Önümüzde yapılacak seçimlere; yaşadığımız kısır çekişmelerin, iktidar histerisinin ve kişilerin düzenle bütünleşen kaprislerine uzaktan bakarak, yeni bir bakış açısı getirmek istedim.
Sık seçim ihtiyacı bozulan istikrarı yerli yerine oturtmak için yapılır. Daha doğrusu, bu umutla yeni seçimlere gidilir.
Seçim bir umut, bir yenilenme, bir değişim içindir.
Değişim ve umudun kaynağı; yapıp ettiklerimizin aynısını yapmamaktan geçer. Oysa küreselleşmenin getirdiği kuralsızlaştırma, özelleşleştirme ve metalaştırma süreçleri hiçbir şekilde istikrarın etmenleri(parametreleri) değildir. Bu süreçleri yaşadığımız sürece istikrarsızlığı da yaşayacağız.
Sadece sendika örgütlenmesinin değil, tüm dayanışma türlerinin ortadan kalkmış olması; küreselleşmenin getirdiği istikrarsızlığın karşısına hiçbir örgütlü siyasi gücün çıkamamasını sağlamıştır.
Sistem daha fazla kapitalizm, daha fazla sermaye tahakkümü, daha fazla zorlama gerektirdiğinden, tüm çıkış yolları tıkanmıştır.
Tıkanma, sadece düzenden memnuniyetsizlerin örgütlenmesinde değil, aynı zamanda siyasetin de alanını daraltıyor. Her konuya ekonomik bakış açısı siyaseti daraltıyor. Sermaye yanlısı siyaseti, geniş halk yığınları karşında normalleştiriyor. Böylece tekellerin çıkarlarına göre siyasetler ve siyaset kadroları belirleniyor.
Böyle bir durumda eşitsizlik normalleşmekte hatta normlaşmaktadır. Siyasal İslam’ın benimsediği neo-liberalizm her türlü sosyal güvenlik kurumunu söküp atmış, asgari beslenme ve barınma sınırlarına dayanmıştır.
Her şeyin ekonomikleştirilmesi her türlü dayanışmayı ortadan kaldırmış, kamu yararını gözetmek diye bir düşünceyi dinamitlemiştir.
Böyle bir ortamda halkın iktidarını sağlamak mümkün olamadığından, seçilmek isteyenlerin büyük sermayenin olurundan geçmesi gerektiğinden, iktidara gelen kadroların halkın isteklerini yerine getirmesi imkansızlaşmaktadır.
İstikrarsızlığın asıl kaynağı da burasıdır. Halktan oy alarak meşrulaşan siyasi kadrolar, halkın isteklerini değil de şirket erkinin isteklerini yerine getirdiğinden kısa zamanda istikrarsızlık ortaya çıkmaktadır. Ve sık sık seçimler yapılarak sanki bir iş yapılıyor, yeni bir umut veriliyormuş gibi bir hava yaratılmaktadır.
Halk egemenliğinin içi boşatılıp, halk için halkı yönetiyormuş gibi yapılmaktadır. Bu anlamda seçimlerin tek başına meşruiyet kaynağı olup olmadığı da tartışılmalıdır.
Skandallara aç şirket medyaları, halkın karşısındaki güçleri halkın temsilcisiymiş gibi göstermekte mahirdiler.
24 Haziran Seçimlerinin hemen ardından yeni seçim ihtiyacının hasıl olacağını şimdiden bilmek kehanet değildir.
Cumhurbaşkanlığına aday olacaklar için istenilen 100 bin imza konusunda noter koşulu kaldırıldı. Aday olacaklar imzaları seçim kurlarına verecek. AK Parti Genel Başkan Yardımcılarından Hayati Yazıcı daha önce yaptığı bir açıklamada bu konuya açıklık getirmişti. Ancak, konu ile ilgili bazı kuşkular ve sıkıntıların olduğu da görülüyor.
Bunun için bir yasa düzenlemesine gerek var. Bunun ne zaman ele alınıp yapılacağı henüz netleşmedi.
En büyük sıkıntı zaman olarak karşımıza çıkıyor. İmzaların toplanmasında da sayılmasında da sorunların yaşanabileceğine dikkat çekiliyor. Özetle bu konuda bir kargaşa yaşanabilir.
Öyle görünüyor ki, seçimler kadar Cumhurbaşkanlığına aday olacaklar konusu da uzun süre tartışmaların göbeğinde yer alacak.
Geçenlerde Milliyet Gazetesi’nde Melih Aşık’ın köşesinde “İmzalara dikkat” başlıklı bir haber analiz yayınlandı. Bizim de dikkatimizi çeken bu analiz, 100 bin imza konusunda yaşanabilecek kargaşayı gözler önüne seriyor. Bu nedenle bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedik:
“Amaç bize Meral Akşener’in cumhurbaşkanı adaylığını zora sokmak gibi görünüyor.
Bu yüzden sanılır ki önümüzdeki günlerde tartışmalar özellikle “adaylık için 100 bin imza koşulu” çevresinde yoğunlaşacak.
Bu imzaların toplanma şekliyle ilgili uyum yasası ne zaman çıkacak, belirsiz!
100 bin imzanın toplanması kaç gün içine sıkıştırılacak, belirsiz!
Diyelim ki 100 bin imza ile ilgili yasanın çıkması, imzaların toplanması, bu imzaların seçim kurullarınca kontrol edilmesi işlemi bir ay sürdü…
Diğer adaylar o bir ay içinde illerin yarısını dolaşmış olur…
Bu arada kimi provokatörlerin mükerrer veya sahte oy kullanmaları zor değildir. İmzalar toplandıktan sonra denetim için ilçe seçim kurullarına gidecek.
İlçe seçim kurulları mükerrer veya sahte oy tespit etti diyelim.. Kimi sandıklar iptal edilebilir. İmza sayısı 100 binin altına düşürülebilir. Olur mu olur!
Biz buna benzer kazaların! envai çeşidini referandum sırasında gördük…
Bir ihtimal var!
Diyelim seçimlerin birinci turu yapıldı… Cumhurbaşkanı oy sıralaması şöyle oldu: AKP adayı birinci, CHP adayı ikinci, İyi Parti adayı üçüncü, HDP adayı dördüncü, SP adayı beşinci vs…
Sonuç kesinleşince diyelim SP ve HDP başkanları CHP’ye geldi… “Biz İyi Parti adayı Meral Akşener’i destekleriz. En iyisi siz adaylıktan çekilin. Hep birlikte Akşener’i destekleyelim… Erdoğan’a karşı ikinci turda o yarışsın” dediler. CHP de kabul etti.
Böyle bir olasılığa karşı AKP’nin hesabını bir süre önce Cumhuriyet’te Emine Kaplan yazdı. AKP uyum yasasına “Seçimin ikinci turuna katılacak aday 24 saat içinde belirlenir” şeklinde bir madde koymayı veya YSK’ya koydurmayı düşünüyormuş… Böylece ittifak görüşmelerine zaman bırakılmayacak..
Görüyorsunuz, ne ince hesaplar yapılıyor.”
İYİ Parti cephesinden gelen haberlere göre, böyle bir kargaşaya fırsat vermemek için 100 bin imzanın çok üstünde imza toplanması gerektiği görüşleri paylaşılıyor.
Nitekim İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “100 bin imza yetmez 1 milyon lazım” dediği ve kampanya başlattığı söyleniyor. Bu konuda öncelikle 60 bin üyenin imzası alınacak.
İYİ Parti’nin seçimlere katılıp katılmayacağı konusunda halen tartışmalar sürüyor.
Ortadaki gerçeği de yansıtalım:
Bu seçimin CHP dahil tüm partileri hazırlıksız yakalamak ve iki ayaklarını bir pabuca sokmalarına fırsat vermemek için 60 güne sıkıştırıldığı kuşkusuzdur. Her ne kadar muhalefet “Biz hazırız” diyorsa da zaman açından bir dizi sorun yaşamaya başladıklarını görmekteyiz.
Bu alışılageldik ulusal egemenlik haftası yazılarımdan biri değil. Elimizden alınmaya çalışılan bayramlarımıza sokaklarda sahip çıkışımız gibi bu kez sandık otokrasisine karşı, seçim ve demokrasi diyebileceğimiz bir sınav var önümüzde. Bu sınavdan ulus egemen olarak çıkmalı. Bayram yerine çevirmeliyiz ülkemizi… Sandık çevresini öncesi ve sonrası ile çevrelemeyi marifet edinmişlere, cumhur adına, cumhurdan habersiz ittifak edenlere, gerçek cumhur ittifakı neymiş göstermeliyiz.
Muhalefet; eşit olmayan koşullar, kaptı kaçtı yasalar, iktidar borazanı ana akım medya, iktidar olmanın tüm avantajlarını kullanmak yanında, kendi üzerinde kurulan baskı ve komplolara karşı çıkarak, hesap sormak ve itiraz etmek yerine, sandığa gitmeyi kabulleniyorsa, ulus olarak hem iktidar, hem de muhalefete ne istediğimizi anlatabileceğimiz yollar bulmak zorundayız. Tıpış tıpış gideceksiniz denilen bir adayı bu kez reddedecek gücü var toplumun.
Tam da egemenlik haftasında, iki kişi baş başa verip, tüm toplumu etkileyecek bir kararı, cumhura rağmen alıyorlar ve önceden belirlenmiş tüm takvimler alt üst edilerek, herkesin yaşamını allak bullak edebilecek erken bir tarih belirleyebiliyorlar. Nasılsa yazanı çok olacaktır; burada bu kararın acilen alınma sebepleri, hukuken sakatlığı, Meclis iradesinin dışına çıkılıp, Meclis’in bir onaylama kurumuna dönüştürülmesi konularının ayrıntılarına girmeyeceğim. Neresinden baksanız, sakat bir işlem uygulanıyor. “Neresi doğru ki?” sorusu tam da bu karar için biçilmiş kaftan.
Sandık aldı kaçtısı Türkiye klasiği oldu. Mühürsüz oyların hesabı sorulacağına, mühürsüz oylar yasalaştırıldı. Hukuk işlemiyor, verilen ödevleri yapması tembihlenen bir Meclis karar değil, onay merci olarak iş görüyor ve hukukun batıl sayacağı yasalar Meclis marifeti ile koruma kalkanına alınıyorsa; tüm bunlara itiraz edecek olan muhalefet, bu koşulları kabullenerek, iktidara sen önden koş, ben seninle nasılsa yarışırım zihniyetini yineliyorsa; pek çok sandıktan farklı bir sonuç için tek seçenek, adeta aklı ile dalga geçilen ve tüm senaryoların farkında olan ulusun bu kez iradesine sahip çıkmasıdır.
İlk yapılacak olan, parti kurmaya kalkıştığında, salonlarda konuşmasına izin verilmeyen, parti için bina bulmakta sorunlar yaşayan Meral Akşener’in adaylığının kesinleşmesi konusunda toplum olarak üzerimize düşeni yapmakla başlayabiliriz. Bunu, Atatürk ilkeleri ve altı ok etrafında CHP’nin iflah olmaz fanatiği olarak ben yazıyorum ve şimdiden imzamı veriyorum. CHP’nin adayı konusu hala muğlak. Ortak aday peşine düşer ya da Ekmelettin olayını yinelerse, tarihin hatasını yapacaktır. CHP’nin kuruluş felsefesini giyinmiş, Mustafa Kemal’in askeriyim demekten gocunmayan, asker değilim ama yoldaşım kıvırmalarına sapmayacak, özde Cumhuriyetçi bir aday olursa elbette oyumuzu sakınmayız. Ancak, yine bir hata yapılırsa, CHP’lilere tıpış tıpış çağrısı bu kez sökmez. Tüm partiler kendi adayı ile yarışa çıkmalıdır. İkinci tura kalan aday etrafında tüm muhalefet birleşmek üzere bir ittifak yapabilir. Üzerine kurduğu baskı ve dağınık muhalefet, iktidarın en büyük kozu oldu hep. Başkanlık yarışında, birleşik muhalefet en büyük kozu olacaktır iktidarın. Çünkü şu veya bu sebeple ortak adaya oy vermeyecekler her partiden çıkabilecektir.
Meral Akşener’in engellenme çabalarına karşı, toplum refleks geliştirerek, çeşitli bahanelerle gasp edilip, özgür iradelerin sandıklara yansımasına engel olan anlayış ve uygulamalara ilk tepkisini vermelidir. “Kadınlar siyasete” toplantıları, çağrıları yapan tüm kadın örgütleri, kendiliğinden örgütlenip, imza toplama işini yurt sathında başlatmalı, bir kadının onca rakibinin arasından ve tüm engellemelerden sıyrılarak verdiği mücadeleye destek çıkmalıdır. İmza verenler ve verecek olanlara kurulacak baskılar bir inisiyatif kurularak sosyal medyada paylaşılmalıdır. Parti kurarken yaşadığı sıkıntılara benzer sıkıntıların imza konusunda yaşanmasına izin verilmemelidir.
Türkiye sivilleşsin deniliyordu. İşte buyurun sivil bir inisiyatif için bir sınav var. Korku duvarını aşmak için de bir fırsat.
Erken sandık kararı olmasaydı ne yazacaktım?!… Eski bayramlarımızı özledim diyecektim. Ulusça kutladığımız, tüm yayın organlarının egemenliğin öneminden söz ettiği, iktidarı, muhalefeti ile devlet ve ulus olarak hep birlikte idrak ettiğimiz, tarih bilincimizin bilendiği, Cumhuriyetimizin bize kazandırdıklarının dillendirildiği, bu günleri armağan eden başta Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin var edilip yaşanmasında emeği ve katkısı olan herkesin saygı ve minnetle anıldığı bayramlarımızı özlüyorum/özlüyoruz!…
Alın bu sizin sandığınız, alın bunlar bizim belirlediğimiz vekillerimiz, alın bu sizin sandık tarihiniz denilen ve bizleri yok sayan, ancak sandıkta toplanmamızı tembihleyen bu süreçten, ipotek altındaki iradelerimizi çekip alacağımız bir inisiyatifi ortaya koyabilmek için dilerim kadın örgütlerimiz bu çağrıya yanıt verirler. Kadınlar isterse; yüzbinlerce imza toplanır. Bir kadının mücadelesine sahip çıkmayıp, kadınlar gelsin diyenlerin çabalarının samimiyetine artık kim inanır? Bu sandık kadınların zaferi ile sonuçlanmalı. Çünkü Cumhuriyet özünde bir kadın devrimidir. Her zaman söylediğim gibi; Cumhuriyet kadındır.
Hep “sandık” diye yazdım; dilerim Türkiye için yeniden gerçek anlamda seçim yapabileceğimiz süreçler fazla uzak değildir. Fiili olana sandık marifeti ile yasallık kazandıracak bir sürecin düğmesine basıldı. Bu sandığın bir kişinin iradesini tüm kurumların üzerine çıkarmak üzere kurulduğunu, sandığa gidip bu iradeye boyun eğenlerin kendi iradeleri ile özgürlüklerinden vaz geçecekleri bir sürece sürüklenişimizin derin acısı ile anıyorum egemenlik bayramımızı. Kutlanacak ne kaldı diye ekleyerek!…
Gündem erken sandık kısa devresi ile kesintiye uğratıldığından, gözünü sandık bürümüşlerin söylenceleri ön alacağı için, yeterince egemenlik bayramını idrak edecek gibi değiliz. Tüm engellemelere karşın özgür iradelerimizi sandıktan çıkarmayı başarırsak, en büyük kutlamayı o zaman yapacağız. Gerçek iradelerin önüne konulan engeller istenirse, aşılamaz değildir!..
Turkish Forumun Notu: Simdiye kadar konu hakkinda yayinladiklarimizin EN GUZEL VE BILGI VERENLERININ icinde olan bu makale Kibris Fatihi Sayin Cumhur EVGIN pasa tarafindan kaleme alinmisdir ve zamansiz bir guzelligi vardir..
Konu hakkinda Cumhur EVGIN pasadan ricamiz ilerdeki makalesinde Izmirin kurtulusnda kilit rolu oynadigini duydugumuz 176 inci Alay hakinda genel kurmay kayitlarina dayanarak ilave bilgi sunmasi ve bizi bu konuda aydinlatmasidir
“ELIMIZDEKI RESMI KAYITLARDAN BIR KAC PARAGRAF” .Taarruz gecesi 176 ncı Alaya, 39 ncu ve 37 nci Alaylar arasından 1432 rakımlı Dede tepesinin ele geçirilmesi görevi verildi. Saat 14.40’da dağ bataryaları 176 ncı Alayı desteklemeye başladılar. Tümenin 120 milimetrelik İngiliz obüs bataryası ile sahra bataryası da Sultanoluğu batı sırtlarında 176 ncı Alayı desteklemek üzere mevzie giriyorlardı. Alay taarruza devam ederek saat 16.00’da yaptığı hücumla Kaplangı dağının 1432 Dede tepesini tekrar ele geçirdi. Yunanlıları ovaya dökmek için daha bir kaç sırtın elde edilmesi gerekiyordu. Alay taarruza devam ediyor, fakat Yunanlılar 500 metre batıdaki Top tepesinde tutunuyorlardı.Yunanlılar 176 ncı Alay karşısındaki kuvvetlerini devamlı olarak takviye ettiler ve saat 17.00’de tekrar karşı taarruza geçtiler. Bu sırada alınan iki esirden 176 ncı Alayın karşısında beş Yunan alayı olduğu anlaşıldı. Saat 17.50’de Yunan taarruzu çok şiddetlendi. Özellikle 176 ncı Alayın kuzey kanadı fazla sıkıştırılıyordu. Saat 18.30’da tümenin Susuzköy’e ilerlemesini bildiren kolordu emri geldi……<<<<<
Turkish forumun bilgisi dahilinde , OZET OLARAK, 176. alay yarbay Mahzar bey (Mahzar Buyukataman) kumandasinda, karsilarindaki 5 yunan alayini oyaliyarak ve birbirine dusurerek suvarilerin gecmesi icin yolu acik tutmus ve suvarilerin hemen pesinden Izmire girmisdir.
Hurmetlerimizle
Dr. Kayaalp Buyukataman, Baskan Turkish forum. Merhum Albay Mahzar Buyukatamanin Torunu ve emanetlerinin muhafazakari.
<><><><><><><><><><><><><><><><><><>><><
9 Eylül Cumartesi günü Ege’nin incisi güzel İZMİR’in Yunan işgalinden kurtuluşunun 95nci yılını idrak ettik. Yüce ulusuma, aziz milletimize kutlu olsun. Ulu Tanrım bir daha böyle acı ve ızdırap dolu günler göstermesin.
Malumları 30 Ağustos 1922’de Kahraman Ordumuz Eskişehir-Afyon hattını savunan Yunan Ordusunun Afyon güneyi cephesini yarmış, İzmir’le irtibatını keserek çember içine aldığı kuvvetleri de imha etmişti. Taarruz esnasında İzmir’deki Yunan Küçük Asya Ordu Komutanı General Hacıanesti, Kütahya güneyinde General Diyenis komutasındaki ihtiyat kolordusunu Afyon bölgesine sevketmiş ve bu bölgedeki kuvvetleri 1nci Kolordu Komutanı General Trikopis emrine vermişti. Eskişehir bölgesinde General Sumalis komutasındaki Yunan 3ncü kolordu birlikleri, karşısındaki Türk 2nci Ordusu ile savaşmakta idi.
30 Ağustos gecesi durum Harita-1 de görüldüğü gibi idi.
30 Ağustos gecesi genel durum
Kuzeyde Yunan 3ncü Kolordusu Eskişehir bölgesini savunmakta, güneyde General Trikopis komutasındaki 1nci ve 2nci kolordular kuşatılmış bir durumda, Kızıltaş Vadisi’nden çıkıp yolları aramakta idi. Trikopis grubundan ayrı düşen General Franko komutasındaki 1nci Tümen de, Dumlupınar mevzilerinde tutunamayınca Banaz doğusuna savunma için çekilmekteydi.
26 Ağustos’ta başlayan eş günlük muharebelerde, Yunan Küçük Asya Ordusunu cephedeki oniki Tümeninden beşi büyük kısmı ile imha edilmişti. Kalanlar da ağır silah ve araçlarını alarak darmadağınık bir şekilde İzmir’e doğru kaçarken asıl amaçları, Türk birlikleri ile aralarındaki mesafeyi olabildiğince açmaktı.
Türk Batı Cephesi savaşın 6ncı günü yani 31 Ağustos’ta inisiyatifi tamamen eline almıştı. Güneyde 1nci Kolordu ve Süvari Kolordusu ile Trikopis ve Franko gruplarına taarruz ve takip harekâtına devam ederken diğer kolorduları (2, 3, 4 ve 6) İzmir istikametini kapatacak şekilde ileri yanaştırmaktaydı.
31 Ağustos akşamı Mustafa Kemal Paşa tarihi emrini yayınlamıştı.
“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri.”
Bu tarihi emirle 1 Eylül sabahı Franko grubuna taarruz eden 1nci Kolordu kısa sürede Yunan savunmasını çökertmiş, Franko grubu hemen Uşak’ın 50 km batısına çekilmeye başlayınca alev alev yanan Uşak akşama doğru kurtarılmıştı.
Kuşatılan Trikopis grubunun Murat Dağı’nın kuzeyinden geçip Uşak’ta Franko grubu ile birleşme çabaları, Türk süvarilerinin taarruzları ile akim kalmıştı. Çekilme imkanlarını kaybeden General Trikopis, yolsuz ve geçit vermeyen Murat Dağlarının güneyinde, 2 Eylül günü yanında General Diyenis ile beraber 500 subay ve 5000 askerle çaresiz teslim olmuştu.
Artık Yunan Küçük Asya Ordusu güneyde İzmir, kuzeyde de Bursa istikametinde iskelet halinde, canlarını kurtarmaktan başka hedefleri olmayan, alev makinaları gibi geçtikleri yerleri yakıp yıkan vahşi bir sürüyü andırıyordu. Nitekim aynı gün kuzeyde de Türk Ordusu Eskişehir’e girmiş, böylece bir yıldır Yunan Ordusunun elinde bulunan Eskişehir-Kütahya-Afyon hattı tamamıyla kontrolümüze geçmişti.
3 Eylül günü taarruzun dokuzuncu günü idi. İzmir demiryolunun kuzeyinde 1nci, güneyinde 2nci kolordularımız, daha kuzeyde de 5nci Süvari Kolordusu, Franko Grubunu kovalamakta idi. Kuzeyde de İnönü mevzilerini ele geçiren 3ncü Kolordumuz, Bursa istikametine çekilen Sumalis Grubunu takip etmekteydi.
4 Eylül günü Yunan Ordusunun artık ne belirli bir cephesi ne de bir mukavemeti kalmıştı. Afyon’dan beri geçtiği her yeri köyleri-kasabaları yakıp yıkan, masum insanları katleden zalim Yunan Ordusunun eşkıyadan farkı kalmamıştı.
5 Eylül günü; Franko Grubu Alaşehir hattını boşaltarak Salihli’ye çekilmiş, kuzeyde de Bozüyük’ü kurtaran 3ncü Kolordumuz Bursa istikametinde ileri harekata devam etmekte idi. 5 ve 6 Eylül’de cephelerde kovalama sürerken, bir kısım kaçak askerlerle ihanet içindeki yerli Rum ve Ermeniler İzmir’e akın ediyor, Yunan Ordusunda firar ve kaçak, soygun ve katliam önlenemiyordu.
Yunan askerleri bir düzen içinde çekilmiyor hızla kaçıyordu. Türk Ordusu ile aradaki mesafe 50 km’yi bulmuş, bir taraftan da deniz yolu ile tahliyeye başlanmıştı.
7 ve 8 Eylül günleri de Türk Ordusunun ileri harekatı, Yunan askerlerinin de kaçışı devam etti. 8 Eylül’de Süvarilerimiz Manisa’ya kurtarmıştı. Bu arada İzmir’in işgalinden beri bölgedeki mukavemet harekâtı icra eden Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Bey de milisleri ile birlikte ve cephe komutanlığı ile koordine ederek, 4 Eylül’de Bigadiç’i, 6 Eylül’de de Balıkesir’i zalim düşmandan kurtarmıştı.
Onbeş gündür at sırtında düşmanın yakasını bırakmayan süvari kolordumuz 1nci ve 2nci Tümenlerin müşterek harekatı ile karşılarına çıkan mukavemeti kırdıktan sonra 9 Eylül saat 09:00’da Bornova’ya ulaşmıştı.
Şehre saat 10:00’da giren Kahraman Mehmetçik, saat 10:30’da Hükümet Konağına, saat 13:00’te de Kadifekale’ye törenlerle şanlı bayraklarımızı astılar.
Mehmetçik gelmiş İzmir kurtulmuştu.
Gelincik tarlasına dönen İzmir coşku ile anlatılamaz bir sevinçle, gururla kurtuluşu kutluyordu.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa da 9 Eylül’de Belkahve’deydi. Ertesi gün saat 14:00’te yanında Fevzi ve İsmet Paşalarla halkın büyük coşku ve tezahüratı arasında İzmir Hükümet Konağına geldi.
İzmir Türk bayrakları ile bezenmiş her tarafta sevinç çığlıkları, çılgın ve içten tezahüratla Paşa’sını karşılıyordu.
Akşam Mustafa Kemal Paşa aşağıdaki bildiriyi yayınladı:
“Büyük ve Asil Türk Milleti,
Ordularımız 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’imizi 10 Eylül 1922 akşamı Bursa’mızı muzafferen kurtardılar.
Akdeniz askerlerimizin terâneleriyle dalgalanıyor.
….
Millet Orduları, ondört gün zarfında büyük bir düşman ordusunu imha ettiler. Dörtyüz kilometrelik fasılasız bir takip yaptılar.
Bu büyük Zafer münhasıran senin eserindir.
Büyük ve necip Türk Milleti.
Anadolu’nun Kurtuluş Zaferini tebrik ederken sana İzmir’den Akdeniz ufuklarından, Ordularının selamını da takdim ediyorum.”
Türk Ordusunun bu muhteşem başarısı, içte çok büyük bir coşku ile, İtilaf Devletlerinde de şaşkınlıkla karşılandı. Zafer sadece Türk Milleti tarafından değil başarıya susamış İslam alemini de sevindirmişti.
26 Ağustos’ta başlayan taarruz ve gelişen durumlar Türk Başkomutanlığı tarafından başlangıçta basına, halka açıklanmamıştı. Bu nedenle İstanbul’da Rumlar, Türklerin taarruzunun Yunan Ordusu’nun çelik kayasına çarptığını hatta Mustafa Kemal Paşa ve karargahının esir olduğunu yayıyordu.
İlk açıklamaya kadar sokağa bile çıkamayan Türklerin ağzını bıçak açmıyordu. Hatta Büyük Ada’da Rumlar Mustafa Kemal Paşa’nın esir olmasına şerefine şampanya patlatıp, Türklere de zorla içirmeye çalışıyorlardı.
Falih Rıfkı o günleri şöyle anlatıyor:
“İlk vapurun en görünmez köşesine sığınarak iki büklüm köprüye indik.
Bütün Türkleri yas içinde bulacağımı sanıyordum…
Meğer bütün karargahı ile Başkomutan Mustafa Kemal değil Yunan Başkomutanı Trikopis esir olmuş.
…
Bir çocuk gibi sıçramaya başladım.
Yunan Ordusunu yok etmişiz ve İzmir’e iniyormuşuz.
Ben ömrümde hiçbir edebi eserde, Ordulara ilk hedeflerinin Akdeniz olduğunu bildiren günlük emri okurken duyduğum zevki duymadım. Ne olmuştuk, biliyor musunuz? Kurtulmuştuk.”
Bu sevinç bütün yurdu sarmıştı. Hiç işgal görmemiş, üçbuçuk yıl küstah ve zalim Yunan çizmeleri altında inim inim inleyen Anadolu Türkleri Kurtuluş’u kutluyordu. Nasıl kutlamasınlardı? İşgal ettikleri her yeri soyup soğana çevirmiş, işbirlikçi mahalli Rum ve Ermenilerle Türk halkına yapmadıklarını bırakmamışlardı. Küstah ve zalim Yunan Ordusu sadece işgal zamanı değil bozguna uğrayıp İzmir’e doğru kaçarken; bir alev makinası gibi evleri, köyleri, kasabaları, harmanları, yiyecekleri yakmışlar, insanları katledip kuyulara atmışlar, hayvanları sürüp götürmüşler, su kuyularını ve kaynaklarını tahrip edip kapatmışlar, kadın ve kızların ırzlarına geçmişlerdi.
Yunan Ordusu bünyesinde Yangın Bölükleri kurulmuştu. Bu bölükler; köy, kasaba ve şehirleri yağmaladıktan sonra, harmanları ve kullanmadıkları yiyecek ve erzakları bölgeyi terk etmeden yakıyorlardı.
Yunan Ordusunun hemen ardından Uşak’a giren birliklerimiz, halkın da yardımı ile yangınları söndürmeye uğramışlarsa da 1785 ev, 636 dükkan ve 12 cami ve mescit’in kül olmasını önleyememişlerdi.
Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa da şahit olduğu Uşak yangınını şöyle anlatıyordu:
“Uşak’tayız, İzmir’e devam edeceğiz. Her taraf yanıyor. Topları ile tüfekleri ile düşman kıtaları uğradıkları yerleri ber şey bırakmaksızın yakıyorlar. Halk canını dağlara atarak, köylerin şehirlerin dışına kaçarak kurtarabiliyor.”
İsmet Paşa yangını çıkaran Yunan Tümeninin esir olan komutanına bu vahşetin hesabını sordu. Tümen Komutanı “Söz dinletemiyoruz, ordu da düzen disiplin kalmadı, çok özür dilerim.” cevabını vermiş.
Yine Gediz-Uşak istikametinde çekilen Yunan birlikleri de rastladıkları Gümüşköyü ve Değirmen Köyü’nü yakmışlar köyde sağ buldukları 150 kadını da beraberlerinde götürmüşler. Daha sonra hiçbir haber alınamayan bu kadınlar köylerine de dönmemişler.
Yerli Rum ve Ermeni çeteleri de bu cinayet ve katliama katılıp yardımcı oluyorlardı.
4 Eylül’de Uşak-İzmir demiryoluna yaklaşan 1nci Süvari Tümeninin 21nci Süvari Alay Komutanı bölgedeki Dorasilli köyünde, yakılmak üzere birkaç eve doldurulan köy halkını kurtarmış, uzakta da yanmakta olan Alaşehir Kasabasının dumanlarını fark etmiş. Meğer düşman köyde sadece iki ev yakabilmiş, diğer üç evi yakmaya fırsat bulamamış.
4500 mamur, oturulabilir evleri, binaları olan Alaşehir’in ise evleri, camileri, dükkanları, bağları, bahçeleri bir uçtan bir uca kül olmuştu. Alaşehir’de kendini yanmaktan kurtarabilen, sadece 27 ev, evet sadece yirmiyedi ev kalmıştı. Alaşehir yanarken yerli Rumlar ve Yunan askerleri şehri son akçesine kadar soymuşlar, 600 Türk’ü de süngü ile katletmişlerdi.
Yangından Turgutlu ve civar köyler de nasibini almış. Güzelim Anadolu alev alev yanıyor.
İzmir bu furyadan kurtulabilir mi?
İzmir de yandı. 13 Eylül’de Ermeni mahallesinde başlayan yangın bütün şehri etkisi altına almıştı. Üç günde kontrol altına alınabilen yangında 20-25 bin ev-dükkan yanmış binlerce insan işsiz aç ve açıkta kalmıştı.
Yunanistan’ın Küçük Asya Ordusunun imhası Yunanistan’ı da karıştırdı. İhtilal olmuş, Kral tahtan çekilmiş, 3 Ekim’de de Mudanya Ate=kes Antlaşması başlamıştı.
Malumları 11 Ekim’de Ateşkes Antlaşması imzalanarak, Kurtuluş Savaşı, dolayısı ile Birinci Dünya Savaşı da sona ermiş, onbeş gün içinde Yunanistan’ın Trakya’yı boşaltması temin edilmişti. Ve Mudanya4da hudutları da tesbit edilen yeni bağmışız Türk devleti ile Birinci Cihan Savaşı galipleri arasında barış müzakereleri kararlaştırıldı.
Değerli okurlarım,
9 Eylül 1922 Kahraman Ordumuzun İzmir’e girerek şeklen de olsa Kurtuluş Savaşı’nın ve dolayısı ile Birinci Dünya Savaşı’nın sonlandırıldığı, ülkemizi adeta tabi bir devlet haline getiren Sevr dayatması gündemden düşürüldüğü, 30 Ağustos Zaferi’nin taçlandırıldığı gündür.
95nci yılını kutluyoruz.
Ne kadar övünsek azdır.
Değerli okurlarım,
30 Ağustos Zaferi’ne kadar Ordumuzun taarruzu pek beceremediği kanaati, en olumsuz koşullarda kazanılan bu Muhteşem Zafer’le tamamen çürütülmüş ve yeni kazanımları ile Ordumuz dünyanın sayılı orduları arasında çok önemli bir yer edinmiştir.
Yaklaşık yüzüncü yılında Cumhuriyetimizin bu nedenle dostlarına güven ve itimat telkin eden, bölgesinde söz sahibi bir konumundadır. Bu konum Kıbrıs Barış Harekatı ile daha da dikkat çeken bir duruma ulaşmıştır.
1922’de ordusu, parası ve devleti de olmayan Mustafa Kemal Paşa, Yunanistan’ın tarihinde çıkardığı en güçlü Orduyu beş gün gibi kısa sürede mağlup etmiş, günün her türlü teknik ve aracına sahip Yunan Ordusunun ensesinde, İzmir’e kadar 10 gün durup dinlenmeden takip etmiştir. Üstelik İzmir’e doğru hem demiryolu hem de motorlu araç kullanan Yunan Ordusu en acil ihtiyaçları bile karşılanamayan Türk ordusu tarafından takip edilmiştir.
30 Ağustos Zaferi, mevzi savaşlarının icra edildiği Birinci Dünya Savaşı’nın kesin sonuçlu bir İmha Muharebesi, İzmir Takip Harekâtı da tam bir Motorsuz Yıldırım Harbi’dir.
Bu motorsuz yıldırım harbinde Türk Ordusu hiç motorlu vasıtası ve demiryolu kullanmadan aralıksız 10 gün 400 km savaşarak düşmanın yakasını hiç bırakmamıştır.
Günümüzde zırhlı ve motorlu birliklerin kullanıldığı 1967 Arap-İsrail Harbinde, İsrail Ordusunun, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda da Ordumuzun takip performansı aşağı yukarı aynıdır.
Ayrıca Yunan Ordusunun Anadolu’da sergilediği vahşet, katliam, yakma, yıkma, soygun ve tecavüz olayları Cenevre Sözleşmesi ile yasaklanmıştır. Yunanistan gibi gelenekleri oluşmamış ülkeler harp hukukunu da hiçe saymakta, BM ve uluslararası bütün kuruluşlar da sergilenen vahşeti seyretmektedirler. Kıbrıs’ta, Kıbrıs Rumları da Kıbrıs Türklerine karşı Yunan Ordusunun Anadolu’da sergilediği vahşeti, katliamı, yakma, yıkma, soygun ve tecavüz olaylarını eksiksiz uygulamışlardır. Biz bu olayları yakından bilmemize rağmen, Kıbrıs Barış Harekâtı’nda harp hukukuna ve Cenevre Sözleşmesi’ne aykırı hiçbir olaya asla tevessül etmedik.
Bunun en bariz kanıtı kuzeyden güneye geçen onbinlerce Rum’un bizzat kendileridir.
Ebediyen semalarında şanlı bayrağımızın dalgalanacağı, minarelerinde ezanların okunacağı Güzel İzmir’in Kurtuluşunun 95nci yılını kutluyorum. Başta ebedi Başkomutanımız Ulu Önderimiz Atatürk olmak üzere kahraman silah arkadaşlarının, Kahraman şehitlerimiz ve Mehmetçiklerin hatıraları önünde yüksek bir saygı ile eğiliyorum.
Mekanları cennet, Ulu Tanrı’nın rahmeti üzerlerine olsun.
24 Haziran erken seçim değil, 66’ya bağlanmış BASKIN SEÇİMDİR!.. Referandumdan bu güne AKP Gnl. Başkanı Tayyip Erdoğan’ın seçim çalışması yürütmekte olduğunu siyasetten az çok anlayan bütün gözler görmekte ama bu kadar baskın seçim beklememekteydiler. Bunun dışındaki yarımsaatin, gelişmelerin ve açıklamaların tamamı Türk Milletinin zekasıyla dalga geçen 5. sınıf basit bir KURGUDUR.
AKP’nin kötü yönetimiyle pimini çektiği ekonomiyi 2019’a kadar tutamayacağı, elinde patlayacağı için anketler havuz medyasının aksine AKP’nin aleyhine olmasına rağmen daha seçimin kanunları bile yokken (şaka gibi), yerel seçim hezimetini yaşamadan, bazı partilerede çelme takarak, bir gün öncesi uzatılan OHAL şartlarında seçimle akp’yi kurtarma çaresizliği; BASKIN SEÇİMİ GETİRMİŞTİR.
Siyasette iradesini terk etmeyen, fiyatı ve korkusu olmayan, şahsiyetli, liyakatli ve idealist isimlere tahammül olmadığını bilmeme rağmen 2014’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde benim adayım fazlasıyla o makama layık, Türkiye’de ki çok az sayıdaki gerçek akademisyenlerden olan ve ismi ilan edildiğinde her kesimden destek alacak, heyecan yaratacak Prof. Dr. İlber ORTAYLI Hocamızdı.
ÇATI ADAYI belirleyen partilerin üst yöneticileriyle bu düşüncemi paylaştığımda “İlber Hoca’ya teklif ettik, sıcak bakmadı.” demişlerdi.
Söylediklerinin doğru olduğunu düşünerek Antalya’da duyurusu doğru dürüst yapılmadığı halde hınca hınç dolu salonda, yüzlerce kişinin huzurunda İlber Hocamıza neden Cumhurbaşkanlığı adaylığını kabul etmediği siteminde bulunmuştum. İlber Hoca: “Partilerden bana herhangi bir teklif gelmedi” dedi. Aldığım cevap ve sonrasında İlber Hocayla kuliste görüşmemizde ortaya çıkan gerçekler üzücü ve düşündürücüydü. Birileri iyi niyetlerimizle, idealizmimizle pervasızca oynamıştı.
Hiç tanınmayan bir isim yerineİlber Hocamız çatı adayı olsaydı, AKP seçmeni dahil bütün partilerden bir gönüllüler ordusu kendiliğinden oluşur, Tayip Erdoğan sandığa katılımın en düşük olduğu seçimle seçilemez ve o seçimi çok rahat kazanırdık.
AKP’NİN EN BÜYÜK KORKUSU SEÇİMİN 2. TURA KALMASIDIR. 2. turda AKP GNL. BŞK. ERDOĞAN’IN SEÇİLMESİ İM-KAN-SIZ-DIR!.. Bu yüzden TÜRK MİLLETİNE RAĞMEN, siyasi ahlaka uymayarak, her yol mübah anlayışıyla kurnazca, seçimi oldu bittiye getirmeye çalışmaktadırlar. ONLARDA ÇOK İYİ BİLMEKTEDİRLER Kİ: 2. TURA KİM KALIRSA ÇOK YÜKSEK BİR OYLA O CUMHURBAŞKANI SEÇİLECEKTİR.
Bunun için, MEVCUT ADAYLARLA BİRLİKTE 100 Bin İmzayla ve Siyasi Partiler tarafından Türk Milletininin geneline hitap eden AKP seçmeninden de oy alabilecek çıkabildiği kadar çok aday çıkmalıdır. Diğer Adaylarla birlikte İlber ORTAYLI Hocamız aday olmalıdır. Liyakati ve Türk Milletinde karşılığı olan İlker BAŞBUĞ Komutanımız da aday olmalıdır. Seçmen kimi 2. tura seçerse o BAŞKAN DEĞİL, 81 MİLYONUN CUMHURBAŞKANI OLACAKTIR. “Olamaz Türk’e baş Türküm demeyen”
24 Haziran seçimlerinde hata yapma lüksümüz yoktur. BU SEÇİM VATANIMIZ İÇİN UÇURUMDAN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞTIR. Aksi durumda karpuz gibi ikiye böldükleri Vatanımız yönetilemeyecek, sermaye ve yetişmiş beyinler hızla ülkeyi terk edecektir.
16 Nisan Referandumunda ve anketlerde görüldüğü gibi 24 Haziranda da bir tek Ülkücü Türk Milliyetçisi, Vatansever, gerçek dindar, ulusalcı ve akp’nin eğitimli ve sağduyulu seçmeni; AKP GNL.BŞK. TAYİP ERDOĞAN’A OY VERMEYECEKTİR.REFERANDUMDA GERÇEKTE %54, GÖSTERİLEN %49 HAYIR DİYEN SEÇMEN, ŞİMDİ TEK ADAM REJİMİNE NEDEN EVET DESİN?
AKP İÇİN DENİZ BİTMİŞTİR. Din satışı, kronik mağdurluk, yol-köprü edebiyatı ve hamasi nutuklar 16 yıldır artık milleti baymıştır. AYNI ŞEYE “AK” DEDİĞİNDE DE, “KARA” DEDİĞİNDE DE İKİSİNİ DE ALKIŞLAYAN DÜŞÜNMEYEN FANATİK KİTLE son derece azalmıştır. Tamamı satılsa parasıyla bir kaçak kondu saray bile yapılamayacak şeker fabrikalarımızın satışına kadar iş düşmüştür.
“ERKEN SEÇİM İSTEMEK VATANA İHANETTİR.” Diyen Sn.Erdoğan, 16 yıldır yaptığı gibi bu gün de söylediklerinin hep aksini yaparak yangından mal kaçırırcasına baskın seçime gidiyor. Diğer tersi icraatlarında olduğu gibi buna da MANTIKLI VE İNANDIRICI HİÇBİR AÇIKLAMA GETİREMİYOR.
Israrla “Erken seçim yok! Seçimler zamanında yapılacak!” denirken, Nato Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Türkiye’ye gelişinden bir gün sonra baskın “seçim” denmesi de çok düşündürücü ve manidardır.
Birileri “Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş” ve Türk Milleti kolayca kandırılabiliyor SANABİLİR…
TÜRK MİLLETİ HER ŞEYİN FARKINDA, BİRİNCİ VAZİFESİ: “Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmek” KARARLILIĞINDADIR.
Savaştan çıktığında taş üstünde taş kalmamış Almanya, japonya gibi ülkeler15 yılda dünya devi olmuşken 16 yıldır hala yol, köprü konuşan bir Türkiye… AKAN SU BİLE 16 YILDA YATAĞINI GENİŞLETİR.
Sağ duyulu Türk Seçmeni KALDIRDIKLARI ANDIMIZ YERİNE her gün okudukları “rabia” da olduğu gibi: “tek bayrak” değil TÜRK BAYRAĞINI, “tek millet” değil TÜRK MİLLETİNİ, “Tek vatan” değil TÜRK VATANINI, “Tek devlet” değil TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ seçecektir.
Koltuk menfaatini milli menfaat diye pazarlayarak, çaresizlikten korkuyla yapılan bu baskın bile akp’yi kurtaramayacak, TEK ADAM REJİMİ SONA ERECEKTİR!..
ALPAGUTLAR!.. Gün bu gündür!.. Durumdan vazife çıkartma zamanıdır!..
16 yıllık kötü yönetimden, aldatılmalardan, hırsızlık-yolsuzluk ve rüşvetten, bölücülükten, kutuplaştırmadan, din tüccarlığından; KISACASI MİLLİYETÇİLİĞİ AYAKLAR ALTINDAN KURTARMAK, demokratik hukuk devletine sahip çıkarak tek adam rejimine son vermek, CUMHURİYETİMİZİ KURULUŞ DEĞERLERİYLE YENİDEN BULUŞTURMAK, akp zulmünden kurtulmak için : HAYDİ BİSMİLLAH!..
Yerel tohum çalışmalarımız kapsamında, üretici ziyaretlerimizi yapmak için, Fethiye’nin Nif köyüne gittik.
Nif köyü, dört yanı Torosların devamı olan dağlarla çevrili, engebeli bir araziye sahip yeşilin en güzel tonlarına sahip muhteşem bir köy.
Erkenci kiraz ağaçlarının çiçekleri içimizi coşturuyor. Bütün meyve ağaçlarının dalları çiçeklere doymuş. Her yer doğal papatyalarla dolu.
Daha sonra adı Arpacık olarak değiştirilmiş olsa da halen Nif olarak bilinmektedir.
Köyün farklı mahallelerinde oturan üreticilerimizin yerel tohum
fidelerini görmek, onlarla sohbet etmek ve bu çalışmamızda ki yeni projeleri paylaşmak için yola çıktık..
Beş ayrı üreticimizin binlerce dönüm arazisi, onlarca çeşit yerel tohumları, tonlarca alacakları ürünleri tespit edip, onların sorunlarını dinlerken, sorunlarının ortak olduğunu görüyoruz.
Daha önceki ziyaretlerimizde de dile getirdiğimiz, genç nüfusun olmayışı, evlerinde kalan yaşlıların tek başlarına atadan kalan topraklarına gözü gibi bakmalarıydı.
Kemal amca biraz daha şanslı, oğlu ve gelinleri hala canla başla çalışıp üretiyorlar. Yüzlerce ağaç var, çok çeşitli meyveler, yerel tohum fideleri, keçileri, bostanları ve yapılacak o kadar çok işleri var ki.
Ömer Lütfü amca 83 yaşında, eşi Seferiye nine, ‘’ seferberlik zamanında doğduğum için adımı Seferiye koymuşlar ‘’ diyerek gülümsüyor. Ömer Lütfü amca bizi görünce gidip, tarlada çalıştığı kıyafeti değiştirip, gömleğini, yeleğini giyip elinde lokum ve kolonya ile geliyor yanımıza. Eşi yıllarca emek vermiş hala iki büklüm haliyle ve elinde ki bastonuyla toprağına dokunmaktan vazgeçmiyor. İki çocuğu evlenip şehir dışına gitmiş. Onlarca dönüm arazi, yüzlerce ağaç ve ekilmeyi bekleyen topraklar onların umuduna kalmış.
Adem bey ve eşi Nazike hanımın evine gidiyoruz. Yaşlı anneleri gülen gözlerle bakıyor bize, sıcacık sarılıyor. Nazike hanım çok becerikli, yıl boyu hepimiz onu yaptığı tarhanaları tüketiyoruz. Karnımız tok olmasına rağmen hemen masayı donatıyor. Karışık otlardan bulgurlu bir yemek yapmış. Yaptığı her şey kendi ürettiği ürünler. Ev yoğurdu, kuru fasulye ve ekşi mayalı ekmek.
Biber, patlıcan, salatalık, kabak fidelerini tek tek gösteriyor bize. Bu sene ne kadar tohum ektiklerini, ne kadar ürün alacaklarını, ağaçlarını meyvelerini anlatıyor. Yerel tohum ürünlerine ve ağaçlarına solucan gübresi kullanmak için bu dönem başladığımız projenin de içinde yer alan Adem bey, solucanlarını büyük bir heyecanla gösteriyor bize. Başladığı için çok memnun…
Dağ köylerini dolaşıp, Üzümlü merkeze geliyoruz ve Benan hanımın evine gidiyoruz. Baş köşede yaşlı bir teyze oturuyor. Mutlu oluyor bizi görünce. Sohbet ediyoruz. Benan hanım börekleri hazırlamış, anne kurabiyeleri yapmış büyük bir zevkle ikram ediyor bize. Pazarda daha çok kuru ürünler satan Benan hanım tek tek anlatıyor yaptıklarını. Ona da yeni çalışmamızın detaylarını anlatıyoruz.
Son durağımız Seval hanım, çok geniş bir araziye sahip, eşi de kendisi de daha genç ve geçimlerini hem tarım, hem hayvancılık yaparak sağlıyorlar. Evin kızı TIP’da okuyor. Evde ki babaanne gururla torununun doktor olacağını söylüyor bize. Çok sayıda keçileri var, bahçenin geniş bir alanında erik, kayısı, üzüm kurularını sermiş. Yemyeşil arazinin tam ortasında oldukça bakımlı üzüm bağları uzanıyor. ‘’Bakarsan bağ olur’’ sözünü mırıldanıyoruz.
Yerel tohum fideleri muhteşem görünüyor. Hepsinin bilgilerini ve fotoğraflarını alıyoruz. Bizimle birlikte bu çalışmada her zaman yanımızda olan Ziraat Mühendisi Ahmet bey hepsinin sorunlarını dinliyor, karşılıklı sohbet ediyorlar. Zararlılarla nasıl başa çıkacaklarının çözümlerini anlatıyor.
Zararlılar üzerine konuşurken, dönüş yolunda, ‘’erken seçim’’ haberini alıyoruz.
Bakıyoruz sosyal medya da herkes birer aslan kesilmiş, bir telaş bir telaş.
Referandum döneminde yaptığımız imza kampanyalarını, sokak, mahalle, köy çalışmalarını hatırlıyoruz.
İmza atmaya korkanlar, yanımızda görünmekten korkanlar, sokakta elinde HAYIR broşürleriyle görülmekten korkanlar, ‘’çocuğum işe girecek ben gizli destek vereyim’’ diyenler, kalabalık yerlerde imza toplamaktan korkanlar, ”aman senin çocuğun var çok ortalarda görünme” diye akıl verenler.
Üzümlü’den ayrılırken, gözümüzün önünden bir bir geçiyor halleri.
Birbirimizle konuşmasak da, okulun önünden geçerken şanlı bayrağımıza takılıyor gözümüz…
Hayatta ezberlerinin dışına çıkmayı deneyimledin mi?
Bazen bir tek karar yeterlidir, ihtiyaç duyduğunuz ilhamı almaya. Akışa güvenmeli, böylelikle gerçek resmi deneyimlemelisin. Farklı enerjiler, farklı alanlar ve daha bir sürüsü…Şimdi herşey değişiyor, dönüşüyor, evriliyor. Farkındalığın tadını çıkardığın an akışa teslim olmuşsun demektir. O halde bundan da daha iyisi için neler mümkün?
Bir önceki yazımda hayat, bize kendi bildiği yöntemlerle plan yapmamayı öğretiyor ve bunu akışta olmak üzerinden öğretiyor demiştim. Şimdi biraz gerçeklikler karşısındaki eğilimlerimize değineceğim.
Bizler kendi yarattığımız gerçekliğin içindeyiz, işte bütün çıplaklığıyla deneyimlediğimiz ve hayatın tamamı da bu aslında. Bunlar seçimler, vazgeçişler, sıkı sıkıya tutunuşlar, korkular, bağımlılıklar ve inanç kalıplarının tamamı, aslında kendi kendine SABOTAJ.
İçindeyken farketmediğin, ezberin dışına çıktığın An’da büyük resimde gözlemleyebildiğin GERÇEKLİK.
Aklıma bir süre önce “Tamamen KABULDE olabildiğim bir GERÇEKLİK istiyorum” dediğim geliyor. Arkasından “Emin misin?” sorusunu duymuştum, evet çok emindim.
Ezberlerinin dışında ‘kabulde ve akışta’ olabildiğin hayat deneyimlenebilir.
Kabul bu bedenlerde tecrübe ettiğimiz en değerli duygu hali. Var olanı, duygu, kişi veya durum neyse olduğu gibi ALMAK!
Sen istediğin anda kendi hayatının kontrolünü eline alıp kendi gerçekliğini yaratabilecek mucizenin kendisi olan SEN! Mucizeler onlara inandığın sürece peşini bırakmaz, aç kalbini sonsuz olasılıklara boz ezberlerini.
Şimdi bulunduğun alanda bırak senden tüm beklenenleri, rolleri, etiketleri ve Şu An’da. Arkana yaslan, derin birkaç nefes al, eylemsiz SENİNLE kal, kendi merkezine odaklan ve tekrar et lütfen;
Biliyorum ki hayatımda herşey TAM olması gerektiği gibi.
Biliyorum ki kontrolü BIRAKMAK çok keyifli.
Biliyorum ki çok GÜVENDEYİM.
Biliyorum ki hayat bana SONSUZ seçenekler sunar.
Biliyorum ki tüm seçenekleri FARKEDEBİLMEK gücüne sahibim.
Şimdi “HAYAT bildiği gibi gelsin, işimiz bu YAŞAMAK…”
Seçim(ler); önceki hâli ile kalsa idi yani Mart ‘19’da M.Vekili Kasım’19’da da Başkanlık seçimi yapılacaktı. Yani 2 ayrı seçim vardı. Ama paldır / küldür alınan bu seçim kararı gereği (henüz meclis evet demedi sanırım ama) 24 Haziran’18 seçiminde 2 oylamanın birlikte yapılacağını, yani aynı anda gerçekleştirileceğini ve bunun da iki oy pusulasının 1 zarfa konularak olacağını söylüyor TV ekranındaki yetkili, bu sabah. (20.04.2018 sabahı)
Yani sandığa giden vatandaş eline alacağı M.vekili oy pusulasını ayrı, Başkanlık oy pusulasını ayrı mı seçecek, yooo. Atmışken bunu da aynı partinin adayına atayım diyecek, diyecek eminim. Bu bir psikolojik durumun gereğidir. Öyle ya mâdem ki C.Başkanı partili olabilecek eh ne var ki bunda? Seçtiği M. vekilinin partisinden neden olmasın ki Başkan, diyecek. Nasıl mı olacak? Adam diyecek ki “Amaaan biri tekir biri Bekir olur mu? Nasıl bir tercihdir ki bu benim önümdeki? İkisini de aynı parti adayına atarım olur biter.”
Esasen 2. bir adayın çıkması oldukca zor bu durumda, hele 3.4. hiç mümkün değil. Zira sayın bakanlardan birinin az önce TV ekranında yaptığı açıklama (ya da fikrini serdetmesine) bakarsak şöyle olacakmış aday olmak. Secmen bulunduğu il (daha doğrusu) ilçenin Y.S. Kuruluna başvurup imza verecekmiş falanca kişi benim Başkan adayım diye ve ona bir alındı belgesi verilecekmiş ki mükerrer olmasın talep. İyiii ancak ortada ortak imzalı (toplu imzalı) bir belge yok. Kişilerin hangi aday hakkında ne kadar imza verdiklerini ya da bir aday için kaç imza toplandığını kim hesap edecek? Y.S.K. Hadi canım sende! Tutun ki A adayı tamam, B adayı için de 100.000 imza verildi (toplandı) Eee ‘99.998 imza var, 100.000 toplanmadı, falan aday bu yüzden Başkanlık seçimine giremez’ diye duyursa, hangi vatandaş gidip de (acaba) benim imzamı mı saymadılar diye başvuracak ki? Ya deli misiniz siz? Y.S.K:’nın dediği dedik, üst mercî makâm yok. Bir dilekçe ekinde 100.000 imza yetmiyor mu? Meclis kanûn bile kabûl ederken ‘edenler – etmeyenler /edilmiştir’ geçiştirmesi ile pat diye bir anda bu işi yapıyorken, hiç bu yol olacak şey mi?
Bitmiştir efendiler, zâten bir işlevi olmayacak M. Vekilliği tamam, 600 kimse o çatı altına toplanır. Çay, kahve, sigara falan akşamı ederler. Akşam da evlerine dağılırlarken dua ederler.
Başkan ise zâten belli, artık o mu bu mu şu mu diye düşünmeye gerek yok.
Diyordum ki; 1982 Anayasa oylaması ile C.Başkanı seçildiği kabul edilen Kenan Evren bile daha iyi düşünmüştü (eğer fikir onun ise) bu seçimi. Bir taşla 2 kuş gibi. Anayasayı kabûl ettin, ettin. O zaman beni de C.Başkanı kabûl ettin. Yok Anayasayı kabûl etmedin, eh sen bilirsin, yenisini hazırlatırım bekle dur sonraki seçimi…Ki vatandaşın bir kısmı Anayasa’ya evet derken eli mahkum olarak Kenan Evren’ de evet demiş olmuştu, evet demek istemese bile.
Bu seçim(ler) eğer 2019’da, düşünüldüğü ve oylanarak kabû l gördüğü referandumun gereği biçiminde yapılaydı, yani Mart / Kasım aylarında 2 parçalı yapılaydı, Ulusal Kanalda her Pazar program yapan S. Önkibarı’ın dediği gibi (belki doğru) MHP seçmeni M.Vekili oylaması için kendi adaylarına ancak C. Başkanlığı için ittifak falan düşünmeden diledikleri adaya oy verecek olsalardı, eh yani bir 2. kişinin bir şansı olabilirdi en azından 2. tur’da. İşte bir anlamda Kenan Evren seçimine benzettiler alel acele işi, oldu bittiii…Haydi hayırlısı
Sadece Kemâl Kılıçdaroğlu’nun dün ekranlarda dediği (bilerek ya da bilmeyerek) o sözü bir anlamda hesaba katarak bitiriyorum yazıyı “ “Haziran güzel bir aydır. ‘İYİ’lerin kazandığı, kötülerin kaybettiği bir aydır.” Olur mu? Olur. Ya farkında olmadan ağzından kaçtı ki söyletene bak derler söyleyene değil. Ya da bilerek etti bu sözü ki hiç sanmam, parti üyelerinin bir görüşüne başvurmadan etsin, sanırım aceleye geldi, kaçırdı ağzından.
1. Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA), Azerbaycan saldırısına karşı ABD’ nin Karabağ’ a yardımını savundu. (İ)
2. Ermenistan Başbakanı Serj Sarkisyan, Ermenistan ‘daki siyasi durum hakkında bir açıklama yayınladı. Başbakan’ın resmi internet sitesinde yayınlanan bildiride: “Geçtiğimiz hafta, Erivan’da gösteri ve yürüyüşler yapıldı. Ülkemizin her vatandaşının barışçıl gösteriler ve yürüyüşler yapma hakkı var. Yetkililer her zaman bu haklara saygı gösterdiler ve göstermeye devam edecekler”. (İ)
3. Başbakan Serzh Sarkisyan’ a karşı kitlesel protestoları başlatan muhalefetteki Sivil Sözleşme Partisi lideri Pashinyan, 20 Nisan’da Erivan’daki Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitingde muhalefetin Ermeni makamlarından beklentilerini bildirdi. (İ)
4. Basına açıklamada bulunan milletvekili Nikol Pashinyan, iktidarla görüşme konusu sadece Serj Sarkisyan’ın istifası olabilir dedi. (İ)
6. Ermeni <sözde> soykırımı’nın anıldığı 24 Nisan yaklaşırken 21 Nisan Cumartesi günü İstanbul Cezayir Konferans Salonu’nda “24 Nisan’dan Hrant’a: Bu acı hepimizin” başlıklı bir panel gerçekleştirilecek. (T)
https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/04/21/İstanbul-soykırım-Hrant/127645
7. Sendikalar ve kuruluşlar, huzursuzluğun devamı sırasında Başbakan’ın diyaloga katılması için çağrıda bulunuyor. (İ)
8. Erivan şehir merkezindeki gösteri kaosa dönüştü. (İ)
9. Massis Post, özel bir söyleşide, Temsilciler Meclisi Üyesi Adam Schiff ile Ermeni toplumunu etkileyen çeşitli konuları tartıştı. (İ)
10. Ermenistan’ ın çıkarları nerededir? ABD – Rusya gerilimi ekseninde Ermenistan’ın konumu hakkındaki tartışma. (T)
http://avim.org.tr/tr/yorum/ermenıstanın-cıkarları-nerededır-abd-rusya-gerılımı-eksenınde-ermenıstan-ın-konumu-hakkındakı-tartısma
İYİ Parti sözcüsü Aytun Çınar, “Yargıtay’ın verdiği listede İYİ Parti de var, İYİ Parti’nin seçimlere katılma hakkı tescil edildi” dedi.
İşte İYİ Parti Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Aytun Çıray’ın o açıklaması:
“Yüksek Seçim Kurulu, Sayın Sadi Güven’in de belirttiği gibi partilerin sicil ve dosyalarını tutan, denetimlerini yapan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerine katılma yeterliliğine sahip olan partilerin listesini istemiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu bilgi ve belgeleri inceledikten sonra 20.04.2018 saat 17.00 itibarı ile Yüksek Seçim Kuruluna 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerine katılma yeterliliğine sahip olan partilerin listesini vermiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın YSK’ya verdiği ve daha önce seçimlere katılma hakkına sahip olan dokuz partiye ilâveten İYİ Partiyi de eklemiştir. Bu durumda İYİ Parti’nin 24 Haziran’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerine katılma hakkı tescil etmiştir.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 24 Haziran’da yapılacak erken seçim için Cumhurabaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanması için çalışacaklarını; “İyi Parti’nin ise sadece MHP’den oy alacağını vurguladı.
T24’ün haberine göre; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 24 Haziran’da yapılacak erken seçim için Cumhurabaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanması için çalışacaklarını söyledi. Bahçeli, ” İyi Parti, başka partiden oy almaz, alırsa bizden alır, biz de rıza gösteriyoruz, kararı YSK versin”Basın bir gün de doğru yazsın”. dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 24 Haziran’da yapılacak erken seçim için Cumhurabaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanması için çalışacaklarını söyledi. Bahçeli, ” İyi Parti, başka partiden oy almaz, alırsa bizden alır, biz de rıza gösteriyoruz, kararı YSK versin” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin seçim stratejisine ilişkin sorulara verdiği yanıtta şu ifadeleri kullandı:
“MHP’nin geçmişten bu yana Türkiye’nin bugünkü siyasi sosyal şartları da dikkate almak kaydıyla ister zamanında ister erken bir seçim için her zaman hazırlıklı olduğunu ifade edebiliriz. Seçim stratejimiz iki esasa dayanır. Güçlü ve dengeli Meclis birincisi. İkincisi cumhurbaşkanı seçiminin eşzamanlı gerçekleşmesidir. MHP, cumhurbaşkanı seçiminde kendi partisi mensuplarından aday çıkarmamıştır. Adayımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. MHP’nin seçim stratejisi cumhur ittifakı çerçevesinde kendi siyasi kimliğini koruyarak her ilin seçim çevresinde öngörülen sayılarla aday belirlemek suretiyle TBMM’de güçlü olabilecek bir ağırlıkta çalışmalarını sürdürecektir. Bir yanda Erdoğan’ın kazanması için gayret göstereceğiz. MHP’nin siyasi kimliğini korayan bir kadro ile TBMM’de yer almak için çaba göstereceğiz”
“İyi Parti seçime girsin”
İyi Parti’nin seçime katılıp katılamayacağı ile ilgili tartışmaların hatırlatılması üzerine Bahçeli, “Burada biraz dikkatli olmak lazımdır. ‘Seçim 15 Temmuz’da olacak’ sloganı ile siyasallaşma sürecine girenler 15 Temmuz’a gerçekten inanmış olsalardı 15 Temmuz’dan 6 ay önce seçime girme yeterliliğine kavuşmuş olmaları lazımdır. Bunu bilemiyoruz, ilgi alanımız değil. Seçime de girsin. Başka partilerden alamaz, alırsa bizden alır. Biz de rıza gösteririz” diye konuştu.
Sadece biz değil, bütün dünya Suriye ile yatıp kalkıyor.
Varsa yoksa Suriye. Sanki 3’üncü Dünya Savaşı’nın ayak sesleri.
İngiltere’deki eski bir çift taraflı casus zehirlenmiş…
Sırp Veliahdı da Saraybosna’da öldürülmüştü ya!
Yumağı çözmek için ipin ucunu arıyordum, çektikçe karışıyor, açılmaz, anlaşılmaz, içinden çıkılmaz hâle geliyordu ki torbadan birden Bahçeli “de” çıkıverdi.
Fırsat bu fırsat diyerek en kolay sorudan, en zayıf halkadan başlayayım dedim.
Türkeş’in 4 Nisan 1997’de karlı bir Ankara sabahında vefatından sonra; ülkücü camia Bahçeli-Tuğrul ikilemini yaşıyor iken Koray Aydın’ın, “taraf”ını belli etmesiyle hilat giyen Bahçeli…
Tam 21 senedir başında olduğu ve “M”HP haline getirdiği partisiyle girdiği her seçimi kaybettiği halde… hâttâ bir seferinde sıfır çektiği halde…57’inci Hükümetteki stepne dönemi dâhil bir türlü muktedir olamayan Bahçeli…
Diplomalı, “doktor” ünvanlı “akademisyen” Bahçeli…
Suriye meselesine “damardan” müdahil oldu.
“ABD Başkanı yeni yetme ergen edasıyla Twitter’dan Rusya’ya meydan okudu” dedi.
Çok haklı…
“M”HP Genel Başkanı olduğu 1997’den beri tam 21 senedir uzmanı olduğu “dış politika”da harikalar yaratan; “dış politika” sicilinde, Amerika’nın okyanus ötesinden tayin ettiği Kemal Derviş’i ortağı olduğu “57’inci Hükümete” sorgusuz sualsiz kabul etme dipnotu bulunan, hiç rahatsız olmadan onunla aynı masada oturup aynı kararların altına imza atan Bahçeli Amerikan Başkanı’na “yeni yetme ergen” dedi.
****
Hazır lâf açılmışken Bahçeli ile devam edelim.
Ve bir gece ansızın…O 21 senelik kıdemli politikacı; artık alıştığımız, alışkanlık haline getirdiği “seçim” kartını yine oynayıverdi.
Şapkasından “seçim” çıkardı.
Sakın son derece “ince” bir taktikle; 2002’de aynı çıkışla başlattığı süreçten rahatsızlık duyuyor olup da, bitirmek için aynı yolu deniyor olmasın?
Bahçeli bu… Hiç belli olmaz.
****
Yeri gelmişken “Ekmek için Ekmeleddin”i de hatırlayın lütfen…
2014 Cumhubaşkanlığı seçiminde “güya” CHP bulup, “M”HP’ye teklif olarak götürmüştü.
Muhterem, seçimi kaybedince kendisini icat eden CHP’ye değil, “M”HP’ye katılmış, ortalıktan kaybolmuş, sesi sedası hiç çıkmamıştı.
Bu seçimde kime oy vereceği sorulmuş.
“Parti disiplinine uymaktayım parti hangi tercihi yapıyorsa, ona ben katılıyorum” demiş.
Sıkıysa demesin…
2000 yılındaki seçimlerde Cumhurbaşkanı adayı olunca Sadi Somuncuoğlu’nun başına gelenleri hatırlamıştır.
****
“SURİYE, BİR CİHAN DEPREMİ” dizisinin ilk bölümü bu kadar… 20 Nisan 2018
İYİ Partinin 24 Haziran seçimlerine katılıp katılamayacağı konusundaki belirsizlik sürüyor. İHA’nın haberine göre; YSK Yetkilileri ise yasal bir düzenleme yapılmazsa İYİ Parti’nin 24 Haziran seçimlerine katılamayacağını dile getirdi.
Yüksek Seçim Kurulu, geçtiğimiz aylarda, seçim yeterliliğine sahip partiler listesinde de İYİ Partiye yer vermemişti. Başkanlık seçimlerinin 24 Hazirana alınmasıyla birlikte YSK, bu sefer durumu Yargıtaya sunacak.
YSK yetkilileri, yasal bir değişiklik yapılmaması durumunda, İYİ Parti’nin seçimlere altı ay kala belli orandaki ilçe kongrelerini tamamlamadığı gerekçesiyle 24 Haziran seçimlerine katılamayacağını dile getirdi. AK Parti nin, mağdur rolü oynamaması için İYİ Parti’nin seçimlere girmesinin önünün açılması konusunda gerekirse yasal değişiklik yapılarak 6 aylık sürenin 3 aya indirilmesi önerisinin MHP nezdinde karşılık bulmadığı öğrenildi.
MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin bu öneriye itiraz etmesi nedeniyle AK Parti’nin gündeme getirdiği bu formülden vazgeçtiği belirtiliyor. AK Parti Sözcüsü Mahir Ünal da İYİ Partinin seçime katılma yeterliliği ile ilgili tartışmalarını, “Biz her zaman demokrasinin tesisinden yana olduk, bu çerçevede seçime girmek için yasalarla belirlenmiş şartları taşıyan partilerin 24 Haziran’da seçmenin karşısına çıkmasından yanayız. Ama kendi eksikliklerini bize fatura etmeye kalkışmasınlar” şeklinde değerlendirdi.
GİB, e-faturaya kayıtlı şirketleri ilgilendiren taslak tebliğ yayımladı. e-faturaya kayıtlı olan mükellefler, 01 Ocak 2019 tarihine kadar e-arşiv fatura ve e-irsaliye’ye geçmek zorunda olacak. Taslak tebliğin Resmi Gazete’de yayımlanmasına kesin gözüyle bakılıyor.
Ard arda kamuoyu araştırmaları yapılıyor. Bugüne kadar seçim kararının alınmasından önce yapılan anketlerin ortalaması şunu gösteriyor:
AK Parti-MHP ittifakı % 50+ 1’i henüz bulamadı.
Muhalefetin toparlanamamış olması kararsız oylarını artırıyor.
Yapılacak bir seçimde seçimlerin sonucu bıçak sırtında görülüyor.
Seçimin kaderini şehir nüfusundaki gençlerin belirleyebileceği belirtiliyor.
Toparlayalım:
Muhalefet cephesi Cumhurbaşkanı adaylarını açıklamasından ve ortaya koyacakları programlarından sonra yapılacak kamuoyu araştırmaları daha önem kazanıyor. Özetleyecek olursak 24 Haziran pazar günü yapılacak olan seçimlerde sandıktan çıkmak öyle kolay olmayacaktır.
Bu arada “Cumhur ittifakı” içinde yer alan AK Parti*MHP’nin seçimde göstereceği başarı ekonominin ve dış politikadaki gidişe de bağlı olabilir.
Bu arada İYİ Parti’nin seçimlere katılıp katılmayacağı konusundaki belirsizlik sürüyor. Bu konuda verilecek kararın da seçimleri etkileyebileceği görülüyor.
MAK Danışmanlık, bugüne kadar yaptığı anket çalışmaları ile dikkatleri çekiyor. Danışmanlığını seçim kararı alınmadan önce yaptığı araştırmada ortaya çıkan tablo yayınlandı.
24 Haziran seçim sonuçları için yapılan anket çalışmaları da hız kazandı. Hükümet için de anketler yapan MAK Danışmanlık son anketini, erken seçim kararının alınmasından önce tamamladı. Ankete göre AK Parti ve MHP’nin kurduğu ittifakın oyları yüzde 48’lerde, seçimin ikinci tura kalma olasılığı yüksek görünüyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından erken seçimin açıklanmasından hemen önce tamamlanan son anket, “Cumhur İttifakı’nın yüzde 50+1’i bulamadığı sonucunu verdi.”
24 Haziran’da MAK Danışmanlık’ın anketine benzer sonuçlar çıkması durumunda, cumhurbaşkanı seçiminin ikinci tura kalma olasılığı yüksek görünüyor.
MAK Danışmanlık firması, Nisan ayında Türkiye’nin 81 ilinde Türkiye gündemindeki konular ve “bu pazar seçim olsa” partilerin oy oranının nasıl çıkacağına ilişkin geniş kapsamlı bir anket yaptı. Anket, Bahçeli’nin çıkışı ve ardından erken seçimin 24 Haziran’da yapılması kararının hemen öncesinde tamamlandı. MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat, en son anketi açıkladı:
“Bizim ölçümlerimiz, yaklaşık olarak geçen yılki referandumdaki oy oranlarına yakın sonuçlar veriyor. AKP-MHP ittifakı, şu anda yüzde 50+1’in altında, yüzde 48’ler düzeyinde. AKP, yüzde 41.5 düzeyinde. MHP ise yüzde 7’lerde görünüyor. İkisinin oy toplamı yüzde 50+1’i şu anda bulmuyor. Ancak bu anketi, erken seçim kararı alınmadan önce yaptığımız dikkate alınmalı. Erken seçim kararı ve takvimin bu kadar acil ve çok hızlandırılmış olması, oy dengelerini de etkileyebilir. Bizim bir önceki anketimize göre MHP’de 2 puanlık artış var. Daha önceki ankette yüzde 5’lerde ölçmüştük, şimdi yüzde 7’lerde görünüyor. Bu yüzde 2’lik artışı, ittifak yaptığı AKP’den aldığını gözlemliyoruz. Çünkü AKP oylarında da yüzde 2’lik düşüş ölçtük. İyi Parti’yi de daha önce yüzde 5’lerde ölçmüştük. Son yaptığımız ankette yükselişte. Yüzde 7’ler düzeyinde gözledik. Saadet Partisi’nde kamuoyunda bu partinin ilgi odağı olmasına paralel bir oy artışı görülüyor. Saadet’in oyu yüzde 3.5’lerde seyrediyor. CHP, yüzde 23- 25, HDP de yüzde 8-9 bandında. Erdoğan’ın kişisel olarak özel bir oyu olduğu zaten kabul ediliyor ve tüm anketlerde de görülüyor. Erdoğan, erken seçim kararı alırken de işi 2. tura bırakmak istemeyecektir. Ama bizdeki sonuçlara göre Erdoğan’ın ilk turda sonuca gidip gitmeyeceğini muhalefetin hareket tarzı belirleyecek. Burada lokomotif parti CHP. Ama henüz CHP’nin adayı belirsiz. Muhalefet, referandumdaki gibi iyi bir organizasyonla kampanya yürütemezse Erdoğan ilk turda sonuç alır. Muhalefet seçimi ikinci tura bırakacak bir organizasyon yürütemezse, ittifaklar konusunu sorunsuz halledemezse bu Erdoğan’ın elini rahatlatacaktır. Çünkü Erdoğan, SP’nin tabanından da oy almayı hedefleyecek bir seçim süreci yürütecektir. Saadet, Abdullah Gül’le görüşeceğini açıkladı. Gül’ün anketlerde belli bir desteği görülüyor. Ancak seçim sürecinin bu kadar kısaltılması, onun adaylığıyla ilgili çalışmaları da zora sokacaktır.”
AK Parti ve MHP ittifakının erken seçim kararı alacağını daha önce ilk açıklayan isim olan ANAR Araştırma Genel Müdürü İbrahim Uslu da yaptığı değerlendirmede “Son yaptığımız ankette AKP’nin, 1 Kasım 2015 seçiminden üç puan geride, yüzde 46-47 seviyesinde olduğu sonucu çıkmış. Aynı seçimde yüzde 11.9 oy alan MHP yüzde 7’ye, yüzde 25 oy alan CHP yüzde 22’ye gerilemiş görünüyor” diyor.
Uslu, kayıpların ağırlıklı olarak İYİ Parti’ye gittiğini söylüyor ancak rakam vermiyor. İYİ Parti’nin oyunu artırdığına dikkat çekiyor.
Son not:
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise son açıklamasında “Oylarımız şu anda % 20 görünüyor. Seçime kadar bu oran % 30’u bulur” diye konuşuyor.
1. AB Komisyonu Türkiye Raporunda Mülkiyet Haklarına da dkundu. Avrupa Komisyonu, üyelik konusundaki yeni raporunda hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü ve yargının bağımsızlığı konusunda ciddi gerilemelerle karşı karşıya olduğunu göstererek Türkiye’ye kötü referans verdi. (İ)
2. Erivan’da ve Ermenistan’daki diğer şehirlerde gerçekleşen sekizinci gün protestoları nedeniyle
AGİT Parlamenterler Meclisi İnsan Hakları Komitesi Başkanı Ignacio Sanchez Amor ( İspanya) taraflara yapıcı diyalog çağrısında bulundu. (İ)
3. AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Dairesi (ODIHR) Direktörü Ingibjörg Sólrún Gísladóttir, Ermenistan’daki yetkilileri, protesto gösterileri devam ederken, ülkedeki barışçıl toplanma özgürlüğü hakkını korumaya ve güvence altına almaya çağırdı. (İ)
4. Garo Paylan, Türk Hükümetini Ermeni <sözde> soykırımını tanımaya davet etti. (İ)
5. Los Angeles Belediye Meclisi’nin Ermeni Soykırımı’nın 103. yıldönümü anısına yapılan resmi anma törenine Paul Krekorian liderlik etti. (İ)
6. Ermeni <sözde> Soykırımı’ndan 103 yıl sonra, Kıbrıs Milletvekili Vartkes Mahdessian Cuma günü yaptığı açıklamada, 1915 yılında Ankara’nın uyguladığı “tükenme planını” tanımamasının Türkiye’nin baskısına boyun eğen uygar devletlerdir. (İ)
Yayımlanan Yorumum;
Orhan Tan – The Armenian Representative at the House Vartkes Mahdessian is not aware of neither history nor geography.He thinks Ankara was the capital in 1915!…Armenian Radio should be careful to select the news to put on the web site. He does not know how to count by stating 1,5 million Armenians were killed, tortured and forced to die!..
7. Ermeni <sözde> Soykırımı Müzesi–Enstitüsü’ nü 2017 yılında yaklaşık 100.000 kişi ziyaret etti. (İ)
(Not: Yalnız 10 Kasım 2017 günü Anıtkabiri 920 bin kişi ziyaret etti.., o. tan)
8. Ermenistan Devrimci Federasyonu Yüksek Temsil Heyeti “Diyalog için Platform” oluşturmak üzere siyasi kuvvetlere çağırıda bulundu. (İ)
9. Almanya’da Köln şehrindeki Hohenzollern Köprüsü başında yasadışı olarak dikilen Ermeni <sözde> soykırım anıtı kaldırıldı. (T)
http://avim.org.tr/tr/bulten/almanya-da-yasadısı-sozde-ermenı-soykırım-anıtı-kaldırıldı-1
İstiklal Madalyası sahibi Bahriyeli Şevki Ertürk’ün torunu,Deniz Subayı Asım Ertürk ün oğlu Türker Ertürk 1957 yılında Trabzon’da doğdu,ilköğrenimini İstanbul’da,orta öğrenimini ise Ankara ve Trabzon’da tamamladı.
1971’de Heybeliada’da bulunan Deniz Lisesi’ni,Deniz Harp Okulu’nu bitirmiş.
1979 yılında subay olarak donanma saflarına katılan Türker Ertürk,15 sene içinde üç harp gemisinin komutanlığını yaptı.
1996 – 1998 yılları arasında ise Alçıtepe Muhribinin komutanlığını yapmıştır.
Binbaşı;rütbesinde Deniz Kuvvetleri Milli Plan Subaylığı, Yarbay;rütbesinde Donanma Komutanlığı Eğitim ve Tatbikat Kısım Amirliği
Albay;rütbesinde ise Deniz Kuvvetleri Komuta Kontrol Daire Başkanlığı görevlerini yapmıştır.
1985 – 1987 yılları arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde görev yaptı.
1988 – 1990 yıllarında Deniz Harp Akademisi eğitimini aldı.
1992’de Silahlı Kuvvetler Akademisini bitirdi.
1999’da Roma’da bulunan NATO Savunma Koleji eğitimlerini tamamlamıştır.
2000 – 2003 yılları arasında Londra’da Silahlı Kuvvetler ve Deniz Askeri Ateşeliği görevi,
2003 – 2004 yılları arasında Eğitim Filotillası Komodorluğu
2004 – 2005 yılları arasında da Deniz Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı görevi,
30 Ağustos 2006 tarihinde Amirallik’e terfi eden Türker Ertürk, 2006 – 2008 yılları arasında Karadeniz Bölge Komutanlığı görevini yapmıştır.
Gazi Alemdar Müze Gemisi’nin yapılmasına öncülük etmiş ve lokomotif gücü olmuştur.
2008 – 2010 yılları arasında Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevini yaptı.
Türker Ertürk,Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı icra edilen psikolojik savaşta komutanlarının bu süreci iyi yönetemediğini ileri sürerek 9 Ağustos 2010 tarihindeTuğamiral Görevinden istifa etti
Türker Ertürk;2010’da “TSK içinde Gülen cemaatine bağlı imamların bulunduğunu” ve “bu imamların dışarıya bilgi sızdırdığını” ifade etmişti.
Daha sonra CHP’ye katılmış ve yaklaşık olarak beş yıl CHP içinde siyasi faaliyet yürütmüştür. Bu süre içinde Milletvekili aday adayı olmuş ve Trabzon İl Başkanlığı için yarışmıştır.
2014’de “kurucu ilkelerinden uzaklaştığı,Atatürk’e olan bağlılığını yitirdiği” gerekçesiyle CHP’den istifa etmiştir.
2014’de Anadolu Partisi’nin ikinci kurucu ismi olmuş fakat siyaseten anlaşmazlığa düştüğünden,
2015 Genel Seçimlerinden önce partiden istifa etti.
2016 da Azerbaycan tarafından Şeref Madalyası,2017 de Vatan Evladı Şeref Madalyası’yla ödüllendirilmiştir.
Halen siyasi çalışmalarını bağımsız olarak sürdürmektedir.
Türker Ertürk, askerlik mesleğinden ayrıldıktan sonra birçok televizyon ve radyo programına katılmış, makaleleri yayınlanmış, çok sayıda konferansa konuşmacı olarak katılmıştır.
Halen Türkiye, Avrupa ve Amerika’da yayın yapan 25’i aşkın dergi, gazete ve internet gazeteciliği yapan sitede köşe yazarlığı yapmakta ve konferanslar vermektedir.
Aktif bir sporcu olan Ertürk; tenis, yelken, sörf, kar ve su kayağı sporları yapmakta olup, kurbağa adam brövesine ve üç yıldız balıkadam dalıcı belgesine sahiptir.
Özden Ertürk ile evli olan Türker Ertürk,ün, Deniz Sinem Ertürk, İlhan ve Berrak Ertürk adlarında iki kız çocuğu vardır.
Geçmişi tertemiz,onurlu bir asker,birikimli,deneyimli,örnek bir eş ve baba olan Türker Ertürk;Türkiye Cumhuriyeti’ne en çok yakışan bir Cumhurbaşkanı olmaz mı sizce de…