koşulu yokken, İslami örgütleri kapsam dışında çıkarmak amacıyla terör örgütü tanımını değiştirdiği ve bugünkü haline getirdiği gibi,
    Şimdi uluslararası hukukta çağdaş demokratik projenin dışına çıkıyor.
    İç hukukta tehdit, yıldırma, sindirme, baskı, cebir gibi yöntemlere başvurmanın bir terör tanımı için yeterli olduğunu müeyyide haline getirmeye çalışıyor…
     
    *
    Erdoğan, İslamcı terörün  küresel bir tehdit haline geldiği bir gündemde,
    Yerel, bölgesel ve küresel dönüşümler nedeniyle Soykırım Sözleşmesi’nin yorumlanmasında, Uluslararası Divan’ın yargı yetkisinde, uluslararası hukuk, uluslararası insan hakları hukuku, ceza hukuku ve uluslararası ceza hukuku alanlarında farklı algılar oluşması halinden faydalanmayı öngörüyor. 
    Terör örgütlerine ve terörizmi destekleyen bir başka devlete karşı insanları ve devleti koruyabilecek uluslararası bir güç bulunmayışını kullanmaya çalışıyor.
     
    *
    Bu nedenle “her devletin kendi kendisini ve tüm yurttaşlarını terörden koruması gereğini ileri sürüyor.
    Uluslararası hukuk’a karşı, “Devlet eğer gücü yetersizse bu konuda ittifaklara girebilir, uluslararası ilişkiler, devletlerarası güç dengelerini şekillendirir.
    Bir devletin gözü komşularındadır, şayet komşusu güvenliği için silahlanmışsa kendisi de silahlanır.
    Devlet gücünü artıracak her şeyi yapmak, gücünü azaltacak her şeye karşı koymak durumundadır” kozlarını oynuyor…
     
    *
    Denize düşmüş yılanına sarılmıştır.
     
    20.3.2016
  • Süheyl Batum “Vatana İhanete Teşebbüs” Halinde Olanlardan Biridir!

    Süheyl Batum “Vatana İhanete Teşebbüs” Halinde Olanlardan Biridir!

    MASON SBCHP Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum 19 Mart 2016 Cumartesi günü Bir panelde konuşmacı olması nedeniyle Isparta’ya geliyor.
    Panel konusu “Anayasa Tuzağı” Paneli Düzenleyen, bir düzenbazlıkla ADD Isparta Şubesine Mason Çölaşan tarafından atanan “GÜL ADD ISPARTA”
    Biz Gül ADD düzenbazlığını bir yana bırakıp “Anayasa Tuzağını” anlatacak olan Bay Süheyl Batum’un özünde kendisinin Türk milletine nasıl tuzak kurduğunu belgeleri ile ortaya koyalım.
    1. Kanaltürk TV de 16 Eylül 2007’de başlayıp her hafta Pazar günleri yayınlanması planlanan 52 hafta sürecek “Avrupa Birliği’ni işleyen – AB yanlısı bir program” için proje hazırlanır. Bu ihanet projesini AB, 74 bin Avro ile destekler.
    İşte bu proje karşılığı AB fonlarından para aldığını kabul eden M. Kırıkkanat “Süheyl BATUM ve Aslıhan ÖZTEZEL ile Avrupa Birliği’ni işleyen bir televizyon programına destek bulmak için proje hazırladık ve Ankara’daki AB masasına verdik. 52 program karşılığında bize 74 bin Euro destek verebileceklerini bildirdiler. Biz de programı, o sırada Tuncay Özkan’ın yönettiği Kanaltürk’e götürdük. Özkan programı yayınlamaya karar verdik” demektedir.
    Özetle Süheyl Batum; Emperyalist bir örgütlenme olan Avrupa Birliği yanlısı bir TV. Programının Projesini hazırlıyor. Bu projede “Ulusal Egemenliğimizi, faşist AB” ye” devredilmesinin ne denli halkçı, laik bir gelişme olduğunu” AB konusunda yeterince bilgisi olmayan halkımıza anlatacak. Bu ihanet projesi karşılığında 74 bin Avrodan payına düşeni cebine indirecek! Sonra da biz ona Atatürkçü-CHP’li diyeceğiz Öylemi? Ya beyler bu milletin aklı ile bu kadar alay etme yetkisini siz nereden alıyorsunuz?
    AB’ den proje karşılığı fon –hibe alanlar emperyalist AB özlem ve istemlerini kayıtsız koşulsuz yerine getirmekle yükümlü olmayı,
    Avrupa Birliği entegrasyonu adı altında ülkenin bağımlılaştırılma ve çökertilme serüvenine ortak-öncü olmayı peşinen kabul ve imza ederler. Şaşmaz kuraldır, yabancılardan karşılıksız para alanlar, yabancıların buyruğu altına girerler.
    2. Ateşli Bir AB Mandacısı olan Süheyl BATUM “Özellikle 2001’den beri, Kopenhag kriterlerine uyum yolunda, birçok değişiklik gerçekleştirdik. Anayasa’da köklü bir değişiklik yaptık. “Uyum paketleri” adı altında, birçok yasada değişiklik içeren, geniş kapsamlı 8 yasa paketi çıkardık. Ayrıca, şu anda, Ceza ya da Ceza Usul Kanunu, Türk Ticaret Kanunu gibi bazı temel yasalara ilişkin değişiklik taslakları da, TBMM gündeminde.
    Bu değişikliklerden sonra, herkes hatta AB kurumları ve temsilcileri de kabul ediyor ki anayasal ve yasal mevzuat alanında, bundan birkaç yıl öncesine oranla inanılmaz bir gelişme sağlandı” diye yazmaktadır. (2004-06-09 Süheyl Batum – Vatan)
    AB Mandacısı Süheyl Batum bu yazıyı kaleme aldığında CHP Eskişehir Milletvekilidir.
    Mason ve Mandacı Süheyl Batum’un “inanılmaz bir gelişme” diyerek sevinçten havalara uçtuğu yasalar ve Anayasamızda yapılan bu değişiklikler “Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan AB’ye devredilmesine olanak sağlayan” değişikliklerdir.
    Ulusal Egemenliğimiz; ulusumuzun onurlu ve şerefli yaşamasını sağlayan en temel değerimizdir. Ulusal onur ve şerefini kaybetmiş, Hıristiyan Avrupalının sömürgesi durumuna düşmüş olan halklar “ulus” olma niteliğini yitirirler. Sıradan bir halk topluluğuna dönüşmüş toplumlar zaten “ulus” olamazlar.
    Oysa “Cumhuriyet Devrimlerinin temelinde, Ulusal Egemenliğimiz bulunmaktadır. Ulusal Egemenliğimizi Hıristiyan AB’ye devretmek demek, Cumhuriyet Devrimlerini temelden yıkmak demektir!”
    İşte AB Mandacısı ve CHP Milletvekili Süheyl Batum Atatürk’ün ve Türk ulusunun kan bedeli kurup yücelttikleri “Cumhuriyet Devrimlerini temelden yıkma” amaçlı bir girişime karşı durmak yerine, katkıda bulunmuş olmaktan onur duyuyor, “İnanılmaz bir gelişme” diyerek neredeyse göbek atıyor. Gerçekten İNANILMAZ!
    Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm kazanımları Ulusal egemenliğimiz, ulusal bağımsızlığımız, ulusal onurumuz Atatürk’ün bunları korumak üzere kurduğu CHP eliyle yıkılmakta/yıktırılmaktadır!
    “AB projesi emperyalist bir projedir, yani kapitalistlerin çıkarına işleyen, sömürgeci bir projedir. Sömürülen, emektir.
    İşte bu nedenlerle; adı, unvanı, makamı ve rütbesi ne olursa olsun, AB yanlıları “vatana ihanete teşebbüs halindedirler”(Dikbaş)
    19 Mart 2016 Cumartesi günü Gül ADD’nin düzenbaz yöneticileri tarafından düzenlenen panelde konuşmacı olarak katılan Süheyl Batum “Vatana İhanete Teşebbüs” halinde olanlardan biridir!
    Şimdi 16 Nisan 2011 tarihli bir gazete haberini aktaralım. “Mason Locaları devrede.. Büyük Loca CHP ve MHP’ ye bazı milletvekili adayları yerleştirdi. İşte o isimler… CHP’den; Mehmet Haberal, Sinan Aygün, Aytunç Çıray, Turhan Tayan, Faris Özdemir, Bülent Kuşoğlu, Mustafa Eren, Mahmut Öztürk, Süheyl Batum…
    “Demirel’in Yakın Dostlarından Süheyl Batum Da Eskişehir’den CHP Milletvekili Seçildi. Batum, Encümen’i Daniş Tarafından Demokrat Parti’nin Başına Da Getirilmek İstenmişti.”
    Yani, Süheyl Batum yalnızca ateşli bir AB mandacısı değil, aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün 1935 te “Haydi defolun buradan cehennem olun gidin. Yahudi uşakları!” Benim milletim bana kahraman sıfatı verdi ben sizin gibi bir çift Yahudi’ye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye’deki bütün locaları kapatmadığınız takdirde, yarın teşkil edeceğim, Divan’ı Harb-i Örfi’ye hepinizi verir ve astırırım. Haydi defolun karşımdan.“ diyerek kovduğu, emperyalizmin casus örgütlenmesi olan “BÜYÜK MASON LOCASININ emirlerini kayıtsız koşulsuz yerine getiren bir Masondur!
    Hem AB’ci, hem de Ulusalcı, Hem AB’ci, hem de Atatürkçü, Hem AB’ci, hem de Anti-emperyalist olunamayacağı gibi; hem Mason hem de ulusalcı, hem Mason hem de Atatürkçü, hem Mason hem de Anti-emperyalist! Olunamayacağı siyaset biliminin gereğidir.
    Onurlu ve şerefli yaşamayı temel ilke edinmiş olan Türk Ulusu, kimler, hangi ad, unvan, makam tarafından dayatılırsa dayatılsın, hiçbir koşulda AB Mandasını asla kabul etmeyecektir!19 Mart 2016 Isparta
    Mahmut ÖZYÜREKS.BATUM.

  • MAZLUMUN AHI AHESTE AHESTE ÇIKACAKTIR

    MAZLUMUN AHI AHESTE AHESTE ÇIKACAKTIR

    ALMA MAZLUMUN AHINI ÇIKAR AHESTE AHESTE
    ALMA MAZLUMUN AHINI ÇIKAR AHESTE AHESTE
  • İstiklal Caddesi’nde canlı bomba saldırısı!

    İstiklal Caddesi’nde canlı bomba saldırısı!

    12710

    Video

    19.03.2016 – 11:01

    Son dakika haberleri gelmeye devam ediyor. Emniyet hain saldırıyı gerçekleştiren intihar bombacısının kimliğini belirlemeye çalışıyor. milliyet.com.tr’ye konuşan emniyet yetkilisi ‘Saldırının turist kafilesinin yakınlarında olması IŞİD’i saldırısı olarak görünse de, diğer kanlı terör örgütü PKK/TAK üzerinde de araştırma yapılıyor’ dedi.

    Patlama alanında, bulunan parçalardan birinin Ekim ayında Türkiye’ye giriş yapan IŞİD üyesi terörist S.Y. olduğu iddia edilmişti.

    İstanbul’un en işlek caddelerinden olan İstiklal Caddesi’nde bugün sabah 10.58’de şiddetli bir patlama meydana geldi. İstanbul Valisi Vasip Şahin, kaymakamlık önünde canlı bomba saldırısı meydana geldiğini belirterek, olayda canlı bombayla birlikte 1’i çocuk 4 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

    7’si ağır 36 kişinin yaralandığı, yaralılardan 12’sinin yabancı olduğu açıklandı. 4 ağır yaralı ameliyata alındı. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun başkanlığında Beyoğlu’ndaki terör saldırısına ilişkin yapılan değerlendirme toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, saldırıya ilişkin Başbakan Davutoğlu ve İçişleri Bakanı Ala’dan telefonla bilgi aldı.

    Olay yerinde çalışmalar sürüyor. Ekipler patlayıcının cinsini belirlemeye çalışıyor. İşte İstiklal Caddesi’nden gelen son dakika haberler…

    Milliyet

  • Yılmaz Dikbaş’tan önemli açıklamalar..

    Yılmaz Dikbaş’tan önemli açıklamalar..

    11249609

    MP3

    13 Mart 3016 11:51

    Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek, yakın geçmişte terör örgütü PKK yanlısıydılar. PKK’yı öven, destek veren propagandalar yaptılar. Bu iki kişi, Anadolu’da bağımsız bir Kürt Devleti kurulmasından yana oldular. Doğu Perinçek, kurulmasını istediği bağımsız Kürt devletinin anayasasını hazırladı! Dünün bu iki ateşli PKK’cısı dün Ulusal Kanal TV’de Hulki Cevizoğlu’nun programında izleyicilerin önüne çıktı! Ulusal Kanal Gönüllüleri, bu iki ateşli PKK yanlısı kişiden hesap sormayacak mı? Ulusal Kanal Gönüllüleri de PKK yanlısı mı? Bu iki kişiye saatlerce konuşma fırsatı veren Hulki Cevizoğlu da aslında PKK yanlısı mı? Kendilerini “Ulusalcı” olarak görenler, bu gerçeklerle yüzleşmeyecekler mi?

    Kaynak: Yılmaz Dikbaş face sayfası

    ————-

    Edit notu:

    1) Fotoğraf photoshop, Terörist başını betimleme / Mîzah.

    2) Videonun silinme ihtimaline binaen mp3.

    mp3

  • Turist kapma yarışı…

    Turist kapma yarışı…

    Rusya ile başlayan kriz ve terörün giderek tırmanması ile başlayan süreç, bilindiği gibi hemen her konuda olduğu gibi turizmde de sıkıntıların yaşanmasına neden oluyor. Özellikle Rusya, kriz sonrası vatandaşlarına “Türkiye’ye gitmeyin” çağrısı yapıyor. Kriz nedeni ile bu sezon 1,5 milyon Rus turistin Türkiye’ye gelmeyeceği kesinleşti.
    Suriye’deki iç çatışmalar, ülkemize gelen 3 milyona yakın sığınmacı ve PKK terörünün bombalı saldırıları neden ile de “Can güvenliği” endişesi ile Avrupa ve diğer üçüncü ülkelerden beklenen turist sayısında da önemli azalmalar başladı. Yapılan rezervasyon iptallerinin de hızla devam ettiği belirtiliyor.
    Geçen sezonu çok büyük sıkıntılar ile atlatan turizmciler, bu yıl çok daha büyük bir kriz ile karşı karşıya kalacaklar. Alınan tüm önlemlere rağmen, beklenen turistin gelmeyeceği görülüyor.
    Türkiye’ye gelmek isteyen turistlerin şimdi rotalarını başka ülkeler çevirdiklerini de görmekteyiz. Özellikle Akdeniz ve Ege’deki ülkeler ile komşularımız şimdi “turist kapma” yarışına girdiler.
    AB üyesi ülkeler kendi aralarındaki dayanışma ile ülkelerindeki turistlerin ekonomik dar boğazdaki Yunanistan’a gitmeleri çağrısı yapıyor. Geçen yıllarda da aynı ülkeler vatandaşlarını İspanya’ya yönlendirmişlerdi. Şimdi ise yarışa Yunanistan ve Bulgaristan da katıldı.
    Yunanistan ülkeye gidecek olan turistlere vize kolaylığı getirmeye başladı. Vizelerin bir günde verilmesine başlandı. Bulgaristan’ın ise kapıda vize kolaylığının yanı sıra vize ücretlerinde indirime gittiği belirtiliyor.
    Hedef, Türkiye’nin önünü kesmek.
    Bunların yanında İtalya, İspanya, Fransa gibi Akdeniz ülkeleri de Rusya ve üçüncü ülkelerden gelecek olan turistler için “fırsat tatil” sepetlerini devreye sokacaklar. Nitekim tur operatörleri, adı geçen ülkelere çok fazla rezervasyon talebinin olduğu, bazı ayların şimdiden dolduğunu vurguluyorlar.
    Hemen şunu da ekleyelim:
    Biz, alternatif Pazar arayışlarında Arap turist bekliyoruz ya, yapılan açıklamalarda Arap turistlerin İngiltere, İspanya, İtalya ve Yunanistan’a doğru kaymakta oldukları belirtiliyor. Uzakdoğu’dan Hindistan, Çin, Japonya gibi turistler de yine Türkiye’yi pas geçerek Yunanistan ve diğer ülkeleri daha güvenli bularak tatillerini buralarda geçirmeye hazırlandıkları da gözlemleniyor.
    Çünkü dışarıda Türkiye çatışmaların yoğun olduğu, can güvenliğinin bulunmadığı tam bir Ortadoğu ülkesi olarak gösterilmeye çalışılıyor. Ülkeler vatandaşlarını uyarıyor ve “Türkiye’ye gitmeyin” çağrısı yapıyor. Öyle görünüyor ki üzerimizdeki bu imajı da kolaylıkla çözemeyeceğiz.
    Türkiye’deki terör nedeni ile zaten sıkıntı çekiyoruz. Kendi vatandaşlarımız bile sokağa çıkmaya çekiniyor. Bu satırlar yazılırken, AVM’lerin boşaldığı, alış-verişlerin durma noktasına geldiği, bulvar ve caddelerin boşaldığı, esnafın iş yapamayacak duruma geldiği haberlerini alıyorduk.
    Bu nedenle daha önce konu ile yazdığımız yazılarda “Önce can güvenliği” demiştik. Yabancılar da “Kendi vatandaşlarının sokağa çıkmaya korktuğu bir ülkeye biz neden gidelim?” demeleri normal değil mi?
    Bu gelişmeler, turizm alanında bu sezonu çok daha sıkıntılı biçimde geçireceğimizi gösteriyor. Üzerimizdeki bu olumsuz imajı bir an önce silmemiz ve yok etmemiz gerekiyor. Bunun için de birlik ve bütünlük içinde hareket etmek durumundayız.
    Sorun hiç kuşkusuz sadece konaklama sektörünün darbe alacağı değildir. Sorun buna bağlı işsiz sayısının artacağı, esnafın iş yapamaz duruma geleceği, ulaşım ve yeme-içme sektörünün de bundan etkileneceğidir.
    Daha önce Mısır’ı tercih eden Avrupalı ve Uzakdoğu ülkelerinin turistlerinin Türkiye’yi tercih ettiğini görmüştük. Mısır pazarının önemli bir bölümünü de ele geçirme fırsatımız olmuştu. Ancak, son terör olayları ve çevremizdeki çatışmalar bu turistlerin de rotalarını diğer ülkelere çevirmesine neden oldu. Böylece bu pazarı da koruyamadık.
    Kapımızda bir sıkıntı daha var, ona da değinmeden geçemeyeceğiz:
    Bilindiği gibi AB ile mülteci pazarlığı sonunda AB ülkelerine Haziran ayından itibaren vizesiz giriş yapabileceğiz. Bu gerçekleştiği takdirde, Türkiye’den Yunan adaları başta olmak üzere Avrupa’ya Türk turist akını başlayabilir.
    Böyle bir durum iç turizmimiz de vuracaktır.
    Şu anda Yunanistan vize uygulamasına rağmen, Yunan adalarına tatil için giden Türklerin sayısının az olduğunu söyleyemeyiz. Bodrum’dan Kos’a günübirliğine bile gidip gelenler var. Vizelerin kalkması durumunda tablonun nasıl değişebileceğini tahmin edebiliyor musunuz?
    Böyle bir durum söz konusu olduğunda Bodrum, Marmaris, Kuşadası, Çeşme, İzmir gibi turizmimizin göz bebeği yerlerde bize göre deprem olur. Zaten yıllardır sıkıntı çeken adı geçen yerlerdeki turizmciler ve işletmelerin kapılarına kilit vurması bile bizim için sürpriz olmaz.
    Bütün bu gelişmeleri göz önünde bulundurmak, gelecek için planlar yapmak, önlemleri de şimdiden almak gerektiğini altını çizerek anımsatmak istiyoruz.